Konusunu Oylayın.: Mü’mine kadının eşine ve çocuklarına karşı vazifeleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Mü’mine kadının eşine ve çocuklarına karşı vazifeleri
  1. 05.Mayıs.2012, 13:44
    1
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,074
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Mü’mine kadının eşine ve çocuklarına karşı vazifeleri






    Mü’mine kadının eşine ve çocuklarına karşı vazifeleri Mumsema MܒMİNE KADININ EŞİNE VE ÇOCUKLARINA KARŞI VAZİFELERİ

    İslam nizamı her alanda olduğu gibi, aile kurumu için de kaideler sunmuş, kadın ve erkeğin görev alanlarını belirleyerek aile içi kaosun oluşumunu engellemek için tedbir almıştır. Biz, kadınların kocalarına ve çocuklarına karşı olan görevleri ana başlıklarıyla vererek özetlemeye çalışacağız.

    Kadın evliliğe öncelikle bir eş olarak başladığı için, kocasının onun üzerindeki haklarından başlayıp, ikinci olarak da anneliğe değinelim:
    Müslüman Hanım Eş Seçiminde Dikkatli Davranır
    Dinine bağlı genç kız, eş adayının boyunu-posunu, maddi durumunu, soyunu değil; iman gücünü tartmalıdır. Çünkü “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat:56) ayeti celilesine binaen evliliği de kulluğun bir cüzü ve hizmete açılan yeni bir kapı olarak görmesi gerekir. Bu yüzden dindar bir eş seçmeli ki kulluk görevlerini ifa etmekten alıkoymasın. Bu hususta Ümmü Süleym’in Ebu Talha ile evlilik öncesi yaptığı görüşme zikre şayandır. Genç yaşta dul kalan Ümmü Süleym Müslüman olduğu için zaten eşi tarafından terkedilmişti. 10 yaşındaki oğlu Enes’i Hz. Muhammed (sav)’in hizmetine verdikten bir süre sonra Medine’nin en zengin gençlerinden olan Ebu Talha kendisiyle evlenmek istediğini söylemişti. Kimse onun bu teklife hayır diyeceğini düşünmüyordu. Ama o Ebu Talha’ya putlara tapmaya devam ettiği sürece onunla asla evlenemeyeceğini söylüyor ve onu İslam’a davet ediyordu. İlk zamanlar Ümmü Süleym’i vereceği bol mehirle ikna edeceğini zanneden Ebu Talha, onun bu kararlı tavrından etkilenmeye başladı ve Müslüman oldu. Ümmü Süleym de onun hidayetini mehir olarak kabul etti ve evlenmeye razı oldu.
    Şer Olanı Emretmedikçe Kocasına İtaat Eder
    Yolculuk ya da başka bir nedenle bir araya gelen üç kişinin bile içlerinden birini baş olarak seçmelerini isteyen dinimiz elbette ki aile efradından birini evin reisi olarak seçecektir. Bu kişi de erkektir. Yüce Rabbimiz “… O kadınlar (üzerinde erkeklerin) hakları olduğu gibi, (erkekler üzerinde de) kadınların hakları vardır. Erkeklerin ise onların üstünde bir derece üstünlükleri vardır…” (Bakara/228) diye buyuruyor. Dereceden anlaşılan aile reisliğidir. Bir hadis-i şeriflerinde de Efendimiz: “Kadın beş vakit namazını kılar, bir ay orucunu tutar, kocasına itaat edip namusunu korursa ona, cennetin hangi kapısından giriyorsan gir denir.” (İbn-i Mace, Tirmizi, Hakim) diyerek konunun önemine işaret etmişlerdir.
    Namusunu Muhafaza Eder, Evinin Kapılarını Eşinin İzni Dışındakilere Açmaz
    Müslüman kadın namus kalesidir. Zina gibi büyük bir günaha tevessül etmek şöyle dursun, kıyısından bile geçmez. Yani bakışlarını haramdan muhafaza eder, kendi mahremleri dışındakilere tesettürsüz görünmez, ihtilattan (yabancılarla karışık oturmak) şiddetle kaçınır. Ancak kocasına sergileyeceği güzellikten bakış ve sözle bile olsa başkasının istifade etmesine izin vermez. Ayrıca, kocasının razı olmadığını bile bile, kadın veya erkek hiç kimseyi evine alamaz. Bu hususta Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır: “....Yine bir kadının, izni olmaksızın kocasının evine bir kimsenin girmesi de caiz olmaz.” (Sahih-i Buhari)
    İzin Almaksızın Eşinin Kazancından Tasarrufta Bulunmaz
    Erkek, o günün yaşam standardı neyse, ona uygun olarak ailesinin ihtiyaçlarını karşılamakla mükelleftir. İmkânları elverdiği halde ailesine sıkıntı yaşatıyorsa, kadın bu hususta hakkını arayıp, izinsiz olarak ölçülü bir şekilde istimal edebilir. Ebu Süfyan’ın hanımı Hint Efendimize gelip, kocasının cimri olduğunu ve evin ihtiyaçlarını karşılamadığını söyleyince, O da (sav) şöyle buyurdu: “Kendin ve çocukların için aşırıya gitmeksizin al.” Bunun dışında infak için bile olsa eşinin kazancını kullanamaz. Ancak kendi mülkünü dilediği şekilde kullanabilir.
    Kocasının Sırlarını Açığa Vurmaz
    Müslüman kadın sadık ve ketumdur. Artık iki kişilik ayrı bir dünyası olduğunun ve bu dünyada başkasına yer olmadığının bilincinde olmalıdır. Peygamberimiz bu hususta ‘Allah katında değerce kıyamet gününde en düşük olanı, en şerlisi başbaşa kalan erkektir ki, o hanımına gider, hanımı ona gelir, birbirlerinden ihtiyaçlarını giderirler de, sonra ikisinden biri ötekinin sırrını yayar.”(Müslim-Ebu Davud) buyurarak, bu çirkin işten menetmiştir.
    Kocasını Haramdan Muhafaza Etmek İçin Bakımına İtina Gösterir
    Müslüman kadın ve erkekler, nefislerini haramdan uzak tutmak için evlenirler. Ama zamanla, özellikle kadınlar günlük işlerinin de artmasıyla kendine bakmayı ihmal eder ve bu, erkeği başka kadınlara meyletmeye kadar götürür. Hele ki çıplaklığın ve hayâsızlığın had safhaya ulaştığı asırda kadın için ciddi bir sorumluluktur. İmam Cafer-i Sadık, “Kadın bir kolyeyle dahi olsa süslenmelidir” sözüyle bu gerekliliği ifade etmiştir.
    Hayır İşleri ve Hizmet Noktasında Eşine Destek ve Teşvik Edici Olur
    Kur’an-ı Kerim’in bize ifade ettiğine göre hüsrana uğramayacak olanlar, ancak birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerdir (Asr suresi). Bu kural eşler arasında da gözetilmeli, hayırda yarışılmalıdır.
    Kadının aslî görevi olan ve belki ona en çok yakışan meslek olan anneliğe gelince, çocuğu yetiştirmeye gebelikle beraber başlamalı, evladı yetişkin bir fert olduğu zaman bile hayat tecrübesiyle ona yol verebilmeli ve tabii ki salih/salihe bir mü’min/mümine olarak yetiştirebilmelidir. Bu mevzu ansiklopedilerde yer alacak kadar geniş ve mühimdir. Birkaç başlık altında değinmek gerekirse:
    Bilinçli Bir Anne Çocuğunun Terbiyesine Daha Karnındayken Başlar
    Gebe olduğunu öğrenen anne adayı, her zamankinden daha hassas davranmak, çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişimini tamamlaması için gerekeni yapmakla mükelleftir. Bebeğin anne karnında duyup-yaşadıklarından etkilendiği ve kişiliğine tesir ettiği artık herkesin malumu. Bu cihette, konuştuğu ve dinlediği şeylere daha da özen gösterir. Her daim abdestli olmaya çalışır. Çok zikredip, sık sık Kur’an-ı Kerim dinler ki, bebeğin ilk işittiği sözler Allah(azze ve celle)’ın isimleri ve kelamı olsun.
    (Beyza Kutulman)


  2. 05.Mayıs.2012, 13:44
    1
    Administrator



    MܒMİNE KADININ EŞİNE VE ÇOCUKLARINA KARŞI VAZİFELERİ

    İslam nizamı her alanda olduğu gibi, aile kurumu için de kaideler sunmuş, kadın ve erkeğin görev alanlarını belirleyerek aile içi kaosun oluşumunu engellemek için tedbir almıştır. Biz, kadınların kocalarına ve çocuklarına karşı olan görevleri ana başlıklarıyla vererek özetlemeye çalışacağız.

    Kadın evliliğe öncelikle bir eş olarak başladığı için, kocasının onun üzerindeki haklarından başlayıp, ikinci olarak da anneliğe değinelim:
    Müslüman Hanım Eş Seçiminde Dikkatli Davranır
    Dinine bağlı genç kız, eş adayının boyunu-posunu, maddi durumunu, soyunu değil; iman gücünü tartmalıdır. Çünkü “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat:56) ayeti celilesine binaen evliliği de kulluğun bir cüzü ve hizmete açılan yeni bir kapı olarak görmesi gerekir. Bu yüzden dindar bir eş seçmeli ki kulluk görevlerini ifa etmekten alıkoymasın. Bu hususta Ümmü Süleym’in Ebu Talha ile evlilik öncesi yaptığı görüşme zikre şayandır. Genç yaşta dul kalan Ümmü Süleym Müslüman olduğu için zaten eşi tarafından terkedilmişti. 10 yaşındaki oğlu Enes’i Hz. Muhammed (sav)’in hizmetine verdikten bir süre sonra Medine’nin en zengin gençlerinden olan Ebu Talha kendisiyle evlenmek istediğini söylemişti. Kimse onun bu teklife hayır diyeceğini düşünmüyordu. Ama o Ebu Talha’ya putlara tapmaya devam ettiği sürece onunla asla evlenemeyeceğini söylüyor ve onu İslam’a davet ediyordu. İlk zamanlar Ümmü Süleym’i vereceği bol mehirle ikna edeceğini zanneden Ebu Talha, onun bu kararlı tavrından etkilenmeye başladı ve Müslüman oldu. Ümmü Süleym de onun hidayetini mehir olarak kabul etti ve evlenmeye razı oldu.
    Şer Olanı Emretmedikçe Kocasına İtaat Eder
    Yolculuk ya da başka bir nedenle bir araya gelen üç kişinin bile içlerinden birini baş olarak seçmelerini isteyen dinimiz elbette ki aile efradından birini evin reisi olarak seçecektir. Bu kişi de erkektir. Yüce Rabbimiz “… O kadınlar (üzerinde erkeklerin) hakları olduğu gibi, (erkekler üzerinde de) kadınların hakları vardır. Erkeklerin ise onların üstünde bir derece üstünlükleri vardır…” (Bakara/228) diye buyuruyor. Dereceden anlaşılan aile reisliğidir. Bir hadis-i şeriflerinde de Efendimiz: “Kadın beş vakit namazını kılar, bir ay orucunu tutar, kocasına itaat edip namusunu korursa ona, cennetin hangi kapısından giriyorsan gir denir.” (İbn-i Mace, Tirmizi, Hakim) diyerek konunun önemine işaret etmişlerdir.
    Namusunu Muhafaza Eder, Evinin Kapılarını Eşinin İzni Dışındakilere Açmaz
    Müslüman kadın namus kalesidir. Zina gibi büyük bir günaha tevessül etmek şöyle dursun, kıyısından bile geçmez. Yani bakışlarını haramdan muhafaza eder, kendi mahremleri dışındakilere tesettürsüz görünmez, ihtilattan (yabancılarla karışık oturmak) şiddetle kaçınır. Ancak kocasına sergileyeceği güzellikten bakış ve sözle bile olsa başkasının istifade etmesine izin vermez. Ayrıca, kocasının razı olmadığını bile bile, kadın veya erkek hiç kimseyi evine alamaz. Bu hususta Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır: “....Yine bir kadının, izni olmaksızın kocasının evine bir kimsenin girmesi de caiz olmaz.” (Sahih-i Buhari)
    İzin Almaksızın Eşinin Kazancından Tasarrufta Bulunmaz
    Erkek, o günün yaşam standardı neyse, ona uygun olarak ailesinin ihtiyaçlarını karşılamakla mükelleftir. İmkânları elverdiği halde ailesine sıkıntı yaşatıyorsa, kadın bu hususta hakkını arayıp, izinsiz olarak ölçülü bir şekilde istimal edebilir. Ebu Süfyan’ın hanımı Hint Efendimize gelip, kocasının cimri olduğunu ve evin ihtiyaçlarını karşılamadığını söyleyince, O da (sav) şöyle buyurdu: “Kendin ve çocukların için aşırıya gitmeksizin al.” Bunun dışında infak için bile olsa eşinin kazancını kullanamaz. Ancak kendi mülkünü dilediği şekilde kullanabilir.
    Kocasının Sırlarını Açığa Vurmaz
    Müslüman kadın sadık ve ketumdur. Artık iki kişilik ayrı bir dünyası olduğunun ve bu dünyada başkasına yer olmadığının bilincinde olmalıdır. Peygamberimiz bu hususta ‘Allah katında değerce kıyamet gününde en düşük olanı, en şerlisi başbaşa kalan erkektir ki, o hanımına gider, hanımı ona gelir, birbirlerinden ihtiyaçlarını giderirler de, sonra ikisinden biri ötekinin sırrını yayar.”(Müslim-Ebu Davud) buyurarak, bu çirkin işten menetmiştir.
    Kocasını Haramdan Muhafaza Etmek İçin Bakımına İtina Gösterir
    Müslüman kadın ve erkekler, nefislerini haramdan uzak tutmak için evlenirler. Ama zamanla, özellikle kadınlar günlük işlerinin de artmasıyla kendine bakmayı ihmal eder ve bu, erkeği başka kadınlara meyletmeye kadar götürür. Hele ki çıplaklığın ve hayâsızlığın had safhaya ulaştığı asırda kadın için ciddi bir sorumluluktur. İmam Cafer-i Sadık, “Kadın bir kolyeyle dahi olsa süslenmelidir” sözüyle bu gerekliliği ifade etmiştir.
    Hayır İşleri ve Hizmet Noktasında Eşine Destek ve Teşvik Edici Olur
    Kur’an-ı Kerim’in bize ifade ettiğine göre hüsrana uğramayacak olanlar, ancak birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerdir (Asr suresi). Bu kural eşler arasında da gözetilmeli, hayırda yarışılmalıdır.
    Kadının aslî görevi olan ve belki ona en çok yakışan meslek olan anneliğe gelince, çocuğu yetiştirmeye gebelikle beraber başlamalı, evladı yetişkin bir fert olduğu zaman bile hayat tecrübesiyle ona yol verebilmeli ve tabii ki salih/salihe bir mü’min/mümine olarak yetiştirebilmelidir. Bu mevzu ansiklopedilerde yer alacak kadar geniş ve mühimdir. Birkaç başlık altında değinmek gerekirse:
    Bilinçli Bir Anne Çocuğunun Terbiyesine Daha Karnındayken Başlar
    Gebe olduğunu öğrenen anne adayı, her zamankinden daha hassas davranmak, çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişimini tamamlaması için gerekeni yapmakla mükelleftir. Bebeğin anne karnında duyup-yaşadıklarından etkilendiği ve kişiliğine tesir ettiği artık herkesin malumu. Bu cihette, konuştuğu ve dinlediği şeylere daha da özen gösterir. Her daim abdestli olmaya çalışır. Çok zikredip, sık sık Kur’an-ı Kerim dinler ki, bebeğin ilk işittiği sözler Allah(azze ve celle)’ın isimleri ve kelamı olsun.
    (Beyza Kutulman)


    Benzer Konular

    - Eşine karşı nasıl davranması gerektiğini bilmeyen kadının şikâyete hakkı var mı?

    - İslam'da Kadının Kocasına, Kocanın Eşine Karşı Sorumlulukları?

    - Kadının eşine karşı sorumlulukları nelerdir.

    - Erkeğin Eşine karşı vazifeleri nelerdir?

    - İslamda erkeğin eşine karşı vazifeleri


+ Yorum Gönder