Konusunu Oylayın.: Zikir anmak, hatırlamak, yâd etmek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Zikir anmak, hatırlamak, yâd etmek
  1. 12.Mart.2007, 18:50
    1
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,071
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Zikir anmak, hatırlamak, yâd etmek






    Zikir anmak, hatırlamak, yâd etmek Mumsema ZİKİR


    Zikir, sözlükte anmak, hatırlamak, yâd etmek demektir. Bir tasavvuf terimi olarak Allah’ı anmak ve hatırlamak, O’nu unutmamak (nisyan) ve gaflet halinde olmamak; Allah ismi şerifini (lafza-i celâl zikri) veya Lâilâheillallah (kelime-i tevhid zikri) cümlesini söylemek ve tekrarlamak demektir.

    Zikir kelimesi, tarikat ehli kimselerin ferdî olarak belli bir esmayı belli zamanlarda, belli sayıda ve bir edeb dâhilinde her gün düzenli bir şekilde söylemeleri; yine tarikat ehli kimselerin ve sûfî cemaatlerinin bir yerde toplanıp mürşid veya halifesi gözetiminde Allah, Hû, Hay gibi esmaları belli bir hareket ve düzen içinde tekrarlamaları anlamında da kullanılır. Toplu olarak icra edilen bu tür zikirlere semâ, tarikat ayini, hadra ve deverân gibi isimler de verilmektedir.

    Toplu zikirlerde söylenen esmaların ve yapılan hareketlerin ritmik ve ahenkli olması gerekmektedir. Bir halka oluşturmak suretiyle ahenkli hareketlerle oturarak yapılan zikre kâiden zikir; ayakta yapılan zikre kâimen zikir veya deveran tabiri kullanılmıştır. Yesevîlikte hançereden testere sesi gibi bir ses çıkarılarak yapılan zikre ise, zikr-i erre veya zikr-i minşârî (testere zikri) denilmiştir.(1)

    Zikir, sevgiliye karşı duyulan sevginin alameti ve eseridir. Çünkü bir şeyi seven onu çok anar. Zikir esnasında zikreden, zikredilenden başka her şeyden geçer. Yani zâkir, zikirde mezkûrdan (Allah) başka her şeyi unutur. Zinnûn-i Mısrî şöyle der: “Hakiki manada Allah’ı zikreden bir zâkir, O’nun zikri yanında her şeyi unutur. Allah Teâlâ da onu her şeyden muhafaza eder.”(2)

    İçtimaî hayatı çekilmez hale getiren amil, insanların mâsivâya karşı olan meyilleridir. Zikre duyulan ihtiyaç sayesinde sûfînin kalbinde yer alan bir takım dünyevi ihtiraslar kaybolur ve yerini Allah sevgisine terk eder. Samimiyetten uzak, çeşitli menfaatler hayal edilip yapılan veya bir alışkanlık haline getirilen zikrin, ahlâk edinilmedikçe kişiye bir fayda sağlayamayacağı da aşikârdır.(3)

    Kur’ân’da 254 yerde geçen zikir lafzı, mutasavvıflar tarafından genel olarak Allah’ı, özel olarak da Elest Bezmi’nde O’na verilen sözü hatırlamak şeklinde anlaşılır. Zikir, Elest Bezmi’nde hatırlamak, semâ da Elest Bezmi’nde Allah’ın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(el-A’`râf, 7/172) hitabını duymak manasınadır denilmiştir.

    Allah’ı unutmamak ya da O’nu isim ve sıfatlarıyla anmak konusunda pek çok âyet ve hadisler mevcuttur.

    Zikir İle İlgi Âyet-i Kerimeler

    Zikir kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de lügat anlamlarına uygun olarak Allah’ı anmak, daima hatırlayıp unutmamak manalarına kullanıldığı gibi namaz, Kur’an anlamlarında da kullanılmıştır.

    1. Kur’an anlamina: “Kur’ân'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.”(el-Hicr, 15/9)

    2. Cuma namazı anlamina: “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.”(el-Cum’a, 62/9)

    3. İlim anlamina: “Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlerden sorunuz.”(el-Enbiyâ, 21/7)

    4. Bizzat zikir anlamina:“Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzere Allah’ı anarlar.”(Âl-i İmrân, 3/191)

    “Namaz kıldıktan sonra Allah’ı ayakta, oturarak, yanlarınız üzere anın.”(en-Nisâ, 4/103)

    “Ey Mü’minler! Allah’ı çok çok anın.”(el-Ahzâb, 33/41)

    “Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.”(el-Cum’a, 62/10)

    “Kalpler ancak Allah’ın zikri ile tatmin olur.”(er-Râ’d, 13/28)

    “Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlar yok mu? Cenâb-ı Hak’tan onlara mağfiret ve büyük ecir hazırlanmıştır.”(el-Ahzâb, 33/35)

    “Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.”(en-Nisâ, 4/142)

    “Hacc ibadetlerinizi bitirince (Müzdelife’de) babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın.”(el-Bakara, 2/200)

    Zikir İle İlgi Hadisi Şerifler:

    Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Amellerinizin en hayırlısı; Melikiniz (Rabbiniz) katında en temizi; derecenizi en çok yükselteni; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla boğaz boğaza mücadele ederek sizin düşmanı, düşmanın sizi öldürmesinden (şehit ve gazi olmaktan) daha faziletli olanı nedir, size haber vereyim mi?” Ashab: “Evet ey Allah’ın Rasûlü!” dediler. Rasûlullah (s.a.v.); “Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu.(İbn-i Mâce, Edeb 53)

    Rasûlullah (s.a.v.); “Müferridler (Allah’a yakınlık konusunda) ilerlediler.” buyurdu. “Müferrid olanlar kimlerdir, ey Allah’ın Rasûlü?” sorusuna, “Allah’ı çok zikreden kadınlar ve erkeklerdir.” cevabını verdi.(4)

    “Gafiller içinde Allah’ı anan kişi, harpten kaçanlar arasında cihada devam eden gibidir.”(Tirmizi; Ahmed b. Hanbel)

    Rasûlullah (s.a.v.), “Ya Rasûlallah, en faziletli amel hangisidir?” diye sorulduğunda; “Dilin, zikr-i ilâhî ile meşgul iken ölmendir.” buyurmuşlardır.(Et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/395)

    “Kulum Beni andığında ve dudaklarını Benim için kıpırdattığında Ben onunla beraberim.”(Buhârî)

    “Âdemoğlu Allah’ın zikrinden daha kolay kendisini Allah’ın azabından kurtaracak bir amel işlemiş değildir.”(Tirmizî)

    “Cenâb-ı Hakk’ı çok zikir ve tesbih ederek o derece mest olun ve kendinizden geçin ki; sizi gören münafıklar deli olmuş mecnun zannetsinler.”(Müsned)

    “Onlar öyle adamlardır ki; onlarla düşüp kalkanlar bile şakî olmazlar, mesûd olurlar.”(Buhârî)

    “Cennet bahçelerine (Allah’ı zikir için teşkil edilen halkalara) uğradığınızda nimetlerinden yiyiniz.”(Tirmizî, Daavât 82)

    “Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar oturup Allah’ı zikretmem, benim için dört köle azat etmekten daha hayırlıdır.”(Ebû Dâvût, İlim 11)

    Zikrin Çeşitleri

    Zikir, tasavvuf erbabı tarafından âyet ve hadislerin ışığında sâlikin seyr-i sülûkunu gerçekleştirirken olmazsa olmaz bir şart kabul edilmiş;(5) açık ve gizli olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bunlardan hangisi benimsenirse benimsensin, her amelde olduğu gibi bu ibadette de ihlâs şartı aranmıştır.

    1. Cehrî (açık) zikir: Yüksek sesle veya çevrede bulunanların işitebilecekleri bir şekilde sesli olarak yapılan zikirdir. Bu tür zikri esas alan tarikatlara cehrî tarikatlar denilir.

    2. Hafî (gizli) zikir: Zikredenin sadece kendinin işitebileceği bir şekilde alçak sesle yaptığı zikirdir. Bu zikri esas alan tarikatlara ise hafî tarikatlar denilir. Nakşibendîler ve melâmet ehli kimseler hafî zikri; Kâdirîler ve Rufâîler ise cehrî zikri tercih etmişlerdir.

    İmam Nevevî, konu ile ilgili fetvasında cehrî zikrin bir mahzur olmadığı takdirde meşrû ve mendub olduğunu söyler. Şâfiî mezhebine göre ise cehrî zikir, hafî zikirden daha faziletli kabul edilmiştir. Şayet bir kimse, riya endişesi duyar ve bundan dolayı tereddüde düşerse, hafî zikir onun için faydalıdır. Yalnız kaldığında ise cehrî zikri tercih etmesi tavsiye edilmiştir. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ve Rabbini sabah akşam tevazu içinde yalvararak ve korkarak ve de sesini yükseltmeden an. Sakın gafillerden olma.”(el-A`’râf, 7/205)

    Zikrin Yapılış Şekilleri

    Zikir, mutlak ve mukayyed olmak üzere iki kısımda icra edilir. Mukayyed zikir, namazdan sonra yapılan tesbih, tahmid ve tekbirler, yemekten sonra, yatarken vs. yapılan dua, istiğfar ve ezkârdır. Mutlak zikir ise, zaman ve mekânla alakalı değildir. Mü’min her halükarda Rabbini anmalı, O’nu dilinden düşürmemelidir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de; “Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.”(Âl-i İmrân, 3/41) buyrulmuştur.

    Binaenaleyh, unutmaktan ve gafletten kurtulma manalarına gelen zikri, Herevî Menâzilü’s-Sâirîn’de üç dereceye ayırmıştır:

    1. Dil ile yapılan zikir: Belli esma ve ibarelerin telaffuz edilmesi suretiyle olan zikirdir.

    2. Kalp ile zikir: Zikredileni kalbin düşünmesi, zikredilenin kalpte hazır olması veya kalbin zikredilenin huzurunda bulunması suretiyle olur.(6) Denilmiştir ki, “Zikir kalbe iyice yerleşirse, tıpkı şeytana yaklaşan insanın çarpılması gibi, o kalbe yaklaşan şeytan da çarpılır ve sar’aya yakalanır. Bunu gören öbür şeytanlar toplanırlar ve ‘Buna ne oldu derler?’ ‘Ona insan dokundu.’ denilir.”(7)

    3. Hakiki zikir: Nefis dâhil, ağyarı nefyederek yapılan zikirdir ki bu mertebede zâkir, mezkûr ve zikir birleşmiş durumdadır. Başka bir ifade ile hakiki zikir, Hakk Teâlâ’nın kulu ezelde zikreylemesini müşahede ederek, kendi zikrini görmekten kurtulmasıdır.(8) Bu da Allah’ın seni andığını görmen, kendi zikrini unutup Allah’ı bekasıyla zikretmendir.

    Öyleyse kul, kalbin daimi zikri mertebesine lisan zikri ile vasıl olur. Kul, hem dil, hem de kalple zikir halinde iken sülûkunda kemal vasfına ancak bu şekilde ulaşabilmektedir. Seyr-i sülûkun en önemli esaslarından biri zikirdir ve salikin gıdası durumundadır. Bu gıda ile beslenmeyen salikin manen sıhhat bulması düşünülemez. Bu dünyada Hakk’ı anmayanın, öteki âlemde hatırlanıp tanınmayacağı tabiidir. Bu sebeple salik, sıhhate kavuşmak için lisanî zikirle yetinmeyip, kalbî ve hakiki zikirle Allah’ı zikretmeli, gafletten uzaklaşmalıdır.(9)
    Denilmiştir ki, Allah Teâlâ’yı kalp ile zikretmek müridlerin kılıcıdır (seyfu’l-müridîn). Onlar, düşmanlara karşı bu kılıçla savaşırlar, kendilerine gelen afet ve musibetleri bununla defederler. Bela ve musibet yaklaştığı zaman, kul kalbi ile Allah Teâlâ’ya sığınırsa, hoşlanmadığı her şeyi derhal kendinden savmış olur, kendisine gelen afet, yolunu değiştirir.(10)

    Şurası bir gerçektir ki, zikrin en belirgin özelliklerinden biri, belli bir vaktinin olmayışıdır. Bütün vakitlerde kul, Allah’ı zikretmekle memurdur. Farz veya nafile olarak zikrin yapılmadığı bir zaman bulunmamaktadır. Namaz bütün ibadetlerin en şereflisi iken bazı vakitlerde kılınması caiz değildir. Hâlbuki kalp ile zikre her vakit devam edilebilir. Nitekim Allah Teâlâ; “Onlar ki ayakta, otururken ve yanları üzere Allah’ı zikrederler”(Âl-i İmrân, 3/191) “Namaz kıldıktan sonra Allah’ı ayakta, oturarak, yatarken anın.”(en-Nisâ, 4/103) buyurmaktadır.

    Allah’ı zikretmenin tefekkürden daha faziletli olduğu konusunda Ebû Abdurrahman, Ebû Ali Dekkak’a; “Zikir mi, yoksa fikir mi daha mükemmeldir?” diye sormuş; Dekkak’ın, “Şeyhin bu konudaki görüşü nedir?” şeklinde karşılık vermesi üzerine Ebû Abdurrahman şunları söylemiştir: “Bana göre zikir, fikirden (tefekkür) daha mükemmeldir. Çünkü zikir Hakk Teâlâ’nın vasfıdır. (Allah zikretti denilir.) Fikir O’nun vasfı değildir. (Allah düşündü denilmez.) Allah Teâlâ’nın vasfı olan bir şey, insanlara mahsus olan bir şeyden daha mükemmeldir.”

    Zikrin özelliklerinden bir diğeri de zikre, zikirle mukabele edilmiş olmasıdır. Allah Teâlâ; “Beni zikredin ki, Ben de sizi anayım.”(el-Bakara, 2/152) buyurmuştur.
    Bir hadîs-i şerifte ise Cebrâil (a.s.)’ın Rasûlullah (s.a.v.)’e geldiği ve şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allah Teâlâ buyuruyor ki: Hiçbir ümmete vermediğimi senin ümmetine ihsan ettim.” Rasûlullah, “O nedir Ya Cebrâil?” diye sordu. Cebrâil: “Allah Teâlâ’nın; ‘Beni zikredin ki, Ben de sizi anayım’ buyurmuş olmasıdır. Allah diğer ümmetlerden hiçbirine bu şekilde hitap etmemiştir.” diye cevap verdi.(11)
    Allah’ı çokça anmanın bereketi hakkında Ebû Süleyman Dârânî şöyle demiştir: “Cennet’te bir ova vardır ki, kul Allah’ı zikre başladığı zaman melekler bu sahaya ağaç dikmeye başlarlar. Bazen meleklerden biri bu işe ara verir. ‘Neden duruyorsun?’ denildiğinde: ‘N----- ağaç diktiğim şahıs zikre ara verdi de ondan.’ diye cevap verir.

    Hasan Basrî, manevi zevklerin üç şeyde aranması gerektiğini söylerken bunlar arasında zikri de sayar ve şöyle der: “Manevî zevki (halâveti) şu üç şeyde arayınız. Namaz, zikir ve Kur’an okuma. Eğer buralarda halâveti bulursanız ne âlâ. Bulamazsanız biliniz ki, zevkle amel etme kapısı kalbin katılığı sebebiyle size kapalıdır.”(12)

    Zikrin Faydaları

    Zikrin faydaları sayılmayacak kadar çoktur. Bunlardan bazıları şunlardır:

    1. Zikir, şeytanı kişinin yanından uzaklaştırır ve Allah Teâlâ’nın hoşnutluğunu kazandırır.

    2. Kalpten gam ve tasayı giderir.

    3. Kalbe ferah, sevinç ve rahatlık verir.

    4. Kalbi ve yüzü nurlandırır.

    5. Bedeni ve kalbi güçlendirir.

    6. Dinin ruhu olan sevgi ve muhabbeti temin eder.

    7. İhlâs kapısının açılmasına vesile olur.

    8. Allah’a kurbiyeti sağlar, mârifet kapılarından en büyüğü o sayede açılır.

    9. Zikir, kalbin hayatiyeti için balığın suya duyduğu ihtiyaç gibidir.

    10. Kalbi cilalandırır.

    11. Zikir, hataları önler, hatta giderir, yok eder.

    12. Allah’ı zikreden kimse, Allah’a yaklaşır, hatta O’nunla beraber olur.

    13. Zikir, kalbin şifa ve ilacı, gaflet ise marazıdır.

    14. Zikir, Cehennem ile kul arasında bir duvardır.

    15. Zikir, dilin gıybet, yalan vs. gibi batıl ve haram şeylerle meşguliyetini önler.
    Allah’ı anmanın insana sağladığı yarar ve faydaların yanında, bundan uzaklaşmanın da bir takım cezaları gerektirdiği muhakkaktır. Nitekim Allah Teâlâ: “Kim beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.”(Tâhâ, 20/124) buyurmaktadır.
    Bu konuda Sehl b. Abdullah Tüsterî (rh.a.) şöyle demiştir: “Rab Teâlâ’yı unutmaktan (ki buna nisyan denir) ve O’nu zikretmemekten daha büyük bir günah bilmiyorum.”(13)

    Biz de Hz. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in şu mübarek sözleriyle konumuza son verelim: “Allah’ım! Sen’i zikredebilmek, Sana şükredebilmek ve Sana güzel ibadet yapabilmek hususunda bizlere yardım et! Bizlere Receb ve Şaban’ı mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır! Âmin!

    Kaynakça:
    1. ULUDAĞ Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yay., İst. 1996, 229.
    2. Kuşeyrî, Risâle, Trc. Süleyman Uludağ, Dergâh Yay., 368.
    3. ERAYDIN Selçuk, Tasavvuf ve Tarikatlar, İFAV, 127.
    4. Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II, 3; Müferrid: İnzivaya çekilerek sadece Allah’ı zikreden, başkasını aklına bile getirmeyen kişi demektir. Bkz. Kelâbâzî, Taarruf, Trc. Süleyman Uludağ, Dergah Yay., 154.
    5. İmam Kuşeyrî’ye göre zikir, Hakk Teâlâ’ya giden yolda kuvvetli bir esastır. Hatta bu yolda temel şart zikirdir. Devamlı zikir müstesna başka bir şekilde hiç kimse Allah’a ulaşamaz. Bkz. Kuşeyrî, a.g.e., 367.
    6. ULUDAĞ Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yay., İst. 1996, 229.
    7. Kuşeyrî, a.g.e., 372.
    8. Ankaravî, Minhâcü’l-Fukarâ, 206.
    9. YETİK Erhan, İsmail-i Ankaravî Hayatı Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri, İşaret Yay., 212.
    10. Kuşeyrî, a.g.e., 368.
    11. Kuşeyrî, a.g.e., 370.
    12. Kuşeyrî, a.g.e., 371.
    13. Kuşeyrî, a.g.e., 372.


  2. 12.Mart.2007, 18:50
    1
    Administrator



    ZİKİR


    Zikir, sözlükte anmak, hatırlamak, yâd etmek demektir. Bir tasavvuf terimi olarak Allah’ı anmak ve hatırlamak, O’nu unutmamak (nisyan) ve gaflet halinde olmamak; Allah ismi şerifini (lafza-i celâl zikri) veya Lâilâheillallah (kelime-i tevhid zikri) cümlesini söylemek ve tekrarlamak demektir.

    Zikir kelimesi, tarikat ehli kimselerin ferdî olarak belli bir esmayı belli zamanlarda, belli sayıda ve bir edeb dâhilinde her gün düzenli bir şekilde söylemeleri; yine tarikat ehli kimselerin ve sûfî cemaatlerinin bir yerde toplanıp mürşid veya halifesi gözetiminde Allah, Hû, Hay gibi esmaları belli bir hareket ve düzen içinde tekrarlamaları anlamında da kullanılır. Toplu olarak icra edilen bu tür zikirlere semâ, tarikat ayini, hadra ve deverân gibi isimler de verilmektedir.

    Toplu zikirlerde söylenen esmaların ve yapılan hareketlerin ritmik ve ahenkli olması gerekmektedir. Bir halka oluşturmak suretiyle ahenkli hareketlerle oturarak yapılan zikre kâiden zikir; ayakta yapılan zikre kâimen zikir veya deveran tabiri kullanılmıştır. Yesevîlikte hançereden testere sesi gibi bir ses çıkarılarak yapılan zikre ise, zikr-i erre veya zikr-i minşârî (testere zikri) denilmiştir.(1)

    Zikir, sevgiliye karşı duyulan sevginin alameti ve eseridir. Çünkü bir şeyi seven onu çok anar. Zikir esnasında zikreden, zikredilenden başka her şeyden geçer. Yani zâkir, zikirde mezkûrdan (Allah) başka her şeyi unutur. Zinnûn-i Mısrî şöyle der: “Hakiki manada Allah’ı zikreden bir zâkir, O’nun zikri yanında her şeyi unutur. Allah Teâlâ da onu her şeyden muhafaza eder.”(2)

    İçtimaî hayatı çekilmez hale getiren amil, insanların mâsivâya karşı olan meyilleridir. Zikre duyulan ihtiyaç sayesinde sûfînin kalbinde yer alan bir takım dünyevi ihtiraslar kaybolur ve yerini Allah sevgisine terk eder. Samimiyetten uzak, çeşitli menfaatler hayal edilip yapılan veya bir alışkanlık haline getirilen zikrin, ahlâk edinilmedikçe kişiye bir fayda sağlayamayacağı da aşikârdır.(3)

    Kur’ân’da 254 yerde geçen zikir lafzı, mutasavvıflar tarafından genel olarak Allah’ı, özel olarak da Elest Bezmi’nde O’na verilen sözü hatırlamak şeklinde anlaşılır. Zikir, Elest Bezmi’nde hatırlamak, semâ da Elest Bezmi’nde Allah’ın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(el-A’`râf, 7/172) hitabını duymak manasınadır denilmiştir.

    Allah’ı unutmamak ya da O’nu isim ve sıfatlarıyla anmak konusunda pek çok âyet ve hadisler mevcuttur.

    Zikir İle İlgi Âyet-i Kerimeler

    Zikir kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de lügat anlamlarına uygun olarak Allah’ı anmak, daima hatırlayıp unutmamak manalarına kullanıldığı gibi namaz, Kur’an anlamlarında da kullanılmıştır.

    1. Kur’an anlamina: “Kur’ân'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.”(el-Hicr, 15/9)

    2. Cuma namazı anlamina: “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.”(el-Cum’a, 62/9)

    3. İlim anlamina: “Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlerden sorunuz.”(el-Enbiyâ, 21/7)

    4. Bizzat zikir anlamina:“Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzere Allah’ı anarlar.”(Âl-i İmrân, 3/191)

    “Namaz kıldıktan sonra Allah’ı ayakta, oturarak, yanlarınız üzere anın.”(en-Nisâ, 4/103)

    “Ey Mü’minler! Allah’ı çok çok anın.”(el-Ahzâb, 33/41)

    “Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.”(el-Cum’a, 62/10)

    “Kalpler ancak Allah’ın zikri ile tatmin olur.”(er-Râ’d, 13/28)

    “Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlar yok mu? Cenâb-ı Hak’tan onlara mağfiret ve büyük ecir hazırlanmıştır.”(el-Ahzâb, 33/35)

    “Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.”(en-Nisâ, 4/142)

    “Hacc ibadetlerinizi bitirince (Müzdelife’de) babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın.”(el-Bakara, 2/200)

    Zikir İle İlgi Hadisi Şerifler:

    Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Amellerinizin en hayırlısı; Melikiniz (Rabbiniz) katında en temizi; derecenizi en çok yükselteni; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla boğaz boğaza mücadele ederek sizin düşmanı, düşmanın sizi öldürmesinden (şehit ve gazi olmaktan) daha faziletli olanı nedir, size haber vereyim mi?” Ashab: “Evet ey Allah’ın Rasûlü!” dediler. Rasûlullah (s.a.v.); “Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu.(İbn-i Mâce, Edeb 53)

    Rasûlullah (s.a.v.); “Müferridler (Allah’a yakınlık konusunda) ilerlediler.” buyurdu. “Müferrid olanlar kimlerdir, ey Allah’ın Rasûlü?” sorusuna, “Allah’ı çok zikreden kadınlar ve erkeklerdir.” cevabını verdi.(4)

    “Gafiller içinde Allah’ı anan kişi, harpten kaçanlar arasında cihada devam eden gibidir.”(Tirmizi; Ahmed b. Hanbel)

    Rasûlullah (s.a.v.), “Ya Rasûlallah, en faziletli amel hangisidir?” diye sorulduğunda; “Dilin, zikr-i ilâhî ile meşgul iken ölmendir.” buyurmuşlardır.(Et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/395)

    “Kulum Beni andığında ve dudaklarını Benim için kıpırdattığında Ben onunla beraberim.”(Buhârî)

    “Âdemoğlu Allah’ın zikrinden daha kolay kendisini Allah’ın azabından kurtaracak bir amel işlemiş değildir.”(Tirmizî)

    “Cenâb-ı Hakk’ı çok zikir ve tesbih ederek o derece mest olun ve kendinizden geçin ki; sizi gören münafıklar deli olmuş mecnun zannetsinler.”(Müsned)

    “Onlar öyle adamlardır ki; onlarla düşüp kalkanlar bile şakî olmazlar, mesûd olurlar.”(Buhârî)

    “Cennet bahçelerine (Allah’ı zikir için teşkil edilen halkalara) uğradığınızda nimetlerinden yiyiniz.”(Tirmizî, Daavât 82)

    “Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar oturup Allah’ı zikretmem, benim için dört köle azat etmekten daha hayırlıdır.”(Ebû Dâvût, İlim 11)

    Zikrin Çeşitleri

    Zikir, tasavvuf erbabı tarafından âyet ve hadislerin ışığında sâlikin seyr-i sülûkunu gerçekleştirirken olmazsa olmaz bir şart kabul edilmiş;(5) açık ve gizli olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bunlardan hangisi benimsenirse benimsensin, her amelde olduğu gibi bu ibadette de ihlâs şartı aranmıştır.

    1. Cehrî (açık) zikir: Yüksek sesle veya çevrede bulunanların işitebilecekleri bir şekilde sesli olarak yapılan zikirdir. Bu tür zikri esas alan tarikatlara cehrî tarikatlar denilir.

    2. Hafî (gizli) zikir: Zikredenin sadece kendinin işitebileceği bir şekilde alçak sesle yaptığı zikirdir. Bu zikri esas alan tarikatlara ise hafî tarikatlar denilir. Nakşibendîler ve melâmet ehli kimseler hafî zikri; Kâdirîler ve Rufâîler ise cehrî zikri tercih etmişlerdir.

    İmam Nevevî, konu ile ilgili fetvasında cehrî zikrin bir mahzur olmadığı takdirde meşrû ve mendub olduğunu söyler. Şâfiî mezhebine göre ise cehrî zikir, hafî zikirden daha faziletli kabul edilmiştir. Şayet bir kimse, riya endişesi duyar ve bundan dolayı tereddüde düşerse, hafî zikir onun için faydalıdır. Yalnız kaldığında ise cehrî zikri tercih etmesi tavsiye edilmiştir. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ve Rabbini sabah akşam tevazu içinde yalvararak ve korkarak ve de sesini yükseltmeden an. Sakın gafillerden olma.”(el-A`’râf, 7/205)

    Zikrin Yapılış Şekilleri

    Zikir, mutlak ve mukayyed olmak üzere iki kısımda icra edilir. Mukayyed zikir, namazdan sonra yapılan tesbih, tahmid ve tekbirler, yemekten sonra, yatarken vs. yapılan dua, istiğfar ve ezkârdır. Mutlak zikir ise, zaman ve mekânla alakalı değildir. Mü’min her halükarda Rabbini anmalı, O’nu dilinden düşürmemelidir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de; “Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.”(Âl-i İmrân, 3/41) buyrulmuştur.

    Binaenaleyh, unutmaktan ve gafletten kurtulma manalarına gelen zikri, Herevî Menâzilü’s-Sâirîn’de üç dereceye ayırmıştır:

    1. Dil ile yapılan zikir: Belli esma ve ibarelerin telaffuz edilmesi suretiyle olan zikirdir.

    2. Kalp ile zikir: Zikredileni kalbin düşünmesi, zikredilenin kalpte hazır olması veya kalbin zikredilenin huzurunda bulunması suretiyle olur.(6) Denilmiştir ki, “Zikir kalbe iyice yerleşirse, tıpkı şeytana yaklaşan insanın çarpılması gibi, o kalbe yaklaşan şeytan da çarpılır ve sar’aya yakalanır. Bunu gören öbür şeytanlar toplanırlar ve ‘Buna ne oldu derler?’ ‘Ona insan dokundu.’ denilir.”(7)

    3. Hakiki zikir: Nefis dâhil, ağyarı nefyederek yapılan zikirdir ki bu mertebede zâkir, mezkûr ve zikir birleşmiş durumdadır. Başka bir ifade ile hakiki zikir, Hakk Teâlâ’nın kulu ezelde zikreylemesini müşahede ederek, kendi zikrini görmekten kurtulmasıdır.(8) Bu da Allah’ın seni andığını görmen, kendi zikrini unutup Allah’ı bekasıyla zikretmendir.

    Öyleyse kul, kalbin daimi zikri mertebesine lisan zikri ile vasıl olur. Kul, hem dil, hem de kalple zikir halinde iken sülûkunda kemal vasfına ancak bu şekilde ulaşabilmektedir. Seyr-i sülûkun en önemli esaslarından biri zikirdir ve salikin gıdası durumundadır. Bu gıda ile beslenmeyen salikin manen sıhhat bulması düşünülemez. Bu dünyada Hakk’ı anmayanın, öteki âlemde hatırlanıp tanınmayacağı tabiidir. Bu sebeple salik, sıhhate kavuşmak için lisanî zikirle yetinmeyip, kalbî ve hakiki zikirle Allah’ı zikretmeli, gafletten uzaklaşmalıdır.(9)
    Denilmiştir ki, Allah Teâlâ’yı kalp ile zikretmek müridlerin kılıcıdır (seyfu’l-müridîn). Onlar, düşmanlara karşı bu kılıçla savaşırlar, kendilerine gelen afet ve musibetleri bununla defederler. Bela ve musibet yaklaştığı zaman, kul kalbi ile Allah Teâlâ’ya sığınırsa, hoşlanmadığı her şeyi derhal kendinden savmış olur, kendisine gelen afet, yolunu değiştirir.(10)

    Şurası bir gerçektir ki, zikrin en belirgin özelliklerinden biri, belli bir vaktinin olmayışıdır. Bütün vakitlerde kul, Allah’ı zikretmekle memurdur. Farz veya nafile olarak zikrin yapılmadığı bir zaman bulunmamaktadır. Namaz bütün ibadetlerin en şereflisi iken bazı vakitlerde kılınması caiz değildir. Hâlbuki kalp ile zikre her vakit devam edilebilir. Nitekim Allah Teâlâ; “Onlar ki ayakta, otururken ve yanları üzere Allah’ı zikrederler”(Âl-i İmrân, 3/191) “Namaz kıldıktan sonra Allah’ı ayakta, oturarak, yatarken anın.”(en-Nisâ, 4/103) buyurmaktadır.

    Allah’ı zikretmenin tefekkürden daha faziletli olduğu konusunda Ebû Abdurrahman, Ebû Ali Dekkak’a; “Zikir mi, yoksa fikir mi daha mükemmeldir?” diye sormuş; Dekkak’ın, “Şeyhin bu konudaki görüşü nedir?” şeklinde karşılık vermesi üzerine Ebû Abdurrahman şunları söylemiştir: “Bana göre zikir, fikirden (tefekkür) daha mükemmeldir. Çünkü zikir Hakk Teâlâ’nın vasfıdır. (Allah zikretti denilir.) Fikir O’nun vasfı değildir. (Allah düşündü denilmez.) Allah Teâlâ’nın vasfı olan bir şey, insanlara mahsus olan bir şeyden daha mükemmeldir.”

    Zikrin özelliklerinden bir diğeri de zikre, zikirle mukabele edilmiş olmasıdır. Allah Teâlâ; “Beni zikredin ki, Ben de sizi anayım.”(el-Bakara, 2/152) buyurmuştur.
    Bir hadîs-i şerifte ise Cebrâil (a.s.)’ın Rasûlullah (s.a.v.)’e geldiği ve şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allah Teâlâ buyuruyor ki: Hiçbir ümmete vermediğimi senin ümmetine ihsan ettim.” Rasûlullah, “O nedir Ya Cebrâil?” diye sordu. Cebrâil: “Allah Teâlâ’nın; ‘Beni zikredin ki, Ben de sizi anayım’ buyurmuş olmasıdır. Allah diğer ümmetlerden hiçbirine bu şekilde hitap etmemiştir.” diye cevap verdi.(11)
    Allah’ı çokça anmanın bereketi hakkında Ebû Süleyman Dârânî şöyle demiştir: “Cennet’te bir ova vardır ki, kul Allah’ı zikre başladığı zaman melekler bu sahaya ağaç dikmeye başlarlar. Bazen meleklerden biri bu işe ara verir. ‘Neden duruyorsun?’ denildiğinde: ‘N----- ağaç diktiğim şahıs zikre ara verdi de ondan.’ diye cevap verir.

    Hasan Basrî, manevi zevklerin üç şeyde aranması gerektiğini söylerken bunlar arasında zikri de sayar ve şöyle der: “Manevî zevki (halâveti) şu üç şeyde arayınız. Namaz, zikir ve Kur’an okuma. Eğer buralarda halâveti bulursanız ne âlâ. Bulamazsanız biliniz ki, zevkle amel etme kapısı kalbin katılığı sebebiyle size kapalıdır.”(12)

    Zikrin Faydaları

    Zikrin faydaları sayılmayacak kadar çoktur. Bunlardan bazıları şunlardır:

    1. Zikir, şeytanı kişinin yanından uzaklaştırır ve Allah Teâlâ’nın hoşnutluğunu kazandırır.

    2. Kalpten gam ve tasayı giderir.

    3. Kalbe ferah, sevinç ve rahatlık verir.

    4. Kalbi ve yüzü nurlandırır.

    5. Bedeni ve kalbi güçlendirir.

    6. Dinin ruhu olan sevgi ve muhabbeti temin eder.

    7. İhlâs kapısının açılmasına vesile olur.

    8. Allah’a kurbiyeti sağlar, mârifet kapılarından en büyüğü o sayede açılır.

    9. Zikir, kalbin hayatiyeti için balığın suya duyduğu ihtiyaç gibidir.

    10. Kalbi cilalandırır.

    11. Zikir, hataları önler, hatta giderir, yok eder.

    12. Allah’ı zikreden kimse, Allah’a yaklaşır, hatta O’nunla beraber olur.

    13. Zikir, kalbin şifa ve ilacı, gaflet ise marazıdır.

    14. Zikir, Cehennem ile kul arasında bir duvardır.

    15. Zikir, dilin gıybet, yalan vs. gibi batıl ve haram şeylerle meşguliyetini önler.
    Allah’ı anmanın insana sağladığı yarar ve faydaların yanında, bundan uzaklaşmanın da bir takım cezaları gerektirdiği muhakkaktır. Nitekim Allah Teâlâ: “Kim beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.”(Tâhâ, 20/124) buyurmaktadır.
    Bu konuda Sehl b. Abdullah Tüsterî (rh.a.) şöyle demiştir: “Rab Teâlâ’yı unutmaktan (ki buna nisyan denir) ve O’nu zikretmemekten daha büyük bir günah bilmiyorum.”(13)

    Biz de Hz. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in şu mübarek sözleriyle konumuza son verelim: “Allah’ım! Sen’i zikredebilmek, Sana şükredebilmek ve Sana güzel ibadet yapabilmek hususunda bizlere yardım et! Bizlere Receb ve Şaban’ı mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır! Âmin!

    Kaynakça:
    1. ULUDAĞ Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yay., İst. 1996, 229.
    2. Kuşeyrî, Risâle, Trc. Süleyman Uludağ, Dergâh Yay., 368.
    3. ERAYDIN Selçuk, Tasavvuf ve Tarikatlar, İFAV, 127.
    4. Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II, 3; Müferrid: İnzivaya çekilerek sadece Allah’ı zikreden, başkasını aklına bile getirmeyen kişi demektir. Bkz. Kelâbâzî, Taarruf, Trc. Süleyman Uludağ, Dergah Yay., 154.
    5. İmam Kuşeyrî’ye göre zikir, Hakk Teâlâ’ya giden yolda kuvvetli bir esastır. Hatta bu yolda temel şart zikirdir. Devamlı zikir müstesna başka bir şekilde hiç kimse Allah’a ulaşamaz. Bkz. Kuşeyrî, a.g.e., 367.
    6. ULUDAĞ Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yay., İst. 1996, 229.
    7. Kuşeyrî, a.g.e., 372.
    8. Ankaravî, Minhâcü’l-Fukarâ, 206.
    9. YETİK Erhan, İsmail-i Ankaravî Hayatı Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri, İşaret Yay., 212.
    10. Kuşeyrî, a.g.e., 368.
    11. Kuşeyrî, a.g.e., 370.
    12. Kuşeyrî, a.g.e., 371.
    13. Kuşeyrî, a.g.e., 372.

  3. 24.Temmuz.2008, 22:26
    2
    nail33
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2007
    Üye No: 3002
    Mesaj Sayısı: 25
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 45

    --->: Zikir




    “Allah’ım! Sen’i zikredebilmek, Sana şükredebilmek ve Sana güzel ibadet yapabilmek hususunda bizlere yardım et! Kulluğu hakkıyla yerine getirebilme,gaflete düşmeme gücü ihsan eyle.Bizleri nefsimize bırakma amin.


  4. 24.Temmuz.2008, 22:26
    2
    Üye



    “Allah’ım! Sen’i zikredebilmek, Sana şükredebilmek ve Sana güzel ibadet yapabilmek hususunda bizlere yardım et! Kulluğu hakkıyla yerine getirebilme,gaflete düşmeme gücü ihsan eyle.Bizleri nefsimize bırakma amin.

  5. 03.Aralık.2008, 01:19
    3
    üveysi
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Kasım.2008
    Üye No: 37281
    Mesaj Sayısı: 22
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: germany

    --->: Zikir

    Alıntı
    Zikir, sevgiliye karşı duyulan sevginin alameti ve eseridir.

    Allah cc sizden razi olsun...emeginize saglik

    insallah Rabbim hepimize kalbimizde böyle bir sevgi alametini tasiyanlardan eylesin.

    selam ve dua ile



  6. 03.Aralık.2008, 01:19
    3
    Emekli
    Alıntı
    Zikir, sevgiliye karşı duyulan sevginin alameti ve eseridir.

    Allah cc sizden razi olsun...emeginize saglik

    insallah Rabbim hepimize kalbimizde böyle bir sevgi alametini tasiyanlardan eylesin.

    selam ve dua ile


  7. 20.Aralık.2009, 00:23
    4
    ferdi16
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Mart.2008
    Üye No: 14301
    Mesaj Sayısı: 225
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Yaş: 29

    --->: Zikir anmak, hatırlamak, yâd etmek

    Alalh razı olsun mum hocam ....


  8. 20.Aralık.2009, 00:23
    4
    Devamlı Üye
    Alalh razı olsun mum hocam ....

  9. 14.Mayıs.2010, 21:22
    5
    meryemgül1
    ~~Medinenin Gülü ~~

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Haziran.2009
    Üye No: 48911
    Mesaj Sayısı: 3,902
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 77
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Zikir anmak, hatırlamak, yâd etmek

    Alıntı
    12. Allah’ı zikreden kimse, Allah’a yaklaşır, hatta O’nunla beraber olur.

    13. Zikir, kalbin şifa ve ilacı, gaflet ise marazıdır.
    Değerli paylaşım için Allah c.c.razı olsun hocam


  10. 14.Mayıs.2010, 21:22
    5
    ~~Medinenin Gülü ~~
    Alıntı
    12. Allah’ı zikreden kimse, Allah’a yaklaşır, hatta O’nunla beraber olur.

    13. Zikir, kalbin şifa ve ilacı, gaflet ise marazıdır.
    Değerli paylaşım için Allah c.c.razı olsun hocam

  11. 23.Mayıs.2010, 00:29
    6
    maydın
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Mayıs.2007
    Üye No: 761
    Mesaj Sayısı: 1,157
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 13
    Bulunduğu yer: iskenderun

    --->: Zikir anmak, hatırlamak, yâd etmek

    paylaşım için Allah ccrazı olsun hocam


  12. 23.Mayıs.2010, 00:29
    6
    Özel Üye
    paylaşım için Allah ccrazı olsun hocam




+ Yorum Gönder