Konusunu Oylayın.: Örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?
  1. 04.Mayıs.2012, 16:29
    1
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?






    Örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız? Mumsema Eûzu billēhi mineş-şeytânirracîm. Bismillēhirrahmēnirrahîm.

    ÖRTÜNME İLE İLGİLİ AYETLER
    NÛR SÛRESİ
    24/31- Mü�min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut, kocalarının babalarından yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü�minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
    24/60- Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    33/33- Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah�a ve Resülüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
    33/53- Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber�in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber�i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz ,hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah�ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu Allah katında büyük bir günahtır.
    AHZÂB SÛRESİ
    33/54- Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
    33/55- Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mümin kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah�a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla şahittir.
    33/59- Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir






    ÖRTÜNME AYETLERİNİ CÜMLE OLARAK TEK TEK YORUMLARMISNIZ?Lütfen bilgisi olan kişiler cevaplasın. Benim için çok önemli. Belkide hayatımı etkileyecek. Kardeşlerim size iki alemde dau ederim. Düşünerek kelime kelime yorumlayınız.
    Örnek,Yaşlı kadınların elbiselerini çıkartabilecekleri yazıyor. Başörtüsünü mü ?Yoksa tededdürümü?

    eVLERİNİZE oturun demekle kadının çalışmaması gerektiğinide mi ima ediyor RABBİMİZ?bEN çalışıyorum. ÖĞRETMENİM...KAMUDA açıp dışarda kapatmak nasıl olacak?Bu nasıl içime sinecek?

    Birde başımı örtmesem(yani çalıştığım için)ama gereken diğer şartları yerine getirmeye çabalasam oda bir sevap olur mu?Yani en azından gayret ettiğimi bildiği için razı gelir mi ?


  2. 04.Mayıs.2012, 16:29
    1
    Kıdemli Üye



    Eûzu billēhi mineş-şeytânirracîm. Bismillēhirrahmēnirrahîm.

    ÖRTÜNME İLE İLGİLİ AYETLER
    NÛR SÛRESİ
    24/31- Mü�min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut, kocalarının babalarından yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü�minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
    24/60- Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    33/33- Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah�a ve Resülüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
    33/53- Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber�in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber�i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz ,hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah�ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu Allah katında büyük bir günahtır.
    AHZÂB SÛRESİ
    33/54- Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
    33/55- Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mümin kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah�a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla şahittir.
    33/59- Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir






    ÖRTÜNME AYETLERİNİ CÜMLE OLARAK TEK TEK YORUMLARMISNIZ?Lütfen bilgisi olan kişiler cevaplasın. Benim için çok önemli. Belkide hayatımı etkileyecek. Kardeşlerim size iki alemde dau ederim. Düşünerek kelime kelime yorumlayınız.
    Örnek,Yaşlı kadınların elbiselerini çıkartabilecekleri yazıyor. Başörtüsünü mü ?Yoksa tededdürümü?

    eVLERİNİZE oturun demekle kadının çalışmaması gerektiğinide mi ima ediyor RABBİMİZ?bEN çalışıyorum. ÖĞRETMENİM...KAMUDA açıp dışarda kapatmak nasıl olacak?Bu nasıl içime sinecek?

    Birde başımı örtmesem(yani çalıştığım için)ama gereken diğer şartları yerine getirmeye çabalasam oda bir sevap olur mu?Yani en azından gayret ettiğimi bildiği için razı gelir mi ?


    Benzer Konular

    - Ayetel kürsi cümle cümle anlamı

    - Arapçada Cümle yapısına bakış. Arapça'da cümle kuruluşu: Arapça'da iki çeşit cümle var

    - Tam anlamıyla şaka olarak ağzımdam ben müslüman değilim diye bir cümle çıktı.

    - Türkçe olarak beş yapım eki beş çekikim ekli cümle yazınız

    - Kur'an Ayetlerini Muska Olarak Kullanmak

  3. 04.Mayıs.2012, 19:38
    2
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?




    Alıntı
    örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlar mısnız?

    Kardeş;
    İstersen ben sana bu ayetlerin tefsirlerini vereyim, anlayarak tane tane okursanız eminim meseleyi anlayacaksındır.

    Aksi durum da, anlamadığın yerleri sormaktan çekinme..!

    30- Mü'min erkeklere gözlerini harama bakmaktan sakındırmalarını ve mahrem yerlerini korumalarını söyle. Bu onlar için en güvenceli arınma yoludur. Hiç şüphesiz onlar ne yaparsa Allah ondan haberdardır.

    31- Mü'min kadınlara de ki; gözlerini harama bakmaktan sakındırsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Kendiliğinden görünenleri dışındaki süslerini teşhir etmesinler. Baş örtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar. Süslerini ve cazibelerini kocalarından, babalarından, kayınbabalarından, öz oğullarından, üvey oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, müslüman kadınlardan, elleri altındaki kölelerden, cinsel arzuları sönmüş erkek hizmetçilerden, kadınların avret yerlerinin henüz farkında olmayan erkek çocuklarından başka hiç kimseye göstermesinler. Yabancı bakışlardan gizledikleri süsleri ve cazibeleri belli olsun diye ses çıkaracak adımlarla yürümesinler.

    Ey mü'minler, hepiniz tövbe ederek Allah'a yöneliniz ki, kurtuluşa eresiniz.


    İslâm, şehevi duyguların tahrik olmadığı kan ve etten kaynaklanan dürtülerin galeyana gelmediği tertemiz bir toplum kurmay hedefler. Çünkü sürekli baştan çıkarılma, tahrik edilme durumları ile karşı karşıya kalma; giderilmeyen, hiçbir durumda tatmin olmayan şehevi doyumsuzlukla sonuçlanır... Davet-kâr bir bakış, baştan çıkarıcı bir hareket, gösterişli bir takı ve çıplak bir beden... Bütün bunlar bu çılgın hayvani doyumsuzluğu azdırmaktan, sinir ve irade dizgininin elden çıkmasına neden olmaktan başka sonuç doğurmazlar. Bundan sonra, ya hiçbir sınır tanımayan cinsel anarşizm, ya da baştan çıkarılmasına, tahrik edilmesine rağmen tatmin olmasına engel olmanın doğurduğu sinirsel hastalıklar, psikolojik kompleksler... Bu ise hiç kuşkusuz işkence kadar acı verir insana...

    Her türlü pislikten arınmış bir toplum kurmak için islâmın başvurduğu yöntemlerden biri, bu kışkırtıcı ve baştan çıkarıcı davranışların önüne geçmek, iki cins arasındaki derin fıtri arzuyu, doğal gücünde ve yapay kışkırtmalarla harekete geçirmeksizin sağlıklı halinde bırakmak ve bu arzuyu güvenilir ve temiz bir yerde tatmin etmektir.

    Bir zamanlar, karşı cinslerin serbestçe bakışıp konuşmalarının, rahatça birarada bulunmalarının, zevkle oynaşmalarının, baştan çıkarıcı gizli yerleri kolaylıkla görebilmelerinin, insanların deşarj olmalarını, rahatlamalarını, tutsak arzularının serbestçe tatmin olmalarını, onların içe kapanmaktan, ruhsal komplekslerden korunmalarını, cinsel baskının şiddetinin ve onun ötesinde güven vermeyen olumsuz tepkilerin hafiflemesini sağlayacağı düşüncesi yaygınlaşmıştı.

    Bu düşünce özellikle Freud'inki insanın kendisini hayvandan ayrılmasını sağlayan özelliklerden soyutlanması, çamura batmış hayvansallık düzeyine indirilmesi temeline dayalı bazı materyalist teorilerin yayılmasının ardından yaygınlaşmıştı. Ne var ki, bu düşünceler teorik birer varsayımdan öteye geçememişlerdir. Her türlü toplumsal, ahlaki, dini ve insani bağdan soyutlanmışlığın, serbestliğin son noktasına kadar sağlandığı ülkelerde bu teorilerle çelişen, onları temelden çürüten olayları bizzat gözlerimle gördüm.

    Evet, açılıp saçılmaya, bütün şekil ve görünümleri ile karşı cinslerin beraberliğine tek bir engellemenin sözkonusu olmadığı ülkelerde, bütün bu uygulamaların cinsel isteklerin düzene girmesini, terbiye edilmesini sağlamadığını gördüm. Tersine bütün bu serbestliklerin,dinmeyen, tatmin olmayan çılgın bir doyumsuzluğa, cinsel saldırganlığa, cinsel açlığa dönüşmüş olduğuna şahit oldum. Cinsel ilişkilerin sınırlandırılmasından, yasaklanmasından, karşı cinse duyulan ilginin engellenmesinden kaynaklandığı kabul edilen psikolojik hastalıklara, komplekslere şahit oldum. Her türlü cinsel sapıklığın rahatça sergilenmesine rağmen, bu tür hastalıkların çok yaygın olduğunu gördüm. Hiç kuşkusuz bu, herhangi bir bağ kabul etmeyen, bir sınır tanımayan, karşı cinslerin tam anlamıyla birbirlerine karışmış olmalarının, her şeyin serbest olduğu iki cins arasındaki arkadaşlığın, yollarda gezinen çıplak vücutların, baştan çıkarıcı hareketlerin, davetkâr bakışların, uyarıcı sürtünmelerin ürünüdür. Ancak gözle görülen realitenin temelden yalanladığı bu teorileri yeniden gözden geçirme gereğini dile getiren olayları ve kanıtları bütün çıplaklığı ile burada sergileme imkanına sahip değiliz.

    Erkek ve kadın arasındaki fıtri eğilim, bedenin organik yapısında yer alan köklü bir eğilimdir. Çünkü yüce Allah, yeryüzündeki hayatın devamını ve insanın yeryüzündeki halifeliği gerçekleştirmesini bu eğilime bağlamıştır. Bu, sürekli bir eğilimdir, bir süre tatmin olsa da tekrar kendini gösterir. Bu eğilimi her zaman kışkırtmak azgınlığını arttırır, onu tatmin etmek için somut bir saldırganlığa iter. Eğer tatmin olmazsa tahrik olmuş sinirler yorulur. Bu ise, sürekli işkence etmek kadar acı verir insana. Davetkâr bir bakış insanı tahrik eder, baştan çıkarıcı bir hareket tahrik eder, bir gülücük tahrik eder, erkekle kadın arasındaki bu eğilimi çağrıştıran bir sözlü vurgu tahrik eder... Güvenli yol ise, bu eğilimi doğal sınırları içinde bırakacak şekilde bu tür tahrik edici davranışları azaltmak sonra da bu eğilimi doğru yoldan tatmin etmektir. İşte İslâmın seçtiği yöntem budur. Bunun yanında karakteri terbiye etme, insan enerjisini hayat için gerekli olan başka alanlarda harcama, tek çıkış yolunun bu tatmin şekli olmaması için sırf et ve kanın dürtülerine cevap vermek amacı ile kullanılmaması da islâmın bu konuda seçtiği yöntemin bir gereğidir.

    Sunulan şu iki ayette, iki yönlü baştan çıkarılma, sapma ve fitneye düşme olasılığını en aza indirmenin örnekleri yer almaktadır.

    "Mü'min erkeklere gözlerini harama bakmaktan sakındırmalarını ve mahrem yerlerini korumalarını söyle. Bu, onlar için en güvenceli arınma yoludur. Hiç şüphesiz onlar ne yaparsa Allah ondan haberdardır."

    Erkekler açısından gözleri harama bakmaktan sakındırmak ruhsal bir edeptir. Yüzlerde ve bedenlerdeki güzellikleri ve baştan çıkarıcı unsurları görme arzusunu yenme girişimidir. Sonra, tahrik olma ve günaha girme pencerelerinden ilkini kapatma eylemidir. Zehirli okun hedefine ulaşmasını önleme amaçlı pratik bir çabadır.

    Mahrem yerleri korumak da gözleri harama bakmaktan sakındırmanın doğal sonucudur. Ya da iradeyi kontrol altında tutmanın, denetim mekanizmasını uyarmanın ve daha ilk aşamasında olan cinsel arzuyu yenmenin ikinci adımıdır. Bu yüzden iki adım, sebep ve sonuç olmaları ya da hem vicdan aleminde hem de pratikte birbirlerini izleyen ve birbirlerine son derece yatkın iki adım olmaları itibariyle bir ayette birlikte sözkonusu ediliyorlar.

    "Bu onlar için en güvenceli arınma yoludur." Duygularının temizlenmesi için en güvenceli yoldur. Bu duyguların yasal ve temiz yolun dışında şéhevi azgınlıklarla kirlenmemesi, aşağılık hayvani düzeye yuvarlânmaması için en garantili yoldur. Bu yol toplum için, saygınlığının ve şerefinin ayrıca teneffüs ettiği havanın korunması için en temiz yoldur.

    Onlara bu korunma yöntemini gösteren yüce Allah, onların ruhsal ve fıtri birleşimlerini bilir, ruhlarının ve organlarının hareketlerinden haberdardır. "Hiç şüphesiz onlar ne yaparsa Allah ondan haberdardır."

    "Mü'min kadınlara da de ki; gözlerini harama bakmaktan sakındırsınlar, mahrem yerlerini korusunlar."

    Erkeklerin içlerindeki gizli fitne unsurlarını uyaracak cezb edici kaçamak ya da baştan çıkarıcı anlamlı bakışlarını göndermesinler. Tertemiz bir ortamda fıtri isteklere cevap vermek için gerekli olan helal ve iyi yolun dışında mahrem yerlerini açmasınlar. Böylece bu yolla dünyaya gelen çocuklar toplum ve hayatla karşı karşıya kalırken utanç duymazlar.

    "Kendiliğinden görünenleri dışındaki süslerini teşhir etmesinler." Kadın için süslenmek helaldir. Bu kadının fıtratından gelen bir isteğe cevap niteliğindedir. Bütün kadınlar güzel olmaya, güzel görünmeye meraklıdırlar. Süslenme kavramı ise, çağdan çağa değişir. Ama süslenmenin fıtrattaki esası tek ve değişmezdir. O da güzel olma, güzelliği tamamlama ve bunu erkeklere gösterme isteğidir.

    İslâm bu fıtri isteğe karşı çıkmaz. Sadece onu düzene koyar, kontrol altına alır. Onu hayatı paylaştığı erkeğe doğru yöneltir, başkasının göremediği şeyleri sadece ona gösterir. Bir sonraki ayette sözkonusu edilen ve bu süsleri görmekle içlerinde şehevi duygular uyanmayan, mahrem olmayan akrabalarında bu erkekle birlikte bazı şeyleri görmelerinde bir sakınca yoktur.

    Fakat yüz ve ellerde, kendiliğinden görünen süslerin açıkta olmaları caizdir. Çünkü Hz. Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- Hz. Ebubekir in -Allah ondan razı olsun- kızı Esma'ya "Ya Esma, bir kadın hayız (aybaşı hali) görmeye başlayınca (Buluğ çağına gelince) -yüz ve ellere işaret ederek- bunların dışında herhangi bir yerinin görünmesi doğru değildir" (Ebu Davud rivayet etmiş ve "mürsel" bir hadistir demiştir.) demekle el ve yüzün görünmesinin caiz olduğunu vurgulamıştır.

    "Başörtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar.''

    Ayette geçen "Ceyb" elbisenin göğüs kısmındaki açıklıktır.

    "Khimar "ise; baş boyun ve göğüs örtüsüdür. Bu, kadınların baştan çıkarıcı yerlerini örtmeleri, aç bakışları sunmamaları içindir. Kasıtsız ve ani bakışlar da bunun içindedir. Şayet kadının baştan çıkarıcı ve uyarıcı yerleri açıkta olursa, Allah'tan korkanlar bu kasıtsız ve ani bakışın devam etmesinden veya tekrarlanmasından sakınsalar bile, meydana gelişinden sonra içlerinde gizli bir arzu kalır.

    Kuşkusuz yüce Allah, kalplerin bu tür bir bela ile denenmesini, sınanmasını istemez.

    Süs ve güzelliği göstermeye ilişkin fıtri isteklerine râğmen bu yasaklamayla karşı karşıya kalan ve kalpleri Allah'ın nuru ile aydınlanan mü'min kadınlar yasağa uyma hususunda hiçbir tereddüt göstermediler. Cahiliye döneminde kadın -bugünkü modern cahiliyede olduğu gibi- göğsünü pervasızca açarak erkekler arasında dolaşırdı. Çoğu zaman boynu saç uçları ve kulaklarındaki küpeleri de görülürdü. Yüce Allah kadınların baş örtülerinin uçlarını boyun ve göğüslerinin üstüne kadar sarkıtmalarını, kendiliğinden görünen kısmı dışındaki süslerini göstermemelerini emredince Hz. Aişe'nin -Allah ondan razı olsun- anlattığı durumu aldılar. "Allah ilk hicret eden kadınlara rahmet etsin. "Baş örtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar" ayeti inince fistanlarını parçalayıp onunla örtündüler" (Buhari) Safiye binti Şeybe şöyle der: Hz. Aişe'nin -Allah ondan razı olsun- yanında bulunduğumuz bir sırada, bazı kadınlar Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettiler. Bunun üzerine Hz. Aişe, şöyle dedi. "Kureyş kadınlarının üstünlüğü inkâr edilmez, ama Allah'a andolsun ki, Ensar kadınlarından daha iyi Allah'ın kitabını tastik edene, indirilen hükümlere daha iyi inanana rastlamadım. Nur suresindeki "Baş örtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar" ayeti inince kocaları, yanlarına dönüp yüce Allah'ın indirdiği ayeti okudular. Her koca, karısına, kızma, bacısına ve yakınlarına, bu ayeti okuyordu. Onlardan hiçbiri, Allah'ın kitabında indirdiği ayetleri tastik etmek ve imanım vurgulamak için fistanını başına sarmadan yerinden kalkmadı. Sanki başlarında bir karga varmış gibi örtünerek Hz. Peygamberin arkasında yer aldılar." (Ebu Davud)

    Kuşkusuz İslâm, müslüman toplumun zevkini yükseltmiş, güzelliğe karşı olan duyarlılığını arındırmıştı. Artık güzellikle istenen hayvansal özellik değildi. istenen ve anlaşılan insani yöndü. Bedensel çıplaklığın güzelliği, hayvansal bir güzelliktir. Her ne kadar bir ahenk ve bir bütünleşme sözkonusu olsa da, insan bu güzelliğe hayvansal bir duyguyla saldırır. Ama haya unsurunun egemen olduğu güzellik ise, tertemiz bir güzelliktir. Bu, güzelliği zevkini yücelten, onu insana yaraşır bir duruma getiren, algıda ve hayalde onu temizlik ve arınmışlık duygulan ile kuşatan bu haya duygusudur.

    Bugün, genel zevkin büyük düşüş kaydetmesine, hayvansal karakterin açık saçıklık, çıplaklık ve hayvanlar gibi azgınlaşma eğiliminin bu zevke galip gelmesine rağmen, İslâm mü'min kadınların saflarında aynı yüceliği yaşatmaktadır. Çünkü onlar açılıp saçılan, hayvanın hayvana kur yaptığı gibi kadınların erkeklere kur yaptığı bir toplumda kendi istekleri ile vücutlarındaki baştan çıkarıcı yerleri örtüyorlar.

    Hiç kuşkusuz bu utanma, bu sakınma duygusu fert ve toplumun korunma yöntemlerinden biridir. Bu yüzden Kur'an, fitneden emin olunduğu durumlarda bu korunma yönteminin terkedilmesinde bir sakınca görmez. Bu yüzden cinsel bir arzuyla yaklaşmayan, şehevi duyguları uyanmayan, yakın akrabaları bu yasaklamanın dışında tutar. Kur'an'ın genel yasaklamanın dışında tuttuğu yakın akrabalar şunlardır:

    Babalar ve oğullar, eşlerin babalan ve oğulları, kardeşler ve onların oğulları, kız kardeşlerin oğulları... Mü'min kadınlar da yasaklamanın dışındadırlar: "müslüman kadınlardan..." Fakat müslüman olmayan kadınlar güzelliklerini ve cazibelerini görmemelidirler. Çünkü bu kadınlar eğer müslüman kadınların tahrik edici yerlerini ve ayıp yerlerini görürse gidip kocalarına, kardeşlerine ve yakınlarına anlatırlar. Buhari ve Müslim'de yer alan bir hadiste şöyle buyurulmaktadır. "Bir kadın kocasına bir başka kadının güzelliklerini görüyormuş gibi anlatmasın." Müslüman kadınlar ise güvenilir kimselerdir. Kocalarına, bir müslüman kadının bedenini ve süslerini anlatmalarına dinleri engel olur. Aynı şekilde "elleri altındaki köleler" de bu yasaklamanın dışında tutuluyor. Bununla sadece cariyeler kastediliyor denmiştir. Erkek köleler de buna dahildir. Çünkü erkek köle efendisi olan kadına karşı cinsel arzu duymaz diyenler de olmuştur. Birincisi daha tutarlıdır. Çünkü erkek köle bir dönem özel bir statüye sahip olsa bile bir insandır, onun da içinde insana özgü şehevi duygular uyanır. Ayrıca "cinsel arzuları sönmüş erkek hizmetçiler" de bu yasağın dışında tutuluyor. Bunlar delilik, bunaklık, erkeklikten mahrum bulunma iktidarsızlık gibi erkeğin kadını arzulamasına engel olan birtakım nedenlerden dolayı kadınlara karşı cinsel istek duymayan erkeklerdir. Bu durumda baştan çıkarılma, günah işleme korkusu olmaz. Bir de "kadınların avret yerlerinin henüz farkında olmayan erkek çocuklar" bu yasağın dışında tutuluyor. Bunlar, kadınların bedenlerini görmekle cinsel istekleri uyanmayan, çocuklardır. Ama her şeyin farkında oldukları zaman, erginlik çağına ulaşmamış olsalar bile cinselliğin bilincine varınca onlar da yasağın kapsamına alınıp, istisna edilen grubun dışında tutulurlar.

    Eşlerin dışında sayılan bu grupların, göbek altından diz kapağının altına kadar olan kısmın dışında kadının vücudunu görmelerinde ne kendileri ne de kadın için bir sakınca yoktur. Çünkü örtünmeyi gerektiren fitne unsuru ortadan kalkmıştır. Koca ise karısının tüm vücudunu istisnasız görebilir.

    Bu uygulamanın amacı korunma olduğu için, ayet fiilen türlerini göstermeseler bile mü'min kadınların saklı süslerini açığa çıkaracak, gizli cinsel istekleri harekete geçirecek, uyuyan duyguları uyaracak davranışlarda bulunmalarını da yasaklıyor:

    "Yabancı bakışlardan gizledikleri süsleri ve cazibeleri belli olsun diye ses çıkaracak adımlarla yürümesinler."

    Hiç kuşkusuz bu, insanın psikolojik yapısına, etki ve tepkilerine ilişkin derin bilginin ifadesidir. Çünkü kimi zaman şehvetin uyanması bakımından hayal kurmak gözle görmekten daha etkili olur. Kadının ayakkabısını, elbisesini ya da takısını görmekle, bizzat kadının vücudunu görmekten daha çok şehevi duyguları uyanan birçok insan vardır. Yine karşılarındaki kadından çok, hayallerinde canlandırdıkları kadının sureti karşısında cinsel istekleri uyanan birçok insan vardır. Bunlar günümüzde psikiyatristlerce bilinen psikolojik hastalıklardır. Kadının takılarının çıkardığı sesleri duymak, süründüğü kokuları uzaktan almak, birçok erkeğin duygularını galeyana getirir, sinirlerini harekete geçirir, karşı koyamadıkları azgın bir fitneye düşürür. İşte Kur'an bütün bunların önüne geçiyor, yollarını tıkıyor, çünkü Kur'an yüce yaratıcının katından inmiştir. O bilir, yarattıklarını . O latiftir, her şeyden haberdardır.

    En sonunda bütün kalpler Allah'a döndürülüyor; bu ayetler inmeden önce işle-dikleri suçlara karşılık tövbe kapısı açık tutuluyor.

    "Ey mü'minler hepiniz tövbe ederek Allah'a yöneliniz ki, kurtuluşa eresiniz."


    Bununla, Allah'ın gözetimine, şefkat ve himayesine, Allah bilinci ve Allah korkusu gibi hiçbir şeyin kontrol edemediği bu derin fıtri eğilim karşısındaki zayıflıklarından ötürü yüce Allah'ın insanlara yönelik yardımına ilişkin duyarlılık harekete geçiriliyor.

    CİNSEL EGİLİMİN DOĞAL TATMİNİ


    Buraya kadar mesele psikolojik açıdan ve korunma amaçlı olarak ele alınıyordu. Ne var ki, cinsel eğilim gerçek ve reel bir eğilimdir. Bu yüzden bu eğilimin yapıcı ve pratik bir çözümle tatmin edilmesi kaçınılmazdır. Bu pratik çözüm; evliliği kolaylaştırmak ve bu amaçla karşılıklı yardımlaşmadır. Bunun yanında cinsel birleşmeye giden diğer yolları son derece daraltmak veya tamamen kapatmaktır:


  4. 04.Mayıs.2012, 19:38
    2
    herşey O'nun için..!



    Alıntı
    örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlar mısnız?

    Kardeş;
    İstersen ben sana bu ayetlerin tefsirlerini vereyim, anlayarak tane tane okursanız eminim meseleyi anlayacaksındır.

    Aksi durum da, anlamadığın yerleri sormaktan çekinme..!

    30- Mü'min erkeklere gözlerini harama bakmaktan sakındırmalarını ve mahrem yerlerini korumalarını söyle. Bu onlar için en güvenceli arınma yoludur. Hiç şüphesiz onlar ne yaparsa Allah ondan haberdardır.

    31- Mü'min kadınlara de ki; gözlerini harama bakmaktan sakındırsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Kendiliğinden görünenleri dışındaki süslerini teşhir etmesinler. Baş örtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar. Süslerini ve cazibelerini kocalarından, babalarından, kayınbabalarından, öz oğullarından, üvey oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, müslüman kadınlardan, elleri altındaki kölelerden, cinsel arzuları sönmüş erkek hizmetçilerden, kadınların avret yerlerinin henüz farkında olmayan erkek çocuklarından başka hiç kimseye göstermesinler. Yabancı bakışlardan gizledikleri süsleri ve cazibeleri belli olsun diye ses çıkaracak adımlarla yürümesinler.

    Ey mü'minler, hepiniz tövbe ederek Allah'a yöneliniz ki, kurtuluşa eresiniz.


    İslâm, şehevi duyguların tahrik olmadığı kan ve etten kaynaklanan dürtülerin galeyana gelmediği tertemiz bir toplum kurmay hedefler. Çünkü sürekli baştan çıkarılma, tahrik edilme durumları ile karşı karşıya kalma; giderilmeyen, hiçbir durumda tatmin olmayan şehevi doyumsuzlukla sonuçlanır... Davet-kâr bir bakış, baştan çıkarıcı bir hareket, gösterişli bir takı ve çıplak bir beden... Bütün bunlar bu çılgın hayvani doyumsuzluğu azdırmaktan, sinir ve irade dizgininin elden çıkmasına neden olmaktan başka sonuç doğurmazlar. Bundan sonra, ya hiçbir sınır tanımayan cinsel anarşizm, ya da baştan çıkarılmasına, tahrik edilmesine rağmen tatmin olmasına engel olmanın doğurduğu sinirsel hastalıklar, psikolojik kompleksler... Bu ise hiç kuşkusuz işkence kadar acı verir insana...

    Her türlü pislikten arınmış bir toplum kurmak için islâmın başvurduğu yöntemlerden biri, bu kışkırtıcı ve baştan çıkarıcı davranışların önüne geçmek, iki cins arasındaki derin fıtri arzuyu, doğal gücünde ve yapay kışkırtmalarla harekete geçirmeksizin sağlıklı halinde bırakmak ve bu arzuyu güvenilir ve temiz bir yerde tatmin etmektir.

    Bir zamanlar, karşı cinslerin serbestçe bakışıp konuşmalarının, rahatça birarada bulunmalarının, zevkle oynaşmalarının, baştan çıkarıcı gizli yerleri kolaylıkla görebilmelerinin, insanların deşarj olmalarını, rahatlamalarını, tutsak arzularının serbestçe tatmin olmalarını, onların içe kapanmaktan, ruhsal komplekslerden korunmalarını, cinsel baskının şiddetinin ve onun ötesinde güven vermeyen olumsuz tepkilerin hafiflemesini sağlayacağı düşüncesi yaygınlaşmıştı.

    Bu düşünce özellikle Freud'inki insanın kendisini hayvandan ayrılmasını sağlayan özelliklerden soyutlanması, çamura batmış hayvansallık düzeyine indirilmesi temeline dayalı bazı materyalist teorilerin yayılmasının ardından yaygınlaşmıştı. Ne var ki, bu düşünceler teorik birer varsayımdan öteye geçememişlerdir. Her türlü toplumsal, ahlaki, dini ve insani bağdan soyutlanmışlığın, serbestliğin son noktasına kadar sağlandığı ülkelerde bu teorilerle çelişen, onları temelden çürüten olayları bizzat gözlerimle gördüm.

    Evet, açılıp saçılmaya, bütün şekil ve görünümleri ile karşı cinslerin beraberliğine tek bir engellemenin sözkonusu olmadığı ülkelerde, bütün bu uygulamaların cinsel isteklerin düzene girmesini, terbiye edilmesini sağlamadığını gördüm. Tersine bütün bu serbestliklerin,dinmeyen, tatmin olmayan çılgın bir doyumsuzluğa, cinsel saldırganlığa, cinsel açlığa dönüşmüş olduğuna şahit oldum. Cinsel ilişkilerin sınırlandırılmasından, yasaklanmasından, karşı cinse duyulan ilginin engellenmesinden kaynaklandığı kabul edilen psikolojik hastalıklara, komplekslere şahit oldum. Her türlü cinsel sapıklığın rahatça sergilenmesine rağmen, bu tür hastalıkların çok yaygın olduğunu gördüm. Hiç kuşkusuz bu, herhangi bir bağ kabul etmeyen, bir sınır tanımayan, karşı cinslerin tam anlamıyla birbirlerine karışmış olmalarının, her şeyin serbest olduğu iki cins arasındaki arkadaşlığın, yollarda gezinen çıplak vücutların, baştan çıkarıcı hareketlerin, davetkâr bakışların, uyarıcı sürtünmelerin ürünüdür. Ancak gözle görülen realitenin temelden yalanladığı bu teorileri yeniden gözden geçirme gereğini dile getiren olayları ve kanıtları bütün çıplaklığı ile burada sergileme imkanına sahip değiliz.

    Erkek ve kadın arasındaki fıtri eğilim, bedenin organik yapısında yer alan köklü bir eğilimdir. Çünkü yüce Allah, yeryüzündeki hayatın devamını ve insanın yeryüzündeki halifeliği gerçekleştirmesini bu eğilime bağlamıştır. Bu, sürekli bir eğilimdir, bir süre tatmin olsa da tekrar kendini gösterir. Bu eğilimi her zaman kışkırtmak azgınlığını arttırır, onu tatmin etmek için somut bir saldırganlığa iter. Eğer tatmin olmazsa tahrik olmuş sinirler yorulur. Bu ise, sürekli işkence etmek kadar acı verir insana. Davetkâr bir bakış insanı tahrik eder, baştan çıkarıcı bir hareket tahrik eder, bir gülücük tahrik eder, erkekle kadın arasındaki bu eğilimi çağrıştıran bir sözlü vurgu tahrik eder... Güvenli yol ise, bu eğilimi doğal sınırları içinde bırakacak şekilde bu tür tahrik edici davranışları azaltmak sonra da bu eğilimi doğru yoldan tatmin etmektir. İşte İslâmın seçtiği yöntem budur. Bunun yanında karakteri terbiye etme, insan enerjisini hayat için gerekli olan başka alanlarda harcama, tek çıkış yolunun bu tatmin şekli olmaması için sırf et ve kanın dürtülerine cevap vermek amacı ile kullanılmaması da islâmın bu konuda seçtiği yöntemin bir gereğidir.

    Sunulan şu iki ayette, iki yönlü baştan çıkarılma, sapma ve fitneye düşme olasılığını en aza indirmenin örnekleri yer almaktadır.

    "Mü'min erkeklere gözlerini harama bakmaktan sakındırmalarını ve mahrem yerlerini korumalarını söyle. Bu, onlar için en güvenceli arınma yoludur. Hiç şüphesiz onlar ne yaparsa Allah ondan haberdardır."

    Erkekler açısından gözleri harama bakmaktan sakındırmak ruhsal bir edeptir. Yüzlerde ve bedenlerdeki güzellikleri ve baştan çıkarıcı unsurları görme arzusunu yenme girişimidir. Sonra, tahrik olma ve günaha girme pencerelerinden ilkini kapatma eylemidir. Zehirli okun hedefine ulaşmasını önleme amaçlı pratik bir çabadır.

    Mahrem yerleri korumak da gözleri harama bakmaktan sakındırmanın doğal sonucudur. Ya da iradeyi kontrol altında tutmanın, denetim mekanizmasını uyarmanın ve daha ilk aşamasında olan cinsel arzuyu yenmenin ikinci adımıdır. Bu yüzden iki adım, sebep ve sonuç olmaları ya da hem vicdan aleminde hem de pratikte birbirlerini izleyen ve birbirlerine son derece yatkın iki adım olmaları itibariyle bir ayette birlikte sözkonusu ediliyorlar.

    "Bu onlar için en güvenceli arınma yoludur." Duygularının temizlenmesi için en güvenceli yoldur. Bu duyguların yasal ve temiz yolun dışında şéhevi azgınlıklarla kirlenmemesi, aşağılık hayvani düzeye yuvarlânmaması için en garantili yoldur. Bu yol toplum için, saygınlığının ve şerefinin ayrıca teneffüs ettiği havanın korunması için en temiz yoldur.

    Onlara bu korunma yöntemini gösteren yüce Allah, onların ruhsal ve fıtri birleşimlerini bilir, ruhlarının ve organlarının hareketlerinden haberdardır. "Hiç şüphesiz onlar ne yaparsa Allah ondan haberdardır."

    "Mü'min kadınlara da de ki; gözlerini harama bakmaktan sakındırsınlar, mahrem yerlerini korusunlar."

    Erkeklerin içlerindeki gizli fitne unsurlarını uyaracak cezb edici kaçamak ya da baştan çıkarıcı anlamlı bakışlarını göndermesinler. Tertemiz bir ortamda fıtri isteklere cevap vermek için gerekli olan helal ve iyi yolun dışında mahrem yerlerini açmasınlar. Böylece bu yolla dünyaya gelen çocuklar toplum ve hayatla karşı karşıya kalırken utanç duymazlar.

    "Kendiliğinden görünenleri dışındaki süslerini teşhir etmesinler." Kadın için süslenmek helaldir. Bu kadının fıtratından gelen bir isteğe cevap niteliğindedir. Bütün kadınlar güzel olmaya, güzel görünmeye meraklıdırlar. Süslenme kavramı ise, çağdan çağa değişir. Ama süslenmenin fıtrattaki esası tek ve değişmezdir. O da güzel olma, güzelliği tamamlama ve bunu erkeklere gösterme isteğidir.

    İslâm bu fıtri isteğe karşı çıkmaz. Sadece onu düzene koyar, kontrol altına alır. Onu hayatı paylaştığı erkeğe doğru yöneltir, başkasının göremediği şeyleri sadece ona gösterir. Bir sonraki ayette sözkonusu edilen ve bu süsleri görmekle içlerinde şehevi duygular uyanmayan, mahrem olmayan akrabalarında bu erkekle birlikte bazı şeyleri görmelerinde bir sakınca yoktur.

    Fakat yüz ve ellerde, kendiliğinden görünen süslerin açıkta olmaları caizdir. Çünkü Hz. Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- Hz. Ebubekir in -Allah ondan razı olsun- kızı Esma'ya "Ya Esma, bir kadın hayız (aybaşı hali) görmeye başlayınca (Buluğ çağına gelince) -yüz ve ellere işaret ederek- bunların dışında herhangi bir yerinin görünmesi doğru değildir" (Ebu Davud rivayet etmiş ve "mürsel" bir hadistir demiştir.) demekle el ve yüzün görünmesinin caiz olduğunu vurgulamıştır.

    "Başörtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar.''

    Ayette geçen "Ceyb" elbisenin göğüs kısmındaki açıklıktır.

    "Khimar "ise; baş boyun ve göğüs örtüsüdür. Bu, kadınların baştan çıkarıcı yerlerini örtmeleri, aç bakışları sunmamaları içindir. Kasıtsız ve ani bakışlar da bunun içindedir. Şayet kadının baştan çıkarıcı ve uyarıcı yerleri açıkta olursa, Allah'tan korkanlar bu kasıtsız ve ani bakışın devam etmesinden veya tekrarlanmasından sakınsalar bile, meydana gelişinden sonra içlerinde gizli bir arzu kalır.

    Kuşkusuz yüce Allah, kalplerin bu tür bir bela ile denenmesini, sınanmasını istemez.

    Süs ve güzelliği göstermeye ilişkin fıtri isteklerine râğmen bu yasaklamayla karşı karşıya kalan ve kalpleri Allah'ın nuru ile aydınlanan mü'min kadınlar yasağa uyma hususunda hiçbir tereddüt göstermediler. Cahiliye döneminde kadın -bugünkü modern cahiliyede olduğu gibi- göğsünü pervasızca açarak erkekler arasında dolaşırdı. Çoğu zaman boynu saç uçları ve kulaklarındaki küpeleri de görülürdü. Yüce Allah kadınların baş örtülerinin uçlarını boyun ve göğüslerinin üstüne kadar sarkıtmalarını, kendiliğinden görünen kısmı dışındaki süslerini göstermemelerini emredince Hz. Aişe'nin -Allah ondan razı olsun- anlattığı durumu aldılar. "Allah ilk hicret eden kadınlara rahmet etsin. "Baş örtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar" ayeti inince fistanlarını parçalayıp onunla örtündüler" (Buhari) Safiye binti Şeybe şöyle der: Hz. Aişe'nin -Allah ondan razı olsun- yanında bulunduğumuz bir sırada, bazı kadınlar Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettiler. Bunun üzerine Hz. Aişe, şöyle dedi. "Kureyş kadınlarının üstünlüğü inkâr edilmez, ama Allah'a andolsun ki, Ensar kadınlarından daha iyi Allah'ın kitabını tastik edene, indirilen hükümlere daha iyi inanana rastlamadım. Nur suresindeki "Baş örtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar" ayeti inince kocaları, yanlarına dönüp yüce Allah'ın indirdiği ayeti okudular. Her koca, karısına, kızma, bacısına ve yakınlarına, bu ayeti okuyordu. Onlardan hiçbiri, Allah'ın kitabında indirdiği ayetleri tastik etmek ve imanım vurgulamak için fistanını başına sarmadan yerinden kalkmadı. Sanki başlarında bir karga varmış gibi örtünerek Hz. Peygamberin arkasında yer aldılar." (Ebu Davud)

    Kuşkusuz İslâm, müslüman toplumun zevkini yükseltmiş, güzelliğe karşı olan duyarlılığını arındırmıştı. Artık güzellikle istenen hayvansal özellik değildi. istenen ve anlaşılan insani yöndü. Bedensel çıplaklığın güzelliği, hayvansal bir güzelliktir. Her ne kadar bir ahenk ve bir bütünleşme sözkonusu olsa da, insan bu güzelliğe hayvansal bir duyguyla saldırır. Ama haya unsurunun egemen olduğu güzellik ise, tertemiz bir güzelliktir. Bu, güzelliği zevkini yücelten, onu insana yaraşır bir duruma getiren, algıda ve hayalde onu temizlik ve arınmışlık duygulan ile kuşatan bu haya duygusudur.

    Bugün, genel zevkin büyük düşüş kaydetmesine, hayvansal karakterin açık saçıklık, çıplaklık ve hayvanlar gibi azgınlaşma eğiliminin bu zevke galip gelmesine rağmen, İslâm mü'min kadınların saflarında aynı yüceliği yaşatmaktadır. Çünkü onlar açılıp saçılan, hayvanın hayvana kur yaptığı gibi kadınların erkeklere kur yaptığı bir toplumda kendi istekleri ile vücutlarındaki baştan çıkarıcı yerleri örtüyorlar.

    Hiç kuşkusuz bu utanma, bu sakınma duygusu fert ve toplumun korunma yöntemlerinden biridir. Bu yüzden Kur'an, fitneden emin olunduğu durumlarda bu korunma yönteminin terkedilmesinde bir sakınca görmez. Bu yüzden cinsel bir arzuyla yaklaşmayan, şehevi duyguları uyanmayan, yakın akrabaları bu yasaklamanın dışında tutar. Kur'an'ın genel yasaklamanın dışında tuttuğu yakın akrabalar şunlardır:

    Babalar ve oğullar, eşlerin babalan ve oğulları, kardeşler ve onların oğulları, kız kardeşlerin oğulları... Mü'min kadınlar da yasaklamanın dışındadırlar: "müslüman kadınlardan..." Fakat müslüman olmayan kadınlar güzelliklerini ve cazibelerini görmemelidirler. Çünkü bu kadınlar eğer müslüman kadınların tahrik edici yerlerini ve ayıp yerlerini görürse gidip kocalarına, kardeşlerine ve yakınlarına anlatırlar. Buhari ve Müslim'de yer alan bir hadiste şöyle buyurulmaktadır. "Bir kadın kocasına bir başka kadının güzelliklerini görüyormuş gibi anlatmasın." Müslüman kadınlar ise güvenilir kimselerdir. Kocalarına, bir müslüman kadının bedenini ve süslerini anlatmalarına dinleri engel olur. Aynı şekilde "elleri altındaki köleler" de bu yasaklamanın dışında tutuluyor. Bununla sadece cariyeler kastediliyor denmiştir. Erkek köleler de buna dahildir. Çünkü erkek köle efendisi olan kadına karşı cinsel arzu duymaz diyenler de olmuştur. Birincisi daha tutarlıdır. Çünkü erkek köle bir dönem özel bir statüye sahip olsa bile bir insandır, onun da içinde insana özgü şehevi duygular uyanır. Ayrıca "cinsel arzuları sönmüş erkek hizmetçiler" de bu yasağın dışında tutuluyor. Bunlar delilik, bunaklık, erkeklikten mahrum bulunma iktidarsızlık gibi erkeğin kadını arzulamasına engel olan birtakım nedenlerden dolayı kadınlara karşı cinsel istek duymayan erkeklerdir. Bu durumda baştan çıkarılma, günah işleme korkusu olmaz. Bir de "kadınların avret yerlerinin henüz farkında olmayan erkek çocuklar" bu yasağın dışında tutuluyor. Bunlar, kadınların bedenlerini görmekle cinsel istekleri uyanmayan, çocuklardır. Ama her şeyin farkında oldukları zaman, erginlik çağına ulaşmamış olsalar bile cinselliğin bilincine varınca onlar da yasağın kapsamına alınıp, istisna edilen grubun dışında tutulurlar.

    Eşlerin dışında sayılan bu grupların, göbek altından diz kapağının altına kadar olan kısmın dışında kadının vücudunu görmelerinde ne kendileri ne de kadın için bir sakınca yoktur. Çünkü örtünmeyi gerektiren fitne unsuru ortadan kalkmıştır. Koca ise karısının tüm vücudunu istisnasız görebilir.

    Bu uygulamanın amacı korunma olduğu için, ayet fiilen türlerini göstermeseler bile mü'min kadınların saklı süslerini açığa çıkaracak, gizli cinsel istekleri harekete geçirecek, uyuyan duyguları uyaracak davranışlarda bulunmalarını da yasaklıyor:

    "Yabancı bakışlardan gizledikleri süsleri ve cazibeleri belli olsun diye ses çıkaracak adımlarla yürümesinler."

    Hiç kuşkusuz bu, insanın psikolojik yapısına, etki ve tepkilerine ilişkin derin bilginin ifadesidir. Çünkü kimi zaman şehvetin uyanması bakımından hayal kurmak gözle görmekten daha etkili olur. Kadının ayakkabısını, elbisesini ya da takısını görmekle, bizzat kadının vücudunu görmekten daha çok şehevi duyguları uyanan birçok insan vardır. Yine karşılarındaki kadından çok, hayallerinde canlandırdıkları kadının sureti karşısında cinsel istekleri uyanan birçok insan vardır. Bunlar günümüzde psikiyatristlerce bilinen psikolojik hastalıklardır. Kadının takılarının çıkardığı sesleri duymak, süründüğü kokuları uzaktan almak, birçok erkeğin duygularını galeyana getirir, sinirlerini harekete geçirir, karşı koyamadıkları azgın bir fitneye düşürür. İşte Kur'an bütün bunların önüne geçiyor, yollarını tıkıyor, çünkü Kur'an yüce yaratıcının katından inmiştir. O bilir, yarattıklarını . O latiftir, her şeyden haberdardır.

    En sonunda bütün kalpler Allah'a döndürülüyor; bu ayetler inmeden önce işle-dikleri suçlara karşılık tövbe kapısı açık tutuluyor.

    "Ey mü'minler hepiniz tövbe ederek Allah'a yöneliniz ki, kurtuluşa eresiniz."


    Bununla, Allah'ın gözetimine, şefkat ve himayesine, Allah bilinci ve Allah korkusu gibi hiçbir şeyin kontrol edemediği bu derin fıtri eğilim karşısındaki zayıflıklarından ötürü yüce Allah'ın insanlara yönelik yardımına ilişkin duyarlılık harekete geçiriliyor.

    CİNSEL EGİLİMİN DOĞAL TATMİNİ


    Buraya kadar mesele psikolojik açıdan ve korunma amaçlı olarak ele alınıyordu. Ne var ki, cinsel eğilim gerçek ve reel bir eğilimdir. Bu yüzden bu eğilimin yapıcı ve pratik bir çözümle tatmin edilmesi kaçınılmazdır. Bu pratik çözüm; evliliği kolaylaştırmak ve bu amaçla karşılıklı yardımlaşmadır. Bunun yanında cinsel birleşmeye giden diğer yolları son derece daraltmak veya tamamen kapatmaktır:


  5. 04.Mayıs.2012, 19:41
    3
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?

    60- Evlenme ümidi olmayan, doğurganlık çağını geride bırakmış yaşlı kadınların, süslerini göstererek erkeklerin ilgisini çekme amacı taşımamak şartı ile ev dışında giyilecek elbiselerini giymemelerinin sakıncası yoktur. Fakat kapalı giyim konusunda titiz davranmaları kendileri için daha iyidir. Allah her sözü işitir ve her şeyi bilir.


    Şu halde mahrem yerlerinin ortaya çıkmaması, süslerinin görünmemesi şartıyla evlenme ümidi kalmamış, doğurganlık yaşını geride bırakmış yaşlı kadınların ev dışında giyilmesi gereken bol elbiselerini giymemelerinin sakıncası yoktur. Ne var ki, ev dışında giyilen bol elbiselerini giymeleri daha iyidir. Bu ise, iffetli kalmaya özen gösterme şeklinde tanımlanıyor. Yani iffetliliği istemek ve onu tercih etmek olarak nitelendiriliyor. Çünkü açıklıkla fuhuş arasında bir bağ vardır. Bu husus, fuhuş işleme imkanını en aza indirgemeye, nefislerle tahrik edici unsurları birbirinden uzak bulundurmaya ilişkin İslâmın bakış açısının bir gereğidir.


    "Allah her sözü işitir ve her şeyi bilir."
    İşitir ve bilir... Dillerin söylediklerini, kalplerde depreşen duyguları işitir, bilir... Buradaki sorun vicdandaki niyet ve duyarlılık unsurudur çünkü.

    Fi Zilali'l Kur'an - Seyyid Kutub




  6. 04.Mayıs.2012, 19:41
    3
    herşey O'nun için..!
    60- Evlenme ümidi olmayan, doğurganlık çağını geride bırakmış yaşlı kadınların, süslerini göstererek erkeklerin ilgisini çekme amacı taşımamak şartı ile ev dışında giyilecek elbiselerini giymemelerinin sakıncası yoktur. Fakat kapalı giyim konusunda titiz davranmaları kendileri için daha iyidir. Allah her sözü işitir ve her şeyi bilir.


    Şu halde mahrem yerlerinin ortaya çıkmaması, süslerinin görünmemesi şartıyla evlenme ümidi kalmamış, doğurganlık yaşını geride bırakmış yaşlı kadınların ev dışında giyilmesi gereken bol elbiselerini giymemelerinin sakıncası yoktur. Ne var ki, ev dışında giyilen bol elbiselerini giymeleri daha iyidir. Bu ise, iffetli kalmaya özen gösterme şeklinde tanımlanıyor. Yani iffetliliği istemek ve onu tercih etmek olarak nitelendiriliyor. Çünkü açıklıkla fuhuş arasında bir bağ vardır. Bu husus, fuhuş işleme imkanını en aza indirgemeye, nefislerle tahrik edici unsurları birbirinden uzak bulundurmaya ilişkin İslâmın bakış açısının bir gereğidir.


    "Allah her sözü işitir ve her şeyi bilir."
    İşitir ve bilir... Dillerin söylediklerini, kalplerde depreşen duyguları işitir, bilir... Buradaki sorun vicdandaki niyet ve duyarlılık unsurudur çünkü.

    Fi Zilali'l Kur'an - Seyyid Kutub




  7. 04.Mayıs.2012, 19:54
    4
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?

    Hz. Peygamberin Ehl-i Beytinin Özellikleri:

    Ahzab Suresi;

    31- Sizden kim de Allah'a ve Rasulüne itaat etmeye devam eder ve salih amel işlerse, ona da mükâ-fatını iki kat veririz. Ayrıca biz böy-le kimseler için değerli bir rızık ha-zırladık.
    32- Ey Peygamber'in hanımları! Siz-ler kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer gerçekten Allah'tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle konuşurken) çekici bir eda ile ko-nuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bulunan kimse arzu duyar. Siz ciddi söz söyleyin.
    33- Evlerinizde oturun. Önceki ca-hiliye devri kadınlarının açılıp sa-çılması gibi açılıp saçılmayın. Na-maz kılın, zekât verin. Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin. Ey Pey-gamber ailesi! Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister.
    34- Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah Latiftir (herşeyin inceliğini bilir), Habîr'dir (herşeyden haberdardır).

    Açıklaması:


    1- Kat kat sevap verilmesi: "Sizden kim Allah'a ve Rasulüne itaat et-meye devam eder ve salih amel işlerse ona mükâfatını iki kat veririz. Ayrıca biz böyle kimseler için değerli bir rızık hazırladık."
    Yani içinizden kim Allah ve Rasulüne itaat eder, bütün azaları Allah için ürperir, Rabbinin emrine icabet eder, salih amel işlerse; Peygamber'in Ehl-i Beyt'inden ve hane halkından olması sebebiyle ecir ve sevabı iki defa
    veririz. Buna ilâve olarak böyle kimseler için ayıplar, noksanlıklar bulunan dünya rızıklarının aksine ahirette ve cennette hiçbir aybı ve kusuru olma-yan, hiçbir kimsenin minneti olmayan ve kendi kendine gelen değerli bir rızık vardır. Bundan dolayı dünyada "kerîm: çok ikram sever" vasfı ile ha-kiki ve mükemmel bir vasıf olarak sadece Rezzak olan Cenab-ı Hak tavsif olunabilir. Ahirette de rızkın bizzat kendisi "kerîm: değerli" vasfıyla tavsif olunmaktadır.
    Dikkat edilirse Cenab-ı Hak ecir verilmesi durumunda bu ecri verenin (Allah'ın) açıkça ifade edilmesi için "nü'tihî: veririz" ifadesi kullanılmıştır. Bir önceki ayette azap verilmesi durumunda mükemmel rahmete ve kere-me işaret olması için azap veren, açıkça ifade edilmemiş "yüdâaf' kelimesi kullanılmıştır. Çünkü kerîm: iyikliksever kimse fayda verme durumunda kendisini ve fiilini ortaya koyar. Sıkıntı ve zarar verme durumunda kendi-sini zikretmez.[1]

    2-
    Peygamberimiz (s.a.)'in hanımlarının diğer bütün hanımlardan farklı oluşu: "Ey Peygamberin hanımları! Sizler kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz."
    Ey Peygamber'in eşleri! Sizin bütün müminlerin anneleri olmanız, peygamberlerden en hayırlısının eşleri olmanız, sizin evinizde ve sizin hak-kınızda Kur'an'm inmesi sebebiyle fazilet, mertebe, şeref ve itibar konusun-da kadınlar topluluğu içinde sizin hiçbir benzeriniz yoktur. Bu ifade aynen Arapların, falan, insanlardan (sıradan) biri gibi değildir, sözüne benzemek-tedir. Bunun manası bu kimsede başkasında bulunmayan daha hususî bir vasıf, meziyet ve fazilet vardır, demektir. Hz. Peygamber'in hanımları da böyledir. Onların şerefi Buhari-Müslim hadisinde: "Ben onlardan biri gibi değilim." diyen Hz. Peygamber (s.a.)'in yüce mertebesinden kaynaklan-maktadır.

    3- Yumuşak söz söylemelerinin yasaklanması: "Eğer takva sahibi ol-mak istiyorsanız, çekici bir eda ile konuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bu-lunan kimse arzu duyar. Siz ciddi söz söyleyin."
    Yani siz takvayı isterseniz, yahut Allah'ın hükmüne ve Rasulünün (s.a.) rızasına aykırı davranmaktan sakınan kimseler iseniz[2] erkeklerle konuşurken yumuşak ve ince konuşmayın. Sözleriniz ciddi, ihtiyatlı ve güçlü olsun. Böylece kalbinde kuşkuya, fasıklığa ve hayasızlığa meyil olan kimse ihaneti arzu etmemiş olur. Siz sesinde eğme bükülme olmayan, kuş-kudan uzak kocalarınıza hitap ettiğinizden farklı olarak normal, alışılage-len ciddi söz söyleyin.
    Bu yasaklama Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımları için böyle bir duru-mun ihtimal dahilinde olduğu manasına gelmez. Bundan murad onların en yüce faziletlere ve bu faziletli amelleri uygulamaya teşvik etmektir.
    Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarını hayasızlıktan, yani çirkin fiillerden menedince bunun ilk adımı olan, kalbinde hayasızlık, fasıklık ve münafıklığa meyil olan kimsenin kötü anlayışına sebep olacak şe-kilde kuşkulu ve karşı tarafa arzu verici tarzda yabancı erkeklerle konuş-maktan da menetti.
    Ümmetin hanımları Allah Tealâ'nın emrettiği bu edeplerde Hz. Pey-gamber (s.a.)'in hanımlarına tabidirler. Kısaca; kadın yabancı erkeklerle kocasıyla konuşur gibi konuşmayacaktır.
    "Eğer gerçekten Allah'tan korkuyorsanız" ifadesi,
    a) Ya "Siz gerçekten Allah'tan korkuyorsanız, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz" manasında bu cümleden önceki cümleye bağlıdır. Zira Allah katında en üstün olanlar Allah'tan en çok korkanlardır.
    b) Yahut "Gerçekten Allah'tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle ko-nuşurken) çekici bir eda ile konuşmayın" manasında kendisinden sonraki cümleye bağlıdır.
    c) "İn ittekaytünne" kelimesinin "yabancı erkeklerden biriyle karşılaş-tığınız zaman" manasında olması da doğrudur. Zira "itteka" kelimesinin karşılaştı manasında kullanılması Arap dilinde bilinen bir kullanış tarzıdır.
    Ebu Hayyan şöyle diyor: Bu mana Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarını medhetme hususunda daha beliğdir. Zira bu durumda onların ne faziletli oluşları, ne de yabancı erkeklerle çekici eda ile konuşmalarının yasaklan-ması takvaya bağlanmamaktadır. Çünkü onlar kendi nefislerinde gerçek-ten Allah'tan korkan (müttekî) hanımlardır. Yapılan nehyin takvaya bağlanması zahiri itibariyle kendilerinin takva ile muttasıf olmamalarını gerektirmektedir.[3]
    "Maraz: hastalık" kelimesiyle anlatılmak istenen husus hayasızlık ar-zusu veya meyli demektir. Bu da fasıklık ve kötü sözdür. En doğru olan mana da budur. Bu ayette münafıklığın yeri ve ilgisi yoktur.

    4-
    Evlerde oturmanın emredilmesi ve açık-saçıklığın yasaklanması: "Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp-saçılması gi-bi açılıp-saçılmayın."
    Yani evlerinizden ayrılmayın. İhtiyaç olmaksızın dışarı çıkmayın. Tir-mizî ve Bezzar'ın Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet ettikleri bir hadis-i şerif-te Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmaktadır: "Kadın avrettir. Evinden dı-şarı çıktığı zaman şeytan onu izler. Rabbinin rahmetine en yakın olduğu yer evinin dip köşesidir."
    Yine Ebu Davud'un naklettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.)
    şöyle buyurmuştur: "Kadının gizli bir yerde kıldığı namazı, özel odasında kıldığı namazından daha efdaldir. Özel odasında kıldığı namazı, evinde açıktan kıldığı namazından daha efdaldir."
    Kadınların mescidlere çıkması genç kızlar için caiz olmasa da yaşlı ka-dınlar için caizdir. Bunun delili İmam Ahmed ve Müslim'in İbni Ömer'den rivayet ettiği Peygamberimiz (s.a.)'in: "Allah'ın kadın kullarını Allah'ın mescidlerinden alıkoymayın. Kadınlar -mescide giderken- tanınmayacak şekilde çıksınlar."
    İslâm'dan önceki eski cahiliye dönemindeki kadınların açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın. Cahiliye: İslâm'dan önceki kâfirlerin yoludur. Teber-rüc: Kadının başındaki başörtüsünü bağlamadan atması, boynunu, küpelerini ve gerdanlıklarını ortaya koymak suretiyle göğüs ve gerdan gibi vücudunun güzel yerlerini ve ziynetlerini yabancı erkeklerin bakışına sun-masıdır.

    5- Allah ve Rasulüne taatın devam etmesi: "Namaz kılın, zekât verin. Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin."
    Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarına ciddi söz (hayırlı, alışılagelen güzel iyi söz) söylemelerini emrettikten sonra evlerinde otur-maları gibi kadınlara uygun davranışları beyan etti. Cenab-ı Hak daha sonra şerli davranışları yasakladı. Onlara namazı dosdoğru kılmalarını (namazı huşu içerisinde, rükün ve şartlarını tam anlamıyla yerine getir-mek suretiyle şer'an istenen şekilde eda etmelerini), zekât vermelerini (şer'an farz olan miktarda -zenginlerden fakirlere- yapılan iyilik şeklindeki bu emri yerine getirmelerini), emrettiği ve nehyettiği her konuda Allah'a ve Rasulüne itaat etmelerini emretti.
    Allah Tealâ namaz ve zekâtın önemi, değeri ve büyük sonuçları sebe-biyle bu iki ibadeti özellikle zikretti. Birincisi, gönül temizliği ve dinin dire-ğidir. İkincisi, mal temizliği ve fakirliğe karşı koyma yoludur. Bu iki ibadet bedeni ve malî taatin temel iki direğidir.
    "Allah'a ve Rasulüne itaat edin." ifadesi umumi olanın hususî olana atfı babındandır. Zira mükellefiyet sadece namaz ve zekâta ait değildir. Mükellefiyet Allah Tealâ'nın emrettiği ve nehyettiği her şeyi içine almakta-dır. Allah'ın emriyle Rasulünün emri birdir.

    6- Yüksek itibarın gerçekleşmesi: "Ey Peygamber ailesi! Şüphesiz Al-lah, sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister."
    Yani bu emir, nehiy ve öğütlerin sebebi sadece sizden günahı gider-mek, sizi masiyet ve günahların kirinden arındırmak için kalplerinizi iman nuruyla imar etmektir.
    Ayetteki "rics: kirlilik" kelimesi günahlar için, "tuhr: temizlik" kelimesi takva içindir. Zira masiyetleri işleyenin benliği, kişiliği, kalbi bu masiyetlerle, maddî pisliklerle bedenin pislendiği gibi kirlenmekte, bu taatlerle bir-likte de temiz elbise gibi tertemiz olarak kalmaktadır. Bu istiarede Allah'ın nehyettiği şeylerden nefret ettirme, Allah'ın emrettiği şeylere teşvik etme vardır. "Rics: kirlilik" kelimesi günah, azab, necaset ve noksanlıklar için kullanılmaktadır. Allah bütün bunları Ehl-i Beyt'ten gidermektedir.
    Ehl-i Beyit: Hz. Peygamber (s.a.)'le sıkı irtibat içinde bulunan eşler ve akrabaların tamamıdır. Emirlerin bunlara tevcih edilmesi, bunların üm-metin önderleri olması dolayısıyladır. İmam Ahmed ve Tirmizî, Enes b. Malik (r.a.)'den naklettiğine göre Rasulullah (s.a.) altı ay boyunca sabah namazına çıktığı zaman Hz. Fatıma (r.a.)'mn kapısına uğrar ve şöyle derdi: "Namaz ey Ehl-i Beyti Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındı-rıp tertemiz kılmak ister."

    7- Kur'an ve sünnetin öğretilmesinin emredilmesi ve nimetlerin hatır-latılması: "Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah Latiftir, Habîr'dir."
    Yani evlerinizin vahiy beşiği kılınması gibi Allah'ın üzerinizdeki ni-metlerini hatırlayın. Burada okunan Allah'ın Kur'an'ındaki ayetlerini ve Rasulullah (s.a.)'e inen sonsuz hikmet, hükümler, ilimler ve şer'î esasları sakın unutmayın. Bununla amel edin ve bunu öğretin. Şüphesiz ki O La-tiftir (her şeyin inceliğini bilir). Size faydalı olan ve sizin dininizde size ya-rarlı olacak şeylerden gayet haberdardır. Bunu sizin üzerinize indirdi. Ayetleri ve şer'î esasları sizin evlerinizde kıldı. Sizi Rasulullah (s.a.)'in ha-nımları olarak seçti. Onun, fiili gayet hassas ve ince olup bilgisi her şeye ulaşır.
    Burada taatte bulunmaya ve şer'î mükellefiyetlere sarılmaya teşvik etme; isyanda bulunmak, aykırı davranmak ve masiyetleri işlemekten nef-ret ettirme amacı bulunmaktadır. [4]

    [1] Razî, XXV7208.

    [2] Zemahşeri, 11/537.

    [3] el-Bahru'l-Muhît, VII/228.

    [4] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 11/309-313.

    et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları



  8. 04.Mayıs.2012, 19:54
    4
    herşey O'nun için..!
    Hz. Peygamberin Ehl-i Beytinin Özellikleri:

    Ahzab Suresi;

    31- Sizden kim de Allah'a ve Rasulüne itaat etmeye devam eder ve salih amel işlerse, ona da mükâ-fatını iki kat veririz. Ayrıca biz böy-le kimseler için değerli bir rızık ha-zırladık.
    32- Ey Peygamber'in hanımları! Siz-ler kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer gerçekten Allah'tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle konuşurken) çekici bir eda ile ko-nuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bulunan kimse arzu duyar. Siz ciddi söz söyleyin.
    33- Evlerinizde oturun. Önceki ca-hiliye devri kadınlarının açılıp sa-çılması gibi açılıp saçılmayın. Na-maz kılın, zekât verin. Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin. Ey Pey-gamber ailesi! Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister.
    34- Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah Latiftir (herşeyin inceliğini bilir), Habîr'dir (herşeyden haberdardır).

    Açıklaması:


    1- Kat kat sevap verilmesi: "Sizden kim Allah'a ve Rasulüne itaat et-meye devam eder ve salih amel işlerse ona mükâfatını iki kat veririz. Ayrıca biz böyle kimseler için değerli bir rızık hazırladık."
    Yani içinizden kim Allah ve Rasulüne itaat eder, bütün azaları Allah için ürperir, Rabbinin emrine icabet eder, salih amel işlerse; Peygamber'in Ehl-i Beyt'inden ve hane halkından olması sebebiyle ecir ve sevabı iki defa
    veririz. Buna ilâve olarak böyle kimseler için ayıplar, noksanlıklar bulunan dünya rızıklarının aksine ahirette ve cennette hiçbir aybı ve kusuru olma-yan, hiçbir kimsenin minneti olmayan ve kendi kendine gelen değerli bir rızık vardır. Bundan dolayı dünyada "kerîm: çok ikram sever" vasfı ile ha-kiki ve mükemmel bir vasıf olarak sadece Rezzak olan Cenab-ı Hak tavsif olunabilir. Ahirette de rızkın bizzat kendisi "kerîm: değerli" vasfıyla tavsif olunmaktadır.
    Dikkat edilirse Cenab-ı Hak ecir verilmesi durumunda bu ecri verenin (Allah'ın) açıkça ifade edilmesi için "nü'tihî: veririz" ifadesi kullanılmıştır. Bir önceki ayette azap verilmesi durumunda mükemmel rahmete ve kere-me işaret olması için azap veren, açıkça ifade edilmemiş "yüdâaf' kelimesi kullanılmıştır. Çünkü kerîm: iyikliksever kimse fayda verme durumunda kendisini ve fiilini ortaya koyar. Sıkıntı ve zarar verme durumunda kendi-sini zikretmez.[1]

    2-
    Peygamberimiz (s.a.)'in hanımlarının diğer bütün hanımlardan farklı oluşu: "Ey Peygamberin hanımları! Sizler kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz."
    Ey Peygamber'in eşleri! Sizin bütün müminlerin anneleri olmanız, peygamberlerden en hayırlısının eşleri olmanız, sizin evinizde ve sizin hak-kınızda Kur'an'm inmesi sebebiyle fazilet, mertebe, şeref ve itibar konusun-da kadınlar topluluğu içinde sizin hiçbir benzeriniz yoktur. Bu ifade aynen Arapların, falan, insanlardan (sıradan) biri gibi değildir, sözüne benzemek-tedir. Bunun manası bu kimsede başkasında bulunmayan daha hususî bir vasıf, meziyet ve fazilet vardır, demektir. Hz. Peygamber'in hanımları da böyledir. Onların şerefi Buhari-Müslim hadisinde: "Ben onlardan biri gibi değilim." diyen Hz. Peygamber (s.a.)'in yüce mertebesinden kaynaklan-maktadır.

    3- Yumuşak söz söylemelerinin yasaklanması: "Eğer takva sahibi ol-mak istiyorsanız, çekici bir eda ile konuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bu-lunan kimse arzu duyar. Siz ciddi söz söyleyin."
    Yani siz takvayı isterseniz, yahut Allah'ın hükmüne ve Rasulünün (s.a.) rızasına aykırı davranmaktan sakınan kimseler iseniz[2] erkeklerle konuşurken yumuşak ve ince konuşmayın. Sözleriniz ciddi, ihtiyatlı ve güçlü olsun. Böylece kalbinde kuşkuya, fasıklığa ve hayasızlığa meyil olan kimse ihaneti arzu etmemiş olur. Siz sesinde eğme bükülme olmayan, kuş-kudan uzak kocalarınıza hitap ettiğinizden farklı olarak normal, alışılage-len ciddi söz söyleyin.
    Bu yasaklama Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımları için böyle bir duru-mun ihtimal dahilinde olduğu manasına gelmez. Bundan murad onların en yüce faziletlere ve bu faziletli amelleri uygulamaya teşvik etmektir.
    Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarını hayasızlıktan, yani çirkin fiillerden menedince bunun ilk adımı olan, kalbinde hayasızlık, fasıklık ve münafıklığa meyil olan kimsenin kötü anlayışına sebep olacak şe-kilde kuşkulu ve karşı tarafa arzu verici tarzda yabancı erkeklerle konuş-maktan da menetti.
    Ümmetin hanımları Allah Tealâ'nın emrettiği bu edeplerde Hz. Pey-gamber (s.a.)'in hanımlarına tabidirler. Kısaca; kadın yabancı erkeklerle kocasıyla konuşur gibi konuşmayacaktır.
    "Eğer gerçekten Allah'tan korkuyorsanız" ifadesi,
    a) Ya "Siz gerçekten Allah'tan korkuyorsanız, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz" manasında bu cümleden önceki cümleye bağlıdır. Zira Allah katında en üstün olanlar Allah'tan en çok korkanlardır.
    b) Yahut "Gerçekten Allah'tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle ko-nuşurken) çekici bir eda ile konuşmayın" manasında kendisinden sonraki cümleye bağlıdır.
    c) "İn ittekaytünne" kelimesinin "yabancı erkeklerden biriyle karşılaş-tığınız zaman" manasında olması da doğrudur. Zira "itteka" kelimesinin karşılaştı manasında kullanılması Arap dilinde bilinen bir kullanış tarzıdır.
    Ebu Hayyan şöyle diyor: Bu mana Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarını medhetme hususunda daha beliğdir. Zira bu durumda onların ne faziletli oluşları, ne de yabancı erkeklerle çekici eda ile konuşmalarının yasaklan-ması takvaya bağlanmamaktadır. Çünkü onlar kendi nefislerinde gerçek-ten Allah'tan korkan (müttekî) hanımlardır. Yapılan nehyin takvaya bağlanması zahiri itibariyle kendilerinin takva ile muttasıf olmamalarını gerektirmektedir.[3]
    "Maraz: hastalık" kelimesiyle anlatılmak istenen husus hayasızlık ar-zusu veya meyli demektir. Bu da fasıklık ve kötü sözdür. En doğru olan mana da budur. Bu ayette münafıklığın yeri ve ilgisi yoktur.

    4-
    Evlerde oturmanın emredilmesi ve açık-saçıklığın yasaklanması: "Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp-saçılması gi-bi açılıp-saçılmayın."
    Yani evlerinizden ayrılmayın. İhtiyaç olmaksızın dışarı çıkmayın. Tir-mizî ve Bezzar'ın Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet ettikleri bir hadis-i şerif-te Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmaktadır: "Kadın avrettir. Evinden dı-şarı çıktığı zaman şeytan onu izler. Rabbinin rahmetine en yakın olduğu yer evinin dip köşesidir."
    Yine Ebu Davud'un naklettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.)
    şöyle buyurmuştur: "Kadının gizli bir yerde kıldığı namazı, özel odasında kıldığı namazından daha efdaldir. Özel odasında kıldığı namazı, evinde açıktan kıldığı namazından daha efdaldir."
    Kadınların mescidlere çıkması genç kızlar için caiz olmasa da yaşlı ka-dınlar için caizdir. Bunun delili İmam Ahmed ve Müslim'in İbni Ömer'den rivayet ettiği Peygamberimiz (s.a.)'in: "Allah'ın kadın kullarını Allah'ın mescidlerinden alıkoymayın. Kadınlar -mescide giderken- tanınmayacak şekilde çıksınlar."
    İslâm'dan önceki eski cahiliye dönemindeki kadınların açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın. Cahiliye: İslâm'dan önceki kâfirlerin yoludur. Teber-rüc: Kadının başındaki başörtüsünü bağlamadan atması, boynunu, küpelerini ve gerdanlıklarını ortaya koymak suretiyle göğüs ve gerdan gibi vücudunun güzel yerlerini ve ziynetlerini yabancı erkeklerin bakışına sun-masıdır.

    5- Allah ve Rasulüne taatın devam etmesi: "Namaz kılın, zekât verin. Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin."
    Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarına ciddi söz (hayırlı, alışılagelen güzel iyi söz) söylemelerini emrettikten sonra evlerinde otur-maları gibi kadınlara uygun davranışları beyan etti. Cenab-ı Hak daha sonra şerli davranışları yasakladı. Onlara namazı dosdoğru kılmalarını (namazı huşu içerisinde, rükün ve şartlarını tam anlamıyla yerine getir-mek suretiyle şer'an istenen şekilde eda etmelerini), zekât vermelerini (şer'an farz olan miktarda -zenginlerden fakirlere- yapılan iyilik şeklindeki bu emri yerine getirmelerini), emrettiği ve nehyettiği her konuda Allah'a ve Rasulüne itaat etmelerini emretti.
    Allah Tealâ namaz ve zekâtın önemi, değeri ve büyük sonuçları sebe-biyle bu iki ibadeti özellikle zikretti. Birincisi, gönül temizliği ve dinin dire-ğidir. İkincisi, mal temizliği ve fakirliğe karşı koyma yoludur. Bu iki ibadet bedeni ve malî taatin temel iki direğidir.
    "Allah'a ve Rasulüne itaat edin." ifadesi umumi olanın hususî olana atfı babındandır. Zira mükellefiyet sadece namaz ve zekâta ait değildir. Mükellefiyet Allah Tealâ'nın emrettiği ve nehyettiği her şeyi içine almakta-dır. Allah'ın emriyle Rasulünün emri birdir.

    6- Yüksek itibarın gerçekleşmesi: "Ey Peygamber ailesi! Şüphesiz Al-lah, sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister."
    Yani bu emir, nehiy ve öğütlerin sebebi sadece sizden günahı gider-mek, sizi masiyet ve günahların kirinden arındırmak için kalplerinizi iman nuruyla imar etmektir.
    Ayetteki "rics: kirlilik" kelimesi günahlar için, "tuhr: temizlik" kelimesi takva içindir. Zira masiyetleri işleyenin benliği, kişiliği, kalbi bu masiyetlerle, maddî pisliklerle bedenin pislendiği gibi kirlenmekte, bu taatlerle bir-likte de temiz elbise gibi tertemiz olarak kalmaktadır. Bu istiarede Allah'ın nehyettiği şeylerden nefret ettirme, Allah'ın emrettiği şeylere teşvik etme vardır. "Rics: kirlilik" kelimesi günah, azab, necaset ve noksanlıklar için kullanılmaktadır. Allah bütün bunları Ehl-i Beyt'ten gidermektedir.
    Ehl-i Beyit: Hz. Peygamber (s.a.)'le sıkı irtibat içinde bulunan eşler ve akrabaların tamamıdır. Emirlerin bunlara tevcih edilmesi, bunların üm-metin önderleri olması dolayısıyladır. İmam Ahmed ve Tirmizî, Enes b. Malik (r.a.)'den naklettiğine göre Rasulullah (s.a.) altı ay boyunca sabah namazına çıktığı zaman Hz. Fatıma (r.a.)'mn kapısına uğrar ve şöyle derdi: "Namaz ey Ehl-i Beyti Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındı-rıp tertemiz kılmak ister."

    7- Kur'an ve sünnetin öğretilmesinin emredilmesi ve nimetlerin hatır-latılması: "Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah Latiftir, Habîr'dir."
    Yani evlerinizin vahiy beşiği kılınması gibi Allah'ın üzerinizdeki ni-metlerini hatırlayın. Burada okunan Allah'ın Kur'an'ındaki ayetlerini ve Rasulullah (s.a.)'e inen sonsuz hikmet, hükümler, ilimler ve şer'î esasları sakın unutmayın. Bununla amel edin ve bunu öğretin. Şüphesiz ki O La-tiftir (her şeyin inceliğini bilir). Size faydalı olan ve sizin dininizde size ya-rarlı olacak şeylerden gayet haberdardır. Bunu sizin üzerinize indirdi. Ayetleri ve şer'î esasları sizin evlerinizde kıldı. Sizi Rasulullah (s.a.)'in ha-nımları olarak seçti. Onun, fiili gayet hassas ve ince olup bilgisi her şeye ulaşır.
    Burada taatte bulunmaya ve şer'î mükellefiyetlere sarılmaya teşvik etme; isyanda bulunmak, aykırı davranmak ve masiyetleri işlemekten nef-ret ettirme amacı bulunmaktadır. [4]

    [1] Razî, XXV7208.

    [2] Zemahşeri, 11/537.

    [3] el-Bahru'l-Muhît, VII/228.

    [4] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 11/309-313.

    et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları



  9. 04.Mayıs.2012, 20:24
    5
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?

    Hz. Peygamberin Evine Giriş Edepleri Ve Hz. Peygamberin Hanımlarının Perde Kullanmaları

    53- Ey iman edenler! Peygamber'in evlerine yemeğe davet edilmeksizin girip de yemek vaktini beklemeyin. Ancak davet edildiğiniz zaman gi-rin. Yemeği yiyince de hemen dağı-lın. Orada sohbete dalmayın. Çün-kü bu hareketiniz Peygamber'e ezi-yet veriyor, o size birşey söylemek-ten utanıyordu. Ama Allah hakkı söylemekten çekinmez. Peygambe-r'in hanımlarından birşey isteyece- zaman perde arkasından iste-Böyle davranmak gerek sizin kalbiniz, gerekse onların kalpleri için daha temizdir. Sizin Peygam-ber'e eziyet etmeniz ve onun ölü-münden sonra hanımlarını nikahla-manız ebediyen caiz değildir. Şüp-hesiz ki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır.
    54- Siz birşeyi açığa vursanız da, gizleseniz de şüphesiz ki Allah her-
    55- Mümin hanımların babalarına, oğuUanna, kardeşlerine, erkek kar- deşlerinin oğuUanna, kızkardeşle- rinin oğullarına, müminlerin ha- nımlarına ve sahip oldukları cari-yelere görünmelerinde hiçbir gü-nah yoktur. Ey mümin hanımlar! Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah herşeye şahittir.


    Açıklaması

    Bu ayetler evlere girip çıkma hususunda umumi edepler, perde konul-ması, kadın ve erkeklerin birbirleriyle karışmamaları, Hz. Peygamber (s.a.)'e eziyet etmenin ve onun vefatından sonra onun hanımlarıyla evlen-menin haram olmasını ihtiva etmektedir.
    Bu ayetler Hz. Ömer (r.a.)'in sözünün vahye uygun olduğu ayetlerden-dir. Nitekim Buhari ve Müslim'in Sa/ıi/ı'lerinde Hz. Ömer (r.a.)'in şu sözü rivayet edilmektedir: Benim üç konudaki görüşüm Rabbimin buyruklarına uygun düştü:

    a) Ben: Ya Rasulallah! Makam-ı İbrahim'i namaz kılma yeri edinsey-din, dedim. Bunun üzerine Cenab-ı Hak "Makam-ı İbrahim'i namaz kılma yeri edinin." (Bakara, 2/125) ayetini indirdi.

    b) Ben: Ya Rasulallah! Senin hanımlarının yanına iyi-kötü herkes giri-yor. Onlara perde koysan! dedim. Bunun üzerine Cenab-ı Hak hicab ayetini indirdi.

    c) Ben Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımları onun aleyhine ittifak ettikle-rinde: "Peygamber sizi boşarsa, umulur ki Rabbi ona sizden daha hayırlı eşler verir." dedim. Ayet de aynı şekilde nazil oldu.
    Bu hicap ayeti -Katade ve Vakıdî'nin ifade ettikleri gibi- Zeyneb bt. Cahş ile Rasulullah (s.a.)'in evlendiği sabah nazil oldu. Bu evlilik hicretin beşinci yılı Zilka'de ayında idi. Ayet Hz. Peygamber (s.a.)'in sıkıntısını kal-dıran içtimaî bir edeple başladı.
    Cenab-ı Hak buyuruyor ki:
    1- "Ey iman edenler! Peygamber'in evlerine yemeğe davet edilmeksizin girip de yemek vaktini beklemeyin."
    Ey Allah'ı Rab olarak, Muhammedi rasul olarak tasdik edenler! Ye-meğe davet edilmek suretiyle izin verilmeksizin her durumda Hz. Peygam-ber (s.a.)'in evlerine girmeyin. Yemeğin pişmesini ve hazırlanmasını bekle-meyin. Yemek pişirilip hazırlık tamamlanınca o zaman içeri girin.
    2- "Ancak davet edildiğiniz zaman girin. Yemeği yiyince de hemen da-ğdın. Orada sohbete dalmayın."
    Rasullullah sizi davet edince girmeye izin verdiği evine girin. Davet edildiğiniz yemeği yedikten sonra dağılın, çeşitli konuları görüşmek ve dünya işlerini konuşmak için orada beklemeyin.
    Bu müminlerin Hz. Peygamber (s.a.)'in evlerine izinsiz girmemesine, yemeğin pişmesini beklememesine, onu oyalamanın haram olduğuna, bir-birleriyle veya aile halkıyla lüzumsuz konuşma ile meşgul olarak yemek-ten sonra Hz. Peygamber (s.a.)'in evlerinde kalmamasına delildir. Bu arzu edilmeyen bir durumdur. Bir çeşit istenmeyen yük olma durumudur. Zira aile halkı kapları temizleme ve yemek hazırlama yorgunluğundan dinlen-meye de ihtiyaç duymaktadır.
    Bunun için Peygamberimiz (s.a.), İmam Ahmed, Buhari, Müslim ve Tirmizî'nin Ukbe b. Umre'den rivayet ettikleri hadis-i şeriflerinde şöyle bu-yurmuştur: "Kadınların yanına girmekten sakının."
    Cenab-ı Hak yemekten sonra Hz. Peygamber (s.a.)'in evlerinden ayrıl-manın talep edilmesinin sebebini şu ayetle açıklamaktadır:
    "Çünkü bu hareketiniz Peygamber'e eziyet veriyordu. O da size birşey söylemekten utanıyordu. Ama Allah hakkı söylemekten çekinmez."
    Yani sizin Rasulullah'ın evinde kalıp sözle meşgul olmanız ve yemeğin hazırlanmasından önce eve girmeniz Peygamber'e eziyet oluyordu. Halbuki ona eziyette bulunmak haramdır. Bu durum onun bazı ihtiyaçlarını görme-sine engel olduğu ve aile halkına darlık verdiği için ona ağır geliyordu. Fa-kat Hz. Peygamber (s.a.) son derece haya sahibi olduğu için onları bu du-rumdan nehyetmekten hoşlanmıyordu. Nihayet Allah ona bunu nehyettiğine dair ayetleri indirdi. Allah, hakkı beyan etmekten -onların Hz. Peygamberin evinde kalıp beklememelerini ve evden çıkmalarını emretmekten- çekinmez. Bu, Hz. Peygamber (s.a.)'e ait özel bir edep olma-yıp bütün müminleri içine alan umumi bir edeptir. Zira ev sahibine eziyet olduğu zaman o evde beklemek haramdır.
    Nur suresinin 27-31. ayetleri, müminlerin evlerini; Ahzab suresinin "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, örtülerine bürünsünler." şeklindeki 59. ayeti müminlerin hanımlarının hi-cabını açıkça anlatmaktadır.
    3- "Peygamber'in hanımlarından birşey isteyeceğiniz zaman perde ar-kasından isteyin."
    Yani sizi Hz. Peygamber (s.a.)'in evlerine izinsiz girmekten ve yemekte bulunmak için beklemekten nehy ettiğim gibi aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarına bakmaktan da nehyettim. Siz onlardan yiyecek v.b. faydalanılacak bir «şey istediğiniz zaman görmeyi engelleyecek bir engel ve örtecek bir perde gerisinden isteyin.
    Bundan nehyedilmesinin ve hicabın emredilmesinin sebebi Allah Te-alâ'nın buyurduğu gibi: "Böyle davranmak gerek sizin kalpleriniz, gerekse onların kalpleri için daha temizdir."
    Bu eve izinle girme, yemekten sonra söze dalmadan hemen çıkma ve perde kullanma gönül için daha temiz ve daha hoştur; şüphe, töhmet ve fitneden daha uzak, kalplerin şeytanî vesvese ve fısıltılarından daha emindir.
    Allah müminlere evlere girme edebini, kulağı ve gözü haramdan koru-mayı öğretince bunu koruma çarelerini vurgulayarak şöyle buyurdu:
    4- "Sizin Peygamber'e eziyet etmeniz ve onun ölümünden sonra hanım-larını nikahlamanız ebediyen caiz değildir."
    Sizin Rasulullah (s.a.)'in evinde oturup onu oyalamanız, Rasulullah (s.a.)'e eziyette bulunmaya sebep olmanız, ya da fiilen onu daraltacak ve onun hoşlanmayacağı bir şeyi yapmanız sizin için doğru değildir, uygun da değildir. Size yasaklanan herşey eziyet vericidir. Bundan sakının. Zira Ra-sulullah (s.a.) sizi mutlu kılacak, dünya ve ahirette sizin hayrınıza olacak şeylere karşı çok itina göstermektedir. Eziyet çeşitlerinin en şiddetlisi ve size haram olan şeylerden biri Rasulullah (s.a.)'in ölümü veya boşanması sebebiyle hanımlarından ayrıldıktan sonra onun hanımlarıyla evlenmek istemenizdir. Çünkü bu hanımlar müminlerin anneleridir.
    "Şüphesiz ki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır." Yani Rasulullah (s.a.)'e eziyette bulunmanız ve onun vefatından sonra hanımlarıyla nikah-lanılması büyük bir günahtır. Bu ayet ile durumun büyüklüğü ortaya ko-nulmuştur. Bu hususta şiddetli ifade ve tehdit yapılmıştır. Sonra açık ve gizli her hususta eziyette bulunmaktan uzak kalma vurgulanmaktadır:
    "Siz bir şeyi açığa vursanız da, gizleseniz de, şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilir." Yani bu eziyetten bir şeyi ortaya koysanız da gizleseniz de, muhakkak ki Allah herşeyi tam ve hassas bir ilimle gayet iyi bilir. Gönülle-rinizin gizlediği, vicdanlarınızın sakladığı şeyleri bilir. Hiçbir şey ona gizli kalmaz: "O gözlerinizin hain bakışlarını ve gönüllerinizin gizlediği şeyleri gayet iyi bilir." (Gafir, 40/19). O, her insana bu ilim sebebiyle amellerinin karşılığını verir.
    Allah Tealâ daha sonra Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarının yabancı erkeklere görünmemesinden, mahrem akrabalarını, müminlerin hanımla-rını ve köleleri istisna ederek şöyle buyurdu:
    "Mümin hanımların babalarına, oğullarına, kardeşlerine, erkek kar-deşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, müminlerin hanımları-na ve sahip oldukları cariyelere görünmelerinde hiçbir günah yoktur. Ey mümin hanımlar! Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah herşeye şahittir."
    Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarının nesep yönünden, ya da süt yö-nünden olsun, babaları ve dedeleri, nesep veya süt babaları, özkardeşleri, baba bir ya da ana bir kardeşleri, kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşle-rinin oğulları önünde; yahut uzak-yakm mümin hanımların önünde veya-hut köleleri önünde hicabı, örtünmeyi terketme hususunda hizmet sebebiy-le meydana gelecek meşakkat ve sıkıntıyı kaldırmak bakımından hiçbir günah yoktur.
    Ayet daha sonra daha fazla ihtiyat ve takva sahibi olma uyarısıyla sona erdi. Cenab-ı Hak -mealen- şöyle buyurdu:
    Gizli ve açık herşeyde Allah'tan korkun. O herşeye şahittir. Hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Dolayısıyla O'nu gözetin. O hayır-şer her amelin karşılı-ğını verir. Zira O görünen-görünmeyen âlemin ilmini bilir. Bu ifade de emir ve nehiylere muhalefet etmekten sakındırma manası bulunmaktadır.
    Müminlerin hanımları bu konuda Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımları gibidir. Bunun delili Nur suresinin 31. ayetidir: "Mümin kadınlara söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süsle-rini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Başörtülerini ya-kalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları veya kayınpe-derleri veya oğulları veya kocalarının oğulları, kardeşleri, erkek kardeşleri-nin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, müslüman kadınları, cariyeleri, er-kekliği kalmamış hizmetçiler ya da kadınların mahrem yerlerini henüz an-lamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri ziynetlerin bi-linmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Kurtuluşa ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'a dönün."
    Bu iki ayette amca ve dayının zikredilmemesinin sebebi İkrime ve Şa'bi'nin zikrettiği gibi gördüklerini çocuklarına anlatabilecek olmaları ve-ya amca ve dayının zaten ana-baba makamında olmaları ve Allah Te-alâ'nın: "Biz senin ilahına ve babaların İbrahim ve İsmail'in babalarına ibadet ederiz." (Bakara, 2/133) ayetinde buyurduğu gibi amcanın bazan "baba" adıyla adlandırılmasıdır. [1]

    [1] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 11/382-385.


  10. 04.Mayıs.2012, 20:24
    5
    herşey O'nun için..!
    Hz. Peygamberin Evine Giriş Edepleri Ve Hz. Peygamberin Hanımlarının Perde Kullanmaları

    53- Ey iman edenler! Peygamber'in evlerine yemeğe davet edilmeksizin girip de yemek vaktini beklemeyin. Ancak davet edildiğiniz zaman gi-rin. Yemeği yiyince de hemen dağı-lın. Orada sohbete dalmayın. Çün-kü bu hareketiniz Peygamber'e ezi-yet veriyor, o size birşey söylemek-ten utanıyordu. Ama Allah hakkı söylemekten çekinmez. Peygambe-r'in hanımlarından birşey isteyece- zaman perde arkasından iste-Böyle davranmak gerek sizin kalbiniz, gerekse onların kalpleri için daha temizdir. Sizin Peygam-ber'e eziyet etmeniz ve onun ölü-münden sonra hanımlarını nikahla-manız ebediyen caiz değildir. Şüp-hesiz ki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır.
    54- Siz birşeyi açığa vursanız da, gizleseniz de şüphesiz ki Allah her-
    55- Mümin hanımların babalarına, oğuUanna, kardeşlerine, erkek kar- deşlerinin oğuUanna, kızkardeşle- rinin oğullarına, müminlerin ha- nımlarına ve sahip oldukları cari-yelere görünmelerinde hiçbir gü-nah yoktur. Ey mümin hanımlar! Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah herşeye şahittir.


    Açıklaması

    Bu ayetler evlere girip çıkma hususunda umumi edepler, perde konul-ması, kadın ve erkeklerin birbirleriyle karışmamaları, Hz. Peygamber (s.a.)'e eziyet etmenin ve onun vefatından sonra onun hanımlarıyla evlen-menin haram olmasını ihtiva etmektedir.
    Bu ayetler Hz. Ömer (r.a.)'in sözünün vahye uygun olduğu ayetlerden-dir. Nitekim Buhari ve Müslim'in Sa/ıi/ı'lerinde Hz. Ömer (r.a.)'in şu sözü rivayet edilmektedir: Benim üç konudaki görüşüm Rabbimin buyruklarına uygun düştü:

    a) Ben: Ya Rasulallah! Makam-ı İbrahim'i namaz kılma yeri edinsey-din, dedim. Bunun üzerine Cenab-ı Hak "Makam-ı İbrahim'i namaz kılma yeri edinin." (Bakara, 2/125) ayetini indirdi.

    b) Ben: Ya Rasulallah! Senin hanımlarının yanına iyi-kötü herkes giri-yor. Onlara perde koysan! dedim. Bunun üzerine Cenab-ı Hak hicab ayetini indirdi.

    c) Ben Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımları onun aleyhine ittifak ettikle-rinde: "Peygamber sizi boşarsa, umulur ki Rabbi ona sizden daha hayırlı eşler verir." dedim. Ayet de aynı şekilde nazil oldu.
    Bu hicap ayeti -Katade ve Vakıdî'nin ifade ettikleri gibi- Zeyneb bt. Cahş ile Rasulullah (s.a.)'in evlendiği sabah nazil oldu. Bu evlilik hicretin beşinci yılı Zilka'de ayında idi. Ayet Hz. Peygamber (s.a.)'in sıkıntısını kal-dıran içtimaî bir edeple başladı.
    Cenab-ı Hak buyuruyor ki:
    1- "Ey iman edenler! Peygamber'in evlerine yemeğe davet edilmeksizin girip de yemek vaktini beklemeyin."
    Ey Allah'ı Rab olarak, Muhammedi rasul olarak tasdik edenler! Ye-meğe davet edilmek suretiyle izin verilmeksizin her durumda Hz. Peygam-ber (s.a.)'in evlerine girmeyin. Yemeğin pişmesini ve hazırlanmasını bekle-meyin. Yemek pişirilip hazırlık tamamlanınca o zaman içeri girin.
    2- "Ancak davet edildiğiniz zaman girin. Yemeği yiyince de hemen da-ğdın. Orada sohbete dalmayın."
    Rasullullah sizi davet edince girmeye izin verdiği evine girin. Davet edildiğiniz yemeği yedikten sonra dağılın, çeşitli konuları görüşmek ve dünya işlerini konuşmak için orada beklemeyin.
    Bu müminlerin Hz. Peygamber (s.a.)'in evlerine izinsiz girmemesine, yemeğin pişmesini beklememesine, onu oyalamanın haram olduğuna, bir-birleriyle veya aile halkıyla lüzumsuz konuşma ile meşgul olarak yemek-ten sonra Hz. Peygamber (s.a.)'in evlerinde kalmamasına delildir. Bu arzu edilmeyen bir durumdur. Bir çeşit istenmeyen yük olma durumudur. Zira aile halkı kapları temizleme ve yemek hazırlama yorgunluğundan dinlen-meye de ihtiyaç duymaktadır.
    Bunun için Peygamberimiz (s.a.), İmam Ahmed, Buhari, Müslim ve Tirmizî'nin Ukbe b. Umre'den rivayet ettikleri hadis-i şeriflerinde şöyle bu-yurmuştur: "Kadınların yanına girmekten sakının."
    Cenab-ı Hak yemekten sonra Hz. Peygamber (s.a.)'in evlerinden ayrıl-manın talep edilmesinin sebebini şu ayetle açıklamaktadır:
    "Çünkü bu hareketiniz Peygamber'e eziyet veriyordu. O da size birşey söylemekten utanıyordu. Ama Allah hakkı söylemekten çekinmez."
    Yani sizin Rasulullah'ın evinde kalıp sözle meşgul olmanız ve yemeğin hazırlanmasından önce eve girmeniz Peygamber'e eziyet oluyordu. Halbuki ona eziyette bulunmak haramdır. Bu durum onun bazı ihtiyaçlarını görme-sine engel olduğu ve aile halkına darlık verdiği için ona ağır geliyordu. Fa-kat Hz. Peygamber (s.a.) son derece haya sahibi olduğu için onları bu du-rumdan nehyetmekten hoşlanmıyordu. Nihayet Allah ona bunu nehyettiğine dair ayetleri indirdi. Allah, hakkı beyan etmekten -onların Hz. Peygamberin evinde kalıp beklememelerini ve evden çıkmalarını emretmekten- çekinmez. Bu, Hz. Peygamber (s.a.)'e ait özel bir edep olma-yıp bütün müminleri içine alan umumi bir edeptir. Zira ev sahibine eziyet olduğu zaman o evde beklemek haramdır.
    Nur suresinin 27-31. ayetleri, müminlerin evlerini; Ahzab suresinin "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, örtülerine bürünsünler." şeklindeki 59. ayeti müminlerin hanımlarının hi-cabını açıkça anlatmaktadır.
    3- "Peygamber'in hanımlarından birşey isteyeceğiniz zaman perde ar-kasından isteyin."
    Yani sizi Hz. Peygamber (s.a.)'in evlerine izinsiz girmekten ve yemekte bulunmak için beklemekten nehy ettiğim gibi aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarına bakmaktan da nehyettim. Siz onlardan yiyecek v.b. faydalanılacak bir «şey istediğiniz zaman görmeyi engelleyecek bir engel ve örtecek bir perde gerisinden isteyin.
    Bundan nehyedilmesinin ve hicabın emredilmesinin sebebi Allah Te-alâ'nın buyurduğu gibi: "Böyle davranmak gerek sizin kalpleriniz, gerekse onların kalpleri için daha temizdir."
    Bu eve izinle girme, yemekten sonra söze dalmadan hemen çıkma ve perde kullanma gönül için daha temiz ve daha hoştur; şüphe, töhmet ve fitneden daha uzak, kalplerin şeytanî vesvese ve fısıltılarından daha emindir.
    Allah müminlere evlere girme edebini, kulağı ve gözü haramdan koru-mayı öğretince bunu koruma çarelerini vurgulayarak şöyle buyurdu:
    4- "Sizin Peygamber'e eziyet etmeniz ve onun ölümünden sonra hanım-larını nikahlamanız ebediyen caiz değildir."
    Sizin Rasulullah (s.a.)'in evinde oturup onu oyalamanız, Rasulullah (s.a.)'e eziyette bulunmaya sebep olmanız, ya da fiilen onu daraltacak ve onun hoşlanmayacağı bir şeyi yapmanız sizin için doğru değildir, uygun da değildir. Size yasaklanan herşey eziyet vericidir. Bundan sakının. Zira Ra-sulullah (s.a.) sizi mutlu kılacak, dünya ve ahirette sizin hayrınıza olacak şeylere karşı çok itina göstermektedir. Eziyet çeşitlerinin en şiddetlisi ve size haram olan şeylerden biri Rasulullah (s.a.)'in ölümü veya boşanması sebebiyle hanımlarından ayrıldıktan sonra onun hanımlarıyla evlenmek istemenizdir. Çünkü bu hanımlar müminlerin anneleridir.
    "Şüphesiz ki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır." Yani Rasulullah (s.a.)'e eziyette bulunmanız ve onun vefatından sonra hanımlarıyla nikah-lanılması büyük bir günahtır. Bu ayet ile durumun büyüklüğü ortaya ko-nulmuştur. Bu hususta şiddetli ifade ve tehdit yapılmıştır. Sonra açık ve gizli her hususta eziyette bulunmaktan uzak kalma vurgulanmaktadır:
    "Siz bir şeyi açığa vursanız da, gizleseniz de, şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilir." Yani bu eziyetten bir şeyi ortaya koysanız da gizleseniz de, muhakkak ki Allah herşeyi tam ve hassas bir ilimle gayet iyi bilir. Gönülle-rinizin gizlediği, vicdanlarınızın sakladığı şeyleri bilir. Hiçbir şey ona gizli kalmaz: "O gözlerinizin hain bakışlarını ve gönüllerinizin gizlediği şeyleri gayet iyi bilir." (Gafir, 40/19). O, her insana bu ilim sebebiyle amellerinin karşılığını verir.
    Allah Tealâ daha sonra Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarının yabancı erkeklere görünmemesinden, mahrem akrabalarını, müminlerin hanımla-rını ve köleleri istisna ederek şöyle buyurdu:
    "Mümin hanımların babalarına, oğullarına, kardeşlerine, erkek kar-deşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, müminlerin hanımları-na ve sahip oldukları cariyelere görünmelerinde hiçbir günah yoktur. Ey mümin hanımlar! Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah herşeye şahittir."
    Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarının nesep yönünden, ya da süt yö-nünden olsun, babaları ve dedeleri, nesep veya süt babaları, özkardeşleri, baba bir ya da ana bir kardeşleri, kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşle-rinin oğulları önünde; yahut uzak-yakm mümin hanımların önünde veya-hut köleleri önünde hicabı, örtünmeyi terketme hususunda hizmet sebebiy-le meydana gelecek meşakkat ve sıkıntıyı kaldırmak bakımından hiçbir günah yoktur.
    Ayet daha sonra daha fazla ihtiyat ve takva sahibi olma uyarısıyla sona erdi. Cenab-ı Hak -mealen- şöyle buyurdu:
    Gizli ve açık herşeyde Allah'tan korkun. O herşeye şahittir. Hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Dolayısıyla O'nu gözetin. O hayır-şer her amelin karşılı-ğını verir. Zira O görünen-görünmeyen âlemin ilmini bilir. Bu ifade de emir ve nehiylere muhalefet etmekten sakındırma manası bulunmaktadır.
    Müminlerin hanımları bu konuda Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımları gibidir. Bunun delili Nur suresinin 31. ayetidir: "Mümin kadınlara söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süsle-rini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Başörtülerini ya-kalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları veya kayınpe-derleri veya oğulları veya kocalarının oğulları, kardeşleri, erkek kardeşleri-nin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, müslüman kadınları, cariyeleri, er-kekliği kalmamış hizmetçiler ya da kadınların mahrem yerlerini henüz an-lamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri ziynetlerin bi-linmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Kurtuluşa ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'a dönün."
    Bu iki ayette amca ve dayının zikredilmemesinin sebebi İkrime ve Şa'bi'nin zikrettiği gibi gördüklerini çocuklarına anlatabilecek olmaları ve-ya amca ve dayının zaten ana-baba makamında olmaları ve Allah Te-alâ'nın: "Biz senin ilahına ve babaların İbrahim ve İsmail'in babalarına ibadet ederiz." (Bakara, 2/133) ayetinde buyurduğu gibi amcanın bazan "baba" adıyla adlandırılmasıdır. [1]

    [1] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 11/382-385.


  11. 04.Mayıs.2012, 20:29
    6
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?

    Kapatılması Gerekli Yerlerin Örtülmesi İçin Kadınların "Cilbab" Ayeti;

    Ahzab Suresi;

    59- Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımları-na söyle. Dış örtülerinden üzerleri-ne alıp örtsünler. Bu, onların başkaları tarafından tanınıp rahatsız edilmemeleri için daha uygundur. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.


    Açıklaması;


    "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle. Dış örtülerini üzerlerine alıp örtsünler."
    Allah, Rasulünden mümin hanımlara ve özellikle hanımlarına ve kız-larına evlerinden çıkarken cariyelerden farklı olarak dış elbiselerini üzer-lerine örtmelerini istedi.
    Cilbab, başörtüsünün üzerindeki ridadır. Bu konuda bu tesettürün keyfiyeti hakkında çeşitli rivayetler vardır.
    İbni Abbas diyor ki: Allah müminlerin hanımlarına ihtiyaç için evle-rinden dışarı çıktıklarında yüzlerini başlarından itibaren "cilbab" ile ka-patmalarını ve sadece bir gözlerini göstermelerini emretti.

    İbni Cerir'in rivayetine göre Muhammed b. Şirin diyor ki: Abîde es-Selmanî'ye "Dış örtülerini üzerlerine alıp örtsünler." ayetini sordum. Yüzü-nü ve başını örttü, sadece sol gözünü açıkta bıraktı.

    Abdürrezzak ve İbni Ebî Hatim, Ümmü Seleme'den rivayet ediyorlar: Bu ayet, "Dış örtülerini üzerlerine alıp örtsünler." ayeti nazil olunca ensa-rın hanımları sükûnet içerisinde, sanki başlarının üzerinde kargalar var-mış gibi, üzerlerinde giydikleri siyah elbiseler olduğu halde dışarı çıktılar.
    Şer'î hükümlerin iyice yerleşmesinden sonra inen bu ayetin gayesi em-redilen tesettürün mutlaka kapanması gerekli yerlere ilâve olarak emredilen dış örtülerdir. Bu emir kadını töhmet ve kuşkudan uzaklaştıran, fasık erkeklerin sarkıntılıklarından koruyan güzel bir edeptir.

    Şer'î tesettür, altındakini göstermeyecek şekilde bir elbise ile vücudun tamamını örten dış elbisedir. Kadın evinde kocasının yanında dilediği şe-kilde giyinebilir.
    "Bu, onların başkaları tarafından tanınıp rahatsız edilmemeleri için daha uygundur." Yani dış elbiseleri giymek ya da tesettür kadınların hür olduklarının, cariye veya zaniye olmadıklarının bilinip de fısk ve fücur eh-linin sarkıntılıklarına uğramamaları için daha uygundur. Allah, o kadın-ların geçmişte yaptıkları tesettürü ihmal etme günahlarını, ayrıca hata ile kasıt olmaksızın tesettürü ihlâl ettiklerinde Allah'ın emrine yönelenleri çok bağışlayandır. Kullarının yararını gözetmek ve onlara bu güzel edebi irşat etmek suretiyle kullarına rahmeti çok geniş olandır.

    Cariyelere gelince; şeriat, sıkıntıya girmelerini ve örtüye bürünüp me-şakkate uğramalarını ortadan kaldırmak ve efendilerine hizmet etmelerini kolaylaştırmak için cariyelere tam anlamıyla, bütünüyle tesettürü emret-memiştir. Cumhurun görüşü budur.

    Ebu Hayyan diyor ki: "Müminlerin hanımları" ifadesinden ilk anlaşı-lan hür ve cariye kadınların tamamını içine almaktadır. Cariyelerin fitneye sebep olmaları, tasarruflarının çokluğu sebebiyle hür kadınlardan daha çoktur. Dolayısıyla cariyelerin kadınlar ifadesinin genel kavramından çıka-rılması için açık bir delile ihtiyaç duyulmaktadır.[1]

    [1] el-Bahru'l-Muhît, VII/250. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 11/402-403.


  12. 04.Mayıs.2012, 20:29
    6
    herşey O'nun için..!
    Kapatılması Gerekli Yerlerin Örtülmesi İçin Kadınların "Cilbab" Ayeti;

    Ahzab Suresi;

    59- Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımları-na söyle. Dış örtülerinden üzerleri-ne alıp örtsünler. Bu, onların başkaları tarafından tanınıp rahatsız edilmemeleri için daha uygundur. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.


    Açıklaması;


    "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle. Dış örtülerini üzerlerine alıp örtsünler."
    Allah, Rasulünden mümin hanımlara ve özellikle hanımlarına ve kız-larına evlerinden çıkarken cariyelerden farklı olarak dış elbiselerini üzer-lerine örtmelerini istedi.
    Cilbab, başörtüsünün üzerindeki ridadır. Bu konuda bu tesettürün keyfiyeti hakkında çeşitli rivayetler vardır.
    İbni Abbas diyor ki: Allah müminlerin hanımlarına ihtiyaç için evle-rinden dışarı çıktıklarında yüzlerini başlarından itibaren "cilbab" ile ka-patmalarını ve sadece bir gözlerini göstermelerini emretti.

    İbni Cerir'in rivayetine göre Muhammed b. Şirin diyor ki: Abîde es-Selmanî'ye "Dış örtülerini üzerlerine alıp örtsünler." ayetini sordum. Yüzü-nü ve başını örttü, sadece sol gözünü açıkta bıraktı.

    Abdürrezzak ve İbni Ebî Hatim, Ümmü Seleme'den rivayet ediyorlar: Bu ayet, "Dış örtülerini üzerlerine alıp örtsünler." ayeti nazil olunca ensa-rın hanımları sükûnet içerisinde, sanki başlarının üzerinde kargalar var-mış gibi, üzerlerinde giydikleri siyah elbiseler olduğu halde dışarı çıktılar.
    Şer'î hükümlerin iyice yerleşmesinden sonra inen bu ayetin gayesi em-redilen tesettürün mutlaka kapanması gerekli yerlere ilâve olarak emredilen dış örtülerdir. Bu emir kadını töhmet ve kuşkudan uzaklaştıran, fasık erkeklerin sarkıntılıklarından koruyan güzel bir edeptir.

    Şer'î tesettür, altındakini göstermeyecek şekilde bir elbise ile vücudun tamamını örten dış elbisedir. Kadın evinde kocasının yanında dilediği şe-kilde giyinebilir.
    "Bu, onların başkaları tarafından tanınıp rahatsız edilmemeleri için daha uygundur." Yani dış elbiseleri giymek ya da tesettür kadınların hür olduklarının, cariye veya zaniye olmadıklarının bilinip de fısk ve fücur eh-linin sarkıntılıklarına uğramamaları için daha uygundur. Allah, o kadın-ların geçmişte yaptıkları tesettürü ihmal etme günahlarını, ayrıca hata ile kasıt olmaksızın tesettürü ihlâl ettiklerinde Allah'ın emrine yönelenleri çok bağışlayandır. Kullarının yararını gözetmek ve onlara bu güzel edebi irşat etmek suretiyle kullarına rahmeti çok geniş olandır.

    Cariyelere gelince; şeriat, sıkıntıya girmelerini ve örtüye bürünüp me-şakkate uğramalarını ortadan kaldırmak ve efendilerine hizmet etmelerini kolaylaştırmak için cariyelere tam anlamıyla, bütünüyle tesettürü emret-memiştir. Cumhurun görüşü budur.

    Ebu Hayyan diyor ki: "Müminlerin hanımları" ifadesinden ilk anlaşı-lan hür ve cariye kadınların tamamını içine almaktadır. Cariyelerin fitneye sebep olmaları, tasarruflarının çokluğu sebebiyle hür kadınlardan daha çoktur. Dolayısıyla cariyelerin kadınlar ifadesinin genel kavramından çıka-rılması için açık bir delile ihtiyaç duyulmaktadır.[1]

    [1] el-Bahru'l-Muhît, VII/250. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 11/402-403.


  13. 05.Mayıs.2012, 12:47
    7
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Cevap: örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?

    Tek tek okudum. ALLAH senden razı olsun. Artık biliyorum değil mi?ALLAH BİLDİĞİMLE AMEL ETMEYİ AMA SIRF ONUN RIZASINI GÖZETMEMİ NASİP ETSİN KARDEŞİM. İNŞALLAH KAPANACAĞIM . ALLAH BENİ ÇOK SEVSİN İSTİYORUM ÇÜNKÜ. AMA HİÇ AÇILMAMAK ŞARTI İLE KAPANMALIYIM. BUNU İÇİMDE İLİKLERİME KADAR HİSSETMELİYİM.AMİNNNNNDUA ET.


  14. 05.Mayıs.2012, 12:47
    7
    Kıdemli Üye
    Tek tek okudum. ALLAH senden razı olsun. Artık biliyorum değil mi?ALLAH BİLDİĞİMLE AMEL ETMEYİ AMA SIRF ONUN RIZASINI GÖZETMEMİ NASİP ETSİN KARDEŞİM. İNŞALLAH KAPANACAĞIM . ALLAH BENİ ÇOK SEVSİN İSTİYORUM ÇÜNKÜ. AMA HİÇ AÇILMAMAK ŞARTI İLE KAPANMALIYIM. BUNU İÇİMDE İLİKLERİME KADAR HİSSETMELİYİM.AMİNNNNNDUA ET.


  15. 05.Mayıs.2012, 16:06
    8
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?

    Alıntı
    Tek tek okudum. ALLAH senden razı olsun. Artık biliyorum değil mi?ALLAH BİLDİĞİMLE AMEL ETMEYİ AMA SIRF ONUN RIZASINI GÖZETMEMİ NASİP ETSİN KARDEŞİM. İNŞALLAH KAPANACAĞIM . ALLAH BENİ ÇOK SEVSİN İSTİYORUM ÇÜNKÜ. AMA HİÇ AÇILMAMAK ŞARTI İLE KAPANMALIYIM. BUNU İÇİMDE İLİKLERİME KADAR HİSSETMELİYİM.AMİNNNNNDUA ET.


    Amiin Bacım;
    Rabbimin yardımı sizinle olsun..!
    Okuduğunuz gibi, bazı ayetler bizim anladığımız gibi değil, yani sadece mealine bakarak kafamıza giren veya girdirilen binbir düşünce...!
    Özellikle dininiz hususnda etrafımızdaki cahil insanları dinlememenizi tavsiye ederim. Mutlaka araştırın derim.!

    Bu zamanda özellikle de bayan kardeşlerimizin kapanması ve dinlerini yaşamaya çalışması daha da meşşakkatlidir.
    Rabbim, dini yaşama uğruna aldığınız tüm kararlarınızda, yolunuzu her daim açık eylesin.
    Şeytan'ın ve şeytan gibileri'nin vesvese ve kötülüklerinden sizleri muhafaza eylesin..!

    Dünya imtihanını başarıyla geçip, Cennet'e nail olmanız dileğiyle..

    O'na emanet ol..
    celle celeluh..



  16. 05.Mayıs.2012, 16:06
    8
    herşey O'nun için..!
    Alıntı
    Tek tek okudum. ALLAH senden razı olsun. Artık biliyorum değil mi?ALLAH BİLDİĞİMLE AMEL ETMEYİ AMA SIRF ONUN RIZASINI GÖZETMEMİ NASİP ETSİN KARDEŞİM. İNŞALLAH KAPANACAĞIM . ALLAH BENİ ÇOK SEVSİN İSTİYORUM ÇÜNKÜ. AMA HİÇ AÇILMAMAK ŞARTI İLE KAPANMALIYIM. BUNU İÇİMDE İLİKLERİME KADAR HİSSETMELİYİM.AMİNNNNNDUA ET.


    Amiin Bacım;
    Rabbimin yardımı sizinle olsun..!
    Okuduğunuz gibi, bazı ayetler bizim anladığımız gibi değil, yani sadece mealine bakarak kafamıza giren veya girdirilen binbir düşünce...!
    Özellikle dininiz hususnda etrafımızdaki cahil insanları dinlememenizi tavsiye ederim. Mutlaka araştırın derim.!

    Bu zamanda özellikle de bayan kardeşlerimizin kapanması ve dinlerini yaşamaya çalışması daha da meşşakkatlidir.
    Rabbim, dini yaşama uğruna aldığınız tüm kararlarınızda, yolunuzu her daim açık eylesin.
    Şeytan'ın ve şeytan gibileri'nin vesvese ve kötülüklerinden sizleri muhafaza eylesin..!

    Dünya imtihanını başarıyla geçip, Cennet'e nail olmanız dileğiyle..

    O'na emanet ol..
    celle celeluh..



  17. 05.Mayıs.2012, 17:28
    9
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Cevap: örtünme ayetlerini cümle olarak tek tek yorumlarmısnız?

    amin....iki yol var kardeşim. ALLAHÜTELA bana bazı işaretlerle ya da izlerle kitabı kullanarak ilmi kullanarak yolu gösterdi. Şimdi öz iradem kaldı geriye. Ya seçeceğim ya terk edeceğim. Ama içimden biliyorum ki seçmek geçiyor. Sadece beni tereddüte götüren sebep iş yerimde açmam dışarda kapatmam olacaktır. Bunun dışında ailemde kapanan ilk kişi olacağım galiba. Çünkü onlar geleneksel örtünmedeler. Yani boyunlarından kapanıp başlarını örtüp kollarını açan etekleri kısa olan şekilde. Kuzenlerimden kapanansa çok az. Eşim kapanmamı çok istiyorAma asla baskı yapmadı.10 yıllık evliliğimize hep önümde namaz kılan kişiydi o. Hiç heves ettin mi? deseniz. İmrendim evet ama nasip olmamıştı hiç. Sonra ne olduysa oldu birden bire kendimi ALLAH aşkı PEYGAMBER sevdası içinde buldum. Namaza başladım çok şükür . Çok pişmanım çok. Ailemde beni uyaracak dinimi anlatacak kimsem yoktu. ALLAH bana eşimi gönderdi çok şükür. Sonrada bu kulum anlamıyor ben onun kalbine okuma aşkı vereyim dedi belkide ve ilim öğrenmeye başladım . Ondan sonrada ibadetlere....gerçekten ayette yazan dilediğini doğru yola getirir cümlesi benim içinde söylenmiş. Çok şükür .ELHAMDÜLİLLAH....ALLAHIM İNŞALLAH HİDAYET ÜZRE ÖLMEMİZİ NASİP EDER KARDEŞİM. İNŞALLAH..Ben bu siteye girip daha çok soru soracağım inşallah ve inşallahda kapandığımın müjdesini vereceğim sizlere.


  18. 05.Mayıs.2012, 17:28
    9
    Kıdemli Üye
    amin....iki yol var kardeşim. ALLAHÜTELA bana bazı işaretlerle ya da izlerle kitabı kullanarak ilmi kullanarak yolu gösterdi. Şimdi öz iradem kaldı geriye. Ya seçeceğim ya terk edeceğim. Ama içimden biliyorum ki seçmek geçiyor. Sadece beni tereddüte götüren sebep iş yerimde açmam dışarda kapatmam olacaktır. Bunun dışında ailemde kapanan ilk kişi olacağım galiba. Çünkü onlar geleneksel örtünmedeler. Yani boyunlarından kapanıp başlarını örtüp kollarını açan etekleri kısa olan şekilde. Kuzenlerimden kapanansa çok az. Eşim kapanmamı çok istiyorAma asla baskı yapmadı.10 yıllık evliliğimize hep önümde namaz kılan kişiydi o. Hiç heves ettin mi? deseniz. İmrendim evet ama nasip olmamıştı hiç. Sonra ne olduysa oldu birden bire kendimi ALLAH aşkı PEYGAMBER sevdası içinde buldum. Namaza başladım çok şükür . Çok pişmanım çok. Ailemde beni uyaracak dinimi anlatacak kimsem yoktu. ALLAH bana eşimi gönderdi çok şükür. Sonrada bu kulum anlamıyor ben onun kalbine okuma aşkı vereyim dedi belkide ve ilim öğrenmeye başladım . Ondan sonrada ibadetlere....gerçekten ayette yazan dilediğini doğru yola getirir cümlesi benim içinde söylenmiş. Çok şükür .ELHAMDÜLİLLAH....ALLAHIM İNŞALLAH HİDAYET ÜZRE ÖLMEMİZİ NASİP EDER KARDEŞİM. İNŞALLAH..Ben bu siteye girip daha çok soru soracağım inşallah ve inşallahda kapandığımın müjdesini vereceğim sizlere.





+ Yorum Gönder