Konusunu Oylayın.: Telbis nedir? İslamda telbis kavramı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Telbis nedir? İslamda telbis kavramı
  1. 23.Aralık.2007, 00:29
    1
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,607
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Telbis nedir? İslamda telbis kavramı






    Telbis nedir? İslamda telbis kavramı Mumsema
    TelbisHAKKINDA ANSİKLOPEDİK BİLGİ



    Telbis; gayret ehline Hazreti Feyyaz-ı Ezeli’nin ihsan buyurduğu nurlu dakika, saat ve daha geniş zamanları, sonra bütün bu zaman parçaları içinde insanlara lutfettiği ikramları, kerametleri, o kamil insanların, yalana,aldatmaya girmeden sürekli gizleyip halk nazarında âhâd-ı nastan bir insan olarak bilinme gayretidir ki, fark-cem’ arası ihsasların gel-gitleri içinde duyulur.. ve böyle bir salik-i mülebbis, sürekli ihlas arayışı içinde bulunur.. günde birkaç defa kendini sadakat kontrolünden geçirir.. Cenab-ı Hakkın kendisine olan hususi teveccühlerini ve o teveccühlerin değişik varidler ve ikramlar şeklindeki tezahürlerini de, bir taraftan tecelli edip geldikten kaynağa saygının gereği, diğer taraftan da, O’ndan gelen her şeyin gizli birer armağan olması mülahazasıyla her zaman Veren’le verilen arasında, saklı birer sır gibi kalmasına dikkat eder ve bunların kimse ile paylaşılmasını istemez.
    Dahası, her fırsatta Cenab-ı Hlakk’ı nazara vererek O’na müteallik şeylerin öndeliğinde ısrar eder ve izharı gerektiren ciddi bir sebep ve saik söz konusu değilse, hemen her zaman Hazreti Halilü’r-Rahman’ın kavmine karşı,
    " .. بلفعله،كبيرهمهذا.. " ، " انيسقيم " türünden ta’rizlere başvurarak değişik telbislerle dikkatleri, hep aranması gerekli olana çevirir ve aranan insan olmadan da adeta yılandan-çıyandan kaçındığı gibi kaçınır.

    Olgun bir telbîs insanı, kendi iç derinliğini ve muhteva zenginliğini ağyara hissettirmeme ve sürekli kendini sıfırlamada öyle ustaca manevralarda bulunur ki; ne melamet mülahazasıyla şahsında İslam’ı ta’n ve teşnt’e kapı aralar ne de harika yanlarıyla başkaları üzerinde, mazharı göründüğü envar u esrarın gerçek sahibi olduğu hissini uyarır. Hemen her zaman, en sadıklara yaraşır derin bir vefa hissiyle, değil iddia ve iddia işmam eden söz ve davranışlar, üzerinde tebellür eden hususiyetlere mazhariyet demeden dahi kaçınır. Ve aksi bir davranışı apaçık bir gasp telkki eder.. telakki eder ve Hak ihsanlarının merkez noktasında bulunduğu zamanlarda bile hep edebini takınır ve kendi kendine: “Sen bunlara ne kaynak, ne sahip, ne de mazharsın.. evet, üzerinde yer yer belirip sonra da kaybolan bu hususî varidler, kat’iyen senin olamaz., gelirken sen getirmediğin, giderken de gitmelerini önleyemediğin için onlara benim’ diyemezsin. Bu ölçüdeki ihsan ve lutüfeler karşısında senin durumun, Hazreti Feyyz-ı Mutiak’tan gelen bu mevhibelere kesif bir ayna olmak ve O’nu nazara vermekten ibarettir. Böyle bir mülahazanın söz konusu olmadığı durumlarda da sen ilhaî sırları ketmetmelisin.. ketmetmelisin ki alış-veriş devam etsin ve senin imkan ve iktidarını aşkın bu mevhibeler, senin temellük iddianla istidraç ve mekr-i ilâhîye dönüşmesin. .“ der ve dışı itibarıyla hep düz bir insan gibi göründüğü aynı anda, iç alemi itibarıyla fevkalade gayûr ve gözlerinin içine başka hayalin girmesine fırsat vermeyecek kadar da titizdir.

    Telbîs erinin yürüdüğü cadde sapasağlam bir tahkik yolu, hedefi Hak rızası, meşrebi açık-kapalı halktan istiğna ve iç dünyası her an ayrı bir murakabe ile hep sürpriz derinlikler peşinde ve yükselişler adına dur-durak bilmeyecek kadar heyecanlı; halkın içinde Hakk’la beraber olmanın temknini aksettirecek kadar da engindir. Halkın içinde dolaşır durur ve Hakkın marifet-muhabbet ve zevk-i ruhânî adına kendisine olan ihsanlarını onlarla paylaşmaya çalışır.. paylaşmaya çalışır, yol ve yön bilmezlere rehberlik eder., onlara ışığa giden yolları gösterir.. Araf’takilere Cennet iş’arında bulunur.. hedefsiz yaşayanların gönüllerine mefkûre üfler.. ve herhangi bir külfete girmeden toplumun her kesimiyle alış-verişte bulunabilir.

    Bir telbîs kahramanının gerçek çehresi, kendini nefy ü inkar ve her şeyde Hakkı izhar olduğuna göre; Herevî’nin onu Hakk’a isnat etmedeki ifratını da, İbn-i Kayyim ve taraftarlarının tefritini de bir tarafa bırakarak bir kere daha hatırlatmak isteriz ki; telbîs, farzlarla ıstıfa-yı ruhîsini ikmal etmiş hak yolcusunun nafile tutkusunda derinleşip maiyyet-i ilahiyeye ermesi ve Cenab-ı Hakk’ın celâlî ve cemâlî tecellilerine tam bir mir’at-ı mücella olmasıdır ki, Cenab-ı Feyyaz bu seviyeyi ihraz eden bir salikin gören gözü, işiten kulağı olur ve ona kendi olarak kalmanın yalnızlığını, sahipsizliğini, güçsüzlüğünü kat’iyen tattırmaz. Ona bahşettiği kriterler ve onları yerinde kullanma ilhamlarıyla onu dünyevi-uhrevi en güzel akıbetlere ulaştırır. Ona görülmedik şeyleri gösterir, duyulmadık şeyleri duyurur.. ve onu bir enstrüman gibi kullanarak insanlar arasında kendi muradını onun nağmeleriyle terennüm eder.

    Peygamberlik ufkunun hususi derinliği, saffeti ve kıyas kabul etmezliği mahfuz, “Attığını attığın zaman sen atmadın onu ancak Allah attı.” ve “O sana bey’at edenler Allah’a bey’at etmişlerdir, Allah’ın inayet eli onların üzerindedir.” icmalî mealleriyle vereceğimiz bu ayetler tevhid edalı, cem’ televvünlü, fark buudlu böyle bir üslubun işaret kaynağı gibidir.. işaret kaynağı gibidir ama bu çizgide hak erlerinin yaşadığı telbîs Hazreti Zat’ın zâtı itibarıyla değil, sıfatları itibarıyladır ve gerçek çerçevesi de muhkemata irca ile belirlenecek bir telîtstir. Evet, ayetlerde işaret edilen atıp vurmanın, görüp konuşmanın, bey’at edip yüceltmenin keyfiyeti -aslında keyfiyet sözü bile, söz yetersizliği mazereti olmasa apaçık bir saygısızlık- ne olursa olsun Hak, sıfat-ı celaliye ve kemaliyesiyle o Müstesna Zat’ta mütecelli demektir.

    İşte bu mülahazayı, Hazreti Mevlana, biraz da “fenâfillah. bekabillah” esprisi içinde şöyle ifade eder:

    Hazreti Nuh: “Ey isyanda baş çekenler, ben ben değilim; ben canım itibarıyla ölü, canan ile diriyim. Zira ben, insanlığın babası Hazreti Adem’in bazı hisleri itibarıyla ölüp fani oldum., ve Cenab-ı Hakk bana sem’ u idrak ve basar oldu.”

    Kadimden beri ehl-i Hak hep böyle vücudda adem, ademde vücud mülahazası üzerinde duragelmiştir. Bu konudaki en tutarlı yaklaşım da; nefis ve enaniyet cihetiyle yok olup, kalbî ve ruhî hayat itibarıyla yeniden dirilişe erme olsa gerek...

    Sızıntı



  2. 23.Aralık.2007, 00:29
    1
    Devamlı Üye



    TelbisHAKKINDA ANSİKLOPEDİK BİLGİ



    Telbis; gayret ehline Hazreti Feyyaz-ı Ezeli’nin ihsan buyurduğu nurlu dakika, saat ve daha geniş zamanları, sonra bütün bu zaman parçaları içinde insanlara lutfettiği ikramları, kerametleri, o kamil insanların, yalana,aldatmaya girmeden sürekli gizleyip halk nazarında âhâd-ı nastan bir insan olarak bilinme gayretidir ki, fark-cem’ arası ihsasların gel-gitleri içinde duyulur.. ve böyle bir salik-i mülebbis, sürekli ihlas arayışı içinde bulunur.. günde birkaç defa kendini sadakat kontrolünden geçirir.. Cenab-ı Hakkın kendisine olan hususi teveccühlerini ve o teveccühlerin değişik varidler ve ikramlar şeklindeki tezahürlerini de, bir taraftan tecelli edip geldikten kaynağa saygının gereği, diğer taraftan da, O’ndan gelen her şeyin gizli birer armağan olması mülahazasıyla her zaman Veren’le verilen arasında, saklı birer sır gibi kalmasına dikkat eder ve bunların kimse ile paylaşılmasını istemez.
    Dahası, her fırsatta Cenab-ı Hlakk’ı nazara vererek O’na müteallik şeylerin öndeliğinde ısrar eder ve izharı gerektiren ciddi bir sebep ve saik söz konusu değilse, hemen her zaman Hazreti Halilü’r-Rahman’ın kavmine karşı,
    " .. بلفعله،كبيرهمهذا.. " ، " انيسقيم " türünden ta’rizlere başvurarak değişik telbislerle dikkatleri, hep aranması gerekli olana çevirir ve aranan insan olmadan da adeta yılandan-çıyandan kaçındığı gibi kaçınır.

    Olgun bir telbîs insanı, kendi iç derinliğini ve muhteva zenginliğini ağyara hissettirmeme ve sürekli kendini sıfırlamada öyle ustaca manevralarda bulunur ki; ne melamet mülahazasıyla şahsında İslam’ı ta’n ve teşnt’e kapı aralar ne de harika yanlarıyla başkaları üzerinde, mazharı göründüğü envar u esrarın gerçek sahibi olduğu hissini uyarır. Hemen her zaman, en sadıklara yaraşır derin bir vefa hissiyle, değil iddia ve iddia işmam eden söz ve davranışlar, üzerinde tebellür eden hususiyetlere mazhariyet demeden dahi kaçınır. Ve aksi bir davranışı apaçık bir gasp telkki eder.. telakki eder ve Hak ihsanlarının merkez noktasında bulunduğu zamanlarda bile hep edebini takınır ve kendi kendine: “Sen bunlara ne kaynak, ne sahip, ne de mazharsın.. evet, üzerinde yer yer belirip sonra da kaybolan bu hususî varidler, kat’iyen senin olamaz., gelirken sen getirmediğin, giderken de gitmelerini önleyemediğin için onlara benim’ diyemezsin. Bu ölçüdeki ihsan ve lutüfeler karşısında senin durumun, Hazreti Feyyz-ı Mutiak’tan gelen bu mevhibelere kesif bir ayna olmak ve O’nu nazara vermekten ibarettir. Böyle bir mülahazanın söz konusu olmadığı durumlarda da sen ilhaî sırları ketmetmelisin.. ketmetmelisin ki alış-veriş devam etsin ve senin imkan ve iktidarını aşkın bu mevhibeler, senin temellük iddianla istidraç ve mekr-i ilâhîye dönüşmesin. .“ der ve dışı itibarıyla hep düz bir insan gibi göründüğü aynı anda, iç alemi itibarıyla fevkalade gayûr ve gözlerinin içine başka hayalin girmesine fırsat vermeyecek kadar da titizdir.

    Telbîs erinin yürüdüğü cadde sapasağlam bir tahkik yolu, hedefi Hak rızası, meşrebi açık-kapalı halktan istiğna ve iç dünyası her an ayrı bir murakabe ile hep sürpriz derinlikler peşinde ve yükselişler adına dur-durak bilmeyecek kadar heyecanlı; halkın içinde Hakk’la beraber olmanın temknini aksettirecek kadar da engindir. Halkın içinde dolaşır durur ve Hakkın marifet-muhabbet ve zevk-i ruhânî adına kendisine olan ihsanlarını onlarla paylaşmaya çalışır.. paylaşmaya çalışır, yol ve yön bilmezlere rehberlik eder., onlara ışığa giden yolları gösterir.. Araf’takilere Cennet iş’arında bulunur.. hedefsiz yaşayanların gönüllerine mefkûre üfler.. ve herhangi bir külfete girmeden toplumun her kesimiyle alış-verişte bulunabilir.

    Bir telbîs kahramanının gerçek çehresi, kendini nefy ü inkar ve her şeyde Hakkı izhar olduğuna göre; Herevî’nin onu Hakk’a isnat etmedeki ifratını da, İbn-i Kayyim ve taraftarlarının tefritini de bir tarafa bırakarak bir kere daha hatırlatmak isteriz ki; telbîs, farzlarla ıstıfa-yı ruhîsini ikmal etmiş hak yolcusunun nafile tutkusunda derinleşip maiyyet-i ilahiyeye ermesi ve Cenab-ı Hakk’ın celâlî ve cemâlî tecellilerine tam bir mir’at-ı mücella olmasıdır ki, Cenab-ı Feyyaz bu seviyeyi ihraz eden bir salikin gören gözü, işiten kulağı olur ve ona kendi olarak kalmanın yalnızlığını, sahipsizliğini, güçsüzlüğünü kat’iyen tattırmaz. Ona bahşettiği kriterler ve onları yerinde kullanma ilhamlarıyla onu dünyevi-uhrevi en güzel akıbetlere ulaştırır. Ona görülmedik şeyleri gösterir, duyulmadık şeyleri duyurur.. ve onu bir enstrüman gibi kullanarak insanlar arasında kendi muradını onun nağmeleriyle terennüm eder.

    Peygamberlik ufkunun hususi derinliği, saffeti ve kıyas kabul etmezliği mahfuz, “Attığını attığın zaman sen atmadın onu ancak Allah attı.” ve “O sana bey’at edenler Allah’a bey’at etmişlerdir, Allah’ın inayet eli onların üzerindedir.” icmalî mealleriyle vereceğimiz bu ayetler tevhid edalı, cem’ televvünlü, fark buudlu böyle bir üslubun işaret kaynağı gibidir.. işaret kaynağı gibidir ama bu çizgide hak erlerinin yaşadığı telbîs Hazreti Zat’ın zâtı itibarıyla değil, sıfatları itibarıyladır ve gerçek çerçevesi de muhkemata irca ile belirlenecek bir telîtstir. Evet, ayetlerde işaret edilen atıp vurmanın, görüp konuşmanın, bey’at edip yüceltmenin keyfiyeti -aslında keyfiyet sözü bile, söz yetersizliği mazereti olmasa apaçık bir saygısızlık- ne olursa olsun Hak, sıfat-ı celaliye ve kemaliyesiyle o Müstesna Zat’ta mütecelli demektir.

    İşte bu mülahazayı, Hazreti Mevlana, biraz da “fenâfillah. bekabillah” esprisi içinde şöyle ifade eder:

    Hazreti Nuh: “Ey isyanda baş çekenler, ben ben değilim; ben canım itibarıyla ölü, canan ile diriyim. Zira ben, insanlığın babası Hazreti Adem’in bazı hisleri itibarıyla ölüp fani oldum., ve Cenab-ı Hakk bana sem’ u idrak ve basar oldu.”

    Kadimden beri ehl-i Hak hep böyle vücudda adem, ademde vücud mülahazası üzerinde duragelmiştir. Bu konudaki en tutarlı yaklaşım da; nefis ve enaniyet cihetiyle yok olup, kalbî ve ruhî hayat itibarıyla yeniden dirilişe erme olsa gerek...

    Sızıntı


  3. 04.Şubat.2016, 19:10
    2
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,761
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Telbis nedir? İslamda telbis kavramı





    Telbis ne demek? kısaca bilgi

    Tarlayı doyuruncaya kadar sulama. (*Ağın -Elâzığ)
    (Lebs. den) Ayıbını, kusurunu örtüp iyi göstermek.



  4. 04.Şubat.2016, 19:10
    2
    Üye




    Telbis ne demek? kısaca bilgi

    Tarlayı doyuruncaya kadar sulama. (*Ağın -Elâzığ)
    (Lebs. den) Ayıbını, kusurunu örtüp iyi göstermek.





+ Yorum Gönder