Konusunu Oylayın.: Sürur (Neş’e ve sevinç)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sürur (Neş’e ve sevinç)
  1. 11.Aralık.2007, 22:23
    1
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,613
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Sürur (Neş’e ve sevinç)






    Sürur (Neş’e ve sevinç) Mumsema
    Sürur




    Neş’e ve sevinç manalarına gelen sürür; insanın içini ve dışını saran bir tür hoşnutluktur ki, her vicdanda farklı farklı hissedilse de, Hazreti Enis’ten gelen değişik dalga boyundaki “üns” esintilerinin latife-i rabbaniyeyi sarmasından ibaret görülmüştür.

    Aşıklar, sürüru, vuslat kokusuyla, sadıklar, gönüllerinde vefa duygusuyla, kurb kahramanları ise tasavvurlar üstü yakin televvünleriyle duyar ve her sınıf, derecesinin kendisine ifade ettiği ölçüde " قُلْبِفَضْلِاللهِوَبِرَحْمَتِهِفَبِذَلِكَفَلْيَفْرَحُواهُوَخَيْرٌمِمَّايَجْمَعُونَSöyle, onlar, Allah’ın fazlı ve rahmetiyle sevinip neş’elensin ler; (evet) ancak bununla sevinin ki, bu (ötekilerin) toplayıp durduklarından hayırlıdır” der ve kaynağını mülahazaya alarak ilahi varidlerin sevinciyle oturur-kalkar ve inşirah soluklar.

    İman ve imanın vaad ettiği bütün neticeler; İslam ve İslam’ın gösterdiği yüksek hedefler; Kur’an ve O’nun dünyevi-uhrevi meyveleri; ihsan ve onun işaret ettiği rü’yet hakikati, seviyesine göre hemen herkese Allah’ın birer fazlı ve rahmeti, bunların gönüllerde hasıl ettiği neş’e ve sevinç de kalbin zümrüt tepelerinin sürür çiçekleridir.

    Evet, iman, İslam, Kur’an ve ihsana mazhariyet en büyük birer ilahi mevhibe ve bu mevhibeden kaynaklanan, kaynaklanırken de zımni birer şükür ve sena manasını tazammun eden sürür, bütün dünyevi hazları, zevkleri, lezzetleri aşkın öyle lütuflar üstü bir lütuftur ki, topyekün dünya ve içindekilerle peylense değer.. onun o aşkın kıymetinden ötürü değil midir ki Kur’an: “Bu onların toplayadurduklarından kat kat daha hayırlıdır” ferman eder.

    Kur’an’ın pek çok yerinde, hedefsiz ve akıbeti meçhul sevinçlerin yerilmesine karşılık, Allah ve uluhiyete ait maarif; Peygamber ve nübüvvetin vaad ettiği şeyler; İslam ve O’nun insanlığa armağanları yukarıdaki ayet gibi pek çok ilahi beyanla: "يَسْتَبْشِرُونَ, يَفْرَحُونَ, لَهُمُالْبُشْرَى, وَيَنْقَلِبُاِلَىأَهْلِهِمَسْرُورًا, وَلَقَّيهُمْنَضْرَةًوَسُرُورًاOnlar neş’elenirler.. sevinç duyarlar.. müjdeler olsun onlara!. Ve sevinçle döner yuvasına.. Allah onların yüzlerine behçet ve güzellik, gönüllerine de sevinç verir” gibi fezlekelerle vurgulanır ve ötekilerin sü-i akıbetlerine karşılık, bunlara, neş’enin, sevincin, inşirahın zevki, lezzeti ve şiiri içirilir.

    Sürür, vicdandaki duyuş ve hissedilişi itibariyle, üç ana bölümde mütalaa edilmiştir:

    1- Zevk sürüru ki; salikin, Envar-ı Hak’tan uzak kalma ve O’ndan kopup gitme endişesine, marifetsizlik zulmetlerine yenik düşme korkusuna ve yalnızlık vahşetine maruz kalma telaşına karşı, bir teselli soluğu ve şifa-bahş bir ilahi iksirdir. Avamın, Envar-ı Hak’tan uzak kalma ve Hak’tan kopup gitme endişesi daha çok, Cennet’i çepeçevre sarmış bulunan mekarihi aşamaması, Cehennem’i ihata eden şehevata takılıp kalması; havassın yalnızlığa maruz kalma korkusu, mehasine ve maruf olan şeylere iştiha duymaması, mesavi ve sü-i ah- vali de kerih görmemesi; haslar üstü hasların yalnızlık ve gurbet telaşı ise, dünya ve ukba, bura ve öteler arasındaki tercihte duraklama, ahesterevlik etme şeklinde kendini gösterir. Bütün bu hususlar derecesine göre herkes için birer tasaya sebeptir. Ve sebeplerinin rüçhaniyetiyle gönül ufkunda doğan sürür da bu tasaya karşı ilahi bir inşirah vesilesidir. Evet, ister bilgi ve marifetin zıddı olan cehalet, ister yanlış davranış ve taşkınlıkların esası olan bilgisizlik olsun, bunlar, birer birer veya hepsi birden ruhlarda keder ve tasa kaynağıdırlar. Yer yer sinelerde sürür tecellisiyle Hazreti Enis-i Mutlak, zaman zaman insan ruhunu saran ilhad, inkar ve dalalet zulmetlerini giderir ve dostlarının gönüllerini kendi nüraniyetiyle aydınlatarak, onları Nur Ayeti’nin mazharı birer ışık kaynağı haline getirir. Buna, Cenab-ı Hakkın sevdiklerini karanlıklardan ışığa çıkarması; çıkarıp onların gönüllerini marifet nurlarıyla ihya etmesi ve nefha-yı sübhaniyesiyle onları ebediyete namzet kılması da diyebiliriz ki, " اللهُوَلِىُّالَّذِينَآمَنُوايُخْرِجُهُمْمِنَالظُّلُمَاتِاِلَىالنُّورِAllah iman edenlerin dostudur; onları (inkar, ilhad ve dalalet) karanlıklarından kurtarıp (imanın, İslam’ın, ihsanın) nuruna kavuşturur” ayet-i pürenvarı.. " أَوَمَنْكَانَمَيِّتًافَأَحْيَيْنَاهُوَجَعَلْنَالَهُنُورًايَمْشِىبِهِفِىالنَّاسِكَمَنْمَثَلُهُفِىالظُّلُمَاتِلَيْسَبِخَارِجٍمِنْهَا -Ölü iken iman ile diriltip kendisini nurlandırdığımız, o ışıkla yürüyen, hiç (inkar) karanlıkları içinde kalıp ondan çıkamayan kimse gibi olur mu?” beyan-ı sübhani gibi pek çok Kur’an ayeti bu ilahi teveccühün belli buudlarına işaret eder.

    İnsan ruhunun, hakikt menba-ı feyzi olan lahut aleminden cüda düşerek dağınıklıklara düçar olmasına, vahşet duymasına, tatminsizlikleFe maruz kalmasına, başka arayış ve başka beklentilere sürüklenmesine karşılık "أَلاَبِذِكْرِاللهِتَطْمَئِنُّالْقُلُوبُBiliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur ve itminana kavuşur” ufkunun şualarıyla beslenen kalp, sürür-u ilahi mevhibesini zevk ederek her türlü olumsuzluğun hakkından gelebilecek bir aşkınlığa ulaşır.

    2. Şuhudun sürurudur ki; ilimden marifete yükselen salikin, ibadet ü taatı, kalbi muamelesi, rühi irtibatı sayesinde bedeni hayatını, ihtiyar ve iradesini, ilahi meşiet bahr-i muhiti içinde bütün bütün mütelaşi ve yok sayarak, Rabb’in irade ve ihtiyarıyla yeni bir varlığa ermesi ufkunda tecelli eden bir sürurdur ve insanın uhrevi buudunun öne çıkması, itikad dairesinin sebepler alemine galebe çalması ve hadiselerin öteler dalga boyu hususiyetleriyle duyulup hissedilmesinden ibaret sayılmıştır. Siz isterseniz buna “fenafillah” da diyebilirsiniz.

    Minhac sahibi bu engin süruru şöyle resmeder:

    حَالَتِىكَزْغَيْبْآيَدْبَدِيدجُزْبَذَوْقْآنْعِلْمْرَانَتُوَانْشِنِيدْجَهْدِمِىكُنْتَازِخُودْيَابِىرَهَاوَاجِبْاِينْعِلْمْاسْتْاﮔرْدَارِىبَهَاعِلْمِصُورَتَﭘﻴﺸﻪءِآبْوَكِلْاَسْتْعِلْمِمَعْنَىرَهْبَرْجَانُودِلْاَسْـتْﮔنْجْﭘﻨﻬﺎنِيسْتْعِلْمِمَعْنَوِىدَرْتُوآيَدْﮔرْزِخُودْبِيرُونْشَوِي


    - Bir hal ki gayb ilminden meydana gelir; o ilmi zevkten başkasıyla duyup hissetmek mümkün değildir. Hep çalış ki kendinden kurtulasın; (zira bu ilme ulaşmanın yolu kendinden kurtulmadan geçer.) ve bu ilim sana vacibtir eğer pahasını tedarik edebilirsen.. suri ilim, su ve çamur tabiatlı, (ila-hi varidlerle beslenen) manevi ilim ise, gönül ve can rehberidir. (Evet) manevi ilim bir gizli hazinedir; kendinden sıyrılabildiğin ölçüde sana gelir.”

    3- İcabet-i sema sürürudur ki; tam mazhar olunabildiği ölçüde, ruh mekanizmasının her yanından vahşeti izale eder., hak yolcusunda Hazreti Müsemma-yı Akdes’i müşahede arzusunu kamçılar.. ve onda, temaşa kapısının tokmağına dokunabilme ümidini coşturur.. dahası ruhu uhrevi neş’e ve sevinçlere gark eder.

    Bu seviyedeki sürur ufkunda bir yandan kalp, ruh ve bütün latifelerin en samimi bir istekle Hazreti Mütekellim-i Ezeli’ye yönelmeleri, diğer yandan da "
    أﮔرْنَهخَوَاهْدَادْنَهدَادْخَوَاهْEğer vermeseydi, istek ve teveccühü’de vermezdi” fehvasınca, Hazreti Mennan u Mücib’in duyup bildiği şeyleri kabul ve icabetle şereflendirmesi ki; bu seviyeye eren hak yolcusu, her zaman ruhundaki sürur çağıltılarıyla kendinden geçer.. dört bir yanında “Haziratü’l-Kuds”ten gelen buğu buğu üns esintilerini duymaya başlar.. kendini adeta, ceberüt ve rahamüt alemlerinin eşiğinin dibinde hisseder.. ve duygularını kuşatan köpük köpük gizli bir arzu ile, müşahede kapısının tokmağına dokunma heyecanıyla gerilir.. tıpkı saf bir ruh gibi “bi kem u keyf” duyup hissettikleriyle mest olur.. ve döner kendi talihine tebessümler yağdırır.


    أَللَّهُمَّاجْعَلْنَامِنَالَّذِينَوُجُوهُهُمْنَاضِرَةٌاِلَىجَمَالِكَالْمُقَدَّسِنَاظِرَةٌ.
    وَصَلَّىاللهُعَلَىمُحَمَّدٍعَلَيْهِأَكْمَلَالتَّحَايَاوَعَلَىاِخْوَانِهِمِنَالنَّبِيِّينَوَالْمُرْسَلِينَوَعَلَىآلِهِأَجْمَعِينَ


    Sızıntı


  2. 11.Aralık.2007, 22:23
    1
    Devamlı Üye



    Sürur




    Neş’e ve sevinç manalarına gelen sürür; insanın içini ve dışını saran bir tür hoşnutluktur ki, her vicdanda farklı farklı hissedilse de, Hazreti Enis’ten gelen değişik dalga boyundaki “üns” esintilerinin latife-i rabbaniyeyi sarmasından ibaret görülmüştür.

    Aşıklar, sürüru, vuslat kokusuyla, sadıklar, gönüllerinde vefa duygusuyla, kurb kahramanları ise tasavvurlar üstü yakin televvünleriyle duyar ve her sınıf, derecesinin kendisine ifade ettiği ölçüde " قُلْبِفَضْلِاللهِوَبِرَحْمَتِهِفَبِذَلِكَفَلْيَفْرَحُواهُوَخَيْرٌمِمَّايَجْمَعُونَSöyle, onlar, Allah’ın fazlı ve rahmetiyle sevinip neş’elensin ler; (evet) ancak bununla sevinin ki, bu (ötekilerin) toplayıp durduklarından hayırlıdır” der ve kaynağını mülahazaya alarak ilahi varidlerin sevinciyle oturur-kalkar ve inşirah soluklar.

    İman ve imanın vaad ettiği bütün neticeler; İslam ve İslam’ın gösterdiği yüksek hedefler; Kur’an ve O’nun dünyevi-uhrevi meyveleri; ihsan ve onun işaret ettiği rü’yet hakikati, seviyesine göre hemen herkese Allah’ın birer fazlı ve rahmeti, bunların gönüllerde hasıl ettiği neş’e ve sevinç de kalbin zümrüt tepelerinin sürür çiçekleridir.

    Evet, iman, İslam, Kur’an ve ihsana mazhariyet en büyük birer ilahi mevhibe ve bu mevhibeden kaynaklanan, kaynaklanırken de zımni birer şükür ve sena manasını tazammun eden sürür, bütün dünyevi hazları, zevkleri, lezzetleri aşkın öyle lütuflar üstü bir lütuftur ki, topyekün dünya ve içindekilerle peylense değer.. onun o aşkın kıymetinden ötürü değil midir ki Kur’an: “Bu onların toplayadurduklarından kat kat daha hayırlıdır” ferman eder.

    Kur’an’ın pek çok yerinde, hedefsiz ve akıbeti meçhul sevinçlerin yerilmesine karşılık, Allah ve uluhiyete ait maarif; Peygamber ve nübüvvetin vaad ettiği şeyler; İslam ve O’nun insanlığa armağanları yukarıdaki ayet gibi pek çok ilahi beyanla: "يَسْتَبْشِرُونَ, يَفْرَحُونَ, لَهُمُالْبُشْرَى, وَيَنْقَلِبُاِلَىأَهْلِهِمَسْرُورًا, وَلَقَّيهُمْنَضْرَةًوَسُرُورًاOnlar neş’elenirler.. sevinç duyarlar.. müjdeler olsun onlara!. Ve sevinçle döner yuvasına.. Allah onların yüzlerine behçet ve güzellik, gönüllerine de sevinç verir” gibi fezlekelerle vurgulanır ve ötekilerin sü-i akıbetlerine karşılık, bunlara, neş’enin, sevincin, inşirahın zevki, lezzeti ve şiiri içirilir.

    Sürür, vicdandaki duyuş ve hissedilişi itibariyle, üç ana bölümde mütalaa edilmiştir:

    1- Zevk sürüru ki; salikin, Envar-ı Hak’tan uzak kalma ve O’ndan kopup gitme endişesine, marifetsizlik zulmetlerine yenik düşme korkusuna ve yalnızlık vahşetine maruz kalma telaşına karşı, bir teselli soluğu ve şifa-bahş bir ilahi iksirdir. Avamın, Envar-ı Hak’tan uzak kalma ve Hak’tan kopup gitme endişesi daha çok, Cennet’i çepeçevre sarmış bulunan mekarihi aşamaması, Cehennem’i ihata eden şehevata takılıp kalması; havassın yalnızlığa maruz kalma korkusu, mehasine ve maruf olan şeylere iştiha duymaması, mesavi ve sü-i ah- vali de kerih görmemesi; haslar üstü hasların yalnızlık ve gurbet telaşı ise, dünya ve ukba, bura ve öteler arasındaki tercihte duraklama, ahesterevlik etme şeklinde kendini gösterir. Bütün bu hususlar derecesine göre herkes için birer tasaya sebeptir. Ve sebeplerinin rüçhaniyetiyle gönül ufkunda doğan sürür da bu tasaya karşı ilahi bir inşirah vesilesidir. Evet, ister bilgi ve marifetin zıddı olan cehalet, ister yanlış davranış ve taşkınlıkların esası olan bilgisizlik olsun, bunlar, birer birer veya hepsi birden ruhlarda keder ve tasa kaynağıdırlar. Yer yer sinelerde sürür tecellisiyle Hazreti Enis-i Mutlak, zaman zaman insan ruhunu saran ilhad, inkar ve dalalet zulmetlerini giderir ve dostlarının gönüllerini kendi nüraniyetiyle aydınlatarak, onları Nur Ayeti’nin mazharı birer ışık kaynağı haline getirir. Buna, Cenab-ı Hakkın sevdiklerini karanlıklardan ışığa çıkarması; çıkarıp onların gönüllerini marifet nurlarıyla ihya etmesi ve nefha-yı sübhaniyesiyle onları ebediyete namzet kılması da diyebiliriz ki, " اللهُوَلِىُّالَّذِينَآمَنُوايُخْرِجُهُمْمِنَالظُّلُمَاتِاِلَىالنُّورِAllah iman edenlerin dostudur; onları (inkar, ilhad ve dalalet) karanlıklarından kurtarıp (imanın, İslam’ın, ihsanın) nuruna kavuşturur” ayet-i pürenvarı.. " أَوَمَنْكَانَمَيِّتًافَأَحْيَيْنَاهُوَجَعَلْنَالَهُنُورًايَمْشِىبِهِفِىالنَّاسِكَمَنْمَثَلُهُفِىالظُّلُمَاتِلَيْسَبِخَارِجٍمِنْهَا -Ölü iken iman ile diriltip kendisini nurlandırdığımız, o ışıkla yürüyen, hiç (inkar) karanlıkları içinde kalıp ondan çıkamayan kimse gibi olur mu?” beyan-ı sübhani gibi pek çok Kur’an ayeti bu ilahi teveccühün belli buudlarına işaret eder.

    İnsan ruhunun, hakikt menba-ı feyzi olan lahut aleminden cüda düşerek dağınıklıklara düçar olmasına, vahşet duymasına, tatminsizlikleFe maruz kalmasına, başka arayış ve başka beklentilere sürüklenmesine karşılık "أَلاَبِذِكْرِاللهِتَطْمَئِنُّالْقُلُوبُBiliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur ve itminana kavuşur” ufkunun şualarıyla beslenen kalp, sürür-u ilahi mevhibesini zevk ederek her türlü olumsuzluğun hakkından gelebilecek bir aşkınlığa ulaşır.

    2. Şuhudun sürurudur ki; ilimden marifete yükselen salikin, ibadet ü taatı, kalbi muamelesi, rühi irtibatı sayesinde bedeni hayatını, ihtiyar ve iradesini, ilahi meşiet bahr-i muhiti içinde bütün bütün mütelaşi ve yok sayarak, Rabb’in irade ve ihtiyarıyla yeni bir varlığa ermesi ufkunda tecelli eden bir sürurdur ve insanın uhrevi buudunun öne çıkması, itikad dairesinin sebepler alemine galebe çalması ve hadiselerin öteler dalga boyu hususiyetleriyle duyulup hissedilmesinden ibaret sayılmıştır. Siz isterseniz buna “fenafillah” da diyebilirsiniz.

    Minhac sahibi bu engin süruru şöyle resmeder:

    حَالَتِىكَزْغَيْبْآيَدْبَدِيدجُزْبَذَوْقْآنْعِلْمْرَانَتُوَانْشِنِيدْجَهْدِمِىكُنْتَازِخُودْيَابِىرَهَاوَاجِبْاِينْعِلْمْاسْتْاﮔرْدَارِىبَهَاعِلْمِصُورَتَﭘﻴﺸﻪءِآبْوَكِلْاَسْتْعِلْمِمَعْنَىرَهْبَرْجَانُودِلْاَسْـتْﮔنْجْﭘﻨﻬﺎنِيسْتْعِلْمِمَعْنَوِىدَرْتُوآيَدْﮔرْزِخُودْبِيرُونْشَوِي


    - Bir hal ki gayb ilminden meydana gelir; o ilmi zevkten başkasıyla duyup hissetmek mümkün değildir. Hep çalış ki kendinden kurtulasın; (zira bu ilme ulaşmanın yolu kendinden kurtulmadan geçer.) ve bu ilim sana vacibtir eğer pahasını tedarik edebilirsen.. suri ilim, su ve çamur tabiatlı, (ila-hi varidlerle beslenen) manevi ilim ise, gönül ve can rehberidir. (Evet) manevi ilim bir gizli hazinedir; kendinden sıyrılabildiğin ölçüde sana gelir.”

    3- İcabet-i sema sürürudur ki; tam mazhar olunabildiği ölçüde, ruh mekanizmasının her yanından vahşeti izale eder., hak yolcusunda Hazreti Müsemma-yı Akdes’i müşahede arzusunu kamçılar.. ve onda, temaşa kapısının tokmağına dokunabilme ümidini coşturur.. dahası ruhu uhrevi neş’e ve sevinçlere gark eder.

    Bu seviyedeki sürur ufkunda bir yandan kalp, ruh ve bütün latifelerin en samimi bir istekle Hazreti Mütekellim-i Ezeli’ye yönelmeleri, diğer yandan da "
    أﮔرْنَهخَوَاهْدَادْنَهدَادْخَوَاهْEğer vermeseydi, istek ve teveccühü’de vermezdi” fehvasınca, Hazreti Mennan u Mücib’in duyup bildiği şeyleri kabul ve icabetle şereflendirmesi ki; bu seviyeye eren hak yolcusu, her zaman ruhundaki sürur çağıltılarıyla kendinden geçer.. dört bir yanında “Haziratü’l-Kuds”ten gelen buğu buğu üns esintilerini duymaya başlar.. kendini adeta, ceberüt ve rahamüt alemlerinin eşiğinin dibinde hisseder.. ve duygularını kuşatan köpük köpük gizli bir arzu ile, müşahede kapısının tokmağına dokunma heyecanıyla gerilir.. tıpkı saf bir ruh gibi “bi kem u keyf” duyup hissettikleriyle mest olur.. ve döner kendi talihine tebessümler yağdırır.


    أَللَّهُمَّاجْعَلْنَامِنَالَّذِينَوُجُوهُهُمْنَاضِرَةٌاِلَىجَمَالِكَالْمُقَدَّسِنَاظِرَةٌ.
    وَصَلَّىاللهُعَلَىمُحَمَّدٍعَلَيْهِأَكْمَلَالتَّحَايَاوَعَلَىاِخْوَانِهِمِنَالنَّبِيِّينَوَالْمُرْسَلِينَوَعَلَىآلِهِأَجْمَعِينَ


    Sızıntı

  3. 02.Aralık.2016, 01:09
    2
    Meryem
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Kasım.2016
    Üye No: 110300
    Mesaj Sayısı: 230
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Yorum: Sürur (Neş’e ve sevinç)




    tabiki insan fıtratının ihtiyacı olan en önemli duygudur neşe sevinç ama en önemlisi bunu nasıl yaptığıdır bazen gereksiz şeyler mutlu eder ama geçicidir bazı şeyler ise çok önemlidir ama fark edilmez


  4. 02.Aralık.2016, 01:09
    2
    Kıdemli Üye



    tabiki insan fıtratının ihtiyacı olan en önemli duygudur neşe sevinç ama en önemlisi bunu nasıl yaptığıdır bazen gereksiz şeyler mutlu eder ama geçicidir bazı şeyler ise çok önemlidir ama fark edilmez




+ Yorum Gönder