Konusunu Oylayın.: Şevk ne anlama gelir? İslamda Şevk Kavramı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şevk ne anlama gelir? İslamda Şevk Kavramı
  1. 02.Kasım.2007, 14:53
    1
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,646
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Şevk ne anlama gelir? İslamda Şevk Kavramı






    Şevk ne anlama gelir? İslamda Şevk Kavramı Mumsema
    Şevk


    Şevk, aslen Arapça olup, aşırı istek arzu ve şevk duyduğu şeye doğru samimi gayret içine girme hevesi anlamlarına gelir. Aynı kökten türeyen iştiyak da hemen hemen aynı manaya gelir. Ancak tasavvufî bir yaklaşımla aralarında şöyle bir ayırım vardır. Şevk, arzulanılan şeye bütün duyguları yönlendirme ve dışa karşı duyulacak iştihayı kapama, iştiyak ise bütün bütün arzu edilene ait istekle dolup taşmadır. Şevk arzu edilene ulaşıldığında sona erdiği halde iştiyak katlanarak devam eder.

    İnsan her şey olmaya müsaid bir nadide yaratıktır. Kendisindeki hazineyi sarf ettiği şeye göre kıymeti artar veya azalır. Tıpkı, Hakk'ın nimetlerini teftiş edip teşekkür etmeye matuf kullanılan dil ve tatma duygusu, Sultan'ın sarayının zengin mutfağının bir müfettişi olabildiği gibi, haramlarla muvakkat telezzüz edip Rezzak-ı Kerîm'i hiç tanımayan adi bir kapıcı da olabilir. Yine, enzar-ı aleme birer seyrengâh mahiyetinde yaratılan ve Esma-i İlâhî'nin meşhergâhı olan kâinat kitabını seyredip ibret alan ve Sultan-ı Ezel ve Ebed'e hayranlığını yaş dökerek ifade eden göz ve görme duygusu, adeta bir mübarek müfettiş-i âsâr-ı ilâhî olabileceği gibi, haramlara nazar ederek adi bir kavvad seviyesine de düşebilir. Kulak ve işitme hassası da böyle, kalp ve şuur da aynı şekildedir. Hasılı, insan eline verilen malzemeyi yerinde ve en verimli şekilde kullandığı sürece azizlerden aziz, aksi durumlarda ise zelillerden zelil olacaktır.

    Şevk ve iştiyak da, insan hayatında maddi manevî pek çok şey için duyulabilir. Özellikle, edebiyatta aşk ile beraber çok kullanılan bu kelimeler, mahbuba kavuşma arzusu anlamı taşırlar. Öte yandan, Hakk'a dilbeste gönüller için şevk, Kudret-i Sonsuz'a karşı duyulan bir arzudur. Kaynağı da "Muhabbetüllah"tır. Allah'ı seven, O'nun aşkı ile ciğeri püryân, gözü mâsivâya kör olan aşık, sürekli şevk içinde O'na vuslatı bekler. O'nun sevgisini elde etme, O'na sevgili olma adına her ne varsa, onların hepsine de aynı istek ve arzu ile yaklaşır.

    Her dem Cenâb-ı Hakk'ın icraatlarını, şefkat ve merhametini, esma ve sıfatlarını tefekkür ederek bir nevi şevk yaşayan has kullar, hemen her hadisede O'nun parmağını görür, her şeyde bir hikmetin gizli olduğunu bilir. Bu yüzden hadiseler ne kadar içinden çıkılmaz gibi görünürse görünsün, onun telakkileri içinde aşamayacağı hiçbir şeyi Sevgili ona göndermez, diye düşünür.

    O'na dilbeste olanlarda, ibadete karşı da bir ayrı şevk, heyecan görülür. Hem de hiç bitmeyen tükenmeyen bir şevk. Çünkü Sevgiliye vuslatın esintilerinin en baş döndürücü letafet ve enginlikte bu ibadetlerde duyulabileceğini iyi bilirler. Bu yüzden de en onulmaz hadiselerin hücumu hengamında, en nâmüsait şeraitte onlar kulluğunu mutlaka sergilemek arzusu içindedirler. Hz. Ömer'in ölüm döşeğinde ayılıp bayılması esnasında bile ilk sorduğu şeyin namaz olması, yine bir başka zaman bir başka kutlunun ölüm kalım mücadelesi verdiği bir gecede yine ayılıp bayılıp kendine geldiğinde teheccüdün çıkıp çıkmadığını sorması başka türlü izah edilebilir mi? Nedir Tavus b. Keysan gibilerine her gece yüz rekat namaz kıldıracak kadar namazı sevdiren ve nedir İmam-ı A'zam gibilerini iki rekatta Kur'an'ı hatmedecek derecede namazla beraber Kur'an’a meftun kılan? İbadete karşı duyulan iştiyak elbette Mevlâ'nın bahşettiği bir mazhariyettir. Ancak bu mazhariyeti Allah'tan istemek de bunu elde etmeye önemli bir vesiledir. Bu gönül erleri hiç kabz ve bast yaşamazlar mı? Elbette yaşarlar ve kabz yaşadıkları hengamede şevk biraz söner gibi olur. Sâir vakitte iştiyak duygusunu ibadete kanalize eden Hak Dostu kabz zamanında inayet-i ilâhîyeye mazhar olur da bazen kabz anında kıldığı namaz onun bast halinde, gözlerini ceyhun ederek kıldığı namazdan çok daha fazla kıymet kesbeder. Zira, bu dönemde bütün garîzelerinin rağmına o, sadece Rabbi istediği için namaz kılmaktadır.

    O'na dilbeste olanlar, aynı zamanda O'nu anlatma mevzuunda da önü alınmaz bir iştiyak içindedirler. Hubeyb gibi idama giderken dahi acaba Rabbimi anlatacak aşina bir sima bulur muyum? diye etrafını süzer. Eline bir fırsat geçtiğinde de diyeceğini en özlü cümlelerle ifade eder ve misyonunu edaya çalışır. Her türlü şartın aleyhte cereyan ettiği dönemlerde kimseden korkmadan ve hiç birşeyden yılmadan tebliğ ve irşad vazifesinde görürüz biz onları. Ne dostların hayırsızlığı, korkaklığı, tembelliği, vurdum duymazlığı, koyu gafletleri, ölü ruhları, utanmaz yüzleri ne de amansız düşmanların türlü türlü baskıları onları yollarından bir an bile alamaz. Ellerindeki her imkanı O'nu anlatmaya bir vesile yaparlar. Kur'an'ın şu ifadeleri de onlar için hep bu hususta birer müşevvik olmuşlardır: "Müminler ancak o kimselerdir ki Allah'ı ve resulünü tasdik eder ve sonra da hiçbir şüpheye düşmezler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücahede ederler. İşte imanına bağlı, gerçek müminler bunlardır." (Hucurat Suresi, 49/15)
    "Özür sahibi olmaksızın cihaddan geri kalan müminlerle, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden müminler elbette bir olmaz. Allah malları ve canları ile mücahede edenleri, derece bakımından cihada gitmeyenlerden üstün kılmıştır.Gerçi Allah hepsine de en güzel yurt olan cenneti vâd etmiştir, ama mücahede edenleri, cihada katılmayanlardan çok daha büyük mükâfatlarla, tarafından derece derece rütbeler, hususi bir mağfiret ve rahmetle mümtaz kılmıştır. Değil mi ki Allah gafurdur, rahimdir (affı, merhamet ve ihsanı boldur)." (Nisa Suresi, 4/95-96)

    "İman edip hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler var ya, işte onlar Allah indinde daha yüksek derecelere sahiptirler ve işte onlardır umduklarına nail olanlar." (Tevbe Suresi, 9/20)
    Acz, fakr ve şükürle beraber şevki de yol edinip giden “Hak Erleri”, şevki kamçılayıcı pek çok sebebe riayet ederek, şevksizliği ölümün ağına takılma olarak kabul ederler. Bu yüzden sürekli kendilerine aşk, şevk, heyecan ve azim veren nasihatlara kulak verirler.. iştiyakı artırıcı eserlerle hemdem olurlar.. heyecan verici aktivitelere imza atarlar.. ve her vakit derince muhasebe içindedirler, bu sebeple de asla kendilerini beğenmez, yaptıklarını yeterli görmez, dâim “hel min mezîd-daha yok mu?” mülahazalarıyla hareket ederler.. asla yalnız kalma ve yalnız hareket etmekten hoşlanmazlar, cemaatin kerametine, istişarenin bereketine inanmışlardır.. aralarında görüşürken motivasyonu kırıcı, tansiyonu yükseltici, gereksiz tartışmaya sebep olucu her türlü davranış ve sözden kaçınırlar.. asla birbirlerini tenkid ederek şevk fabrikasının çarklarını tarumâr etmezler.. hele de 21. asır gibi motivasyonun, Hakk’a hizmet adına şevkin çok zor elde edildiği dönemlerde, her daim bulundukları beldenin şevk küpü haline gelirler. Onlarla oturup kalkanlar, o küpten kepçe kepçe şevk alır ve yola revan olurlar…

    Zaten, akıl almaz imtihanlarla sarsılan günümüz inananlarının yitirdikleri Cennet’e başka türlü bir yol bulup gitmelerine imkan var mı? Ne güzel söyler Hak Dostu...

    Arkadaşlar, arkadaşlar,
    Şevk mezhebi yoldur bize!
    İmana doymuş yoldaşlar,
    Dikenler hep güldür bize!

    Şükür, gördük Hak yüzünü,
    Bulduk özlerin özünü,
    Minhâc ettik her sözünü,
    Beyânı bürhandır bize.

    Kuvvet O’nun biz güçlüyüz;
    O’nun nâmıyla ünlüyüz..
    Zirveler aşar yürürüz;
    Zorluklar âsândır bize.

    Malımız yok pek ganîyiz;
    O’nun elinde bir neyiz.
    Tefekkürdür mesleğimiz;
    Yaş-kuru irfandır bize.

    Ova-oba, bütün çöller,
    Her yanda zikreden diller,
    Rengârenk açılmış güller,
    Her biri beyandır bize!

    Şevkle hizmet şiârımız,
    O’nu düşünmek kârımız,
    Evvel-âhir kararımız,
    Kitabı imamdır bize!

    O’nu bilip O’nu bulduk,
    Hüzn ü yeisten kurtulduk;
    Affıyla yıkandık yunduk,
    Rahmeti ummandır bize.



    Ali Ünsal


  2. 02.Kasım.2007, 14:53
    1
    Devamlı Üye



    Şevk


    Şevk, aslen Arapça olup, aşırı istek arzu ve şevk duyduğu şeye doğru samimi gayret içine girme hevesi anlamlarına gelir. Aynı kökten türeyen iştiyak da hemen hemen aynı manaya gelir. Ancak tasavvufî bir yaklaşımla aralarında şöyle bir ayırım vardır. Şevk, arzulanılan şeye bütün duyguları yönlendirme ve dışa karşı duyulacak iştihayı kapama, iştiyak ise bütün bütün arzu edilene ait istekle dolup taşmadır. Şevk arzu edilene ulaşıldığında sona erdiği halde iştiyak katlanarak devam eder.

    İnsan her şey olmaya müsaid bir nadide yaratıktır. Kendisindeki hazineyi sarf ettiği şeye göre kıymeti artar veya azalır. Tıpkı, Hakk'ın nimetlerini teftiş edip teşekkür etmeye matuf kullanılan dil ve tatma duygusu, Sultan'ın sarayının zengin mutfağının bir müfettişi olabildiği gibi, haramlarla muvakkat telezzüz edip Rezzak-ı Kerîm'i hiç tanımayan adi bir kapıcı da olabilir. Yine, enzar-ı aleme birer seyrengâh mahiyetinde yaratılan ve Esma-i İlâhî'nin meşhergâhı olan kâinat kitabını seyredip ibret alan ve Sultan-ı Ezel ve Ebed'e hayranlığını yaş dökerek ifade eden göz ve görme duygusu, adeta bir mübarek müfettiş-i âsâr-ı ilâhî olabileceği gibi, haramlara nazar ederek adi bir kavvad seviyesine de düşebilir. Kulak ve işitme hassası da böyle, kalp ve şuur da aynı şekildedir. Hasılı, insan eline verilen malzemeyi yerinde ve en verimli şekilde kullandığı sürece azizlerden aziz, aksi durumlarda ise zelillerden zelil olacaktır.

    Şevk ve iştiyak da, insan hayatında maddi manevî pek çok şey için duyulabilir. Özellikle, edebiyatta aşk ile beraber çok kullanılan bu kelimeler, mahbuba kavuşma arzusu anlamı taşırlar. Öte yandan, Hakk'a dilbeste gönüller için şevk, Kudret-i Sonsuz'a karşı duyulan bir arzudur. Kaynağı da "Muhabbetüllah"tır. Allah'ı seven, O'nun aşkı ile ciğeri püryân, gözü mâsivâya kör olan aşık, sürekli şevk içinde O'na vuslatı bekler. O'nun sevgisini elde etme, O'na sevgili olma adına her ne varsa, onların hepsine de aynı istek ve arzu ile yaklaşır.

    Her dem Cenâb-ı Hakk'ın icraatlarını, şefkat ve merhametini, esma ve sıfatlarını tefekkür ederek bir nevi şevk yaşayan has kullar, hemen her hadisede O'nun parmağını görür, her şeyde bir hikmetin gizli olduğunu bilir. Bu yüzden hadiseler ne kadar içinden çıkılmaz gibi görünürse görünsün, onun telakkileri içinde aşamayacağı hiçbir şeyi Sevgili ona göndermez, diye düşünür.

    O'na dilbeste olanlarda, ibadete karşı da bir ayrı şevk, heyecan görülür. Hem de hiç bitmeyen tükenmeyen bir şevk. Çünkü Sevgiliye vuslatın esintilerinin en baş döndürücü letafet ve enginlikte bu ibadetlerde duyulabileceğini iyi bilirler. Bu yüzden de en onulmaz hadiselerin hücumu hengamında, en nâmüsait şeraitte onlar kulluğunu mutlaka sergilemek arzusu içindedirler. Hz. Ömer'in ölüm döşeğinde ayılıp bayılması esnasında bile ilk sorduğu şeyin namaz olması, yine bir başka zaman bir başka kutlunun ölüm kalım mücadelesi verdiği bir gecede yine ayılıp bayılıp kendine geldiğinde teheccüdün çıkıp çıkmadığını sorması başka türlü izah edilebilir mi? Nedir Tavus b. Keysan gibilerine her gece yüz rekat namaz kıldıracak kadar namazı sevdiren ve nedir İmam-ı A'zam gibilerini iki rekatta Kur'an'ı hatmedecek derecede namazla beraber Kur'an’a meftun kılan? İbadete karşı duyulan iştiyak elbette Mevlâ'nın bahşettiği bir mazhariyettir. Ancak bu mazhariyeti Allah'tan istemek de bunu elde etmeye önemli bir vesiledir. Bu gönül erleri hiç kabz ve bast yaşamazlar mı? Elbette yaşarlar ve kabz yaşadıkları hengamede şevk biraz söner gibi olur. Sâir vakitte iştiyak duygusunu ibadete kanalize eden Hak Dostu kabz zamanında inayet-i ilâhîyeye mazhar olur da bazen kabz anında kıldığı namaz onun bast halinde, gözlerini ceyhun ederek kıldığı namazdan çok daha fazla kıymet kesbeder. Zira, bu dönemde bütün garîzelerinin rağmına o, sadece Rabbi istediği için namaz kılmaktadır.

    O'na dilbeste olanlar, aynı zamanda O'nu anlatma mevzuunda da önü alınmaz bir iştiyak içindedirler. Hubeyb gibi idama giderken dahi acaba Rabbimi anlatacak aşina bir sima bulur muyum? diye etrafını süzer. Eline bir fırsat geçtiğinde de diyeceğini en özlü cümlelerle ifade eder ve misyonunu edaya çalışır. Her türlü şartın aleyhte cereyan ettiği dönemlerde kimseden korkmadan ve hiç birşeyden yılmadan tebliğ ve irşad vazifesinde görürüz biz onları. Ne dostların hayırsızlığı, korkaklığı, tembelliği, vurdum duymazlığı, koyu gafletleri, ölü ruhları, utanmaz yüzleri ne de amansız düşmanların türlü türlü baskıları onları yollarından bir an bile alamaz. Ellerindeki her imkanı O'nu anlatmaya bir vesile yaparlar. Kur'an'ın şu ifadeleri de onlar için hep bu hususta birer müşevvik olmuşlardır: "Müminler ancak o kimselerdir ki Allah'ı ve resulünü tasdik eder ve sonra da hiçbir şüpheye düşmezler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücahede ederler. İşte imanına bağlı, gerçek müminler bunlardır." (Hucurat Suresi, 49/15)
    "Özür sahibi olmaksızın cihaddan geri kalan müminlerle, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden müminler elbette bir olmaz. Allah malları ve canları ile mücahede edenleri, derece bakımından cihada gitmeyenlerden üstün kılmıştır.Gerçi Allah hepsine de en güzel yurt olan cenneti vâd etmiştir, ama mücahede edenleri, cihada katılmayanlardan çok daha büyük mükâfatlarla, tarafından derece derece rütbeler, hususi bir mağfiret ve rahmetle mümtaz kılmıştır. Değil mi ki Allah gafurdur, rahimdir (affı, merhamet ve ihsanı boldur)." (Nisa Suresi, 4/95-96)

    "İman edip hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler var ya, işte onlar Allah indinde daha yüksek derecelere sahiptirler ve işte onlardır umduklarına nail olanlar." (Tevbe Suresi, 9/20)
    Acz, fakr ve şükürle beraber şevki de yol edinip giden “Hak Erleri”, şevki kamçılayıcı pek çok sebebe riayet ederek, şevksizliği ölümün ağına takılma olarak kabul ederler. Bu yüzden sürekli kendilerine aşk, şevk, heyecan ve azim veren nasihatlara kulak verirler.. iştiyakı artırıcı eserlerle hemdem olurlar.. heyecan verici aktivitelere imza atarlar.. ve her vakit derince muhasebe içindedirler, bu sebeple de asla kendilerini beğenmez, yaptıklarını yeterli görmez, dâim “hel min mezîd-daha yok mu?” mülahazalarıyla hareket ederler.. asla yalnız kalma ve yalnız hareket etmekten hoşlanmazlar, cemaatin kerametine, istişarenin bereketine inanmışlardır.. aralarında görüşürken motivasyonu kırıcı, tansiyonu yükseltici, gereksiz tartışmaya sebep olucu her türlü davranış ve sözden kaçınırlar.. asla birbirlerini tenkid ederek şevk fabrikasının çarklarını tarumâr etmezler.. hele de 21. asır gibi motivasyonun, Hakk’a hizmet adına şevkin çok zor elde edildiği dönemlerde, her daim bulundukları beldenin şevk küpü haline gelirler. Onlarla oturup kalkanlar, o küpten kepçe kepçe şevk alır ve yola revan olurlar…

    Zaten, akıl almaz imtihanlarla sarsılan günümüz inananlarının yitirdikleri Cennet’e başka türlü bir yol bulup gitmelerine imkan var mı? Ne güzel söyler Hak Dostu...

    Arkadaşlar, arkadaşlar,
    Şevk mezhebi yoldur bize!
    İmana doymuş yoldaşlar,
    Dikenler hep güldür bize!

    Şükür, gördük Hak yüzünü,
    Bulduk özlerin özünü,
    Minhâc ettik her sözünü,
    Beyânı bürhandır bize.

    Kuvvet O’nun biz güçlüyüz;
    O’nun nâmıyla ünlüyüz..
    Zirveler aşar yürürüz;
    Zorluklar âsândır bize.

    Malımız yok pek ganîyiz;
    O’nun elinde bir neyiz.
    Tefekkürdür mesleğimiz;
    Yaş-kuru irfandır bize.

    Ova-oba, bütün çöller,
    Her yanda zikreden diller,
    Rengârenk açılmış güller,
    Her biri beyandır bize!

    Şevkle hizmet şiârımız,
    O’nu düşünmek kârımız,
    Evvel-âhir kararımız,
    Kitabı imamdır bize!

    O’nu bilip O’nu bulduk,
    Hüzn ü yeisten kurtulduk;
    Affıyla yıkandık yunduk,
    Rahmeti ummandır bize.



    Ali Ünsal


    Benzer Konular

    - Şevk u İştiyak

    - Şevk Ne Demektir?

    - Ilim için önce Şevk

    - Aşk ve Şevk Nasıl Korunur

    - Acz, fakr, şefkat (şevk), şükür ve tefekkür yolu

  3. 02.Aralık.2016, 01:11
    2
    Meryem
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Kasım.2016
    Üye No: 110300
    Mesaj Sayısı: 230
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Yorum: Şevk ne anlama gelir? İslamda Şevk Kavramı




    şu dünyanın anlamsız güzelliklerine kanıp bunlara şevk hissedileceğine keşke asıl olan ebedi olana hissedilse bu duygu ozaman daha mantıklı olacaktı


  4. 02.Aralık.2016, 01:11
    2
    Kıdemli Üye



    şu dünyanın anlamsız güzelliklerine kanıp bunlara şevk hissedileceğine keşke asıl olan ebedi olana hissedilse bu duygu ozaman daha mantıklı olacaktı





+ Yorum Gönder