Dinimizde Rüyanın yeri nedir? 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 6 kişi
  1. 1
    rahmi44 Üye
    rahmi44
    Üye
    rahmi44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 09.Eylül.2011
    Üye No: 90275
    Mesaj Sayısı: 7
    Tecrübe Puanı: 1

    Dinimizde Rüyanın yeri nedir?


    Dinimizde rüya nın yeri nedir, İslamda rüyanın yeri hakkında bilgiler istiyorum bilen var mı arkadaşlar???

    İlgili Yazılar

  2. 2
    mum Kişisel Rütbe
    mum
    Kişisel Rütbe
    mum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    mum
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 2
    Mesaj Sayısı: 10,185
    Tecrübe Puanı: 104

    Cevap: Dinimizde Rüyanın yeri nedir?


    rüyaların dinimizdeki yeri

    Dinimizde rüyalar üç türlüdür.
    Allahtan olan rüyalar. Bunlar gerçektir. Peygamberlerin gördüğü rüyalar da vahiydir. Müminlerin km de haktır.
    Şeytandan olan rüyalar. Bunlar hepsi boş işe yaramaz kötü karmakarışık rüyalardır.
    Bir de Psikolojik rüyalar. Bilinç altımızda oluşan düşüncelerden dolayı görülen rüyalar.


    islamda rüyanın yeri

    RÜYA HAKKINDA ANSİKLOPEDİK KISA BİLGİ

    Arapça rüyanın yazılışı (الرؤيا)

    Sözlükte “görmek” anlamındaki rü’yet kökünden türeyen rü’yâ kelimesi uyku sırasında zihinde beliren görüntülerin bütününü (düş) ifade eder. Sözlük anlamı aynı olan hulm (çoğulu ahlâm) ise daha çok korkunç düşler için kullanılır. Hz. Peygamber, “Rüya Allah’tan, hulm ise şeytandandır” demiştir (Buhârî, “Tabir ”, 3, 4, 10, 14; Müslim, “Rüǿyâ”, 2; Tirmizî, “Rüya ”, 5). Rüyaların rahmânî olanına “rü’yâ-yı sâdıka, sâliha, hasene”; şeytânî olanına “hulm” denilir. Ehâdis, menâm ve mübeşşirât kelimelerinin de “rüya” anlamında kullanımları vardır. Adgās (ot demetleri) kelimesinin bir âyette ahlâma izâfe edilmesiyle ortaya çıkan “adgāsü ahlâm” tabiri (Yûsuf 12/44) “yaşı kurusuna karışmış ot demetleri gibi yenisi eskisine karışmış uyku halleri, hiçbir anlamı olmayan karmakarışık hayaller” anlamına gelmektedir. Taşköprizâde rüyanın düşünme yetisinin (nefs-i nâtıka) bir işlevi olduğunu, hakikatinin olmaması durumunda insanda var olan yetilerin yaratılmasının bir anlamı olmayacağını söyler.

    Rüya insanla birlikte var olan bir olgudur. İnsan fizyonomisi üzerinde yapılan araştırmalar rüyanın yeme içme gibi bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. İlkel toplumlar yaşanan olaylarla görülen rüyaların ayırt edilmesi hususunda uzun süre tereddüt etmiş ve rüyada görülenlerin uyanıkken yaşananlar kadar gerçek olduğunu düşünmüştür. Eski Mısırlılar, Asurlular ve Yunanlılar’da kâhin ve büyücülerin en önemli görevlerinden biri rüyaları yorumlamaktı. Rüya tabiri konusunda ilk metinler milâttan önce 5000’li yıllarda Asurlular tarafından yazılmıştır. Bu konuda günümüze ulaşan en eski eser, British Museum’da saklanan ve milâttan önce 2000 yıllarına ait olduğu tahmin edilen bir Mısır papirüsüdür. Burada 200 çeşit rüya tabirine yer verilmektedir. Eski Mısır inancına göre vazifesi rüya gören kişileri uyarmak ve onların sorularına cevap vermek olan Serapis adında bir tanrı vardır. Kâhinler ve rüya tabircileri bu tanrıya ait tapınaklarda otururdu. Milâttan önce 669-626 yılları arasında Ninevâ’da yaşamış olan Asur İmparatoru Banipal’in kütüphanesinde rüyaya dair taş basması eserler bulunmuştur. Milâttan önce 1500-1000 yıllarında Hindistan’da yazılan Vedalar’da rüyalara ait listeler yer almaktadır. Eski Yunanlılar uykuda ruhun vücudu terkedip tanrıları ziyarete gittiğine inanırlardı. Rüya konusunda Hipokrat, Eflâtun ve Aristo’ya bazı eserler nisbet edilir (Türek, s. 13; Çoruh, s. 59-62).


+ Yorum Gönder