Konusunu Oylayın.: Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor?
  1. 21.Mayıs.2007, 21:15
    1
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,602
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor?






    Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor? Mumsema Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor?

    Fatiha Sûresi’nde namaz kılan kişi, “Hamd ve övgü âlemlerin Rabb’i Allah’a mahsustur.’’ (Elhamdülillahi Rabbi’l-Âlemin) dediğinde Rabb’i ona seni övülmüş ve en takdir ettiğim kullarımın seviyesine hem dünyada hem ahirette çıkartacağım müjdesini sunar.

    Namaz kılan kişi “O Rahman ve Rahim’dir’’ (er-Rahmanir-Rahim) dediğinde,
    Rabbi O’na sana bütün insanlığı sevgi ve şefkat duyguları içerisinde kuşatmayı; inanan ve inanmayan ayrımı yapmadan İlahi güzellikleri gönüllere taşımayı; sayısız nimetleri insanlara ulaştırmayı nasip eyleyeceğim müjdesini verir. Benim rahmetim, sevgi ve şefkatim bütün ruhunu saracak; iki cihan saadetine ve rahmetine mazhar olacaksın müjdesini sunar.

    Namaz kılan namaz dostu “O, hesap günün sahibidir.” (Maliki yevmi’d-din) dediğinde,
    Rabb’i onu hesap gününde hesaba çekmeden önce kendi nefsini hesaba çektiği için ona cennet, cemalullah ve aşkullah’ın kapılarını açacaktır. Namaz kılan kişi bu ayette kendisine ikram edilen nimetlerin gerçek sahibinin Allah olduğunu hatırlayarak kendisine Allah tarafından verilen nimetlerden dolayı kibir ve gurura kapılmamayı, başkasına ikram edilen nimetlerden dolayı haset ve kıskançlığa düşmemeyi nasip eyleyerek iki cihan saadetinin müjdesini kuluna sunar. Kibir ve gururdan temizlenen kul, şirk ve gururun mana ve sırrını hissedecek; Allah sevgisinde, cemalullahın zevkinde eriyecektir.

    Namaz kılan namaz âşığı, “Biz yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz.” (iyyake na’budü ve iyyake nestaîn) dediğinde,
    Rabb’i ona “Ey gönül huzuruna ermiş, tatmin olmuş nefis, sen Rabb’inden razı, O senden razı olarak dön Rabb’ine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!’’ (Fecr 89/27-30) ayetindeki müjdeyi kuluna sunar. Rabb’i o kulun gerçek dostu, o kul da Rabb’inin gerçek dostu olma şerefine nail olur. Dost dostun divanında gözyaşı dökerken hakiki dost, dostluk makamında aşkıyla onu tatmin edecek, selamıyla onu huzura erdirecektir.

    Namaz dostu kişi “Bizleri doğru yola hidayet et. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Öfkene uğramışların ve sapmışların yoluna iletme.’’ (İhdina’s-sırata’l-müstakîm sıratellezîne en’amte aleyhim ğayri’l-mağdubi aleyhim vela’d-dâllîn) dediğinde,
    Rabb’i kulunu Müslümanların teslimiyetleriyle, mü’minlerin imanlarıyla, müttakilerin takvalarıyla, ebrarların iyilikleriyle, muhsinlerin Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etme coşkusuyla girdikleri cennetlere girme müjdesine nail kılar. Rabb’imiz, kalplerimizi doğru yola hidayet ettikten sonra eğriltme, bize katından bir rahmet ver. Çünkü sen ikram edenlerin en hayırlısısın (Âl-i İmran 3/8) “Ey kalpleri evirip çeviren Rabb’im kalplerimizi dinin üzere sana ulaştıran her yol üzere sabit kıl.’’ duasıyla cennet, cemalullah ve iki cihan saadetine kullarını ulaştırır.

    Esma Sayın Ekerim
    Ailem Dergisi
    Sayı:232



  2. 21.Mayıs.2007, 21:15
    1
    Devamlı Üye



    Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor?

    Fatiha Sûresi’nde namaz kılan kişi, “Hamd ve övgü âlemlerin Rabb’i Allah’a mahsustur.’’ (Elhamdülillahi Rabbi’l-Âlemin) dediğinde Rabb’i ona seni övülmüş ve en takdir ettiğim kullarımın seviyesine hem dünyada hem ahirette çıkartacağım müjdesini sunar.

    Namaz kılan kişi “O Rahman ve Rahim’dir’’ (er-Rahmanir-Rahim) dediğinde,
    Rabbi O’na sana bütün insanlığı sevgi ve şefkat duyguları içerisinde kuşatmayı; inanan ve inanmayan ayrımı yapmadan İlahi güzellikleri gönüllere taşımayı; sayısız nimetleri insanlara ulaştırmayı nasip eyleyeceğim müjdesini verir. Benim rahmetim, sevgi ve şefkatim bütün ruhunu saracak; iki cihan saadetine ve rahmetine mazhar olacaksın müjdesini sunar.

    Namaz kılan namaz dostu “O, hesap günün sahibidir.” (Maliki yevmi’d-din) dediğinde,
    Rabb’i onu hesap gününde hesaba çekmeden önce kendi nefsini hesaba çektiği için ona cennet, cemalullah ve aşkullah’ın kapılarını açacaktır. Namaz kılan kişi bu ayette kendisine ikram edilen nimetlerin gerçek sahibinin Allah olduğunu hatırlayarak kendisine Allah tarafından verilen nimetlerden dolayı kibir ve gurura kapılmamayı, başkasına ikram edilen nimetlerden dolayı haset ve kıskançlığa düşmemeyi nasip eyleyerek iki cihan saadetinin müjdesini kuluna sunar. Kibir ve gururdan temizlenen kul, şirk ve gururun mana ve sırrını hissedecek; Allah sevgisinde, cemalullahın zevkinde eriyecektir.

    Namaz kılan namaz âşığı, “Biz yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz.” (iyyake na’budü ve iyyake nestaîn) dediğinde,
    Rabb’i ona “Ey gönül huzuruna ermiş, tatmin olmuş nefis, sen Rabb’inden razı, O senden razı olarak dön Rabb’ine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!’’ (Fecr 89/27-30) ayetindeki müjdeyi kuluna sunar. Rabb’i o kulun gerçek dostu, o kul da Rabb’inin gerçek dostu olma şerefine nail olur. Dost dostun divanında gözyaşı dökerken hakiki dost, dostluk makamında aşkıyla onu tatmin edecek, selamıyla onu huzura erdirecektir.

    Namaz dostu kişi “Bizleri doğru yola hidayet et. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Öfkene uğramışların ve sapmışların yoluna iletme.’’ (İhdina’s-sırata’l-müstakîm sıratellezîne en’amte aleyhim ğayri’l-mağdubi aleyhim vela’d-dâllîn) dediğinde,
    Rabb’i kulunu Müslümanların teslimiyetleriyle, mü’minlerin imanlarıyla, müttakilerin takvalarıyla, ebrarların iyilikleriyle, muhsinlerin Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etme coşkusuyla girdikleri cennetlere girme müjdesine nail kılar. Rabb’imiz, kalplerimizi doğru yola hidayet ettikten sonra eğriltme, bize katından bir rahmet ver. Çünkü sen ikram edenlerin en hayırlısısın (Âl-i İmran 3/8) “Ey kalpleri evirip çeviren Rabb’im kalplerimizi dinin üzere sana ulaştıran her yol üzere sabit kıl.’’ duasıyla cennet, cemalullah ve iki cihan saadetine kullarını ulaştırır.

    Esma Sayın Ekerim
    Ailem Dergisi
    Sayı:232


  3. 25.Şubat.2008, 23:52
    2
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,602
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    --->: Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor?




    FATİHA SURESİ’NDE NAMAZA DAİR İNCELİKLER






    BİLİNDİĞİ ÜZERE namaz müminin miracıdır. Miracın bir zirvesi—Kab-ı Kavseyne açılan—Sidretü’l-müntehadır. Namaz burada farz kılınmıştır. Namaz miracında da bu zirve sözkonusudur. Fiilî hareketlerdeki zirve secde makamıdır.

    Kur’an’da “secde et ve yaklaş” (Alak, 96/19) mealindeki ayette bu zirveye işaret edildiği gibi, “Kulun Rabbine en yakın olduğu yer secde halidir” (Müslim, Salat, 215) mealindeki hadis-i şerif de aynı gerçeğe parmak basmaktadır.

    Fiilî hareketlerdeki zirve, secde makamı olduğu gibi, Kıraattaki zirve de Fatiha suresindeki “İyyake”deki hitap makamıdır.

    İhsan makamı

    “İyyake”deki hitap makamı aynı zamanda ihsan makamıdır. Şuhud makamıdır. Yalnızlıktan kurtulup huzura çıkarak huzur bulma makamıdır. Kesretten vahdete (çokluktan birliğe) çıkma makamıdır. Hz. Peygamber’in (a.s.m)—mealen ifadesiyle: “İhsan : Allah’ı görür gibi ona ibadet etmendir. Sen onu görmüyorsan da O, her an seni görüyor” (Buharî, İman, 37).

    Namaz kılan kimse biraz sonra miraca çıkacağını, değişik basamaklardan sonra varacağı Sidretü’l-münteha’da yapması gereken iki hususa yoğunlaşmalıdır.

    Birincisi: Kalp ve dilin birlikteliğini sağlamaya yönelik bir fikrî çaba içerisine girmelidir.

    Hz. Peygamber’in (a.s.m) miraç zirvesindeki hâlini tasvir eden “Gözün gördüğünü kalp yalanlamadı” (Necm, 53/) mealindeki ayetin verdiği ders çerçevesinde, başta doğrudan Allah’a hitap eden “Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım isteriz” mealindeki münacat olmak üzere, namazdaki bütün kıraatleri ve tesbihleri lisanımızla okurken; kalbimiz de onların manasını takip edip tasdik etmelidir. Bu makamda kalbin masivayla meşgul olması durumunda, lisanın sözgelimi “yalnız Sana kulluk ederiz” şeklindeki yakarışı havada kalır. Kalbin lisanın dediklerini takip etmemesi, onu tekzip anlamına gelir ve işin ciddiyetini bozar.

    İkincisi: Gerek baştaki gözleri, gerek kalp gözlerini kendi hedeflerine yöneltmeye gayret göstermelidir. Hz. Muhammed Aleyhisselatuvesselam’ın “gözleri ne sağa sola kaydı, ne de hedefini şaştı” (Necm, 53/17) mealindeki ayetin ders verdiği gibi, baş gözlerini seccadesinden; kalp gözlerini de kendisine secde edeceği Mabudundan başka tarafa çevirmemelidir. Böylece, biraz sonra huzuruna varacağı ve “Bizi dosdoğru yola ilet” diye kendisine yalvarıp yakaracağı Rahman ve Rahim olan “Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını müşahede imkânını elde eder” (Necm,53/18), O’nun hususî feyiz ve iltifatlarına mahzar olur. Ne mutlu, bu şekilde, kulum diyene!

    Şükran Borcu

    Namaz, nimetleri bol olan Rahmanü’r-Rahim’e karşı bir şükrandır.

    Varlığımızı, hayatımızı, varlıkta kalışımızı, hayatta kalmak için muhtaç olduğumuz gıdalarımızı, sularımızı, ışıklarımızı, nefeslerimizi kendisine borçlu olduğumuz Rahman ve Rahim olan Allah’a karşı hem sözlü hem fiili, hem aklî hem de kalbî şükranlarımızı arz etmek kadar vicdanı rahatlatan bir şey yoktur. Bu açıdan bakıldığında, namazın bir fıtrat vazifesi, yaratılış hamurunda var olan bir hayat mayası olduğu anlaşılır. “Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz” münacatı, gerçekten kulun yaratıcısına karşı yapması gereken bir bir yakarış, bir yalvarıştır.

    Hakiki Vuslat

    Namazın Arapça’daki adı olan “Salat” kelimesi—fiilleri farklı olmakla beraber—”Sıla-i rahim” dediğimiz ifadedeki “sıla” ile aynı kök harflerini paylaşmakta ve “buluşmayı, kavuşmayı” çağrıştırmaktadır. Bu ise namazın, aciz bir kul olan insanı, her şeye gücü yeten hakiki dosta; Yüce Yaratıcı’ya kavuşturan kutsal bir vesile olduğunu, hatta bizzat bir vuslat olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, “Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım isteriz” yakarışı, kulun Mabuduna açılan bir diyalog penceresidir.

    Saygı Duruşu

    Namaz, bütün varlığımızla kendisine medyun-u şükran olduğumuz Rabbimize karşı bir saygı duruşudur.

    Şuurlu bir varlık olarak insanın kendi yaratıcısına karşı duyduğu sevgi ve saygıdan daha büyüğü düşünülemez. Her şeyimizle kendisine borçlu olduğumuz Rabbimize karşı medyun-u şükran olduğumuzu idrak etmekten daha değerli bir hakikat olamaz. “İnsan ihsanın kulu, kölesidir” şeklindeki kaide penceresinden insanın vicdanına baktığımız zaman, onun kendisini yaratan yüce Rabbine karşı ne kadar derin bir muhabbet ve hürmet beslediğini, ne kadar minnettar olduğunu görebiliriz. Bu açıdan “Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz” yalvarışı, kulun Mabuduna karşı samimiyetini ve her şeyiyle kendisine muhtaç olduğu yaratan Rabbine karşı sevgi ve saygısını sunmanın en veciz ve en kapsamlı bir ifadesidir.

    Namaz Moral-Değer Garantisidir

    Hiç şüphe yok ki; manevî (ruhî), aklî, vicdanî yönden bir moral-değer garantisi ve cennetin bir anahtarı hükmünde olan namaz ibadetini yerine getiren bir insanın, halis bir niyetle dünyevî işleri de ibadet hükmüne geçer. Yeter ki cami içerisinde, seccade üzerinde Allah’ın rızasını gözeten kulluk ahlâkı, hayat mescidindeki sosyal hayatta da gözetilsin.

    Allah'a ve ahiret hayatına iman eden bir kimsenin hayatında namazın ne kadar önemli olduğunu şöyle bir misalle ortaya koymak mümkündür:

    Günde sekiz saat aynı işte çalışan iki kişiden namaz ve ibadetini yapan kimse, normal maddî ücretini dünyada almakla beraber, Cennet gibi ebedi bir saadeti de kazanmış olur. Allah’a karşı görevini yerine getirmeyen kimse ise, ibadet etmemekle fazla bir maddî kazancı elde etmeyeceği gibi, cennet gibi bir serveti kaybetme riskiyle de karşı karşıyadır.

    Mülk Suresi’nin başında ifade edildiği üzere, Yüce Allah yapılan işin fazlalığına değil, koyduğu değer ölçülerine göre kaliteli olup olmadığına bakar. Namaz ise, bu kaliteyi sağlayan en önemli değer ölçüsü ve sağlam bir kalite kontrol mekanizmasıdır.

    Namaz kılanın “Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz” yakarışı, eğer sosyal hayat denilen içtimaî mescitte de yansımalarını gösterirse, “toplam kalite” formatında bir sinerji oluşturacaktır.

    Niyazi Beki
    Zafer Dergisi
    Sayı: 373


  4. 25.Şubat.2008, 23:52
    2
    Devamlı Üye



    FATİHA SURESİ’NDE NAMAZA DAİR İNCELİKLER






    BİLİNDİĞİ ÜZERE namaz müminin miracıdır. Miracın bir zirvesi—Kab-ı Kavseyne açılan—Sidretü’l-müntehadır. Namaz burada farz kılınmıştır. Namaz miracında da bu zirve sözkonusudur. Fiilî hareketlerdeki zirve secde makamıdır.

    Kur’an’da “secde et ve yaklaş” (Alak, 96/19) mealindeki ayette bu zirveye işaret edildiği gibi, “Kulun Rabbine en yakın olduğu yer secde halidir” (Müslim, Salat, 215) mealindeki hadis-i şerif de aynı gerçeğe parmak basmaktadır.

    Fiilî hareketlerdeki zirve, secde makamı olduğu gibi, Kıraattaki zirve de Fatiha suresindeki “İyyake”deki hitap makamıdır.

    İhsan makamı

    “İyyake”deki hitap makamı aynı zamanda ihsan makamıdır. Şuhud makamıdır. Yalnızlıktan kurtulup huzura çıkarak huzur bulma makamıdır. Kesretten vahdete (çokluktan birliğe) çıkma makamıdır. Hz. Peygamber’in (a.s.m)—mealen ifadesiyle: “İhsan : Allah’ı görür gibi ona ibadet etmendir. Sen onu görmüyorsan da O, her an seni görüyor” (Buharî, İman, 37).

    Namaz kılan kimse biraz sonra miraca çıkacağını, değişik basamaklardan sonra varacağı Sidretü’l-münteha’da yapması gereken iki hususa yoğunlaşmalıdır.

    Birincisi: Kalp ve dilin birlikteliğini sağlamaya yönelik bir fikrî çaba içerisine girmelidir.

    Hz. Peygamber’in (a.s.m) miraç zirvesindeki hâlini tasvir eden “Gözün gördüğünü kalp yalanlamadı” (Necm, 53/) mealindeki ayetin verdiği ders çerçevesinde, başta doğrudan Allah’a hitap eden “Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım isteriz” mealindeki münacat olmak üzere, namazdaki bütün kıraatleri ve tesbihleri lisanımızla okurken; kalbimiz de onların manasını takip edip tasdik etmelidir. Bu makamda kalbin masivayla meşgul olması durumunda, lisanın sözgelimi “yalnız Sana kulluk ederiz” şeklindeki yakarışı havada kalır. Kalbin lisanın dediklerini takip etmemesi, onu tekzip anlamına gelir ve işin ciddiyetini bozar.

    İkincisi: Gerek baştaki gözleri, gerek kalp gözlerini kendi hedeflerine yöneltmeye gayret göstermelidir. Hz. Muhammed Aleyhisselatuvesselam’ın “gözleri ne sağa sola kaydı, ne de hedefini şaştı” (Necm, 53/17) mealindeki ayetin ders verdiği gibi, baş gözlerini seccadesinden; kalp gözlerini de kendisine secde edeceği Mabudundan başka tarafa çevirmemelidir. Böylece, biraz sonra huzuruna varacağı ve “Bizi dosdoğru yola ilet” diye kendisine yalvarıp yakaracağı Rahman ve Rahim olan “Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını müşahede imkânını elde eder” (Necm,53/18), O’nun hususî feyiz ve iltifatlarına mahzar olur. Ne mutlu, bu şekilde, kulum diyene!

    Şükran Borcu

    Namaz, nimetleri bol olan Rahmanü’r-Rahim’e karşı bir şükrandır.

    Varlığımızı, hayatımızı, varlıkta kalışımızı, hayatta kalmak için muhtaç olduğumuz gıdalarımızı, sularımızı, ışıklarımızı, nefeslerimizi kendisine borçlu olduğumuz Rahman ve Rahim olan Allah’a karşı hem sözlü hem fiili, hem aklî hem de kalbî şükranlarımızı arz etmek kadar vicdanı rahatlatan bir şey yoktur. Bu açıdan bakıldığında, namazın bir fıtrat vazifesi, yaratılış hamurunda var olan bir hayat mayası olduğu anlaşılır. “Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz” münacatı, gerçekten kulun yaratıcısına karşı yapması gereken bir bir yakarış, bir yalvarıştır.

    Hakiki Vuslat

    Namazın Arapça’daki adı olan “Salat” kelimesi—fiilleri farklı olmakla beraber—”Sıla-i rahim” dediğimiz ifadedeki “sıla” ile aynı kök harflerini paylaşmakta ve “buluşmayı, kavuşmayı” çağrıştırmaktadır. Bu ise namazın, aciz bir kul olan insanı, her şeye gücü yeten hakiki dosta; Yüce Yaratıcı’ya kavuşturan kutsal bir vesile olduğunu, hatta bizzat bir vuslat olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, “Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım isteriz” yakarışı, kulun Mabuduna açılan bir diyalog penceresidir.

    Saygı Duruşu

    Namaz, bütün varlığımızla kendisine medyun-u şükran olduğumuz Rabbimize karşı bir saygı duruşudur.

    Şuurlu bir varlık olarak insanın kendi yaratıcısına karşı duyduğu sevgi ve saygıdan daha büyüğü düşünülemez. Her şeyimizle kendisine borçlu olduğumuz Rabbimize karşı medyun-u şükran olduğumuzu idrak etmekten daha değerli bir hakikat olamaz. “İnsan ihsanın kulu, kölesidir” şeklindeki kaide penceresinden insanın vicdanına baktığımız zaman, onun kendisini yaratan yüce Rabbine karşı ne kadar derin bir muhabbet ve hürmet beslediğini, ne kadar minnettar olduğunu görebiliriz. Bu açıdan “Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz” yalvarışı, kulun Mabuduna karşı samimiyetini ve her şeyiyle kendisine muhtaç olduğu yaratan Rabbine karşı sevgi ve saygısını sunmanın en veciz ve en kapsamlı bir ifadesidir.

    Namaz Moral-Değer Garantisidir

    Hiç şüphe yok ki; manevî (ruhî), aklî, vicdanî yönden bir moral-değer garantisi ve cennetin bir anahtarı hükmünde olan namaz ibadetini yerine getiren bir insanın, halis bir niyetle dünyevî işleri de ibadet hükmüne geçer. Yeter ki cami içerisinde, seccade üzerinde Allah’ın rızasını gözeten kulluk ahlâkı, hayat mescidindeki sosyal hayatta da gözetilsin.

    Allah'a ve ahiret hayatına iman eden bir kimsenin hayatında namazın ne kadar önemli olduğunu şöyle bir misalle ortaya koymak mümkündür:

    Günde sekiz saat aynı işte çalışan iki kişiden namaz ve ibadetini yapan kimse, normal maddî ücretini dünyada almakla beraber, Cennet gibi ebedi bir saadeti de kazanmış olur. Allah’a karşı görevini yerine getirmeyen kimse ise, ibadet etmemekle fazla bir maddî kazancı elde etmeyeceği gibi, cennet gibi bir serveti kaybetme riskiyle de karşı karşıyadır.

    Mülk Suresi’nin başında ifade edildiği üzere, Yüce Allah yapılan işin fazlalığına değil, koyduğu değer ölçülerine göre kaliteli olup olmadığına bakar. Namaz ise, bu kaliteyi sağlayan en önemli değer ölçüsü ve sağlam bir kalite kontrol mekanizmasıdır.

    Namaz kılanın “Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz” yakarışı, eğer sosyal hayat denilen içtimaî mescitte de yansımalarını gösterirse, “toplam kalite” formatında bir sinerji oluşturacaktır.

    Niyazi Beki
    Zafer Dergisi
    Sayı: 373

  5. 11.Mayıs.2009, 18:22
    3
    Amenna
    Amenna

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Haziran.2007
    Üye No: 1057
    Mesaj Sayısı: 1,257
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 16

    --->: Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor?

    Cezakellahu hayran(Allah sana hayırlı mükafaat versin).

    Namazda fatihayı anlayarak kılanlardan eylesin Rabbim bizleri.


  6. 11.Mayıs.2009, 18:22
    3
    Amenna
    Cezakellahu hayran(Allah sana hayırlı mükafaat versin).

    Namazda fatihayı anlayarak kılanlardan eylesin Rabbim bizleri.

  7. 14.Haziran.2009, 00:20
    4
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,996
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 339
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor?

    FATİHA SURESİ
    GİRİŞ-
    Adı: Bu sure, konusu nedeniyle Fatiha ismini almıştır. Fatiha, bir konuyu, bir kitabı veya başka bir şeyi "açan şey" demektir. Başka bir deyişle, Fatiha bir nevi önsözdür.
    Nüzul zamanı: İlk nazil olan vahiylerden biridir. Sahih hadislerden Fatiha'nın Hz. Muhammed'e (s.a.) nazil olan ilk tam sure olduğunu öğreniyoruz. Bundan önce Alâk, Müzzemmil, Müddessir surelerinin bölümleri olan birbirine benzer birkaç ayet nazil olmuştur.
    Konu: Bu sure aslında, Allah'ın kendi kitabını okumak isteyenlere öğrettiği bir duadır. Okuyucuya şu dersi öğretmek için Kitab'ın en başına yerleştirilmiştir: Eğer samimi olarak Kur'an'dan yararlanmak istiyorsan, Alemlerin Rabbi'ne bu şekilde dua etmelisin.
    Bu önsöz, okuyucunun kalbinde Alemlerin Rabbi'nden hidayet dileme -hidayeti ancak O verebilir- konusunda kuvvetli bir istek uyandırmayı amaçlar. O halde Fatiha, dolaylı olarak incelemek ve Alemlerin Rabbi'nin, bilginin tek kaynağı olduğu gerçeğini kabul etmek olduğunu öğretmektedir. Bu nedenle, kişi Kur'an'ı incelemeye, O'ndan Hidayet dileyerek başlamalıdır.
    Konusu nedeniyle, Fatiha ile Kur'an arasındaki ilişkinin, bir giriş ve kitap ilişkisi değil, bir dua ve ona cevap niteliğinde bir ilişki olduğu açığa çıkmaktadır. Fatiha, kulun duası, Kur'an ise, Mâbud'un kuluna verdiği cevaptır. Kul, kendisine doğru yolu göstermesi için Allah'a yalvarır; Allah da duaya cevap olarak, tüm Kur'an'ı onun önüne koyar ve sanki şöyle der: "İşte, benden dilediğin Hidayet!"
    Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla1
    1-3 Hamd,2 Alemlerin Rabbi,3 Rahman, Rahim4 ve Din gününün maliki5 olan Allah'adır.
    4 Biz yalnızca Sana ibadet eder6 ve yalnızca Sen'den yardım dileriz.7
    4-7 Bizi dosdoğru yola ilet,8 kendilerine nimet verdiklerinin yoluna,9 gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil.10
    AÇIKLAMA Ayet no 1-7
    1. İslâm kültürü bir kimsenin her işe Allah adı ile başlamasını gerektirir. Eğer bu bilinçli bir şekilde ve samimiyetle yapılırsa şu üç güzel sonucu doğuracaktır: Birincisi, bu, kişiyi kötülükten uzak tutacaktır. Çünkü, Allah ismi onun, kötü bir niyeti veya yanlış bir davranışı O'nun adını anarak yapmaya hakkı olup olmadığı konusunda düşünmesini sağlayacaktır. İkincisi, kişi meşru bir işe başlarken Allah'ın adını anarsa, onun her hareketi tabiatıyla Allah'ın rızasına uygun yapılmış olur. Üçüncüsü, o kişi Allah'ın yardım ve nimetiyle karşılaşacak ve Şeytan'ın aldatmalarından korunacaktır. Çünkü kim Allah'a yönelirse Allah da ona yönelir.
    2. Bu surenin giriş bölümünde FATİHA'nın bir dua olduğunu belirtmiştik. Dua, bize doğru yakarış şeklini öğretmesine işaret etmek bakımından Allah'a hamd ile başlıyor.
    İstek ve arzumuzu birdenbire hiçbir giriş yapmadan ortaya koyamayız. Başlamanın en iyi yolu, duada yöneldiğimiz zatın yüce konumunu, nimetlerini ve üstünlüklerini sergilemektir. Bu nedenle duamıza, Allah'a hamd ile başlarız. Çünkü O, bizim koruyucumuz ve tüm üstünlüklerin mükemmele eriştiği varlıktır. O'nun Yüceliğini kabul ettiğimizi ve O'nun bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükretttiğimizi göstermek için Allah'ı ta'zim ederiz.
    Şu noktaya da dikkat edilmelidir: "Hamd Allah'adır" ve "Hamd yalnızca Allah içindir." Bu ayrım çok önemlidir: Çünkü bu, O'nun yaratıklarından herhangi birine ibadet etme durumunu ortadan kaldırır. Yaratıklardan hiçbiri hamde lâyık olmadığı için, hiçbiri ibadete de lâyık değildir. Hiçbir insan, hiçbir melek, hiçbir peygamber, hiçbir ilâh, hiçbir yıldız, hiçbir put, kısacası O'nun yarattıklarından hiçbiri, bizatihi (kendi başına) iyi niteliklere sahip değildir. Eğer yaratıklardan biri iyi bir niteliğe sahipse, bu Allah tarafından verilmiştir. O halde bağlılık, ibadet ve şükür O'nun yaratıklarına değil, bu nitelikleri Yaratan'a lâyıktır.
    3. Arapça"Rab" kelimesi şu anlama gelir: a) Melik ve Mâlik, b) Kefil olan, Rızık veren, İhtiyaçları karşılayan, Koruyucu, c) Hükümran, Kanun koyan, Yöneten ve Düzenleyen. Allah, tüm bu anlamlarıyla Alemlerin Rabbi'dir.
    4. Arapça "Rahman" kelimesi mübalağa sigasıyla rahmet ve merhamet anlamlarını ihtiva etmesine rağmen, bu ifade bile Allah'ın sınırsız sıfatlarını ifade etmekte yetersiz kalır. Bu nedenle, bu yetersizliği kapatmak için aynı kökten türeyen bir kelime olan "Rahim" kelimesi kullanılmıştır.
    5. Allah'ın Rahman (Esirgeyen) ve Rahim (Bağışlayan) olduğu söylendikten sonra hemen O'nun Din (Hesap) Günü'nün sahibi olduğu belirtiliyor. Bu şekilde esirgeyicilik ve bağışlayıcılık özellikleri hiç kimsenin, O'nun Kıyamet Günü'nde gelmiş ve geçmiş bütün insanları toplayacağı ve herkesten yaptıklarının hesabını soracağı gerçeğini unutmasına neden olmayacaktır. Bu nedenle bir müslüman, Allah'ın sadece merhametli değil, aynı zamanda adil olduğu gerçeğini de hiç bir zaman unutmamalıdır. Bununla birlikte Allah, dilediğini bağışlama ve dilediğini cezalandırma yetkisine sahiptir. Çünkü O'nun herşeye gücü yeter. Bu nedenle akıbetimizi iyi veya kötü kılma yetkisinin O'nun elinde olduğu konusunda kesin bir inanca sahip olmalıyız.
    6. Arapça "İbadet" kelimesi üç anlamda kullanılır: a) Tapma ve bağlılık; b) Boyun eğme ve itaat etme; c) Hükmü altına girme ve kulluk yapma. Burada bu üç anlama da gelir; yani: "Biz yalnız sana ibadet ederiz, yalnız senin kulların ve köleleriniz." "Yalnız Sen'le bu tür bir ilişki içindeyiz" ve "Bu üç anlamıyla da Sen'den başka hiç kimseyi mâbud kabul etmiyoruz."
    7. "Senin yardımını diliyoruz, çünkü senin Alemlerin Rabbi olduğunu, herşeye kâdir olduğunu ve her şey üzerinde hükümran olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, istek ve ihtiyaçlarımızın karşılanması için yardımını isteyerek sana yöneliyoruz."
    8. Yani, "Hayatın her safhasında bizi doğruluğa iletecek yolu bize göster, bizi hatalardan, kötü akibetlerden koru ve sonunda bizi başarıya ulaştır."
    Bu, kulun Kur'an okumaya başlamadan önce Allah'tan istediği şeydir. Kul Allah'a kendisini hayatın her döneminde bilgi eksikliğinden kaynaklanan şüphe ve kararsızlık labirentlerinden koruması ve doğru yola iletmesi için dua eder. Kul aynı zamanda Rabb'inden, bunca sapık yol arasından kendisine hayatta doğru yolu göstermesini diler.
    9. Bizim istediğimiz "doğru yol", "senin nimet verdiğin ve desteklediğin kimselerin takip ettikleri yoldur."
    10. Bu, "nimet verilen kimselerin", yeryüzünün geçici nimetlerinden yararlandıkları halde sapan ve Allah'ın gazabına uğrayan kişiler olmadıklarını göstermek içindir. Gerçekten kendilerine nimet verilen kimseler doğru yaşayışları nedeniyle kurtuluşa erenlerdir. Bundan da anlaşılacağı üzere "nimetler" kelimesi ile zalimlerin, Firavunların, Nemrudların ve Karunların bile yararlandıkları ve bugün de doğru yoldan sapan, birçok kötü işlerle uğraşan kimselerin yararlandıkları bu dünyanın geçici faydaları değil, doğru bir şekilde yaşamanın ve Allah'ın rızasını kazanmanın sonucu olarak bahşedilen hakikî ve sürekli nimetler kastedilmektedir.
    FATİHA SURESİNİN SONU



  8. 14.Haziran.2009, 00:20
    4
    Moderatör
    FATİHA SURESİ
    GİRİŞ-
    Adı: Bu sure, konusu nedeniyle Fatiha ismini almıştır. Fatiha, bir konuyu, bir kitabı veya başka bir şeyi "açan şey" demektir. Başka bir deyişle, Fatiha bir nevi önsözdür.
    Nüzul zamanı: İlk nazil olan vahiylerden biridir. Sahih hadislerden Fatiha'nın Hz. Muhammed'e (s.a.) nazil olan ilk tam sure olduğunu öğreniyoruz. Bundan önce Alâk, Müzzemmil, Müddessir surelerinin bölümleri olan birbirine benzer birkaç ayet nazil olmuştur.
    Konu: Bu sure aslında, Allah'ın kendi kitabını okumak isteyenlere öğrettiği bir duadır. Okuyucuya şu dersi öğretmek için Kitab'ın en başına yerleştirilmiştir: Eğer samimi olarak Kur'an'dan yararlanmak istiyorsan, Alemlerin Rabbi'ne bu şekilde dua etmelisin.
    Bu önsöz, okuyucunun kalbinde Alemlerin Rabbi'nden hidayet dileme -hidayeti ancak O verebilir- konusunda kuvvetli bir istek uyandırmayı amaçlar. O halde Fatiha, dolaylı olarak incelemek ve Alemlerin Rabbi'nin, bilginin tek kaynağı olduğu gerçeğini kabul etmek olduğunu öğretmektedir. Bu nedenle, kişi Kur'an'ı incelemeye, O'ndan Hidayet dileyerek başlamalıdır.
    Konusu nedeniyle, Fatiha ile Kur'an arasındaki ilişkinin, bir giriş ve kitap ilişkisi değil, bir dua ve ona cevap niteliğinde bir ilişki olduğu açığa çıkmaktadır. Fatiha, kulun duası, Kur'an ise, Mâbud'un kuluna verdiği cevaptır. Kul, kendisine doğru yolu göstermesi için Allah'a yalvarır; Allah da duaya cevap olarak, tüm Kur'an'ı onun önüne koyar ve sanki şöyle der: "İşte, benden dilediğin Hidayet!"
    Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla1
    1-3 Hamd,2 Alemlerin Rabbi,3 Rahman, Rahim4 ve Din gününün maliki5 olan Allah'adır.
    4 Biz yalnızca Sana ibadet eder6 ve yalnızca Sen'den yardım dileriz.7
    4-7 Bizi dosdoğru yola ilet,8 kendilerine nimet verdiklerinin yoluna,9 gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil.10
    AÇIKLAMA Ayet no 1-7
    1. İslâm kültürü bir kimsenin her işe Allah adı ile başlamasını gerektirir. Eğer bu bilinçli bir şekilde ve samimiyetle yapılırsa şu üç güzel sonucu doğuracaktır: Birincisi, bu, kişiyi kötülükten uzak tutacaktır. Çünkü, Allah ismi onun, kötü bir niyeti veya yanlış bir davranışı O'nun adını anarak yapmaya hakkı olup olmadığı konusunda düşünmesini sağlayacaktır. İkincisi, kişi meşru bir işe başlarken Allah'ın adını anarsa, onun her hareketi tabiatıyla Allah'ın rızasına uygun yapılmış olur. Üçüncüsü, o kişi Allah'ın yardım ve nimetiyle karşılaşacak ve Şeytan'ın aldatmalarından korunacaktır. Çünkü kim Allah'a yönelirse Allah da ona yönelir.
    2. Bu surenin giriş bölümünde FATİHA'nın bir dua olduğunu belirtmiştik. Dua, bize doğru yakarış şeklini öğretmesine işaret etmek bakımından Allah'a hamd ile başlıyor.
    İstek ve arzumuzu birdenbire hiçbir giriş yapmadan ortaya koyamayız. Başlamanın en iyi yolu, duada yöneldiğimiz zatın yüce konumunu, nimetlerini ve üstünlüklerini sergilemektir. Bu nedenle duamıza, Allah'a hamd ile başlarız. Çünkü O, bizim koruyucumuz ve tüm üstünlüklerin mükemmele eriştiği varlıktır. O'nun Yüceliğini kabul ettiğimizi ve O'nun bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükretttiğimizi göstermek için Allah'ı ta'zim ederiz.
    Şu noktaya da dikkat edilmelidir: "Hamd Allah'adır" ve "Hamd yalnızca Allah içindir." Bu ayrım çok önemlidir: Çünkü bu, O'nun yaratıklarından herhangi birine ibadet etme durumunu ortadan kaldırır. Yaratıklardan hiçbiri hamde lâyık olmadığı için, hiçbiri ibadete de lâyık değildir. Hiçbir insan, hiçbir melek, hiçbir peygamber, hiçbir ilâh, hiçbir yıldız, hiçbir put, kısacası O'nun yarattıklarından hiçbiri, bizatihi (kendi başına) iyi niteliklere sahip değildir. Eğer yaratıklardan biri iyi bir niteliğe sahipse, bu Allah tarafından verilmiştir. O halde bağlılık, ibadet ve şükür O'nun yaratıklarına değil, bu nitelikleri Yaratan'a lâyıktır.
    3. Arapça"Rab" kelimesi şu anlama gelir: a) Melik ve Mâlik, b) Kefil olan, Rızık veren, İhtiyaçları karşılayan, Koruyucu, c) Hükümran, Kanun koyan, Yöneten ve Düzenleyen. Allah, tüm bu anlamlarıyla Alemlerin Rabbi'dir.
    4. Arapça "Rahman" kelimesi mübalağa sigasıyla rahmet ve merhamet anlamlarını ihtiva etmesine rağmen, bu ifade bile Allah'ın sınırsız sıfatlarını ifade etmekte yetersiz kalır. Bu nedenle, bu yetersizliği kapatmak için aynı kökten türeyen bir kelime olan "Rahim" kelimesi kullanılmıştır.
    5. Allah'ın Rahman (Esirgeyen) ve Rahim (Bağışlayan) olduğu söylendikten sonra hemen O'nun Din (Hesap) Günü'nün sahibi olduğu belirtiliyor. Bu şekilde esirgeyicilik ve bağışlayıcılık özellikleri hiç kimsenin, O'nun Kıyamet Günü'nde gelmiş ve geçmiş bütün insanları toplayacağı ve herkesten yaptıklarının hesabını soracağı gerçeğini unutmasına neden olmayacaktır. Bu nedenle bir müslüman, Allah'ın sadece merhametli değil, aynı zamanda adil olduğu gerçeğini de hiç bir zaman unutmamalıdır. Bununla birlikte Allah, dilediğini bağışlama ve dilediğini cezalandırma yetkisine sahiptir. Çünkü O'nun herşeye gücü yeter. Bu nedenle akıbetimizi iyi veya kötü kılma yetkisinin O'nun elinde olduğu konusunda kesin bir inanca sahip olmalıyız.
    6. Arapça "İbadet" kelimesi üç anlamda kullanılır: a) Tapma ve bağlılık; b) Boyun eğme ve itaat etme; c) Hükmü altına girme ve kulluk yapma. Burada bu üç anlama da gelir; yani: "Biz yalnız sana ibadet ederiz, yalnız senin kulların ve köleleriniz." "Yalnız Sen'le bu tür bir ilişki içindeyiz" ve "Bu üç anlamıyla da Sen'den başka hiç kimseyi mâbud kabul etmiyoruz."
    7. "Senin yardımını diliyoruz, çünkü senin Alemlerin Rabbi olduğunu, herşeye kâdir olduğunu ve her şey üzerinde hükümran olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, istek ve ihtiyaçlarımızın karşılanması için yardımını isteyerek sana yöneliyoruz."
    8. Yani, "Hayatın her safhasında bizi doğruluğa iletecek yolu bize göster, bizi hatalardan, kötü akibetlerden koru ve sonunda bizi başarıya ulaştır."
    Bu, kulun Kur'an okumaya başlamadan önce Allah'tan istediği şeydir. Kul Allah'a kendisini hayatın her döneminde bilgi eksikliğinden kaynaklanan şüphe ve kararsızlık labirentlerinden koruması ve doğru yola iletmesi için dua eder. Kul aynı zamanda Rabb'inden, bunca sapık yol arasından kendisine hayatta doğru yolu göstermesini diler.
    9. Bizim istediğimiz "doğru yol", "senin nimet verdiğin ve desteklediğin kimselerin takip ettikleri yoldur."
    10. Bu, "nimet verilen kimselerin", yeryüzünün geçici nimetlerinden yararlandıkları halde sapan ve Allah'ın gazabına uğrayan kişiler olmadıklarını göstermek içindir. Gerçekten kendilerine nimet verilen kimseler doğru yaşayışları nedeniyle kurtuluşa erenlerdir. Bundan da anlaşılacağı üzere "nimetler" kelimesi ile zalimlerin, Firavunların, Nemrudların ve Karunların bile yararlandıkları ve bugün de doğru yoldan sapan, birçok kötü işlerle uğraşan kimselerin yararlandıkları bu dünyanın geçici faydaları değil, doğru bir şekilde yaşamanın ve Allah'ın rızasını kazanmanın sonucu olarak bahşedilen hakikî ve sürekli nimetler kastedilmektedir.
    FATİHA SURESİNİN SONU


  9. 07.Ocak.2010, 01:30
    5
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,981
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    --->: Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor?

    Alah sizlerden razı olsun. fatiha süresini anlamak çok güzel.
    en çok okunan süredir fatiha


  10. 07.Ocak.2010, 01:30
    5
    Hadimul Müslimin
    Alah sizlerden razı olsun. fatiha süresini anlamak çok güzel.
    en çok okunan süredir fatiha