Konusunu Oylayın.: Aşure Gününün Kültürümüzdeki Yeri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Aşure Gününün Kültürümüzdeki Yeri
  1. 08.Ocak.2008, 14:08
    1
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,330
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Aşure Gününün Kültürümüzdeki Yeri






    Aşure Gününün Kültürümüzdeki Yeri Mumsema
    Aşure Gününün Kültürümüzdeki Yeri
    İslam kültürü içerisinde önemli zaman dilimleri vardır. Bunlar Müslümanlar tarafından dört gözle beklenir, gelince de gereği yapılır. Bu müstesna zaman dilimlerinden birisi de Aşure günüdür. Bu gün diğer günlere nazaran farklı bir öneme sahiptir.

    Muharrem, “Allah’ın ayı” olarak bilinir. Muharrem ayı, Kur’an-ı Kerim’de kıymet verilen dört aydan biridir. Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir. Muharrem ayının onuncu gecesi, Aşure gecesidir. Ertesi günü de Aşure günüdür. Aşure, İbranice “aşûr” sözcüğünden gelir. Türkçeye ise Arapçadan geçmiştir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure günü kabul etmiştir. Bugünde Cenab-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuştur.

    Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Resulullah Efendimiz aşure orucunu ihmal etmezdi. Fakat sadece o gün değil, bir gün evveli ve bir gün sonrasıyla birlikte üç gün boyunca oruç tutardı. Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutulmalıdır! Aşure günüyle ilgili şu hadisler bizlere yol göstermektedir: “Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur”… “Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehitler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.”

    Hz. Peygamber Medine’ye geldiği zaman Yahudilerin Aşure günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu. Cevap olarak şöyle dediler: “Bugün, iyi bir gündür. Allah, İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden bugün kurtarmıştır. Musa (a.s.) Allah’a şükür için bugünde oruç tutmuştur. Biz de tutarız” dediler. Bu cevap karşısında Hz. Peygamber; “Biz Musa’nın sünnetine sizden daha yakınız” dedi ve o gün oruç tuttu ve ashabına da tutmalarını emir buyurdu. O gün bugündür Aşure günü oruç tutmak faziletli bir ibadet kabul edilir. Muttakiler Aşurenin bir gün öncesini, bir gün sonrasını ve gününü oruçlu geçirmeye gayret ederler. Bu hususta Resulullah’ın sünnetine sarılırlar.

    Aşure orucu çok eskilere dayanmaktadır. Ramazan orucu yokken Aşure orucu vardı. Bu hususta Hazret-i Ayşe validemiz şöyle demektedir: “Aşure, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretmiştir. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.”

    Aşure günü, bazı kesimlerin zihninde tatlıyı çağrıştırır. Midelerini beyinlerinden öncelikli düşünen bu insanları fazla yadırgamamak lazımdır. Çünkü Aşure aynı zamanda bir tatlının adıdır. Muharrem ayı boyunca evlerde aşure pişirilmesi de adettendir. Aşure hicri takvime göre Muharrem aynının onuncu günü yapılan tatlıdır.

    Aşure tatlısının tarihi kökeni ve kökleri vardır. İslami inanca göre Muharrem ayının onuncu günü, Hz. Nuh (a.s), Nuh tufanından sonra karaya ayak bastığında elinde kalan son malzemelerle bu tatlıyı(aşureyi) yapmıştır. Aşure genel olarak su, buğday, nohut, tozşeker, kuru fasulye, pirinç kullanılarak yapılır. İçine onlarca malzeme konulur. Konu komşuya, eşe dosta dağıtılarak günün anlam ve önemine münasip bir biçimde paylaşılır. Böylelikle bu önemli güne herkes ağız tadıyla girer. Resulullah Efendimiz Aşure günüyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Her kim Aşura gününde ailesine ve konu komşusuna ikramda bulunursa, Cenab–ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder”

    Muharrem ayı, Aşure günü ve Kerbela hadisesi Türk kültüründe ve şiirinde derin akislerini bulmuştur. Bu günü sadece bir kesimin değeri gibi görmek ve göstermek son derece yanlıştır. Bu değerler İslam kültürünün paydalarındandır. Pek çok şair ve yazar bu konuya değinmiş, duygularını satırlara ve mısralara yansıtmıştır. İşte bunlardan biri olan, âlimliği, arifliği ve şairliği yüreğinde terkip eden Avlarlı Efe Hazretleri divanına aldığı bir şiirinde muharrem ayını, aşure gününü ve Kerbela hadisesini şöyle şiirleştirmiştir:

    “Bu gün mah–ı Muharremdir, muhibb–i hanedan ağlar.
    Bu gün Eyyam–ı matemdir, bu gün ab–ı revan ağlar.
    Hüseyn–i Kerbela’yı elvan eden gündür bugün.
    Bu gün Arş–ı muazzamda olan âli divan ağlar.

    Risalet gül gülistanı, nübüvvet bağu bostanı
    Hüseyni ol nuristanı gören Pir ü civan ağlar
    Güruh–i hanedana Lütfiya kurban ola canım
    İla yevmil kıyame can ile ehl–i iman ağlar.”

    M. Nihat Malkoç



  2. 08.Ocak.2008, 14:08
    1
    Moderatör



    Aşure Gününün Kültürümüzdeki Yeri
    İslam kültürü içerisinde önemli zaman dilimleri vardır. Bunlar Müslümanlar tarafından dört gözle beklenir, gelince de gereği yapılır. Bu müstesna zaman dilimlerinden birisi de Aşure günüdür. Bu gün diğer günlere nazaran farklı bir öneme sahiptir.

    Muharrem, “Allah’ın ayı” olarak bilinir. Muharrem ayı, Kur’an-ı Kerim’de kıymet verilen dört aydan biridir. Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir. Muharrem ayının onuncu gecesi, Aşure gecesidir. Ertesi günü de Aşure günüdür. Aşure, İbranice “aşûr” sözcüğünden gelir. Türkçeye ise Arapçadan geçmiştir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure günü kabul etmiştir. Bugünde Cenab-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuştur.

    Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Resulullah Efendimiz aşure orucunu ihmal etmezdi. Fakat sadece o gün değil, bir gün evveli ve bir gün sonrasıyla birlikte üç gün boyunca oruç tutardı. Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutulmalıdır! Aşure günüyle ilgili şu hadisler bizlere yol göstermektedir: “Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur”… “Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehitler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.”

    Hz. Peygamber Medine’ye geldiği zaman Yahudilerin Aşure günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu. Cevap olarak şöyle dediler: “Bugün, iyi bir gündür. Allah, İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden bugün kurtarmıştır. Musa (a.s.) Allah’a şükür için bugünde oruç tutmuştur. Biz de tutarız” dediler. Bu cevap karşısında Hz. Peygamber; “Biz Musa’nın sünnetine sizden daha yakınız” dedi ve o gün oruç tuttu ve ashabına da tutmalarını emir buyurdu. O gün bugündür Aşure günü oruç tutmak faziletli bir ibadet kabul edilir. Muttakiler Aşurenin bir gün öncesini, bir gün sonrasını ve gününü oruçlu geçirmeye gayret ederler. Bu hususta Resulullah’ın sünnetine sarılırlar.

    Aşure orucu çok eskilere dayanmaktadır. Ramazan orucu yokken Aşure orucu vardı. Bu hususta Hazret-i Ayşe validemiz şöyle demektedir: “Aşure, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretmiştir. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.”

    Aşure günü, bazı kesimlerin zihninde tatlıyı çağrıştırır. Midelerini beyinlerinden öncelikli düşünen bu insanları fazla yadırgamamak lazımdır. Çünkü Aşure aynı zamanda bir tatlının adıdır. Muharrem ayı boyunca evlerde aşure pişirilmesi de adettendir. Aşure hicri takvime göre Muharrem aynının onuncu günü yapılan tatlıdır.

    Aşure tatlısının tarihi kökeni ve kökleri vardır. İslami inanca göre Muharrem ayının onuncu günü, Hz. Nuh (a.s), Nuh tufanından sonra karaya ayak bastığında elinde kalan son malzemelerle bu tatlıyı(aşureyi) yapmıştır. Aşure genel olarak su, buğday, nohut, tozşeker, kuru fasulye, pirinç kullanılarak yapılır. İçine onlarca malzeme konulur. Konu komşuya, eşe dosta dağıtılarak günün anlam ve önemine münasip bir biçimde paylaşılır. Böylelikle bu önemli güne herkes ağız tadıyla girer. Resulullah Efendimiz Aşure günüyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Her kim Aşura gününde ailesine ve konu komşusuna ikramda bulunursa, Cenab–ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder”

    Muharrem ayı, Aşure günü ve Kerbela hadisesi Türk kültüründe ve şiirinde derin akislerini bulmuştur. Bu günü sadece bir kesimin değeri gibi görmek ve göstermek son derece yanlıştır. Bu değerler İslam kültürünün paydalarındandır. Pek çok şair ve yazar bu konuya değinmiş, duygularını satırlara ve mısralara yansıtmıştır. İşte bunlardan biri olan, âlimliği, arifliği ve şairliği yüreğinde terkip eden Avlarlı Efe Hazretleri divanına aldığı bir şiirinde muharrem ayını, aşure gününü ve Kerbela hadisesini şöyle şiirleştirmiştir:

    “Bu gün mah–ı Muharremdir, muhibb–i hanedan ağlar.
    Bu gün Eyyam–ı matemdir, bu gün ab–ı revan ağlar.
    Hüseyn–i Kerbela’yı elvan eden gündür bugün.
    Bu gün Arş–ı muazzamda olan âli divan ağlar.

    Risalet gül gülistanı, nübüvvet bağu bostanı
    Hüseyni ol nuristanı gören Pir ü civan ağlar
    Güruh–i hanedana Lütfiya kurban ola canım
    İla yevmil kıyame can ile ehl–i iman ağlar.”

    M. Nihat Malkoç



    Benzer Konular

    - Aşure orucunun dindeki yeri nedir?

    - Yılbaşı ile ilgili (Yılbaşı size neyi ifade etmektedir, İslamdaki yeri nedir; kültürümüzdeki yeri ne

    - Aşure günü, aşure orucu ve aşure tatlısı hakkında bilgi verir misiniz?

    - İslamda Arefe gününün yeri nedir?

    - Muharrem-i Şerif ve Aşure Gününün Fazileti

  3. 30.Kasım.2010, 11:00
    2
    meryemgül1
    ~~Medinenin Gülü ~~

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Haziran.2009
    Üye No: 48911
    Mesaj Sayısı: 3,926
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 77
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: Aşure Gününün Kültürümüzdeki Yeri




    “Bu gün mah–ı Muharremdir, muhibb–i hanedan ağlar.
    Bu gün Eyyam–ı matemdir, bu gün ab–ı revan ağlar.
    Hüseyn–i Kerbela’yı elvan eden gündür bugün.
    Bu gün Arş–ı muazzamda olan âli divan ağlar.

    Risalet gül gülistanı, nübüvvet bağu bostanı
    Hüseyni ol nuristanı gören Pir ü civan ağlar
    Güruh–i hanedana Lütfiya kurban ola canım
    İla yevmil kıyame can ile ehl–i iman ağlar.”


    Allah c.c.razı olsun şema kardeş


  4. 30.Kasım.2010, 11:00
    2
    ~~Medinenin Gülü ~~



    “Bu gün mah–ı Muharremdir, muhibb–i hanedan ağlar.
    Bu gün Eyyam–ı matemdir, bu gün ab–ı revan ağlar.
    Hüseyn–i Kerbela’yı elvan eden gündür bugün.
    Bu gün Arş–ı muazzamda olan âli divan ağlar.

    Risalet gül gülistanı, nübüvvet bağu bostanı
    Hüseyni ol nuristanı gören Pir ü civan ağlar
    Güruh–i hanedana Lütfiya kurban ola canım
    İla yevmil kıyame can ile ehl–i iman ağlar.”


    Allah c.c.razı olsun şema kardeş


  5. 05.Kasım.2013, 18:28
    3
    kerze
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Temmuz.2007
    Üye No: 1286
    Mesaj Sayısı: 279
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Yaş: 41
    Bulunduğu yer: Karye

    Cevap: Aşure Gününün Kültürümüzdeki Yeri

    On Muharrem ve Aşura

    Günler gelip geçiyor, ömrümüzün kum saati işliyor ve bizim için ayrılan (takdir edilen) üst bölümdeki kum her an azalarak aşağıya akıyor. İnsan da gaflet hakim olduğu için hiç ölmeyecekmiş gibi dünya hayatına, dünya işlerine, dünya menfaatine dalmış gidiyoruz. Bir bakıyoruz küçükler büyümüş, tanıdık ve dostlar birer ikişer göçüp gidiyorlar, saçlar ağarmış... ama gaflet ve rutin hayat yine devam ediyor.

    Geçen Ramazan'ı, On Muharrem'i unutmadan yenileri gelip geçti. Bu Muharrem ayında birkaç mektupta "Kerbela mazalimini unutturmak veya gölgelemek için On Muharrem gününe "Hz. Musa, Firavun ve İsrailoğulları" ile ilgili manalar yüklendiği" iddiası ile karşılaştım. Bu mektupları yazanlara göre On Muharrem'de ve Aşura (şûrâ) gününde yalnızca Kerbela faciası konuşulmalı ve matem yapılmalıdır; yani yine dünya, ibadet yerine siyaset.

    İslam tarihinde birçok facia var, zulüm var, katliamlar var, belki bunların en büyüğü Kerbela Faciasıdır, ama bugün bizim bu tarihi facialar karşısındaki tutumumuz ne olmalıdır?

    Müslümanlar parçalanmış, İslam düşmanları ve müslümanların malik oldukları maddi değerlere göz diken emperyalistler bu parçalanmışlığı kullanarak, derinleştirerek, arttırarak amaçlarına ulaşmak için kullanıyorlar. Biz onlara fırsat mı verelim, işlerini mi kolaylaştıralım; yoksa geçmişten de ibret alarak safları sıklaştırmaya, ihtilafları azaltmaya, çatışmaları sıfırlamaya, her alanda işbirliği yapmanın yollarını aramaya mı çalışalım? Elbette ikincisi. Öyle ise gelin On Muharrem'i ve Aşura gününü de bu anlam içinde, bu amaca yönelik olarak geçirelim.

    On Muharrem gününde oruç tutma adeti İslam öncesinde müşrik Araplar ile Yahudiler'de varmış. Peygamberimiz (s.a.) Medine'ye hicret edince bu âdet ile karşılaşmış, niçin oruç tuttuklarını sormuş, "Bugün Hz. Musa ve İsrailoğulları Firavun'un zulmünden kurtuldular ve Firavun ordusu ile beraber denizde boğuldu, bunun için bayram yapılıyor ve şükran orucu tutuluyor" demişler. Peygamberimiz "Biz Musa'ya onlardan (yahudilerden) daha yakınız, biz de tutalım" buyurmuş, Ramazan orucu farz oluncaya kadar tutulmuş, sonra serbest bırakılmış, isteyen tutmuş, isteyen tutmamış. Bu bilgi sahih kaynaklarda mevcut, şu halde Kerbela faciasını gölgelemek için sonradan uydurulmuş değil. Ayrıca hem Muharrem ayının onuncu günü nafile bir ibadet olarak oruç tutmak, hem de Hz. Hüseyin başta olmak üzere Kerbela şehitlerini sevgi, rahmet dileği ve ibretle (güzel ahlakını ve şanlı mücadelesini örnek almak maksadıyla) anmak mümkündür; bunun birinin diğerini örtmesi, gölgelemesi söz konusu değildir.

    Anma merasimlerinde bölünmeye, müslüman guruplar arasında olumsuz duygular oluşturmaya meydan vermemek için itidali elden bırakmamak gerekiyor. Mesela Türkiye'de yaşayan bazı Caferi kardeşlerimizin, zincirlerle döğünerek kan revan içinde kalmak yerine Kızılay'a kan vermeyi tercih etmeleri örnek alınacak bir itidal, hatta bir reform örneğidir.

    Kerbela Faciası'nı, bugün müslümanlara fayda sağlayacak bir formatta anma işinin yalnızca şîa'ya bırakılmaması da gerekiyor. Hz. Hüseyin hepimizindir, o zulme karşı çıkmak, haklıdan yana tavır koymak, acıyı derinlerde duymak ve göz yaşı dökmek de hepimizin (sünni şii bütün müslümanların) vazifesidir. Anma toplantıları hem karma olmalı, hem de ayrıca şîîler gibi sünniler tarafından da tertip edilmelidir. Bu toplantılarda acıyı tazeleyip göz yaşı dökmekten ziyade müslümanların birliği, parçalanmanın sebepleri, tefrikanın verdiği zararlar, Hz. Hüseyin'in davranışının dini ve ahlaki saikleri, zulmün kötülüğü, zalime karşı durmanın gerekliliği ve yöntemi... üzerinde durulmalı, Hz. Hüseyin'in, Sevgili Dedesinden miras kalan ahlakının örnek alınmasına ağırlık verilmelidir.

    İşte böyle On Muharremler hem ibadet olur, hem o muhteşem mücadelenin hakkını vermek, bugünkü hayatımız için de oradan meyveler devşirmek sonucunu doğurur.
    H. Karaman


  6. 05.Kasım.2013, 18:28
    3
    Devamlı Üye
    On Muharrem ve Aşura

    Günler gelip geçiyor, ömrümüzün kum saati işliyor ve bizim için ayrılan (takdir edilen) üst bölümdeki kum her an azalarak aşağıya akıyor. İnsan da gaflet hakim olduğu için hiç ölmeyecekmiş gibi dünya hayatına, dünya işlerine, dünya menfaatine dalmış gidiyoruz. Bir bakıyoruz küçükler büyümüş, tanıdık ve dostlar birer ikişer göçüp gidiyorlar, saçlar ağarmış... ama gaflet ve rutin hayat yine devam ediyor.

    Geçen Ramazan'ı, On Muharrem'i unutmadan yenileri gelip geçti. Bu Muharrem ayında birkaç mektupta "Kerbela mazalimini unutturmak veya gölgelemek için On Muharrem gününe "Hz. Musa, Firavun ve İsrailoğulları" ile ilgili manalar yüklendiği" iddiası ile karşılaştım. Bu mektupları yazanlara göre On Muharrem'de ve Aşura (şûrâ) gününde yalnızca Kerbela faciası konuşulmalı ve matem yapılmalıdır; yani yine dünya, ibadet yerine siyaset.

    İslam tarihinde birçok facia var, zulüm var, katliamlar var, belki bunların en büyüğü Kerbela Faciasıdır, ama bugün bizim bu tarihi facialar karşısındaki tutumumuz ne olmalıdır?

    Müslümanlar parçalanmış, İslam düşmanları ve müslümanların malik oldukları maddi değerlere göz diken emperyalistler bu parçalanmışlığı kullanarak, derinleştirerek, arttırarak amaçlarına ulaşmak için kullanıyorlar. Biz onlara fırsat mı verelim, işlerini mi kolaylaştıralım; yoksa geçmişten de ibret alarak safları sıklaştırmaya, ihtilafları azaltmaya, çatışmaları sıfırlamaya, her alanda işbirliği yapmanın yollarını aramaya mı çalışalım? Elbette ikincisi. Öyle ise gelin On Muharrem'i ve Aşura gününü de bu anlam içinde, bu amaca yönelik olarak geçirelim.

    On Muharrem gününde oruç tutma adeti İslam öncesinde müşrik Araplar ile Yahudiler'de varmış. Peygamberimiz (s.a.) Medine'ye hicret edince bu âdet ile karşılaşmış, niçin oruç tuttuklarını sormuş, "Bugün Hz. Musa ve İsrailoğulları Firavun'un zulmünden kurtuldular ve Firavun ordusu ile beraber denizde boğuldu, bunun için bayram yapılıyor ve şükran orucu tutuluyor" demişler. Peygamberimiz "Biz Musa'ya onlardan (yahudilerden) daha yakınız, biz de tutalım" buyurmuş, Ramazan orucu farz oluncaya kadar tutulmuş, sonra serbest bırakılmış, isteyen tutmuş, isteyen tutmamış. Bu bilgi sahih kaynaklarda mevcut, şu halde Kerbela faciasını gölgelemek için sonradan uydurulmuş değil. Ayrıca hem Muharrem ayının onuncu günü nafile bir ibadet olarak oruç tutmak, hem de Hz. Hüseyin başta olmak üzere Kerbela şehitlerini sevgi, rahmet dileği ve ibretle (güzel ahlakını ve şanlı mücadelesini örnek almak maksadıyla) anmak mümkündür; bunun birinin diğerini örtmesi, gölgelemesi söz konusu değildir.

    Anma merasimlerinde bölünmeye, müslüman guruplar arasında olumsuz duygular oluşturmaya meydan vermemek için itidali elden bırakmamak gerekiyor. Mesela Türkiye'de yaşayan bazı Caferi kardeşlerimizin, zincirlerle döğünerek kan revan içinde kalmak yerine Kızılay'a kan vermeyi tercih etmeleri örnek alınacak bir itidal, hatta bir reform örneğidir.

    Kerbela Faciası'nı, bugün müslümanlara fayda sağlayacak bir formatta anma işinin yalnızca şîa'ya bırakılmaması da gerekiyor. Hz. Hüseyin hepimizindir, o zulme karşı çıkmak, haklıdan yana tavır koymak, acıyı derinlerde duymak ve göz yaşı dökmek de hepimizin (sünni şii bütün müslümanların) vazifesidir. Anma toplantıları hem karma olmalı, hem de ayrıca şîîler gibi sünniler tarafından da tertip edilmelidir. Bu toplantılarda acıyı tazeleyip göz yaşı dökmekten ziyade müslümanların birliği, parçalanmanın sebepleri, tefrikanın verdiği zararlar, Hz. Hüseyin'in davranışının dini ve ahlaki saikleri, zulmün kötülüğü, zalime karşı durmanın gerekliliği ve yöntemi... üzerinde durulmalı, Hz. Hüseyin'in, Sevgili Dedesinden miras kalan ahlakının örnek alınmasına ağırlık verilmelidir.

    İşte böyle On Muharremler hem ibadet olur, hem o muhteşem mücadelenin hakkını vermek, bugünkü hayatımız için de oradan meyveler devşirmek sonucunu doğurur.
    H. Karaman


  7. 03.Kasım.2014, 00:31
    4
    yasemin
    Mum Ve Merhem Olabilmek..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104691
    Mesaj Sayısı: 1,411
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15
    Bulunduğu yer: Allah'ıma Seferdeyim..

    Cevap: Aşure Gününün Kültürümüzdeki Yeri

    Aşure yapmaktaki sevap , yapılmasından öte onun dagatılması yani ; konu komşuna ve ailene ikramda bulunulmasıdır. İkrama sebebiyet verdiği için sevaptır


  8. 03.Kasım.2014, 00:31
    4
    Mum Ve Merhem Olabilmek..
    Aşure yapmaktaki sevap , yapılmasından öte onun dagatılması yani ; konu komşuna ve ailene ikramda bulunulmasıdır. İkrama sebebiyet verdiği için sevaptır





+ Yorum Gönder