Tebliğ Farz Mı? Fırsat Varken Yapmayan Dinden çıkar Mı? 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
  1. 1
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    Tebliğ Farz Mı? Fırsat Varken Yapmayan Dinden çıkar Mı?


    Tebliğ yapabilecegi halde bunu yapmayan kişi, küfre razı olmuş ve/yada kendi dinden çıkmış mıdır? Birinin müslüman olmasına vesile olmak elbette güzel bişey ama buna vesile olabileceği halde,kasten tebliğ yapmayan kişi dinden çıkar mı? Mesela birisi gelip “ben musluman olmak istiyorum” dese ve kişi yardımcı olmaz ise.

    İlgili Yazılar

  2. 2
    ismail1 Üye
    ismail1
    Üye

    Üye No: 122292
    Mesaj Sayısı: 11
    Tecrübe Puanı: 1

    Yorum: Tebliğ Farz Mı? Fırsat Varken Yapmayan Dinden çıkar Mı?


    Tebliğ yapacak ilminiz yoksa olan birine yönlendirmek en azından dinen görevimizdir bu kişi sizin ilgisizliğiniz yüzünden vazgeçerse siz de vebale girersiniz ama dinden çıkmak için yeterli bir sebeb değildir bu


  3. 3
    delilergibi Üye
    delilergibi
    Üye

    Üye No: 122380
    Mesaj Sayısı: 3
    Tecrübe Puanı: 1

    Yorum: Tebliğ Farz Mı? Fırsat Varken Yapmayan Dinden çıkar Mı?


    Garez niyetine yaparsan nefsini imanının önüne geçirmiş olursun kardeşim.

    Yani şöyle ki.
    Mesela adamın yanlış yaptığını haram yediğini goruyorsun. Ama bu adamı sevmiyorsun..

    Şimdi sen sevmediğin için uyarmazsan, nefsinle hareket etmiş olursun. Halbuki din düşmana bile öğretilir. Camiden çıkınca yine düşman olursun. Camide kardeşsindir..

    Din işlerini nefis işleriyle karıştırmamalıyız.


  4. Reklam

  5. 4
    zeze Devamlı Üye
    zeze
    Devamlı Üye

    Üye No: 108649
    Mesaj Sayısı: 150
    Tecrübe Puanı: 2

    Tebliğ Ne Boyutta şarttır ?


    Selamün aleyküm. Her öğrendiğimiz dini ilmi, bilgiyi insanlara aktarmak mecburiyetinde miyiz ? İnsanlar başka şeylerle mesgullerse pek ilgilenmiyorlarsa onlara nasıl tebliğ etmeliyiz tebliğ sınırımız ne kadar olmalı ?


  6. 5
    Omer Faruk Üye
    Omer Faruk
    Üye

    Üye No: 115673
    Mesaj Sayısı: 1,735
    Tecrübe Puanı: 18

    Allah Rasulullah'ı güzel konuştuğu için, güzel yüzlü olduğu için seçmedi. 40 yaşına gelinceye kadar o çürümüş toplum içinde "güvenilir" olmayı hakeden nadir insanlardandı.

    İşte Rasulullah'ın en büyük tebliğ gücü bu ahlakından gelmektedir. Bir müslüman tebliğ etmek istiyorsa önce HALİNE baksın. Eğer haliniz "güvenilir" bir hal görünümü arzediyorsa zaten konuşmanıza gerek yok insanlar size yönelirler. Eğer haliniz "güvenilir" bir hal arzetmiyorsa ne kadar güzel konuşursanız konuşun kimse bundan etkilenmez.

    Rasulullah'ın ahlakı Kur'an idi...


  7. 6
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    bir terzi kendisine birisi geldiği zaman o kimsenin ölçülerini alır ve ona göre elbise diker. biz ise üzerine veya ihtiyaçlarına uyacak mı bakmıyoruz, gelen herkese aynı elbiseyi veriyoruz. karşımızdaki kimsenin bir hoşnutsuzluğu olduğu zaman da karşımızdakini suçlayabiliyoruz.

    herkes bildiklerini anlatır bildiklerini paylaşır, birisi bir şey bilir onu paylaşır diğeri başka bir şey bilir onu paylaşır ancak islami hassasiyetimiz veya islami iştahımız, bazende nefsaniyetimiz bize her şeyi konuşabileceğimizi, her şeyi anlatabileceğimizi düşündürüyor. ünlü birisi müslüman oluyor hemen gidiyorlar adama, bana dini öğret diyorlar. bir dur kardeşim adam daha yeni müslüman olmuş, ondan nasıl müslüman olduğunun neleri sorguladığının neyi bulduğunun dersini al. ünlü şarkıcı ünlü oyuncu müslüman olup ahmed ismini alınca ahmed hoca oluyor. olsun olsun o herşeyi biliyordur oluyor. bizde iştaha gelince herşeyi bildiğimizi zannediyoruz.

    herkes namaz kılın der namazı en güzel kılanın sözü tesir eder. yapmadığımız şeyleri tavsiye etmemiz çoğu zaman tesirli olmaz

    genel olarakda insanlara hayatlarını sorgulayacakları, üzerine inşa edebilecekleri temel veya hayatta uygulayabilecekleri problemlerine çözümler getirebilecekleri işlerine yarayacak pratik tavsiyeler verilmesini uygun buluyorum. yani ilimle ya inşa edersin ya amel edersin. amel edilmeyecekse fayda vermeyecekse bunları konuşmanın da bir anlamı yokdur ayrıca yapmadığımız şeyleri tavsiye vermemizde uygun olmaz. bu verilen tavsiyelerin sulanmasına edebiyatlarının yapılabilmesine neden olur, bereketi olmaz. ben insanların, kendilerinin hayatlarını sorgulamaya yönlendirilmelerini uygun buluyorum. kimsin, neyin peşindesin, peşinde koştukların seni mutlu ediyor mu, tepene çıkardıklarından bir fayda gördün mü sorularının; insana Rabbinin ve kulluğunun hatırlatılmasının daha öncelikli olduğunu düşünüyorum. bilgi gerçekden sıktı. insanda hüküm tevil hikmet sadakat doğruluk tutarlılık temsil merhamet ve kolaylık olması lazım. zalimler fasıklar mütekebbirler kendini kandırmayı ve kendini oyalamayı alışkanlık haline getirenler iflah olmazlar ancak en günah masiyet ehillerine sorsanız, peşinden koştuklarının sana ne faydası oldu deseniz, susar anlar veya oturur ağlarlar, hiç olmadı en azından kendilerini sorgularlar. bunun içinde karşıdakine merhamet edip hakir görmemek, izzetli ve şahsiyetli olup tabi efendim çekip mırıldanmamak gerekiyor

    ne buyuruluyor, Allah ın ipine sımsıkı sarılın buyuruluyor. insan Allah ın ipine sımsıkı sarılırsa etrafındaki insanlarda böyle insanlar olmuş oluyor. dolayısıyla temsil veya örneklik konusunda çoğu problem hiç yaşanmamış bile oluyor. ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya ilmi dinleyen ol, ya da ilmi seven ol ancak beşincisi olma helak olursun buyurulmuştur. yani zaten hayatlarınız ve çevreleriniz bu şekilde olsun ancak insanların dertleri olur, ilgileri her zaman olmaz, bazen kafaları kaldırmaz, akıllarında başka şeyler olur; insanları da dinlemiyorlar diye suçlamamak lazım. bunun için genelde, amel ettiğimiz amel edilebilir faydalı pratik bilgilerin üzerinde durulmalıdır.

    davet ederken veya anlatırken de seçerek anlatılır. yakın olandan başlanır, bizi seven bizim sevdiklerimizden başlanır, sözümüzü dinleyeceklerden, ilgisi iştahı olabileceklerden, insani ve ahlaki özellikleri fayda görüleceği umudu uyandıranlardan, ihtiyacı ve arayışı olanlardan başlanabilir. daha faydalı sonuçlar murad edilebilir, boşa uğraşılmamış oyalanılmamış olunabilir.

    ali ra un sözümüydü, ilim bir noktadır insanlar onu büyüttü demişti. ilmin başı Allah korkusudur. insan Allah dan korkup başkasından korkmayınca, gözün önündeki gerçeği söyleyiveriyor. buna karşı da konulmuyor. buna karşılık öyleydi böyleydi deyince kırk delil getirilse de fayda görülmeyebiliyor.

    kuranı kerime baktığınız zaman peygamberlerin sözlerinin, ben yerlerin ve göklerin Rabbi olan Allah a iman ettim duruluğunda basitliğinde ve açıklığında olduklarını görürsünüz. peygamberlerin sözleri; açık, anlaşılır, karşı konulamaz ve suçlayıcı değil uyarıcı nitelikde olmuşlardır.

    peygamberler genel olarak da hitablarına, ey kavmim diye başlamışlardır. biz ise bugün; ey cahiller, lafdan anlamazlar, fasıklar, zındıklar, ipe sapa gelmez iflah olmazlar; beni dinleyin de adam olun diye başlıyoruz. bu şekilde birisine gel sana yemek ısmarlayayım gel sana şunu alayım bile desen sana mı kaldık cevabını verecekdir

    ayrıca elinizdeki kabın karşınızdaki kimseyi içine alabilmesi, sözlerinizin karşınızdaki kimseye bir kapı açması bir yol göstermesi ve karşınızdaki kimsenin de sizin teklifinizde kendisine bir yer bulabilmesi gerekir. aksi takdirde konuşmanın da bir anlamı yokdur. karşınızdaki insan oturup sizin doğruluğunuzu ve üstünlüğünü dinleyecek, kendisine galebe çalmanızı mı seyredecek.

    tebliğ ve öğretmekde karıştırabileceğimiz veya ölçüsünü kaçırabileceğimiz bir durum. genel olarak tebliğde de azığımız, merhamet, salih niyet ve sabırdır.


  8. 7
    vel Fecr Devamlı Üye
    vel Fecr
    Devamlı Üye

    Üye No: 116932
    Mesaj Sayısı: 1,267
    Tecrübe Puanı: 13
    Yer: Ahir Zaman

    Allah aranızda hayra davet eden, münkerden sakındıran bir topluluk olsun buyurmakta.
    bu dinin içerisinde emri bil maruf nehyi anil münker vardır.

    kim bir yerde bir bulüm gördüğünde, gücü yeterse eliyle, ona gücü yetmezse diliyle onada yetmezse kalbiyle buğz edip oradan ayrılsın hadisi vardır.

    yani emrei bil maruf üzerimizedir. kim buna gücü yeterde kaçarsa Allaha hesabını verecektir.
    emri bil maruf yaparken sirayet etmesi açısından o amelin üzerimizde olması gerekir.
    kişi zekat veremez durumda ama bu bende yok diyip emri bil maruftan kaçınmamalı.
    kişinin günah işlediği bir amel varsa onunla alakalıda emri bil maruftan geri durmamalı. tevvab olan Allahtır.

    emri bil maruf olmayan toplumlar tefrikaya ayrılığa düşer.
    lut kavminde 80 bin kişi teheccüd kılıyordu ancak aralarında emri bil maruf yoktu.
    ve helak olanlar arasında bu müslümanlarda var idi.

    yani emri bil maruf çok basit bir mesele değildir. çok geniş ve iyi anlaşılması gerekir.


+ Yorum Gönder