Konusunu Oylayın.: Hz. Süleyman (as) şeytan için dua etmiş mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 1 kişi oyladı.

Hz. Süleyman (as) şeytan için dua etmiş mi?
  1. 26.Nisan.2013, 11:15
    1
    Misafir

    Hz. Süleyman (as) şeytan için dua etmiş mi?






    Hz. Süleyman (as) şeytan için dua etmiş mi? Mumsema Şeytanı yakalamak istedim. Süleyman'ın duası olmasa idi, bağlı olarak sabaha erecek ve Medine`nin çocukları onunla oynayacaklardı, hadisine göre, Hz. Süleyman (as) şeytan için dua mı etmişti?


  2. 26.Nisan.2013, 11:15
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 26.Nisan.2013, 11:16
    2
    Hoca
    erimeye devam...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 28,653
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 326
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hz. Süleyman (as) şeytan için dua etmiş mi?




    Şeytanı yakalamak istedim. Süleyman'ın duası olmasa idi, bağlı olarak sabaha erecek ve Medine`nin çocukları onunla oynayacaklardı, hadisine göre, Hz. Süleyman (as) şeytan için dua mı etmişti?

    İlgili hadisin anlamı şöyledir:

    Ebu’d Derda (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v), namaz kılmak için kalktı, namazında şöyle dediğini işittik: “Senden Allah’a sığınırım.“ daha sonra üç defa: “Allah’ın laneti ile seni lanetlerim.” dedi. Sanki bir şey yakalayacakmış gibi elini uzattı, namazını bitirince: “Ey Allah’ın Rasûlü! Namazda bundan önce hiç işitmediğimiz bir şeyler söylediğini duyduk ve elini uzattığını da gördük.” dedik. Bunun üzerine Rasûlullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın düşmanı iblis, bir ateş parçası getirerek yüzüme yaklaştırdı. Ben de üç kere; “Senden Allah’a sığınırım” dedim. Sonra da: “Seni Allah’ın lanetiyle lanetliyorum” dedim, fakat o üç sefer söylememe rağmen kaçıp kaybolmadı, sonra onu yakalamak istedim, ondan dolayı ellerimi uzatmıştım. Vallahi Süleyman kardeşimin duası (Sad, 38/35) olmasaydı, o şeytan mescidin direklerine bağlanmış olurdu da Medine’nin çocukları onunla oynarlardı.” (bk. Müslim, Mesacid, 40; Nesai, Sehv 19)

    Diğer bir rivayet ise şöyledir:

    “Cinlerden bir ifrit namazımı bozdurmak için dün akşam anîden bana bir oyun oynamağa kalkıştı. Ama Allah beni ona kaptırmadı. Ben de onu boğdum. Vallahi onu şu mescidin direklerinden birinin yanı başına bağlamayı çok isterdim. Bu suretle sabahladığınızda sîzlerde toptan (yahut hepiniz) onu görürdünüz; fakat sonradan kardeşim Süleyman'ın şu sözünü hatırladım: “Yâ Râbbî beni affet; ve bana öyle bîr mülk ver ki benden sonra hiçbir kimseye lâyık olmasın!” demişti. Allah da onu köpek kovar gibi kovdu.” buyurdular. (bk. Müslim, Mesacid, 39)

    Hz. Süleyman (as)’ın “Bana benden sonra hiç kimseye yaraşmayan bir mülk (hükümdarlık) ihsan eyle.” isteği hem kemiyet, hem de keyfiyet bakımından bir mülk ve saltanata işarettir. Nitekim âyetin açık delâletinden, Süleyman aleyhisselamın güçlü deniz filoları ve o devirde önünde durulamaz süvari birlikleri oluşturduğu, Umman Körfezi ile Aden Körfezi ve Kızıldeniz arasında hükümranlığını sürdürdüğü anlaşılıyor. Kendisinden sonra hiçbir peygambere böyle güçlü bir saltanat verilmediği ise, kesindir. O, bu mülk ve nimetleri Rabbini anmaya vesile olduğu için sevmiştir. Aynı zamanda cinlere de hükmetmesi ayrı bir keyfiyet arzetmektedir.

    O halde bu cümleden şu iki husus anlaşılmaktadır: Birincisi, kendisinden sonra hiçbir peygambere verilmeyen bir mülk; ikincisi, kendisinden sonra yerine geçecek olan evlât ve torunlarına lâyık görülmeyecek bir mülk söz konusu olabilir. Zira Hz. Süleyman (asv)’dan sonra kemiyet bakımından daha geniş mülk ve saltanat kuranlar olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Ancak keyfiyet bakımından O'nun saltanatına benzer bir saltanat kurulmadığını söyleyebiliriz. Çünkü O, yalnız insanlara değil, aynı zamanda cinlere de hükmediyordu.

    Hz. Süleyman (as)’ın vefatından sonra yerine geçen oğlunun, kurulu saltanatı hem kemiyet, hem de keyfiyet bakımından devam ettiremediğini dikkate alırsak, ikinci yorumun isabetli olduğu görülür.

    Hz. Süleyman (as)’ın bu duası, Allah'ın haklarını eda etmek ve mülkünü adilane bir şekilde yönetip yarattıklarını konumlarına ve mertebelerine göre yerleştirip hadlerini uygulamak, onun emrettiği mali yükümlülükleri korumak, dinin şiarlarını tazim etmek, ibadetini açıkça ortaya çıkarmak, ona itaatte bağlılığı sürdürmek, Allah'ın kulları üzerindeki geçerli hükmü ve kanunu düzenlemek ve meleklerine açıkladığı üzere yarattıklarından hiç kimsenin bilmediği vaadlerini gerçekleştirmek için olmuştur. Nitekim yüce Allah: "Sizin bilmediğinizi herhalde Ben bilirim." (Bakara, 2/30) diye buyurmuştur. Yoksa Süleyman (a.s)'ın bu isteğinin bizatihi dünyalık için olması söz konusu olamaz. Çünkü o da, diğer bütün peygamberler de Allah'ın yarattıkları arasında dünyaya karşı en zahid kimselerdir. O dünya mülkünü sırf Allah için istemiştir.

    Yine denildiğine göre; onun kendisinden sonra kimseye verilmeyecek bir mülk istemesi, gökler ve yerdeki bütün yaratıklar arasında Allah nezdindeki konum ve üstünlüğünün açıkça görülmesi içindi. Çünkü peygamberlerin Allah'ın nezdindeki konum noktasında birbirleriyle adeta yarışmaları vardır. Herkes Allah nezdindeki konumuna delil göstereceği özel bir yerinin olmasını arzu eder. İşte bundan dolayı Peygamber (sav) namazını kesmek isteyen ifriti yakalayıp, Allah da ona bu imkanı verdiğinde önce bu ifriti bağlamak istemiş, sonra da kardeşi Süleyman (as)'ın duasını hatırlayıp ifriti küçülmüş (hakir) olarak serbest bıraktı.

    Şayet ondan sonra bir kimseye, ona verilenin benzeri verilmiş olsaydı, onun bu özelliği kalmazdı. Peygamber (sav) şeytanların Süleyman (as)'ın emrine verilmesi özelliğinin olduğunu ve böyle bir özelliğin kendisinden sonra kimseye verilmemesi duasının kabul edilmiş olduğunu bildikten sonra, bu özelliğinde onunla ortak olmaktan hoşlanmamış gibi görünüyor. (bk. Kurtubi, el-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’an, ilgili ayetin tefsiri)

    Kadı Beyzâvi'ye göre, cinler üzerinde tasarrufun Hz. Süleyman (as)'a özel oluşu nedeniyle Peygamber Efendimiz (asv) tuttuğu cinniyi bağlamamıştır. Ya da tevâzusundan dolayı bağlamaktan vazgeçmiştir. (Kâdi Beyzavi, Esrar'ut-Te'vîl, ilgili ayetin tesfiri)

    Cinler, bizimle beraber yeryüzünde yaşıyorlar. Bunların da insan gibi inananları olduğu gibi inanmayanları da vardır. Onların kâfirlerine şeytan ismi verilir. Meleklerin de, cinlerin de varlıkları Kur'an ayetleri ve hadisler ile açıkça bildirilmiştir.

    Hadiste geçen “Kardeşim Süleyman'ın sözünü hatırladım...” ifadesinden maksat, Sad suresinin mealini hadis içinde verdiğimiz 35.ayetidir.

    Peygamber Efendimiz (asv) ile Hz. Süleyman (as) arasındaki kardeşlik, dinin esasları itibârı ile veya şeriatları arasındaki benzeyiş yönünden olabilir. Ayrıca peygamberler baba bir kardeştirler. Nitekim Peygamberimiz (asv): “Bütün peygamberler, anneleri üvey babaları bir kardeşlerdir; anneleri farklıdır, ama dinleri birdir.” (bk. Buhari, Enbiya 48) buyurmaktadır.

    Hadislerden Çıkarılan Hükümler:

    1. Namazda amel-i kalil/az iş namazı bozmaz.
    2. Cinler mevcûttur. Onları insanlardan bâzıları görebilir.
    3. Cinlerin aslî unsurları vardır. Çünkü asli unsuru ateş olsaydı onlardan bir ifritin bir ateş parçası ile gelmesine gerek kalmaz; bizzat kendisinin dokunmakla, dokunduğu kimseyi yakması gerekirdi.
    4. Hz. Süleyman (as)’ın ashabı da cinleri görmüştür. Bu onun peygamberliğine delâlet eden mucizelerinden biriydi.
    5. Bedruddin Aynî, cinlerin muhtelif şekillere girebildiklerini, insan, yılan, akrep, deve, sığır, koyun, at, eşek, katır ve kuş suretinde göründüklerini söyler.
    6. Bir kimse haber verdiği şey'in büyüklüğünü göstermek için kendiliğinden yemîn edebilir. (bk. Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim, Tercüme ve Şerhi, ilgili hadisin şerhi)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  4. 26.Nisan.2013, 11:16
    2
    erimeye devam...



    Şeytanı yakalamak istedim. Süleyman'ın duası olmasa idi, bağlı olarak sabaha erecek ve Medine`nin çocukları onunla oynayacaklardı, hadisine göre, Hz. Süleyman (as) şeytan için dua mı etmişti?

    İlgili hadisin anlamı şöyledir:

    Ebu’d Derda (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v), namaz kılmak için kalktı, namazında şöyle dediğini işittik: “Senden Allah’a sığınırım.“ daha sonra üç defa: “Allah’ın laneti ile seni lanetlerim.” dedi. Sanki bir şey yakalayacakmış gibi elini uzattı, namazını bitirince: “Ey Allah’ın Rasûlü! Namazda bundan önce hiç işitmediğimiz bir şeyler söylediğini duyduk ve elini uzattığını da gördük.” dedik. Bunun üzerine Rasûlullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın düşmanı iblis, bir ateş parçası getirerek yüzüme yaklaştırdı. Ben de üç kere; “Senden Allah’a sığınırım” dedim. Sonra da: “Seni Allah’ın lanetiyle lanetliyorum” dedim, fakat o üç sefer söylememe rağmen kaçıp kaybolmadı, sonra onu yakalamak istedim, ondan dolayı ellerimi uzatmıştım. Vallahi Süleyman kardeşimin duası (Sad, 38/35) olmasaydı, o şeytan mescidin direklerine bağlanmış olurdu da Medine’nin çocukları onunla oynarlardı.” (bk. Müslim, Mesacid, 40; Nesai, Sehv 19)

    Diğer bir rivayet ise şöyledir:

    “Cinlerden bir ifrit namazımı bozdurmak için dün akşam anîden bana bir oyun oynamağa kalkıştı. Ama Allah beni ona kaptırmadı. Ben de onu boğdum. Vallahi onu şu mescidin direklerinden birinin yanı başına bağlamayı çok isterdim. Bu suretle sabahladığınızda sîzlerde toptan (yahut hepiniz) onu görürdünüz; fakat sonradan kardeşim Süleyman'ın şu sözünü hatırladım: “Yâ Râbbî beni affet; ve bana öyle bîr mülk ver ki benden sonra hiçbir kimseye lâyık olmasın!” demişti. Allah da onu köpek kovar gibi kovdu.” buyurdular. (bk. Müslim, Mesacid, 39)

    Hz. Süleyman (as)’ın “Bana benden sonra hiç kimseye yaraşmayan bir mülk (hükümdarlık) ihsan eyle.” isteği hem kemiyet, hem de keyfiyet bakımından bir mülk ve saltanata işarettir. Nitekim âyetin açık delâletinden, Süleyman aleyhisselamın güçlü deniz filoları ve o devirde önünde durulamaz süvari birlikleri oluşturduğu, Umman Körfezi ile Aden Körfezi ve Kızıldeniz arasında hükümranlığını sürdürdüğü anlaşılıyor. Kendisinden sonra hiçbir peygambere böyle güçlü bir saltanat verilmediği ise, kesindir. O, bu mülk ve nimetleri Rabbini anmaya vesile olduğu için sevmiştir. Aynı zamanda cinlere de hükmetmesi ayrı bir keyfiyet arzetmektedir.

    O halde bu cümleden şu iki husus anlaşılmaktadır: Birincisi, kendisinden sonra hiçbir peygambere verilmeyen bir mülk; ikincisi, kendisinden sonra yerine geçecek olan evlât ve torunlarına lâyık görülmeyecek bir mülk söz konusu olabilir. Zira Hz. Süleyman (asv)’dan sonra kemiyet bakımından daha geniş mülk ve saltanat kuranlar olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Ancak keyfiyet bakımından O'nun saltanatına benzer bir saltanat kurulmadığını söyleyebiliriz. Çünkü O, yalnız insanlara değil, aynı zamanda cinlere de hükmediyordu.

    Hz. Süleyman (as)’ın vefatından sonra yerine geçen oğlunun, kurulu saltanatı hem kemiyet, hem de keyfiyet bakımından devam ettiremediğini dikkate alırsak, ikinci yorumun isabetli olduğu görülür.

    Hz. Süleyman (as)’ın bu duası, Allah'ın haklarını eda etmek ve mülkünü adilane bir şekilde yönetip yarattıklarını konumlarına ve mertebelerine göre yerleştirip hadlerini uygulamak, onun emrettiği mali yükümlülükleri korumak, dinin şiarlarını tazim etmek, ibadetini açıkça ortaya çıkarmak, ona itaatte bağlılığı sürdürmek, Allah'ın kulları üzerindeki geçerli hükmü ve kanunu düzenlemek ve meleklerine açıkladığı üzere yarattıklarından hiç kimsenin bilmediği vaadlerini gerçekleştirmek için olmuştur. Nitekim yüce Allah: "Sizin bilmediğinizi herhalde Ben bilirim." (Bakara, 2/30) diye buyurmuştur. Yoksa Süleyman (a.s)'ın bu isteğinin bizatihi dünyalık için olması söz konusu olamaz. Çünkü o da, diğer bütün peygamberler de Allah'ın yarattıkları arasında dünyaya karşı en zahid kimselerdir. O dünya mülkünü sırf Allah için istemiştir.

    Yine denildiğine göre; onun kendisinden sonra kimseye verilmeyecek bir mülk istemesi, gökler ve yerdeki bütün yaratıklar arasında Allah nezdindeki konum ve üstünlüğünün açıkça görülmesi içindi. Çünkü peygamberlerin Allah'ın nezdindeki konum noktasında birbirleriyle adeta yarışmaları vardır. Herkes Allah nezdindeki konumuna delil göstereceği özel bir yerinin olmasını arzu eder. İşte bundan dolayı Peygamber (sav) namazını kesmek isteyen ifriti yakalayıp, Allah da ona bu imkanı verdiğinde önce bu ifriti bağlamak istemiş, sonra da kardeşi Süleyman (as)'ın duasını hatırlayıp ifriti küçülmüş (hakir) olarak serbest bıraktı.

    Şayet ondan sonra bir kimseye, ona verilenin benzeri verilmiş olsaydı, onun bu özelliği kalmazdı. Peygamber (sav) şeytanların Süleyman (as)'ın emrine verilmesi özelliğinin olduğunu ve böyle bir özelliğin kendisinden sonra kimseye verilmemesi duasının kabul edilmiş olduğunu bildikten sonra, bu özelliğinde onunla ortak olmaktan hoşlanmamış gibi görünüyor. (bk. Kurtubi, el-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’an, ilgili ayetin tefsiri)

    Kadı Beyzâvi'ye göre, cinler üzerinde tasarrufun Hz. Süleyman (as)'a özel oluşu nedeniyle Peygamber Efendimiz (asv) tuttuğu cinniyi bağlamamıştır. Ya da tevâzusundan dolayı bağlamaktan vazgeçmiştir. (Kâdi Beyzavi, Esrar'ut-Te'vîl, ilgili ayetin tesfiri)

    Cinler, bizimle beraber yeryüzünde yaşıyorlar. Bunların da insan gibi inananları olduğu gibi inanmayanları da vardır. Onların kâfirlerine şeytan ismi verilir. Meleklerin de, cinlerin de varlıkları Kur'an ayetleri ve hadisler ile açıkça bildirilmiştir.

    Hadiste geçen “Kardeşim Süleyman'ın sözünü hatırladım...” ifadesinden maksat, Sad suresinin mealini hadis içinde verdiğimiz 35.ayetidir.

    Peygamber Efendimiz (asv) ile Hz. Süleyman (as) arasındaki kardeşlik, dinin esasları itibârı ile veya şeriatları arasındaki benzeyiş yönünden olabilir. Ayrıca peygamberler baba bir kardeştirler. Nitekim Peygamberimiz (asv): “Bütün peygamberler, anneleri üvey babaları bir kardeşlerdir; anneleri farklıdır, ama dinleri birdir.” (bk. Buhari, Enbiya 48) buyurmaktadır.

    Hadislerden Çıkarılan Hükümler:

    1. Namazda amel-i kalil/az iş namazı bozmaz.
    2. Cinler mevcûttur. Onları insanlardan bâzıları görebilir.
    3. Cinlerin aslî unsurları vardır. Çünkü asli unsuru ateş olsaydı onlardan bir ifritin bir ateş parçası ile gelmesine gerek kalmaz; bizzat kendisinin dokunmakla, dokunduğu kimseyi yakması gerekirdi.
    4. Hz. Süleyman (as)’ın ashabı da cinleri görmüştür. Bu onun peygamberliğine delâlet eden mucizelerinden biriydi.
    5. Bedruddin Aynî, cinlerin muhtelif şekillere girebildiklerini, insan, yılan, akrep, deve, sığır, koyun, at, eşek, katır ve kuş suretinde göründüklerini söyler.
    6. Bir kimse haber verdiği şey'in büyüklüğünü göstermek için kendiliğinden yemîn edebilir. (bk. Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim, Tercüme ve Şerhi, ilgili hadisin şerhi)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder