Konusunu Oylayın.: Halka şeklinde zikir çekmenin yasaklandığı rivayette, anlatılmak istenen nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı.

Halka şeklinde zikir çekmenin yasaklandığı rivayette, anlatılmak istenen nedir?
  1. 22.Nisan.2013, 15:20
    1
    Misafir

    Halka şeklinde zikir çekmenin yasaklandığı rivayette, anlatılmak istenen nedir?






    Halka şeklinde zikir çekmenin yasaklandığı rivayette, anlatılmak istenen nedir? Mumsema Halka şeklinde zikir çekmenin yasaklandığı rivayette, anlatılmak istenen nedir?


  2. 25.Nisan.2013, 21:02
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,182
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Halka şeklinde zikir çekmenin yasaklandığı rivayette, anlatılmak istenen nedir?




    Halka şeklinde zikir çekmenin yasaklandığı,
    rivayete anlatılmak istenen nedir?

    “… Sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ûd'un kapısının önünde otururduk. Çıktığında, onunla beraber mescide giderdik. Neyse (bir gün) Ebû Musa el-Eşarî yanımıza geldi ve;

    "Ebû Abdirrahman (yani Abdullah b. Mesûd) şimdiye kadar yanınıza çıktı mı?" dedi.

    "Hayır" dedik. O da bizimle beraber oturdu. Nihayet (Abdullah) çıktı. Çıkınca toptan ona ayağa kalktık. Sonra Ebû Musa ona şöyle dedi:

    "Ebû Abdirrahman! Biraz önce mescitte yadırgadığım bir durum gördüm. Ama yine de, Allah'a şükür, hayırdan başka bir şey görmüş değilim. (Abdullah)

    "Nedir o?" diye sordu. O da;

    "Yaşarsan birazdan göreceksin" dedi (ve) şöyle devam etti:

    "Mescitte halkalar halinde oturmuş, namazı bekleyen bir topluluk gördüm. Her halkada (idareci) bir adam, (halkadakilerin) ellerinde de çakıl taşları var. (İdareci):

    "Yüz defa Allahu ekber deyin" diyor, onlar da yüz defa Allahu Ekber diyorlar. Sonra, yüz defa Lâ İlahe İllallah, deyin diyor, onlar da yüz defa Lâ ilahe İllallah diyorlar. Yüz defa Sübhanallah deyin diyor, onlar da yüz defa Sübhanallah diyorlar." (Abdullah b. Mes'ûd);

    "Peki onlara ne dedin?" dedi. "Senin görüşünü bekleyerek” -veya "senin emrini bekleyerek" -onlara bir şey söylemedim." dedi. Dedi ki;

    "Onlara kötülüklerini sayıp (hesap etmelerini) emretseydin ve, (bununla) iyiliklerinden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine dair onlara güvence verseydin ya!" dedi. Sonra gitti, biz de onunla beraber gittik. Nihayet o, bu halkalardan birine geldi, başlarında durdu ve şöyle dedi:

    "Bu, yaptığınızı gördüğüm nedir?" Dediler ki;

    "Ebû Abdirrahman! (Bunlar) çakıl taşları. Onlarla Allahu Ekber, Lâ ilahe İllallah ve Sübhanallah deyişleri sayıyoruz." (Bunun üzerine Abdullah b. Mes'ûd) dedi ki;

    "Artık kötülüklerinizi sayıp (hesab edin)! Ben, iyiliklerinizden hiç bir şeyin zayi edilmeyeceğine kefilim. Yazıklar olsun size! Ey Ümmet-i Muhammed, ne çabuk helak oldunuz! Peygamberinizin salallahu aleyhi ve sellem şu sahabesi (içinizde hâlâ) bolca bulunmakta. İşte onun elbiseleri, (henüz) eskimemiş; kabları, (henüz) kırılmamış. Canım elinde olan (Allah'a) yemin olsun ki, sizler kesinlikle (ya) Muhammed'in dininden daha doğru yolda olan bir din üzerindesiniz (-ki bu imkânsızdır.) veya bir sapıklık kapısı açmaktasınız." Onlar;

    "Vallahi, Ebû Abdirrahman, biz, başka bir şey değil, sadece hayrı (elde etmeyi) istedik" dediler. (O da) şöyle karşılık verdi;

    "Hayrı (elde etmek) isteyen niceleri vardır ki onu hiç elde edemeyeceklerdir. Resûlullah salallahu aleyhi ve sellem bize haber vermişti ki; Kur'an'ı okuyacak olan bir topluluğun (bu okuyuşları sadece dilde kalacak), onların köprücük kemiklerini ileriye geçmeyecek. Vallahi, bilmiyorum, belki onların çoğu sizdendir." Sonra (Abdullah) onlardan yüz çevirdi.

    (Amr b. Yahya'nın dedesi) Amr b. Selime, bundan sonra şöyle dedi:

    “Bu halkalardaki (insanların) tamamını, en-Nehrevân olayında, haricîlerin yanında bize karşı vuruşurken gördük.” (Darimi, Mukaddime, 23)

    Bu rivayeti özet olarak Taberâni de rivayet etmiştir. (Mecmau'z-Zevaid, 1/181)

    Rivayetteki Peygamberimize ait olan kısım ise başka kaynaklarda da geçmektedir. (bk. Müslim, Müsâfirîn, 275; İbn Mâce, Mukaddime, 12; Ahmed b. Hanbel, 1/380, 404)

    Belirli kelime veya cümleleri tek veya toplu olarak okumaya, tekrar etmeye "zikr" denilmektedir. Yukarıdaki haberde böyle bir zikr söz konusudur. Dünya ve ahiret mutluluğunu isteme (dua), Kur'an okuma, ilimle meşgul olma, nafile namaz kılma gibi amellere de zikr denilmektedir.

    Zikr dil, kalb veya vücut organlarıyla olabilmektedir. Allah'ı tesbihle, ona hamdetmeyle, onu ululamayla, yüceltmeyle alâkalı kelime veya cümleleri söylemek dilin zikridir. Cenab-ı Hakk'ın zat ve sıfatlarının delillerini, emir ve yasaklarından haberdar olmak için ilâhi emirlerin hikmet ve delillerini, mahlûkatın sırlarını düşünmek kalbin zikridir. Allah'a ve Resulüne itaat etmeye garkolmak da vücut organlarının zikridir. (bk. Ayni, Fethul-Bâri, 23/245)

    Zikre teşvik eden bir çok âyet ve hadis vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Öyle ise beni anın (zikredin) ki ben de sizi anayım." (Bakara, 2/152) "Ey insanlar, Allah'ı çok anın ve onu sabah-akşam tesbih edin." (Ahzâb, 33/41-42)

    Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem de; "Dilin daima Allah'ı zikirle ıslak olsun" buyurmuştur. (Tirmizi, Daavat, 4)

    Hz. Peygamber'in, bazı kelime ve cümlelerin tekrar edilerek okunmasını tavsiye eden, zikir meclislerini öven hadisleri de vardır. Örnek olarak şunları kaydedebiliriz:

    "Allah'ı -azze ve celle- zikretmek üzere oturan her topluluğu melekler çepeçevre kuşatır, onları rahmet kaplar, üzerlerine sekinet (huzur) iner ve Allah onları, katındakilerin içinde zikreder." (Müslim, Zikr, 39)

    "Allah'ın, zikredenleri araştırmak üzere yollarda dolaşan bir kısım melekleri vardır. Bunlar, Allah'ı zikreden bir topluluk bulunca: "Muhtaç olduğunuz şeye gelin!" diye birbirlerine seslenirler..." (Buhâri, Daavat, 66)

    "Kim günde yüz defa "Sübhanellahi ve bi-hamdihi" derse, hataları, deniz köpüğü gibi (çok) da olsalar, ondan atılır." (Buhâri, Da'avat, 65)

    "Allah'ın en sevdiği sözler dört (tanedir): Sübhanallah, el-Hamdülillah, Lâ İlahe İllallah, Allahu Ekber. Bunların hangisiyle başlasan sana zarar vermez." (Müslim, Adâb, 12)

    Bu bilgiler ışığında yukarıdaki habere baktığımızda Abdullah b. Mes'ûd'un (radıyallahu anh), mescitte zikir yapanlara itiraz etmesinin, zikrin kendisinden kaynaklanmadığını anlarız. İtirazın sebebi zikrin yeri ve şeklidir. Mescitte yapılan böyle bir zikir, zamanla bütün müslümanlarca dinin gereği olarak anlaşılıp yapılacak bir ibadet halini alabilirdi. Bu ise, kınanan bidatlardan biri olurdu.

    Ayrıca, bir kişinin başkanlığında, onun komutlarıyla yapılan şekli bir "zikr"de tenkit konusu yapılmış olabilir.

    Rivayette geçen Peygamberimizin sözü ve söz konusu "zikir meclisi"ne katılmış olanların ilerde, şekli mutaassıp dindarlıklarıyla bilinen haricilerin saflarında görülmüş olmalarında da bu son hususa işaret vardır.

    Nehrevân, Bağdâd ile Vâsıt arasında bir yerin adıdır. Burası, Hz. Ali ile Hariciler arasında h. 37 (veya 38) yılında meydana gelen ve Hz. Ali'nin zaferi ile sonuçlanan savaş dolayısıyla meşhur olmuştur. (bk. Abdullah Aydınlı, Sünen-i Dârimi Tercüme ve Şerhi, Madve Yayınları: 1/282-283)






  3. 25.Nisan.2013, 21:02
    2
    Devamlı Üye



    Halka şeklinde zikir çekmenin yasaklandığı,
    rivayete anlatılmak istenen nedir?

    “… Sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ûd'un kapısının önünde otururduk. Çıktığında, onunla beraber mescide giderdik. Neyse (bir gün) Ebû Musa el-Eşarî yanımıza geldi ve;

    "Ebû Abdirrahman (yani Abdullah b. Mesûd) şimdiye kadar yanınıza çıktı mı?" dedi.

    "Hayır" dedik. O da bizimle beraber oturdu. Nihayet (Abdullah) çıktı. Çıkınca toptan ona ayağa kalktık. Sonra Ebû Musa ona şöyle dedi:

    "Ebû Abdirrahman! Biraz önce mescitte yadırgadığım bir durum gördüm. Ama yine de, Allah'a şükür, hayırdan başka bir şey görmüş değilim. (Abdullah)

    "Nedir o?" diye sordu. O da;

    "Yaşarsan birazdan göreceksin" dedi (ve) şöyle devam etti:

    "Mescitte halkalar halinde oturmuş, namazı bekleyen bir topluluk gördüm. Her halkada (idareci) bir adam, (halkadakilerin) ellerinde de çakıl taşları var. (İdareci):

    "Yüz defa Allahu ekber deyin" diyor, onlar da yüz defa Allahu Ekber diyorlar. Sonra, yüz defa Lâ İlahe İllallah, deyin diyor, onlar da yüz defa Lâ ilahe İllallah diyorlar. Yüz defa Sübhanallah deyin diyor, onlar da yüz defa Sübhanallah diyorlar." (Abdullah b. Mes'ûd);

    "Peki onlara ne dedin?" dedi. "Senin görüşünü bekleyerek” -veya "senin emrini bekleyerek" -onlara bir şey söylemedim." dedi. Dedi ki;

    "Onlara kötülüklerini sayıp (hesap etmelerini) emretseydin ve, (bununla) iyiliklerinden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine dair onlara güvence verseydin ya!" dedi. Sonra gitti, biz de onunla beraber gittik. Nihayet o, bu halkalardan birine geldi, başlarında durdu ve şöyle dedi:

    "Bu, yaptığınızı gördüğüm nedir?" Dediler ki;

    "Ebû Abdirrahman! (Bunlar) çakıl taşları. Onlarla Allahu Ekber, Lâ ilahe İllallah ve Sübhanallah deyişleri sayıyoruz." (Bunun üzerine Abdullah b. Mes'ûd) dedi ki;

    "Artık kötülüklerinizi sayıp (hesab edin)! Ben, iyiliklerinizden hiç bir şeyin zayi edilmeyeceğine kefilim. Yazıklar olsun size! Ey Ümmet-i Muhammed, ne çabuk helak oldunuz! Peygamberinizin salallahu aleyhi ve sellem şu sahabesi (içinizde hâlâ) bolca bulunmakta. İşte onun elbiseleri, (henüz) eskimemiş; kabları, (henüz) kırılmamış. Canım elinde olan (Allah'a) yemin olsun ki, sizler kesinlikle (ya) Muhammed'in dininden daha doğru yolda olan bir din üzerindesiniz (-ki bu imkânsızdır.) veya bir sapıklık kapısı açmaktasınız." Onlar;

    "Vallahi, Ebû Abdirrahman, biz, başka bir şey değil, sadece hayrı (elde etmeyi) istedik" dediler. (O da) şöyle karşılık verdi;

    "Hayrı (elde etmek) isteyen niceleri vardır ki onu hiç elde edemeyeceklerdir. Resûlullah salallahu aleyhi ve sellem bize haber vermişti ki; Kur'an'ı okuyacak olan bir topluluğun (bu okuyuşları sadece dilde kalacak), onların köprücük kemiklerini ileriye geçmeyecek. Vallahi, bilmiyorum, belki onların çoğu sizdendir." Sonra (Abdullah) onlardan yüz çevirdi.

    (Amr b. Yahya'nın dedesi) Amr b. Selime, bundan sonra şöyle dedi:

    “Bu halkalardaki (insanların) tamamını, en-Nehrevân olayında, haricîlerin yanında bize karşı vuruşurken gördük.” (Darimi, Mukaddime, 23)

    Bu rivayeti özet olarak Taberâni de rivayet etmiştir. (Mecmau'z-Zevaid, 1/181)

    Rivayetteki Peygamberimize ait olan kısım ise başka kaynaklarda da geçmektedir. (bk. Müslim, Müsâfirîn, 275; İbn Mâce, Mukaddime, 12; Ahmed b. Hanbel, 1/380, 404)

    Belirli kelime veya cümleleri tek veya toplu olarak okumaya, tekrar etmeye "zikr" denilmektedir. Yukarıdaki haberde böyle bir zikr söz konusudur. Dünya ve ahiret mutluluğunu isteme (dua), Kur'an okuma, ilimle meşgul olma, nafile namaz kılma gibi amellere de zikr denilmektedir.

    Zikr dil, kalb veya vücut organlarıyla olabilmektedir. Allah'ı tesbihle, ona hamdetmeyle, onu ululamayla, yüceltmeyle alâkalı kelime veya cümleleri söylemek dilin zikridir. Cenab-ı Hakk'ın zat ve sıfatlarının delillerini, emir ve yasaklarından haberdar olmak için ilâhi emirlerin hikmet ve delillerini, mahlûkatın sırlarını düşünmek kalbin zikridir. Allah'a ve Resulüne itaat etmeye garkolmak da vücut organlarının zikridir. (bk. Ayni, Fethul-Bâri, 23/245)

    Zikre teşvik eden bir çok âyet ve hadis vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Öyle ise beni anın (zikredin) ki ben de sizi anayım." (Bakara, 2/152) "Ey insanlar, Allah'ı çok anın ve onu sabah-akşam tesbih edin." (Ahzâb, 33/41-42)

    Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem de; "Dilin daima Allah'ı zikirle ıslak olsun" buyurmuştur. (Tirmizi, Daavat, 4)

    Hz. Peygamber'in, bazı kelime ve cümlelerin tekrar edilerek okunmasını tavsiye eden, zikir meclislerini öven hadisleri de vardır. Örnek olarak şunları kaydedebiliriz:

    "Allah'ı -azze ve celle- zikretmek üzere oturan her topluluğu melekler çepeçevre kuşatır, onları rahmet kaplar, üzerlerine sekinet (huzur) iner ve Allah onları, katındakilerin içinde zikreder." (Müslim, Zikr, 39)

    "Allah'ın, zikredenleri araştırmak üzere yollarda dolaşan bir kısım melekleri vardır. Bunlar, Allah'ı zikreden bir topluluk bulunca: "Muhtaç olduğunuz şeye gelin!" diye birbirlerine seslenirler..." (Buhâri, Daavat, 66)

    "Kim günde yüz defa "Sübhanellahi ve bi-hamdihi" derse, hataları, deniz köpüğü gibi (çok) da olsalar, ondan atılır." (Buhâri, Da'avat, 65)

    "Allah'ın en sevdiği sözler dört (tanedir): Sübhanallah, el-Hamdülillah, Lâ İlahe İllallah, Allahu Ekber. Bunların hangisiyle başlasan sana zarar vermez." (Müslim, Adâb, 12)

    Bu bilgiler ışığında yukarıdaki habere baktığımızda Abdullah b. Mes'ûd'un (radıyallahu anh), mescitte zikir yapanlara itiraz etmesinin, zikrin kendisinden kaynaklanmadığını anlarız. İtirazın sebebi zikrin yeri ve şeklidir. Mescitte yapılan böyle bir zikir, zamanla bütün müslümanlarca dinin gereği olarak anlaşılıp yapılacak bir ibadet halini alabilirdi. Bu ise, kınanan bidatlardan biri olurdu.

    Ayrıca, bir kişinin başkanlığında, onun komutlarıyla yapılan şekli bir "zikr"de tenkit konusu yapılmış olabilir.

    Rivayette geçen Peygamberimizin sözü ve söz konusu "zikir meclisi"ne katılmış olanların ilerde, şekli mutaassıp dindarlıklarıyla bilinen haricilerin saflarında görülmüş olmalarında da bu son hususa işaret vardır.

    Nehrevân, Bağdâd ile Vâsıt arasında bir yerin adıdır. Burası, Hz. Ali ile Hariciler arasında h. 37 (veya 38) yılında meydana gelen ve Hz. Ali'nin zaferi ile sonuçlanan savaş dolayısıyla meşhur olmuştur. (bk. Abdullah Aydınlı, Sünen-i Dârimi Tercüme ve Şerhi, Madve Yayınları: 1/282-283)









+ Yorum Gönder