Konusunu Oylayın.: Savaş esiri cariyelerin cinsel ilişkiye zorlanması caiz mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 1 kişi oyladı.

Savaş esiri cariyelerin cinsel ilişkiye zorlanması caiz mi?
  1. 13.Nisan.2013, 02:07
    1
    Misafir

    Savaş esiri cariyelerin cinsel ilişkiye zorlanması caiz mi?






    Savaş esiri cariyelerin cinsel ilişkiye zorlanması caiz mi? Mumsema Savaş esiri cariyelerin cinsel ilişkiye zorlanması caizken, onların müslüman olmaları imkansız hale gelmiyor mu?


  2. 13.Nisan.2013, 02:07
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 15.Nisan.2013, 16:28
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,853
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Savaş esiri cariyelerin cinsel ilişkiye zorlanması caiz mi?




    Değerli kardeşimiz;
    Sizin söyledikleriniz tamamen hayali varsayımdır. Zorla cinsel ilişkiye girmişse daha sonra İslam’a girmez.. vs...

    Önce (defalarca bu konuya değinmiş olmamıza rağmen) yine de şunu belirtelim ki, kölelik kurumu İslam’ın getirdiği bir şey değildir. Daha öncelerden -insanlık tarihi kadar eski- bir gelenek olarak devam edip gelmişti. İslam dini bu evrensel hukuki statüye rağmen bir çırpıda bunu ortadan kaldırması mümkün değildir.

    İslam’ın köleliği ortadan kaldırmak ve durumlarını iyileştirmek için attığı adımları -sitemizde yer aldığı için- tekrar etmeyeceğiz.

    O halde bütün dünyada yürürlükte olan bu hukuk normlarını paylaşmak ve uygulamaktan başka bir seçenek yoktur. Belirli kurallar dahilinde, cariyelerle bir eş gibi yaşamak da bu kuralın bir sonucudur.

    Müslümanlara cariye olarak ganimet düşmüş olanların büyük çoğunluğunun müslüman olmaları, sizin bu endişenizi ortadan kaldıracak önemi haizdir. Bu açıdan bakıldığında gayr-ı müslim kadınları harp esiri olarak alıp cariye yapmak, onların müslüman bir ailede yaşamasına imkan verdiği için müslüman olmalarına katkı sağlayacaktır.

    “Zorla cinsi ilişki” konusu da bir varsayımdır. Çünkü eskiden beri cariyelik konusuna aşina olan bu kadınların başka seçeneklerinin olmadığını bilmelerinden kaynaklanan bir teslimiyetin olmadığını söylemek kolay değildir.

    Bununla beraber, bir mümin olarak bizim bu gibi konuları şüpheli, ihtimalli zeminler üzerinden değil de imanımızın kesin hükümlerine göre incelersek daha isabetli olur. Şöyle ki; biz, sonsuz ilim, hikmet , rahmet, adalet ve kudret sahibi olan bir Allah’a iman ediyoruz. Bu sıfatların sahibi olan Allah’ın “cariyeleri iman etmekten alıkoyacak bir duruma düşmelerini ön gören bir statüye” hiç izin verir mi? Bilakis, hükümler çoğunluğa göredir. Ve cariye ve kölelerin çoğunun müslüman oldukları bilinen bir gerçektir.

    Hükümler çoğunluğa göredir. “Az bir zarar için pek çok faydayı terk etmek, tamamen zararı doğurur” kuralı ilmi bir prensiptir.

    Özetle, cariyelerin o günkü mevcut statüsünün daha güzel bir konuma getirmek mümkün olmadığı için bu şekliyle iktifa edilmiştir.

    Şunu unutmamak gerekir ki, dünyada her ilacın, her prensibin, her hükmün birilerine bazı yan etkileri olabilir. Şimdi bir insan kalkıp da, hoşuna gitmeyen hırsızın elinin kesilmesi ile ilgili Kur’an’ın hükmünden dolayı dinden çıksa veya eski inkârcılığında devam etse, sadece kendisi zarar eder. Onun bu hevesine göre Allah’ın hükmü değişmez. İnsanlara düşen ilahî prensiplerin hikmetini öğrenmek, öğrenemediği sürece de Allah’a teslim olmak, “benim aklım buna ermeyebilir. Fakat Allah ne yaparsa güzel yapar. Mevla ne eylerse güzel eyler” deyip başka konudaki imanını güçlendirmeye çalışmalıdır.

    Şunu da vurgulayalım ki, eğer bir kadın sırf rızası dışında ilişkiye zorlandığı için İslam’dan uzaklaşırsa ve bu gerekçesi ilahi adalet ölçüsüne göre haklı ise, bu kadın, ilahi adalet terazisinde asla haksızlığa uğramaz.

    Yalnız bizim sırf bir varsayıma dayanarak İslami bir hükmü tenkit konusu yapmamız daima risklidir. Zira İslam dininin sahibi Allah’tır. Hz. Peygamberin uygulamaları da Allah’ın onayından geçmiştir.. İslam, ona teslim olmayı, iman ise, ona emniyet edip güvenmeyi emreder.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 15.Nisan.2013, 16:28
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;
    Sizin söyledikleriniz tamamen hayali varsayımdır. Zorla cinsel ilişkiye girmişse daha sonra İslam’a girmez.. vs...

    Önce (defalarca bu konuya değinmiş olmamıza rağmen) yine de şunu belirtelim ki, kölelik kurumu İslam’ın getirdiği bir şey değildir. Daha öncelerden -insanlık tarihi kadar eski- bir gelenek olarak devam edip gelmişti. İslam dini bu evrensel hukuki statüye rağmen bir çırpıda bunu ortadan kaldırması mümkün değildir.

    İslam’ın köleliği ortadan kaldırmak ve durumlarını iyileştirmek için attığı adımları -sitemizde yer aldığı için- tekrar etmeyeceğiz.

    O halde bütün dünyada yürürlükte olan bu hukuk normlarını paylaşmak ve uygulamaktan başka bir seçenek yoktur. Belirli kurallar dahilinde, cariyelerle bir eş gibi yaşamak da bu kuralın bir sonucudur.

    Müslümanlara cariye olarak ganimet düşmüş olanların büyük çoğunluğunun müslüman olmaları, sizin bu endişenizi ortadan kaldıracak önemi haizdir. Bu açıdan bakıldığında gayr-ı müslim kadınları harp esiri olarak alıp cariye yapmak, onların müslüman bir ailede yaşamasına imkan verdiği için müslüman olmalarına katkı sağlayacaktır.

    “Zorla cinsi ilişki” konusu da bir varsayımdır. Çünkü eskiden beri cariyelik konusuna aşina olan bu kadınların başka seçeneklerinin olmadığını bilmelerinden kaynaklanan bir teslimiyetin olmadığını söylemek kolay değildir.

    Bununla beraber, bir mümin olarak bizim bu gibi konuları şüpheli, ihtimalli zeminler üzerinden değil de imanımızın kesin hükümlerine göre incelersek daha isabetli olur. Şöyle ki; biz, sonsuz ilim, hikmet , rahmet, adalet ve kudret sahibi olan bir Allah’a iman ediyoruz. Bu sıfatların sahibi olan Allah’ın “cariyeleri iman etmekten alıkoyacak bir duruma düşmelerini ön gören bir statüye” hiç izin verir mi? Bilakis, hükümler çoğunluğa göredir. Ve cariye ve kölelerin çoğunun müslüman oldukları bilinen bir gerçektir.

    Hükümler çoğunluğa göredir. “Az bir zarar için pek çok faydayı terk etmek, tamamen zararı doğurur” kuralı ilmi bir prensiptir.

    Özetle, cariyelerin o günkü mevcut statüsünün daha güzel bir konuma getirmek mümkün olmadığı için bu şekliyle iktifa edilmiştir.

    Şunu unutmamak gerekir ki, dünyada her ilacın, her prensibin, her hükmün birilerine bazı yan etkileri olabilir. Şimdi bir insan kalkıp da, hoşuna gitmeyen hırsızın elinin kesilmesi ile ilgili Kur’an’ın hükmünden dolayı dinden çıksa veya eski inkârcılığında devam etse, sadece kendisi zarar eder. Onun bu hevesine göre Allah’ın hükmü değişmez. İnsanlara düşen ilahî prensiplerin hikmetini öğrenmek, öğrenemediği sürece de Allah’a teslim olmak, “benim aklım buna ermeyebilir. Fakat Allah ne yaparsa güzel yapar. Mevla ne eylerse güzel eyler” deyip başka konudaki imanını güçlendirmeye çalışmalıdır.

    Şunu da vurgulayalım ki, eğer bir kadın sırf rızası dışında ilişkiye zorlandığı için İslam’dan uzaklaşırsa ve bu gerekçesi ilahi adalet ölçüsüne göre haklı ise, bu kadın, ilahi adalet terazisinde asla haksızlığa uğramaz.

    Yalnız bizim sırf bir varsayıma dayanarak İslami bir hükmü tenkit konusu yapmamız daima risklidir. Zira İslam dininin sahibi Allah’tır. Hz. Peygamberin uygulamaları da Allah’ın onayından geçmiştir.. İslam, ona teslim olmayı, iman ise, ona emniyet edip güvenmeyi emreder.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder