Konusunu Oylayın.: İnsanın Değeri, İnsanın Onuru

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 3 kişi oyladı.

İnsanın Değeri, İnsanın Onuru
  1. 11.Nisan.2013, 22:11
    1
    Misafir

    İnsanın Değeri, İnsanın Onuru






    İnsanın Değeri, İnsanın Onuru Mumsema İnsanın Değeri, İnsanın Onuru


  2. 11.Nisan.2013, 22:11
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 22.Nisan.2013, 09:52
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,182
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: İnsanın Değeri, İnsanın Onuru






    İnsanın Değeri, İnsanın Onuru

    Bir İslâm büyüğüne, mutasavvıf şâirine insanı böyle tarif ettiren, onu "kâinâtın süzülmüş özü, varlık ve oluşların gözbebeği" olarak telakki ettiren irfan, İslâm irfanıdır. Bu irfanın kaynağı Kur'ân-ı Kerim'dir ve en kâmil insan örneği olan Fahr-i Kâinât'tır. Bu kaynağa göre Allah Teâlâ insanı "ahsen-i takvîm üzere; yâni yapı ve oluşların en güzeli, en mükemmeli içinde yaratmıştır. Ancak bu mükemmel yapı bir potansiyeldir, bir kabiliyettir, eskilerin deyişi ile bi'l-kuvvedir, onun fiil haline gelmesi, gerçekleşmesi insanın irade ve tercihine bırakılmıştır. İnsandan başka bütün varlıkların tekâmülü ilâhî kaderin çizdiği seyri takibeder, onu değiştirme iradesi ve cehdi varlığın kendisinden gelemez. İnsana ise muhtemelen "emanet" ile bu kastedilerek akıl ve irade verilmiştir, akıl ve irade ona bir yandan hürriyet, hür karar ve eylem alanı, diğer yandan yükümlülük ve sorumluluklar getirmiştir. İnsan akıl ve iradesi ile doğru da yapar yanlış da, günah da işler sevap da; egosuna, nefsine, güdü ve heyecanlarına, şehvet, gadap ve hırsına... da kul olabilir Allah'a da; meleklerden de üstün olur, hayvanlardan da aşağı...
    İşte insanın yaratılış itibariyle yapı ve özelliği (fıtratı) budur; insan bu fıtratta yaratılmıştır. Onu, fıtratı için mümkün olan en yüksek kemâl mertebelerine ulaştıracak iki kanat iman ve amel-i sâlihtir. İman gaybedir (Allah'a, peygamberliğe, âhirete, rûha, yaratılışa, dirilmeye, hesaba, mîzana, sırata, cennete, cehenneme...dir), sâlih amel ise dünya hayatını, hür bir seçim ve tercih sonucu olarak, Allah'ın irade ve rızası doğrultusunda yaşamaktır. Allah'ın irade ve rızasının hangi konuda ne olduğunu öğrenmenin kaynağı Kur'an ve Sünnet, anlama ve yorumlama usûlü ictihaddır. Bilenler ictihad eder, bilmeyenler bilenlere sorar ve gereğini yerine getirirler. Allah'a kul olmayan insanın hür olması mümkün değildir, hürriyetin ideal formülü "yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz" şeklinde Fâtiha sûresinde ifade edilmiştir. Allah'tan başkasına itâat etmek ve başkasından yardım dilemek durumunda olan insan hür değildir; değişik şekillerde köledir. İnsan hak ve hürriyetleri insanın kendinden ve mahiyetinden değil, misyonundan, yüklendiği emanetten kaynaklanır; emaneti tevdi eden Yaratıcı, Rab, onu taşıyabilmek ve amacına ulaştırabilmek için gerekli bulunan hak ve hürriyetleri de bahşetmiştir; bu sebeple insan hak ve hürriyetleri vazgeçilmezdir, elden alınamazdır. İnsan hayat ve varoluşundan Allah'ı dışladığı, aşkın boyutu ile alâkasını kestiği an küçülür, düşer; et, kemik, beyin ve beyin fonksiyonlarından ibaret kalır, bu insan hayatının en büyük ziyanıdır. "Asra yemin olsun ki insan ziyandadır; ancak iman eden ve salih amel işleyenler müstesnâ...". İnsanın maddî ve manevî techîzâtı, imkânları, kabiliyetleri "eşref-i mahlûkât" olduğunu isbat için, bu oluşu gerçekleştirsin diye verilmiştir; bu kabiliyet ve imkânlar fânî dünya için, biyolojik ve psikolojik hazlar uğruna sarfedilirse, uçmak için verilen uçakla tarla sürmeye kalkışmışcasına bir ziyan, israf ve savurganlık yapılmış olur. "Yemin olsun ki o gün, nimetlerden sorguya çekileceksiniz!"
    İnsan değerini yalnızca insan olarak varoluşundan değil, varlığının amacını gerçekleştirme yolunda attığı adımlardan ve katettiği mesafeden alır

    “Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiptirler. Birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.” [1] Kişisel hakları bakımından da, insan olma onuru bakımından da, insan değeri bakımından da bütün insanlar (yasalar önünde) eşittir.

    İnsan onuru; izzeti nefis, haysiyet, öz saygı, şeref, erdem, vakar gurur, saygınlık, kendine saygı duyma, başkalarını da kendine saygılı kılma gibi manalarda kullanılmaktadır.

    İnsanın değeri deyince de, insanın diğer canlılar arasındaki özel yerini ve kıymetini anlıyoruz.

    “İnsanlara insanlar olarak muamele et ki, hakiki anlamda insanlar bulasın.”

    Eğer insan yaşamalıysa şerefi ve haysiyeti ile yaşamalıdır.

    T.C. 1982 Anayasası 12. Maddesi şöyledir. “Herkes kişiliğine karşı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödevi ve sorumluluklarını ihtiva eder.”

    Devam etmekte olan “Yeni Anayasa Çalışmaları”nda, yapılacak yeni Anayasa’nın 2. Maddesinin şu şekilde olacağı ve taslağının böyle yazıldığı basınımızda yer aldı. Temennimiz bu şekliyle kabul edilerek yürürlüğe girmesidir.

    “İnsan onur ve haysiyeti, insan haklarının ve anayasal düzenin temelidir. Devlet, insan onur ve haysiyeti ile insanın maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına saygı duyar, bu değerleri korur ve bunların önündeki tüm engelleri kaldırır.”

    Yüce Allah (cc), ilk insan Hz. Adem (as)’ı Peygamberlikle taçlandırmış, onun şahsında insan neslini dünya ve ahiret saadetine nail edecek ilahi hakikatleri tebliğ buyurmuştur.

    Bir Akademisyen yazarımız şöyle diyor; “Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim. Amma yere düşen insanı tekmeleyen, çiğneyen çok kişi gördüm.”

    Toplumumuzda, yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda mutabakat var, kimse ekmeğe basamaz, ayağı ile dürtüklemez, ya da öper, koyar bir kenara.

    Ekmek nimettir. Peki, insan nimet değil midir? Biz genelde adama göre davranırız. Cüsseli ve kabadayı birisi ile konuşurken, “ Buyur abi, Buyur Efendim..” deriz. Karşımızdaki kişi küçük, ufak tefek veya bir çocuk ise, “Ne var lan!…Ne diyon lan!..” deriz o zaman…[2]

    İnsan, duyan, düşünen ve inanan bir varlıktır. Temiz bir fıtratla dünyaya gelen insan, hilkatin özü, kainatın özetidir. Yüce Allah, insanı en güzel ve en özel bir varlık olarak yaratmıştır. Hiç bir varlıkta bulunmayan üstün meziyetlerle donatmış, bütün nimetleri emrine vermiştir.

    Yüce Allah (cc), İlk insanı topraktan yaratıp ona en güzel biçimi verdiği gibi, her insanı da en güzel bir şekilde var etmiştir. Yüce Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

    “..Sina dağına ve şu emin beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da onu aşağıların aşağısına indirdik.” [3]

    Allah (cc) insanı ruh ve beden kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli kılmıştır. Yaratılmışların en şereflisi olan insan, cüz’i iradesi (serbest irade) ile bu kabiliyetlerini hayra ve şerre kullanabilmesi sebebiyle, bazen güzel amel yaparak “meleklerden de üstün” (Ahsen-i takvim), (kamil insan) gibi üstün bir dereceye yükselebiliyor. Yahut da iradesini kötü yönde (şerre) kullanarak şuurlu varlıkların ve canlıların en aşağı mertebesine “ hayvanlardan da aşağı” (bel hüm edall) bir noktaya inebiliyor, esfele safilin’de yerini alabiliyor.

    “Ahsen” kelimesi Kur’an’da 16 yerde zikredilmektedir. “Ahsen”, daha güzel, en güzel, en iyi, en mükemmel manalarına gelir.

    “Allah kelamının en güzel olanı indirdi.”[4] (ehsenü’l-hadis)

    “Yaratıcıların en iyisi “, “Ahsenü’l-halikin.” ; “Ehsenü’l-kasas” [5] (En güzel anlatış veya en güzel kıssa). “Ehsenü’t-Takvim; En güzel şekil, biçim, tarz manasındadır.

    Ahsen kelimesi hadislerde; ahlak, huy, ses, amel, kaza ve hidayet terimleriyle kullanılmıştır. “Peygamber (sav), İman bakımında insanların en kamili, ahlak bakımında en güzel olanıdır.” [6]

    Ahsen-i takvim, maddi ve manevi her türlü güzelliği içine alır. Boyun güzelliği, endamının eşsizliği, akıl, irfan ve düşünce sahibi, konuşan, yazan, sanat kabiliyeti olan bir varlık oluşu, güzeli çirkinden,hayrı şerden, doğruyu yanlıştan ayırabilme özelliğine sahip olan insan, mükemmel insan..

    İnsanoğlunun üstün kılınması; bütün maddî ve mânevî, ahlâkî ve ruhî meziyetlerle donatılması, onun, şân ve şeref sahibi olmasındandır. Kendisine düşünme ve konuşma özelliği verilen insan, diğer canlılardan ayrılmış ve her şey insanın emrine verilmiştir. En güzel rızıklar, tüm yeraltı ve yerüstü kaynakları onun istifadesine sunulmuş, yer ve gökte ne varsa hepsi onun emrine amade kılınmıştır. Yüce Allah İsra suresinde şöyle buyuruyor:

    “Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızdan birçoğundan cidden üstün kıldık.” [7]

    İslam İnancına göre insan, bedeni, ahlakı ve ruhani en mükemmel meleke ve yeteneklerle donatılmıştır. Tertemiz bir vaziyette, maddi ve manevi her çeşit yükselmeğe müsait olarak İslam fıtratı ile doğar. Yüce Allah (cc), verdiği üstün sıfatlar sayesinde insani kendisine halife kılmıştır.

    “Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? Dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi her halde ben bilirim, dedi.” [8]

    Bu durumlar kul olan insanın gayesine ve fıtratına mevcut olan müspet ve menfi temayülleri arasındaki mücadeleden meydana gelmektedir. Bunun için insan, irşat, terbiye ve tezkiyeye en çok muhtaç olan varlıktır.

    “Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler, kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” [9]

    İnsan; değer üreten, isteyen, eğiten, eğitilen, bilen, inanan, kendini adayan, sanatı ve tekniği yapan, özgün olan, devlet kuran, seven, konuşan, çalışandır.

    Onur; kişinin kendine biçtiği değerlerdir. İnsan onuru, kişinin haysiyeti, özsaygısı, kendine saygı duyması ve başkalarını da kendine saygılı kılması olarak anlaşılmaktadır. İnsanlık onuru, insanı diğer canlılardan ayıran önemli bir özelliktir.

    İnsan Hakları, tüm insanlara insan olmalarından dolayı tanınması gereken haklardır. En temel insan hakkı da “yaşama hakkı” dır. Temel insan hakları onurlu yaşam için vazgeçilmezdir. İnsan haklarını korunması,onurlu bir yaşamı mümkün kılar.Kişi,bu haklarını kaybettiğinde değerli bir hayat yaşayamaz.

    “Kıyamet gününde mutlaka haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü (hakkı) bile alınacaktır.” [10]

    İnsan hakları ile insanın onurlu yaşama isteğinin mücadelesi yapılmaktadır. Haklarından yoksun bırakılan insan onuru ile birlikte birçok değerden de yoksun kalmaktadır.

    Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımında n eşit doğarlar.

    İnsan Haklarına hayat için değil, fakat onurlu bir hayat için ihtiyaç duyulur.

    İnsan, aklı ve iradesi ile diğer canlılardan ayrılır. Buna karşılık insan, canlılar içinde “başkası” düşüncesine sahip tek varlıktır. Başkalarını düşünme, onları dikkate alma, onlara saygı ve sevgi gösterme insanların ahlaki özünün gereğidir. Bu özünün gereği olarak kendine yapılmasını istediği bir kötülüğü başkasına yapmasının uygun olmayacağını anlar. İnsanın bu yönü, kendisi için “insan hakları” nı daha önemli yapmaktadır. Bu konuda Peygamber (sav) şöyle buyuruyor:

    “Sizden biriniz, kendisi için sevip istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olamaz.” [11]

    “Müminin mümine karşı durumu yekpare bir binayı meydana getiren, perçinlenmiş kayaların meydana birbirine karşı durumu gibidir.” [12]

    Nato’da görev yapan bir İngiliz askeri bir Afganlıyı öldürürse, İngiltere 210 dolar tazminat veriyormuş ailesine. Eğer bir Amerika askeri bir Afganlı’yı öldürürse 2500 dolar tazminat ödüyormuş Afganlı’nın yakınlarına. Acaba bir Afganlı bir İngiliz askerini veya bir Amerika askerini öldürürse tazminat bedeli aynı tutarda mı olacak. Tabii ki bu mümkün değil. O zaman “ kana kan, cana can..” diye gereğini hemen yaparlar, dünyayı ayağa kaldırırlar.

    Hz. Peygamber (sav) Efendimiz Veda Haccında “ Bu gün, bu ay ve bu belde nasıl kutsal ve masum ise, canlarınız, mallarınız ve namuslarınız da öyle masumdur.” [13]

    “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Kişiye şer olarak, Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her Müslüman’ın malı, kanı ve ırzı diğer Müslüman’a haramdır.” [14]

    Peygamber (sav) Efendimiz. “Helak edici yedi şeyden sakınınız”, buyurdu. Orada bulunanlar “Ey Allah’ın Resulü! Bu yedi şey nedir? Diye sordular. Hz. Peygamber (sav): Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir canı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, harp meydanında savaştan kaçmak, namuslu ve dürüst bir kadına zina iftirasında bulunmaktır” diye buyurdu. [15]

    Peygamber (sav) Efendimiz, zimmilerle ilgili olarak şöyle buyurdular: “ Kim muahidi (zimmiyi) öldürecek olursa kokusu kırk yıl uzaktan duyulan cennetin kokusunu alamaz.” [16]

    Konu ile ilgili olarak Hz. Peygamber (sav) bir başka hadislerinde de; “ Kim zimmilerden birisini öldürürse cennetin kokusunu alamaz.” [17]

    Peygamber (sav) Efendimiz bir gün minbere çıktı ve ashabına yüksek sesle şöyle hitap etti: “Ey İman ettiğini söyleyen, fakat iman henüz kalbine girmeyen kimseler! Müslümanları çekiştirmeyiniz. Onların ayıplarını araştırmayınız! Kim Müslümanların ayıplarını araştırırsa, Allah da onun ayıbını araştırır. Yüce Allah birinin ayıbını araştırırsa, onun suçunu ortaya çıkarır ve evinde bile olsa onu aleme rezil eder.”

    Peygamber Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: “Hiçbiriniz, kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe, iman etmiş olamaz.” [18]

    Bu hadisi rivayet eden Abdullah ibni Ömer (ra) bir gün Kabe’ye bakarak şunları söyledi: “ Sen ne kadar da azametlisin. Saygınlığın ne kadar da muazzamdır. Fakat Allah katında müminin itibarı senden daha muazzamdır.” [19]

    Bugün dünyanın birçok yerinde haksız yere Müslümanlar öldürülüyor, Müslümanların kanı dökülüyor. Bugün Suriye’de öldürülen Müslümanların sayısı yüz bini geçmiştir. Dün Irak’ta bir milyon civarında Müslüman öldürüldü veya kayboldu.. Filistin’de, Gazze’ de, Mısır’da, Libya’da, Yemen’de, Tunus’ta ve birçok ülkede akan kan hep Müslümanların kanıdır.

    Yüce Allah (cc) Nisa suresinde şöyle buyuruyor:

    “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir..” [20]

    “Şüphesiz dünyanın yok olması, Allah katında haksız yere bir Müslüman olan kimsenin öldürülmesinden daha ehvendir” [21]

    “Kıyamet günü insanlar arasında ilk görülecek olan dava kan davasıdır.” [22]

    “Hayatta her şey olabilirsin, fakat önemli olan hayatın içinde “insan” olabilmektir.” [23]


    [3] Tin su.95/ 1-4.

    [4] Zümer su. 39/ 23.

    [5] Yusuf su.12/ 3.

    [6] Ebu Davut.Sünnet, 14.

    [7] İsra su.17/ 70.

    [8] Bakara su. 2/ 30

    [9] A’raf su. 7/ 179.

    [10] Müslim, Birr,15.

    [11] Buhari, İman. 7.

    [12] Buhari, Salat, 88.

    [13] Uhari. İlim, 37; Müslim. Hac,147.

    [14] Müslim, Birr, 9.

    [15] Buhari, Vesaya, 23; Müslim,Hac,145.

    [16] Buhari, Cizye,5, Diyat, 30.

    [17] Kenzu’l Ummal,4. Hadis. 10928.

    [18] Buhari, İman, 7; Müslimi İman, 17.

    [19] Tirmizi, Birr 85. İbni Mace, Fiten, 2: Ahmet b. Hanbel, Müsned,, lV. 420,421, 424.

    [20] Nisa su. 4 / 93.

    [21] Tirmizi, Diyat, 7. İbni Mace, Fiten, 2.

    [22] Buhari, Rikak, 48; Müslim, Kasame, 8.

    [23] Şemsi Tebrizi.



  4. 22.Nisan.2013, 09:52
    2
    Devamlı Üye





    İnsanın Değeri, İnsanın Onuru

    Bir İslâm büyüğüne, mutasavvıf şâirine insanı böyle tarif ettiren, onu "kâinâtın süzülmüş özü, varlık ve oluşların gözbebeği" olarak telakki ettiren irfan, İslâm irfanıdır. Bu irfanın kaynağı Kur'ân-ı Kerim'dir ve en kâmil insan örneği olan Fahr-i Kâinât'tır. Bu kaynağa göre Allah Teâlâ insanı "ahsen-i takvîm üzere; yâni yapı ve oluşların en güzeli, en mükemmeli içinde yaratmıştır. Ancak bu mükemmel yapı bir potansiyeldir, bir kabiliyettir, eskilerin deyişi ile bi'l-kuvvedir, onun fiil haline gelmesi, gerçekleşmesi insanın irade ve tercihine bırakılmıştır. İnsandan başka bütün varlıkların tekâmülü ilâhî kaderin çizdiği seyri takibeder, onu değiştirme iradesi ve cehdi varlığın kendisinden gelemez. İnsana ise muhtemelen "emanet" ile bu kastedilerek akıl ve irade verilmiştir, akıl ve irade ona bir yandan hürriyet, hür karar ve eylem alanı, diğer yandan yükümlülük ve sorumluluklar getirmiştir. İnsan akıl ve iradesi ile doğru da yapar yanlış da, günah da işler sevap da; egosuna, nefsine, güdü ve heyecanlarına, şehvet, gadap ve hırsına... da kul olabilir Allah'a da; meleklerden de üstün olur, hayvanlardan da aşağı...
    İşte insanın yaratılış itibariyle yapı ve özelliği (fıtratı) budur; insan bu fıtratta yaratılmıştır. Onu, fıtratı için mümkün olan en yüksek kemâl mertebelerine ulaştıracak iki kanat iman ve amel-i sâlihtir. İman gaybedir (Allah'a, peygamberliğe, âhirete, rûha, yaratılışa, dirilmeye, hesaba, mîzana, sırata, cennete, cehenneme...dir), sâlih amel ise dünya hayatını, hür bir seçim ve tercih sonucu olarak, Allah'ın irade ve rızası doğrultusunda yaşamaktır. Allah'ın irade ve rızasının hangi konuda ne olduğunu öğrenmenin kaynağı Kur'an ve Sünnet, anlama ve yorumlama usûlü ictihaddır. Bilenler ictihad eder, bilmeyenler bilenlere sorar ve gereğini yerine getirirler. Allah'a kul olmayan insanın hür olması mümkün değildir, hürriyetin ideal formülü "yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz" şeklinde Fâtiha sûresinde ifade edilmiştir. Allah'tan başkasına itâat etmek ve başkasından yardım dilemek durumunda olan insan hür değildir; değişik şekillerde köledir. İnsan hak ve hürriyetleri insanın kendinden ve mahiyetinden değil, misyonundan, yüklendiği emanetten kaynaklanır; emaneti tevdi eden Yaratıcı, Rab, onu taşıyabilmek ve amacına ulaştırabilmek için gerekli bulunan hak ve hürriyetleri de bahşetmiştir; bu sebeple insan hak ve hürriyetleri vazgeçilmezdir, elden alınamazdır. İnsan hayat ve varoluşundan Allah'ı dışladığı, aşkın boyutu ile alâkasını kestiği an küçülür, düşer; et, kemik, beyin ve beyin fonksiyonlarından ibaret kalır, bu insan hayatının en büyük ziyanıdır. "Asra yemin olsun ki insan ziyandadır; ancak iman eden ve salih amel işleyenler müstesnâ...". İnsanın maddî ve manevî techîzâtı, imkânları, kabiliyetleri "eşref-i mahlûkât" olduğunu isbat için, bu oluşu gerçekleştirsin diye verilmiştir; bu kabiliyet ve imkânlar fânî dünya için, biyolojik ve psikolojik hazlar uğruna sarfedilirse, uçmak için verilen uçakla tarla sürmeye kalkışmışcasına bir ziyan, israf ve savurganlık yapılmış olur. "Yemin olsun ki o gün, nimetlerden sorguya çekileceksiniz!"
    İnsan değerini yalnızca insan olarak varoluşundan değil, varlığının amacını gerçekleştirme yolunda attığı adımlardan ve katettiği mesafeden alır

    “Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiptirler. Birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.” [1] Kişisel hakları bakımından da, insan olma onuru bakımından da, insan değeri bakımından da bütün insanlar (yasalar önünde) eşittir.

    İnsan onuru; izzeti nefis, haysiyet, öz saygı, şeref, erdem, vakar gurur, saygınlık, kendine saygı duyma, başkalarını da kendine saygılı kılma gibi manalarda kullanılmaktadır.

    İnsanın değeri deyince de, insanın diğer canlılar arasındaki özel yerini ve kıymetini anlıyoruz.

    “İnsanlara insanlar olarak muamele et ki, hakiki anlamda insanlar bulasın.”

    Eğer insan yaşamalıysa şerefi ve haysiyeti ile yaşamalıdır.

    T.C. 1982 Anayasası 12. Maddesi şöyledir. “Herkes kişiliğine karşı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödevi ve sorumluluklarını ihtiva eder.”

    Devam etmekte olan “Yeni Anayasa Çalışmaları”nda, yapılacak yeni Anayasa’nın 2. Maddesinin şu şekilde olacağı ve taslağının böyle yazıldığı basınımızda yer aldı. Temennimiz bu şekliyle kabul edilerek yürürlüğe girmesidir.

    “İnsan onur ve haysiyeti, insan haklarının ve anayasal düzenin temelidir. Devlet, insan onur ve haysiyeti ile insanın maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına saygı duyar, bu değerleri korur ve bunların önündeki tüm engelleri kaldırır.”

    Yüce Allah (cc), ilk insan Hz. Adem (as)’ı Peygamberlikle taçlandırmış, onun şahsında insan neslini dünya ve ahiret saadetine nail edecek ilahi hakikatleri tebliğ buyurmuştur.

    Bir Akademisyen yazarımız şöyle diyor; “Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim. Amma yere düşen insanı tekmeleyen, çiğneyen çok kişi gördüm.”

    Toplumumuzda, yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda mutabakat var, kimse ekmeğe basamaz, ayağı ile dürtüklemez, ya da öper, koyar bir kenara.

    Ekmek nimettir. Peki, insan nimet değil midir? Biz genelde adama göre davranırız. Cüsseli ve kabadayı birisi ile konuşurken, “ Buyur abi, Buyur Efendim..” deriz. Karşımızdaki kişi küçük, ufak tefek veya bir çocuk ise, “Ne var lan!…Ne diyon lan!..” deriz o zaman…[2]

    İnsan, duyan, düşünen ve inanan bir varlıktır. Temiz bir fıtratla dünyaya gelen insan, hilkatin özü, kainatın özetidir. Yüce Allah, insanı en güzel ve en özel bir varlık olarak yaratmıştır. Hiç bir varlıkta bulunmayan üstün meziyetlerle donatmış, bütün nimetleri emrine vermiştir.

    Yüce Allah (cc), İlk insanı topraktan yaratıp ona en güzel biçimi verdiği gibi, her insanı da en güzel bir şekilde var etmiştir. Yüce Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

    “..Sina dağına ve şu emin beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da onu aşağıların aşağısına indirdik.” [3]

    Allah (cc) insanı ruh ve beden kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli kılmıştır. Yaratılmışların en şereflisi olan insan, cüz’i iradesi (serbest irade) ile bu kabiliyetlerini hayra ve şerre kullanabilmesi sebebiyle, bazen güzel amel yaparak “meleklerden de üstün” (Ahsen-i takvim), (kamil insan) gibi üstün bir dereceye yükselebiliyor. Yahut da iradesini kötü yönde (şerre) kullanarak şuurlu varlıkların ve canlıların en aşağı mertebesine “ hayvanlardan da aşağı” (bel hüm edall) bir noktaya inebiliyor, esfele safilin’de yerini alabiliyor.

    “Ahsen” kelimesi Kur’an’da 16 yerde zikredilmektedir. “Ahsen”, daha güzel, en güzel, en iyi, en mükemmel manalarına gelir.

    “Allah kelamının en güzel olanı indirdi.”[4] (ehsenü’l-hadis)

    “Yaratıcıların en iyisi “, “Ahsenü’l-halikin.” ; “Ehsenü’l-kasas” [5] (En güzel anlatış veya en güzel kıssa). “Ehsenü’t-Takvim; En güzel şekil, biçim, tarz manasındadır.

    Ahsen kelimesi hadislerde; ahlak, huy, ses, amel, kaza ve hidayet terimleriyle kullanılmıştır. “Peygamber (sav), İman bakımında insanların en kamili, ahlak bakımında en güzel olanıdır.” [6]

    Ahsen-i takvim, maddi ve manevi her türlü güzelliği içine alır. Boyun güzelliği, endamının eşsizliği, akıl, irfan ve düşünce sahibi, konuşan, yazan, sanat kabiliyeti olan bir varlık oluşu, güzeli çirkinden,hayrı şerden, doğruyu yanlıştan ayırabilme özelliğine sahip olan insan, mükemmel insan..

    İnsanoğlunun üstün kılınması; bütün maddî ve mânevî, ahlâkî ve ruhî meziyetlerle donatılması, onun, şân ve şeref sahibi olmasındandır. Kendisine düşünme ve konuşma özelliği verilen insan, diğer canlılardan ayrılmış ve her şey insanın emrine verilmiştir. En güzel rızıklar, tüm yeraltı ve yerüstü kaynakları onun istifadesine sunulmuş, yer ve gökte ne varsa hepsi onun emrine amade kılınmıştır. Yüce Allah İsra suresinde şöyle buyuruyor:

    “Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızdan birçoğundan cidden üstün kıldık.” [7]

    İslam İnancına göre insan, bedeni, ahlakı ve ruhani en mükemmel meleke ve yeteneklerle donatılmıştır. Tertemiz bir vaziyette, maddi ve manevi her çeşit yükselmeğe müsait olarak İslam fıtratı ile doğar. Yüce Allah (cc), verdiği üstün sıfatlar sayesinde insani kendisine halife kılmıştır.

    “Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? Dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi her halde ben bilirim, dedi.” [8]

    Bu durumlar kul olan insanın gayesine ve fıtratına mevcut olan müspet ve menfi temayülleri arasındaki mücadeleden meydana gelmektedir. Bunun için insan, irşat, terbiye ve tezkiyeye en çok muhtaç olan varlıktır.

    “Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler, kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” [9]

    İnsan; değer üreten, isteyen, eğiten, eğitilen, bilen, inanan, kendini adayan, sanatı ve tekniği yapan, özgün olan, devlet kuran, seven, konuşan, çalışandır.

    Onur; kişinin kendine biçtiği değerlerdir. İnsan onuru, kişinin haysiyeti, özsaygısı, kendine saygı duyması ve başkalarını da kendine saygılı kılması olarak anlaşılmaktadır. İnsanlık onuru, insanı diğer canlılardan ayıran önemli bir özelliktir.

    İnsan Hakları, tüm insanlara insan olmalarından dolayı tanınması gereken haklardır. En temel insan hakkı da “yaşama hakkı” dır. Temel insan hakları onurlu yaşam için vazgeçilmezdir. İnsan haklarını korunması,onurlu bir yaşamı mümkün kılar.Kişi,bu haklarını kaybettiğinde değerli bir hayat yaşayamaz.

    “Kıyamet gününde mutlaka haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü (hakkı) bile alınacaktır.” [10]

    İnsan hakları ile insanın onurlu yaşama isteğinin mücadelesi yapılmaktadır. Haklarından yoksun bırakılan insan onuru ile birlikte birçok değerden de yoksun kalmaktadır.

    Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımında n eşit doğarlar.

    İnsan Haklarına hayat için değil, fakat onurlu bir hayat için ihtiyaç duyulur.

    İnsan, aklı ve iradesi ile diğer canlılardan ayrılır. Buna karşılık insan, canlılar içinde “başkası” düşüncesine sahip tek varlıktır. Başkalarını düşünme, onları dikkate alma, onlara saygı ve sevgi gösterme insanların ahlaki özünün gereğidir. Bu özünün gereği olarak kendine yapılmasını istediği bir kötülüğü başkasına yapmasının uygun olmayacağını anlar. İnsanın bu yönü, kendisi için “insan hakları” nı daha önemli yapmaktadır. Bu konuda Peygamber (sav) şöyle buyuruyor:

    “Sizden biriniz, kendisi için sevip istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olamaz.” [11]

    “Müminin mümine karşı durumu yekpare bir binayı meydana getiren, perçinlenmiş kayaların meydana birbirine karşı durumu gibidir.” [12]

    Nato’da görev yapan bir İngiliz askeri bir Afganlıyı öldürürse, İngiltere 210 dolar tazminat veriyormuş ailesine. Eğer bir Amerika askeri bir Afganlı’yı öldürürse 2500 dolar tazminat ödüyormuş Afganlı’nın yakınlarına. Acaba bir Afganlı bir İngiliz askerini veya bir Amerika askerini öldürürse tazminat bedeli aynı tutarda mı olacak. Tabii ki bu mümkün değil. O zaman “ kana kan, cana can..” diye gereğini hemen yaparlar, dünyayı ayağa kaldırırlar.

    Hz. Peygamber (sav) Efendimiz Veda Haccında “ Bu gün, bu ay ve bu belde nasıl kutsal ve masum ise, canlarınız, mallarınız ve namuslarınız da öyle masumdur.” [13]

    “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Kişiye şer olarak, Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her Müslüman’ın malı, kanı ve ırzı diğer Müslüman’a haramdır.” [14]

    Peygamber (sav) Efendimiz. “Helak edici yedi şeyden sakınınız”, buyurdu. Orada bulunanlar “Ey Allah’ın Resulü! Bu yedi şey nedir? Diye sordular. Hz. Peygamber (sav): Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir canı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, harp meydanında savaştan kaçmak, namuslu ve dürüst bir kadına zina iftirasında bulunmaktır” diye buyurdu. [15]

    Peygamber (sav) Efendimiz, zimmilerle ilgili olarak şöyle buyurdular: “ Kim muahidi (zimmiyi) öldürecek olursa kokusu kırk yıl uzaktan duyulan cennetin kokusunu alamaz.” [16]

    Konu ile ilgili olarak Hz. Peygamber (sav) bir başka hadislerinde de; “ Kim zimmilerden birisini öldürürse cennetin kokusunu alamaz.” [17]

    Peygamber (sav) Efendimiz bir gün minbere çıktı ve ashabına yüksek sesle şöyle hitap etti: “Ey İman ettiğini söyleyen, fakat iman henüz kalbine girmeyen kimseler! Müslümanları çekiştirmeyiniz. Onların ayıplarını araştırmayınız! Kim Müslümanların ayıplarını araştırırsa, Allah da onun ayıbını araştırır. Yüce Allah birinin ayıbını araştırırsa, onun suçunu ortaya çıkarır ve evinde bile olsa onu aleme rezil eder.”

    Peygamber Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: “Hiçbiriniz, kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe, iman etmiş olamaz.” [18]

    Bu hadisi rivayet eden Abdullah ibni Ömer (ra) bir gün Kabe’ye bakarak şunları söyledi: “ Sen ne kadar da azametlisin. Saygınlığın ne kadar da muazzamdır. Fakat Allah katında müminin itibarı senden daha muazzamdır.” [19]

    Bugün dünyanın birçok yerinde haksız yere Müslümanlar öldürülüyor, Müslümanların kanı dökülüyor. Bugün Suriye’de öldürülen Müslümanların sayısı yüz bini geçmiştir. Dün Irak’ta bir milyon civarında Müslüman öldürüldü veya kayboldu.. Filistin’de, Gazze’ de, Mısır’da, Libya’da, Yemen’de, Tunus’ta ve birçok ülkede akan kan hep Müslümanların kanıdır.

    Yüce Allah (cc) Nisa suresinde şöyle buyuruyor:

    “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir..” [20]

    “Şüphesiz dünyanın yok olması, Allah katında haksız yere bir Müslüman olan kimsenin öldürülmesinden daha ehvendir” [21]

    “Kıyamet günü insanlar arasında ilk görülecek olan dava kan davasıdır.” [22]

    “Hayatta her şey olabilirsin, fakat önemli olan hayatın içinde “insan” olabilmektir.” [23]


    [3] Tin su.95/ 1-4.

    [4] Zümer su. 39/ 23.

    [5] Yusuf su.12/ 3.

    [6] Ebu Davut.Sünnet, 14.

    [7] İsra su.17/ 70.

    [8] Bakara su. 2/ 30

    [9] A’raf su. 7/ 179.

    [10] Müslim, Birr,15.

    [11] Buhari, İman. 7.

    [12] Buhari, Salat, 88.

    [13] Uhari. İlim, 37; Müslim. Hac,147.

    [14] Müslim, Birr, 9.

    [15] Buhari, Vesaya, 23; Müslim,Hac,145.

    [16] Buhari, Cizye,5, Diyat, 30.

    [17] Kenzu’l Ummal,4. Hadis. 10928.

    [18] Buhari, İman, 7; Müslimi İman, 17.

    [19] Tirmizi, Birr 85. İbni Mace, Fiten, 2: Ahmet b. Hanbel, Müsned,, lV. 420,421, 424.

    [20] Nisa su. 4 / 93.

    [21] Tirmizi, Diyat, 7. İbni Mace, Fiten, 2.

    [22] Buhari, Rikak, 48; Müslim, Kasame, 8.

    [23] Şemsi Tebrizi.






+ Yorum Gönder