Konusunu Oylayın.: İnsan Karşısından Beklediği Güzel Ahlaka Önce Kendi Sahip Olmalıdır

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 1 kişi oyladı.

İnsan Karşısından Beklediği Güzel Ahlaka Önce Kendi Sahip Olmalıdır
  1. 11.Nisan.2013, 03:52
    1
    Misafir

    İnsan Karşısından Beklediği Güzel Ahlaka Önce Kendi Sahip Olmalıdır






    İnsan Karşısından Beklediği Güzel Ahlaka Önce Kendi Sahip Olmalıdır Mumsema İnsan Karşısından Beklediği Güzel Ahlaka Önce Kendi Sahip Olmalıdır


  2. 11.Nisan.2013, 03:52
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 21.Nisan.2013, 21:07
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,182
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: İnsan Karşısından Beklediği Güzel Ahlaka Önce Kendi Sahip Olmalıdır






    İnsan Karşısından Beklediği Güzel Ahlaka Önce Kendi Sahip Olmalıdır


    Her insanın zihninde ‘iyi ve ideal bir insan modeli’ vardır. Sevdiği, birlikte vakit geçirdiği, arkadaşlık ettiği tüm insanlarda bu güzel ahlakı görmek ister. Ancak bazı kişilerin üzerinde pek durmadığı konu ise, ‘diğer insanların da onda aynı ideal insan modelini arıyor olabilecekleri’dir.

    Her insanın karşısındaki kişide aradığı ve istediği ideal bir insan modeli vardır. Bu istekler şöyle sıralanabilir:

    Çok anlayışlı, olgun, dengeli, tutarlı, sağlam karakterli, vefalı, dürüst olması.

    Her ne olursa olsun hiç kızmayan, öfkeye kapılmayan, kırıcı sözler söylemeyen, alttan alan, sabırlı, affedici, hoşgörülü olması.



    Zor anlarında, sıkıntıya düştüğünde onu yanlız bırakmayan, elinden gelen her türlü yardımı yapan ama asla minnet altında bırakmayan, çok fedakar, gerekirse hiç düşünmeden kendinden ödün veren.

    Alabildiğine akıllı, vicdanlı, adil, merhametli, yumuşakbaşlı, muhlis, güzel sözlü, güzel üsluplu, detayları görebilen, kendisini karşı tarafın yerine koyup düşünebilen, halden anlayan.

    Önceliği kendine değil hep sevdiğine veren, sevdiği insanların mutluluğunu, huzurunu, rahatını, konforunu ve isteklerini kendininkilerden üstte tutan.

    Kendi haklılığını değil sevdiklerinin haklılığını arayan, kendi gururunu, enaniyetini muhafaza etmenin peşinde olmayan, bunun yerine hep karşı tarafı ön plana çıkaran, onları onore eden ve yücelten bir ahlaka sahip.

    İman etsin ya da etmesin her insanın ruhunda böyle mükemmel bir insan arayışı vardır. Ancak bazı insanlar çoğu zaman, sadece kendilerinin böyle bir beklenti içerisinde olduğu yanılgısına kapılırlar.

    Dünyadaki tüm diğer insanların da, karşılarındaki insanlarda aynı şekilde bu tür güzel özellikler arayacağını çok düşünmezler. Oysa ki bir kişi etrafından tam olarak neler bekliyorsa, karşısındaki insanlar da ondan aynı güzel ahlak özelliklerini bekliyorlardır.

    İnsanın İdeal İnsan Modelini Yalnızca Karşısından Beklemesi Bencillikten Kaynaklanır

    Nefislerindeki bencil tutkular nedeniyle, Kuran ahlakını gereği gibi düşünmeyen insanlar, yalnızca kendi beklentilerini önemli görürler. İnsanlarla aralarındaki karşılıklı sevgi, saygı, dostluk, yakınlık, güven, sadakat gibi değerlerin oluşması için, her iki tarafın da bu ahlakı göstermesi gerektiğini düşünmezler.

    “Bana karşı anlayışlı olunsun”, “Bana karşı sevgide, saygıda, güvende bir kusur olmasın”, “Bana karşı affedici, hoşgörülü ve toleranslı olunsun”, “Bana karşı en yumuşak, en rahatlatıcı, en güzel üslup kullanılsın” gibi isteklerine saplantı derecesinde önem verirler. Ama beraberlerindeki insanlar bunlardan sadece birini talep ettiklerinde bile, bunun abartılı ve gereksiz bir talep olduğunu; kendilerinin yeterince olumlu tavır gösterdiklerini ve buna rağmen kendisinden şüphe duyulmasının ise rahatsız edici olduğunu ifade ederler. Bunun sonucunda da, gereksiz gördükleri bu tarz talepleri yerine getirmede son derece isteksiz ve ağırdan alan bir tutum sergilerler. Ya da, gerçekten karşılarındaki insanların bu tür beklentilerini haklı bulsalar bile, bu durumda da, “Önce o bana bu şekilde davransın, sonra zaten ben de ona istediği gibi davranırım” gibi yanlış bir mantık yürütürler.

    İşte bu, söz konusu insanların bencilliklerinden kaynaklanan bir yaklaşım tarzıdır. Oysaki insanın, kendisi nasıl bir insan arıyorsa, kendisinin de aynı ahlak modeline uygun yaşaması gerekir. Eğer kendi yaşadığını doğru buluyorsa, o zaman karşısında da kendisi gibi bir insan olmasından rahatsız olmaması gerekir. Örneğin kendisi düşüncesiz, patavatsız, öfkeli, bencil, enaniyetli, sert üsluplu, hoşgörüsüz bir insansa ve ona göre, madem ki bu özelliklerin bir mahsuru ya da zararı yoksa; o zaman dost olacağı bir insanın da bu ahlaka sahip olmasında bir sakınca görmemesi gerekir. Ama ne var ki bu tür bir insan, karşısındaki kişinin bu özelliklere sahip olmasını hiç ama hiç istemez. Oysa eğer hoşgörüyü, merhameti, nezaketi, anlayışlı, sabırlı olmayı güzel gören bir insansa, o zaman bu durumda da bunları önce kendinin uygulaması gerekir.

    Bu konuya dair örnekler toplumda sıklıkla yaşanır. Ancak din ahlakına göre yaşamayan toplumlarda, her insanın kendine ait kuralları, ahlak anlayışı, doğru ve yanlışları olduğu için, ortak bir noktada karşılıklı uzlaşmaya varabilmeleri ve bunun sonucunda da insanların aradıkları ideal insan modeline kavuşabilmeleri mümkün olmaz.

    İdeal İnsan Modeline Kavuşmanın Yolu Kuran’da Anlatılan Müslüman Ahlakına Uymaktır

    Müslümanlar açısından bu durum çok farklıdır. Tüm Müslümanların tek ve ortak bir ölçüleri vardır, o da Kuran’dır. Ve insanın nefsindeki ideal insan modeli de, Kuran’da anlatılan Müslüman ahlakıdır. Dolayısıyla müminlerin aradıkları insan, Kuran’da anlatılan ‘en takva insan’ modelidir. Ve bir kişi, karşısındaki kimseden bu özellikleri talep ettiğinde, karşı tarafın bu isteklere itiraz etmesi, ağırdan alması ya da bu talepleri gereksiz bulması gibi ihtimaller söz konusu olmaz. Çünkü bunlar Kuran ahlakının gereklilikleridir.

    Dolayısıyla eğer mümin Kuran ahlakına tam olarak uyarsa, Allah’ın izniyle, zihnindeki bu ideal insan karakterine ve ahlakına sahip olabilir. Aynı şekilde karşısındaki insanlarda aradığı güzel ahlakı da, yine müminlerde kolaylıkla bulabilir.

    Müminler açısından burada dikkat edilmesi gereken konu, asla ‘kendilerini yeterli görmemeleri’ ve ‘ne kadar güzel ahlak gösterirlerse göstersinler, her zaman her konuda herşeyin daha iyisi olabileceğini’ unutmamalarıdır. Bir insan gerçekten çok merhametli, çok dürüst, çok çalışkan, çok sevgi dolu ya da çok kalender olabilir. Ama her zaman için daha merhametli, daha dürüst, daha çalışkan, daha sevgi dolu ya da daha kalender olunabilir. Çünkü kendisi de, karşısındaki insan ne kadar iyi olursa olsun, pek çok konuda o kişinin daha da iyi olması talebi içeresinde olabilir. Dolayısıyla Müslümanın, kendisi gibi, çevresindeki müminlerin de bu tür beklentileri olmasını çok normal karşılaması gerekir.

    Müminler açısından unutulmaması gereken bir başka önemli konu ise, ‘kişinin bu ideal ahlakı önce başkalarının kendisine göstermesini beklemektense, ilk önce kendisinin uygulaması’dır. Bunun kendisi için olduğu kadar, başkaları için de önemli bir ihtiyaç olduğunu kavramasıdır. Ve madem ki insan bu ‘ideal ahlakı’ tüm detaylarıyla bilmektedir ve bunu bir insanla dost olmak açısından çok önemli görmektedir; aynı şekilde karşısındaki insanların da onunla dost olmak, ona güven duyabilmek, onu daha derin bir sevgiyle sevebilmek için onda tüm bu detayları arayacaklarını bilmesidir. Ve bunun ne kadar haklı ve gerekli bir talep olduğunu anlayarak, Allah rızası için, bir an önce tüm insanlara örnek oluşturacak şekilde, bu ideal insan ahlakını önce kendisi yaşamalıdır. Allah’ın izniyle, zaten bir kişi Allah için Kuran’da bildirilen tüm güzel ahlak özelliklerini yaşadığında, Allah, ona karşılık olarak, çevresindeki insanlarda da güzellik, iyilik ve nimet yaratarak lütufta bulunacaktır. Bu gerçek bir ayette şöyle müjdelenmiştir:

    “(Allah’tan) Sakınanlara: “Rabbiniz ne indirdi?” dendiğinde, “Hayır” dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.” (Nahl Suresi, 30)

    Bir insanın Allah’ın razı olacağı umulan; herkes tarafından sevilen bir ahlak ve davranış güzelliğine sahip olması için aklını ve iradesini çok iyi kullanması gerekir. Örneğin güzel bir ahlak özelliği olarak kötülüğe iyilikle karşılık vermelidir. Allah ayette bu güzel ahlakı şöyle emretmiştir:

    “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.” (Fussilet Suresi, 34)

    Her güzel şey akıl kullanılarak elde edildiği gibi, güzel ahlak ve ideal insan modeli de akıl, irade ve sabırla kazanılabilir. Bunun için de, samimi olarak çabalamak, nefse ince ince, tek tek, sabırla söz dinletmek şarttır. Bu çaba gösterildiğinde Allah’ın izniyle, insan güzel ahlakı ve herkesin beğeneceği ideal insan modelini en mükemmel şekilde yaşayabilecektir. Kuran’da bu gerçek şöyle haber verilir:

    “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)

    MÜMİNLERE ÖRNEK İDEAL İNSAN MODELİ PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)’DİR

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çok içli, şefkatli, anlayışlı, sevgi dolu bir insandı. Dostlarının, yakınlarının, kendisine tabi olan tüm müminlerin maddi ve manevi her türlü sorunu ile ilgilenir, sağlıkları, güvenlikleri, neşeleri için tüm tedbirleri alır, onlara koruyucu kanatlarını gerer, imanlarını ve takvalarını sürekli takviye ederek ahiret hayatlarını düşünürdü. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu tüm insanlığa örnek olan güzel özellikleri ayetlerde şöyle bildirilmektedir:

    “Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)

    “Ve müminlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger.”” (Şuara Suresi, 215)

    Peygamberimiz (s.a.v.)’in eğittiği müminler de onun güzel özelliklerini kendilerine örnek aldıkları için, Kuran’da da zikredilerek tüm insanlığa duyurulan fedakarlıklarda, şefkatli ve merhametli tavırlarda bulunmuşlardır. Bir ayette müminlerin birbirleri için yaptıkları fedakarlık şöyle haber verilir:

    “Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” (Haşr Suresi, 9)

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashabına da merhametli olmalarını hatırlatmış ve onlara en güzel örnek olmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadiste şöyle buyurmuştur:

    “Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi olanlara. Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere.” (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 70/10)


  4. 21.Nisan.2013, 21:07
    2
    Devamlı Üye





    İnsan Karşısından Beklediği Güzel Ahlaka Önce Kendi Sahip Olmalıdır


    Her insanın zihninde ‘iyi ve ideal bir insan modeli’ vardır. Sevdiği, birlikte vakit geçirdiği, arkadaşlık ettiği tüm insanlarda bu güzel ahlakı görmek ister. Ancak bazı kişilerin üzerinde pek durmadığı konu ise, ‘diğer insanların da onda aynı ideal insan modelini arıyor olabilecekleri’dir.

    Her insanın karşısındaki kişide aradığı ve istediği ideal bir insan modeli vardır. Bu istekler şöyle sıralanabilir:

    Çok anlayışlı, olgun, dengeli, tutarlı, sağlam karakterli, vefalı, dürüst olması.

    Her ne olursa olsun hiç kızmayan, öfkeye kapılmayan, kırıcı sözler söylemeyen, alttan alan, sabırlı, affedici, hoşgörülü olması.



    Zor anlarında, sıkıntıya düştüğünde onu yanlız bırakmayan, elinden gelen her türlü yardımı yapan ama asla minnet altında bırakmayan, çok fedakar, gerekirse hiç düşünmeden kendinden ödün veren.

    Alabildiğine akıllı, vicdanlı, adil, merhametli, yumuşakbaşlı, muhlis, güzel sözlü, güzel üsluplu, detayları görebilen, kendisini karşı tarafın yerine koyup düşünebilen, halden anlayan.

    Önceliği kendine değil hep sevdiğine veren, sevdiği insanların mutluluğunu, huzurunu, rahatını, konforunu ve isteklerini kendininkilerden üstte tutan.

    Kendi haklılığını değil sevdiklerinin haklılığını arayan, kendi gururunu, enaniyetini muhafaza etmenin peşinde olmayan, bunun yerine hep karşı tarafı ön plana çıkaran, onları onore eden ve yücelten bir ahlaka sahip.

    İman etsin ya da etmesin her insanın ruhunda böyle mükemmel bir insan arayışı vardır. Ancak bazı insanlar çoğu zaman, sadece kendilerinin böyle bir beklenti içerisinde olduğu yanılgısına kapılırlar.

    Dünyadaki tüm diğer insanların da, karşılarındaki insanlarda aynı şekilde bu tür güzel özellikler arayacağını çok düşünmezler. Oysa ki bir kişi etrafından tam olarak neler bekliyorsa, karşısındaki insanlar da ondan aynı güzel ahlak özelliklerini bekliyorlardır.

    İnsanın İdeal İnsan Modelini Yalnızca Karşısından Beklemesi Bencillikten Kaynaklanır

    Nefislerindeki bencil tutkular nedeniyle, Kuran ahlakını gereği gibi düşünmeyen insanlar, yalnızca kendi beklentilerini önemli görürler. İnsanlarla aralarındaki karşılıklı sevgi, saygı, dostluk, yakınlık, güven, sadakat gibi değerlerin oluşması için, her iki tarafın da bu ahlakı göstermesi gerektiğini düşünmezler.

    “Bana karşı anlayışlı olunsun”, “Bana karşı sevgide, saygıda, güvende bir kusur olmasın”, “Bana karşı affedici, hoşgörülü ve toleranslı olunsun”, “Bana karşı en yumuşak, en rahatlatıcı, en güzel üslup kullanılsın” gibi isteklerine saplantı derecesinde önem verirler. Ama beraberlerindeki insanlar bunlardan sadece birini talep ettiklerinde bile, bunun abartılı ve gereksiz bir talep olduğunu; kendilerinin yeterince olumlu tavır gösterdiklerini ve buna rağmen kendisinden şüphe duyulmasının ise rahatsız edici olduğunu ifade ederler. Bunun sonucunda da, gereksiz gördükleri bu tarz talepleri yerine getirmede son derece isteksiz ve ağırdan alan bir tutum sergilerler. Ya da, gerçekten karşılarındaki insanların bu tür beklentilerini haklı bulsalar bile, bu durumda da, “Önce o bana bu şekilde davransın, sonra zaten ben de ona istediği gibi davranırım” gibi yanlış bir mantık yürütürler.

    İşte bu, söz konusu insanların bencilliklerinden kaynaklanan bir yaklaşım tarzıdır. Oysaki insanın, kendisi nasıl bir insan arıyorsa, kendisinin de aynı ahlak modeline uygun yaşaması gerekir. Eğer kendi yaşadığını doğru buluyorsa, o zaman karşısında da kendisi gibi bir insan olmasından rahatsız olmaması gerekir. Örneğin kendisi düşüncesiz, patavatsız, öfkeli, bencil, enaniyetli, sert üsluplu, hoşgörüsüz bir insansa ve ona göre, madem ki bu özelliklerin bir mahsuru ya da zararı yoksa; o zaman dost olacağı bir insanın da bu ahlaka sahip olmasında bir sakınca görmemesi gerekir. Ama ne var ki bu tür bir insan, karşısındaki kişinin bu özelliklere sahip olmasını hiç ama hiç istemez. Oysa eğer hoşgörüyü, merhameti, nezaketi, anlayışlı, sabırlı olmayı güzel gören bir insansa, o zaman bu durumda da bunları önce kendinin uygulaması gerekir.

    Bu konuya dair örnekler toplumda sıklıkla yaşanır. Ancak din ahlakına göre yaşamayan toplumlarda, her insanın kendine ait kuralları, ahlak anlayışı, doğru ve yanlışları olduğu için, ortak bir noktada karşılıklı uzlaşmaya varabilmeleri ve bunun sonucunda da insanların aradıkları ideal insan modeline kavuşabilmeleri mümkün olmaz.

    İdeal İnsan Modeline Kavuşmanın Yolu Kuran’da Anlatılan Müslüman Ahlakına Uymaktır

    Müslümanlar açısından bu durum çok farklıdır. Tüm Müslümanların tek ve ortak bir ölçüleri vardır, o da Kuran’dır. Ve insanın nefsindeki ideal insan modeli de, Kuran’da anlatılan Müslüman ahlakıdır. Dolayısıyla müminlerin aradıkları insan, Kuran’da anlatılan ‘en takva insan’ modelidir. Ve bir kişi, karşısındaki kimseden bu özellikleri talep ettiğinde, karşı tarafın bu isteklere itiraz etmesi, ağırdan alması ya da bu talepleri gereksiz bulması gibi ihtimaller söz konusu olmaz. Çünkü bunlar Kuran ahlakının gereklilikleridir.

    Dolayısıyla eğer mümin Kuran ahlakına tam olarak uyarsa, Allah’ın izniyle, zihnindeki bu ideal insan karakterine ve ahlakına sahip olabilir. Aynı şekilde karşısındaki insanlarda aradığı güzel ahlakı da, yine müminlerde kolaylıkla bulabilir.

    Müminler açısından burada dikkat edilmesi gereken konu, asla ‘kendilerini yeterli görmemeleri’ ve ‘ne kadar güzel ahlak gösterirlerse göstersinler, her zaman her konuda herşeyin daha iyisi olabileceğini’ unutmamalarıdır. Bir insan gerçekten çok merhametli, çok dürüst, çok çalışkan, çok sevgi dolu ya da çok kalender olabilir. Ama her zaman için daha merhametli, daha dürüst, daha çalışkan, daha sevgi dolu ya da daha kalender olunabilir. Çünkü kendisi de, karşısındaki insan ne kadar iyi olursa olsun, pek çok konuda o kişinin daha da iyi olması talebi içeresinde olabilir. Dolayısıyla Müslümanın, kendisi gibi, çevresindeki müminlerin de bu tür beklentileri olmasını çok normal karşılaması gerekir.

    Müminler açısından unutulmaması gereken bir başka önemli konu ise, ‘kişinin bu ideal ahlakı önce başkalarının kendisine göstermesini beklemektense, ilk önce kendisinin uygulaması’dır. Bunun kendisi için olduğu kadar, başkaları için de önemli bir ihtiyaç olduğunu kavramasıdır. Ve madem ki insan bu ‘ideal ahlakı’ tüm detaylarıyla bilmektedir ve bunu bir insanla dost olmak açısından çok önemli görmektedir; aynı şekilde karşısındaki insanların da onunla dost olmak, ona güven duyabilmek, onu daha derin bir sevgiyle sevebilmek için onda tüm bu detayları arayacaklarını bilmesidir. Ve bunun ne kadar haklı ve gerekli bir talep olduğunu anlayarak, Allah rızası için, bir an önce tüm insanlara örnek oluşturacak şekilde, bu ideal insan ahlakını önce kendisi yaşamalıdır. Allah’ın izniyle, zaten bir kişi Allah için Kuran’da bildirilen tüm güzel ahlak özelliklerini yaşadığında, Allah, ona karşılık olarak, çevresindeki insanlarda da güzellik, iyilik ve nimet yaratarak lütufta bulunacaktır. Bu gerçek bir ayette şöyle müjdelenmiştir:

    “(Allah’tan) Sakınanlara: “Rabbiniz ne indirdi?” dendiğinde, “Hayır” dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.” (Nahl Suresi, 30)

    Bir insanın Allah’ın razı olacağı umulan; herkes tarafından sevilen bir ahlak ve davranış güzelliğine sahip olması için aklını ve iradesini çok iyi kullanması gerekir. Örneğin güzel bir ahlak özelliği olarak kötülüğe iyilikle karşılık vermelidir. Allah ayette bu güzel ahlakı şöyle emretmiştir:

    “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.” (Fussilet Suresi, 34)

    Her güzel şey akıl kullanılarak elde edildiği gibi, güzel ahlak ve ideal insan modeli de akıl, irade ve sabırla kazanılabilir. Bunun için de, samimi olarak çabalamak, nefse ince ince, tek tek, sabırla söz dinletmek şarttır. Bu çaba gösterildiğinde Allah’ın izniyle, insan güzel ahlakı ve herkesin beğeneceği ideal insan modelini en mükemmel şekilde yaşayabilecektir. Kuran’da bu gerçek şöyle haber verilir:

    “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)

    MÜMİNLERE ÖRNEK İDEAL İNSAN MODELİ PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)’DİR

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çok içli, şefkatli, anlayışlı, sevgi dolu bir insandı. Dostlarının, yakınlarının, kendisine tabi olan tüm müminlerin maddi ve manevi her türlü sorunu ile ilgilenir, sağlıkları, güvenlikleri, neşeleri için tüm tedbirleri alır, onlara koruyucu kanatlarını gerer, imanlarını ve takvalarını sürekli takviye ederek ahiret hayatlarını düşünürdü. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu tüm insanlığa örnek olan güzel özellikleri ayetlerde şöyle bildirilmektedir:

    “Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)

    “Ve müminlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger.”” (Şuara Suresi, 215)

    Peygamberimiz (s.a.v.)’in eğittiği müminler de onun güzel özelliklerini kendilerine örnek aldıkları için, Kuran’da da zikredilerek tüm insanlığa duyurulan fedakarlıklarda, şefkatli ve merhametli tavırlarda bulunmuşlardır. Bir ayette müminlerin birbirleri için yaptıkları fedakarlık şöyle haber verilir:

    “Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” (Haşr Suresi, 9)

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashabına da merhametli olmalarını hatırlatmış ve onlara en güzel örnek olmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadiste şöyle buyurmuştur:

    “Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi olanlara. Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere.” (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 70/10)





+ Yorum Gönder