Konusunu Oylayın.: Allah ve Kuran ile ilgili sorular

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı.

Allah ve Kuran ile ilgili sorular
  1. 08.Nisan.2013, 20:23
    1
    Misafir

    Allah ve Kuran ile ilgili sorular






    Allah ve Kuran ile ilgili sorular Mumsema 1) allahin varliğinin ve birliğinin delilleri nelerdir
    2)kuran bozulmadan gunumuze kadar nasil gelmiştir
    3) kuran bilimle çelişir mi neden ?
    4)kuranın temelinin amaçları nelerdir ?
    5) allah niçin insanlardan peygamber göndermiştir
    6)kuran niçin gönderilmiştir
    7)islamda mukaddes sayılan 5 hak nedir?
    kısa kısa cevaplarsanız sevinirim simdiden sağolun


  2. 08.Nisan.2013, 20:23
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    1) allahin varliğinin ve birliğinin delilleri nelerdir
    2)kuran bozulmadan gunumuze kadar nasil gelmiştir
    3) kuran bilimle çelişir mi neden ?
    4)kuranın temelinin amaçları nelerdir ?
    5) allah niçin insanlardan peygamber göndermiştir
    6)kuran niçin gönderilmiştir
    7)islamda mukaddes sayılan 5 hak nedir?
    kısa kısa cevaplarsanız sevinirim simdiden sağolun


    Benzer Konular

    - Allah ilgili sorular

    - Namaz,kuran ,abdestile ilgili aklıma takılan sorular

    - Allah ve Din ile ilgili sorular

    - Kuran-ı Kerim ile ilgili Sorular ve cevapları

    - Kuran-ı Kerim'i Anlamak ile ilgili sorular

  3. 21.Nisan.2013, 19:34
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Allah ve Kuran ile ilgili sorular




    Alıntı
    1) allahin varliğinin ve birliğinin delilleri nelerdir
    Allah'ın varlığının delilleri nelerdir? Allah'ın varlığını nasıl ispatlarız / kanıtlarız?

    Varın ispatı, yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kainatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkansızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki; yok, hiçbir zaman ispat edilemez...

    Bir sarayın kapılarından 999'u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkarcı, devamlı surette kapalı olan o bir tek kapıyı nazara verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, o inkarcı ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyalarına kapalıdır. Mümin için kapalı kapı yoktur. Yeter ki gözlerini yummasın!... Zaten 999'u herkese açıktır. Hem de ardına kadar...

    İşte o kapı ve delillerden birkaçı :

    İmkân Delili: İmkân, birşeyin olması ile olmamasının eşit ihtimale sahip olması demektir. Günlük konuşmalarımızda da mümkün derken olabilir de olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olan her varlık bize şu gerçeği haykırır: Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu an ben varsam, var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise ancak Allahtır.

    Hudus delili: Hudus, sonradan olma demektir. Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa, bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta iken var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre bu var oluş Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir. Maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kainatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi hadiseler, bu varlık aleminin bir başlangıcı olduğunu gösteriyor.

    San'at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kainatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kainattaki her eser şu özelliklere sahiptir:
    • Büyük sanat değeri taşır.
    • Çok kıymetlidir.
    • Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.
    • Çok sayıda olmaktadır.
    • Karışık ve çeşit çeşittir.
    • Devamlıdır.

    Halbuki, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde san'at ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelebilir!..

    Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor. Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. Tavuğu kim yaptı? Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise bir şeyin silsile halinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allah’ın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz : Bunu kim yarattı diye .

    Kur'an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. Yumurtayı kim yaptı? Yahut meyveyi kim yaptı? sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı” diye cevap verilir. İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz.

    Hikmet ve gaye delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kainattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allaha isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.

    Yardımlaşma delili: Yağmurun toprağın imdadına, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle adeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir.
    Temizlik: Kainattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüs ismiyle müsemma bir Zat'ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgar, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; gezegenimizde atmosfer, uzayda kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes'i göstermektedir.
    Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine birebir benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk'ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır.

    Fıtrat ve Vicdan Delili: Allahı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan birkaç örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allaha yapar. Aksi halde batıl mâbutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir. Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur. Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.

    Tarih: Dinler tarihi şahittir ki, insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına inanma duygusunu Allah koymuştur ve insan O’na (Allah’a) inanmakla mükelleftir.

    Kur'an: Kur'an-ı Kerim'in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk'ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır. Bunlar, Kur’an ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle "Allah vardır" derler.

    Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri'nin (a.s.m) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de, yine Cenab-ı Hakk'ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira Peygamberlerin varlıklarının gayesi, Tevhid; yani Allah'ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk'ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle "Allah vardır ve birdir" demektedir.
    Mehmet Kırkıncı

    Alıntı
    2)kuran bozulmadan gunumuze kadar nasil gelmiştir

    Kur'an Tahriften Nasıl Uzak Kalmıştır?

    Allah'ın son mukaddes kitabı, bütün insanlığa İlâhî fermanı olan Kur'an, 23 senede âyet âyet, sûre sûre nâzil olmuştur. Peygamber Efendimiz kendisine nâzil olan âyet ve sûreleri yanında bulunan sahâbelerine okur, sahâbeler de onu ezber ederler, bir kısmı da yazardı. Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nâzil olan âyetleri ve sûreleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler. Gelen âyet ve sûrenin nerede yer alacağı, Kur'an'ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize Cebrâil (as) vasıtasıyla bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamberin sağlığında Kur'an'ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Ayrıca Cebrâil (as) her Ramazanda gelir, o güne kadar nâzil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize yeni baştan okurdu. Efendimizin vefatından evvelki son Ramazanda Hz. Cibrîl yine gelmiş, ancak bu sefer Kur'an'ı Peygamberimizle iki sefer okumuşlardı. Birinci sefer Hz. Cibrîl okumuş, Peygamberimiz dinlemiş; ikinci seferde ise Peygamberimiz okumuş, Hz. Cibrîl dinlemişti. Böylece Kur'an, son şeklini almıştı.

    Bununla beraber, Hz. Peygamber'in sağlığında Kur'an, henüz müstakil bir cilt hâlinde bir araya toplanmış da değildi. Sayfalar halinde Sahâbeler arasında dağınık olarak bulunuyor, hâfızalarda ezberlenmiş halde duruyordu. Fakat neyin nereye gireceği gayet kesin ve net şekilde bilinmekteydi.

    Nihayet Hz. Ebû Bekir'in hilâfeti zamanında görülen lüzum üzerine Zeyd bin Sâbit'in başkanlığında vahiy kâtiplerinden ve kuvvetli hâfızlardan müteşekkil bir komisyon kuruldu. Kur'an'ın bir cilt hâlinde bir araya toplanma işi, bu komisyona havale edildi. Ashabdan herkes, elinde yazılı bulunan Kur'an sayfalarını getirip bu komisyona teslim ettiler. Hâfızların ve vahiy kâtiplerinin elbirliği ile çalışmaları sonunda sayfalar, sûre ve âyetler Peygamberimizin tarif ettiği şekilde yerli yerine kondu. Böylece Kur'an, Mushaf adıyla tek kitab hâline getirilmiş oldu.

    Artık Kur'an için unutulma, kaybolma, tahrif ve tebdile uğrama diye bir şey söz konusu olamazdı. Zira aslı, Hz. Peygambere gelen şekliyle eksiksiz ve noksansız şekilde tesbit edilmişti.

    Hz. Osman zamanında görülen lüzum üzerine, bu Mushaftan yeni nüshalar çoğaltılıp çeşitli memleketlere gönderildi.

    Bugün elde mevcut olan Kur'an'lar, işte bu Kur'an'dan çoğaltılmıştır.

    Kur'an tesbit edilişindeki sağlamlık itibariyle, diğer İlâhî Kitablardan farklı olarak, hiçbir tahrifat ve değişikliğe uğramadan vahiy mahsulü olan şekliyle tesbit edilip ortaya konmuş; 1400 senedir de muhafaza edilerek gelmiştir. Bunda, Kur'an'ın edebî îcaz ve İ'câzının, yani, ezberleme kolaylığının, hiçbir insan sözüne benzememesinin ve söz olarak hiçbir taklidinin yapılamamasının, edebiyat ve belâgatına erişilememesinin ve zaptında a'zamî titizlik gösterilmesinin büyük rolü olduğu kesindir. Fakat asıl sebeb, Kur'an'ı Cenâb-ı Hakk'ın hıfz ve himayesine alması, onu kıyâmete kadar lâfız ve mânâ bakımından bir mu'cize olarak devam ettirmeyi taahhüd etmesidir. Nitekim Kur'an'da şöyle buyurulur:

    "Muhakkak ki bu Kur'an'ı biz indirdik ve onu koruyacak, muhafaza edecek, devam ettirecek de biziz..." (Hicr: 9).

    Bugün yeryüzündeki bütün Kur'an'lar aynıdır. Hiçbir farklılık ve değişiklik yoktur. Ayrıca milyonlarca hâfızın ezberinde bulunmakta, her an milyonlarca dil ile kırâet edilip okunmaktadır. Bu özellik, Kur'an'dan başka herhangi bir beşerî kitaba nasîb olmadığı gibi, semavî kitablardan hiçbirine dahi nasib olmamıştır. Allah'ın son kelâmı, hükmü kıyâmete kadar geçerli ezelî fermanı olan Kur'an'ın, böyle eşsiz bir makam ve ulvî bir şerefe nail olması da, elbette zarurî ve lüzumludur.



  4. 21.Nisan.2013, 19:34
    2
    Moderatör



    Alıntı
    1) allahin varliğinin ve birliğinin delilleri nelerdir
    Allah'ın varlığının delilleri nelerdir? Allah'ın varlığını nasıl ispatlarız / kanıtlarız?

    Varın ispatı, yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kainatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkansızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki; yok, hiçbir zaman ispat edilemez...

    Bir sarayın kapılarından 999'u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkarcı, devamlı surette kapalı olan o bir tek kapıyı nazara verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, o inkarcı ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyalarına kapalıdır. Mümin için kapalı kapı yoktur. Yeter ki gözlerini yummasın!... Zaten 999'u herkese açıktır. Hem de ardına kadar...

    İşte o kapı ve delillerden birkaçı :

    İmkân Delili: İmkân, birşeyin olması ile olmamasının eşit ihtimale sahip olması demektir. Günlük konuşmalarımızda da mümkün derken olabilir de olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olan her varlık bize şu gerçeği haykırır: Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu an ben varsam, var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise ancak Allahtır.

    Hudus delili: Hudus, sonradan olma demektir. Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa, bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta iken var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre bu var oluş Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir. Maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kainatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi hadiseler, bu varlık aleminin bir başlangıcı olduğunu gösteriyor.

    San'at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kainatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kainattaki her eser şu özelliklere sahiptir:
    • Büyük sanat değeri taşır.
    • Çok kıymetlidir.
    • Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.
    • Çok sayıda olmaktadır.
    • Karışık ve çeşit çeşittir.
    • Devamlıdır.

    Halbuki, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde san'at ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelebilir!..

    Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor. Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. Tavuğu kim yaptı? Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise bir şeyin silsile halinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allah’ın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz : Bunu kim yarattı diye .

    Kur'an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. Yumurtayı kim yaptı? Yahut meyveyi kim yaptı? sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı” diye cevap verilir. İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz.

    Hikmet ve gaye delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kainattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allaha isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.

    Yardımlaşma delili: Yağmurun toprağın imdadına, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle adeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir.
    Temizlik: Kainattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüs ismiyle müsemma bir Zat'ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgar, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; gezegenimizde atmosfer, uzayda kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes'i göstermektedir.
    Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine birebir benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk'ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır.

    Fıtrat ve Vicdan Delili: Allahı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan birkaç örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allaha yapar. Aksi halde batıl mâbutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir. Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur. Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.

    Tarih: Dinler tarihi şahittir ki, insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına inanma duygusunu Allah koymuştur ve insan O’na (Allah’a) inanmakla mükelleftir.

    Kur'an: Kur'an-ı Kerim'in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk'ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır. Bunlar, Kur’an ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle "Allah vardır" derler.

    Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri'nin (a.s.m) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de, yine Cenab-ı Hakk'ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira Peygamberlerin varlıklarının gayesi, Tevhid; yani Allah'ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk'ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle "Allah vardır ve birdir" demektedir.
    Mehmet Kırkıncı

    Alıntı
    2)kuran bozulmadan gunumuze kadar nasil gelmiştir

    Kur'an Tahriften Nasıl Uzak Kalmıştır?

    Allah'ın son mukaddes kitabı, bütün insanlığa İlâhî fermanı olan Kur'an, 23 senede âyet âyet, sûre sûre nâzil olmuştur. Peygamber Efendimiz kendisine nâzil olan âyet ve sûreleri yanında bulunan sahâbelerine okur, sahâbeler de onu ezber ederler, bir kısmı da yazardı. Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nâzil olan âyetleri ve sûreleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler. Gelen âyet ve sûrenin nerede yer alacağı, Kur'an'ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize Cebrâil (as) vasıtasıyla bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamberin sağlığında Kur'an'ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Ayrıca Cebrâil (as) her Ramazanda gelir, o güne kadar nâzil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize yeni baştan okurdu. Efendimizin vefatından evvelki son Ramazanda Hz. Cibrîl yine gelmiş, ancak bu sefer Kur'an'ı Peygamberimizle iki sefer okumuşlardı. Birinci sefer Hz. Cibrîl okumuş, Peygamberimiz dinlemiş; ikinci seferde ise Peygamberimiz okumuş, Hz. Cibrîl dinlemişti. Böylece Kur'an, son şeklini almıştı.

    Bununla beraber, Hz. Peygamber'in sağlığında Kur'an, henüz müstakil bir cilt hâlinde bir araya toplanmış da değildi. Sayfalar halinde Sahâbeler arasında dağınık olarak bulunuyor, hâfızalarda ezberlenmiş halde duruyordu. Fakat neyin nereye gireceği gayet kesin ve net şekilde bilinmekteydi.

    Nihayet Hz. Ebû Bekir'in hilâfeti zamanında görülen lüzum üzerine Zeyd bin Sâbit'in başkanlığında vahiy kâtiplerinden ve kuvvetli hâfızlardan müteşekkil bir komisyon kuruldu. Kur'an'ın bir cilt hâlinde bir araya toplanma işi, bu komisyona havale edildi. Ashabdan herkes, elinde yazılı bulunan Kur'an sayfalarını getirip bu komisyona teslim ettiler. Hâfızların ve vahiy kâtiplerinin elbirliği ile çalışmaları sonunda sayfalar, sûre ve âyetler Peygamberimizin tarif ettiği şekilde yerli yerine kondu. Böylece Kur'an, Mushaf adıyla tek kitab hâline getirilmiş oldu.

    Artık Kur'an için unutulma, kaybolma, tahrif ve tebdile uğrama diye bir şey söz konusu olamazdı. Zira aslı, Hz. Peygambere gelen şekliyle eksiksiz ve noksansız şekilde tesbit edilmişti.

    Hz. Osman zamanında görülen lüzum üzerine, bu Mushaftan yeni nüshalar çoğaltılıp çeşitli memleketlere gönderildi.

    Bugün elde mevcut olan Kur'an'lar, işte bu Kur'an'dan çoğaltılmıştır.

    Kur'an tesbit edilişindeki sağlamlık itibariyle, diğer İlâhî Kitablardan farklı olarak, hiçbir tahrifat ve değişikliğe uğramadan vahiy mahsulü olan şekliyle tesbit edilip ortaya konmuş; 1400 senedir de muhafaza edilerek gelmiştir. Bunda, Kur'an'ın edebî îcaz ve İ'câzının, yani, ezberleme kolaylığının, hiçbir insan sözüne benzememesinin ve söz olarak hiçbir taklidinin yapılamamasının, edebiyat ve belâgatına erişilememesinin ve zaptında a'zamî titizlik gösterilmesinin büyük rolü olduğu kesindir. Fakat asıl sebeb, Kur'an'ı Cenâb-ı Hakk'ın hıfz ve himayesine alması, onu kıyâmete kadar lâfız ve mânâ bakımından bir mu'cize olarak devam ettirmeyi taahhüd etmesidir. Nitekim Kur'an'da şöyle buyurulur:

    "Muhakkak ki bu Kur'an'ı biz indirdik ve onu koruyacak, muhafaza edecek, devam ettirecek de biziz..." (Hicr: 9).

    Bugün yeryüzündeki bütün Kur'an'lar aynıdır. Hiçbir farklılık ve değişiklik yoktur. Ayrıca milyonlarca hâfızın ezberinde bulunmakta, her an milyonlarca dil ile kırâet edilip okunmaktadır. Bu özellik, Kur'an'dan başka herhangi bir beşerî kitaba nasîb olmadığı gibi, semavî kitablardan hiçbirine dahi nasib olmamıştır. Allah'ın son kelâmı, hükmü kıyâmete kadar geçerli ezelî fermanı olan Kur'an'ın, böyle eşsiz bir makam ve ulvî bir şerefe nail olması da, elbette zarurî ve lüzumludur.



  5. 21.Nisan.2013, 19:42
    3
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Allah ve Kuran ile ilgili sorular

    Alıntı
    3) kuran bilimle çelişir mi neden ?
    İlim, bir varlık hakkında bilgi sahibi olmak demektir. Bilimde inanma değil, bilme esastır. Dolayısıyla yukarıdaki soruyu, “Evrim Teorisine inanan değil, evrim teorisini bilen birisi” şekline getirmemiz gerekir. O zaman zaten cevabın sorunun içerisinde olduğu görülecektir. Çünkü bir konuyu bilmek ayrı şey, inanmak ise, tamamen ayrı bir şeydir. Hristiyanlığı bilen birisinin Hristiyan olmadığı gibi, İslâmiyet’i bilen bir kimse de, İslâmiyet’in bir takım temel rükünlerine inanmadığı sürece Müslüman olamaz.
    Konuya bu açıdan bakınca, evrim teorisini bilmek, evrimcilerin iddia ve delillerinin neler olduğunu öğrenip, birilerine, vazifesinin gereği onu öğretmek, bilimsel bir metot ve çalışma şeklidir. Bu konuda elde ettiği bilgilerin tamamen doğru olduğuna inansa, o zaman bu inancında, Kur’an’ın açık hükümlerine ters düşen bir takım hususlar bulunduğu için, elbette böyle bir inanç, İslâm dinine ters düşer.
    Ateizmi savunan evrimciler, her şeyden önce, evrim teorilerini bir yaratıcıyı reddeden bir görüş üzerine bina ediyorlar ve her şeyi tesadüf ve tabiatın eseri olarak takdim ediyorlar. Allah’ı inkâr ederek işe başlayan bir düşüncenin dinle bağdaşan bir yönü olabilir mi?
    Ateist evrimciler, tek hücrenin tesadüfen evrimleşmesiyle silsile halinde bütün canlıların birbirinden meydana geldiğini ileri sürüyorlar. İnsanı da bu evrim halkasının en son ürünü olarak kabul ediyorlar. Evrim kelimesini, buradaki evolüsyon manasında kullandıkları halde, evrim kargaşası meydana getirmek ve zihinleri bulandırmak, kendi batıl ve tamamen felsefî düşüncelerini yaymak için, kâinatta geçerli olan bir takım kanun ve prensiplerin yanında, her türlü değişme ve başkalaşmayı da yine evrim kelimesiyle ifade diyorlar. Böylece evrim kelimesinden kimin neyi kastettiği anlaşılmıyor.
    Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretiyle her türlü değişme, başkalaşma ve farklılaşma kâinatta cereyan etmektedir. Dolayısıyla Kur’an’da bütün varlıkların tedricen, yani zamanla farklı yapılar kazandıklarına dikkat çekilir. Mesela, bir hücreyle anne karnında gelişmeye başlayan insanın tavırdan tavıra geçtiği nazara verilir. Dünyanın başlangıçta güneşle beraber bulunduğu ve daha sonra ondan ayrıldığına işaret edilir.
    İnsan ve diğer bütün bitkiler ve hayvanların hücreleri ve yapıları her an değişmektedir. Bütün bu değişiklikleri de evrimle ifade ediyorlar. Hâlbuki bu değişiklikler bir kanun şeklinde görülmektedir ve ateist evrimcilerin evolüsyon karşılığı kullandıkları evrim kelimesiyle hiçbir ilgisi olmadığı gibi, bütün değişiklikler Allah’ın tasarrufundadır. Ancak onlar Allah’ı daha başlangıçta reddediyorlar.
    Her şeyin Allah’ın eseri olduğunu kabul eden ve Kur’an’ın yaratılış konusundaki açık hükümlerine ters düşmeyen değişme ve başkalaşmalara inanmada ve bunların evrim kelimesiyle ifade edilmesinde İslamiyet’e ters düşen bir yön olmaz.
    Prof. Dr. Adem Tatlı

    Alıntı
    4)kuranın temelinin amaçları nelerdir ?
    Allah, Kuranıkerim’i tüm insanlığa rehber olsun diye göndermiştir. Onun temel amaçlarını şöyle sıralayabiliriz:1. İnsanların ve diğer varlıkların yaratıcısının Allah olduğunu bildirmek:Kuranıkerim evrende bulunan sınırsız sayıda varlıklıklara, bunlar arasındaki muazzam ilişkiye ve evrendeki mikro planda ve makro düzeyde ilişkiler ağına dikkatimiz çeker. Bunların sahipsiz ve yaratıcısız olmadığına, onların boş ve nedensiz olarak yaratılmadığını vurgular. Bütün bu varlıkların yaratıcısının, hakiminin, yöneticisinin Allah olduğunu bildirir.2. İnsanların varlıklar içinde seçkin bir yerinin olduğunu ve sorumluluklarının bulunduğunu bildirmek:Allah insanı varlıkların en üstünü ve en vasıflısı olarak yaratmış, diğer varlıkları onun emrine vermiştir. İnsan, akıl ve becerileriyle keşfedebildiği varlıkları inceler, kullanır ve yönetir, yaşatır veya dönüştürür. Allah, insana bu gücü verenin kendisi olduğunu, bunu unutmamasını, eğer unutursa yeryüzünün düzeninin bozulacağını hatırlatır. Çünkü yaratıcısını tanımayan insan, ya kendini ya da başka güçleri tanrılaştıracak ve onun emrettiklerini yerine getirecektir.3. İnsanların davranışları, işleri ve sorumlulukları hakkında yönlendirici bilgiler vermek:Yaratıcı, insanlara işlerinde ve davranışlarında nelerin doğru nelerin yanlış olduğunu genel hatlarıyla bildirmiştir. Bu sayede insanlar, arzu ve isteklerinin etkisiyle yanlışı doğru, doğruyu yanlış görmekten kurtulmuşlardır. İnsanlar bu ilkelere uyduklarında işlerini doğruluk üzere yürütecek, yeryüzünde hak ve adaletle yaşayacaklardır.4. İnsanların yaptıklarından ve yapması gerekirken terk ettiklerinden dolayı sorumlu olduklarını ve bunların hesabını vereceğini bildirmek:Allah insana yüce duygular ve amaçlar verdiği gibi, adi ve bencilce duygular da vermiş ve insandan onlar arasında denge kurmasını, doğru olanı seçmesini yanlış ve kötü olandan uzaklaşmasını istemiştir. İnsan doğruyu bulma, yanlıştan uzak durma ve kaçınma çabası içindeyken, bu yolla kendini olgunlaştıracak ve cennete layık bir varlık haline gelerek ölümsüzlüğe erecektir. Allah, Kuranıkerim aracılığıyla bize sorumluluğumuzu hatırlatır ve dengeleri iyi kuramayıp yanlışlara ve kötülüklere daldığımızda, bunun doğal bir sonucu olarak acı ve ızdırapla karşılaşacağımızı bildirir; bizi uyarır.Kuranıkerim’in, ondan önceki kutsal kitapların, bütün peygamberlerin gönderiliş amaçları işte bu dört maddeden ibarettir. Dr. Ali Kuzudişli

    Alıntı
    5) allah niçin insanlardan peygamber göndermiştir
    Peygamberler Niçin Gönderilmiştir?

    Allahü teâlâ, kullarına çok acımakta, onların dünyada rahat ve huzur içinde yaşamalarını, âhirette de sonsuz saâdete kavuşmalarını istemektedir Bunun için, insanlar arasından seçtiği en üstün, en iyi kimseleri peygamber yapmış, bunlara kitaplar göndererek huzur, saâdet yolunu göstermiştir Saâdete kavuşmak için, önce kendisine ve peygamberlerine inanmak lâzım olduğunu bildirmiş, sonra kitaplarındaki tekliflere uymayı emir etmiştir Böyle inanan ve teklifleri beğenen insana “Mü’min” ve “Müslüman” denir

    Allahü teâlâ, insanları olgunlaştırmak ve kalblerindeki hastalıklarını tedâvi etmek için, ezelde merhamet ederek, peygamber göndermeyi dilemiştiPeygamberlerin, bu vazifelerini yapabilmeleri için, itaât edenlere müjde bildirmeleri lâzımdır Âhirette, inanmıyanlar için azap, itaât edenler için sevap bulunduğunu haber vermeleri lâzımdır Çünkü insan, kendine tatlı gelen şeylere kavuşmak ister Bunlara kavuşabilmek için, doğru yoldan sapar, günah işler Başkalarına kötülük yapar İnsanları kötülük yapmaktan korumak, dünyada ve âhirette rahat ve huzur içinde yaşamalarını sağlamak için peygamberlerin gönderilmesi lâzımdır Dünya hayatı kısadır Âhiret hayatı sonsuzdur Bunun için, âhiret hayatındaki saâdeti sağlamak önce gelmektedir

    Allahü teâlâ, kullarına kurtuluş yolunu göstermek için peygamberlerini göndermiştir Onlardan dördüne büyük kitap göndermiştir Bunlar Zebur, Tevrat, İncil ve Kur’ân-ı kerîmdir Kitaplarının hiçbirinde çarpık, sapık ve bozuk bir şey yoktur O’nun son peygamberi Muhammed aleyhisselâma indirdiği kitabı Kur’ân-ı kerîmdir Kur’ân-ı kerîmde, kullara lâzım olacak herşey bildirilmiştir Bunlara inanmayanlar azap ile korkutulmuş, İslâmın Şartlarını yapanlar ise, Cennet ile müjdelenmiştir

    Allahü teâlâ kullarının dinlerini, Muhammed aleyhisselâmı göndermekle tamamladı İslâm Dîninde olanlardan râzı olacağını bildirdi Geçmiş zamanlarda da, açık âyetleri ve büyük mu’cizeleri bulunan peygamberleri kullarına gönderdi Muhasmmed aleyhisselâmdan sonra hiçbir peygamber gelmeyeceğini Kur’ân-ı kerîmde bildirdi A’mâ (kör) olanların yol göstericiye teslim olmaları gibi ve çaresizlikten şaşırmış olan hastanın merhametli doktorlara kendini teslim etmesi gibi, insanların da aklın eremiyeceği faydalara kavuşabilmeleri ve felaketlerden kurtulabilmeleri için, gönderdiği peygamberlere teslim olmalarını diledi

    Muhammed aleyhisselâmı, peygamberlerinin en üstünü, en merhametlisi yaptı O’nun milletini, en âdil ümmet eyledi O’nun dinini, hepsinden olgun eylediO’nun hâlinde aşırılık ve noksanlık olmadığını, derecesinin üstünlüğünü ve bütün varlıkların Peygamberi olduğunu Kur’ân-ı kerîmde, çeşitli âyetlerde bildirdiBirliğini ve hiçbir şeye benzemediğini anlatmak için ve kullarının bilgilerinin ve işlerinin düzenlenmesi ve hasta kalplerinin tedâvisi için, O’nu kullarına son Peygamber olarak gönderdi


  6. 21.Nisan.2013, 19:42
    3
    Moderatör
    Alıntı
    3) kuran bilimle çelişir mi neden ?
    İlim, bir varlık hakkında bilgi sahibi olmak demektir. Bilimde inanma değil, bilme esastır. Dolayısıyla yukarıdaki soruyu, “Evrim Teorisine inanan değil, evrim teorisini bilen birisi” şekline getirmemiz gerekir. O zaman zaten cevabın sorunun içerisinde olduğu görülecektir. Çünkü bir konuyu bilmek ayrı şey, inanmak ise, tamamen ayrı bir şeydir. Hristiyanlığı bilen birisinin Hristiyan olmadığı gibi, İslâmiyet’i bilen bir kimse de, İslâmiyet’in bir takım temel rükünlerine inanmadığı sürece Müslüman olamaz.
    Konuya bu açıdan bakınca, evrim teorisini bilmek, evrimcilerin iddia ve delillerinin neler olduğunu öğrenip, birilerine, vazifesinin gereği onu öğretmek, bilimsel bir metot ve çalışma şeklidir. Bu konuda elde ettiği bilgilerin tamamen doğru olduğuna inansa, o zaman bu inancında, Kur’an’ın açık hükümlerine ters düşen bir takım hususlar bulunduğu için, elbette böyle bir inanç, İslâm dinine ters düşer.
    Ateizmi savunan evrimciler, her şeyden önce, evrim teorilerini bir yaratıcıyı reddeden bir görüş üzerine bina ediyorlar ve her şeyi tesadüf ve tabiatın eseri olarak takdim ediyorlar. Allah’ı inkâr ederek işe başlayan bir düşüncenin dinle bağdaşan bir yönü olabilir mi?
    Ateist evrimciler, tek hücrenin tesadüfen evrimleşmesiyle silsile halinde bütün canlıların birbirinden meydana geldiğini ileri sürüyorlar. İnsanı da bu evrim halkasının en son ürünü olarak kabul ediyorlar. Evrim kelimesini, buradaki evolüsyon manasında kullandıkları halde, evrim kargaşası meydana getirmek ve zihinleri bulandırmak, kendi batıl ve tamamen felsefî düşüncelerini yaymak için, kâinatta geçerli olan bir takım kanun ve prensiplerin yanında, her türlü değişme ve başkalaşmayı da yine evrim kelimesiyle ifade diyorlar. Böylece evrim kelimesinden kimin neyi kastettiği anlaşılmıyor.
    Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretiyle her türlü değişme, başkalaşma ve farklılaşma kâinatta cereyan etmektedir. Dolayısıyla Kur’an’da bütün varlıkların tedricen, yani zamanla farklı yapılar kazandıklarına dikkat çekilir. Mesela, bir hücreyle anne karnında gelişmeye başlayan insanın tavırdan tavıra geçtiği nazara verilir. Dünyanın başlangıçta güneşle beraber bulunduğu ve daha sonra ondan ayrıldığına işaret edilir.
    İnsan ve diğer bütün bitkiler ve hayvanların hücreleri ve yapıları her an değişmektedir. Bütün bu değişiklikleri de evrimle ifade ediyorlar. Hâlbuki bu değişiklikler bir kanun şeklinde görülmektedir ve ateist evrimcilerin evolüsyon karşılığı kullandıkları evrim kelimesiyle hiçbir ilgisi olmadığı gibi, bütün değişiklikler Allah’ın tasarrufundadır. Ancak onlar Allah’ı daha başlangıçta reddediyorlar.
    Her şeyin Allah’ın eseri olduğunu kabul eden ve Kur’an’ın yaratılış konusundaki açık hükümlerine ters düşmeyen değişme ve başkalaşmalara inanmada ve bunların evrim kelimesiyle ifade edilmesinde İslamiyet’e ters düşen bir yön olmaz.
    Prof. Dr. Adem Tatlı

    Alıntı
    4)kuranın temelinin amaçları nelerdir ?
    Allah, Kuranıkerim’i tüm insanlığa rehber olsun diye göndermiştir. Onun temel amaçlarını şöyle sıralayabiliriz:1. İnsanların ve diğer varlıkların yaratıcısının Allah olduğunu bildirmek:Kuranıkerim evrende bulunan sınırsız sayıda varlıklıklara, bunlar arasındaki muazzam ilişkiye ve evrendeki mikro planda ve makro düzeyde ilişkiler ağına dikkatimiz çeker. Bunların sahipsiz ve yaratıcısız olmadığına, onların boş ve nedensiz olarak yaratılmadığını vurgular. Bütün bu varlıkların yaratıcısının, hakiminin, yöneticisinin Allah olduğunu bildirir.2. İnsanların varlıklar içinde seçkin bir yerinin olduğunu ve sorumluluklarının bulunduğunu bildirmek:Allah insanı varlıkların en üstünü ve en vasıflısı olarak yaratmış, diğer varlıkları onun emrine vermiştir. İnsan, akıl ve becerileriyle keşfedebildiği varlıkları inceler, kullanır ve yönetir, yaşatır veya dönüştürür. Allah, insana bu gücü verenin kendisi olduğunu, bunu unutmamasını, eğer unutursa yeryüzünün düzeninin bozulacağını hatırlatır. Çünkü yaratıcısını tanımayan insan, ya kendini ya da başka güçleri tanrılaştıracak ve onun emrettiklerini yerine getirecektir.3. İnsanların davranışları, işleri ve sorumlulukları hakkında yönlendirici bilgiler vermek:Yaratıcı, insanlara işlerinde ve davranışlarında nelerin doğru nelerin yanlış olduğunu genel hatlarıyla bildirmiştir. Bu sayede insanlar, arzu ve isteklerinin etkisiyle yanlışı doğru, doğruyu yanlış görmekten kurtulmuşlardır. İnsanlar bu ilkelere uyduklarında işlerini doğruluk üzere yürütecek, yeryüzünde hak ve adaletle yaşayacaklardır.4. İnsanların yaptıklarından ve yapması gerekirken terk ettiklerinden dolayı sorumlu olduklarını ve bunların hesabını vereceğini bildirmek:Allah insana yüce duygular ve amaçlar verdiği gibi, adi ve bencilce duygular da vermiş ve insandan onlar arasında denge kurmasını, doğru olanı seçmesini yanlış ve kötü olandan uzaklaşmasını istemiştir. İnsan doğruyu bulma, yanlıştan uzak durma ve kaçınma çabası içindeyken, bu yolla kendini olgunlaştıracak ve cennete layık bir varlık haline gelerek ölümsüzlüğe erecektir. Allah, Kuranıkerim aracılığıyla bize sorumluluğumuzu hatırlatır ve dengeleri iyi kuramayıp yanlışlara ve kötülüklere daldığımızda, bunun doğal bir sonucu olarak acı ve ızdırapla karşılaşacağımızı bildirir; bizi uyarır.Kuranıkerim’in, ondan önceki kutsal kitapların, bütün peygamberlerin gönderiliş amaçları işte bu dört maddeden ibarettir. Dr. Ali Kuzudişli

    Alıntı
    5) allah niçin insanlardan peygamber göndermiştir
    Peygamberler Niçin Gönderilmiştir?

    Allahü teâlâ, kullarına çok acımakta, onların dünyada rahat ve huzur içinde yaşamalarını, âhirette de sonsuz saâdete kavuşmalarını istemektedir Bunun için, insanlar arasından seçtiği en üstün, en iyi kimseleri peygamber yapmış, bunlara kitaplar göndererek huzur, saâdet yolunu göstermiştir Saâdete kavuşmak için, önce kendisine ve peygamberlerine inanmak lâzım olduğunu bildirmiş, sonra kitaplarındaki tekliflere uymayı emir etmiştir Böyle inanan ve teklifleri beğenen insana “Mü’min” ve “Müslüman” denir

    Allahü teâlâ, insanları olgunlaştırmak ve kalblerindeki hastalıklarını tedâvi etmek için, ezelde merhamet ederek, peygamber göndermeyi dilemiştiPeygamberlerin, bu vazifelerini yapabilmeleri için, itaât edenlere müjde bildirmeleri lâzımdır Âhirette, inanmıyanlar için azap, itaât edenler için sevap bulunduğunu haber vermeleri lâzımdır Çünkü insan, kendine tatlı gelen şeylere kavuşmak ister Bunlara kavuşabilmek için, doğru yoldan sapar, günah işler Başkalarına kötülük yapar İnsanları kötülük yapmaktan korumak, dünyada ve âhirette rahat ve huzur içinde yaşamalarını sağlamak için peygamberlerin gönderilmesi lâzımdır Dünya hayatı kısadır Âhiret hayatı sonsuzdur Bunun için, âhiret hayatındaki saâdeti sağlamak önce gelmektedir

    Allahü teâlâ, kullarına kurtuluş yolunu göstermek için peygamberlerini göndermiştir Onlardan dördüne büyük kitap göndermiştir Bunlar Zebur, Tevrat, İncil ve Kur’ân-ı kerîmdir Kitaplarının hiçbirinde çarpık, sapık ve bozuk bir şey yoktur O’nun son peygamberi Muhammed aleyhisselâma indirdiği kitabı Kur’ân-ı kerîmdir Kur’ân-ı kerîmde, kullara lâzım olacak herşey bildirilmiştir Bunlara inanmayanlar azap ile korkutulmuş, İslâmın Şartlarını yapanlar ise, Cennet ile müjdelenmiştir

    Allahü teâlâ kullarının dinlerini, Muhammed aleyhisselâmı göndermekle tamamladı İslâm Dîninde olanlardan râzı olacağını bildirdi Geçmiş zamanlarda da, açık âyetleri ve büyük mu’cizeleri bulunan peygamberleri kullarına gönderdi Muhasmmed aleyhisselâmdan sonra hiçbir peygamber gelmeyeceğini Kur’ân-ı kerîmde bildirdi A’mâ (kör) olanların yol göstericiye teslim olmaları gibi ve çaresizlikten şaşırmış olan hastanın merhametli doktorlara kendini teslim etmesi gibi, insanların da aklın eremiyeceği faydalara kavuşabilmeleri ve felaketlerden kurtulabilmeleri için, gönderdiği peygamberlere teslim olmalarını diledi

    Muhammed aleyhisselâmı, peygamberlerinin en üstünü, en merhametlisi yaptı O’nun milletini, en âdil ümmet eyledi O’nun dinini, hepsinden olgun eylediO’nun hâlinde aşırılık ve noksanlık olmadığını, derecesinin üstünlüğünü ve bütün varlıkların Peygamberi olduğunu Kur’ân-ı kerîmde, çeşitli âyetlerde bildirdiBirliğini ve hiçbir şeye benzemediğini anlatmak için ve kullarının bilgilerinin ve işlerinin düzenlenmesi ve hasta kalplerinin tedâvisi için, O’nu kullarına son Peygamber olarak gönderdi


  7. 21.Nisan.2013, 19:49
    4
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Allah ve Kuran ile ilgili sorular

    Alıntı
    6)kuran niçin gönderilmiştir
    Bu sorunuzun cevabınıda kuranı kerimden okuyalım
    kuranın niçin indirildiği ile alakalı ayetler


    Kur’an , dosdoğru yolu göstermek için . (Bakara 2 , Mâide 16 , Yusuf 111 , İsrâ 9 )
    Allah’ı (c.c.) tanımamız için . ( İbrâhim 52 )
    Düşünüp anlamamız için . ( İsrâ 41 )
    Doğru ile yanlışın ayrılması için . ( Furkan 1 )
    Kendisiyle hükmedilmesi için . ( Nisâ 105 , Mâide 49 , En’am 114 , Nahl 64 , Ahzab 36 )
    Cennetle müjdelemek için . ( Kehf 2 )
    Şerefimizi kazanmamız için . ( Enbiyâ 10 , Mü’minûn 71 , Zuhruf 44 )
    Kendisi vasıtasıyla cihad etmemiz için . ( Furkan 33 – 52 )
    Allah’ın azabına karşı uyarmak için . ( Kehf 2 , Yasin 70 , Şûrâ 7 , Ahkâf 12 )
    Uygulamamız ve ona göre yaşamamız için . ( Mâide 68 , A’raf 3 , Zuhruf 44 , Furkan 30 )
    Nasihat almamız için . ( İbrâhim 52 , Kâf 45 , Kamer 17 )
    Fert ve toplumların meselelerine çâre olması için . ( Enfâl 24 , İsrâ 82 , Hadid 9 )
    Hayırlara ulaşmamız için . ( Nahl 30 )
    İmanımızın ve Allah’a olan saygımızın artması için . ( Tevbe 124 , Nahl 102 , İsrâ 109 )


    Alıntı
    7)islamda mukaddes sayılan 5 hak nedir?
    kısa kısa cevaplarsanız sevinirim simdiden sağolun


    İslamda mukaddes ayılan ve islamın ilk şartlarından olan ilk beş madde

    1- Kelimei şehadet
    2- Namaz
    3-Oruç
    4- Zekat
    5- Hac

    selametle kalmanız dileği ile.....




  8. 21.Nisan.2013, 19:49
    4
    Moderatör
    Alıntı
    6)kuran niçin gönderilmiştir
    Bu sorunuzun cevabınıda kuranı kerimden okuyalım
    kuranın niçin indirildiği ile alakalı ayetler


    Kur’an , dosdoğru yolu göstermek için . (Bakara 2 , Mâide 16 , Yusuf 111 , İsrâ 9 )
    Allah’ı (c.c.) tanımamız için . ( İbrâhim 52 )
    Düşünüp anlamamız için . ( İsrâ 41 )
    Doğru ile yanlışın ayrılması için . ( Furkan 1 )
    Kendisiyle hükmedilmesi için . ( Nisâ 105 , Mâide 49 , En’am 114 , Nahl 64 , Ahzab 36 )
    Cennetle müjdelemek için . ( Kehf 2 )
    Şerefimizi kazanmamız için . ( Enbiyâ 10 , Mü’minûn 71 , Zuhruf 44 )
    Kendisi vasıtasıyla cihad etmemiz için . ( Furkan 33 – 52 )
    Allah’ın azabına karşı uyarmak için . ( Kehf 2 , Yasin 70 , Şûrâ 7 , Ahkâf 12 )
    Uygulamamız ve ona göre yaşamamız için . ( Mâide 68 , A’raf 3 , Zuhruf 44 , Furkan 30 )
    Nasihat almamız için . ( İbrâhim 52 , Kâf 45 , Kamer 17 )
    Fert ve toplumların meselelerine çâre olması için . ( Enfâl 24 , İsrâ 82 , Hadid 9 )
    Hayırlara ulaşmamız için . ( Nahl 30 )
    İmanımızın ve Allah’a olan saygımızın artması için . ( Tevbe 124 , Nahl 102 , İsrâ 109 )


    Alıntı
    7)islamda mukaddes sayılan 5 hak nedir?
    kısa kısa cevaplarsanız sevinirim simdiden sağolun


    İslamda mukaddes ayılan ve islamın ilk şartlarından olan ilk beş madde

    1- Kelimei şehadet
    2- Namaz
    3-Oruç
    4- Zekat
    5- Hac

    selametle kalmanız dileği ile.....







+ Yorum Gönder