Konusunu Oylayın.: Arapça'nın diğer dillere göre farklılığ nedir ki, Kur'an Arapça indirilmiştir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı.

Arapça'nın diğer dillere göre farklılığ nedir ki, Kur'an Arapça indirilmiştir?
  1. 03.Nisan.2013, 18:40
    1
    Misafir

    Arapça'nın diğer dillere göre farklılığ nedir ki, Kur'an Arapça indirilmiştir?






    Arapça'nın diğer dillere göre farklılığ nedir ki, Kur'an Arapça indirilmiştir? Mumsema Arapça'nın diğer dillere göre farklılığ nedir ki, Kur'an Arapça indirilmiştir?


  2. 18.Nisan.2013, 00:13
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,180
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Arapça'nın diğer dillere göre farklılığ nedir ki, Kur'an Arapça indirilmiştir?




    Arapça'nın diğer dillere göre farklılığ nedir ki, Kur'an Arapça indirilmiştir?


    Örneğin sadece sarf açısından “K-T-B/KETEBE” sözcüğünün bizzat kendisinden 24 ayrı kelimeler, zamanlar, siğalar/kipler türetilebiliyor ki, başka hiç bir dil bu özelliğe sahip değildir. Örneğin KETEBE=yazdı; YEKTUBU=Yazar filinin ikil ve çoğulları, gaib ve muhatapları, mütekellim vahdeh ve mütekellim maal-gayr siğaları Arapça’da aynı sözcüğün kendisinden türetildiği halde, Türkçe’de ayrı kelimeler olan farklı eklerle ancak bunu ifade edebilirsiniz.

    KETEBÂ= İKİ ERKEK yazdı/lar. KTEBETÂ= İki kadın yazdı/lar. KETEBÛ=birçok erkek yazdı. KETEBNE=Bir çok kadın yazdı. KTEBTÜ= BEN yazdım. KETEBNÂ=Biz yazdık. KÂTİBANİ= İki erkek yazar(Katip), KÂTİBETÂNİ=İki kadın Yazar/Katibe) misallerinde olduğu gibi Türkçe’de başka kelimeler getirerek ancak yaptığımız değişiklikler, Arapçada aynı kök harflerinden yapılmaktadır.

    Belagat: Bir sözün hem fasih (maksadı açıkça ifade edebilen, kusur¬suz) olması, hem de durumun gereğine (muktezâ-yı hâle) uygun olmasıdır. Diğer bir ifadeyle, yerine ve adamına göre söz söy¬leme sanatıdır. Belagat ilminin üç bilim dalı vardır:

    a) Maani ilmi: Muktezâ-yı hâl'a göre söylenen Arapça sözlerin durumu, kendisiyle bilinen bir ilimdir. Durumun değişmesiyle kelâmın şekilleri de değişir. Daha açık bir ifadeyle, inşa, ihbar, isnad, kasır, fasıl, vasıl, îcaz, itnab, müsavat gibi farklı ifade tarzlarıyla farklı manaların ifade edilmesini öğreten bir ilimdir.

    b) Beyan ilmi: -Hakikat, mecaz, teşbih, kinaye gibi- değişik ifade tarzlarıyla aynı manayı ifade etmeyi öğreten bir ilimdir.

    c) Bedi İlmi: Muktezâ-yı hale uygun sözlerin süsleme tarzlarıyla ilgili bilgileri öğreten ilimdir.

    Bu süsleme sanatı lafza ait ise, buna “müstahsenat-ı lafziye-lafza ait süslemeler” denir. Şayet manaya ait bir süsleme söz konusu ise, buna da “Müstahsenat-ı maneviye-Mayana ait süsleme” denir. Tevriye, Tibak, Mukabele gibi sanatlar, Müstahsenat-ımaneviyedendir. Cinas, kafiye/seci’, iktibas gibi süslemeler ise, müstahsenat-ı lafziyedendir.

    Arapça, teşbih, istiara, mecaz gibi bedi ilminin/ edebi sanatların en çok kullanıldığı bir dildir.

    Başka dillerde olsa da Arapçada olduğu kadar olmadığı uzmanlarca kabul edilmektedir.

    Arapça’da sıkça kullanılan Car-Mecrur edatlarının bulundukları yerlere göre cümlenin manasında değişikliğe sebep olmaktadır. Mesela: “Amentu billahi”nin anlamı, “Allah’a iman ettim", “Billahi amnetu”nun anlamı ise, “yalnız Allah’a iman ettim” şeklindedir. Mesela, Fatiha suresindeki “İyyake na’budu”nun manası: “yalnız sana kulluk ederiz” şeklindedir. Şayet aynı manaya gelen “NABUDUKE” denseydi, bunun anlamı “Sana ibadet ederiz” şeklindedir. Birinci ifadedeki hasrı, tahsisi ifade eden “K” zamiridir. Bu Muttasıl/bitişik zamir, Munfasıl/ayrık zamir halinde başa geçip “İyyake” olunca mana çok farklı olur.

    KALDI Kİ; güncel bir deyişle söyleyecek olursak; Kur’an sadece Arapça değil, aynı zamanda RAB’çadır. Yani Kur’an’ın dil üstünlüğü Arapça gibi üstün bir dille gelmiş olması yanında, sonsuz ilim kudret ve hikmet sahibi olan Rabbin/Allah’ın sözü olmasındandır. Bir kelime ile pek çok manaları aynı ifadede kullanabilen Allah’ın sözünü tercüme etmenin imkansızlığı zerre kadar aklı ve bilgisi olan kimselerce açık bir gerçektir. Kur’an’ın tefsiri veya Kur’an’da istihraç edilerek yazılmış milyonlarca eserlerin varlığı bu gerçeğin açık delilidir.

    Kur’an’ın erişilmez belagatı ve İ’cazı hakkında bir misal olarak, Bediüzzaman hazretlerinin İhlas suresinin tefsirine bakılabilir. Bediüzzaman'ın, 36 sûreyi ihtiva ettiğini belirttiği İhlâs sûresinin bu harika durumu, bilimsel olarak onu ortaya koyacak matematik formülü "Permitasyon prensibi" çerçevesinde değerlendirilmiştir.

    Bu prensibe göre, bu surede yer alan menfî ve müsbet üçer cümlenin oluşturduğu iki farklı kategorinin normal permitasyonlarının sayısı: 720'şerden toplam 1440 dır. Buna göre İhlâs sûresinde, tam 1440 İhlâs sûresi vardır. Şüphesiz bu husus tek başına bir mucizedir. (Geniş bilgi için, Niyazi Beki’nin “Kur’an’ın Büyük ve Parlak Bir Tefsiri Risale-i Nur” adlı eserine bakılabilir)


  3. 18.Nisan.2013, 00:13
    2
    Devamlı Üye



    Arapça'nın diğer dillere göre farklılığ nedir ki, Kur'an Arapça indirilmiştir?


    Örneğin sadece sarf açısından “K-T-B/KETEBE” sözcüğünün bizzat kendisinden 24 ayrı kelimeler, zamanlar, siğalar/kipler türetilebiliyor ki, başka hiç bir dil bu özelliğe sahip değildir. Örneğin KETEBE=yazdı; YEKTUBU=Yazar filinin ikil ve çoğulları, gaib ve muhatapları, mütekellim vahdeh ve mütekellim maal-gayr siğaları Arapça’da aynı sözcüğün kendisinden türetildiği halde, Türkçe’de ayrı kelimeler olan farklı eklerle ancak bunu ifade edebilirsiniz.

    KETEBÂ= İKİ ERKEK yazdı/lar. KTEBETÂ= İki kadın yazdı/lar. KETEBÛ=birçok erkek yazdı. KETEBNE=Bir çok kadın yazdı. KTEBTÜ= BEN yazdım. KETEBNÂ=Biz yazdık. KÂTİBANİ= İki erkek yazar(Katip), KÂTİBETÂNİ=İki kadın Yazar/Katibe) misallerinde olduğu gibi Türkçe’de başka kelimeler getirerek ancak yaptığımız değişiklikler, Arapçada aynı kök harflerinden yapılmaktadır.

    Belagat: Bir sözün hem fasih (maksadı açıkça ifade edebilen, kusur¬suz) olması, hem de durumun gereğine (muktezâ-yı hâle) uygun olmasıdır. Diğer bir ifadeyle, yerine ve adamına göre söz söy¬leme sanatıdır. Belagat ilminin üç bilim dalı vardır:

    a) Maani ilmi: Muktezâ-yı hâl'a göre söylenen Arapça sözlerin durumu, kendisiyle bilinen bir ilimdir. Durumun değişmesiyle kelâmın şekilleri de değişir. Daha açık bir ifadeyle, inşa, ihbar, isnad, kasır, fasıl, vasıl, îcaz, itnab, müsavat gibi farklı ifade tarzlarıyla farklı manaların ifade edilmesini öğreten bir ilimdir.

    b) Beyan ilmi: -Hakikat, mecaz, teşbih, kinaye gibi- değişik ifade tarzlarıyla aynı manayı ifade etmeyi öğreten bir ilimdir.

    c) Bedi İlmi: Muktezâ-yı hale uygun sözlerin süsleme tarzlarıyla ilgili bilgileri öğreten ilimdir.

    Bu süsleme sanatı lafza ait ise, buna “müstahsenat-ı lafziye-lafza ait süslemeler” denir. Şayet manaya ait bir süsleme söz konusu ise, buna da “Müstahsenat-ı maneviye-Mayana ait süsleme” denir. Tevriye, Tibak, Mukabele gibi sanatlar, Müstahsenat-ımaneviyedendir. Cinas, kafiye/seci’, iktibas gibi süslemeler ise, müstahsenat-ı lafziyedendir.

    Arapça, teşbih, istiara, mecaz gibi bedi ilminin/ edebi sanatların en çok kullanıldığı bir dildir.

    Başka dillerde olsa da Arapçada olduğu kadar olmadığı uzmanlarca kabul edilmektedir.

    Arapça’da sıkça kullanılan Car-Mecrur edatlarının bulundukları yerlere göre cümlenin manasında değişikliğe sebep olmaktadır. Mesela: “Amentu billahi”nin anlamı, “Allah’a iman ettim", “Billahi amnetu”nun anlamı ise, “yalnız Allah’a iman ettim” şeklindedir. Mesela, Fatiha suresindeki “İyyake na’budu”nun manası: “yalnız sana kulluk ederiz” şeklindedir. Şayet aynı manaya gelen “NABUDUKE” denseydi, bunun anlamı “Sana ibadet ederiz” şeklindedir. Birinci ifadedeki hasrı, tahsisi ifade eden “K” zamiridir. Bu Muttasıl/bitişik zamir, Munfasıl/ayrık zamir halinde başa geçip “İyyake” olunca mana çok farklı olur.

    KALDI Kİ; güncel bir deyişle söyleyecek olursak; Kur’an sadece Arapça değil, aynı zamanda RAB’çadır. Yani Kur’an’ın dil üstünlüğü Arapça gibi üstün bir dille gelmiş olması yanında, sonsuz ilim kudret ve hikmet sahibi olan Rabbin/Allah’ın sözü olmasındandır. Bir kelime ile pek çok manaları aynı ifadede kullanabilen Allah’ın sözünü tercüme etmenin imkansızlığı zerre kadar aklı ve bilgisi olan kimselerce açık bir gerçektir. Kur’an’ın tefsiri veya Kur’an’da istihraç edilerek yazılmış milyonlarca eserlerin varlığı bu gerçeğin açık delilidir.

    Kur’an’ın erişilmez belagatı ve İ’cazı hakkında bir misal olarak, Bediüzzaman hazretlerinin İhlas suresinin tefsirine bakılabilir. Bediüzzaman'ın, 36 sûreyi ihtiva ettiğini belirttiği İhlâs sûresinin bu harika durumu, bilimsel olarak onu ortaya koyacak matematik formülü "Permitasyon prensibi" çerçevesinde değerlendirilmiştir.

    Bu prensibe göre, bu surede yer alan menfî ve müsbet üçer cümlenin oluşturduğu iki farklı kategorinin normal permitasyonlarının sayısı: 720'şerden toplam 1440 dır. Buna göre İhlâs sûresinde, tam 1440 İhlâs sûresi vardır. Şüphesiz bu husus tek başına bir mucizedir. (Geniş bilgi için, Niyazi Beki’nin “Kur’an’ın Büyük ve Parlak Bir Tefsiri Risale-i Nur” adlı eserine bakılabilir)





+ Yorum Gönder