Konusunu Oylayın.: Bayanlarda akıntı gelmesı iyi midir kötü müdür?

5 üzerinden 4.75 | Toplam: 4 kişi oyladı.

Bayanlarda akıntı gelmesı iyi midir kötü müdür?
  1. 27.Mart.2013, 00:46
    1
    Misafir

    Bayanlarda akıntı gelmesı iyi midir kötü müdür?

  2. 15.Nisan.2013, 09:52
    2
    Hoca
    erimeye devam...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 28,655
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 326
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Bayanlarda akıntı gelmesı iyi midir kötü müdür?




    Kadınlara Mahsus Haller


    Ne Zaman Başlar, Kaç Yaşına Kadar Sürer?

    Nasıl Belli Olur?

    Kaç Gün Sürer?

    İki Ay Hâli Arasında Kalan Temiz Günlerin Süresi Ne Kadardır?

    Âdet Günleri Süresi Her Ay Muayyen midir?

    Âdet Günlerinin Süresinin Değiştiği Nasıl Anlaşılır?

    Âdet Çağına Giren Bir Kız, Kendisinde İlk Kanamayı Görünce Ne Yapar?




    Kadınlara mahsus haller denilince, hayız, nifas ve istihaze'den ibaret üç hâl kasdedilir. Bunları sırası ile görelim:

    Hayız Nedir?
    Hayız (regl), kadınların hastalık ve doğum halleri dışında ve belli

    yaşlar arasında rahimden gelen bir kandır. Buna âdet hâli, ay hâli, aybaşı, muayyen hâl gibi adlar da verilir.

    Hayız hâli, kadınlara mahsus tabiî bir haldir. Vücutta biriken kirli ve zehirli maddeler, hayız kanı ile dışarı atılır; vücut hafifler, sıhhat bulur. Bu sebeble hayız hâlinden ürkmeğe, korkmağa, tiksinti duymaya sebeb yoktur. Bu durumu normal bir hâl olarak karşılamalı, Allah'ın bir takdiri olarak bakmalıdır. Nitekim şu rivâyet de bunu te'yid eder mahiyettedir:

    Âişe validemiz, Peygamberimizle haccettiği sırada kendisinde muayyen hâl olmuş, bu durumda haccı yarım kalacak zannederek ağlamaya başlamıştı. Peygamberimiz kendisine:

    - Ne oluyorsun, ay hâli mi gördün? diye sormuş ve ardından şu açıklamayı yapmıştı:

    - Bu, kadınlar tâifesine Allah'ın bir yazısı ve takdîridir. Kâbe'yi tavaftan başka hacıların yaptığı herşey'i yap; Kâbe'yi de ay hâlinden kurtulduktan sonra tavâf edersin."

    Ne Zaman Başlar, Kaç Yaşına Kadar Sürer?
    Hayız hâli, en erken 9 yaşında başlar. Genç kızlar bu hâlin başlamasıyla bülûğa ermiş olurlar.

    Bu hâl, en geç 55 yaşına kadar, her ay belli sürelerle devam edip gelir. Bu yaştan sonra da kesilir.

    9'dan önce ve 55'ten sonra görülen kanamalar, muayyen halden sayılmazlar. Bir hastalıktan gelen istihaze hâli kabûl edilirler.

    Nasıl Belli Olur?
    Hayız akıntısı kırmızı, siyah, sarı, bulanık yeşil ve kiremit renklerinde olabilir. Pamukta bu renklerden biri görülse, muayyen hâlin başlamış olduğuna hükmedilir. Muayyen hâl kesildiğinde ise, gelen akıntı beyaz renktedir ve rahimin tabiî akıntısıdır.

    Rahimden gelen akıntının ay hâli sayılabilmesi için kadının hâmile olmaması da şarttır. Hâmilelik süresi içinde gelen kan, muayyen halden sayılmaz.

    Kaç Gün Sürer?
    Muayyen hal, en az 3 gün, en çok da 10 gün sürer. 3 günden (72 saat) az görülen akıntı ile, 10 günden (240 saat) fazla gelen akıntı muayyen halden sayılmaz. Bir hastalıktan geldiği kabûl edilir.

    Hayız süresi içinde akıntının devamlı olması şart değildir. Arasıra kesilebilir. Meselâ, bir kadın üç gün dem görse, sonra iki gün akıntı kesilse, sonra yine üç gün daha dem gelse, o kadının hayız müddeti 9 gündür. Ve arada akıntısız geçen iki gün de hayız günlerinden sayılır.

    İki Ay Hâli Arasında Kalan Temiz Günlerin Süresi Ne Kadardır?
    İki ay hâli arasındaki temizlik süresine "tuhr hâli" denir. Bu süre 15 günden az olmaz, daha fazla olabilir. Buna göre, 15 günden daha evvel ortaya çıkan akıntılar, ay hâlinden sayılmazlar.

    Âdet Günleri Süresi Her Ay Muayyen midir?
    Bâzı kadınların âdet günleri muayyendir. Meselâ, her ay 5 veya 7 veya 9 gün âdet görürler.

    Bâzılarında ise, âdet günleri sabit değil, aydan aya değişkendir. Meselâ, bunlar bir ay 5 gün, bir ay 6 gün âdet görürler. Bu halde ihtiyata uygun davranmak gerekir. Yani, böyle bir kadın, 6. gün oldu mu yıkanır, namazını kılar. Ramazanda ise, orucunu tutar. Çünkü, bu altıncı günde görülen kanın hastalık kanı olma ihtimali vardır. Ancak bu kadın 6. gün çıkmadan kocasıyla cinsî münasebette bulunamaz. Zira bu hal hayız hâli de olabilir.

    Âdet Günlerinin Süresinin Değiştiği Nasıl Anlaşılır?
    Bir âdet süresinin değişmiş olması için, o âdet süresine aykırı üst üste iki âdet görülmelidir. Meselâ, her ay, devamlı 5 gün âdet gören bir kadın, sonradan üstüste iki defa 4 veya 6 gün âdet görse artık onun âdeti 5 değil, 4 veya 6 gün olmuştur. Şu halde mutad olan âdet süresinin değişmesi, üst üste görülen iki ayrı âdet ile olmaktadır.

    Mûtad olan hayız müddetinden fazla olan, fazla süresi 10 günü geçmeyen kanamalar da, âdet hâlinden sayılır. Bu durumda âdet süresi değişmiş kabûl edilir. Meselâ, her ay 7 gün âdet gören bir kadın, sonradan 10 gün görmeye başlasa, 10 günü de hayızlı sayılır. Fakat 10 günü geçen kanamalarda, mutad günden fazla olan günler, âdet hâli değil, istihaze hâli kabûl edilir.

    Âdet Çağına Giren Bir Kız, Kendisinde İlk Kanamayı Görünce Ne Yapar?
    Âdet görecek çağa gelen bir kız, ilk defa görmeye başladığı âdetten dolayı, hemen namazı orucu terkeder. Bu kıza "mübtedie" denir. Âdet hâli üç günden az sürerse hayızlı olmadığı anlaşılır. Terk ettiği ibâdetleri kaza etmesi gerekir.

    İmam-ı A'zam'a göre, âdet tam üç gün devam edip hayız hâli olduğu kesinleşmeden namazı ve orucu terketmek câiz olmaz.

    * Bir kadının görmekte olduğu âdetini kocasına karşı inkâr etmesi veya vâkıaya muhalif olarak âdet gördüğünü söylemesi helâl olmaz.

    Nifas Neye Denir?

    Nifas, doğum sırasında kadından gelen kana denir. Nifas hâline Türkçemizde "Lohusalık hâli" denir.

    Nifas Hâli Kaç Gün Sürer?
    Nifas, yani, lohusalık hâlinin en az kaç gün süreceği belli değildir. Bir gün bile olabilir. En fazla devam müddeti ise, 40 gündür. 40 günden fazla sürmez. 40 günde kesilmeyip devam eden kan, artık nifas kanı değil, istihaze kanıdır.

    Bâzı kadınlar çocuk doğurduktan sonra, ancak 15-20 veya 25 gün kadar nifas görürler. Sonra kan kesilir. Böyle kadınların, nifas süreleri bu kadar olmuş olur. Bundan sonra yıkanır, namaz kılıp oruç tutmaya başlayabilir.

    Nifasın âzamî haddi, İmam-ı Şâfiî'ye göre 60 gündür. Yaygını ise, 40 gündür.

    Düşük Yapan Kadın Nifaslı Sayılır mı?
    Düşük çocukların el, ayak, parmak gibi uzuvları belirmiş ise, nifas hâli meydana gelir. Fakat âzaları henüz teşekkül etmemiş bir düşük ile, nifas hâli vücut bulmaz.

    Ameliyatla Doğum Yapan Kadınlar da Nifaslı Sayılırlar mı?
    Bir özür dolayısıyla çocuk ameliyatla (sezeryan) alınır ve kan da rahimden değil de karından çıkarsa, nifas hâli tahakkuk etmez. Bu kan, yaradan akan kan hükmündedir. Ancak kan, rahim yoluyla dışarı çıkarsa, kadın nifaslı sayılır.

    Nifas Müddeti İçinde Görülen Temizlik, Yani Nifasın Muvakkaten Kesilmesi Hâli Nifastan Sayılır mı?

    Evet, sayılır. Meselâ, 10 gün kan gelip 5 gün kesilse, sonra tekrar kanama başlasa ve 10 gün kadar sürse, bu 25 günlük sürenin hepsi de nifastan sayılır.

    * Çocuk dünyaya gelirken vücudunun ekserisinin rahimden çıkmasıyla, çocuk dünyaya gelmiş sayılır..

    Hayız - Nifas Ve İstihazenin Hükümleri

    Hayız ve Nifasla İlgili Hükümler:

    Hayız ve nifasın müşterek 8 hükmü vardır:

    1 - Hayız ve nifas hâlindeki kadından her türlü namaz mükellefiyeti düşer. Kadınlar hayız-nifas hâlinde oldukları müddet zarfında, namaz kılmaları kendilerine haram olur.

    Hayız ve nifas hâlinde iken kılamadıkları bu namazları; kadınlar sonradan kaza etmek mecburiyetinde de değillerdir. Cenâb-ı Hak, fazl ve kereminden onları böyle bir mükellefiyetten afvetmiştir.

    İslâm dîni gerçekten kolaylık dînidir. Hayız ve nifaslı kadınların namaz borçları hakkındaki hükmünde de, bu kolaylık prensibini apaçık görmekteyiz. Çünkü, hayız hâli kadınların her ay mübtelâ oldukları ve bir haftaya yakın zamanlarını meşgul eden eziyetli bir durumdur. Bu arada pek çok vakit namazlarını da kılamamış haldedirler. Kadının devamlı olarak kocasının ve çocuklarının hizmeti yanısıra, evinin temizlik ve bakımıyla da uğraştığı malûmdur. Bu durumda olan bir kadının, mecburen terkettiği pek çok vakit namazlarını sonradan kaza etmek zorunda kalmasının, ona ne derece ağır ve zahmetli geleceği apaçık meydandadır.

    Nifas hâli için de durum aynıdır. 20 gün, 30 gün, hattâ 40 gün namazını terketmek zorunda kalan bir kadının, bütün bu birikmiş namazları kaza edebilmesi ne kadar meşakkatli olacağı bedihîdir.

    İşte, âlemlere rahmet olan İslâmiyet, büyük bir kolaylık olarak, kadınların, hayız ve nifas hâlinde iken kılamadıkları bütün namazları afvetmiştir.

    * Hayız ve nifas hâlindeki kadınların namaz kılmaları haram olmakla birlikte, tesbih, zikir ve duada bulunmaları câizdir. Hattâ hayız ve nifas hâlindeki bir kadının, mümkün ise ve vakti de müsait ise, her namaz vaktinde abdest alıp, bir vakit namaz kılacak kadar kıbleye karşı yönelerek oturması, bu süre içinde, tesbih, tevhid ve tehlil ile meşgul olması müstehab bile görülmüştür. Bu şekilde o, hem Rabbini unutmamış ve ibadet zevkini kaçırmamış; hem de Allah'a ibadet hususunda -elinden gelseydi- ne derece arzu ve iştiyak içinde olduğunu da göstermiş olur. Bu güzel ve temiz niyeti sebebiyle, o kadına hayatında en güzel ve en feyizli kıldığı namazın sevabı yazılacağı rivâyetlerden anlaşılmaktadır.

    2 - Hayız-Nifas hâlindeki kadınlara, namaz kılmak gibi oruç tutmak da haramdır. Ancak namazdan farklı olarak, tutamadıkları günleri, temizlendikten sonra kaza etmeleri gerekmektedir.

    Çünkü, oruç, namaz gibi devamlı olmayıp senede bir ay olduğundan, kadınların tutamadıkları birkaç günlük oruç borçlarını sonradan kaza etmeleri, onlara pek fazla bir zahmet ve meşakkat yüklemez. Bu bakımdan namaz borçları afvedildiği halde, oruç borcu baki kalmış, sonradan kazası istenmiştir.

    Âişe validemiz bu hususta şöyle buyurmuşlardır:

    "Bize hayız ve nifas hâlleri geldiğinde, Hz. Resûlüllah (asm) tutmadığımız oruçlarımızı kazâ etmemizi emir buyururlardı. Kılmadığımız namazların ise kaza edilmesini emretmezlerdi."

    3 - Hayız ve nifas hâlinde olan bir kadına Kur'an okumak da haramdır. Resûl-i Ekrem (asm) Efendimiz, bu hususta şöyle buyurmuşlardır:

    "Hayızlı veya cünüp olan kimse, Kur'an-ı Azîmüşşân'dan birşey okuyamaz."

    Hayızlı ve nifaslı kadınların veya cünüplerin kunut vesaire gibi çeşitli duaları okumalarında, tesbih ve tehlil kelimelerini söylemelerinde ve Hazret-i Peygambere salât ve selâm getirmelerinde hiçbir mahzur yoktur.

    Hayız ve nifaslı halde olanlar, Kur'an-ı Kerîm'i okuyamamakla beraber, onu dinleyebilirler.

    4 - Hayız ve nifas hâlinde bulunanların, Kur'an'a ellerini sürmeleri de haramdır. Hattâ bütün Kur'an'ı (Mushaf'ı) değil, bir âyeti, bir âyetin birkaç kelimesini dahi tutmak haramdır.

    * Kur'an Kursu öğretmenliği yapan bir kadın, hayız hâlinde öğretim işini yardımcısına yaptıracaktır. Yardımcısı yoksa Hanefî ulemasından Kerhî ve Tahavî'ye göre öğretimini devam ettirecektir.

    Kerhî: Öğretmen hanım hayız hâlinde kelime kelime, Tahavî ise, yarımşar âyet söylemekle öğretim yapılmasında 'beis yoktur' demişlerdir.

    5 - Hayız-Nifas halinde olan kadınlara (veya cünüplere) mescid ve camilere, zaruret olmadan girmek de haramdır.

    6 - Hayız-Nifas hâlindeki kadının veya cünüp olan kadın ve erkeğin, mü'minlerin kıblesi olan Kâbe-i Mükerreme'yi tavaf etmeleri de haramdır.

    7 - Hayız-Nifas hâlinde olan kadının kocası ile cinsî münasebette bulunması da haramdır. Bu halde yapılan bir cinsî birleşme, büyük günahlardan (günâh-ı kebâir) sayılmıştır.

    Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

    "Sana kadınların hayız (âdet) hallerini de soruyorlar. De ki: O (hayız) bir ezâdır. Binaenaleyh siz hayız hâlinde kadınlardan çekilin. Temizleninceye kadar onlara yanaşmayın." (el-Bakara, 222).

    Âyette geçen kadınlara yaklaşmama emrinin ne mânâ ifade ettiğini Enes'den (ra) rivâyet edilen bir hadîs-i şerîf şu şekilde açıklamaktadır:

    "Yahudiler kadın hayız gördüğü vakit onlarla birlikte yeyip içmezlerdi. Peygamber (asm) ise bu hususta:

    "- Her şey'i yapın, yalnız cinsî münasebet müstesna..." buyurdular."

    Hayız-Nifas hâlinde iken kadınla cinsî temasda bulunmak dinî yönden olduğu gibi, tıbbî yönden de çok mahzurludur. Kadın bu hallerde hasta hükmündedir. Son derece itinalı bir bakıma ve temizliğe muhtaçtır. Yorulmaktan büyük ölçüde kaçınmalı, mümkün mertebe istirahat halinde olmalıdır. Ayrıca hayızlı kadının dışarı yaydığı ağır koku, erkeği kadından tiksindirmeğe de sebeb olabilir. Bu bakımdan bu nazik dönemde yapılacak cinsî münasebetler, kocayı hanımından tiksindirip soğutabileceği gibi, pek çok kadın hastalıklarına da sebebiyet verebilir.

    Meselâ: Bugün Avrupa'da kadınlarda çok sık görülen rahim kanserlerinin mühim bir sebebi de, ay hâlinde kadınların kocalarıyla cinsî münasebette bulunmaya devam etmeleri olarak tesbit edilmiştir.

    Bir erkeğin hayız hâlinde olan hanımına yaklaşması haram olduğu gibi, kadının ona boyun eğmesi de haramdır.

    Eğer, karı-koca bu halde iken, cinsî münasebette bulunurlarsa, her ikisinin de tevbe ve istiğfar etmeleri gerekir. Ayrıca bir veya yarım dinar miktarında altın veya onun bedelini de fakirlere sadaka olarak vermelidirler. [Bir dinar, bir miskal (4 gr.) ağırlığında bulunan altın sikkedir].

    Hayız hâlinde olan kadından yatağını ayırmak câiz değildir. Bu tarz davranış, Yahudilerin mezhebidir. Yahudiler ay hâlindeki kadından yataklarını ayırdıkları gibi; onlarla yanyana oturmaz, beraber yemek bile yemezlerdi. Silindikleri havluları bile ayırırlardı. İslâmiyet bu haksız ve bâtıl âdeti kaldırmış, ay hâlindeki kadınla yatmayı, pişirdiği yemeği yemeyi, aynı havluya el, yüz silmeyi mekruh dahi saymamıştır.

    Hazret-i Âişe vâlidemiz şöyle buyurur:

    "Ben hayızlı iken Nebî (asm) mübarek başını kucağıma yaslar, sonra Kur'an okurdu."

    Diğer bir rivâyet:

    "Ben hayız hâlinde iken, Resûl-i Ekrem (asm) hazretlerinin mübarek saçlarını tarardım."

    Bu hadîslerden anlaşılıyor ki, hayız hâlindeki kadınlar necis (pis) değillerdir. Nifas hâlinde olanlar da böyledir. Bu haller sadece birer hadestir. Yani bâzı dinî mükellefiyetleri ifaya mâni şer'î birer kirlilik hâlidir. Yoksa neces, yani, hakikî pislik hâli asla söz konusu değildir.

    Hayız ve Nifastan Kesilen Kadına, Gusletmeden Evvel Kocasının Cinsî Münasebette Bulunması Helâl Olur mu?
    Hayız ve nifasın âzamî müddetleri (hayızda 10, nifasta 40 gün) geçince kadınla cinsî münasebet helâl hâle gelir. Guslü beklemek gerekmez.

    Ancak yine de kadın guslettikten sonra temas, müstehab kabûl edilmiştir.

    10 günden evvel hayız ve 40 günden evvel nifas hâlinin sona ermesi durumunda ise, cinsî münâsebet derhal helâl olmaz. Cinsî münasebetin helâl olması için, kadın ya yıkanmış olmalı veya yıkanmamış olsa bile hayız ve nifas hâlinin bitiminden sonra üzerinden bir namaz vakti geçmelidir. Bu takdirde gusledilmemiş bile olsa, cinsî münasebet helâl hâle gelmiş olur.

    8 - Ay hâlinde olan kadının göbek ile diz kapakları arasında kalan avret sahasına kocasının şehvetsiz bile olsa çıplak olarak temas etmesi, el dokundurması da haramdır.

    Hayızlı olan kadında kocasının faydalanabileceği, el sürebileceği kısımlar; göbeğin üstü ile dizlerin altında kalan kısımdır.

    İstihaze Hâline Ait Hükümler:
    İstihaze kanı, ne oruca, ne de namaza engel değildir. Cinsî münasebete de mâni olmaz. Ancak istihaze hâlindeki kadınlar, özürlü hükmünde bulunurlar. Özürlülerin tâbi olduğu hükümlere uygun olarak ibadetlerini yaparlar.

    Asr-ı Saâdette bir gün bir kadın Peygamberimize gelerek:

    "Benden devamlı kan gelir, namazı bırakayım mı?" diye sormuştu.

    Peygamberimiz de cevaben:

    "Hayır, o damardaki bir hastalıktandır, hayız değildir. Âdet vaktin gelince namazı bırak, âdet hâlin geçince guslederek temizlen ve bundan sonra her vakit namazı için ayrı abdest alarak namazlarını kıl. Tekrar âdet hâli gelinceye kadar böyle yapmaya devam et" buyurmuşlardı. Bu rivayet, istihaze hâlinin özür hâline ait hükümlere tâbi olduğunu açıkça göstermektedir.

    Hayız Hali İle İlgili Faydalı Bilgiler
    * Memleketimizde genç kızlar umumiyetle 12-15 yaşları arasında hayız görmeye başlarlar.

    * 12 yaşına yaklaşan bir kıza sâhip olan bilgili ve anlayışlı bir anneye bu devrede düşen en mühim vazife, kızını bu konuda aydınlatmaktır. Bunun için de kızı ile bir arkadaş gibi konuşup, ona günün birinde idrar yolundan biraz kan geldiğini göreceğini, bunun normal bir hâdise olduğunu, korkmaması gerektiğini, çünkü anne olacak her genç kızda, belli bir yaştan itibaren bunun görüldüğünü ve görüleceğini, bunun adına aybaşı veya hayız dendiğini, bunun gebelik ve lohusalık durumları hariç 45-55 yaşına kadar, muntazaman ve her ay görüleceğini, çünkü Allahımızın kadınları bu hilkatte ve bu fıtratta yarattığını, bunda nice hikmetler bulunduğunu ve ay başılı devrede temizliğe bilhassa dikkat edilmesi gerektiğini öğretmesi lâzımdır.

    * Hayız denince akla ilk gelecek şey temizliktir.

    Çünkü, bir kadının sıhhatli, huzurlu ve neş'eli olması, maddî bakımdan aybaşı günlerinde riayet edeceği temizlik derecesine ve dolayısıyla aybaşısının her ayın belli günlerinde başlayıp bitmesine, aybaşı kanının normal miktarda ve ağrısız olarak gelmesine, yani normal bir aybaşı görmesine bağlıdır.

    * Her kadın ve genç kız, bu temizlik için:

    * Tülbentten kesilip dikilmiş yumuşak bir bezi veya bir deniz süngerini, bir de iyi kaliteli bir sabunu, el altında bulundurmalıdır.

    * Gerek normal ve gerekse aybaşılı günlerinde, günde en az bir defa ılık sabunlu su ile tülbenti veya deniz süngerini ıslatarak kasık aralarını yıkayıp kurulamalıdır.

    * Ayrıca geceleri yatarken dişlerini temizlemeli ve ayaklarını -bilhassa ayak parmaklarının arasını- sabunla yıkamalıdır.

    * Her genç kız ve kadın, normal günlerinde -hiç olmazsa- gün aşırı, aybaşılı günlerinde ise hergün mutlaka ılık su ile yıkanmalıdır. Ve bu yıkanma esnasında kasık aralarını, göğüs ve koltuk altlarını parmak aralarını gene sabunlu bezle yıkamalıdır.

    * Bir kadın aybaşı günlerinde yıkanıp temizlenirken, sıcak ve soğuk su değil, ılık su kullanmalıdır.

    Çünkü soğuk su ile yıkanırsa, aybaşı sebebiyle vücudunun ne de olsa yorgun ve halsiz olduğu bir devrede, kendisini üşütmüş olur ki bu hal birçok tehlikeli hastalıklara yol açar.

    Kasık arası temizliğini soğuk su ile yaparsa, hem bu bölgeyi üşüterek mikropların faaliyetini artırmış olur, hem de soğuk su, bâzı hassas kadın ve kızlarda aybaşının vaktinden önce ve âni kesilmesine sebeb olur.

    Sıcak suyun mahzuru ise, kanamanın artmasına yol açmasıdır.

    * Aybaşılı bir kadının tutunacağı bezler:

    * Gayet yumuşak, meselâ tülbentten kesilip dikilmiş,

    * Mutlaka ütülenmiş,

    * Kolaylıkla değiştirilebilen bezler olmalıdır.

    Düşük kaliteli, kaba elyaflı pamukların kullanılması doğru değildir. Bu nevi pamuklar kanamayı artırırlar. Fakat eczahanelerde satılan rule halinde veya dışı eterli yani mikropsuz gazlı bezle sarılı hususî pamuklar vardır ki her bakımdan tavsiyeye şâyândır.

    * Aybaşı temizliği yalnız kadınlar için değildir. Evli olmayan genç kızlar da bu temizliği aynı şekilde yapmak zorundadırlar.

    Bilhassa genç kızların bu temizliğe küçük yaştan alışmış olmaları, onların hayatları boyunca sıhhatli olmalarını sağlar.

    * Aybaşı günlerinde kadınlar ve genç kızlar her türlü yorgunluktan sakınmalıdırlar.

    Sancıları varsa, kanamaları normalden çok veya az ise, hulâsa, şikâyetleri mevcut ise, hiç vakit geçirmeden bir doktora müracaat etmelidirler.

    Soğuk duşlardan, kendilerini ve bilhassa ayaklarını üşütmekten, uzun yol yürümekten, ata ve bisiklete binmekten, ayaklı dikiş makinesi kullanmaktan, ağır yük kaldırmaktan, uykusuzluktan sakınmalıdırlar.

    Fena koku neşreden yiyeceklerden çekinmelidirler.



  3. 15.Nisan.2013, 09:52
    2
    erimeye devam...



    Kadınlara Mahsus Haller


    Ne Zaman Başlar, Kaç Yaşına Kadar Sürer?

    Nasıl Belli Olur?

    Kaç Gün Sürer?

    İki Ay Hâli Arasında Kalan Temiz Günlerin Süresi Ne Kadardır?

    Âdet Günleri Süresi Her Ay Muayyen midir?

    Âdet Günlerinin Süresinin Değiştiği Nasıl Anlaşılır?

    Âdet Çağına Giren Bir Kız, Kendisinde İlk Kanamayı Görünce Ne Yapar?




    Kadınlara mahsus haller denilince, hayız, nifas ve istihaze'den ibaret üç hâl kasdedilir. Bunları sırası ile görelim:

    Hayız Nedir?
    Hayız (regl), kadınların hastalık ve doğum halleri dışında ve belli

    yaşlar arasında rahimden gelen bir kandır. Buna âdet hâli, ay hâli, aybaşı, muayyen hâl gibi adlar da verilir.

    Hayız hâli, kadınlara mahsus tabiî bir haldir. Vücutta biriken kirli ve zehirli maddeler, hayız kanı ile dışarı atılır; vücut hafifler, sıhhat bulur. Bu sebeble hayız hâlinden ürkmeğe, korkmağa, tiksinti duymaya sebeb yoktur. Bu durumu normal bir hâl olarak karşılamalı, Allah'ın bir takdiri olarak bakmalıdır. Nitekim şu rivâyet de bunu te'yid eder mahiyettedir:

    Âişe validemiz, Peygamberimizle haccettiği sırada kendisinde muayyen hâl olmuş, bu durumda haccı yarım kalacak zannederek ağlamaya başlamıştı. Peygamberimiz kendisine:

    - Ne oluyorsun, ay hâli mi gördün? diye sormuş ve ardından şu açıklamayı yapmıştı:

    - Bu, kadınlar tâifesine Allah'ın bir yazısı ve takdîridir. Kâbe'yi tavaftan başka hacıların yaptığı herşey'i yap; Kâbe'yi de ay hâlinden kurtulduktan sonra tavâf edersin."

    Ne Zaman Başlar, Kaç Yaşına Kadar Sürer?
    Hayız hâli, en erken 9 yaşında başlar. Genç kızlar bu hâlin başlamasıyla bülûğa ermiş olurlar.

    Bu hâl, en geç 55 yaşına kadar, her ay belli sürelerle devam edip gelir. Bu yaştan sonra da kesilir.

    9'dan önce ve 55'ten sonra görülen kanamalar, muayyen halden sayılmazlar. Bir hastalıktan gelen istihaze hâli kabûl edilirler.

    Nasıl Belli Olur?
    Hayız akıntısı kırmızı, siyah, sarı, bulanık yeşil ve kiremit renklerinde olabilir. Pamukta bu renklerden biri görülse, muayyen hâlin başlamış olduğuna hükmedilir. Muayyen hâl kesildiğinde ise, gelen akıntı beyaz renktedir ve rahimin tabiî akıntısıdır.

    Rahimden gelen akıntının ay hâli sayılabilmesi için kadının hâmile olmaması da şarttır. Hâmilelik süresi içinde gelen kan, muayyen halden sayılmaz.

    Kaç Gün Sürer?
    Muayyen hal, en az 3 gün, en çok da 10 gün sürer. 3 günden (72 saat) az görülen akıntı ile, 10 günden (240 saat) fazla gelen akıntı muayyen halden sayılmaz. Bir hastalıktan geldiği kabûl edilir.

    Hayız süresi içinde akıntının devamlı olması şart değildir. Arasıra kesilebilir. Meselâ, bir kadın üç gün dem görse, sonra iki gün akıntı kesilse, sonra yine üç gün daha dem gelse, o kadının hayız müddeti 9 gündür. Ve arada akıntısız geçen iki gün de hayız günlerinden sayılır.

    İki Ay Hâli Arasında Kalan Temiz Günlerin Süresi Ne Kadardır?
    İki ay hâli arasındaki temizlik süresine "tuhr hâli" denir. Bu süre 15 günden az olmaz, daha fazla olabilir. Buna göre, 15 günden daha evvel ortaya çıkan akıntılar, ay hâlinden sayılmazlar.

    Âdet Günleri Süresi Her Ay Muayyen midir?
    Bâzı kadınların âdet günleri muayyendir. Meselâ, her ay 5 veya 7 veya 9 gün âdet görürler.

    Bâzılarında ise, âdet günleri sabit değil, aydan aya değişkendir. Meselâ, bunlar bir ay 5 gün, bir ay 6 gün âdet görürler. Bu halde ihtiyata uygun davranmak gerekir. Yani, böyle bir kadın, 6. gün oldu mu yıkanır, namazını kılar. Ramazanda ise, orucunu tutar. Çünkü, bu altıncı günde görülen kanın hastalık kanı olma ihtimali vardır. Ancak bu kadın 6. gün çıkmadan kocasıyla cinsî münasebette bulunamaz. Zira bu hal hayız hâli de olabilir.

    Âdet Günlerinin Süresinin Değiştiği Nasıl Anlaşılır?
    Bir âdet süresinin değişmiş olması için, o âdet süresine aykırı üst üste iki âdet görülmelidir. Meselâ, her ay, devamlı 5 gün âdet gören bir kadın, sonradan üstüste iki defa 4 veya 6 gün âdet görse artık onun âdeti 5 değil, 4 veya 6 gün olmuştur. Şu halde mutad olan âdet süresinin değişmesi, üst üste görülen iki ayrı âdet ile olmaktadır.

    Mûtad olan hayız müddetinden fazla olan, fazla süresi 10 günü geçmeyen kanamalar da, âdet hâlinden sayılır. Bu durumda âdet süresi değişmiş kabûl edilir. Meselâ, her ay 7 gün âdet gören bir kadın, sonradan 10 gün görmeye başlasa, 10 günü de hayızlı sayılır. Fakat 10 günü geçen kanamalarda, mutad günden fazla olan günler, âdet hâli değil, istihaze hâli kabûl edilir.

    Âdet Çağına Giren Bir Kız, Kendisinde İlk Kanamayı Görünce Ne Yapar?
    Âdet görecek çağa gelen bir kız, ilk defa görmeye başladığı âdetten dolayı, hemen namazı orucu terkeder. Bu kıza "mübtedie" denir. Âdet hâli üç günden az sürerse hayızlı olmadığı anlaşılır. Terk ettiği ibâdetleri kaza etmesi gerekir.

    İmam-ı A'zam'a göre, âdet tam üç gün devam edip hayız hâli olduğu kesinleşmeden namazı ve orucu terketmek câiz olmaz.

    * Bir kadının görmekte olduğu âdetini kocasına karşı inkâr etmesi veya vâkıaya muhalif olarak âdet gördüğünü söylemesi helâl olmaz.

    Nifas Neye Denir?

    Nifas, doğum sırasında kadından gelen kana denir. Nifas hâline Türkçemizde "Lohusalık hâli" denir.

    Nifas Hâli Kaç Gün Sürer?
    Nifas, yani, lohusalık hâlinin en az kaç gün süreceği belli değildir. Bir gün bile olabilir. En fazla devam müddeti ise, 40 gündür. 40 günden fazla sürmez. 40 günde kesilmeyip devam eden kan, artık nifas kanı değil, istihaze kanıdır.

    Bâzı kadınlar çocuk doğurduktan sonra, ancak 15-20 veya 25 gün kadar nifas görürler. Sonra kan kesilir. Böyle kadınların, nifas süreleri bu kadar olmuş olur. Bundan sonra yıkanır, namaz kılıp oruç tutmaya başlayabilir.

    Nifasın âzamî haddi, İmam-ı Şâfiî'ye göre 60 gündür. Yaygını ise, 40 gündür.

    Düşük Yapan Kadın Nifaslı Sayılır mı?
    Düşük çocukların el, ayak, parmak gibi uzuvları belirmiş ise, nifas hâli meydana gelir. Fakat âzaları henüz teşekkül etmemiş bir düşük ile, nifas hâli vücut bulmaz.

    Ameliyatla Doğum Yapan Kadınlar da Nifaslı Sayılırlar mı?
    Bir özür dolayısıyla çocuk ameliyatla (sezeryan) alınır ve kan da rahimden değil de karından çıkarsa, nifas hâli tahakkuk etmez. Bu kan, yaradan akan kan hükmündedir. Ancak kan, rahim yoluyla dışarı çıkarsa, kadın nifaslı sayılır.

    Nifas Müddeti İçinde Görülen Temizlik, Yani Nifasın Muvakkaten Kesilmesi Hâli Nifastan Sayılır mı?

    Evet, sayılır. Meselâ, 10 gün kan gelip 5 gün kesilse, sonra tekrar kanama başlasa ve 10 gün kadar sürse, bu 25 günlük sürenin hepsi de nifastan sayılır.

    * Çocuk dünyaya gelirken vücudunun ekserisinin rahimden çıkmasıyla, çocuk dünyaya gelmiş sayılır..

    Hayız - Nifas Ve İstihazenin Hükümleri

    Hayız ve Nifasla İlgili Hükümler:

    Hayız ve nifasın müşterek 8 hükmü vardır:

    1 - Hayız ve nifas hâlindeki kadından her türlü namaz mükellefiyeti düşer. Kadınlar hayız-nifas hâlinde oldukları müddet zarfında, namaz kılmaları kendilerine haram olur.

    Hayız ve nifas hâlinde iken kılamadıkları bu namazları; kadınlar sonradan kaza etmek mecburiyetinde de değillerdir. Cenâb-ı Hak, fazl ve kereminden onları böyle bir mükellefiyetten afvetmiştir.

    İslâm dîni gerçekten kolaylık dînidir. Hayız ve nifaslı kadınların namaz borçları hakkındaki hükmünde de, bu kolaylık prensibini apaçık görmekteyiz. Çünkü, hayız hâli kadınların her ay mübtelâ oldukları ve bir haftaya yakın zamanlarını meşgul eden eziyetli bir durumdur. Bu arada pek çok vakit namazlarını da kılamamış haldedirler. Kadının devamlı olarak kocasının ve çocuklarının hizmeti yanısıra, evinin temizlik ve bakımıyla da uğraştığı malûmdur. Bu durumda olan bir kadının, mecburen terkettiği pek çok vakit namazlarını sonradan kaza etmek zorunda kalmasının, ona ne derece ağır ve zahmetli geleceği apaçık meydandadır.

    Nifas hâli için de durum aynıdır. 20 gün, 30 gün, hattâ 40 gün namazını terketmek zorunda kalan bir kadının, bütün bu birikmiş namazları kaza edebilmesi ne kadar meşakkatli olacağı bedihîdir.

    İşte, âlemlere rahmet olan İslâmiyet, büyük bir kolaylık olarak, kadınların, hayız ve nifas hâlinde iken kılamadıkları bütün namazları afvetmiştir.

    * Hayız ve nifas hâlindeki kadınların namaz kılmaları haram olmakla birlikte, tesbih, zikir ve duada bulunmaları câizdir. Hattâ hayız ve nifas hâlindeki bir kadının, mümkün ise ve vakti de müsait ise, her namaz vaktinde abdest alıp, bir vakit namaz kılacak kadar kıbleye karşı yönelerek oturması, bu süre içinde, tesbih, tevhid ve tehlil ile meşgul olması müstehab bile görülmüştür. Bu şekilde o, hem Rabbini unutmamış ve ibadet zevkini kaçırmamış; hem de Allah'a ibadet hususunda -elinden gelseydi- ne derece arzu ve iştiyak içinde olduğunu da göstermiş olur. Bu güzel ve temiz niyeti sebebiyle, o kadına hayatında en güzel ve en feyizli kıldığı namazın sevabı yazılacağı rivâyetlerden anlaşılmaktadır.

    2 - Hayız-Nifas hâlindeki kadınlara, namaz kılmak gibi oruç tutmak da haramdır. Ancak namazdan farklı olarak, tutamadıkları günleri, temizlendikten sonra kaza etmeleri gerekmektedir.

    Çünkü, oruç, namaz gibi devamlı olmayıp senede bir ay olduğundan, kadınların tutamadıkları birkaç günlük oruç borçlarını sonradan kaza etmeleri, onlara pek fazla bir zahmet ve meşakkat yüklemez. Bu bakımdan namaz borçları afvedildiği halde, oruç borcu baki kalmış, sonradan kazası istenmiştir.

    Âişe validemiz bu hususta şöyle buyurmuşlardır:

    "Bize hayız ve nifas hâlleri geldiğinde, Hz. Resûlüllah (asm) tutmadığımız oruçlarımızı kazâ etmemizi emir buyururlardı. Kılmadığımız namazların ise kaza edilmesini emretmezlerdi."

    3 - Hayız ve nifas hâlinde olan bir kadına Kur'an okumak da haramdır. Resûl-i Ekrem (asm) Efendimiz, bu hususta şöyle buyurmuşlardır:

    "Hayızlı veya cünüp olan kimse, Kur'an-ı Azîmüşşân'dan birşey okuyamaz."

    Hayızlı ve nifaslı kadınların veya cünüplerin kunut vesaire gibi çeşitli duaları okumalarında, tesbih ve tehlil kelimelerini söylemelerinde ve Hazret-i Peygambere salât ve selâm getirmelerinde hiçbir mahzur yoktur.

    Hayız ve nifaslı halde olanlar, Kur'an-ı Kerîm'i okuyamamakla beraber, onu dinleyebilirler.

    4 - Hayız ve nifas hâlinde bulunanların, Kur'an'a ellerini sürmeleri de haramdır. Hattâ bütün Kur'an'ı (Mushaf'ı) değil, bir âyeti, bir âyetin birkaç kelimesini dahi tutmak haramdır.

    * Kur'an Kursu öğretmenliği yapan bir kadın, hayız hâlinde öğretim işini yardımcısına yaptıracaktır. Yardımcısı yoksa Hanefî ulemasından Kerhî ve Tahavî'ye göre öğretimini devam ettirecektir.

    Kerhî: Öğretmen hanım hayız hâlinde kelime kelime, Tahavî ise, yarımşar âyet söylemekle öğretim yapılmasında 'beis yoktur' demişlerdir.

    5 - Hayız-Nifas halinde olan kadınlara (veya cünüplere) mescid ve camilere, zaruret olmadan girmek de haramdır.

    6 - Hayız-Nifas hâlindeki kadının veya cünüp olan kadın ve erkeğin, mü'minlerin kıblesi olan Kâbe-i Mükerreme'yi tavaf etmeleri de haramdır.

    7 - Hayız-Nifas hâlinde olan kadının kocası ile cinsî münasebette bulunması da haramdır. Bu halde yapılan bir cinsî birleşme, büyük günahlardan (günâh-ı kebâir) sayılmıştır.

    Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

    "Sana kadınların hayız (âdet) hallerini de soruyorlar. De ki: O (hayız) bir ezâdır. Binaenaleyh siz hayız hâlinde kadınlardan çekilin. Temizleninceye kadar onlara yanaşmayın." (el-Bakara, 222).

    Âyette geçen kadınlara yaklaşmama emrinin ne mânâ ifade ettiğini Enes'den (ra) rivâyet edilen bir hadîs-i şerîf şu şekilde açıklamaktadır:

    "Yahudiler kadın hayız gördüğü vakit onlarla birlikte yeyip içmezlerdi. Peygamber (asm) ise bu hususta:

    "- Her şey'i yapın, yalnız cinsî münasebet müstesna..." buyurdular."

    Hayız-Nifas hâlinde iken kadınla cinsî temasda bulunmak dinî yönden olduğu gibi, tıbbî yönden de çok mahzurludur. Kadın bu hallerde hasta hükmündedir. Son derece itinalı bir bakıma ve temizliğe muhtaçtır. Yorulmaktan büyük ölçüde kaçınmalı, mümkün mertebe istirahat halinde olmalıdır. Ayrıca hayızlı kadının dışarı yaydığı ağır koku, erkeği kadından tiksindirmeğe de sebeb olabilir. Bu bakımdan bu nazik dönemde yapılacak cinsî münasebetler, kocayı hanımından tiksindirip soğutabileceği gibi, pek çok kadın hastalıklarına da sebebiyet verebilir.

    Meselâ: Bugün Avrupa'da kadınlarda çok sık görülen rahim kanserlerinin mühim bir sebebi de, ay hâlinde kadınların kocalarıyla cinsî münasebette bulunmaya devam etmeleri olarak tesbit edilmiştir.

    Bir erkeğin hayız hâlinde olan hanımına yaklaşması haram olduğu gibi, kadının ona boyun eğmesi de haramdır.

    Eğer, karı-koca bu halde iken, cinsî münasebette bulunurlarsa, her ikisinin de tevbe ve istiğfar etmeleri gerekir. Ayrıca bir veya yarım dinar miktarında altın veya onun bedelini de fakirlere sadaka olarak vermelidirler. [Bir dinar, bir miskal (4 gr.) ağırlığında bulunan altın sikkedir].

    Hayız hâlinde olan kadından yatağını ayırmak câiz değildir. Bu tarz davranış, Yahudilerin mezhebidir. Yahudiler ay hâlindeki kadından yataklarını ayırdıkları gibi; onlarla yanyana oturmaz, beraber yemek bile yemezlerdi. Silindikleri havluları bile ayırırlardı. İslâmiyet bu haksız ve bâtıl âdeti kaldırmış, ay hâlindeki kadınla yatmayı, pişirdiği yemeği yemeyi, aynı havluya el, yüz silmeyi mekruh dahi saymamıştır.

    Hazret-i Âişe vâlidemiz şöyle buyurur:

    "Ben hayızlı iken Nebî (asm) mübarek başını kucağıma yaslar, sonra Kur'an okurdu."

    Diğer bir rivâyet:

    "Ben hayız hâlinde iken, Resûl-i Ekrem (asm) hazretlerinin mübarek saçlarını tarardım."

    Bu hadîslerden anlaşılıyor ki, hayız hâlindeki kadınlar necis (pis) değillerdir. Nifas hâlinde olanlar da böyledir. Bu haller sadece birer hadestir. Yani bâzı dinî mükellefiyetleri ifaya mâni şer'î birer kirlilik hâlidir. Yoksa neces, yani, hakikî pislik hâli asla söz konusu değildir.

    Hayız ve Nifastan Kesilen Kadına, Gusletmeden Evvel Kocasının Cinsî Münasebette Bulunması Helâl Olur mu?
    Hayız ve nifasın âzamî müddetleri (hayızda 10, nifasta 40 gün) geçince kadınla cinsî münasebet helâl hâle gelir. Guslü beklemek gerekmez.

    Ancak yine de kadın guslettikten sonra temas, müstehab kabûl edilmiştir.

    10 günden evvel hayız ve 40 günden evvel nifas hâlinin sona ermesi durumunda ise, cinsî münâsebet derhal helâl olmaz. Cinsî münasebetin helâl olması için, kadın ya yıkanmış olmalı veya yıkanmamış olsa bile hayız ve nifas hâlinin bitiminden sonra üzerinden bir namaz vakti geçmelidir. Bu takdirde gusledilmemiş bile olsa, cinsî münasebet helâl hâle gelmiş olur.

    8 - Ay hâlinde olan kadının göbek ile diz kapakları arasında kalan avret sahasına kocasının şehvetsiz bile olsa çıplak olarak temas etmesi, el dokundurması da haramdır.

    Hayızlı olan kadında kocasının faydalanabileceği, el sürebileceği kısımlar; göbeğin üstü ile dizlerin altında kalan kısımdır.

    İstihaze Hâline Ait Hükümler:
    İstihaze kanı, ne oruca, ne de namaza engel değildir. Cinsî münasebete de mâni olmaz. Ancak istihaze hâlindeki kadınlar, özürlü hükmünde bulunurlar. Özürlülerin tâbi olduğu hükümlere uygun olarak ibadetlerini yaparlar.

    Asr-ı Saâdette bir gün bir kadın Peygamberimize gelerek:

    "Benden devamlı kan gelir, namazı bırakayım mı?" diye sormuştu.

    Peygamberimiz de cevaben:

    "Hayır, o damardaki bir hastalıktandır, hayız değildir. Âdet vaktin gelince namazı bırak, âdet hâlin geçince guslederek temizlen ve bundan sonra her vakit namazı için ayrı abdest alarak namazlarını kıl. Tekrar âdet hâli gelinceye kadar böyle yapmaya devam et" buyurmuşlardı. Bu rivayet, istihaze hâlinin özür hâline ait hükümlere tâbi olduğunu açıkça göstermektedir.

    Hayız Hali İle İlgili Faydalı Bilgiler
    * Memleketimizde genç kızlar umumiyetle 12-15 yaşları arasında hayız görmeye başlarlar.

    * 12 yaşına yaklaşan bir kıza sâhip olan bilgili ve anlayışlı bir anneye bu devrede düşen en mühim vazife, kızını bu konuda aydınlatmaktır. Bunun için de kızı ile bir arkadaş gibi konuşup, ona günün birinde idrar yolundan biraz kan geldiğini göreceğini, bunun normal bir hâdise olduğunu, korkmaması gerektiğini, çünkü anne olacak her genç kızda, belli bir yaştan itibaren bunun görüldüğünü ve görüleceğini, bunun adına aybaşı veya hayız dendiğini, bunun gebelik ve lohusalık durumları hariç 45-55 yaşına kadar, muntazaman ve her ay görüleceğini, çünkü Allahımızın kadınları bu hilkatte ve bu fıtratta yarattığını, bunda nice hikmetler bulunduğunu ve ay başılı devrede temizliğe bilhassa dikkat edilmesi gerektiğini öğretmesi lâzımdır.

    * Hayız denince akla ilk gelecek şey temizliktir.

    Çünkü, bir kadının sıhhatli, huzurlu ve neş'eli olması, maddî bakımdan aybaşı günlerinde riayet edeceği temizlik derecesine ve dolayısıyla aybaşısının her ayın belli günlerinde başlayıp bitmesine, aybaşı kanının normal miktarda ve ağrısız olarak gelmesine, yani normal bir aybaşı görmesine bağlıdır.

    * Her kadın ve genç kız, bu temizlik için:

    * Tülbentten kesilip dikilmiş yumuşak bir bezi veya bir deniz süngerini, bir de iyi kaliteli bir sabunu, el altında bulundurmalıdır.

    * Gerek normal ve gerekse aybaşılı günlerinde, günde en az bir defa ılık sabunlu su ile tülbenti veya deniz süngerini ıslatarak kasık aralarını yıkayıp kurulamalıdır.

    * Ayrıca geceleri yatarken dişlerini temizlemeli ve ayaklarını -bilhassa ayak parmaklarının arasını- sabunla yıkamalıdır.

    * Her genç kız ve kadın, normal günlerinde -hiç olmazsa- gün aşırı, aybaşılı günlerinde ise hergün mutlaka ılık su ile yıkanmalıdır. Ve bu yıkanma esnasında kasık aralarını, göğüs ve koltuk altlarını parmak aralarını gene sabunlu bezle yıkamalıdır.

    * Bir kadın aybaşı günlerinde yıkanıp temizlenirken, sıcak ve soğuk su değil, ılık su kullanmalıdır.

    Çünkü soğuk su ile yıkanırsa, aybaşı sebebiyle vücudunun ne de olsa yorgun ve halsiz olduğu bir devrede, kendisini üşütmüş olur ki bu hal birçok tehlikeli hastalıklara yol açar.

    Kasık arası temizliğini soğuk su ile yaparsa, hem bu bölgeyi üşüterek mikropların faaliyetini artırmış olur, hem de soğuk su, bâzı hassas kadın ve kızlarda aybaşının vaktinden önce ve âni kesilmesine sebeb olur.

    Sıcak suyun mahzuru ise, kanamanın artmasına yol açmasıdır.

    * Aybaşılı bir kadının tutunacağı bezler:

    * Gayet yumuşak, meselâ tülbentten kesilip dikilmiş,

    * Mutlaka ütülenmiş,

    * Kolaylıkla değiştirilebilen bezler olmalıdır.

    Düşük kaliteli, kaba elyaflı pamukların kullanılması doğru değildir. Bu nevi pamuklar kanamayı artırırlar. Fakat eczahanelerde satılan rule halinde veya dışı eterli yani mikropsuz gazlı bezle sarılı hususî pamuklar vardır ki her bakımdan tavsiyeye şâyândır.

    * Aybaşı temizliği yalnız kadınlar için değildir. Evli olmayan genç kızlar da bu temizliği aynı şekilde yapmak zorundadırlar.

    Bilhassa genç kızların bu temizliğe küçük yaştan alışmış olmaları, onların hayatları boyunca sıhhatli olmalarını sağlar.

    * Aybaşı günlerinde kadınlar ve genç kızlar her türlü yorgunluktan sakınmalıdırlar.

    Sancıları varsa, kanamaları normalden çok veya az ise, hulâsa, şikâyetleri mevcut ise, hiç vakit geçirmeden bir doktora müracaat etmelidirler.

    Soğuk duşlardan, kendilerini ve bilhassa ayaklarını üşütmekten, uzun yol yürümekten, ata ve bisiklete binmekten, ayaklı dikiş makinesi kullanmaktan, ağır yük kaldırmaktan, uykusuzluktan sakınmalıdırlar.

    Fena koku neşreden yiyeceklerden çekinmelidirler.



  4. 15.Nisan.2013, 09:56
    3
    Hoca
    erimeye devam...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 28,655
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 326
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Bayanlarda akıntı gelmesı iyi midir kötü müdür?

    Kadınların hayız olmasının hikmeti nedir?
    Kadınlar adet hali görmeseler daha iyi olmaz mıydı?


    Fıkıh ilminde hayız, ergenlik çağına giren sağlıklı kadının rahminden düzenli aralıklarla akan kanı ifade eder. Kadınlarda ergenlikten menopoza kadar görülen bu fizyolojik olaya da hayız hali (mensturasyon, regl), âdet görme, âdet kanaması, aybaşı hali gibi isimler verilir.

    Hayız hali, kadında döl yatağının (rahim) iç yüzünü kaplayan zarın, yumurtanın döllenmeyip ölmesi ve hormon salgısının kesilmesi üzerine parçalanarak kanla birlikte dışarı atılmasından ibarettir.

    Bildiğiniz gibi her şeyin sahibi Allah'tır Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Ancak bir ismi Hakim, bir ismi de Rahim olan Allah, yarattığı her şeyi hikmetiyle ve rahmetiyle donatıyor. Bedenimizde ve ruhumuzda olan her şey nasıl gerekliyse, kadınların adet görmesi de öyle gereklidir ve hikmetlidir.

    Nitekim adet görmesi zamanından önce kesilen kadınlarda bir çok rahatsızlıklar olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. Bunu anlamak için tıp kitaplarının ilgili bölümlerine bir göz atmak yeterli olacaktır.

    Hayız kanının gelmesi:

    - Normal bir durum olup, kadını erkekten ayıran bir özellik ve göstergedir.

    - Sağlıklı olmanın ifadesidir.

    - Vucudun resetlenmesi ve yenilenmesidir. Kadın adet ile kendi kendini yenilemektedir.

    - Kadının rahminde biriken ve döllenmeyen yumurtaları dışarıya atmaktır; hastalığa sebep olacak olan durumlardan temizlenmektir,

    - Bir temizlenme işlemidir.

    - Erkeğin ihtilam olması erkekliğe atılan ilk adım olduğu gibi, adet gören kız çocuğunun bu durumu da kızlığa atılan ilk adımın göstergesidir.

    Tarih boyunca âdet kanaması birçok toplumda çok ters yorumlanmış, çeşitli kültürlerin ve yanlış inanışların etkisiyle âdet gören kadın toplumdan ve beşerî ilişkilerden dışlanmıştır.

    İslâm dini bu yanlışlıkları düzeltmiş, hayız gören kadını günlük hayattan, özel ve sosyal ilişkilerden uzak tutmamış, âdet kanamasının fıtrî ve tabii bir hadise olduğunu belirtmiş, kadını ruhen ve bedenen rahatsız eden bu özel durumda ona karşı gayet normal davranılmasını, bu durumun onun günlük yaşantısını ve beşerî ilişkilerini etkilememesini istemiştir.

    Uzmanların verdiği bilgiler:


    Kadınlar, yaklaşık 13-46 yaşları arasında, her ay, bir yumurta hücresini yumurtalıklarından karın boşluğuna atarlar. Atılan bu yumurta, rahim tüpüne geçer ve eğer spermle karşılaşırsa burada döllenir.

    Rahim, yumurtanın döllenme ihtimaline karşı kendini her ay düzenli olarak tekrar tekrar hazırlamaktadır; çünkü eğer tüplerde sperm ile yumurta hücresi döllenecek olursa, bu döllenmiş yumurta rahme gelerek yerleşecek ve adeta bir tohumun toprağa ekilmesi gibi, rahme tutunup gelişecektir. Nasıl ki bir tarla, gübrelenerek, sürülerek, sulanarak tarıma uygun hale getirilmekte ise; aynı şekilde rahim de kendini döllenmiş yumurtanın tutunması, kök salması, beslenmesi ve gelişmesi için hazırlamaktadır.

    Kadınlarda adet kanamasının başlamasından genellikle 14 gün sonra yumurta hücresi atılmaktadır. Eğer bu yumurta hücresi sperm tarafından döllenecek olursa, döllenmiş yumurtanın rahim boşluğuna girmesi 3-4 günü bulur. Rahme tutunmak içinse bir iki güne daha ihtiyacı vardır.

    Rahmin hazırlanması, adet kanamasının hemen ardından başlar ve döllenmiş yumurtanın rahme tutunması muhtemel günlere kadar devam eder: Rahim iç yüzeyini örten ve adet kanaması sırasında dökülmüş olan hücre tabakası, östrojen hormonunun etkisiyle yeniden çoğalır; iç yüzeydeki bezler giderek büyür ve yeni kan damarları şekillenir. Rahmin destek dokusunda, besin (yağ ve şeker) depoları artar. Rahim bezleri tarafından besleyici özellikte salgılar üretilir; bunlar “rahim sütü (uterine milk)” olarak adlandırılır ve bu şekilde döllenmiş yumurta rahim tarafından adeta emzirilir.

    Eğer döllenme olayı gerçekleşmezse, rahim, bir sonraki ay atılacak yumurta için yeniden hazırlanmak üzere, gerilemeye yüz tutar. Rahim iç yüzeyinin kalınlığı azalır. Kan damarları daralır. Kanamalar ortaya çıkar. İşte kanama ile birlikte, rahmin iç yüzey tabakasının dışarı atılmasına “adet kanaması (aybaşı, ay hali)” adı verilmektedir.

    Bu durumu bir benzetme ile açıklayabiliriz: Çok önemli bir misafirin, her ayın belli bir günü evinize gelme ihtimali olsun. İşte tıpkı o misafir için her ay eski yatağın atılarak yenisinin hazırlanması gibi, rahim de döllenmiş yumurta için sürekli olarak yeni baştan hazırlanmaktadır. Burada adet kanaması, eski yatağın atılması olayına benzer.

    Şöyle bir soru akla gelebilir: Niçin serilmiş olan yatak devamlı o şekilde kalmıyor da, her ay yenisiyle değiştiriliyor? Niçin beklenen misafirin gelmeyeceği anlaşıldığında serilmiş olan yatak alelacele kaldırılıyor da, bir sonraki ay gelmesi muhtemel zamana kadar bu yatakla devam edilmiyor?

    Son yıllarda yapılan moleküler çalışmalara dayanarak, bu soruya şöyle bir cevap verilebilir: “Çünkü döllenmiş yumurta için hazırlanmış o yatağa, eğer kaldırılmazsa, istenmeyen başka misafirler de yerleşebilir!

    Örneğin, sekretuar safha denen dönemde rahim tarafından yüksek miktarlarda üretilen (1, 2) ve döllenmiş yumurtanın rahme tutunmasında görev alan (3) DAF/CD55 molekülüne, aynı zamanda E.coli denen hastalık yapıcı bakteri de fimbrialarıyla tutunabilmekte ve böylece dokuya yerleşerek hastalıklara yol açabilmektedir (4, 5).

    Kaynaklar:
    (1) Mobley HLT, Warren JW. Urinary Tract İnfections. Molecular Pathogenesis and Clinical Management. USA. American Society for Microbiology. 1996. p355-362.
    (2) Kaul AK, Kumar D, Nagamani M, Goluszko P, Nowicki S, Nowicki BJ. Rapid cyclic changes in density and accessibility of endometrial ligands for Escherichia coli Dr fimbriae. Infect Immun. 1996 Feb; 64(2):611–15.
    (3) Francis J, Rai R, Sebire NJ, El-Gaddal S, Fernandes MS, Jindal P, Lokugamage A, Regan L, Brosens JJ. Impaired expression of endometrial differentiation markers and complement regulatory proteins in patients with recurrent pregnancy loss associated with antiphospholipid syndrome. Mol Hum Reprod. 2006 Jul;12(7):435-42.
    (4) Van Loy CP, Sokurenko EV, Moseley SL. The major structural subunits of Dr and F1845 fimbriae are adhesins. Infect Immun. 2002 Apr;70(4):1694-702.
    (5) Nowicki B, Hart A, Coyne KE, Lublin DM, Nowicki S. Short consensus repeat-3 domain of recombinant decay-accelerating factor is recognized by Escherichia coli recombinant Dr adhesin in a model of a cell-cell interaction. J Exp Med. 1993 Dec 1;178(6):2115-21.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  5. 15.Nisan.2013, 09:56
    3
    erimeye devam...
    Kadınların hayız olmasının hikmeti nedir?
    Kadınlar adet hali görmeseler daha iyi olmaz mıydı?


    Fıkıh ilminde hayız, ergenlik çağına giren sağlıklı kadının rahminden düzenli aralıklarla akan kanı ifade eder. Kadınlarda ergenlikten menopoza kadar görülen bu fizyolojik olaya da hayız hali (mensturasyon, regl), âdet görme, âdet kanaması, aybaşı hali gibi isimler verilir.

    Hayız hali, kadında döl yatağının (rahim) iç yüzünü kaplayan zarın, yumurtanın döllenmeyip ölmesi ve hormon salgısının kesilmesi üzerine parçalanarak kanla birlikte dışarı atılmasından ibarettir.

    Bildiğiniz gibi her şeyin sahibi Allah'tır Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Ancak bir ismi Hakim, bir ismi de Rahim olan Allah, yarattığı her şeyi hikmetiyle ve rahmetiyle donatıyor. Bedenimizde ve ruhumuzda olan her şey nasıl gerekliyse, kadınların adet görmesi de öyle gereklidir ve hikmetlidir.

    Nitekim adet görmesi zamanından önce kesilen kadınlarda bir çok rahatsızlıklar olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. Bunu anlamak için tıp kitaplarının ilgili bölümlerine bir göz atmak yeterli olacaktır.

    Hayız kanının gelmesi:

    - Normal bir durum olup, kadını erkekten ayıran bir özellik ve göstergedir.

    - Sağlıklı olmanın ifadesidir.

    - Vucudun resetlenmesi ve yenilenmesidir. Kadın adet ile kendi kendini yenilemektedir.

    - Kadının rahminde biriken ve döllenmeyen yumurtaları dışarıya atmaktır; hastalığa sebep olacak olan durumlardan temizlenmektir,

    - Bir temizlenme işlemidir.

    - Erkeğin ihtilam olması erkekliğe atılan ilk adım olduğu gibi, adet gören kız çocuğunun bu durumu da kızlığa atılan ilk adımın göstergesidir.

    Tarih boyunca âdet kanaması birçok toplumda çok ters yorumlanmış, çeşitli kültürlerin ve yanlış inanışların etkisiyle âdet gören kadın toplumdan ve beşerî ilişkilerden dışlanmıştır.

    İslâm dini bu yanlışlıkları düzeltmiş, hayız gören kadını günlük hayattan, özel ve sosyal ilişkilerden uzak tutmamış, âdet kanamasının fıtrî ve tabii bir hadise olduğunu belirtmiş, kadını ruhen ve bedenen rahatsız eden bu özel durumda ona karşı gayet normal davranılmasını, bu durumun onun günlük yaşantısını ve beşerî ilişkilerini etkilememesini istemiştir.

    Uzmanların verdiği bilgiler:


    Kadınlar, yaklaşık 13-46 yaşları arasında, her ay, bir yumurta hücresini yumurtalıklarından karın boşluğuna atarlar. Atılan bu yumurta, rahim tüpüne geçer ve eğer spermle karşılaşırsa burada döllenir.

    Rahim, yumurtanın döllenme ihtimaline karşı kendini her ay düzenli olarak tekrar tekrar hazırlamaktadır; çünkü eğer tüplerde sperm ile yumurta hücresi döllenecek olursa, bu döllenmiş yumurta rahme gelerek yerleşecek ve adeta bir tohumun toprağa ekilmesi gibi, rahme tutunup gelişecektir. Nasıl ki bir tarla, gübrelenerek, sürülerek, sulanarak tarıma uygun hale getirilmekte ise; aynı şekilde rahim de kendini döllenmiş yumurtanın tutunması, kök salması, beslenmesi ve gelişmesi için hazırlamaktadır.

    Kadınlarda adet kanamasının başlamasından genellikle 14 gün sonra yumurta hücresi atılmaktadır. Eğer bu yumurta hücresi sperm tarafından döllenecek olursa, döllenmiş yumurtanın rahim boşluğuna girmesi 3-4 günü bulur. Rahme tutunmak içinse bir iki güne daha ihtiyacı vardır.

    Rahmin hazırlanması, adet kanamasının hemen ardından başlar ve döllenmiş yumurtanın rahme tutunması muhtemel günlere kadar devam eder: Rahim iç yüzeyini örten ve adet kanaması sırasında dökülmüş olan hücre tabakası, östrojen hormonunun etkisiyle yeniden çoğalır; iç yüzeydeki bezler giderek büyür ve yeni kan damarları şekillenir. Rahmin destek dokusunda, besin (yağ ve şeker) depoları artar. Rahim bezleri tarafından besleyici özellikte salgılar üretilir; bunlar “rahim sütü (uterine milk)” olarak adlandırılır ve bu şekilde döllenmiş yumurta rahim tarafından adeta emzirilir.

    Eğer döllenme olayı gerçekleşmezse, rahim, bir sonraki ay atılacak yumurta için yeniden hazırlanmak üzere, gerilemeye yüz tutar. Rahim iç yüzeyinin kalınlığı azalır. Kan damarları daralır. Kanamalar ortaya çıkar. İşte kanama ile birlikte, rahmin iç yüzey tabakasının dışarı atılmasına “adet kanaması (aybaşı, ay hali)” adı verilmektedir.

    Bu durumu bir benzetme ile açıklayabiliriz: Çok önemli bir misafirin, her ayın belli bir günü evinize gelme ihtimali olsun. İşte tıpkı o misafir için her ay eski yatağın atılarak yenisinin hazırlanması gibi, rahim de döllenmiş yumurta için sürekli olarak yeni baştan hazırlanmaktadır. Burada adet kanaması, eski yatağın atılması olayına benzer.

    Şöyle bir soru akla gelebilir: Niçin serilmiş olan yatak devamlı o şekilde kalmıyor da, her ay yenisiyle değiştiriliyor? Niçin beklenen misafirin gelmeyeceği anlaşıldığında serilmiş olan yatak alelacele kaldırılıyor da, bir sonraki ay gelmesi muhtemel zamana kadar bu yatakla devam edilmiyor?

    Son yıllarda yapılan moleküler çalışmalara dayanarak, bu soruya şöyle bir cevap verilebilir: “Çünkü döllenmiş yumurta için hazırlanmış o yatağa, eğer kaldırılmazsa, istenmeyen başka misafirler de yerleşebilir!

    Örneğin, sekretuar safha denen dönemde rahim tarafından yüksek miktarlarda üretilen (1, 2) ve döllenmiş yumurtanın rahme tutunmasında görev alan (3) DAF/CD55 molekülüne, aynı zamanda E.coli denen hastalık yapıcı bakteri de fimbrialarıyla tutunabilmekte ve böylece dokuya yerleşerek hastalıklara yol açabilmektedir (4, 5).

    Kaynaklar:
    (1) Mobley HLT, Warren JW. Urinary Tract İnfections. Molecular Pathogenesis and Clinical Management. USA. American Society for Microbiology. 1996. p355-362.
    (2) Kaul AK, Kumar D, Nagamani M, Goluszko P, Nowicki S, Nowicki BJ. Rapid cyclic changes in density and accessibility of endometrial ligands for Escherichia coli Dr fimbriae. Infect Immun. 1996 Feb; 64(2):611–15.
    (3) Francis J, Rai R, Sebire NJ, El-Gaddal S, Fernandes MS, Jindal P, Lokugamage A, Regan L, Brosens JJ. Impaired expression of endometrial differentiation markers and complement regulatory proteins in patients with recurrent pregnancy loss associated with antiphospholipid syndrome. Mol Hum Reprod. 2006 Jul;12(7):435-42.
    (4) Van Loy CP, Sokurenko EV, Moseley SL. The major structural subunits of Dr and F1845 fimbriae are adhesins. Infect Immun. 2002 Apr;70(4):1694-702.
    (5) Nowicki B, Hart A, Coyne KE, Lublin DM, Nowicki S. Short consensus repeat-3 domain of recombinant decay-accelerating factor is recognized by Escherichia coli recombinant Dr adhesin in a model of a cell-cell interaction. J Exp Med. 1993 Dec 1;178(6):2115-21.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder