Konusunu Oylayın.: Peygamber nebi resul

5 üzerinden 4.25 | Toplam : 4 kişi
Peygamber nebi resul
  1. 14.Kasım.2012, 15:05
    1
    Misafir

    Peygamber nebi resul






    Peygamber nebi resul Mumsema Peygamber nebi ve resul ne demektir açıklar mısınız lütfen


  2. 14.Kasım.2012, 15:05
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 14.Kasım.2012, 16:02
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 28,980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 329
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: peygamber nebi rasul




    PEYGAMBER


    Peygamber kelimesi, Farsça kökenli olup "haberci", yani "Allah'tan haber getiren demektir. Dilimizde bu kelimeyi "elçi" sözü karşılamaktadır. Yüce Allah'ın lütfunun ve rahmetinin bir sonucu olarak, beşeriyete O'nun ülûhiyetini tanıtmak, insanları hakka irşad etmek ve kemale ulaştırmak için kendi içlerinden peygamber seçip göndermesi son derece uygundur. Bu durum akl-ı selime de aykırı değildir. Zira Allah insanları kendisine ibadet etmek için yarattığını açıklamıştır: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyât, 51/56) O halde insanların Allah'a nasıl ibadet ve itaat edecekleri hususunda rehberlik yapmak üzere kendi içlerinden bir peygamber seçilmesi kadar tabiî bir şey olamaz. Peygamberlik Allah vergisidir. Çok çalışmakla elde edilemez. İmam Gazzalî insanların peygamberlere olan ihtiyacını hastaların doktorlara olan ihtiyacına benzetmiştir. Şu kadar ki tıbbın doğruluğu tecrübe ile, peygamberlerin doğruluğu ise, Allah'ın görevlendirmesi ve bu görevlendirilenin mucize izhar etmesiyle bilinir.

    Hz. Adem'den Hz. Muhammed (a.s.)'a kadar insanlara gönderilen peygamber sayısında ihtilaf olmakla beraber bazı kaynaklarda 124 bin olduğu bildirilmiştir. Bunlardan 25 tanesinin ismi Kur'ân'da zikredilmektedir. Bunlar; Hz. Âdem, Hz. İdris, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Sâlih, Hz. İbrahim, Hz. Lut, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Eyyub, Hz. Şuayb, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. İlyas, Hz.Elyesa', Hz. Zülkifl, Hz. Yunus, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz. Muhammed'dir. Ayrıca Kur'ân'da haklarında bilgi verilen Üzeyr, Lokman ve Zülkarneyn adlarında üç kişinin de peygamber olup olmadıkları İslâm âlimleri arasında tartışmalıdır. Peygamberlerin görevlerini tam anlamıyla yerine getirmeleri ve gönderildikleri kavimler üzerinde güven telkin etmeleri için beş önemli sıfatları vardır. Bunlar; sıdk, emanet, tebliğ, fetanet, ismettir.

    NEBÎ


    Yüksek olmak ve haber vermek anlamındaki "n-b-e" kökünden türeyen nebi (çoğulu enbiyâ) sözlükte, haber veren, yüksek ve düz olmayan yer, çok ve geniş yol demektir. Terim olarak Allah'ın, dini kurallarını, emir ve yasaklarını, öğüt ve tavsiyelerini insanlara bildirmesi için görevlendirdiği insanlara denir. Bu insanlara, peygamber, nebî dendiği gibi resul ve mürsel (elçi) de denir.

    İslâm bilginleri resul ile nebi arasında fark olduğunu, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderilen peygamberlere resul-mürsel, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla göndermeyip, önceki bir resulün kitap ve şeriatını tebliğ etmekle görevli peygamberlere ise nebi dendiğini söylemişler ise de, Kur'ân'da böyle bir ayırım bulunmamakta, aksine nebilere kitap, hüküm, hikmet verildiği ve vahyedildiği bildirilmektedir. Bakara sûresinin 213. âyetinde nebilerle beraber kitap indirildiği bildirilmektedir: "İnsanlar bir tek ümmet idi. Allah, nebileri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetsinler diye, O nebilerle beraber gerçekleri içinde taşıyan kitap indirdi..."

    Âl-i İmrân sûresinin 81. âyetinde nebilere kitap ve hikmet verildiği ifade edilmektedir: "Allah, nebilerden şöyle söz almıştı: Bakın size kitap ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan kitapları doğrulayıcı bir rasûl geldiğinde ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı? demişti. Kabul ettik dediler..."

    Âl-i İmrân sûresinin 70. âyetinde kitap, hüküm ve nübüvvet verilmesi birlikte zikredilmiştir; "Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah ona kitap, hüküm ve nübüvvet versin de sonra o insanlara Allah'ı bırakıp, bana kullar olsun desin..." (Casiye, 45/16; Ankebût, 29/27; Hadîd, 57/26).

    Nisâ sûresinin 163. âyetinde nebilere vahiy indirildiği bildirilmiş, bir sonraki âyette bunlara resul denilmiştir: "Nuh'a ve ondan sonra gelen nebîlere vahyettiğimiz gibi (Ey Muhammed!) sana da vahyettik. Nitekim İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsâ'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve Dâvûd'a Zebur vermiştik. Daha önce sana anlattığımız ve sana anlatmadığımız elçilere (resul) de vahyetmiştik."

    Kur'ân'da nebilere kitap verildiğinin bildirildiği gibi, resullere de kitap verildiği bildirilmiştir (Hadid, 57/25).

    Bir âyette resul ve nebi kelimeleri atıf harfi ile peş peşe zikredilmiştir: "Senden önce hiçbir nebi ve resul göndermedik ki, o bir şey arzu ettiği zaman şeytan, onun arzusu içerisine mutlaka (bir düşünce) atmış olmasın..." (Hac, 22/52).

    Ebû Zerri'l-Gifârî; Ya Rasûlallah! Nebilerin evveli hangisidir diye sormuş, Peygamberimiz "Âdem'dir" demiştir. "O nebî mi idi?" diye sormuş, "Evet nebi idi" cevabını vermiştir (Ahmed, V/178). "Ya Rasûlallah! Nebilerin sayısı kaçtır" diye sormuş, "124.000'dir" diye cevap vermiştir (Ahmed, V/179). "Ya Rasûlallah! Onlardan kaçı resuldür" diye sormuş, "315'i" cevabını vermiştir (Ahmed, V/179).

    Rasûl ve nebi kelimelerinin geçtiği âyetler birlikte değerlendirildiğinde her ikisinin de ortak vasıflara sahip olduğu görülmektedir. Bu vasıflar; kitap, hikmet, nübüvvet ve hüküm verilmesi, vahyedilmesi, uyarıcı ve müjdeciler olarak gönderilmiş olması ve mücrimlerin düşmanlığına maruz kalmaktadır. (Âl-i İmrân, 3/79, 81; Nisâ, 4/63-165; Ahzap, 33/45; Hadîd, 57/25-26).


    RESUL


    Sözlükte "risalet görevini yerine getiren elçi" anlamına gelen resul, dinî literatürde, Allah tarafından yeni bir kitap ve yeni bir şeriat ile bir topluma veya bütün insanlığa gönderilen kimsedir. Buna mürsel de denir. Çoğulu rusüldür. Rasûl kelimesinin kökü olan "risl", yumuşaklık ve kolaylık üzere göndermek veya yumuşaklıkla yürümek ve yol almaktır.

    Resul kavramı nebi kavramına oranla daha kapsamlıdır. Zira her resul aynı zamanda bir nebidir. Fakat her nebi bir resul değildir. Hz. Muhammed hem resul hem de nebidir. Çünkü o müstakil ve mükemmel bir din olan İslâm ile onun hükümlerini ihtiva eden Kur'ân'ı getirip açıklamıştır. Resul kelimesi bazen melekler için de kullanılmıştır. Her resul insanları irşad, ıslah ve hak yola davet etmek için kendi kavminin dilini konuşacak şekilde gönderilmiştir. Şu âyet de bu hususu ifade etmektedir: "(Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir." (İbrâhim, 14/4)



  4. 14.Kasım.2012, 16:02
    2
    Moderatör



    PEYGAMBER


    Peygamber kelimesi, Farsça kökenli olup "haberci", yani "Allah'tan haber getiren demektir. Dilimizde bu kelimeyi "elçi" sözü karşılamaktadır. Yüce Allah'ın lütfunun ve rahmetinin bir sonucu olarak, beşeriyete O'nun ülûhiyetini tanıtmak, insanları hakka irşad etmek ve kemale ulaştırmak için kendi içlerinden peygamber seçip göndermesi son derece uygundur. Bu durum akl-ı selime de aykırı değildir. Zira Allah insanları kendisine ibadet etmek için yarattığını açıklamıştır: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyât, 51/56) O halde insanların Allah'a nasıl ibadet ve itaat edecekleri hususunda rehberlik yapmak üzere kendi içlerinden bir peygamber seçilmesi kadar tabiî bir şey olamaz. Peygamberlik Allah vergisidir. Çok çalışmakla elde edilemez. İmam Gazzalî insanların peygamberlere olan ihtiyacını hastaların doktorlara olan ihtiyacına benzetmiştir. Şu kadar ki tıbbın doğruluğu tecrübe ile, peygamberlerin doğruluğu ise, Allah'ın görevlendirmesi ve bu görevlendirilenin mucize izhar etmesiyle bilinir.

    Hz. Adem'den Hz. Muhammed (a.s.)'a kadar insanlara gönderilen peygamber sayısında ihtilaf olmakla beraber bazı kaynaklarda 124 bin olduğu bildirilmiştir. Bunlardan 25 tanesinin ismi Kur'ân'da zikredilmektedir. Bunlar; Hz. Âdem, Hz. İdris, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Sâlih, Hz. İbrahim, Hz. Lut, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Eyyub, Hz. Şuayb, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. İlyas, Hz.Elyesa', Hz. Zülkifl, Hz. Yunus, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz. Muhammed'dir. Ayrıca Kur'ân'da haklarında bilgi verilen Üzeyr, Lokman ve Zülkarneyn adlarında üç kişinin de peygamber olup olmadıkları İslâm âlimleri arasında tartışmalıdır. Peygamberlerin görevlerini tam anlamıyla yerine getirmeleri ve gönderildikleri kavimler üzerinde güven telkin etmeleri için beş önemli sıfatları vardır. Bunlar; sıdk, emanet, tebliğ, fetanet, ismettir.

    NEBÎ


    Yüksek olmak ve haber vermek anlamındaki "n-b-e" kökünden türeyen nebi (çoğulu enbiyâ) sözlükte, haber veren, yüksek ve düz olmayan yer, çok ve geniş yol demektir. Terim olarak Allah'ın, dini kurallarını, emir ve yasaklarını, öğüt ve tavsiyelerini insanlara bildirmesi için görevlendirdiği insanlara denir. Bu insanlara, peygamber, nebî dendiği gibi resul ve mürsel (elçi) de denir.

    İslâm bilginleri resul ile nebi arasında fark olduğunu, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderilen peygamberlere resul-mürsel, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla göndermeyip, önceki bir resulün kitap ve şeriatını tebliğ etmekle görevli peygamberlere ise nebi dendiğini söylemişler ise de, Kur'ân'da böyle bir ayırım bulunmamakta, aksine nebilere kitap, hüküm, hikmet verildiği ve vahyedildiği bildirilmektedir. Bakara sûresinin 213. âyetinde nebilerle beraber kitap indirildiği bildirilmektedir: "İnsanlar bir tek ümmet idi. Allah, nebileri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetsinler diye, O nebilerle beraber gerçekleri içinde taşıyan kitap indirdi..."

    Âl-i İmrân sûresinin 81. âyetinde nebilere kitap ve hikmet verildiği ifade edilmektedir: "Allah, nebilerden şöyle söz almıştı: Bakın size kitap ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan kitapları doğrulayıcı bir rasûl geldiğinde ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı? demişti. Kabul ettik dediler..."

    Âl-i İmrân sûresinin 70. âyetinde kitap, hüküm ve nübüvvet verilmesi birlikte zikredilmiştir; "Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah ona kitap, hüküm ve nübüvvet versin de sonra o insanlara Allah'ı bırakıp, bana kullar olsun desin..." (Casiye, 45/16; Ankebût, 29/27; Hadîd, 57/26).

    Nisâ sûresinin 163. âyetinde nebilere vahiy indirildiği bildirilmiş, bir sonraki âyette bunlara resul denilmiştir: "Nuh'a ve ondan sonra gelen nebîlere vahyettiğimiz gibi (Ey Muhammed!) sana da vahyettik. Nitekim İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsâ'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve Dâvûd'a Zebur vermiştik. Daha önce sana anlattığımız ve sana anlatmadığımız elçilere (resul) de vahyetmiştik."

    Kur'ân'da nebilere kitap verildiğinin bildirildiği gibi, resullere de kitap verildiği bildirilmiştir (Hadid, 57/25).

    Bir âyette resul ve nebi kelimeleri atıf harfi ile peş peşe zikredilmiştir: "Senden önce hiçbir nebi ve resul göndermedik ki, o bir şey arzu ettiği zaman şeytan, onun arzusu içerisine mutlaka (bir düşünce) atmış olmasın..." (Hac, 22/52).

    Ebû Zerri'l-Gifârî; Ya Rasûlallah! Nebilerin evveli hangisidir diye sormuş, Peygamberimiz "Âdem'dir" demiştir. "O nebî mi idi?" diye sormuş, "Evet nebi idi" cevabını vermiştir (Ahmed, V/178). "Ya Rasûlallah! Nebilerin sayısı kaçtır" diye sormuş, "124.000'dir" diye cevap vermiştir (Ahmed, V/179). "Ya Rasûlallah! Onlardan kaçı resuldür" diye sormuş, "315'i" cevabını vermiştir (Ahmed, V/179).

    Rasûl ve nebi kelimelerinin geçtiği âyetler birlikte değerlendirildiğinde her ikisinin de ortak vasıflara sahip olduğu görülmektedir. Bu vasıflar; kitap, hikmet, nübüvvet ve hüküm verilmesi, vahyedilmesi, uyarıcı ve müjdeciler olarak gönderilmiş olması ve mücrimlerin düşmanlığına maruz kalmaktadır. (Âl-i İmrân, 3/79, 81; Nisâ, 4/63-165; Ahzap, 33/45; Hadîd, 57/25-26).


    RESUL


    Sözlükte "risalet görevini yerine getiren elçi" anlamına gelen resul, dinî literatürde, Allah tarafından yeni bir kitap ve yeni bir şeriat ile bir topluma veya bütün insanlığa gönderilen kimsedir. Buna mürsel de denir. Çoğulu rusüldür. Rasûl kelimesinin kökü olan "risl", yumuşaklık ve kolaylık üzere göndermek veya yumuşaklıkla yürümek ve yol almaktır.

    Resul kavramı nebi kavramına oranla daha kapsamlıdır. Zira her resul aynı zamanda bir nebidir. Fakat her nebi bir resul değildir. Hz. Muhammed hem resul hem de nebidir. Çünkü o müstakil ve mükemmel bir din olan İslâm ile onun hükümlerini ihtiva eden Kur'ân'ı getirip açıklamıştır. Resul kelimesi bazen melekler için de kullanılmıştır. Her resul insanları irşad, ıslah ve hak yola davet etmek için kendi kavminin dilini konuşacak şekilde gönderilmiştir. Şu âyet de bu hususu ifade etmektedir: "(Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir." (İbrâhim, 14/4)






+ Yorum Gönder