Konusunu Oylayın.: Çocuğa haram lokma yedirmek çocuğun karakteri üzerinde olumsuz etki eder mi? Anne babasının hatalarından kaynaklanan bu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Çocuğa haram lokma yedirmek çocuğun karakteri üzerinde olumsuz etki eder mi? Anne babasının hatalarından kaynaklanan bu
  1. 06.Kasım.2011, 21:31
    1
    Misafir

    Çocuğa haram lokma yedirmek çocuğun karakteri üzerinde olumsuz etki eder mi? Anne babasının hatalarından kaynaklanan bu






    Çocuğa haram lokma yedirmek çocuğun karakteri üzerinde olumsuz etki eder mi? Anne babasının hatalarından kaynaklanan bu Mumsema Çocuğa haram lokma yedirmek çocuğun karakteri üzerinde olumsuz etki eder mi? Anne babasının hatalarından kaynaklanan bu gibi durumları, çocuğun imtihan vesilesi olarak mı anlamalıyız?


  2. 06.Kasım.2011, 21:31
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 07.Kasım.2011, 02:15
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,688
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Çocuğa haram lokma yedirmek çocuğun karakteri üzerinde olumsuz etki eder mi? Anne babasının hatalarından kaynakla




    ]Annenin ve çocukların geçimi, nafakası babanın üzerinedir. Bu, onun tabiî bir vazifesi olduğu gibi, aynı zamanda dinî bir yükümlülük olarak Cenab-ı Hak tarafından omuzuna yüklenmiştir.

    Bakara Sûresinin 23. âyet-i kerimesinde şöyle buyurulur:


    "Annelerin yiyecek ve giyeceği, gücünün yettiği ölçüde çocuğun babasına aittir."

    Müfessir İmam-ı Kurtubî, zayıflığından ve güçsüzlüğünden dolayı çocuğun nafakasının babanın üzerine bir vecibe olduğuna bu âyeti delil olarak gösterir.1 Yani, çocuk kendi geçimini temin edecek yaşa gelinceye kadar babanın onun ihtiyaçlarını karşılaması gerekir. Baba olarak bu iş onun zaten fıtrî bir vazifesidir.

    Bazı âyet ve hadis-i şeriflerde babanın bu vazifeyi yaparken meşru ve helâl dairede kalması emredilmektedir. Yani aile reisi olan veli, başta kendisi olmak üzere hanımının, çocuklarının ve nafakaları üzerine olan -babası ve annesi gibi- kimselerin nafakalarını helâl yoldan kazandığı para ile karşılamak durumundadır. Helâl kazançla yetinmeyip, geçim derdini bahane ederek, iman zayıflığından dolayı harama teşebbüs eden, hattâ daha da umursamaz bir tavra girerek, kazancının tamamını haram yoldan karşılayan kimse, başta kendisi olmak üzere, aynı kazançtan yedirdiği aile fertlerinin bütün mes'uliyet ve günahını üzerine almış olur. Çünkü bakmakla mükellef olduğu fertlerin bu meselede bir mes'uliyet ve suçu yoktur. Dolayısıyla, onlar mecbur kaldıkları için haram kazançtan yemektedirler. Bu sebepten, günaha girmiş olmazlar. İbni Âbidin merhum bu hususta şöyle bir kayda yer verir:

    "Kocasının, aslen meşru olmayan bir yoldan temin ederek geçirmiş olduğu bir yiyeceği yemesinde, bir elbiseyi giymesinde hanım için bir günah yoktur. Günah, kocanın kendisinedir. Yalnız, kocası tarafından kendisine verilen nafaka bizzat gasbedilmiş bir şey ise, kadının ondan yemesi caiz olmaz."2

    Çocukların durumu da bundan farklı değildir. Çünkü hanımın nafakası nasıl kocasının üzerine ise, çocukların geçimi de babaya âittir. Çocuklar da babalarının kendilerine haramdan getirmiş olduğu nafakadan faydalanmak mecburiyetinde kaldıkları için, o haramdan doğacak günah babalarına aittir, kendilerine ait değildir. Ne zaman ki çocukların eli iş tutar, kendi ihtiyaçlarını kendileri temin edecek seviyeye gelir, helâl yoldan para kazanma durumuna ulaşırlarsa, artık kendi kazançlarını yemeleri gerekir.

    Babası evladına haram kazanç yedirmesinden dolayı çocuğun karakterinde bozulma hususu mutlak bir kaide değildir. Yani her haram lokma ile beslenen çocuğun karakteri bozuk olur, gibi bir genellem yapılmaz. Ancak bazı insanlar bu tarzda bir cezaya maruz kalmış olabilirler. Bu da bir imtihan vesilesidir.

    Çocuk babası günah işledi diye günah işlemez. Çocuk üzerinde herhangi bir baskı zorlama olmadan kendi iradesiyle günahı seçmiştir. Bazı babalar çok zalim olduğu halde çocukları tam aksine iyi olabilmektedirler. Burada çocuk illa babası gibi zalim olacak diye bir kaide yoktur.

    Sahih bir hadiste,

    "Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar." (günümüzde de falan ...izm'den yapar) buyurulmaktadır.

    a. Her insan yaratılış itibariyle lekesiz, tertemiz, iman ve İslam'a en müsait bir hüviyettedir. Fıtrat, yani yaratılıştaki mahiyeti itibariyle her insan lekesiz, tertemiz ve iman ve İslam'a en müsait bir hüviyettedir; lekesiz, bembeyaz, üzerine her şey yazılabilecek bir kağıt veya, üzerine hiç ses kaydedilmemiş bir bant, şekil verilmeye müsait bir macun, kalıplara dökülmeyi bekleyen maden cevheri veya eğilmeye müsait bir fidan gibi... Nasıl dupduru, saf ve berrak bir pınar suyu, esas kaynağı ve mahiyeti itibariyle tertemiz olup, en faydalı ve şifalı bir hal almaya müsaittir. -Ya da üzerine toz toprak saçmak suretiyle bulandırılıp başka bir mahiyete sokulabilir- aynı şekilde yeni doğan bir çocuk da fıtrat ve kainat kanunlarına göre hakikatleri kabule, bulanıklık ve dalaleti ise reddetmeye muvafık ve müsait bir haldedir. Bu sebeple, BEŞ-ON BEŞ yaş grubu çocuklara ne anlatırsanız, onlar hemen onu hafızalarına kaydedip, kalp dünyalarına iman ve İslam adına yerleştirirler. Söz gelimi,

    "Bir köy muhtarsız, bir iğne ustasız olmaz; öyleyse, şu koca kainat da sahipsiz olmaz; onun sahibi Allah'tır (c.c.)"

    dediğinizde, karşınızdaki alıcı o kadar lekesiz ve bu tür mesajların öylesine frekansındadır ki, hiç parazitsiz söylediklerinizi kaydediverir. Yaratılış vakumu, fıtratın manyetik sahası, mesajı hemen çeker. Öyle simalar görürüz ki, aşinası bulunduğumuz mana ve ölçülere binaen "temiz fıtratlı, iyi ahlaklı, çok müsait ve müspet bir insan" deriz.

    b. Temiz ve selim fıtrat, küfür ve günahlarla kirletilip, köreltilebilir. İnsan, küfür ve inkarla, kainat çapındaki delillere gözlerini yummuş, kulaklarını tıkamış, vicdanını söndürmüş ve fıtratını köreltmiş; kendini bütün ışık kaynaklarından mahrum bırakıp, karanlıklar içine gömmüş ve haddizatında baştan temiz olan fıtratının üzerine Allah'ın (c.c.) sevmediği kara lekeler sürmüş olur. Buna karşılık, insan iman ve amelle, aslında temiz olan fıtratını muhafaza eder ve saffetini korur. O halde; iman asli, küfür ise arızi bir husustur. Yaratılışta temiz olan fıtrat, sonradan kirletilir. Fıtratın ilk baştaki hali korunmaz, imdadına koşulmaz ve bu yolda gerekli tedbirler alınmazsa, insanın ya Hristiyan, ya Yahudi, ya da Mecusi olması veya aklınıza gelebilecek küfür cereyanlarından birisine yem olup gitmesi mümkün ve muhtemeldir.

    c. Temiz fıtrat kirletilip bozulunca, insan ikinci bir fıtrat kazanmış demektir. Yumurtadan çıkan yavru kuş, uçamasa da yine "kuştur". O, yaratılıştan uçmaya müheyya ve elverişlidir. Palazlanma döneminde koşup sıçradığını, düşe kalka uçmaya çalıştığını görür, "bu kuş, uçacak" deriz. Ancak harici bir sebep devreye girer de, kuşun uçma kabiliyetini götürürse, o zaman ne kadar kuş da olsa, uçamaz. İşte küfür de böyledir; uçmaya müsait bir kuşun kanatlarını kırma, güdük bırakma ve kümeslerde bu kabiliyetlerini öldürme, önceki ilk fıtratı köreltip, ikinci bir fıtrat ile uçamayacak hale getirmedir.

    İradenin suistimaline ve dış sebep ve saiklere binaen fıtratı köreltilen bir insan, ikinci bir fıtrat kazanmış, temiz ve selim yaratılışını kirletmiş olur. Nasıl kuşun ilk haline bakıp da, kuştur bu, uçar diyorsak, aynı şekilde yeni doğan bir çocuğa da "Müslüman bu" veya "Müslüman olur bu" deriz. Ne var ki, zamanla o yavrunun üzerinde muhalif sam yelleri eser ve o da iradesini suistimalle bunların üzerine tuz biber ekerse, işte o zaman kolu kanadı kırılır ve fıtrat çekirdeği küfür toprağının karanlıklarında gömülü ve örtülü kalıp, çimlenip filiz çıkarmak ve neticede her mevsim meyve veren bir ağaç olmak için gerekli ısı, ışık ve yağmuru alamaz duruma düşer. O artık karanlıklar içinde, kara bir yeni fıtrat kazanmıştır.

    d. Tahşidatta bulunduğumuz bütün bu meselelerde kader mevzuuyla alakalı iki husus her zaman karşımıza çıkacaktır: Dış sebepler ve irade. Evet, her doğan İslam fıtratı üzerine doğar; fakat, anne-baba, arkadaş, muhit, toplum ve okul gibi dış tesirlerle, bunları lehinde veya aleyhinde değerlendirecek olan irade, fıtrata müspet veya menfi yönde müdahalede bulunur. Kaderde ise, bütün bunlar hesaba katılarak, bu insan, ya fıtratını temiz tutup said olacak ya da fıtratını köreltip küfre batacak ve şaki olacak diye yazılır.

    Kaynaklar:

    1. et-Tefsirü'l-Kurtubî, I/163.

    2. Reddü'l-Muhtar, V/ 247.



  4. 07.Kasım.2011, 02:15
    2
    Silent and lonely rains



    ]Annenin ve çocukların geçimi, nafakası babanın üzerinedir. Bu, onun tabiî bir vazifesi olduğu gibi, aynı zamanda dinî bir yükümlülük olarak Cenab-ı Hak tarafından omuzuna yüklenmiştir.

    Bakara Sûresinin 23. âyet-i kerimesinde şöyle buyurulur:


    "Annelerin yiyecek ve giyeceği, gücünün yettiği ölçüde çocuğun babasına aittir."

    Müfessir İmam-ı Kurtubî, zayıflığından ve güçsüzlüğünden dolayı çocuğun nafakasının babanın üzerine bir vecibe olduğuna bu âyeti delil olarak gösterir.1 Yani, çocuk kendi geçimini temin edecek yaşa gelinceye kadar babanın onun ihtiyaçlarını karşılaması gerekir. Baba olarak bu iş onun zaten fıtrî bir vazifesidir.

    Bazı âyet ve hadis-i şeriflerde babanın bu vazifeyi yaparken meşru ve helâl dairede kalması emredilmektedir. Yani aile reisi olan veli, başta kendisi olmak üzere hanımının, çocuklarının ve nafakaları üzerine olan -babası ve annesi gibi- kimselerin nafakalarını helâl yoldan kazandığı para ile karşılamak durumundadır. Helâl kazançla yetinmeyip, geçim derdini bahane ederek, iman zayıflığından dolayı harama teşebbüs eden, hattâ daha da umursamaz bir tavra girerek, kazancının tamamını haram yoldan karşılayan kimse, başta kendisi olmak üzere, aynı kazançtan yedirdiği aile fertlerinin bütün mes'uliyet ve günahını üzerine almış olur. Çünkü bakmakla mükellef olduğu fertlerin bu meselede bir mes'uliyet ve suçu yoktur. Dolayısıyla, onlar mecbur kaldıkları için haram kazançtan yemektedirler. Bu sebepten, günaha girmiş olmazlar. İbni Âbidin merhum bu hususta şöyle bir kayda yer verir:

    "Kocasının, aslen meşru olmayan bir yoldan temin ederek geçirmiş olduğu bir yiyeceği yemesinde, bir elbiseyi giymesinde hanım için bir günah yoktur. Günah, kocanın kendisinedir. Yalnız, kocası tarafından kendisine verilen nafaka bizzat gasbedilmiş bir şey ise, kadının ondan yemesi caiz olmaz."2

    Çocukların durumu da bundan farklı değildir. Çünkü hanımın nafakası nasıl kocasının üzerine ise, çocukların geçimi de babaya âittir. Çocuklar da babalarının kendilerine haramdan getirmiş olduğu nafakadan faydalanmak mecburiyetinde kaldıkları için, o haramdan doğacak günah babalarına aittir, kendilerine ait değildir. Ne zaman ki çocukların eli iş tutar, kendi ihtiyaçlarını kendileri temin edecek seviyeye gelir, helâl yoldan para kazanma durumuna ulaşırlarsa, artık kendi kazançlarını yemeleri gerekir.

    Babası evladına haram kazanç yedirmesinden dolayı çocuğun karakterinde bozulma hususu mutlak bir kaide değildir. Yani her haram lokma ile beslenen çocuğun karakteri bozuk olur, gibi bir genellem yapılmaz. Ancak bazı insanlar bu tarzda bir cezaya maruz kalmış olabilirler. Bu da bir imtihan vesilesidir.

    Çocuk babası günah işledi diye günah işlemez. Çocuk üzerinde herhangi bir baskı zorlama olmadan kendi iradesiyle günahı seçmiştir. Bazı babalar çok zalim olduğu halde çocukları tam aksine iyi olabilmektedirler. Burada çocuk illa babası gibi zalim olacak diye bir kaide yoktur.

    Sahih bir hadiste,

    "Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar." (günümüzde de falan ...izm'den yapar) buyurulmaktadır.

    a. Her insan yaratılış itibariyle lekesiz, tertemiz, iman ve İslam'a en müsait bir hüviyettedir. Fıtrat, yani yaratılıştaki mahiyeti itibariyle her insan lekesiz, tertemiz ve iman ve İslam'a en müsait bir hüviyettedir; lekesiz, bembeyaz, üzerine her şey yazılabilecek bir kağıt veya, üzerine hiç ses kaydedilmemiş bir bant, şekil verilmeye müsait bir macun, kalıplara dökülmeyi bekleyen maden cevheri veya eğilmeye müsait bir fidan gibi... Nasıl dupduru, saf ve berrak bir pınar suyu, esas kaynağı ve mahiyeti itibariyle tertemiz olup, en faydalı ve şifalı bir hal almaya müsaittir. -Ya da üzerine toz toprak saçmak suretiyle bulandırılıp başka bir mahiyete sokulabilir- aynı şekilde yeni doğan bir çocuk da fıtrat ve kainat kanunlarına göre hakikatleri kabule, bulanıklık ve dalaleti ise reddetmeye muvafık ve müsait bir haldedir. Bu sebeple, BEŞ-ON BEŞ yaş grubu çocuklara ne anlatırsanız, onlar hemen onu hafızalarına kaydedip, kalp dünyalarına iman ve İslam adına yerleştirirler. Söz gelimi,

    "Bir köy muhtarsız, bir iğne ustasız olmaz; öyleyse, şu koca kainat da sahipsiz olmaz; onun sahibi Allah'tır (c.c.)"

    dediğinizde, karşınızdaki alıcı o kadar lekesiz ve bu tür mesajların öylesine frekansındadır ki, hiç parazitsiz söylediklerinizi kaydediverir. Yaratılış vakumu, fıtratın manyetik sahası, mesajı hemen çeker. Öyle simalar görürüz ki, aşinası bulunduğumuz mana ve ölçülere binaen "temiz fıtratlı, iyi ahlaklı, çok müsait ve müspet bir insan" deriz.

    b. Temiz ve selim fıtrat, küfür ve günahlarla kirletilip, köreltilebilir. İnsan, küfür ve inkarla, kainat çapındaki delillere gözlerini yummuş, kulaklarını tıkamış, vicdanını söndürmüş ve fıtratını köreltmiş; kendini bütün ışık kaynaklarından mahrum bırakıp, karanlıklar içine gömmüş ve haddizatında baştan temiz olan fıtratının üzerine Allah'ın (c.c.) sevmediği kara lekeler sürmüş olur. Buna karşılık, insan iman ve amelle, aslında temiz olan fıtratını muhafaza eder ve saffetini korur. O halde; iman asli, küfür ise arızi bir husustur. Yaratılışta temiz olan fıtrat, sonradan kirletilir. Fıtratın ilk baştaki hali korunmaz, imdadına koşulmaz ve bu yolda gerekli tedbirler alınmazsa, insanın ya Hristiyan, ya Yahudi, ya da Mecusi olması veya aklınıza gelebilecek küfür cereyanlarından birisine yem olup gitmesi mümkün ve muhtemeldir.

    c. Temiz fıtrat kirletilip bozulunca, insan ikinci bir fıtrat kazanmış demektir. Yumurtadan çıkan yavru kuş, uçamasa da yine "kuştur". O, yaratılıştan uçmaya müheyya ve elverişlidir. Palazlanma döneminde koşup sıçradığını, düşe kalka uçmaya çalıştığını görür, "bu kuş, uçacak" deriz. Ancak harici bir sebep devreye girer de, kuşun uçma kabiliyetini götürürse, o zaman ne kadar kuş da olsa, uçamaz. İşte küfür de böyledir; uçmaya müsait bir kuşun kanatlarını kırma, güdük bırakma ve kümeslerde bu kabiliyetlerini öldürme, önceki ilk fıtratı köreltip, ikinci bir fıtrat ile uçamayacak hale getirmedir.

    İradenin suistimaline ve dış sebep ve saiklere binaen fıtratı köreltilen bir insan, ikinci bir fıtrat kazanmış, temiz ve selim yaratılışını kirletmiş olur. Nasıl kuşun ilk haline bakıp da, kuştur bu, uçar diyorsak, aynı şekilde yeni doğan bir çocuğa da "Müslüman bu" veya "Müslüman olur bu" deriz. Ne var ki, zamanla o yavrunun üzerinde muhalif sam yelleri eser ve o da iradesini suistimalle bunların üzerine tuz biber ekerse, işte o zaman kolu kanadı kırılır ve fıtrat çekirdeği küfür toprağının karanlıklarında gömülü ve örtülü kalıp, çimlenip filiz çıkarmak ve neticede her mevsim meyve veren bir ağaç olmak için gerekli ısı, ışık ve yağmuru alamaz duruma düşer. O artık karanlıklar içinde, kara bir yeni fıtrat kazanmıştır.

    d. Tahşidatta bulunduğumuz bütün bu meselelerde kader mevzuuyla alakalı iki husus her zaman karşımıza çıkacaktır: Dış sebepler ve irade. Evet, her doğan İslam fıtratı üzerine doğar; fakat, anne-baba, arkadaş, muhit, toplum ve okul gibi dış tesirlerle, bunları lehinde veya aleyhinde değerlendirecek olan irade, fıtrata müspet veya menfi yönde müdahalede bulunur. Kaderde ise, bütün bunlar hesaba katılarak, bu insan, ya fıtratını temiz tutup said olacak ya da fıtratını köreltip küfre batacak ve şaki olacak diye yazılır.

    Kaynaklar:

    1. et-Tefsirü'l-Kurtubî, I/163.

    2. Reddü'l-Muhtar, V/ 247.






+ Yorum Gönder