Nisa suresinin 34. ayetindeki ‘kadını dövün’ ifadesi 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
  1. 1
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 27
    Tecrübe Puanı: 40
    Yer: çalışma odam:)

    Nisa suresinin 34. ayetindeki ‘kadını dövün’ ifadesi


    ‘Kadını dövün’ diyen bir ayet yoktur.
    Ayetin son cümlesidir o. Ayette ise, bütün makul çarelerin tükendiği noktada, dağılma ve facianın önlenmesine adına son çare olarak hafifçe vurmayı tercih edin mesajı vardır.

    TEFSİR / AÇIKLAMA

    Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptık*ları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusu-dur. Onun için saliha kadınlar itaatkardır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi koruyucudur*lar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve dövün. Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
    Sabuni tefsiri
    -------------------------------------

    İlgili Yazılar

  2. 2
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 27
    Tecrübe Puanı: 40
    Yer: çalışma odam:)

    Yorum: Nisa suresinin 34. ayetindeki ‘kadını dövün’ ifadesi


    Erkeklerin Kadınların Üzerine Muhafız Ve Reis Olmaları (Kıvâme), Karı-Koca Arasındaki Anlaşmazlığın Düzeltilmesi


    34- Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyu-cusudur. Onun için saliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

    Nüzul Sebebi


    "Erkekler kavvâm (hakim)dırlar." İbni Ebi Hatim'in tahric ettiğine göre Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Bir kadın Rasul-i Ekrem (s.a.) Hazretlerine geldi, kocasının kendisini tokatladığını bildirerek Resulullah'tan yardım istedi. Resulullah (s.a.): "Ona da aynı ceza uygulansın" buyurdu. Bunun üzerine "Erkekler kadınlar üzerinde kavvâm (hakim)dırlar" ayeti indi ve kadın, kocasına ceza verilmeksizin döndü gitti.

    Mukâtil diyor ki: Bu ayet Sa'd b. er-Rabi hakkında indi. Sa'd, Ensarın na-kib(reis)lerindendi. Karısı Habîbe binti Zeyd de Ensardandı. Bir gün karısı kendisine kafa tutunca Sa'd onu tokatladı. Rasul-i Ekrem (s.a.) "Kocasından kısas (aynısıyla cezalandırma) hakkını alsın" buyurdu. Kadın babası ile birlikte bunun için dönüp giderlerken Resulullah (s.a.) onlara şöyle seslendi: "Dönünüz. İşte Cebrail (a.s.) bana geldi ve Allah Teâlâ onunla şu ayeti indirdi." Hz. Peygamber ayeti okuduktan sonra şöyle buyurdu: Biz bir iş istedik, Allah Teâlâ bir iş diledi. Onun dilediği daha hayırlıdır. Bu şekil kısas kaldırılmıştır.

    Geniş Açıklaması


    Erkek, kadının reisi, büyüğüdür, onun üzerinde hakimdir. Eğrilip yanlış yapınca onu tedip eder. Himayesini ve onun menfaatini gözeterek ihtiyaç ve geçimini sağlar. Cihad kadına değil erkeğe düşen bir görevdir. Kadının masraflarını ve geçimini sağlama mecburiyetinde olmasından ötürü mirasta erkeğin hissesi kadınınkinden bir kat fazladır.

    Kıvâme (hâkim olma) sebepleri iki tanedir:

    1- Yaratılıştan gelen fiziki özelliklerin bulunması: Erkeğin yaradılışı ve idraki daha güçlü, aklı daha kuvvetli, duygu yönü daha dengeli, bünyesi daha sağlam olduğu için akıl, görüş, azim ve kuvvet bakımından kadına üstün kılınmıştır. O yüzden Allah Teâlâ peygamberlik, rasul olma, imamet-i kübrâ (devlet başkanlığı), hakimlik ve ezan, ikamet, hutbe, cuma, cihad gibi dinin temel prensiplerini ifa etme özelliklerini erkeklere vermiştir. Talak hakkının elinde olması, dörde kadar eş almasının mubah olması, cinayet ve had cezalarında şahitlik yapması, mirastaki hissesinin fazlalığı, gibi hususiyetler de erkeğe aittir.

    2- Karısına ve yakın kadın akrabaya bakması, onların masraflarını karşılaması erkeğe vaciptir. Kadına verilen değer ve şerefin sembolü, alâmeti olmak üzere mehir ödemek de erkeğe lâzım gelmektedir.

    Bunlar dışında erkekler ile kadınlar hakları ve sorumlulukları açısından eşittirler. Bu nokta da İslâm'ın güzelliklerinden, iyi taraflarındandır. Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Erkeklerin maruf (meşru) şekilde kadınları üzerindeki (hakları) vardır. (Ancak) erkekler kadınlar üzerinde (daha üstün) bir dereceye sahiptirler." (Bakara, 2/228). Bu üstünlük evi idare etmek, ailenin işlerini kontrol edip yürütmek, çekip çevirmek bakımındandır. Bunların hepsi birer borç ve görevdir ki erkeğin sorumluluk almak, hayatın yük ve sıkıntılarını onaylamak gibi kudretiyle münasip surette bulunmaktadır. Kadın ise bağımsız bir malî sorumluluğa sahiptir ve tam bir hürriyet içinde mallarında tasarrufta bulunabilir.

    Sonra Allah Teâlâ, evlilik hayatında kadının iki durumunu beyan etmektedir: Kadın ya itaatkâr (kânitât), ya da isyankâr, serkeş (nâşizât) durumda bulunur.

    1- İyi Kadınlar (Sâlihât):

    Bunlar Rablerinin emirlerine uyarlar, kocalarına itaat ederler. Kocalarının yokluğunda kendilerini, namuslarını, mallarını, çocuklarını, aile sırlarını korurlar, kocalarının hakkına riayet ederler.

    "Allah kendi (hak)larını koruması dolayısiyle..." cümlesi, korunmasını Allah'ın emretmesi sebebiyle manasınadır. Allah Teâlâ, kocalar karşısında kadınların mehir, nafaka, güzel bir şekilde geçim sağlama gibi haklarını koruması karşılığında onlara kocalarına itaat etmelerini, haklarını korumalarını emretmişler. Yani bu emir ve görev o hakları mukabilindedir. Cenab-ı Hak, kadınlara bu itaatleri ve kocanın yokluğunda haklarını korumaları üzerine büyük sevaplar vaad etmiş, ama ihmal ve kusurlu davranmaları durumunda pek ağır cezalara çarptıracağını bildirmiştir. Beyhakî, İbni Cerîr ve başka hadis imamları Ebu Hureyre (r.a.)'den tahric ediyorlar: Resulullah (a.s.) şöyle buyurdu: "Kadınların en hayırlısı öyle bir kadındır ki ona baktığında gönlüne sevinç dolar, emrettiğin zaman sana itaat eder, ondan uzakta iken senin malın ve kendisi üzerindeki hakkını koruyup gözetir." Sonra Resulullah (s.a.) "Erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler" ayetini "...göze görünmeyeni koruyanlardır" cümlesine kadar okudu. İmam Ahmed, Buharî ve Müslim tarafından Ebu Hureyre'den nakledilen sahih hadiste de: "Deveye binmiş olan kadınların en hayırlıları Ku-reyş kadınlarıdır. Çocuğa küçükken en çok şefkat gösteren, kocanın elindekileri en iyi koruyup gözeten onlardır." buyurulmuştur.

    2- İsyankâr, Serkeş Kadınlar (Nâşizât):

    Bunlar evlilik esaslarına, haklarına ve sorumluluklarına karşı çıktığını sandığınız veya bildiğiniz kadınlardır ki koca onlara karşı şu yolu izler:

    1- Gönüllerine tesir edecekse öğüt ve irşadda bulunmak: Koca, karısına "Allah'tan kork, senin üzerinde benim hakkım vardır. Şu halinden vazgeç, bana itaat etmen farzdır" gibi sözler söyler. Allah'tan korkutarak, Allah'ın cezası ile tehdit ederek, sonunun kötü olacağı, mesut bir evlilik hayatında mahrum kalacağı şeklinde ona nasihat eder. Böyle bir korkutma ve öğüt verme, belki onun nüşûz (isyan) ve serkeşliğini terk ettirir.

    2- Yalnız bırakmak, yatağından uzak durmak: Bu, cinsel ilişkiyi terk etmekten kinayedir veya onunla aynı yatakta yatmamak demektir. Üç günden daha fazla konuşmamak ise helâl değildir. Böyle davranmak, kadının yalnızlık hissetmesini, durumunu gözden geçirip yaptıkları üzerinde iyice düşünmesini en etkili şekilde sağlayacaktır. İbni Abbas diyor ki: Kadın yatakta kocasına itaat ediyorsa kocanın onu dövme hakkı yoktur.

    3- Fazla acıtmayacak derecede dövmek. Bu, acıtacak şekilde olmamalıdır. Meselâ omuzuna el ile veya misvak yahut hafif bir çubukla hafif şekilde üç kere vurulabilir. Çünkü maksat İslah etmek olup başka bir gaye yoktur. Cessâs'm Cabir b. Abdillah yoluyla tahricine göre Hz. Peygamber (s.a.) Arafat'ta vadide hutbe irad edip şöyle buyurdu: "Kadınlar hakkında Allah'tan korkunuz. Şüphesiz ki onları Allah'ın emanetiyle aldınız ve Allah'ın kelimesi (nikâh akdi) ile ferclerinden helâl olarak yararlandınız. Sizin onlar üzerindeki hakkınız yatağınızı yabancılardan korumalarıdır. Hoşlanmadığınız kimselerin evinize girmelerine izin verirlerse onları hafif şekilde dövünüz. Onların sizin üzerinizdeki hakları da yemelerinde ve giyimlerinde onlara iyi bakmanızdır." İbni Cerir et-Taberî de bunun benzeri bir hadisi rivayet etmiştir.

    İbni Cüreyc de Atâ'nm şöyle dediğini rivayet etmektedir: Fazla şiddetli olmayan dövme misvak ve benzeri şeyle olur. Aynısı İbni Abbas'tan da nakledilmektedir. Katade, bunun iz bırakmayacak hafif bir dövme şeklinde olduğunu söylemektedir.

    Dövme helake götürecek şekilde olursa kocasının tazminat ödemesi lâzım gelir. Kur'an öğretirken, eğitim sırasında meşru olmayacak şekilde çocuğu döven hocanın tazminat ödemesinin vacip olması gibi.

    Kocanın peşpeşe aynı yere vurmaması, yüze vurmaktan da sakınması gerekir. Çünkü yüz, güzelliklerin toplandığı bir yerdir. Vururken bir şey kullanmamalı, hafif bir şekilde vurmaya dikkat etmelidir. Zira gaye o fiilden vazgeçirmek ve te'diptir, yoksa bazı cahillerin yaptığı gibi acıtmak, eza ve işkence etmek değildir.

    Hafif şekilde dövmek mubah olduğu halde alimler terk edilmesinin daha faziletli olduğunda ittifak etmişlerdir. İbni Sa'd ve Beyhakî'nin Hz. Ebubekir es-Sıddîk (r.a.)'in kızı Ümmü Kulsûm'den, şöyle dediğini tahric etmişlerdir: Erkekler kadınları dövmekten nehyedilmişlerdi. Sonra Resulullah (s.a.)'a kadınları (cüretlerini artırdıkları) şikayet edince o da dövme hususunda erkekleri serbest bıraktı ve şöyle buyurdu: "Hayırlılarınız dövmeyecektir." Hz. Ömer (r.a.) de bu konuda: "Onları hayırlılarınız olarak bulmayacaksınız." buyurmuştur. Muamelede iyiliği emreden: "Ya iyilikle tutmak, ya da güzellikle salmak..." (Bakara, 2/220) ayetinin de gösterdiği şekilde hadis ve eser (sahabi sözü), dövmeyi terk etmenin daha iyi ve evlâ olduğuna delâlet etmektedir. Başka bir hadis de bu hususu teyit etmektedir. "Biriniz karısını köle döver gibi dövüyor, sonra da günün sonunda onunla aynı döşekte mi yatıyor!.."

    Şayet size itaat ederlerse artık onlar aleyhine onları dövmek için, zarar vermek için bir yol, bahane aramayın. Yahut işkence ve eziyet verecek bir yol kullanarak onlara zulümde bulunmayın.

    Şüphesiz ki Allah Teâlâ, evvelden de, halen de çok yüce ve çok büyüktür. Kahhâr ve Kadîr sıfatlarına maliktir. Kadınlara karşı da adildir, onların haklarını da tam olarak alır. Siz erkekler kuvvetiniz, makam ve mevkiniz, dereceniz sebebiyle gurura kapılmayınız. Bu, kadınlara zulmetmeleri durumunda kocalara yönelik bir tehdittir. Denilmiştir ki: Bundan maksat kocaları, kadınların tevbele-rini kabul etmeye teşviktir. Yüce ve büyük Allah Teâlâ asi kulların tevbesini kabul ettiğine göre sizlerin kadının tevbesini kabul etmeniz daha uygun ve lâzımdır.

    Yukarıdaki cezalar sırasına göre mi meşru kılınmıştır?

    Bazı alimlere göre, bu cezalar toplam olarak meşru kılınmıştır, aralarında bir sıra ve tertip gözetilmemiştir. Çünkü "vâv" harfi tertibi (sıralamayı) gerektirmez.

    Diğer bir kısım alime göre ise lafzın zahiri her ne kadar mutlak olarak toplamını gösterse de ayetin özü tertibe delâlet etmektedir. Zira "vâv" harfi, kuvvet yönünden farklı olan ve zayıftan kuvvetliye doğru giden öğüt, yatakta terk etme ve dövme şeklinde sıralanmış cezaların başına gelmiştir. Açıkça te-derrüç (basamak basamak çıkma) yolunu iltizam eden bir üslûp kullanılmıştır. Bu görüş Hz. Ali (r.a.)'ye rivayet olunmuştur.

    4- Hakem tayin etmek: Allah Teâlâ bu safhada hakemlere karı ile kocaya ve akrabalarına hitap ederek buyuruyor ki: Karı-koca arasında ihtilâf, çekişme ve düşmanlık bulunduğunu öğrendiğinizde iki hakem gönderin. Birisi erkeğin ailesinden, öteki kadının ailesinden olsun. Görevleri karı-koca arasında durumu gerçek yönüyle anlayıp ihtilâf sebebini öğrendikten sonra onları barıştırmak, aralarını bulmaktır. Hakemler sıdk ile barışmayı isterler, halisane bir niyetle çalışırlar ve Allah rızası için nasihatte bulunurlarsa, Allah onları bu mühim işte muvaffak kılar, hayıra eriştirir, uyuşmalarını ve anlaşmalarını sağlar. Karı-kocanm eski sevgi, şefkat ve ülfetlerine yeniden dönmeleri mümkün olur, aracılıklarına bereket ihsan eder. "Barıştırmak isterlerse" cümlesinde kastedilenler hakemler, "aralarında onları (uyuşmaya) muvaffak eder" cümlesinde kastedilenler karı ile kocadır.

    Hiç şüphe yok ki Allah Teâlâ önceden de, halen de hakkıyle bilici, her şeyden haberdardır; ihtilâfa düşenlerin arasının nasıl bulunacağını, ayrılanların nasıl bir araya getirileceğini çok iyi bilir. Nitekim diğer bir ayette de: "Sen yeryüzünde olan (her) şeyi tamamen harcamış olsan yine onların gönüllerini (böyle) birleştiremezdin. Fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı." (Enfâl, 8/63) buyurmaktadır.

    "Hakem gönderiniz" ayetindeki emir, bunun vacip mi, mendup mu, yoksa müstehap mı olduğunu ifade etmektedir. İmam Şafiî'ye göre emir vücup içindir. Çünkü bu da zulümleri kaldırmak kabilindendir. Zulmü önlemek ise geneldir ve hakim üzerine düşen kuvvetli farzlardandır. Emrin zahiri de öyledir.

    Hakemlerin karı ile kocaların akrabaları arasından olması ise müstehap-tır. Yabancılardan olmaları da caizdir. Çünkü hakemlerin görevleri karı-koca arasındaki gerçek durumu öğrenip barıştırma ve hangisinin haksız olduğuna şahitlik etme işlerini yürütmektir; bu akraba olan kişiyle gerçekleştiği gibi yabancı bir şahıs vasıtasıyla da gerçekleşir. Lâkin evlâ olan her iki hakemin de kan-kocanın akrabalarından olmalarıdır. Böylelikle evlilik hayatının sırları muhafaza edilmiş, isimlerinin lekelenmesi önlenmiş olur. Çünkü akrabalar ka-rı-kocanın halini yabancılardan daha iyi bilirler, ıslâh ve barıştırmak için daha titiz davranırlar, eşlerden birine meyletmekten daha uzaktırlar ve insan gönlü onlara daha çok emniyet duyar.

    Hakemler, İmam Malik ve Şabî'ye göre -ki bu aynı zamanda Hz. Ali ve İb-ni Abbas'ın da görüşüdür- eşleri birleştirir veya ayırabilirler. Karı-ocanın izni bulunmaksızın aldıkları ayırma kararı iki tarafı da bağlayıcıdır. Boşama veya kadının malından bir miktar fidye ödemesi şekillerinden hangisi maslahata uygun ise onu yaparlar. Bir bâin talak'tan fazla bir yetkileri de yoktur. Malikî-lerden İbnül-Arabi "Erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem" ayeti hakkında der ki: Bu, iki hakemin vekil değil, kadı (hakim) konumunda oldukları hususunda Allah Teâlâ tarafından irad edilmiş bir nastır.

    Şafiî ve Hanbelüere göre, karı-kocanm rızası bulunmadan hakemler onların arasını tefrik edemezler, ayrılma kararı veremezler. Onlara göre hakemler eşlerin vekilleri konumundadırlar.

    Hanefilere göre ise hakemler uygun gördükleri kararı kadıya arz ederler, onların raporuna göre ancak hakim, bir bain talak ile boşama kararı verir. Ka-rı-koca vekâlet vermeden hakemler karar alamazlar. Şu halde Hanefîler ile Şafiî ve Hanbelîlerin görüşleri aynı olmaktadır.

    Ayette iki görüşten birini tercih ettirecek bir taraf bulunmamaktadır. Aksine her iki görüş lehine şehadet edecek yönler vardır. Hakemlerin bu ismi alması birinci görüş lehine sayılabilir. Çünkü hakem, hakim demektir, hakim de hüküm verme imkânına sahip olan kişidir. İkinci görüşe delâlet eden husus ise Allah Teâlâ'nın hakemlere sadece ıslah ve barıştırma görevini vermesi, onun dışında başka bir şeyi onlara havale etmemesidir. Meselede içtihat cereyan ettiğine göre kıyas, ikinci görüşün tercih edilmesini gerektirir. Çünkü eşler, hakem tayininden önce talaka veya fidye ödemeye mecbur değildirler. Hakem tayininden sonra da hakem onları bir şeye mecbur kılamaz. Erkeğin talak vermesi de, kadının bir miktar mal vererek fidye ödemesi de kendi rızalarına bağlıdır. Hakemler ihtilâfa düşerlerse sözleri geçerli sayılmaz ve karı-kocanın ittifak ettikleri şeyden başka bir şey de lâzım gelmez. Karı-kocanm bir kişinin hakemliğine baş vurması da caizdir. O zaman onun vereceği hüküm, eşlerin daha önceden rıza göstermelerinden dolayı geçerlidir.

    Ayetten Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    1- Ailedeki kıvâme yani reislik ve idare görevi erkeğindir. Mevki ve şeref itibariyle erkek kadına üstün kılınmıştır.

    2- Nafakayı teminden acizlik, kıvâme hakkını erkekten düşürür. O takdirde kadının evlilik akdini feshettirme hakkı doğar. Çünkü "Mallarından infakta (harcamada) bulunmaktadırlar" ayetinde belirtilen, evliliğin kendisinden dolayı meşru kılındığı maksat artık ortadan kalkmıştır. Bu ayet-i kerimede nafakayı ve giyim ihtiyacını teminde dara düşüldüğü takdirde nikâhı feshetme hakkının sabit olduğuna açık bir delâlet bulunmaktadır. İmam Malik ve Şafiî'nin mezhebinin görüşü böyledir.

    İmam Ebu Hanife ise der ki: "Eğer (borçlu) darlık içinde bulunmuyorsa ona geniş bir zamana kadar mühlet (tanıyın)." (Bakara 2/280) ayet-i kerimesi gereği nikâh feshedilmez.

    3- Kocanın karısını tedip ve dışarıya çıkmaktan menetme hakkı vardır. "Saliha kadınlar, itaatli olanlardır, göze görünmeyeni (kocanın hukukunu) koruyanlardır. " ayeti gereğince kadınların, Allah'a isyan olmayan hususlarda kocalarına itaat etmeleri, mallarında, bulunmadıkları zamanlarda kocalarının hakkını yerine getirmeleri lâzımdır. Tirmizî'nin Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiği hadis şöyledir: "Bir kimsenin diğer bir kişiye secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim."

    4- Kocanın, karısı üzerine karısının malı hususunda hacr (engel) koyma hakkı vardır. Artık kadın, onun izni olmadan malda tasarrufta bulunamaz. Çünkü Allah erkeği kadın üzerine mübalağa sigası kullanarak kavvam (hakim) kılmıştır. Kavvam, bir işe bakan, onu koruyup gözeten, demektir. Maliki-ler bu görüşü benimsemiştir.

    5- Kocanın, karısının nafakasını sağlaması vaciptir.

    6- Eşler arasında ihtilâfı düzeltmek için şu yolları kullanmak meşrudur: Öğüt vermek ve irşad etmek, sonra kadınları yataklarında terk etmek yani eşinin yatağında gecelememek, sonra aşırı olmayacak şekilde dövmek. Bunun derecesi ise kalıcı bir eser, iz bırakmıyacak şekilde; meselâ omuza elle vurmak şeklinde olur. Daha sonra da akrabalardan veya yabancılardan iki hakem gönderilerek onların tespitine baş vurulur. Allah Teâlâ hakemlerin görevi sadedinde sadece ıslah etmeyi, barıştırma hususunu zikretmiştir. Aralarını ayırmayı zikretmemesi, ailelerin harap olması sonucuna götürecek ayrılığa değil de ıslah ve barıştırmaya ağırlık verilmesine işarettir.

    7- Zulümden çekinmelidir. "Eğer size itaat ederlerse artık onlar aleyhine bir yol aramayınız" ayeti de gösteriyor ki erkeğin kadına zulmetmesi haramdır. Yani ey erkekler, söz ve fiil ile kadınlara zulmetmeyin, edeplerini takındıktan sonra zulmetmeniz yasaktır.

    Erkek mütevazi, alçak gönüllü, yumuşak olmalıdır. "Şüphesiz ki Allah çok yücedir, çok büyüktür" ayeti kocaları tevazu kanadını yerlere kadar indirmeye, yumuşak tavırlı olmaya irşad etmektedir. Yani demektedir ki ey kocalar, her ne kadar hanımlarımıza gücünüz yetiyor olsanız da Allah'ın kudretini hatırınızda tutun. O'nun kudreti, her gücün üstündedir. O karısına zulmeden, haksız yere onu ezen ve aşağılayan herkesi yakından takip etmektedir.

    Şu da dikkat çekmektedir ki Allah Teâlâ buradan ve şiddetli had cezalarından başka hiçbir yerde dövmeyi açıkça emretmiş değildir. Kadının isyanını büyük günahlardan saymış ve tedip yetkisini devlet başkanına yahut hâkimlere değil de kocalara tanımıştır. Cenâb-ı Hak kocaları kadınlar üzerinde emir kabul ederek bu hakkı hakimlere değil hem de şahitlere ve delillere gerek kalmaksızın kocalara vermiştir


+ Yorum Gönder