Konusunu Oylayın.: Araf süresi 1.ayeti anlamı ve tefsiri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Araf süresi 1.ayeti anlamı ve tefsiri
  1. 06.Aralık.2011, 14:26
    1
    Misafir

    Araf süresi 1.ayeti anlamı ve tefsiri






    Araf süresi 1.ayeti anlamı ve tefsiri Mumsema Araf süresi 1.ayeti anlamı ve tefsiri lazım bana kurandan Araf süresi 1.ayeti anlamı ve tefsiri hakkında bilgiler verir misiniz ?


  2. 06.Aralık.2011, 14:26
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Araf süresi 1.ayeti anlamı ve tefsiri lazım bana kurandan Araf süresi 1.ayeti anlamı ve tefsiri hakkında bilgiler verir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Ve Şöyle Bağrışmaktalar Yâ Mâlik Ayeti Kerimesinin Tefsiri

    - Ali İmran - 66 ayeti tefsiri

    - Ali İmran Suresi'nin 18. ayeti tefsiri nasıl?

    - Araf süresi nedir ?

    - ABESE suresi, 17. ayeti tefsiri

  3. 06.Aralık.2011, 14:32
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Araf süresi 1.ayeti anlamı ve tefsiri




    A’RÂF SÛRESİ


    Mushaf’taki sıralanışına göre 7, nüzûl sırasına göre 39, tıval kısmının da 6, sûresi olan Â’râf sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. Âyetlerinin sayısı 206 dır.

    “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla”


    Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Salât ve selâm Allah’ın Rasûlüne, âline ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü Sen dualarımızı işiten ve her şeyi hakkıyla Bilensin.

    Mekke’de nâzil olan 206 âyetiyle tanımaya çalışacağımız sûrenin adı sûrenin 46. âyetinde zikredilen A’râf kelimesinden alınmıştır. Sûrenin A’râf isminden başka mîkâd, mîsâk gibi isimleri de vardır. Mîsâk sûresi adını da alan bu sûre müslümanların mîkâdını ve mî-sâkını anlatır. Rabbimiz bu sûrede önceki elçilerin yalanlanmaların-dan söz eder. Çünkü bu sûre Rasulullah’ın ve beraberindeki bir avuç müslümanın akla hayale gelmedik işkencelere maruz bırakıldıkları, insanların imanlarından ötürü boyunlarına ipler takılıp sokaklarda sü-rüklendikleri, ayaklarından develere bağlanıp çaprazlama develere kamçı vurularak vücutlarının ortadan ikiye parçalandığı, sırtlarına taş-lar konulup dinlerinden döndürülmeye zorlandığı bir dönemde nâzil oluyordu.

    Âdeta ben de müslümanım diyen herkesin işkenceye adaylığını koyduğu bir dönem. Müslümanlar Şa’bi Ebi Talipte karantinaya alınmışlar, dağılıp gitsinler diye ekonomik ambargolara maruz bırakılmışlardı. Yeni dinin sahibi olan insanlar hep değersiz hep adi sa-yılıyordu. Mekke’de âdilerin, zâlimlerin hâkimiyetlerinin ve zulümlerinin had safhada olduğu ve yeni gelen bu dinin yasalarını bildiği için saltanatlarının sarsılacağından korkan hâkim zümrenin zulümlerini artırdıkları bir dönemde gelen sûrede Rabbimiz hem peygamberini, hem de ona iman etmiş bir avuç müslümanı teselli ediyordu. Rabbi-mizden müjde üstüne müjdeler geliyordu mü’minlere.

    Nuh’u, Hût’u, Sâlih’i bu sûrede tanıyoruz. Mekke toplumuna benzer toplumları içinde Allah’ın bu kutlu elçilerinin şanlı tavırlarını ve akıl almaz sabırlarını bu sûreden öğreniyoruz.

    1. “Elif, Lam, Mim, Sad.”

    2. “Ey Muhammed: Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.”

    İşte bu kitap, elimizde sahifelere yazılmış olan, hayal olmayan bu kitap, ey peygamberim bunu sana ben gönderdim. Bu yükü sana ben yükledim. Ve bu yük senin takatinin çekeceği, gücünün yeteceği kadar bir yüktür. Öyleyse sakın ha ondan dolayı daralma. Bu kitaptan dolayı sakın sıkılma.

    Galiba bizler laf olsun diye müslümanız. Darılmayın ama ga-iba bizler çeşit olsun diye bu kitapla bir beraberlik sürdürüyoruz. Müslümanlığımızı, imanımızı hayatımızın her bir alanında teslimiyete dönüştürmeden, kulluğumuzu, kitapla beraberliğimizi, amele dönüştürmeden kendimizce bir müslümanlık yaşamadan yanayız. Bakıyoruz Allah’ın Resûlüne Cibril vahiy getirirken onda ciddi bir daralma, ciddi bir sıkıntı var.

    Ya bu yükü çekemezsem! Ya bu sorumluluğun altından kalkamazsam! Ya bu bana duyurulan Rabbimin âyetlerini hakkıyla insanlara duyuramazsam! Ya bu insanlara hakkıyla bunu tebliğ edemezsem! Ya bu insanların cehenneme gidişlerine engel olamazsam! diye Allah’ın Resûlünün üzüntüsünden mahvolduğunu, kendisini ihmal edecek kadar, yemeyi içmeyi unutacak, dengesini bozacak kadar ıstıraplar içinde kıvrandığını, kendisini yiyip bitirecek hale geldiğini görüyoruz.

    Zira çevresinde farkında olmadan hızla ateşe doğru giden insanları görüyordu. Sevdiklerinin, tanıdıklarının cehenneme gidişi onu üzüyordu ve yerinde duramaz hale getiriyordu. Meselâ benim kâfir bir kardeşim olsa elbette bu bana ağır gelir ve beni üzer. Ama biliyoruz ki Allah’ın Resûlü benim öz kardeşimi, benim öz çocuklarımı sevdiğimden çok ümmetini sevmektedir.

    Peki aynı kitabı okuyan bizler, aynı sorumlulukla sorumlu olan bizler, aynı misyonu üstlenme iddiasında olan bizler, çocuklarımızın İslâm’dan habersiz oluşu karşısında, hanımlarımızın kitap sünnet bilgisinden mahrum oluşları karşısında, komşularımızın ve çevremizde yığınlarla insanların süratlice cehenneme gidişleri karşısında, toplumun Allah’tan, Allah’ın kitabından, Allah’ın hayat programından, Al-lah’ın hidâyet hediyesinden, Allah’ın cennetinden ve cehenneminden, Allah’ın hesabından, kitabından habersiz bir hayat yaşamalarına biz niye üzülmüyoruz? Biz niye rahatız? Biz nasıl rahatız?

    İşte onlar adına üzülüp, onların sorumluluğunu omuzlarında hissedip, kendini yiyip bitirecek bir noktaya gelen Resûlünün imdadına bu âyetleri yetiştirerek onu teselli ediyordu Rabbimiz.

    Ey peygamberim! Sana gönderdiğim bu kitabın âyetlerini insanlara duyurma konusunda, insanları bu kitapla uyarma konusunda sakın sen sıkıntıya düşme. Senin onları diriltme adına, onları cennete kazandırma adına onlara bu kitabı ulaştırma çaban karşısında onların sana gösterecekleri tepkiler, takınacakları tavırlar karşısında da sakın ha peygamberim üzülüp sıkıntıya düşme. Bu konuda içinde bir darlık, bir sıkıntı olmasın. Bu kitabı kendilerine duyurduğun insanlar ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl davranırlarsa davransınlar sen hiç buna aldırış etmeden yoluna devam et. Bu konuda hiç bir endişen, hiç bir sıkıntın ve korkun olmasın senin. Şunu hiç bir zaman hatırından çıkarma ki ey peygamberim, Ben bu kitabı onunla sen üzülesin, daralıp sıkıntı içine düşesin diye göndermedim. Ben bu kitabı sana şunun için gönderdim:

    Onunla mü’minleri müjdeleyesin ve kâfirleri de uyarasın diye Evet Kur’an mü’minler için bir müjde, kâfirler için de bir uyarıcıdır. Mü’minler için hatırlatma, teşvik etme ve yol gösterme özelliğine sahip olan bu kitap kâfirler için de bir uyarıcı özelliği taşımaktadır. Kâfirler sürekli korkacaklar bu kitaptan. Sürekli kahrolacaklar bu kitabın uyarısı karşısında. Kahrolup mahvolacakları şeylerin dışında hiçbir şey duymayacaklar bu kitaptan kâfirler. Cehennemi ve oradaki hayatı, ya da esasen hayatsızlığı anlatan âyetleri duydukça, kaybettikleri cenneti ve oradaki hayatı duydukça birine yuvarlanıcı, ötekisini de kaybediciler olarak üzüntülerinden kahrolacaklar, mahvolacaklar.


  4. 06.Aralık.2011, 14:32
    2
    Moderatör



    A’RÂF SÛRESİ


    Mushaf’taki sıralanışına göre 7, nüzûl sırasına göre 39, tıval kısmının da 6, sûresi olan Â’râf sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. Âyetlerinin sayısı 206 dır.

    “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla”


    Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Salât ve selâm Allah’ın Rasûlüne, âline ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü Sen dualarımızı işiten ve her şeyi hakkıyla Bilensin.

    Mekke’de nâzil olan 206 âyetiyle tanımaya çalışacağımız sûrenin adı sûrenin 46. âyetinde zikredilen A’râf kelimesinden alınmıştır. Sûrenin A’râf isminden başka mîkâd, mîsâk gibi isimleri de vardır. Mîsâk sûresi adını da alan bu sûre müslümanların mîkâdını ve mî-sâkını anlatır. Rabbimiz bu sûrede önceki elçilerin yalanlanmaların-dan söz eder. Çünkü bu sûre Rasulullah’ın ve beraberindeki bir avuç müslümanın akla hayale gelmedik işkencelere maruz bırakıldıkları, insanların imanlarından ötürü boyunlarına ipler takılıp sokaklarda sü-rüklendikleri, ayaklarından develere bağlanıp çaprazlama develere kamçı vurularak vücutlarının ortadan ikiye parçalandığı, sırtlarına taş-lar konulup dinlerinden döndürülmeye zorlandığı bir dönemde nâzil oluyordu.

    Âdeta ben de müslümanım diyen herkesin işkenceye adaylığını koyduğu bir dönem. Müslümanlar Şa’bi Ebi Talipte karantinaya alınmışlar, dağılıp gitsinler diye ekonomik ambargolara maruz bırakılmışlardı. Yeni dinin sahibi olan insanlar hep değersiz hep adi sa-yılıyordu. Mekke’de âdilerin, zâlimlerin hâkimiyetlerinin ve zulümlerinin had safhada olduğu ve yeni gelen bu dinin yasalarını bildiği için saltanatlarının sarsılacağından korkan hâkim zümrenin zulümlerini artırdıkları bir dönemde gelen sûrede Rabbimiz hem peygamberini, hem de ona iman etmiş bir avuç müslümanı teselli ediyordu. Rabbi-mizden müjde üstüne müjdeler geliyordu mü’minlere.

    Nuh’u, Hût’u, Sâlih’i bu sûrede tanıyoruz. Mekke toplumuna benzer toplumları içinde Allah’ın bu kutlu elçilerinin şanlı tavırlarını ve akıl almaz sabırlarını bu sûreden öğreniyoruz.

    1. “Elif, Lam, Mim, Sad.”

    2. “Ey Muhammed: Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.”

    İşte bu kitap, elimizde sahifelere yazılmış olan, hayal olmayan bu kitap, ey peygamberim bunu sana ben gönderdim. Bu yükü sana ben yükledim. Ve bu yük senin takatinin çekeceği, gücünün yeteceği kadar bir yüktür. Öyleyse sakın ha ondan dolayı daralma. Bu kitaptan dolayı sakın sıkılma.

    Galiba bizler laf olsun diye müslümanız. Darılmayın ama ga-iba bizler çeşit olsun diye bu kitapla bir beraberlik sürdürüyoruz. Müslümanlığımızı, imanımızı hayatımızın her bir alanında teslimiyete dönüştürmeden, kulluğumuzu, kitapla beraberliğimizi, amele dönüştürmeden kendimizce bir müslümanlık yaşamadan yanayız. Bakıyoruz Allah’ın Resûlüne Cibril vahiy getirirken onda ciddi bir daralma, ciddi bir sıkıntı var.

    Ya bu yükü çekemezsem! Ya bu sorumluluğun altından kalkamazsam! Ya bu bana duyurulan Rabbimin âyetlerini hakkıyla insanlara duyuramazsam! Ya bu insanlara hakkıyla bunu tebliğ edemezsem! Ya bu insanların cehenneme gidişlerine engel olamazsam! diye Allah’ın Resûlünün üzüntüsünden mahvolduğunu, kendisini ihmal edecek kadar, yemeyi içmeyi unutacak, dengesini bozacak kadar ıstıraplar içinde kıvrandığını, kendisini yiyip bitirecek hale geldiğini görüyoruz.

    Zira çevresinde farkında olmadan hızla ateşe doğru giden insanları görüyordu. Sevdiklerinin, tanıdıklarının cehenneme gidişi onu üzüyordu ve yerinde duramaz hale getiriyordu. Meselâ benim kâfir bir kardeşim olsa elbette bu bana ağır gelir ve beni üzer. Ama biliyoruz ki Allah’ın Resûlü benim öz kardeşimi, benim öz çocuklarımı sevdiğimden çok ümmetini sevmektedir.

    Peki aynı kitabı okuyan bizler, aynı sorumlulukla sorumlu olan bizler, aynı misyonu üstlenme iddiasında olan bizler, çocuklarımızın İslâm’dan habersiz oluşu karşısında, hanımlarımızın kitap sünnet bilgisinden mahrum oluşları karşısında, komşularımızın ve çevremizde yığınlarla insanların süratlice cehenneme gidişleri karşısında, toplumun Allah’tan, Allah’ın kitabından, Allah’ın hayat programından, Al-lah’ın hidâyet hediyesinden, Allah’ın cennetinden ve cehenneminden, Allah’ın hesabından, kitabından habersiz bir hayat yaşamalarına biz niye üzülmüyoruz? Biz niye rahatız? Biz nasıl rahatız?

    İşte onlar adına üzülüp, onların sorumluluğunu omuzlarında hissedip, kendini yiyip bitirecek bir noktaya gelen Resûlünün imdadına bu âyetleri yetiştirerek onu teselli ediyordu Rabbimiz.

    Ey peygamberim! Sana gönderdiğim bu kitabın âyetlerini insanlara duyurma konusunda, insanları bu kitapla uyarma konusunda sakın sen sıkıntıya düşme. Senin onları diriltme adına, onları cennete kazandırma adına onlara bu kitabı ulaştırma çaban karşısında onların sana gösterecekleri tepkiler, takınacakları tavırlar karşısında da sakın ha peygamberim üzülüp sıkıntıya düşme. Bu konuda içinde bir darlık, bir sıkıntı olmasın. Bu kitabı kendilerine duyurduğun insanlar ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl davranırlarsa davransınlar sen hiç buna aldırış etmeden yoluna devam et. Bu konuda hiç bir endişen, hiç bir sıkıntın ve korkun olmasın senin. Şunu hiç bir zaman hatırından çıkarma ki ey peygamberim, Ben bu kitabı onunla sen üzülesin, daralıp sıkıntı içine düşesin diye göndermedim. Ben bu kitabı sana şunun için gönderdim:

    Onunla mü’minleri müjdeleyesin ve kâfirleri de uyarasın diye Evet Kur’an mü’minler için bir müjde, kâfirler için de bir uyarıcıdır. Mü’minler için hatırlatma, teşvik etme ve yol gösterme özelliğine sahip olan bu kitap kâfirler için de bir uyarıcı özelliği taşımaktadır. Kâfirler sürekli korkacaklar bu kitaptan. Sürekli kahrolacaklar bu kitabın uyarısı karşısında. Kahrolup mahvolacakları şeylerin dışında hiçbir şey duymayacaklar bu kitaptan kâfirler. Cehennemi ve oradaki hayatı, ya da esasen hayatsızlığı anlatan âyetleri duydukça, kaybettikleri cenneti ve oradaki hayatı duydukça birine yuvarlanıcı, ötekisini de kaybediciler olarak üzüntülerinden kahrolacaklar, mahvolacaklar.





+ Yorum Gönder