+ Yorum Gönder
İslamda Kuran ve Kuran Tefsiri Kategorisinden İhlas Suresi Tefsiri Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. merve
    Kıdemli Üye
    Reklam

    İhlas Suresi Tefsiri

    Reklam





    İhlas Suresi Tefsiri Mumsema İHLAS SURESİ
    Euzübillahimineşşeytanirracim
    Bismillahirrahmanirrahim

    1. De ki: O, ALLAH (C.C.) (C.C.) birdir.
    2. ALLAH (C.C.) (C.C.) sameddir.
    3. O, doğurmamış ve doğmamıştır.
    4. Onun hiçbir dengi yoktur.

    İhlas suresi dört âyettir ve Mekke'de nazil olmuştur. Übey b. Ka'b diyor ki:
    "Müşrikler, Resulullah´a: "Rabbinin nesebini bize bildir." dediler. Bunun üzerine Allah teala: "Ey Muhammed de ki: "Allah birdir, Allah sameddir." sure­sini indirdi.
    Resulullah (s.a.v.) İhlas suresinin âyetlerini izah ederken buyurdu ki: " Samed demek, doğurmamış ve doğurulmamiş olan demektir. Zira doğurulan hiçbir şey yoktur ki ölmüş olmasın. Ölen hiçbir şey yoktur ki ona mirasçı olun­muş olmasın. Aziz ve Celil olan Allah ise ne ölür ne de kendisine mirasçı olu­nur.
    Resulullah (s.a.v.) "Onun hiçbir dengi yoktur." âyetini de izah ederken buyurdu ki: "Onun ne bir benzeri vardır ne de bir dengi vardır. Onun hiçbir em­sali yoktur." [1]

    Said b. Cübeyr diyor ki: "Yahudilerden bir topluluk Resulullah´a geldiler ve "Ey Muhammed, Allah mahlukati yarattı. Peki onu kim yarattı?" dediler. Bu­nun üzerine Resulullah çok kızdı. Öyle ki rengi değişti. Sonra Allah için onlara sert bir şekilde çıkıştı. Bunun üzerine Cebrail (a.s.) geldi, Resulullah´ı teskin etti ve ona: "Ey Muhammed, kanatlarını indir." dedi. Resulullah´a, Yahudilerin sor­duğu sorunun cevabı geldi. Cebrail dedi ki: "Allah teala buyuruyor ki:
    "Ey Muhammed, de ki:"AlIah birdir, Allah sameddir. Hiçbir şeye muhtaç değil­dir. Herşey ona muhtaçtır. O ne doğurmuş ne de doğurulmuştur. Onun hiçbir dengi yoktur." Resulullah bu sureyi Yahudilere okuyunca onlar: "Rabbini bize vasıflandır. Onun yapısı, pazuları ve kolları nasıldır?" dediler. Bunun üzerine Resulullah, önceki kızmasından daha şiddetli bir şekilde kızdı ve onlara sert bir şekilde çıkıştı. Bunun üzerine Cebrail tekrar geldi ve Resulullah´a, daha önce söylediği gibi sözler söyledi. Resulullah´a, Yahudilerin bu sorularının da cevabı geldi. O da şu âyettir: "Onlar Allah´ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yeryüzü, kıyamet günü onun kudret ve hakimiyeti altındadır. Gökler onun kud­retiyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin koştuğu ortaklardan münezzeh ve yü­cedir." [2]

    Hz. Aişe (r.anh.) diyor ki:
    "Resulullah bir müfrezenin başında (emir olarak) bir adam gönderdi. O kişi, arkadaşlarına kıldırdığı namazlarda her kıraaından sonra rekatları bitiriyordu. Müfrezede bulunanlar geri döndüklerinde bu durumu Resulullah´a anlattılar. Resulullah da onlara: "Ona sorun bunu niçin ya­pıyor?" buyurdu. Onlar sordular o da: "Bu sure, rahman olan Allah´ın sıfatıdır. Bunun için okumayı seviyorum." dedi. Resulullah: "Söyleyin ona Allah da onu seviyor." buyurdu. [3]

    Enes b. Malik diyor ki:
    "Ensardan bir kişi, Küba mescidinde onlara imamlık yapıyordu. Namaz­da okuduğu her sureden Önce okuyor onu bitir­dikten sonra da başka bir sure okuyordu. Her rekatta böyle yapıyordu. Arkadaş­ları onunla konuştular ve ona: "Sen bu sureyle başlıyorsun. Sonra bunun yetme­diğine kanaat getirerek başka bir sure okuyorsun. Ya sadece bu sureyi oku veya bunu bırak başkasını oku." dediler. O kişi: "Ben bu sureyi bırakmam. Siz bu şe­kilde imamlık yapmamı isterseniz yaparım, istemezseniz bırakırım." dedi. Enes diyor ki: "Ensarlılar bu zatın, en üstünleri olduğu kanaatındaydılar. Onun dışın­da birisinin kendilerine imam olmasını istemiyorlardı. Resulullah bunlara gelin­ce ona durumu bildirdiler. Resulullah ona: "Ey fılan, arkadaşlannın istediği bir şeyi yapmana engel nedir? Bu sureyi bırakmamana sebep nedir?" buyurdu. O zat da: "Ben onu seviyorum." dedi. Resulullah: "Senin onu sevmen seni cennete koydu." buyurdu. [4]

    Ebu Said el-Hudri diyor ki:
    "Bir kişi, başka birinin tekrar tekrar okuduğunu işitti. Sabah olunca Resulullah´a gelip durumu ona anlattı. Sanki bu gelen kişi okumayı az buluyordu. Bunun üzerine Resulullah ona: "Hayatım kudret elinde olan Allaha yemin olsun ki bu sure, Kur'anın üçte birine denktir." buyurdu. [5]

    Ebu Said el-Hudri diyor ki:
    "Resulullah, sahabilerine: "Sizden biriniz, Kur'an´ın üçte birini bir gecede okumaktan âciz olur mu?" buyurdu. Bu onlara zor geldi ve onlar: "Ey Allah´ın Resulü, hangimiz buna güç yetirir?" dediler. Resulullah: Kur'an´ın üçte biridir." buyurdu. [6]

    İhlas Suresi´nin, Kur'an´ın üçte birine denk olduğu, Ebu Said el-Hudri´den başka Eba Eyyub el-Ensari, Ebu Hureyre, Übey b. Ka'b, Ebu Mes'ud, Ebu´d Der-da, Ümmü Gülsüm Bint-i Ukbe ve diğer bir kısım sahabilerden rivayet edilmiş­tir.
    Abdullah b. Hubeyb diyor ki:
    "Biz, yağmurlu ve çok karanlık bir gecede dışarı çıktık. Bize namaz kıl­dırması için Resulullahı arıyorduk. Onu bulduk. O, "Namaz kıldınız mı?" bu­yurdu. Ben bir şey söylemedim. Sonra yine "Söyle" dedi. Ben bir şey söylemedim. Sonra yine "Söyle" dedi. Ben de: "Ey Allah´ın Resulü ne di­yeyim?" diye sordum. Resulullah buyurdu ki: "Akşama eriştiğin ve sabahladı­ğın zamanda üç defa oku. Bunlar sâna, he'rşeye karşı kâfidir. [7]

    Hz. Aişe (r.anha) diyor ki:
    "Resulullah her gece yatağına vardığında iki elini birleştirip onlara üflerdi. Üflerken de okurdu. Sonra iki eliyle vücudunun kavuştuğu yerleri meshederdi. Önce başın­dan ve yüzünden başlar öylece devam ederdi. Bunu üç defa yapardı." [8]

    3- "O ne doğurmuş ne de doğurulmuştur."
    O, doğurmamıştır. Yani yok olmayacaktır. Zira her doğuran fanidir ve sonunda yok olur. O, doğurulmamıştır da. Yani daha önce yok iken sonra icad edilmiş değildir. Çünkü her doğumlu, önceden yok iken sonradan meydana gel­miştir Evet, Allah teala, kadimdir, başlangıcı yoktur. Bakidir, sonu yoktur. [9]

    4- "Onun hiçbir dengi yoktur."
    "Denk" diye tercüme edilen kelimesi, Ebul Âliye, Ka'bul Ahbar ve Abdullah b. Abbas tarafından "Benzer ve emsal" diye izah edilmiş Mücahid tarafından ise "Eş" manasında izah edilmiştir. Taberi birinci görüşü tercih etmiştir.
    Ebu Hureyre diyor ki:
    "Resulullah (s.a.v.) Allah teala´nın şöyle buyurduğunu söyledi. "Âdemoğlu beni yalanladı. O böyle yapmamalıydı. O bana sövdü. O, bunu yap­mamalıydı. Onun beni yalanlaması, benim onu ilk yarattığım gibi tekrar diriltemeyeceğimi söylemesidir. Halbuki ilk yaratma, bana göre tekrar diriltmekten daha kolay değildir. Onun bana sövmesi ise "Allah çocuk edindi..11 demesidır. Halbuki ben, doğurmayan ve doğurulmayan, kendisinin hiçbir dengi bulunma­yan Ehad ve Samed'im." [10]

    [1] Tirmizi, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 112, bab: I, Hadis no: 3364
    [2] Zümer Suresi, 39/67
    [3] Buharı, K.el-Tevhid. bab: 1 / Neseî, K. el-İflilah.bab: 69
    [4] Buharı, K. el-Ezan,bab: 106
    [5] Buhari, K. Fadail el-Kur'an, bab: 113
    [6] Buhari, K. Fadail el-Kur'an, bab: 113
    [7] Ebu Davud, K. el-Edeb, bab: 101, Hadis no: 5082
    [8] Buhari, K Fadail el-Kur'an, bab: 14
    Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/267-271.
    [9] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/274.
    [10] Buhari, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 112, bab: 2
    Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/274-275.






  2. ilke
    Devamlı Üye

    --->: Ihlas Suresi Tefsiri


    Reklam


    Allah razı olsun kardeşim.

  3. Sedanur
    Sedanur
    Hz. Aişe (r.anha) diyor ki:
    "Resulullah her gece yatağına vardığında iki elini birleştirip onlara üflerdi. Üflerken de okurdu. Sonra iki eliyle vücudunun kavuştuğu yerleri meshederdi. Önce başın­dan ve yüzünden başlar öylece devam ederdi. Bunu üç defa yapardı." [8]


    Allah cc razı olsun...

  4. Şaban ÖNAL
    Devamlı Üye
    Ebu Hureyre, Rasûl-ü Ekrem'in şöyle dediğini rivayet ediyor: «Toplanın. Ben size Kur'an'm üçte birini okuyacağım». Sahabiler toplandılar. Sonra Rasûl-ü Ekrem, «Kulhüvellahü ehadn okudu, sonra da odasına çekildi. Sahabilerin biri diğerine «Bu, gökten ge-len bir haberdir» kanaatindeyim» dedi: «İşte onu tekrar odasına götüren de budur»% Sonra Rasûl-ü Ekrem gelerek: «Ben size Kur', an'ın üçte birini okuyacağım diye va'detmiştim. Dikkat edin! İhlas Suresi Kur'an'm üçte birine denktir» buyurdu!
    Bazı alimler, «Üçte birine denk olması «Samed» ismi içindir. Çünkü bu, başka bir surede yoktur. «Ehad» ismi de öyledir» de-mişlerdir. Bazıları, «Kur'an üç kısım olarak inmiştir. Bir kısım ahkâmdır, diğeri va'du vaid'dir. Üçüncüsü de isimler ve sıfatlar-dır» demiştir. İhlas Suresi isimler ve sıfatlan derlemiştir. Onun için Kur'an'm üçte birine denktir. Bu tevile Sahihi Müslim'de bu-lunan ve Ebu Derda'mn Rasûl-ü Ekrem'den rivayet ettiği hadis de delâlet etmektedir. Hadis şudur: «Allah Kur'an'ı üçe taksim et-mistir: Kulhüvellahüehad, Kur'an'm parçalarından biridir». Bu hadis bu hususta delildir. İşte böylece bu sureye ihlas suresi de-nilmiştir.


  5. Misafir
    hz muhammet çok iyi biridir

  6. Hoca
    erimeye devam...
    ihlas süresi kısaca tefsiri
    Kaynak: Şifa Tefsiri

    İHLÂS SÛRESİ 2





    İHLÂS SÛRESİ


    Kur'ân-ı Kerim'in üçte biri, bir hadisi şerife göre de dörtte biri kabul edilen ve hepimizin ezberinde olan İhlas Suresi diye isimlendirilen, halkımız arasında da "Kul hu ve'1-lahu ehad" veya "Kul hu" diye bilinen surenin kısa manasını vereceğiz. Kısa manası diyoruz. Çünkü bu su*renin tefsirinde çok söz söylenmiştir. O söz üstadları, o gönül sultan*ları ciltlerle kitap yazmışlar yalınız İhlas Suresinin tefsiri için. Sonunda demişlerki, "en doğrusunu Allah bilir." Bizim bundan anladığımız bu. Ama asıl murad-Kİlahiyi Onu irade eden, indiren Allah (c.c) bilir.

    Kur'ân-ı Kerim'in en kısa surelerindendir. Ama mana bakımından en derin kelimeleri kendisinde bulunduran bir suredir. Mekke'de nazil ol*muştur, dört ayettir.[1]



    1-Deki: O Allah birdir.

    2- Allah sameddir. (Herşey ona muhtaç, O hiçbirşeye muhtaç de*ğildir)

    3- O doğurmadı, doğurulmadi.

    4- Hiçbir şey O'nun dengi olmadı.

    Dünyanın her tarafındaki siyasilere, ateistlere, "Allah ikidir veya üç*tür" diyen veya "hiçtir" diyen koministlere, hristiyanlara, yahudilere bir cevaptır.

    Yani babalarınızın veya annelerinizin kucağında onların dilinden ez*berlediğiniz bu kısacık sure ile aslında biz siyaset meydanının tam or*tasına atıhvermiş oluyoruz.

    İleride insanlara verebileceğiniz en özlü mesajı ve cevabı babaları*nız ve anneleriniz öğretiyor size. "Ben ateistim", diyen gavurcukları-miza; "Kul hu ve'llahu ehad" diyerek cevap veriyoruz.

    "Allah var ama bir çok şeyi Allah yönetemez, farkına varamaz, tiril-yonlarca kanun, tabiatta işleyen tirilyonlarca olaylar var. Bunların bir kısmını filanlar bir kısmını filanlar yönetir" gibi bir felsefe ve mantık ge*liştiren insanlara da "Allahu's-Samed" diyerek cevabınızı veriyorsu*nuz.

    "Allah vardır ama O'nun bir ortağı oğlu da vardır" diyen, "O üçün üçün cüsüdüv"[2] diyen hristiyanlara, "Üzeyr Allah'ın oğludur"[3] diyen yahudilere de "Lem yelid ve lem yûled" kelime-i tayyi-besiyle cevap vermiş oluyorsunuz.

    "Efendim günümüzde, Allah vardır birdir ancak, filan devlette var ve tek, her yerde hazır ve nazır, Allah'ın yapmadıklarını yapıyor" gibi ifa*dede bulunan çağdaş kafirlerimize de "ve lem yekun lehu küfüven ehad" kelime-i tayyibesiyle cevabınızı veriyorsunuz.

    Bu kadar özlü, bu kadar az kelimelerle uzun manalar kendisinde bulunduran bir başka surenin olmadığını söyler tefsircilerimiz. Onun için Peygamberimiz (s.a.v). "Kur'ân'ın 1/4 dir." diyor. Bir başka hadis de ise 1/3 dür diyor. 1/3 veya 1/4 birini içinde tutan bir sure-i celile.[4]

    Bu hadisi yorumlayan hadis sarihlerimiz diyorlar ki; Kur'ân-ı Kerim'in tamamı akaidden, ibadetten ve muamelettan ibarettir. Yani Kur'ân-ı Kerim inanılması gerekenleri bize öğretiyor. Bunlara nasıl inanılacağını da bize öğretiyor. İbadetten, O inandığımız Allah (c.c)'a nasıl kulluk yapacağımızı da öğretiyor. Muamelattan ise, biz insanlarla neyi nasıl yapacağımızı, Rabbimize karşı neyi nasıl? yapacağımızı öğ*retiyor Kur'ân-ı Kerim.

    Böylece Kur'ân-ı Kerim neyin helal, neyin haram olduğunu bize bil-diriveriyor. Akaid, ibadet ve muamelattan bahsediyor. Eh ihlas suresi de akaidi özetliyor. Allah (c.c)'a ait inancı halis hale getiriyor.

    İhlas kelimesini biliyorsunuz. "Halasa" kelimesinden türetilmiş bir kelime. Biz bunu Türkçede kullanıyoruz. "Hâlis" kelimesini kullanıyo*ruz. "Halis Altın" diyoruz. Yani "katışıksız" manasım ifade edebilmek için "Halis", kelimesini kullanıyoruz. İhlas suresi de Allah inancının içerisine şöyle bir milyemlik bir put emaresi veya kokusunu dahi sok*mamaya "ihlas" diyoruz.

    Abdullah b. Huzafetü's-Sehmi'nin hayatını okudum. Uzunca bir olayı. Ama ben kısaca anlatacağım: "Abdullah b. Huzafe, Allah Rasûlünün elçilerinden biridir. Bu günkü ifadeyle "büyükelçi." Bu zat arkadaşları ile beraber bir gün Rumlara esir olur. Orada büyük işkenceler yapılır. Hatta devlet başkanı demişki; "dininden dön, hristiyan ol, kızımı da sana vereyim, mülküme de ortak edeyim."

    Yani bu ülkeyi sen yönet diyor. Abdullah diyorki; "Eğer Rum diya*rının tamamını versen, gücün yetsede Arap diyarının tamamını versen ve bana da bir göz açıp kapayıncaya kadar kafirliği teklif etsen ben buna razı olmam." İşte ihlas bu."

    Yani 60-70 senelik ömrümüz içerisinde hep Allah (c.c)'a inançla ya*tıyor, inançla kalkıyor, inançla yürüyorsunuz ve karşınızdaki adam size bir teklifte bulunuyor. Bir anlığına kafir olmak teklifinde olsa bile müminin yapacağı şey, dünyaları verseler bir göz açıp-kapaymcaya kadar kâfir olamaz. Burası çok önemli.

    Ancak benim asıl anlatmak istediğim şu. Adam işkenceye devam ediyor. Büyük kazanlar getirip ateşin üzerine koyuyorlar, içine su koy*muyorlar, Abdullah'ın arkadaşlarından birini canlı olarak kazanın içine koyuyorlar, bir anda etleri ile kemikleri birbirinden ayrılıveriyor. Ondan sonra Abdullah'ı alıyorlar, kazanın içerisine iple sarkıtıyorlar. Abdullah ağhyormuş; Kral "her halde hristiyan olacak" diyerek durduruyor. Niçin ağladın? diyor.

    Abdullah diyorki; "bir tek canım var. O bir can da birkaç dakika içe*risinde yok olup gidecek. Benim üzüldüğüm şu. Keşke benim saçım adedînce başım olsaydı da Allah yolunda o başların hepsini ben wer-seydim. Saçımın adedince başımın olmadığına ben üzülüyorum" diyor.

    Hristiyan kral onu hapse attırıyor. Yemek olarak hiçbir şey vermi*yorlar. Üçgün sonra tam olarak acıktıklarında biraz domuz etinden yi*yecekle şarap gönderiyor. Abdullah bunları da yemiyor. Kral niçin ye*mediğini soruyor. Abdullah diyor ki, bunlar bana helal. Çünkü zaruret anı var. Zaruret anında domuz etini yemek, şarabı içmek helaldir. Ancak sana, kafir olacağım ümidinin kokusunu dahi vermem. Bunun için yemedim." Yani bunu yeyince "acaba hristiyan olur mu ki?" diye ümitlendirmenin kokusunu dahi koklatmam ben sana diyor. îhlas dedi*ğimiz şey işte budur.[5]

    Kafire Gavur olacağımız ümidini vermediğimiz gibi ümidin kokusunu dahi vermememiz lazım. Efendim beş dakikalığına onların dediğini diyeyim." değil bir göz açıpf kapayıncaya kadar Allah inancından uzak kalmamaya dikkât edeceğiz.

    Peygamberimiz (s.a.v) bir "duasında "Ya Rabbü-Beni bir göz açıp kapayıncaya kadar bana bırakma" Nasıl ki maddi olarak Allah bizi bize bırakıverse ve dese ki, kalbin tiktaklarını sen ayarlayacaksın. Vücudundaki kan dolaşımını sen ayarlayacaksın dese de bize bırakı*verse, bir dakika içerisinde felç oluruz. Peki bir anlığına vücudumuzun idaresinden Allah'ı uzaklaştırmamız mümkün değil ve olmaması gere*kir.

    Öyleyse gönül dünyamıza Allah'ın hakimiyeti, inancı sevgisi ve me-habbeti girmemiş olsa, bir göz açıp-kapayıncaya kadar ne oluruz. Beden infilak etse, dursa felç olsa bir gün ömür biter, insan bû dünya*dan gider. Bütün acılar biter. Ama imansız gidilecek olursa -Allah ko*rusun- sonu gelmez senelerde bu nazenin tenlerin yanması söz ko*nusu. Onun için biz gönül aleminde Allah inancım'en değerli, en kıy*metli malımız olarak saklıyoruz. Ve onu dilimizden de terennüm ede*ceğiz.

    Çünkü dilin inancı da onu okumak ve söylemektir. Gönlün inancı da ona inanmaktır. Beynimiz de onu düşünecektir. Allah'ın ayetlerini dü*şünecektir.

    Allah'ın zatını düşünmemiz mümkün değil. Çünkü bu hayal hane*mize sığmaz. Bizim hayalimiz de yaratılmıştır. Yaratılan bir şey yara*tanını kuşatamıyacaktır. Ancak yaratılanlara bakarak Allah'ın ilmi hakkında, kudreti hakkında aklımız oranında bir bilgi edinebiliriz.

    Bize lazım olan Allah inancıdır. Bu »bizi dünyada mutlu eder. Bir kere siz yaradana güveniyorsunuz. Onu hatırlarken bu ihlas suresinin 1. ayetinde Rabbimizi ifade eden üç kelime ard arda kullanılıyor. Birincisi "O" anlamına gelen "Hüve" ile başlıyoruz. Buna şöyle bir izah getiril*miş "O" deyince zaten O'ndan başka bir şey işitilmez, görülmez ve hatıra gelmez de ondan.

    Her şey "Hû"nun içerisindedir. "Evvel olan O'dur, ahir olan O'dur, zahir olan O, batın plan O'dur." İşte O Allah (c.c) birdir. "Birdir" demek bize göre çok kolay. Ama Amerikan devlet başkanı buna cevap vere*mez. "Üç" der. Rus devlet başkanına sorsanız "Hiç" der. Biri üç diğeri "hiç" diyor.

    Biz bu bilgiyi daha ana-babamızın kucağında öğrendik. Adam üni*versiteyi bitirmiş dünyanın neresinde ne var onları da öğrenmiş ama bu dünyayı ve dünyadakileri, gökyüzünü ve gökyüzündekileri yaratan Allah'ın bir olduğu bilgisini alamamıştır. Size de bu bilgi bu sûre ile verildi.

    Fahreddin-i Razi "Esmau'I-Hüsna" isimli bir eser yazmış. Orada bu "Hu" üzerinde duruyor. Diyor ki; Kur'ân-ı Kerim'de Allah (c.c) insanları üç gruba ayırmış. Mukarrabûn, Ashabu'l-Yemîn, Eshabuş-Şimal Mukarrabun ile Ashab-ı Yemin müslüman. Müslümanlarda iki guruba ayrılmış.

    Mukarrabûn: Yani kendisini Allah'a yaklaştırabilmiş insanlar.

    Ashab-ı Yeminde; Allah'ın emir ve yasaklarına dikkat eden insanlar Ashabu's-Şimal ise imansız insanlar. İşte bu "Hu, Allah ve Ahad" ke*limeleri üçünü de izah eden kelimelerdir demiş.

    Mukarrabûn "Hû" der. Arapçayı bilenler bilirler ki; "Hû;

    1-Bunun aslı yalınız "H" harfidir. Yani bir tek harftir. Bir tek harfle Allah'ı zikrediyor.

    2- Ahad kelimesi "Tek" manasına gelir. Yani ikincisi olmayan ma*nasınadır. Bu kelime Arabm dilinde başka bir şey için kullanılmamıştır. Allah (c.c)'den başkasına kullanılmamıştır ve hala kullanılmamaktadır.

    Mukarrabûn niye "Hû" der? Çünkü herşeyin doğumlu ve ölümlü ol*duğunu biliyor. Öncesi olmayan sonuda olmayan yalınız Allah'tır.

    Ashab-ı Yemin olanlar; "Allah" diyorlar. "Allah" demek herşeyi ya*ratan O, yaşatan O, yöneten de O demektir. Ama birileri çıkıyor, "yö*neten ve yönetme hakkı benim ağama ve paşama aittir, atalarımıza aittir" diyorlar. Biz ise yönetim de Allah'a aittir diyoruz.

    İnsan tabiat kanunlarına uyum sağlayınca sıhhatini koruyor. Tabiat kanunlarından uzak kaldımı hastalanıyor. İnsanın sosyal bedenini de koruması Allah'ın koyduğu kanunlara bağlı kalmaktan geçiyor. Yani ya*ratanın bir, yaşatanın bir, yönetenin de bir olduğuna inanmak ve onu tatbik etmekten geçiyor.

    O "samed'dir" Yani herkes ona muhtaç ama o hiç kimseye muhtaç değildir. İmansızlar da çaresiz kalınca "Allah" diye inlemeye başlıyor*lar. Çaresiz kalınca değil, o duruma gelmeden "Allah" dersek o zaman faydası olur. Biz O'na her an muhtacız.[6]



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/415.

    [2] Maide 73.

    [3] Tevbe 30.

    [4] Tirmizi sevabül Kur'an 10.

    [5] İbni hacer el isahe 21297 ve diğer tabakaî kitapları.

    [6] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/415-420.

  7. aldemira
    Üye


    İHLAS SURESİ

    De ki:
    Deki? Neyi demeli, iletmeli, anlatmalı.
    Kime söylemeli, neyi, nasıl, ne zaman, nerede, niçin, hangi usulle anlatmalı.
    Anlamayan anlatamaz. Kişi, söyleneni, yani Kuranı düşünmeli, anlamalı, yaşamalı, içselleştirmeli ki aktarabilsin. Bu, ikra emrine benzemektedir. İkra veya gul/deki; okumak, anlamak, ibret almak, yaşamak ve anlatmaktır. Deki, sadece söylemek değil, yaşamaktır, yapmaktır.
    Deki, soranlara söylemektir/anlatmaktır, gerek duyanlara izah etmektir, tüm insanlığa ilan etmektir.

    O Allâh birdir.
    Allâh Samed'dir
    Kendisi doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
    Hiçbir şey O'nun dengi olmamıştır.

    Kuran böyle ilan eder.Peki insanlık ne yapmaktadır. Biz ne yapmaktayız. Kurana önem ve öncelik vermeyenler, önem ve öncelik verdikleri unsurların, peşinde ölesiye koştukları, uğruna yaşamlarını harcadıkları şeylerin kulu ve kölesi olmaktadır.


  8. Misafir
    Allah razı olsun çok güzel bir yazı olmuş.

+ Yorum Gönder
ihlas suresi tefsiri,  ihlas suresinin tefsiri,  ihlas süresinin tefsiri,  ihlas süresi tefsiri,  ihlas suresi ve tefsiri,  ihlas suresinin tefsiri kısa,  ihlas suresi meali