Konusunu Oylayın.: Tevbe suresi 40. ayet: Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Tevbe suresi 40. ayet: Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani
  1. 19.Nisan.2011, 11:14
    1
    Muhasibi
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,755
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 159
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Tevbe suresi 40. ayet: Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani






    Tevbe suresi 40. ayet: Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani Mumsema Tevbe suresi 40. ayetin meali

    Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.


  2. 19.Nisan.2011, 11:14
    1
    Devamlı Üye



    Tevbe suresi 40. ayetin meali

    Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.

  3. 19.Nisan.2011, 11:24
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,398
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 140
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Tevbe suresi 40. ayet: Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmişti




    Ayetin Arapçası ve Latince okunuşu



    إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
    İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahrecehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fîl gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferûs suflâ, ve kelimetullâhi hiyel ulyâ vallâhu azîzun hakîm (hakîmun).



  4. 19.Nisan.2011, 11:24
    2
    Hüvel Baki..



    Ayetin Arapçası ve Latince okunuşu



    إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
    İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahrecehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fîl gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferûs suflâ, ve kelimetullâhi hiyel ulyâ vallâhu azîzun hakîm (hakîmun).


  5. 23.Ocak.2014, 00:47
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,990
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 339
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Tevbe suresi 40. ayet: Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona

    Tevbe suresi 40. ayetin tefsiri

    40. âyette, Hz. Peygamber'in hayatında ve İslâm'ın tebliği sürecinde önemli bir dönüm noktası olan Mekke'den Medine'ye hicret olayından bir kesite gönder*me yapılarak müslümanlar ilâhî yardımın mânası ve değeri üzerinde düşünmeye çağrılmaktadır. Hicret öncesinde müşriklerin komplo hazırlıklarına temas eden bir âyet bulunmakla beraber. [130] Kur'an'da Resûlullah'm Medine'ye hicret etmesi olayına açık biçimde değinen yegâne âyet budur.

    Hicret kelimesi İslâmî terminolojide daha çok Resûlullah'm ve ona İnanan*ların Mekke'den Medine'ye göç etmeleri için kullanılmıştır. Hicretle, Resûlul*lah'm ve ona ilk İnanan müslümanlann acı ve sıkıntılarla dolu on üç yıla yakın bir süre Mekke'de geçirdikleri ilk tebliğ dönemi noktalanmış ve onlara kucak açan Yesrib şehrinde İslâm tebliği için yeni bir sayfa açılmıştır. Bu şehir halkından Müslümanlığı kabul edenlerin Hz. Muhammed'e gösterdikleri samimi sevgi ve İl*gi, şehrin ona nispet edilmesine kadar varmış ve "Medînetü'r-resûl" (Peygam*ber'in şehri) tarzındaki bu ilk kullanım zamanla şehrin adının Medine şeklinde de*ğişmesi sonucunu doğurmuştur.

    Mekkeli müşriklerin kutsal görevinden vazgeçirmek ve kendisine gönülden bağlanan müminleri sindirmek İçin başvurdukları her türlü baskı ve eziyete karşı göğüs geren Hz. Muhammed, peygamberliğinin on birinci yılından itibaren dışa*rıdan gelen yabancılara İslâmiyet'i anlatmaya başlamış, 620 yılında Mekke-Mina yolu üzerinde Akabe mevkiinde Yesribli altı kişi müslüman olmuştu; 621 yılında aynı şehirden on iki kişi, bir yıl sonra da ikisi kadtn olmak üzere yetmiş beş kişi belirtilen yerde Resûhıllah'a biat etmişlerdir. İslâm tarihinde Akabe biatları olarak bilinen bu anlaşmalar Yesrib'deki müslüman varlığının temelini oluşturmuş ve Mekke'deki müslümanlann buraya davet edilmesine zemin hazırlamıştır.

    Mekkeli mazlum müslümanlann bu çağrıya uyabilmeleri için bir süre Al*lah'tan izin gelmesi beklenmiş, nihayet peygamberliğinin XIII. yılı zilhicce ayı sonlarında Resûlullah'ın verdiği şu müjdeli açıklaması ile hicret başlamıştır: Artık sizin hicret edeceğiniz şehrin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu ba*na gösterildi. Mekke'den çıkmak isteyenler Yesrib'e gitsinler, orada müslüman kardeşleriyle kaynaşsınlar. Allah Teâlâ onları size kardeş yaptı, beldelerini de si*zin için güven ve huzur bulacağınız bir yurt kıldı.

    Müslümanların gruplar halinde Mekke'den ayrılıp Medine'ye gidişleri müş*rikleri telâşlandırmıştı. Enfâl sûresinin 30. âyetinin tefsiri sırasında açıklandığı üzere, toplanıp bu konuda alınması gerekli önlemleri tartıştılar. Ortaklaşa düzen*lenecek bir suikastla Hz. Peygamber'i Öldürmeye karar verdiler. Resûlullah vahiy ile bundan haberdar edildiği için Hz. Ebû Bekir'e uğrayıp hicret için hazırlık yap*masını söyledi. Kendisine bırakılan emanetleri sahiplerine vermesi için Hz. Ali'ye bıraktı ve geceleyin kendi yatağına onu yatırarak evinden çıktı. Ebû Bekir'le bu*luşup Mekke'nin güneyinde ve Mekke'ye 5 mil mesafede bulunan Sevr dağında*ki bir mağaraya sığındılar. Bu sebeple İslâm tarihinde önemli bir hâtırası olan bu mağara "Sevr mağarası" diye meşhur olmuştur.

    İşte 40. âyette bu mağarada Resûlullah'ın saklandığı ve bu esnada saıhvr hu arkadaşının bulunduğu, onun da düşmanın takibinden büyük endişe duyduğu, ama Hz. Peygambcr'İn Allah'ın yardım edeceğine güvenerek metanetini kuruduğu İm tırlatılmaktadır. Âyette Hz. Ebû Bekir'in adı geçmemekle beraber laıilıî İnildet, bu kişinin o olduğunu kesin biçimde ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili şivemin rivayetler, Hz. Ebû Bekir'in bu yolculukta ve özellikle sığındıkları ııiiip.jtnıılii jv çirdikleri üç gün boyunca Resûlullah'm üzerim1 titreyen davranışliiııylii onu olan bağlılığının ne kadar İçten olduğunu göstermektedir. İşte Kur'an'm 11/ I'.imi \k kir'in Hz. Peygamber'e olan bu eşsiz sadakalini dolaylı olarak öviuom onun İsla mî literatürde "yâr-ı gar" (Resûlullah'ın mağaradaki can yoldaşı) diyı- anılmasını sağlamıştır. Bununla birlikte âyette, Hz. EbO Ik'kir gibi mutlak teslimiyet sahibi ve yüce Allah'ın her şeye kadir olduğuna yürekten inanmış bir kişinin bile ümitsizli*ğe veya endişeye kapıldığı fevkalâde kritik bir durumda resulüne güven duygusu veren ve ona umulmadık destekler sağlayan Cenâb-ı Allah'ın, bu defa da ona Te-biik Seferi'nde basan nasip edeceğinden kimsenin kuşku duymaması gerektiği ha-lıılatılmakta ve sefer hazırlıklarında gevşeklik gösteren müminler uyarılmaktadır. Ayın âyette, bir taraftan Allah'ın sözünün yani İslâm mesajının hep en yüce kala*cağı ve inkarcıların iddialarının eninde sonunda boşa çıkacağı müjdesi verilerek İslâm meşalesinin söndürülebileceği endişesine mahal bulunmadığının altı çizilmiş, diğer taraftan da iman mücadelesinde asla gevşek davranmaksızın sorumlu*luk bilincinin daima zinde tutulması için çağrıda bulunulmuştur; bu iki husus, İs*lâmiyet'te Allah'a dayanıp güvenme ruhunu hiç kaybetmeksizin kul planında her*kesin üzerine düşeni yapması ve bu dengenin daima korunması gerektiğine dikkat çekme açısından oldukça manidardır. "Allah'ın sözü" diye çevirdiğimiz "keliıne-tullah" tamlamasına, "Allah'ın dini, birliği, kelime-i tevhîd"[131] "O'nun İslâm'a çağrısı"[132] gibi mânalar da verilmiştir.

    Âyette belirtilen mağara arkadaşlığı üç gün sürdü. Bu arada, Hz. Ebû Be*kir'in yaptığı plan doğrultusunda oğlu Abdullah gündüz halkın arasına giriyor, ge*ce de mağaraya gelip konuşulanları aktarıyordu. Çobanlık yapan Âmir b. Füheyre de koyunlarını Sevr mağarası yakınlarında otlatıyor ve geceleri gelip onlara süt ve*riyordu. Diğer taraftan, Hz. Peygamber'i evinden çıkarken öldürmeleri için görev*lendirilen on kişi sabah hava iyice aydmlanana kadar beklemişler, sonra dışarıdan gelen birinin ikazı üzerine eve saldırmışlar, fakat orada Hz. Ali'den başkasını bu*lamayınca şaşırmışlardı. Bunun üzerine Mekke yönetimi Hz. Peygamber'i ve ar*kadaşı Ebû Bekir'i ölü veya diri yakalayıp getirene 100 deve ödül vereceğini du*yurdu. Gerek ödülü kazanmak isteyen gerekse İnanç açısından düşmanlık duyan kalabalık bir müşrik topluluğu Hz. Peygamber'i aramaya çıktı. Bunlardan bir grup mağaranın yakınma kadar gelmişlerdi; konuşmaları içeriden duyuluyordu ve ayak*ları görülüyordu. Eğilip baksalar belki onları göreceklerdi. İşte bu sırada, konu*muz olan âyette işaret buyunılduğu üzere Hz. Ebû Bekir'in "Ey Allah'ın Resulü! Yaklaştılar, bizi görecekler!" sözüne Hz. Peygamber "Tasalanma, Allah bizimle beraberdir" cevabını verdi. Bazı hadis kaynaklarında Resûlullah'ın sözlerine şunu eklediği rivayet edilin "Ey Ebû Bekir! Düşünsene, iki yoldaş ki Allah onların üçüncüsüdür, artık endişe edilir mi?" Siyer kaynaklarında, mağaranın girişine bir örümceğin ağ örmüş olduğu ve oradaki bodur bir ağacın dalları arasında da bir gü*vercinin yuva yapıp yumurta bırakmış bulunduğu, bunun da müşriklerin Hz. Pey*gamber ve arkadaşıma mağarada olabilecekleri ihtimali üzerinde düşünmelerini engellediği kaydedilir. Bu rivayetlerin sıhhat derecesi ile ilgili tartışmalar bir ya*na, Kur'an'da kesin olarak ifade edilen ilâhî yardımın zihinlerde canlandırılması*nı sağlama amacı güttüğü açıktır.

    Üç gün geçtikten sonra Mekkelilerin arama ve kontrol çabalan tavsamıştı. Önceden planlandığı üzere kılavuz Abdullah b. Uraykıt develerle birlikte Sevr'e geldi. Hz. Ebû Bekir'in azatlısı Âmir b. Füheyre de kafileye alındı ve sahil yolu*na doğru hareket edildi. Medine'ye salimen ulaşabilmek için işlek ve bilinen yol*lar yerine farkh bir güzergâh seçildi ve bazan sarp dağ geçitlerinden ve bazan çöllerden geçildi. Buna rağmen zaman zaman takibe uğradılar, sorguya çekildiler ve tehlikeli anlar yaşadılar. [133]

    Hz. Peygamber'in Mekke'den çıkarken yatağına Hz. Ali'yi yatırması, Hz. Ebû Bekir'le önce Medine yönüne değil güney istikametine gitmeleri ve hemen yola diişmeyip bir mağarada geçici olarak saklanmaları, gerektiğinde düşmanı şa*şırtma taktiklerine başvurma ve can güvenliği için mümkün olan önlemleri alma açısından dikkate şayan birer çabadır. Allah'ın Peygamber'i sıfatıyla O'nun hima*yesinde olduğunu bilen Resûlullah'ın dahi insan olarak elinden gelen tedbirleri ek*siksiz alması, zafere ve başarıya ulaşmak isteyen müminler için önemli bîr örnek*tir. Âyet bu hususların tasvirine girmeksizin sadece mağaraya sığınma figürüne değinmiş, böylece tarihî araştırmalardan yararlanarak konunun bu yönü üzerinde düşünmeye dolaylı bir çağrıda bulunmuş buna karşılık Hz. Peygamber'in beşeri tedbirlerin tükendiği yerde Allah'a olan güvenin yitirilmemesi gerektiğini göste*ren örnek tutumuna açık bir biçimde yer verip imanlı bîr insan için Allah'ın yar*dımından ümit kesmenin söz konusu olamayacağı ve Allah dilerse umulmadık yollarla başarı ve zaferin gerçekleşeceği hatırlatılmıştır.


  6. 23.Ocak.2014, 00:47
    3
    Moderatör
    Tevbe suresi 40. ayetin tefsiri

    40. âyette, Hz. Peygamber'in hayatında ve İslâm'ın tebliği sürecinde önemli bir dönüm noktası olan Mekke'den Medine'ye hicret olayından bir kesite gönder*me yapılarak müslümanlar ilâhî yardımın mânası ve değeri üzerinde düşünmeye çağrılmaktadır. Hicret öncesinde müşriklerin komplo hazırlıklarına temas eden bir âyet bulunmakla beraber. [130] Kur'an'da Resûlullah'm Medine'ye hicret etmesi olayına açık biçimde değinen yegâne âyet budur.

    Hicret kelimesi İslâmî terminolojide daha çok Resûlullah'm ve ona İnanan*ların Mekke'den Medine'ye göç etmeleri için kullanılmıştır. Hicretle, Resûlul*lah'm ve ona ilk İnanan müslümanlann acı ve sıkıntılarla dolu on üç yıla yakın bir süre Mekke'de geçirdikleri ilk tebliğ dönemi noktalanmış ve onlara kucak açan Yesrib şehrinde İslâm tebliği için yeni bir sayfa açılmıştır. Bu şehir halkından Müslümanlığı kabul edenlerin Hz. Muhammed'e gösterdikleri samimi sevgi ve İl*gi, şehrin ona nispet edilmesine kadar varmış ve "Medînetü'r-resûl" (Peygam*ber'in şehri) tarzındaki bu ilk kullanım zamanla şehrin adının Medine şeklinde de*ğişmesi sonucunu doğurmuştur.

    Mekkeli müşriklerin kutsal görevinden vazgeçirmek ve kendisine gönülden bağlanan müminleri sindirmek İçin başvurdukları her türlü baskı ve eziyete karşı göğüs geren Hz. Muhammed, peygamberliğinin on birinci yılından itibaren dışa*rıdan gelen yabancılara İslâmiyet'i anlatmaya başlamış, 620 yılında Mekke-Mina yolu üzerinde Akabe mevkiinde Yesribli altı kişi müslüman olmuştu; 621 yılında aynı şehirden on iki kişi, bir yıl sonra da ikisi kadtn olmak üzere yetmiş beş kişi belirtilen yerde Resûhıllah'a biat etmişlerdir. İslâm tarihinde Akabe biatları olarak bilinen bu anlaşmalar Yesrib'deki müslüman varlığının temelini oluşturmuş ve Mekke'deki müslümanlann buraya davet edilmesine zemin hazırlamıştır.

    Mekkeli mazlum müslümanlann bu çağrıya uyabilmeleri için bir süre Al*lah'tan izin gelmesi beklenmiş, nihayet peygamberliğinin XIII. yılı zilhicce ayı sonlarında Resûlullah'ın verdiği şu müjdeli açıklaması ile hicret başlamıştır: Artık sizin hicret edeceğiniz şehrin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu ba*na gösterildi. Mekke'den çıkmak isteyenler Yesrib'e gitsinler, orada müslüman kardeşleriyle kaynaşsınlar. Allah Teâlâ onları size kardeş yaptı, beldelerini de si*zin için güven ve huzur bulacağınız bir yurt kıldı.

    Müslümanların gruplar halinde Mekke'den ayrılıp Medine'ye gidişleri müş*rikleri telâşlandırmıştı. Enfâl sûresinin 30. âyetinin tefsiri sırasında açıklandığı üzere, toplanıp bu konuda alınması gerekli önlemleri tartıştılar. Ortaklaşa düzen*lenecek bir suikastla Hz. Peygamber'i Öldürmeye karar verdiler. Resûlullah vahiy ile bundan haberdar edildiği için Hz. Ebû Bekir'e uğrayıp hicret için hazırlık yap*masını söyledi. Kendisine bırakılan emanetleri sahiplerine vermesi için Hz. Ali'ye bıraktı ve geceleyin kendi yatağına onu yatırarak evinden çıktı. Ebû Bekir'le bu*luşup Mekke'nin güneyinde ve Mekke'ye 5 mil mesafede bulunan Sevr dağında*ki bir mağaraya sığındılar. Bu sebeple İslâm tarihinde önemli bir hâtırası olan bu mağara "Sevr mağarası" diye meşhur olmuştur.

    İşte 40. âyette bu mağarada Resûlullah'ın saklandığı ve bu esnada saıhvr hu arkadaşının bulunduğu, onun da düşmanın takibinden büyük endişe duyduğu, ama Hz. Peygambcr'İn Allah'ın yardım edeceğine güvenerek metanetini kuruduğu İm tırlatılmaktadır. Âyette Hz. Ebû Bekir'in adı geçmemekle beraber laıilıî İnildet, bu kişinin o olduğunu kesin biçimde ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili şivemin rivayetler, Hz. Ebû Bekir'in bu yolculukta ve özellikle sığındıkları ııiiip.jtnıılii jv çirdikleri üç gün boyunca Resûlullah'm üzerim1 titreyen davranışliiııylii onu olan bağlılığının ne kadar İçten olduğunu göstermektedir. İşte Kur'an'm 11/ I'.imi \k kir'in Hz. Peygamber'e olan bu eşsiz sadakalini dolaylı olarak öviuom onun İsla mî literatürde "yâr-ı gar" (Resûlullah'ın mağaradaki can yoldaşı) diyı- anılmasını sağlamıştır. Bununla birlikte âyette, Hz. EbO Ik'kir gibi mutlak teslimiyet sahibi ve yüce Allah'ın her şeye kadir olduğuna yürekten inanmış bir kişinin bile ümitsizli*ğe veya endişeye kapıldığı fevkalâde kritik bir durumda resulüne güven duygusu veren ve ona umulmadık destekler sağlayan Cenâb-ı Allah'ın, bu defa da ona Te-biik Seferi'nde basan nasip edeceğinden kimsenin kuşku duymaması gerektiği ha-lıılatılmakta ve sefer hazırlıklarında gevşeklik gösteren müminler uyarılmaktadır. Ayın âyette, bir taraftan Allah'ın sözünün yani İslâm mesajının hep en yüce kala*cağı ve inkarcıların iddialarının eninde sonunda boşa çıkacağı müjdesi verilerek İslâm meşalesinin söndürülebileceği endişesine mahal bulunmadığının altı çizilmiş, diğer taraftan da iman mücadelesinde asla gevşek davranmaksızın sorumlu*luk bilincinin daima zinde tutulması için çağrıda bulunulmuştur; bu iki husus, İs*lâmiyet'te Allah'a dayanıp güvenme ruhunu hiç kaybetmeksizin kul planında her*kesin üzerine düşeni yapması ve bu dengenin daima korunması gerektiğine dikkat çekme açısından oldukça manidardır. "Allah'ın sözü" diye çevirdiğimiz "keliıne-tullah" tamlamasına, "Allah'ın dini, birliği, kelime-i tevhîd"[131] "O'nun İslâm'a çağrısı"[132] gibi mânalar da verilmiştir.

    Âyette belirtilen mağara arkadaşlığı üç gün sürdü. Bu arada, Hz. Ebû Be*kir'in yaptığı plan doğrultusunda oğlu Abdullah gündüz halkın arasına giriyor, ge*ce de mağaraya gelip konuşulanları aktarıyordu. Çobanlık yapan Âmir b. Füheyre de koyunlarını Sevr mağarası yakınlarında otlatıyor ve geceleri gelip onlara süt ve*riyordu. Diğer taraftan, Hz. Peygamber'i evinden çıkarken öldürmeleri için görev*lendirilen on kişi sabah hava iyice aydmlanana kadar beklemişler, sonra dışarıdan gelen birinin ikazı üzerine eve saldırmışlar, fakat orada Hz. Ali'den başkasını bu*lamayınca şaşırmışlardı. Bunun üzerine Mekke yönetimi Hz. Peygamber'i ve ar*kadaşı Ebû Bekir'i ölü veya diri yakalayıp getirene 100 deve ödül vereceğini du*yurdu. Gerek ödülü kazanmak isteyen gerekse İnanç açısından düşmanlık duyan kalabalık bir müşrik topluluğu Hz. Peygamber'i aramaya çıktı. Bunlardan bir grup mağaranın yakınma kadar gelmişlerdi; konuşmaları içeriden duyuluyordu ve ayak*ları görülüyordu. Eğilip baksalar belki onları göreceklerdi. İşte bu sırada, konu*muz olan âyette işaret buyunılduğu üzere Hz. Ebû Bekir'in "Ey Allah'ın Resulü! Yaklaştılar, bizi görecekler!" sözüne Hz. Peygamber "Tasalanma, Allah bizimle beraberdir" cevabını verdi. Bazı hadis kaynaklarında Resûlullah'ın sözlerine şunu eklediği rivayet edilin "Ey Ebû Bekir! Düşünsene, iki yoldaş ki Allah onların üçüncüsüdür, artık endişe edilir mi?" Siyer kaynaklarında, mağaranın girişine bir örümceğin ağ örmüş olduğu ve oradaki bodur bir ağacın dalları arasında da bir gü*vercinin yuva yapıp yumurta bırakmış bulunduğu, bunun da müşriklerin Hz. Pey*gamber ve arkadaşıma mağarada olabilecekleri ihtimali üzerinde düşünmelerini engellediği kaydedilir. Bu rivayetlerin sıhhat derecesi ile ilgili tartışmalar bir ya*na, Kur'an'da kesin olarak ifade edilen ilâhî yardımın zihinlerde canlandırılması*nı sağlama amacı güttüğü açıktır.

    Üç gün geçtikten sonra Mekkelilerin arama ve kontrol çabalan tavsamıştı. Önceden planlandığı üzere kılavuz Abdullah b. Uraykıt develerle birlikte Sevr'e geldi. Hz. Ebû Bekir'in azatlısı Âmir b. Füheyre de kafileye alındı ve sahil yolu*na doğru hareket edildi. Medine'ye salimen ulaşabilmek için işlek ve bilinen yol*lar yerine farkh bir güzergâh seçildi ve bazan sarp dağ geçitlerinden ve bazan çöllerden geçildi. Buna rağmen zaman zaman takibe uğradılar, sorguya çekildiler ve tehlikeli anlar yaşadılar. [133]

    Hz. Peygamber'in Mekke'den çıkarken yatağına Hz. Ali'yi yatırması, Hz. Ebû Bekir'le önce Medine yönüne değil güney istikametine gitmeleri ve hemen yola diişmeyip bir mağarada geçici olarak saklanmaları, gerektiğinde düşmanı şa*şırtma taktiklerine başvurma ve can güvenliği için mümkün olan önlemleri alma açısından dikkate şayan birer çabadır. Allah'ın Peygamber'i sıfatıyla O'nun hima*yesinde olduğunu bilen Resûlullah'ın dahi insan olarak elinden gelen tedbirleri ek*siksiz alması, zafere ve başarıya ulaşmak isteyen müminler için önemli bîr örnek*tir. Âyet bu hususların tasvirine girmeksizin sadece mağaraya sığınma figürüne değinmiş, böylece tarihî araştırmalardan yararlanarak konunun bu yönü üzerinde düşünmeye dolaylı bir çağrıda bulunmuş buna karşılık Hz. Peygamber'in beşeri tedbirlerin tükendiği yerde Allah'a olan güvenin yitirilmemesi gerektiğini göste*ren örnek tutumuna açık bir biçimde yer verip imanlı bîr insan için Allah'ın yar*dımından ümit kesmenin söz konusu olamayacağı ve Allah dilerse umulmadık yollarla başarı ve zaferin gerçekleşeceği hatırlatılmıştır.




+ Yorum Gönder