Konusunu Oylayın.: Kur’an-ı Kerim’de İnsana Dair

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kur’an-ı Kerim’de İnsana Dair
  1. 11.Mayıs.2008, 00:35
    1
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,589
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 69
    Bulunduğu yer: Almanya

    Kur’an-ı Kerim’de İnsana Dair






    Kur’an-ı Kerim’de İnsana Dair Mumsema Kur’an-ı Kerim’de İnsana Dair

    İnsanı seven, onu varlık aleminin gözbebeği olarak yaratan Allah Tealâ, insanı dünya denen bu imtihan meydanında yalnız bırakmamış ve onu peygamberler ve vahiyle desteklemiştir. İnsanın kendisini, kainatı ve hadiseleri okuyup anlaması ancak vahyin kılavuzluğuyla verimli olabilecektir. İnsanın, vahyin bu kılavuzluğundan yararlanabilmesi ise belli şartlara bağlanmıştır. Bunların başında, kişinin Allah (c.c.) karşısında sorumluluğunun bilincinde olup O’ndan sakınması anlamına gelen takva gelmektedir.

    İlk sûresinde dua eden insandan, son sûresinde sığınan insana kadar Kur’an-ı Kerim’in baştan sona kadar en genel anlamda konusu; insandır. Mü’min, muttaki, müslim, kafir, müşrik, münafık v.s. sıfatlarıyla beraber söz konusu edilen insanın dışında, Kur’an’da insan kelimesinin üç yüzün üzerinde ayette geçtiğini görmekteyiz. İnsanın nasıl tanıtıldığı sorusuna bu ayetlerde şu şekilde cevap verilmektedir:


    İnsan nasıl bir varlıktır?

    Kur’an'a göre insan acelecidir; sabırsızdır; çabuk şikayet eder. Nankör, mala ve menfaatine düşkündür. Minnet duygusundan tamamen uzak olan insan, bağımsızlık dürtüsünün etkisiyle kendisini Tanrı yerine koyabilmektedir. Ancak, yine Kur’an'a göre insan, yaratıkların birçoğundan üstün kılınmış, yaratılış amacı gereği bir takım özellikler de kendisine verilmiştir. Öncelikle insanın Yaratıcı'dan bir mesaj alabilmeye layık görülmesi, yani vahye muhatap kılınması, kendisine verilen üstünlüğün ve değerin bir göstergesidir.

    Kur’an'da çoğu ayet, insanın ruh durumunu ve Allah'la olan ilişkisini anlatır. İnsanın yapısı, kötüye, iyiye eğilimli ve zihni yeteneklerle donatılmıştır. Kur’an, insanı eğitirken prensip, gaye ve metodlarını bu yapıya göre ayarlamakta ve temellendirmektedir. Kur’an her insanın yaratılışta bir 'fıtrat'ı (arzuları, kabiliyetleri, ihtiyaçları, zaafları) olduğunu ve bu fıtrat üzere yaratıldığını bildirir. Kur’an, toplumun huzurunu ve disiplinini sağlamak için koyduğu kurallarda insan psikolojisini ve biyolojik varlığını daima göz önünde bulundurur ve insana mutlaka alternatifler sunar. Akıl, insan doğasına uygun bir tebliğ ve terbiye sayesinde kötülüğü bırakır ve iyiliğe yönelir.

    Kur’an, Rûm suresi 30. ayette "Sen yüzünü hanif olarak dine, yani Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise o fıtrata çevir. Allah'ın yaradışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler" [30:30]şeklindeki ifade ile, dini anlarken ve anlatırken tutulması gereken en doğru yolun, insanın yaradılışında var olan değerlere yönelmek olduğunu ve insan doğasının özelliklerini araştırmanın gerekliliğine de işaret ediyor.


  2. 11.Mayıs.2008, 00:35
    1
    Aciz Kul



    Kur’an-ı Kerim’de İnsana Dair

    İnsanı seven, onu varlık aleminin gözbebeği olarak yaratan Allah Tealâ, insanı dünya denen bu imtihan meydanında yalnız bırakmamış ve onu peygamberler ve vahiyle desteklemiştir. İnsanın kendisini, kainatı ve hadiseleri okuyup anlaması ancak vahyin kılavuzluğuyla verimli olabilecektir. İnsanın, vahyin bu kılavuzluğundan yararlanabilmesi ise belli şartlara bağlanmıştır. Bunların başında, kişinin Allah (c.c.) karşısında sorumluluğunun bilincinde olup O’ndan sakınması anlamına gelen takva gelmektedir.

    İlk sûresinde dua eden insandan, son sûresinde sığınan insana kadar Kur’an-ı Kerim’in baştan sona kadar en genel anlamda konusu; insandır. Mü’min, muttaki, müslim, kafir, müşrik, münafık v.s. sıfatlarıyla beraber söz konusu edilen insanın dışında, Kur’an’da insan kelimesinin üç yüzün üzerinde ayette geçtiğini görmekteyiz. İnsanın nasıl tanıtıldığı sorusuna bu ayetlerde şu şekilde cevap verilmektedir:


    İnsan nasıl bir varlıktır?

    Kur’an'a göre insan acelecidir; sabırsızdır; çabuk şikayet eder. Nankör, mala ve menfaatine düşkündür. Minnet duygusundan tamamen uzak olan insan, bağımsızlık dürtüsünün etkisiyle kendisini Tanrı yerine koyabilmektedir. Ancak, yine Kur’an'a göre insan, yaratıkların birçoğundan üstün kılınmış, yaratılış amacı gereği bir takım özellikler de kendisine verilmiştir. Öncelikle insanın Yaratıcı'dan bir mesaj alabilmeye layık görülmesi, yani vahye muhatap kılınması, kendisine verilen üstünlüğün ve değerin bir göstergesidir.

    Kur’an'da çoğu ayet, insanın ruh durumunu ve Allah'la olan ilişkisini anlatır. İnsanın yapısı, kötüye, iyiye eğilimli ve zihni yeteneklerle donatılmıştır. Kur’an, insanı eğitirken prensip, gaye ve metodlarını bu yapıya göre ayarlamakta ve temellendirmektedir. Kur’an her insanın yaratılışta bir 'fıtrat'ı (arzuları, kabiliyetleri, ihtiyaçları, zaafları) olduğunu ve bu fıtrat üzere yaratıldığını bildirir. Kur’an, toplumun huzurunu ve disiplinini sağlamak için koyduğu kurallarda insan psikolojisini ve biyolojik varlığını daima göz önünde bulundurur ve insana mutlaka alternatifler sunar. Akıl, insan doğasına uygun bir tebliğ ve terbiye sayesinde kötülüğü bırakır ve iyiliğe yönelir.

    Kur’an, Rûm suresi 30. ayette "Sen yüzünü hanif olarak dine, yani Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise o fıtrata çevir. Allah'ın yaradışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler" [30:30]şeklindeki ifade ile, dini anlarken ve anlatırken tutulması gereken en doğru yolun, insanın yaradılışında var olan değerlere yönelmek olduğunu ve insan doğasının özelliklerini araştırmanın gerekliliğine de işaret ediyor.

  3. 11.Mayıs.2008, 00:38
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,589
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 69
    Bulunduğu yer: Almanya

    --->: Kur’an-ı Kerim’de İnsana Dair




    İnsan beden ve ruhtan oluşmuş bir bütündür

    Yaratılışında belli bir oluşum ve tekamülden geçirilen insan, dünya hayatı içersinde de gerek bedensel, gerekse ruhsal olarak, birtakım gelişim safhalarından geçer. Kur’an'da ayetlerin çoğunun insanın ruhsal hallerini ve Rabbiyle olan ilgilerini dile getiren ayetler olduğunu söylemek mümkündür. Kur’an, insanı insan olarak ele almaktadır. Kafasıyla, kalbiyle, duygularıyla, zaaflarıyla, kıskançlıklarıyla ve bütün yönleriyle ele almakta ve onun derinliklerine nüfuz etmektedir. Kur’an'ın insana bakışı, insanı değerlendirişi kapsamlı, birleştirici, dengeli ve mutedil bir bakıştır.

    İnsanın davranışları, ruhsal özellikleri ve bunun dışa yansımaları açısından bakıldığında, Kur’an'da her türlü insanı bulmak mümkündür. Ayetlere göre, darda Allah'ı hatırlayıp, genişlikte şımarıp unutanlar, inkarcıların ruh halleri, bir tehlike karşısında korkanlar, ikiyüzlülerin davranışları, ihtiyarlıktaki davranış bozuklukları, heyecan, öfke ve pişmanlık sırasında insanda fizyolojik değişiklikler görülebilir. Kur’an'ın ifadelerine göre, insan istikrarsız, değişken, zayıf, hırslı ve huysuz tabiata sahiptir. Allah insanın yükünü hafifletmek ister, çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Yine Kur’an'a göre insan acelecidir. Sabırsızdır, çabuk şikayet eder. Nankör, mala ve menfaatine düşkündür. İnsan eli sıkı ve cimri, rahatına düşkün, kendine aşırı güveni olan, şımarık ve kibirlidir. Minnet duygusundan tamamen uzak olan insan, bağımsızlık dürtüsünün etkisiyle kendisini Tanrı yerine koyabilmektedir. Çeşitli ayetlerde belirtildiğine göre, insan aldanıcı, taklitçi, unutkan, bilgisizce tartışan, karamsar ve ümitsizlik eğilimi taşıyan bir yaratılışa sahiptir. Bir izaha göre, Allah, insanı ihtilaf üzere yaratmıştır. İnsana kötülüğün bildirilmesi de kendisi için bir zaaf teşkil eder.

    Kur’an, insanın zaafına işaret ederken, diğer bazı dinlerde yer aldığı gibi "insan doğuştan günahkardır" demez. Aksine, insan doğarken kusursuz ve her türlü günahtan uzak olarak yaratılmıştır. Ancak şahsiyetinin derinliklerinde, doğuştan gelen "kötüye ve iyiye yönelme" kabiliyetlerinin potansiyel olarak var olduğu anlaşılmaktadır. Onun, iyiliğe ya da kötülüğe yönelmesi, fıtrat ve tabiatından ziyade, aldığı terbiye ve çevre faktörlerinin sonucudur.

    Kur’an, insanı bütün yönleriyle tanıtırken tedavi yollarını ve kurtuluş çarelerini de kendisine öğretmektedir. Gerçekte insan, iyi ve kötü olmak üzere iki yönlü kabiliyetli olan bir varlıktır. Bu iki yönden birisinin ağırlık kazanmasında ve harekete geçmesinde, insanın tabiatı, ruhsal durumu, bulunduğu ortam ve aldığı terbiye belirleyici rol oynamaktadır. "Gerçekten insan tahammülsüz, hırslı, aceleci ve sabırsız yaratılmıştır. Başına bir fenalık gelince feryat eder; hayır dokundu mu kıskanç ve cimri kesilir." [70:19][70:20][70:21] ayetine göre, insanın temel yapısında, iyiliğe ve kötülüğe hızlı bir şekilde eğilim gösterebilecek yeteneğin varlığı sözkonusudur.

    İnsan varlıkların birçoğundan üstün kılınmıştır

    Kur’an, insanın zaaflarını dile getirirken, onun tamamen aciz olduğunu ve hiçbir olumlu ve üstün yönü olmadığını söylemez. Öncelikle insanın Yaratıcı'dan bir mesaj alabilmeye layık görülmesi, yani vahye muhatap kılınması, kendisine verilen üstünlüğün ve değerin bir göstergesidir.

    İnsanı hayvandan ayıran gösterge "tekamül" değil "bilgilenme"dir. Hayvanla kıyaslandığında onun yaşayışındaki farklılığın göstergesi ise "uygarlık" değil, "kendini bilme" şuurudur. İnsanın yaratılışından getirdiği bir üstünlüğü de, Ahzab Sûresi 72. ayette belirtilen "Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular. Onu insan yüklendi. (İnsan bu emanetin hakkını gözetemediğinden) Doğrusu o çok zalim, çok cahildir"[33:72] ayetiyle anlatılır. Ayette geçen emanet, işlenmesinde sevap, terkinde ceza olan ibadet ve davranışlarla, akıl ve düşünce kabiliyetidir. Kulluk ve akıl emanetine riayet edilmezse zulüm ve bilgisizliğe sapılmış olur. Bu emaneti vermekle Allah, insanı teklifleriyle sorumlu tutmuş ve böylece onu imtihan etmiştir. Ayetin sonunda insanın "zalim" ve "cahil" olduğuna dair tabiatındaki olumsuzluk ve zafiyet belirtilmekle birlikte, burada insanın başka bir üstünlüğü daha ortaya çıkmaktadır.

    İnsan, kendisinin iyiliğine ve hayrına olan şeylerin tersini bile yapabilmektedir. Hem aklının gösterdiği, hem de aklının muhalefet ettiği doğrultuda davranışlar sergileyebilmektedir. "İyi" ya da "kötü"yü seçmekte hürdür. Seçme yeteneği, Allah'ın insana verdiği en önemli ve belirgin özelliklerdendir. İnsan irade sahibi olduğu için sorumluluğu söz konusudur. Özgürlük ve seçme hakkı, insanın sorumlu olma zorunluluğunu da beraberinde getirir. Bundan dolayıdır ki, Kur’an'a göre insan, kendi yaşayışından sorumlu olan bir varlıktır. O gün kişi, önceden yaptıklarına bakacaktır. Hatta sadece kendi yaşayışından değil, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olması sebebiyle, dünyada ilahi mesajın gereklerini yerine getirmekle de sorumludur. Kur’an'a göre herkes kendi davranışından sorumludur. Herkesin yaptığı iyilik kendi lehine, kötülük de kendi aleyhinedir.

    Kaynak:
    Mehmet ŞANVER, Yard. Doç. Dr., U.Ü. İlahiyat Fak. , Dini Tebliğ ve Eğitim Açısından Kur’an’da İnsan Psikolojisi ve Özellikleri, Uludağ Üniv. İ. Fak. Cilt: 10, Sayı: 1, 2001


  4. 11.Mayıs.2008, 00:38
    2
    Aciz Kul



    İnsan beden ve ruhtan oluşmuş bir bütündür

    Yaratılışında belli bir oluşum ve tekamülden geçirilen insan, dünya hayatı içersinde de gerek bedensel, gerekse ruhsal olarak, birtakım gelişim safhalarından geçer. Kur’an'da ayetlerin çoğunun insanın ruhsal hallerini ve Rabbiyle olan ilgilerini dile getiren ayetler olduğunu söylemek mümkündür. Kur’an, insanı insan olarak ele almaktadır. Kafasıyla, kalbiyle, duygularıyla, zaaflarıyla, kıskançlıklarıyla ve bütün yönleriyle ele almakta ve onun derinliklerine nüfuz etmektedir. Kur’an'ın insana bakışı, insanı değerlendirişi kapsamlı, birleştirici, dengeli ve mutedil bir bakıştır.

    İnsanın davranışları, ruhsal özellikleri ve bunun dışa yansımaları açısından bakıldığında, Kur’an'da her türlü insanı bulmak mümkündür. Ayetlere göre, darda Allah'ı hatırlayıp, genişlikte şımarıp unutanlar, inkarcıların ruh halleri, bir tehlike karşısında korkanlar, ikiyüzlülerin davranışları, ihtiyarlıktaki davranış bozuklukları, heyecan, öfke ve pişmanlık sırasında insanda fizyolojik değişiklikler görülebilir. Kur’an'ın ifadelerine göre, insan istikrarsız, değişken, zayıf, hırslı ve huysuz tabiata sahiptir. Allah insanın yükünü hafifletmek ister, çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Yine Kur’an'a göre insan acelecidir. Sabırsızdır, çabuk şikayet eder. Nankör, mala ve menfaatine düşkündür. İnsan eli sıkı ve cimri, rahatına düşkün, kendine aşırı güveni olan, şımarık ve kibirlidir. Minnet duygusundan tamamen uzak olan insan, bağımsızlık dürtüsünün etkisiyle kendisini Tanrı yerine koyabilmektedir. Çeşitli ayetlerde belirtildiğine göre, insan aldanıcı, taklitçi, unutkan, bilgisizce tartışan, karamsar ve ümitsizlik eğilimi taşıyan bir yaratılışa sahiptir. Bir izaha göre, Allah, insanı ihtilaf üzere yaratmıştır. İnsana kötülüğün bildirilmesi de kendisi için bir zaaf teşkil eder.

    Kur’an, insanın zaafına işaret ederken, diğer bazı dinlerde yer aldığı gibi "insan doğuştan günahkardır" demez. Aksine, insan doğarken kusursuz ve her türlü günahtan uzak olarak yaratılmıştır. Ancak şahsiyetinin derinliklerinde, doğuştan gelen "kötüye ve iyiye yönelme" kabiliyetlerinin potansiyel olarak var olduğu anlaşılmaktadır. Onun, iyiliğe ya da kötülüğe yönelmesi, fıtrat ve tabiatından ziyade, aldığı terbiye ve çevre faktörlerinin sonucudur.

    Kur’an, insanı bütün yönleriyle tanıtırken tedavi yollarını ve kurtuluş çarelerini de kendisine öğretmektedir. Gerçekte insan, iyi ve kötü olmak üzere iki yönlü kabiliyetli olan bir varlıktır. Bu iki yönden birisinin ağırlık kazanmasında ve harekete geçmesinde, insanın tabiatı, ruhsal durumu, bulunduğu ortam ve aldığı terbiye belirleyici rol oynamaktadır. "Gerçekten insan tahammülsüz, hırslı, aceleci ve sabırsız yaratılmıştır. Başına bir fenalık gelince feryat eder; hayır dokundu mu kıskanç ve cimri kesilir." [70:19][70:20][70:21] ayetine göre, insanın temel yapısında, iyiliğe ve kötülüğe hızlı bir şekilde eğilim gösterebilecek yeteneğin varlığı sözkonusudur.

    İnsan varlıkların birçoğundan üstün kılınmıştır

    Kur’an, insanın zaaflarını dile getirirken, onun tamamen aciz olduğunu ve hiçbir olumlu ve üstün yönü olmadığını söylemez. Öncelikle insanın Yaratıcı'dan bir mesaj alabilmeye layık görülmesi, yani vahye muhatap kılınması, kendisine verilen üstünlüğün ve değerin bir göstergesidir.

    İnsanı hayvandan ayıran gösterge "tekamül" değil "bilgilenme"dir. Hayvanla kıyaslandığında onun yaşayışındaki farklılığın göstergesi ise "uygarlık" değil, "kendini bilme" şuurudur. İnsanın yaratılışından getirdiği bir üstünlüğü de, Ahzab Sûresi 72. ayette belirtilen "Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular. Onu insan yüklendi. (İnsan bu emanetin hakkını gözetemediğinden) Doğrusu o çok zalim, çok cahildir"[33:72] ayetiyle anlatılır. Ayette geçen emanet, işlenmesinde sevap, terkinde ceza olan ibadet ve davranışlarla, akıl ve düşünce kabiliyetidir. Kulluk ve akıl emanetine riayet edilmezse zulüm ve bilgisizliğe sapılmış olur. Bu emaneti vermekle Allah, insanı teklifleriyle sorumlu tutmuş ve böylece onu imtihan etmiştir. Ayetin sonunda insanın "zalim" ve "cahil" olduğuna dair tabiatındaki olumsuzluk ve zafiyet belirtilmekle birlikte, burada insanın başka bir üstünlüğü daha ortaya çıkmaktadır.

    İnsan, kendisinin iyiliğine ve hayrına olan şeylerin tersini bile yapabilmektedir. Hem aklının gösterdiği, hem de aklının muhalefet ettiği doğrultuda davranışlar sergileyebilmektedir. "İyi" ya da "kötü"yü seçmekte hürdür. Seçme yeteneği, Allah'ın insana verdiği en önemli ve belirgin özelliklerdendir. İnsan irade sahibi olduğu için sorumluluğu söz konusudur. Özgürlük ve seçme hakkı, insanın sorumlu olma zorunluluğunu da beraberinde getirir. Bundan dolayıdır ki, Kur’an'a göre insan, kendi yaşayışından sorumlu olan bir varlıktır. O gün kişi, önceden yaptıklarına bakacaktır. Hatta sadece kendi yaşayışından değil, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olması sebebiyle, dünyada ilahi mesajın gereklerini yerine getirmekle de sorumludur. Kur’an'a göre herkes kendi davranışından sorumludur. Herkesin yaptığı iyilik kendi lehine, kötülük de kendi aleyhinedir.

    Kaynak:
    Mehmet ŞANVER, Yard. Doç. Dr., U.Ü. İlahiyat Fak. , Dini Tebliğ ve Eğitim Açısından Kur’an’da İnsan Psikolojisi ve Özellikleri, Uludağ Üniv. İ. Fak. Cilt: 10, Sayı: 1, 2001




+ Yorum Gönder