Konusunu Oylayın.: Rahman suresi Arusü'l-kur'an (kur'an'ın gelini)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Rahman suresi Arusü'l-kur'an (kur'an'ın gelini)
  1. 03.Ocak.2010, 19:55
    1
    lamelif
    ~~SÜKUT LEHÇESİ~~

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2009
    Üye No: 47150
    Mesaj Sayısı: 1,133
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 44
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Rahman suresi Arusü'l-kur'an (kur'an'ın gelini)






    Rahman suresi Arusü'l-kur'an (kur'an'ın gelini) Mumsema Tamamı Mekke-i mükerreme döneminde nazil olan bu mübarek süre-i celile ,Esma-i hüsna,dan olan ,RAHMAN, ism-i şerif,i ile başladıgı için RAHMAN , kelimesi bu süre-i şerif,e isim olmuştur .Bu isim süre-i şerif,in
    muhtevası ilede alakalıdır .Zira süre-i şerif,in icerisinde baştan sona kadar
    ALLAH ,ü Teala,nın engin rahmeti ve rahmet-i ilahi,nin görüntüleri anılmıştır .
    Bu sure-i şerif,e ayrıca ''Kur'an'ın gelini ''manasına gelen ''Arusü'Kur'an''ismi
    de verilmiştir .
    Hazret-i Ali radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif,lerinde
    Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır
    ''Her şeyin bir gelini (süsü) vardır.Kur'an'ın gelini ,de Rahman suresi,dir
    (Beyhaki)
    Hazret-i cabir radiyallahu anh,derki,
    Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bir gün ashab,ının yanlarına giderek onlara Rahman sure,sini başından sonuna kadar okudu
    Hepsi,de sükut ettiler ortalıgı bir sessizlik kapladı
    Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu ,,
    Ben bu sure-i cinlerede okudum onlar sizden daha güzel karşılık verdiler
    ''Öyleyken Rabb'inizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz ?'Ayet,ini her okuyuşumda onlar,Ey Rabb'imiz ,biz senin nimetlerinden hiç birini
    yalanlayamıyoruz.Bütün hadler sanadır.diyorlardı (Tirmizi,3287)


  2. 03.Ocak.2010, 19:55
    1
    ~~SÜKUT LEHÇESİ~~



    Tamamı Mekke-i mükerreme döneminde nazil olan bu mübarek süre-i celile ,Esma-i hüsna,dan olan ,RAHMAN, ism-i şerif,i ile başladıgı için RAHMAN , kelimesi bu süre-i şerif,e isim olmuştur .Bu isim süre-i şerif,in
    muhtevası ilede alakalıdır .Zira süre-i şerif,in icerisinde baştan sona kadar
    ALLAH ,ü Teala,nın engin rahmeti ve rahmet-i ilahi,nin görüntüleri anılmıştır .
    Bu sure-i şerif,e ayrıca ''Kur'an'ın gelini ''manasına gelen ''Arusü'Kur'an''ismi
    de verilmiştir .
    Hazret-i Ali radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif,lerinde
    Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır
    ''Her şeyin bir gelini (süsü) vardır.Kur'an'ın gelini ,de Rahman suresi,dir
    (Beyhaki)
    Hazret-i cabir radiyallahu anh,derki,
    Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bir gün ashab,ının yanlarına giderek onlara Rahman sure,sini başından sonuna kadar okudu
    Hepsi,de sükut ettiler ortalıgı bir sessizlik kapladı
    Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu ,,
    Ben bu sure-i cinlerede okudum onlar sizden daha güzel karşılık verdiler
    ''Öyleyken Rabb'inizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz ?'Ayet,ini her okuyuşumda onlar,Ey Rabb'imiz ,biz senin nimetlerinden hiç birini
    yalanlayamıyoruz.Bütün hadler sanadır.diyorlardı (Tirmizi,3287)

  3. 04.Ocak.2010, 23:02
    2
    lamelif
    ~~SÜKUT LEHÇESİ~~

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2009
    Üye No: 47150
    Mesaj Sayısı: 1,133
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 44
    Bulunduğu yer: İstanbul

    --->: Rahman suresi ,arusü'l-kur'an (kur'an,ın gelini




    Rahmân sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Yetmiş sekiz âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede geçen Rahmân kelimesinden dolayı Sûret-ür-Rahmân denilmiştir. Sûrede; göklerin düzeninden, Allahü teâlânın insanlara olan lütfu ve ikrâmından, insanın yaratılışından, Allahü teâlânın kudretinden, kıyâmet gününden ve o günde isyânkârların cezâlandırılmasından ve inananların kavuşacağı nîmetlerden bahsedilmektedir. (İbn-i Abbâs, Râzî, Taberî)

    Allahü teâlâ Rahmân sûresinde meâlen buyuruyor ki:

    Allahü teâlâ, yeri mahlûkât için yaratmıştır. Orada meyvalar ve salkımlı hurma ağaçları vardır. Yapraklı tâneler ve hoş kokulu bitkiler vardır. (Âyet: 10-12)

    Kim Rahmân sûresini okursa, Allahü teâlânın verdiği nîmete şükr etmiş olur. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)


  4. 04.Ocak.2010, 23:02
    2
    ~~SÜKUT LEHÇESİ~~



    Rahmân sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Yetmiş sekiz âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede geçen Rahmân kelimesinden dolayı Sûret-ür-Rahmân denilmiştir. Sûrede; göklerin düzeninden, Allahü teâlânın insanlara olan lütfu ve ikrâmından, insanın yaratılışından, Allahü teâlânın kudretinden, kıyâmet gününden ve o günde isyânkârların cezâlandırılmasından ve inananların kavuşacağı nîmetlerden bahsedilmektedir. (İbn-i Abbâs, Râzî, Taberî)

    Allahü teâlâ Rahmân sûresinde meâlen buyuruyor ki:

    Allahü teâlâ, yeri mahlûkât için yaratmıştır. Orada meyvalar ve salkımlı hurma ağaçları vardır. Yapraklı tâneler ve hoş kokulu bitkiler vardır. (Âyet: 10-12)

    Kim Rahmân sûresini okursa, Allahü teâlânın verdiği nîmete şükr etmiş olur. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

  5. 04.Ocak.2010, 23:46
    3
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,308
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    --->: Rahman suresi Arusü'l-kur'an (kur'an'ın gelini)

    RAHMÂN SÛRESİ

    Mushaftaki sıralamaya göre kitabımızın 55., nüzûl sıralamasına göre 97., mufassal kısmı birinci sûreler grubunun beşinci sûresi olan Rahmân sûresi, Mek-ke’de nâzil olmuştur. Âyetlerinin sayısı 78’dir.

    “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla”
    Hamd yalnız ve yalnız âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm Allah’ın Rasûlüne, O’nun pâk aile halkına ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen her şeyi işitensin, her şeyi bilensin.

    Rahman sûresi, Mekke’de nâzil olmuş, Rabbimizin biz kullarına sayısız nimetlerinin gündeme geldiği 78 âyetlik bir sûredir. Rab-bimizin cennette mü’min kulları için hazırladığı akla hayale gelmedik nimetlerinin gündeme getirildiği ve her bir nimet gündeminin sonunda da: “Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız?” buyurularak düşünmeye, kulluğa, kendisine teşekküre dâvet edildiğimiz bir sûre. “Değilse, siz bilirsiniz, eğer Rabbinize itaate, Rabbinize kulluğa yönelmez, bu dünyada O’nun istediği bir kulluk hayatını yaşamazsanız, kesinlikle bilesiniz ki dayanılmaz bir Cehennem azabı sizi beklemektedir,” denilerek cehennemin de vasfedildiği bir sûredir.



    Rahmân sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. Rasûlullah efendimiz bu sûreyi etrafındaki ashabına okuyunca onlar sessiz kalmış, sessizce dinlemişler ve Allah’ın Resûlü onlara şöyle buyurmuştu: “Ben Rab-bimden gelmiş olan bu sûreyi size tilavet ederken neden öyle sessiz kaldınız? Niye bir tepki vermediniz? Halbuki Ben bu sûreyi sizin din kardeşlerinize okumuştum da onlar: “Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayarsınız?” şeklindeki sorusuna gelince hep birden demişlerdi ki, “ya Rabbi senin üzerimizdeki nimetlerinden hiç birisini yalan saymayız.” Sahâbe-i kiram efendilerimiz de: “Onlar kimlerdir ey Allah’ın Resûlü?” diye sorunca: “Onlar sizin din kardeşleriniz cinlerdir” buyurdu. Bu ifadelerden anlıyoruz ki, bu sûre Mekke’de nâzil olmuştur. Çünkü Resûlullah Efendimiz risaletinin 10. yılında, Taif seferinden dönüşünde cinlerle görüşmüş ve bu sûreyi onlara tebliğ buyurmuştur. Yine biliyoruz ki Rasûlullah Efendimizin, Mekke’de “bu sûreyi Kâbe’-nin avlusunda müşriklere kim ilân edecek? Bunu insanlara kim tebliğ edecek?” şeklindeki talebine evet deyip Rahmân sûresini ilk defa müşriklere Abdullah b. Mes’ud efendimiz tebliğ etmiştir. Rahmân sûresi, Mekke’de müşriklere duyurulan ilk sûredir.



    Sûre, insanlarla birlikte, irade ve sorumluluk sahibi varlıklar olan cinlere de hitab eden Kur'an'daki tek sûredir. Sûrenin özellikle ön plana çıkan ayrı ve dehşetengiz bir ahengi vardır. âyetleri kısa kısa cümlelerden oluşmaktadır. Sûrede, kâinat sahasında Allah'ın açık ve gizli hâkimiyetinin delilleri açıklanmakta; sayısız nimetlerine, sınırsız kudretine dikkat çekilmekte ve bunun karşısında cinlerin ve insanların acz içerisinde Allah'a itaatten başka çareleri olmadığı bütün çıplaklığı ile ortaya konularak, onların sorumlulukları hatırlatılmakta ve itaatten yüz çevirirlerse karşılaşacakları kötü sonuçlar; boyun eğip, şerîatına uyarlarsa elde edecekleri hayırlı neticeler mucizevî bir üslupla dile getirilmektedir. Sûre, konuları bir hitap tarzı ile ele almakta, coşku ve belagat dolu bir akış içerisinde, Allah'ın kudretinin mükemmelliği, O'nun her şey üzerinde yaymış olduğu mutlak hâkimiyeti müthiş bir tablo halinde gözler önüne serilmektedir. Allah'a tabi olarak işlenen iyilik karşılığında mükâfat olarak vaadedilen Cennet'in bir tasviri yapılmakta ve isyan etmenin karşılığında kazanılan Cehennem azabı ile insan ve cinler topluca uyarılmaktadırlar.



    Bir hadis-i şerife göre Resulullah (s.a.s), Rahmân sûresini okudu ve sonra ashabına; Niçin sizlerden cinlerin Rablerine verdiği gibi bir cevap işitmiyorum?" dedi. Onlar; "O cevap nedir ya Rasulallah?" diye sordular. Resulullah (s.a.s) şöyle cevap verdi: Ben; "Şimdi Rab-binizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?" âyetini okuduğumda, onlar; "Biz Rabbimizin hiç bir nimetini yalanlamıyoruz" dediler".



    Bu rivayete göre, cinlerin Resulullah (s.a.s)i Kur’an okurken dinlemeleri olayı, nübüvvetin onuncu yılında, onun Taif’ten dönerken yolda dinlendiği bir esnada vuku bulmuştur. Bu rivayetten, cinlerin okunurken dinledikleri sûrenin Rahmân sûresi olduğu anlaşılmaktadır.



    Sûre tek bir kelime ile, Allah Teâlâ'nın sıfatlarından biri olan "er-Rahmân" âyetiyle başlamaktadır. Peşinden Rahmân olan Allah'ın insanlara rahmetinin en büyük ve en kapsamlı tecellisi olan, Kur'an'ı öğrettiği bildirilmektedir: Kur'an’ı öğretti" (2). Sûreye bu şekilde bir gi-riş yapılmasının sebebi, Kur'an'ın bir insan sözü olmayıp, Allah Teâ-lâ'nın indirdiği bir vahiy olduğunun vurgulanmak istenmesidir. Ayrıca, diğer sıfatları yerine O'nun Rahmân sıfatının kullanılmış olması, insanlara bu âyetleri gönderip, onları zulmetten kurtararak hidayete er-dirmek için indirmesinin, rahmetinin bir gereği olduğunun anlatılmak istenmesidir. Arkasından "İnsanı yarattı" (3) denilmektedir. Kur'an’ın öğretilmesi, insanın yaratılmasından önce zikredilmektedir. Allah'ın Kur'an'ı bir yol gösterici olarak göndermesi, O'nun Rahmân sıfatı yanında Hâlık (yaratıcı) sıfatının da bir gereğidir. Ayrıca, insanın yaratılışının sonra zikredilmesinin, O'nun ancak bu Kur'an ile insan olma özelliğinin gerçekleşebilmesinden dolayı olduğu da söylenebilir.



    Sûrenin girişi mahiyetinde olan âyetler, bu Kur'an'ın Allah tarafından gönderildiğini ve doğru yola sevk ederek insanları delaletten kurtarmanın O'nun rahmetinin bir sonucu olduğunu ve insanların şuur, idrak ve akıl sahibi olarak yaratıldığını açıklamaktadır.



    Arkasından uzay boşluğunda bulunan cisimlerin intizamını gözler önüne sererek bu nizamın adalet ve ölçü çerçevesinde ayakta durduğu; dolayısıyla, insanların hayatı devam ettirmek için kaçınılmaz olan alışverişlerinde kullandıkları ölçülerde dikkatli davranmaları gerektiği bildirilmektedir: "Sakın tartıda haksızlık ve taşkınlık yapmayın" (8).



    Yeryüzünde insan için hazırlanan nimetlerden bahsedildikten sonra: "Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalan sayabilirsiniz?" (13) denilerek, insanoğlunun bunca nimet ve ihsana karşılık, inkârlarının büyük bir nankörlük olduğu anlatılmaktadır. Bu âyet sûrede devamlı olarak tekrarlanmıştır. âyetin metnindeki âlâ” kelimesi her tekrarda değişik bir anlam ifade etmektedir. Bu, kendinden önce gelen âyetin konusuna göre kudret, ihsan, harikuladelik, Allah ın sıfatları gibi anlamları karşılamaktadır.



    Allah Teâlâ, âlemde sorumluluk sahibi kıldığı mahlukâtının; insan ve cinn'in yaradılış malzemesini zikretmektedir; "İnsanı ateşte pişmiş gibi kuru çamurdan yarattı. Cinleri de dumansız bir ateşten yarattı" (14-15). İşte böyle yaratma kudretine sahip olan bir Rab nasıl olur da yalanlanır?



    Sûre Allah Teâlâ'nın, çoğu insanların gözü önünde bulunan veya meydana gelen, fakat gafletlerinden dolayı bir türlü fark edemedikleri mucizevî olayları tek tek zikrederek inkârcıların yalanlarken içinde bulundukları basiretsizliği bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Öte taraftan; "Yeryüzündeki her şey yok olucudur. Celâl ve İkram sahibi olan Rabbinin yüzü (zatı) bâkî kalacaktır" (26-27) âyetiyle insanoğlu, yalın bir gerçekle, fena bulma olayıyla uyarılmaktadır.



    Ölümlü varlığın peşinden gelen kalıcı gerçeklik böylece vurgulandıktan sonra başka bir bölüme, içinde kıyamet, azap ve dehşetinin yer aldığı bölüme geçiliyor: "Ey yeryüzündeki iki ağırlık (insan ve cin) sizin de hesabınızı ele alacağız ". Arkasından kıyamet gününün tabloları çiziliyor: "Gök yarılıp da kırmızı sahtiyan gibi bir gül olduğu zaman" (37). "İşte o gün insana da, cinne de günahı sorulmaz" (39). "Suçlular simalarından tanınırlar da perçemlerinden ve ayaklarından tutulurlar" (41). "İşte bu, suçluların yalanladığı Cehennemdir. Bununla kaynar su arasında dolaşır dururlar. Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalan sayıyorsunuz?" (43-45).



    Acıklı ve dehşet dolu azap ve cezalandırma bölümünden sonra, Allah'a itaat edenlerin karşılaşacakları nimet ve ikramların zikredildiği bölüm gelmektedir. "Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki Cennet vardır" (46). Bu cennetlerde, bulunan güzellikler, nimetler ve zevkler tasvir edildikten sonra, ilahî adalet çarpıcı bir üslûpla ortaya konmaktadır. İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?" (60). Böyle olduğu halde insanoğlu Rabbinin "nimetlerinden han-gisini yalan sayabilir" (61). vurgulandıktan sonra, tekrar cennet nimetlerinin güzellikleri dile getirilmektedir. "O ikisinden başka iki Cennet daha vardır" (62). Bu iki Cennetteki görüntü güzellikleri, meyveler ve huriler zikredildikten sonra, yine her âyetin ardından tekrarlanan; "Öy-leyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalan sayabilirsiniz?"ayeti yer almakta ve celal ve ikram sahibi Allah Teâlâ tesbih edilerek sûre son bulmaktadır: "Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin adı ne yücedir" (78).


  6. 04.Ocak.2010, 23:46
    3
    Moderatör
    RAHMÂN SÛRESİ

    Mushaftaki sıralamaya göre kitabımızın 55., nüzûl sıralamasına göre 97., mufassal kısmı birinci sûreler grubunun beşinci sûresi olan Rahmân sûresi, Mek-ke’de nâzil olmuştur. Âyetlerinin sayısı 78’dir.

    “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla”
    Hamd yalnız ve yalnız âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm Allah’ın Rasûlüne, O’nun pâk aile halkına ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen her şeyi işitensin, her şeyi bilensin.

    Rahman sûresi, Mekke’de nâzil olmuş, Rabbimizin biz kullarına sayısız nimetlerinin gündeme geldiği 78 âyetlik bir sûredir. Rab-bimizin cennette mü’min kulları için hazırladığı akla hayale gelmedik nimetlerinin gündeme getirildiği ve her bir nimet gündeminin sonunda da: “Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız?” buyurularak düşünmeye, kulluğa, kendisine teşekküre dâvet edildiğimiz bir sûre. “Değilse, siz bilirsiniz, eğer Rabbinize itaate, Rabbinize kulluğa yönelmez, bu dünyada O’nun istediği bir kulluk hayatını yaşamazsanız, kesinlikle bilesiniz ki dayanılmaz bir Cehennem azabı sizi beklemektedir,” denilerek cehennemin de vasfedildiği bir sûredir.



    Rahmân sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. Rasûlullah efendimiz bu sûreyi etrafındaki ashabına okuyunca onlar sessiz kalmış, sessizce dinlemişler ve Allah’ın Resûlü onlara şöyle buyurmuştu: “Ben Rab-bimden gelmiş olan bu sûreyi size tilavet ederken neden öyle sessiz kaldınız? Niye bir tepki vermediniz? Halbuki Ben bu sûreyi sizin din kardeşlerinize okumuştum da onlar: “Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayarsınız?” şeklindeki sorusuna gelince hep birden demişlerdi ki, “ya Rabbi senin üzerimizdeki nimetlerinden hiç birisini yalan saymayız.” Sahâbe-i kiram efendilerimiz de: “Onlar kimlerdir ey Allah’ın Resûlü?” diye sorunca: “Onlar sizin din kardeşleriniz cinlerdir” buyurdu. Bu ifadelerden anlıyoruz ki, bu sûre Mekke’de nâzil olmuştur. Çünkü Resûlullah Efendimiz risaletinin 10. yılında, Taif seferinden dönüşünde cinlerle görüşmüş ve bu sûreyi onlara tebliğ buyurmuştur. Yine biliyoruz ki Rasûlullah Efendimizin, Mekke’de “bu sûreyi Kâbe’-nin avlusunda müşriklere kim ilân edecek? Bunu insanlara kim tebliğ edecek?” şeklindeki talebine evet deyip Rahmân sûresini ilk defa müşriklere Abdullah b. Mes’ud efendimiz tebliğ etmiştir. Rahmân sûresi, Mekke’de müşriklere duyurulan ilk sûredir.



    Sûre, insanlarla birlikte, irade ve sorumluluk sahibi varlıklar olan cinlere de hitab eden Kur'an'daki tek sûredir. Sûrenin özellikle ön plana çıkan ayrı ve dehşetengiz bir ahengi vardır. âyetleri kısa kısa cümlelerden oluşmaktadır. Sûrede, kâinat sahasında Allah'ın açık ve gizli hâkimiyetinin delilleri açıklanmakta; sayısız nimetlerine, sınırsız kudretine dikkat çekilmekte ve bunun karşısında cinlerin ve insanların acz içerisinde Allah'a itaatten başka çareleri olmadığı bütün çıplaklığı ile ortaya konularak, onların sorumlulukları hatırlatılmakta ve itaatten yüz çevirirlerse karşılaşacakları kötü sonuçlar; boyun eğip, şerîatına uyarlarsa elde edecekleri hayırlı neticeler mucizevî bir üslupla dile getirilmektedir. Sûre, konuları bir hitap tarzı ile ele almakta, coşku ve belagat dolu bir akış içerisinde, Allah'ın kudretinin mükemmelliği, O'nun her şey üzerinde yaymış olduğu mutlak hâkimiyeti müthiş bir tablo halinde gözler önüne serilmektedir. Allah'a tabi olarak işlenen iyilik karşılığında mükâfat olarak vaadedilen Cennet'in bir tasviri yapılmakta ve isyan etmenin karşılığında kazanılan Cehennem azabı ile insan ve cinler topluca uyarılmaktadırlar.



    Bir hadis-i şerife göre Resulullah (s.a.s), Rahmân sûresini okudu ve sonra ashabına; Niçin sizlerden cinlerin Rablerine verdiği gibi bir cevap işitmiyorum?" dedi. Onlar; "O cevap nedir ya Rasulallah?" diye sordular. Resulullah (s.a.s) şöyle cevap verdi: Ben; "Şimdi Rab-binizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?" âyetini okuduğumda, onlar; "Biz Rabbimizin hiç bir nimetini yalanlamıyoruz" dediler".



    Bu rivayete göre, cinlerin Resulullah (s.a.s)i Kur’an okurken dinlemeleri olayı, nübüvvetin onuncu yılında, onun Taif’ten dönerken yolda dinlendiği bir esnada vuku bulmuştur. Bu rivayetten, cinlerin okunurken dinledikleri sûrenin Rahmân sûresi olduğu anlaşılmaktadır.



    Sûre tek bir kelime ile, Allah Teâlâ'nın sıfatlarından biri olan "er-Rahmân" âyetiyle başlamaktadır. Peşinden Rahmân olan Allah'ın insanlara rahmetinin en büyük ve en kapsamlı tecellisi olan, Kur'an'ı öğrettiği bildirilmektedir: Kur'an’ı öğretti" (2). Sûreye bu şekilde bir gi-riş yapılmasının sebebi, Kur'an'ın bir insan sözü olmayıp, Allah Teâ-lâ'nın indirdiği bir vahiy olduğunun vurgulanmak istenmesidir. Ayrıca, diğer sıfatları yerine O'nun Rahmân sıfatının kullanılmış olması, insanlara bu âyetleri gönderip, onları zulmetten kurtararak hidayete er-dirmek için indirmesinin, rahmetinin bir gereği olduğunun anlatılmak istenmesidir. Arkasından "İnsanı yarattı" (3) denilmektedir. Kur'an’ın öğretilmesi, insanın yaratılmasından önce zikredilmektedir. Allah'ın Kur'an'ı bir yol gösterici olarak göndermesi, O'nun Rahmân sıfatı yanında Hâlık (yaratıcı) sıfatının da bir gereğidir. Ayrıca, insanın yaratılışının sonra zikredilmesinin, O'nun ancak bu Kur'an ile insan olma özelliğinin gerçekleşebilmesinden dolayı olduğu da söylenebilir.



    Sûrenin girişi mahiyetinde olan âyetler, bu Kur'an'ın Allah tarafından gönderildiğini ve doğru yola sevk ederek insanları delaletten kurtarmanın O'nun rahmetinin bir sonucu olduğunu ve insanların şuur, idrak ve akıl sahibi olarak yaratıldığını açıklamaktadır.



    Arkasından uzay boşluğunda bulunan cisimlerin intizamını gözler önüne sererek bu nizamın adalet ve ölçü çerçevesinde ayakta durduğu; dolayısıyla, insanların hayatı devam ettirmek için kaçınılmaz olan alışverişlerinde kullandıkları ölçülerde dikkatli davranmaları gerektiği bildirilmektedir: "Sakın tartıda haksızlık ve taşkınlık yapmayın" (8).



    Yeryüzünde insan için hazırlanan nimetlerden bahsedildikten sonra: "Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalan sayabilirsiniz?" (13) denilerek, insanoğlunun bunca nimet ve ihsana karşılık, inkârlarının büyük bir nankörlük olduğu anlatılmaktadır. Bu âyet sûrede devamlı olarak tekrarlanmıştır. âyetin metnindeki âlâ” kelimesi her tekrarda değişik bir anlam ifade etmektedir. Bu, kendinden önce gelen âyetin konusuna göre kudret, ihsan, harikuladelik, Allah ın sıfatları gibi anlamları karşılamaktadır.



    Allah Teâlâ, âlemde sorumluluk sahibi kıldığı mahlukâtının; insan ve cinn'in yaradılış malzemesini zikretmektedir; "İnsanı ateşte pişmiş gibi kuru çamurdan yarattı. Cinleri de dumansız bir ateşten yarattı" (14-15). İşte böyle yaratma kudretine sahip olan bir Rab nasıl olur da yalanlanır?



    Sûre Allah Teâlâ'nın, çoğu insanların gözü önünde bulunan veya meydana gelen, fakat gafletlerinden dolayı bir türlü fark edemedikleri mucizevî olayları tek tek zikrederek inkârcıların yalanlarken içinde bulundukları basiretsizliği bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Öte taraftan; "Yeryüzündeki her şey yok olucudur. Celâl ve İkram sahibi olan Rabbinin yüzü (zatı) bâkî kalacaktır" (26-27) âyetiyle insanoğlu, yalın bir gerçekle, fena bulma olayıyla uyarılmaktadır.



    Ölümlü varlığın peşinden gelen kalıcı gerçeklik böylece vurgulandıktan sonra başka bir bölüme, içinde kıyamet, azap ve dehşetinin yer aldığı bölüme geçiliyor: "Ey yeryüzündeki iki ağırlık (insan ve cin) sizin de hesabınızı ele alacağız ". Arkasından kıyamet gününün tabloları çiziliyor: "Gök yarılıp da kırmızı sahtiyan gibi bir gül olduğu zaman" (37). "İşte o gün insana da, cinne de günahı sorulmaz" (39). "Suçlular simalarından tanınırlar da perçemlerinden ve ayaklarından tutulurlar" (41). "İşte bu, suçluların yalanladığı Cehennemdir. Bununla kaynar su arasında dolaşır dururlar. Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalan sayıyorsunuz?" (43-45).



    Acıklı ve dehşet dolu azap ve cezalandırma bölümünden sonra, Allah'a itaat edenlerin karşılaşacakları nimet ve ikramların zikredildiği bölüm gelmektedir. "Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki Cennet vardır" (46). Bu cennetlerde, bulunan güzellikler, nimetler ve zevkler tasvir edildikten sonra, ilahî adalet çarpıcı bir üslûpla ortaya konmaktadır. İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?" (60). Böyle olduğu halde insanoğlu Rabbinin "nimetlerinden han-gisini yalan sayabilir" (61). vurgulandıktan sonra, tekrar cennet nimetlerinin güzellikleri dile getirilmektedir. "O ikisinden başka iki Cennet daha vardır" (62). Bu iki Cennetteki görüntü güzellikleri, meyveler ve huriler zikredildikten sonra, yine her âyetin ardından tekrarlanan; "Öy-leyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalan sayabilirsiniz?"ayeti yer almakta ve celal ve ikram sahibi Allah Teâlâ tesbih edilerek sûre son bulmaktadır: "Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin adı ne yücedir" (78).

  7. 05.Ocak.2010, 00:01
    4
    lamelif
    ~~SÜKUT LEHÇESİ~~

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2009
    Üye No: 47150
    Mesaj Sayısı: 1,133
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 44
    Bulunduğu yer: İstanbul

    --->: Rahman suresi Arusü'l-kur'an (kur'an'ın gelini)

    ALLAH (c.c.) razı olsun şem'a kardeşim


  8. 05.Ocak.2010, 00:01
    4
    ~~SÜKUT LEHÇESİ~~
    ALLAH (c.c.) razı olsun şem'a kardeşim

  9. 05.Nisan.2010, 17:55
    5
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,398
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 140
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: Rahman suresi Arusü'l-kur'an (kur'an'ın gelini)

    Allahü teâlâ Rahmân sûresinde meâlen buyuruyor ki:

    Allahü teâlâ, yeri mahlûkât için yaratmıştır. Orada meyvalar ve salkımlı hurma ağaçları vardır. Yapraklı tâneler ve hoş kokulu bitkiler vardır. (Âyet: 10-12)

    Kim Rahmân sûresini okursa, Allahü teâlânın verdiği nîmete şükr etmiş olur. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

    değerli bilgiler için Rahman razı olsun emeğinize sağlık


  10. 05.Nisan.2010, 17:55
    5
    Hüvel Baki..
    Allahü teâlâ Rahmân sûresinde meâlen buyuruyor ki:

    Allahü teâlâ, yeri mahlûkât için yaratmıştır. Orada meyvalar ve salkımlı hurma ağaçları vardır. Yapraklı tâneler ve hoş kokulu bitkiler vardır. (Âyet: 10-12)

    Kim Rahmân sûresini okursa, Allahü teâlânın verdiği nîmete şükr etmiş olur. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

    değerli bilgiler için Rahman razı olsun emeğinize sağlık




+ Yorum Gönder