Konusunu Oylayın.: Evrim Teorisi nasıl anlatılmalı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 10 kişi oyladı.

Evrim Teorisi nasıl anlatılmalı?
  1. 26.Mart.2009, 11:51
    1
    ßaran
    T.T.O.R.H.S.S.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2008
    Üye No: 11279
    Mesaj Sayısı: 3,496
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 41

    Evrim Teorisi nasıl anlatılmalı?






    Evrim Teorisi nasıl anlatılmalı? Mumsema EVRİM TEORİSİ, bilindiği gibi, bu evrendeki varlıkları nasıl ortaya çıktığını ve günümüze kadar nasıl var olageldiklerine dair çeşidi açıklamalar getirmeye çalışan bir teoridir. Elbette bu varlıkların başında insan gelir.
    Görüldüğü gibi, ele alınan konu hem çok geniş ve hem de geçmişle alâkalıdır. Dolayısıyla burada ortaya konacak görüş-ler, laboratuardan elde edilecek deliller değil, tamamen yorum ve değerlendirmelere dayanmaktadır.
    Günümüzde ilkokuldan üniversitelere kadar, bütün eğitim birimlerinde bu ve benzer konulara materyalist ve diyalektik bir yaklaşımla cevap verilmeye çalışılır. Yani, "Atomdan ga-laksilere kadar bütün varlıklar, gelişigüzel ve tesadüfen orta-ya çıkmış ve günümüze ulaşmıştır. Her şey tabiat ve tesadü-fün eseridir." şeklinde anlatılır.
    Aslında bu yaklaşım tarzının uzun bir geçmişi vardır. Ro-ma Devleti'nin Milâdî 100-150'lili yıllarında Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesinin ardından bütün idari, siya-sî ve ilmî, çalışmalar bu dinin kurallarına göre şekillendirili-yordu. Aslında din olarak Hıristiyanlık siyasî ve toplumu ilgilendiren konularda çok fazla prensip ve düstur ortaya koy-muyordu. Fakat bütün boşluklar, din adına, başta papazlar ve idaredeki hâkim sınıflar bir takım kurallar koyarak, âdeta din namına insanlara zulüm ediyorlar, bilimsel düşünceye geçit vermiyorlardı.
    İşte böyle bir ortamda 1789 yılında yapılan Fransız İhtila-li, dine ve din adına tahakküm eden hâkim sınıfa karşı bir başkaldırma idi. Bu ihtilalden sonra gerek Avrupa'da ve ge-rekse dünyanın başka yerlerinde fikrî yönden büyük bir de-ğişiklik gündeme geldi. Bütün siyasî, sosyolojik ve ilmî çalış-maların temeli ateizme dayandırılıyordu. Yaratıcı ve din, top-lumun bütün kesimlerinden uzaklaştırılmıştı. Her şey mater-yalist felsefe ile ve tesadüflerle açıklanmaya çalışılıyordu. Hı-ristiyanlık adına ileri sürülen bir takım yanlışlıklara karşı bir çıkış olduğu için, başlangıçta bu materyalist felsefe, geniş ta-raftar bulmuştu. Ama sınır burada kalmadı. İşin doğrusuna yanlışına bakılmadı. Bütün dinlere ve dinle alâkalı her türlü değerlendirme ve açıklamaya karşı savaş açıldı. Öncekiler if-rat etmişti, aşırı gitmişlerdi. Bunlar da tefrit ediyor, asla bir yaratıcı fikrini kabul etmiyorlardı.
    1917 yılında Rusya'da yapılan komünist ihtilal kendisine, ateizme ve diyalektik materyalizme bağlı felsefeyi seçmişti. Her şey tesadüf ve tabiatla ifade edilmeli, bir yaratıcının varlığını hatırlatan bütün düşünce ve değerlendirmeler derhal bertaraf edilmeliydi. Bütün dünyaya hâkim olan bu felsefî akım ve düşünce sistemi, 1990' lı yıllarda komünist blokun çöküşüyle büyük bir destekçisini kaybetti. Böylece bilim sa-hasındaki çalışmalar ve düşünce sistemi, yavaş yavaş ideolo-jik platformdan ilmî platforma, yani normal sahasına çekil-meye başladı.
    Varlıkların ortaya çıkışında tesadüflerin rolünün bulun-madığı, her şeyin belirli bir plân ve programla, ölçülü ve inti-zamlı olarak bir yaratıcı tarafından yapıldığı dillendirilmeye başlandı. Nitekim son aylarda Amerika'da "Akıllı Tasarım" veya "Bilinçli Dizayn" adı altında yeni ekoller gündeme geldi.
    Kâinatta hiçbir şey kararında değildir. Daimî bir faaliyet söz konusudur. Gerek bitkiler, gerek hayvanlar ve gerekse insanlar tek hücre olarak varlık âlemine çıkmakta devamlı olarak değişme ve farklılaşma kanunlarına tâbi tutulmakta-dır. Bütün bu faaliyetleri tesadüf ve tabiatla açıklamaya çalış-mak, ne eğitimciyi ve ne de öğrenciyi tatmin etmemektedir. Bu konudan evrimciler de şikayetçidirler. Pierre Grasse bu rahatsızlığını şöyle dile getirir:
    Tesadüf kavramı, ateizm görüntüsü altında, kendisine ta-pınılan bir ilâh hâline gelmiştir.1
    Sonuç olarak, Evrim Teorisi, bütün varlıkların plânsız ve programsız şekilde rastlantılar, sonunda, ya da tesadüflerin ürünü olarak ortaya çıktığını, yaratılışçılar ise, atomlardan galaksilere kadar her şeyin şuurlu, plânlı, hikmetli ve gayeli yaratıldığını belirtir. İşte Evrim Teorisiyle dinlerin çatıştığı nokta budur. Bir başka deyişle, yaratılışçılarla evrimciler ara-sındaki düşünce farkı, ilmî metotlarla elde edilen verilerin yorumlanmasındadır.
    Materyal her ikisinde de kâinat içindeki varlıklardır. İnce-leme metotları da aynıdır. Ancak, yorum farklıdır. Selimiye'yi Mimar Sinan'nın eseri bilerek incelemek, bu eserin tesadüf ve tabiat ürünü olduğunu kabul ederek incelemekten çok daha akla uygundur. Dolayısıyla, bir hücreyi, ya da hücre içerisin-deki bir organeli bir yaratıcının eseri olarak tetkik etmek, in-celeme ve araştırmaya ket vurma değil, aksine araştırmaya teşvik eder. Çünkü araştırıcı, her şeyin mutlaka bir gayeye ve maksada ve plâna göre yapıldığını düşünür ve varlıklar ara-sındaki o gizli nizam ve intizamı bulmaya çalışır.
    Birinci yüzyıldan 16. yüz yıla kadar, kâinattaki varlıkların yapısı din adına açıklanmaya çalışıldı ve bu konuda ifrat edil-di. 17. yüz yıldan 21. yüz yıla kadar da materyalist felsefe hâkimiyeti ele aldı. Bir yaratıcıyı inkâr ederek, her şe-yi tesadüf ve tabiatla açıklamaya çalışarak o da tefrit etti. 21. yüz yıl, akıl, mantık ve ilmin hâkim olduğu bir asırdır. Artık bu asırda, ifrat ve tefritten uzak, her iki görüşün değerlendir-me tarzlarına yer vererek, orta yolun bulunmasına gayret edilmelidir.
    Netice olarak, konu ile alâkalananların, ideolojik yakla-şımlardan ve acele yorumlardan kaçınmaları gerekir. Tama-men materyalist felsefeyle meseleleri açıklama yerine, hem materyalist felsefe taraftarlarının ve hem de bir yaratıcıyı ka-bul edenlerin konuya yaklaşım tarzları nazara verilmelidir.
    Bu konudaki tartışmaların tamamen ortadan kalkacağını beklemek de çok büyük iyimserlik olur. Buna gerek de yok-tur. Çünkü, farklı düşünce ve yaklaşım tarzları, bilimsel ge-lişmelere yol açar. Esas olan farklı görüş ve düşüncelere saygılı olmak ve onlara karşı tolerans göstermektir.
    Bütün dünyanın eğitim sisteminde böyle bir metodun be-nimsenmesi, insanların birbirlerine karşı olan tolerans ve hoşgörüsünü de artıracak ve daha huzurlu ve yaşanılabilir bir dünyanın yolu açılmış olacaktır.
    Prof.Dr. Adem Tatlı

    Dipnotlar:

    1- Evolution of Living Organisms. Academic Pres, New York, 1977, s.107.89. H.B.D. Kettleweil, Scientific American, Vol. 200, No. 3, p. 48, 1959.90. Gavin de Beer, Nature, Vol. 206, p. 331, 1956. Harcourt, Brace 8. World, Inc., New York, p. 466, 1965.



  2. 26.Mart.2009, 11:51
    1
    T.T.O.R.H.S.S.



    EVRİM TEORİSİ, bilindiği gibi, bu evrendeki varlıkları nasıl ortaya çıktığını ve günümüze kadar nasıl var olageldiklerine dair çeşidi açıklamalar getirmeye çalışan bir teoridir. Elbette bu varlıkların başında insan gelir.
    Görüldüğü gibi, ele alınan konu hem çok geniş ve hem de geçmişle alâkalıdır. Dolayısıyla burada ortaya konacak görüş-ler, laboratuardan elde edilecek deliller değil, tamamen yorum ve değerlendirmelere dayanmaktadır.
    Günümüzde ilkokuldan üniversitelere kadar, bütün eğitim birimlerinde bu ve benzer konulara materyalist ve diyalektik bir yaklaşımla cevap verilmeye çalışılır. Yani, "Atomdan ga-laksilere kadar bütün varlıklar, gelişigüzel ve tesadüfen orta-ya çıkmış ve günümüze ulaşmıştır. Her şey tabiat ve tesadü-fün eseridir." şeklinde anlatılır.
    Aslında bu yaklaşım tarzının uzun bir geçmişi vardır. Ro-ma Devleti'nin Milâdî 100-150'lili yıllarında Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesinin ardından bütün idari, siya-sî ve ilmî, çalışmalar bu dinin kurallarına göre şekillendirili-yordu. Aslında din olarak Hıristiyanlık siyasî ve toplumu ilgilendiren konularda çok fazla prensip ve düstur ortaya koy-muyordu. Fakat bütün boşluklar, din adına, başta papazlar ve idaredeki hâkim sınıflar bir takım kurallar koyarak, âdeta din namına insanlara zulüm ediyorlar, bilimsel düşünceye geçit vermiyorlardı.
    İşte böyle bir ortamda 1789 yılında yapılan Fransız İhtila-li, dine ve din adına tahakküm eden hâkim sınıfa karşı bir başkaldırma idi. Bu ihtilalden sonra gerek Avrupa'da ve ge-rekse dünyanın başka yerlerinde fikrî yönden büyük bir de-ğişiklik gündeme geldi. Bütün siyasî, sosyolojik ve ilmî çalış-maların temeli ateizme dayandırılıyordu. Yaratıcı ve din, top-lumun bütün kesimlerinden uzaklaştırılmıştı. Her şey mater-yalist felsefe ile ve tesadüflerle açıklanmaya çalışılıyordu. Hı-ristiyanlık adına ileri sürülen bir takım yanlışlıklara karşı bir çıkış olduğu için, başlangıçta bu materyalist felsefe, geniş ta-raftar bulmuştu. Ama sınır burada kalmadı. İşin doğrusuna yanlışına bakılmadı. Bütün dinlere ve dinle alâkalı her türlü değerlendirme ve açıklamaya karşı savaş açıldı. Öncekiler if-rat etmişti, aşırı gitmişlerdi. Bunlar da tefrit ediyor, asla bir yaratıcı fikrini kabul etmiyorlardı.
    1917 yılında Rusya'da yapılan komünist ihtilal kendisine, ateizme ve diyalektik materyalizme bağlı felsefeyi seçmişti. Her şey tesadüf ve tabiatla ifade edilmeli, bir yaratıcının varlığını hatırlatan bütün düşünce ve değerlendirmeler derhal bertaraf edilmeliydi. Bütün dünyaya hâkim olan bu felsefî akım ve düşünce sistemi, 1990' lı yıllarda komünist blokun çöküşüyle büyük bir destekçisini kaybetti. Böylece bilim sa-hasındaki çalışmalar ve düşünce sistemi, yavaş yavaş ideolo-jik platformdan ilmî platforma, yani normal sahasına çekil-meye başladı.
    Varlıkların ortaya çıkışında tesadüflerin rolünün bulun-madığı, her şeyin belirli bir plân ve programla, ölçülü ve inti-zamlı olarak bir yaratıcı tarafından yapıldığı dillendirilmeye başlandı. Nitekim son aylarda Amerika'da "Akıllı Tasarım" veya "Bilinçli Dizayn" adı altında yeni ekoller gündeme geldi.
    Kâinatta hiçbir şey kararında değildir. Daimî bir faaliyet söz konusudur. Gerek bitkiler, gerek hayvanlar ve gerekse insanlar tek hücre olarak varlık âlemine çıkmakta devamlı olarak değişme ve farklılaşma kanunlarına tâbi tutulmakta-dır. Bütün bu faaliyetleri tesadüf ve tabiatla açıklamaya çalış-mak, ne eğitimciyi ve ne de öğrenciyi tatmin etmemektedir. Bu konudan evrimciler de şikayetçidirler. Pierre Grasse bu rahatsızlığını şöyle dile getirir:
    Tesadüf kavramı, ateizm görüntüsü altında, kendisine ta-pınılan bir ilâh hâline gelmiştir.1
    Sonuç olarak, Evrim Teorisi, bütün varlıkların plânsız ve programsız şekilde rastlantılar, sonunda, ya da tesadüflerin ürünü olarak ortaya çıktığını, yaratılışçılar ise, atomlardan galaksilere kadar her şeyin şuurlu, plânlı, hikmetli ve gayeli yaratıldığını belirtir. İşte Evrim Teorisiyle dinlerin çatıştığı nokta budur. Bir başka deyişle, yaratılışçılarla evrimciler ara-sındaki düşünce farkı, ilmî metotlarla elde edilen verilerin yorumlanmasındadır.
    Materyal her ikisinde de kâinat içindeki varlıklardır. İnce-leme metotları da aynıdır. Ancak, yorum farklıdır. Selimiye'yi Mimar Sinan'nın eseri bilerek incelemek, bu eserin tesadüf ve tabiat ürünü olduğunu kabul ederek incelemekten çok daha akla uygundur. Dolayısıyla, bir hücreyi, ya da hücre içerisin-deki bir organeli bir yaratıcının eseri olarak tetkik etmek, in-celeme ve araştırmaya ket vurma değil, aksine araştırmaya teşvik eder. Çünkü araştırıcı, her şeyin mutlaka bir gayeye ve maksada ve plâna göre yapıldığını düşünür ve varlıklar ara-sındaki o gizli nizam ve intizamı bulmaya çalışır.
    Birinci yüzyıldan 16. yüz yıla kadar, kâinattaki varlıkların yapısı din adına açıklanmaya çalışıldı ve bu konuda ifrat edil-di. 17. yüz yıldan 21. yüz yıla kadar da materyalist felsefe hâkimiyeti ele aldı. Bir yaratıcıyı inkâr ederek, her şe-yi tesadüf ve tabiatla açıklamaya çalışarak o da tefrit etti. 21. yüz yıl, akıl, mantık ve ilmin hâkim olduğu bir asırdır. Artık bu asırda, ifrat ve tefritten uzak, her iki görüşün değerlendir-me tarzlarına yer vererek, orta yolun bulunmasına gayret edilmelidir.
    Netice olarak, konu ile alâkalananların, ideolojik yakla-şımlardan ve acele yorumlardan kaçınmaları gerekir. Tama-men materyalist felsefeyle meseleleri açıklama yerine, hem materyalist felsefe taraftarlarının ve hem de bir yaratıcıyı ka-bul edenlerin konuya yaklaşım tarzları nazara verilmelidir.
    Bu konudaki tartışmaların tamamen ortadan kalkacağını beklemek de çok büyük iyimserlik olur. Buna gerek de yok-tur. Çünkü, farklı düşünce ve yaklaşım tarzları, bilimsel ge-lişmelere yol açar. Esas olan farklı görüş ve düşüncelere saygılı olmak ve onlara karşı tolerans göstermektir.
    Bütün dünyanın eğitim sisteminde böyle bir metodun be-nimsenmesi, insanların birbirlerine karşı olan tolerans ve hoşgörüsünü de artıracak ve daha huzurlu ve yaşanılabilir bir dünyanın yolu açılmış olacaktır.
    Prof.Dr. Adem Tatlı

    Dipnotlar:

    1- Evolution of Living Organisms. Academic Pres, New York, 1977, s.107.89. H.B.D. Kettleweil, Scientific American, Vol. 200, No. 3, p. 48, 1959.90. Gavin de Beer, Nature, Vol. 206, p. 331, 1956. Harcourt, Brace 8. World, Inc., New York, p. 466, 1965.



    Benzer Konular

    - Evrim Teorisi?

    - Evrim Teorisi (Darwin Teorisi) 'nin açıklaması tam olarak nedir ?

    - Evrim Teorisi (Darwin Teorisi) 'ne nasıl bir üslup ile cevap vermeliyiz ?

    - Darwin teorisi, Evrim teorisi ne demektir ? Aslı astarı var mıdır ?

    - Yaratılış ve evrim teorisi hakkında soru

  3. 17.Ocak.2012, 01:01
    2
    Misafir

    Darwin teorisi, Evrim teorisi ne demektir ? Aslı astarı var mıdır ?




    Darwin teorisi, Evrim teorisi ne demektir ? Aslı astarı var mıdır ?


  4. 17.Ocak.2012, 01:01
    2
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Darwin teorisi, Evrim teorisi ne demektir ? Aslı astarı var mıdır ?


  5. 30.Ocak.2012, 02:55
    3
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,910
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 52
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Darwin teorisi, Evrim teorisi ne demektir ? Aslı astarı var mıdır ?

    Köhne bir düşünce: Evrim teorisi


    Jean B. Lamarck: Ortaya attığı teori, bilime karşı direnemedi.
    Tüm canlılığın bilinçsiz, amaçsız bir tesadüfler sürecinin ürünü olduğu düşüncesi, bir 19. yüzyıl hurafesidir. O dönemin ilkel bilim düzeyi içinde düşünen evrimciler, canlılığın çok "basit" olduğunu sanmışlardır.

    Dünya üzerinde bir milyonu aşkın farklı canlı türü yaşar. Hepsi son derece farklı özelliklere ve mükemmel sistemlere sahip olan bu canlılar nasıl ortaya çıkmışlardır? Bu soruyu sağduyu ile inceleyen her insan, tüm bu canlılığın üstün ve kusursuz bir yaratılışın ürünü olduğunu görür.

    Evrim teorisi ise, bu açık gerçeği reddeder. Teori, yeryüzündeki tüm canlı türlerinin tesadüflere dayalı bir süreç sonucunda birbirlerinden türediklerini öne sürmektedir.

    Eski Yunan'da doğan Evrim fikrini kapsamlı olarak ilk savunan kişi, Fransız biyolog Jean Baptiste Lamarck oldu. Lamarck'ın 19. yüzyıl başında ortaya attığı teori, "canlılar hayatları sırasında kazandıkları özellikleri sonraki nesillere aktarırlar" varsayımına dayanıyordu. Örneğin Lamarck, zürafaların, ağaçların yüksek dallarına uzanmaya çalıştıkça boyunları uzayan ceylanlardan türediklerini savunmuştu. Ama gelişen genetik bilimi, Lamarck'ın teorisini kesin olarak çürütecekti.

    Teoriyi Lamarck'tan sonra savunan ikinci önemli isim ise, amatör bir İngiliz doğabilimci olan Charles Darwin oldu. Darwin 1859'da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabında tüm canlı türlerinin tesadüfler sonucu tek bir ortak atadan geliştiklerini öne sürdü. Örneğin Darwin'e göre, balinalar, suda avlanmak için çabalayan ayılardan evrimleşmişlerdi.1

    Darwin bu gibi iddialarını sıralarken, ciddi kuşkular yaşıyordu. Teorisinden pek emin değildi. Açıklayamadığı pek çok konuyu kitabına eklediği "Teorinin Zorlukları" başlıklı bölümde itiraf etmişti. Darwin bilimin gelişmesiyle birlikte bu zorlukların birer birer çözüleceğini ummuş ve bazı kehanetlerde bulunmuştu. Ancak 20. yüzyıl bilimi, Darwin'i desteklemek bir yana, onun iddialarını birer birer geçersiz kılacaktı.

    Gerek Lamarck'ın gerekse Darwin'in teorilerinin ortak noktası, ilkel bir bilim anlayışına dayanmalarıydı. O dönemde biyokimya, mikrobiyoloji gibi bilim dalları olmadığı için, evrimciler canlıların tesadüflerle oluşabilecek kadar basit yapıda olduklarını sanmışlardı. Genetik kanunları bilinmediği için, canlı türlerinin kolaylıkla birbirlerine dönüşebilecekleri zannedilmişti.

    Gelişen bilim, bu efsanelerin hepsini yıktı ve gerçekte canlıların üstün bir yaratılışın ürünü olduklarını ortaya çıkardı.


  6. 30.Ocak.2012, 02:55
    3
    Özel Üye
    Köhne bir düşünce: Evrim teorisi


    Jean B. Lamarck: Ortaya attığı teori, bilime karşı direnemedi.
    Tüm canlılığın bilinçsiz, amaçsız bir tesadüfler sürecinin ürünü olduğu düşüncesi, bir 19. yüzyıl hurafesidir. O dönemin ilkel bilim düzeyi içinde düşünen evrimciler, canlılığın çok "basit" olduğunu sanmışlardır.

    Dünya üzerinde bir milyonu aşkın farklı canlı türü yaşar. Hepsi son derece farklı özelliklere ve mükemmel sistemlere sahip olan bu canlılar nasıl ortaya çıkmışlardır? Bu soruyu sağduyu ile inceleyen her insan, tüm bu canlılığın üstün ve kusursuz bir yaratılışın ürünü olduğunu görür.

    Evrim teorisi ise, bu açık gerçeği reddeder. Teori, yeryüzündeki tüm canlı türlerinin tesadüflere dayalı bir süreç sonucunda birbirlerinden türediklerini öne sürmektedir.

    Eski Yunan'da doğan Evrim fikrini kapsamlı olarak ilk savunan kişi, Fransız biyolog Jean Baptiste Lamarck oldu. Lamarck'ın 19. yüzyıl başında ortaya attığı teori, "canlılar hayatları sırasında kazandıkları özellikleri sonraki nesillere aktarırlar" varsayımına dayanıyordu. Örneğin Lamarck, zürafaların, ağaçların yüksek dallarına uzanmaya çalıştıkça boyunları uzayan ceylanlardan türediklerini savunmuştu. Ama gelişen genetik bilimi, Lamarck'ın teorisini kesin olarak çürütecekti.

    Teoriyi Lamarck'tan sonra savunan ikinci önemli isim ise, amatör bir İngiliz doğabilimci olan Charles Darwin oldu. Darwin 1859'da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabında tüm canlı türlerinin tesadüfler sonucu tek bir ortak atadan geliştiklerini öne sürdü. Örneğin Darwin'e göre, balinalar, suda avlanmak için çabalayan ayılardan evrimleşmişlerdi.1

    Darwin bu gibi iddialarını sıralarken, ciddi kuşkular yaşıyordu. Teorisinden pek emin değildi. Açıklayamadığı pek çok konuyu kitabına eklediği "Teorinin Zorlukları" başlıklı bölümde itiraf etmişti. Darwin bilimin gelişmesiyle birlikte bu zorlukların birer birer çözüleceğini ummuş ve bazı kehanetlerde bulunmuştu. Ancak 20. yüzyıl bilimi, Darwin'i desteklemek bir yana, onun iddialarını birer birer geçersiz kılacaktı.

    Gerek Lamarck'ın gerekse Darwin'in teorilerinin ortak noktası, ilkel bir bilim anlayışına dayanmalarıydı. O dönemde biyokimya, mikrobiyoloji gibi bilim dalları olmadığı için, evrimciler canlıların tesadüflerle oluşabilecek kadar basit yapıda olduklarını sanmışlardı. Genetik kanunları bilinmediği için, canlı türlerinin kolaylıkla birbirlerine dönüşebilecekleri zannedilmişti.

    Gelişen bilim, bu efsanelerin hepsini yıktı ve gerçekte canlıların üstün bir yaratılışın ürünü olduklarını ortaya çıkardı.


  7. 09.Mayıs.2013, 01:02
    4
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,377
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Evrim Teorisi (Darwin Teorisi) 'nin açıklaması tam olarak nedir ?

    “Evrim teorisi ispatlandı” şeklinde yapılan açıklamaların doğruluk payı var mıdır? “Aldosteron hormonu” nun reseptör geninin evrimleşmesinin tespit edildiği ve Batıda bütün bilim adamlarının evrimi destekledikleri doğru mudur?
    Sorunun Detayı
    “Evrim teorisi ispatlandı” şeklinde yapılan açıklamaların doğruluk payı var mıdır? “Aldosteron hormonu” nun reseptör geninin evrimleşmesinin tespit edildiği ve Batıda bütün bilim adamlarının evrimi destekledikleri doğru mudur?


    Şayet evrim teorisi ispatlandı ise, o zaman bu teori değil kanun olur. Üzerinde tartışmaya gerek olmaz. İsterseniz soruyu şöyle soralım:

    Hangi çalışma yapılır ve başarılırsa evrim teorisi ispatlanmış olur?

    Bu soruya cevap verebilmek için, evrim teorisinin neyi öngördüğünü, yani neleri iddia ettiğini bilmemiz gerekiyor. Evrim teorisiyle iddia edilen düşünceyi kısaca şöyle ifade edebiliriz:

    Kâinattaki bütün varlıkların temeli tek hücredir. Bu tek hücre tesadüfen ortaya çıkmış, ondan da bütün canlılar silsile halinde birbirinden türemiştir. Bu teoriye göre, âlem bir yaratıcının eseri değil, tesadüflerin ürünüdür.

    Böyle bir iddia, ne bir diş veya kafatası bulmakla, ne bir genin teşekkül şeklini ortaya koymakla ispat edilebilir. Daha doğrusu bu âlemin ve canlıların ortaya çıkışıyla ilgili felsefî bir görüştür. İspatı da mümkün değildir.

    Siz canlıları bir tarafa bırakın. Cansız eşyadan bir tanesinin tesadüfen ortaya çıktığını ispat edebilir misiniz? Mesela, üzerinizdeki gömlek mi tesadüfen yapıldı ve gelip sizin üzerinize oturdu? Ya da ayakkabınız, bir usta eseri olmaksızın tesadüfen yapılıp, yine tesadüfen gelip sizin haberiniz olmadan ayağınıza girdi, öyle mi?

    Şayet vicdanınızın sesini dinlerseniz, bu sorulara hiçbir zaman “Evet” diyemeyeceksiniz. Ayakkabının yapılmasını değil, yapılmış hazır ayakkabının sizin ayağınıza tesadüfen gelip girdiğini iddia etseniz, ilköğretim öğrencilerini dahi inandıramazsınız. İsterseniz deneyiniz.

    Cansızlar tesadüfen, bir ustası olmadan meydana gelmiyorsa, canlılar nasıl meydana gelecek?

    Sorunun ikinci şıkkında aldosteron hormonundan söz ediliyor. Bu hormon, bedendeki elektrolit ve su dengesinin korunmasında rol alır. Böbrek üstü bezinin kabuk kısmından salınır. Böyle bir hormonun, canlı varlık olmaksızın hormon olarak görev yapması mümkün değildir. Her bir oluşumun temelinin elementler olduğu gibi, bu hormonun da neticede temel maddesi karbon, hidrojen, oksijen ve azot gibi elementlerdir.

    Bunların belli türev ve bileşikleri canlılardan önce var edilmiş veya birleştirilmiş olabilir. Böyle hormonun veya molekülün yapısından hareketle, yukarıda ifade edilen evrim teorisinin ispatlandığını ileri sürmek, sağlıklı bir düşüncenin ürünü olamaz.

    Şempanzenin genetik yapısına müdahale ederek bundan bir insanın hâsıl olacağı senaryosuna gelince, bunun iki yönü var.

    Birincisi, varlıkları yaratmak ve onlara hayat vermek Allah’a mahsustur. İnsanın burada da yapacağı şey, genetik yapının işleyişini yönlendirmektir. Allah insana o iradeyi vermiştir. Her bir varlığın hücrelerine hayat ve rızık vermek, o hücrelerin bütün ihtiyaçlarını karşılamak, hücreleri çoğaltmak ve farklılaştırmak, ömrü bitenleri yenileri ile değiştirmek Allah’ın ilim, irade ve kudretiyle olmaktadır.

    Bir canlıya müdahale ile ondan bir başka canlının meydana gelmesi, ya da Allah’ın bir müdahale olmadan mesela bir şempanzeden bir insan meydana getirmesi, bizi bütün insanlığın o yolda olduğu genellemesine götürmez. Böyle bir genelleme bilimsel düşünceye ve bilimin kurallarına uygun değildir. Çünkü böyle bir genelleme için gerek genetik, gerekse biyokimyasal ve gerekse biyolojik yönden sorduğunuz her soruya doğru cevap almanız icap eder. Yoksa hasbelkader, bir canlıdan bir başkasının ortaya çıkması, her denemede aynı sonucu elde edemediğiniz sürece, o canlı grubunun soyu ile ilgili bir genellemeye esas olamaz.

    Batı dünyasında bütün bilim adamlarının evrimi desteklediği iddiası, hakikate uygun değildir. Orada pek çok bilim adamı evrimi felsefî bir düşünce tarzı olarak alır. Bir kısmı da doğrudan yaratılışı kabul eder.

    Ancak, evrim karşıtı düşüncede olanlar akademik baskı altında oldukları için, bir kısmı açıktan evrime cephe almaktan çekinmektedirler. Bir kısmının da evrim karşıtı görüşlerine bilimsel dergi ve kitaplarda yer verilmez. Çünkü dini dergilerin idarecileri dahi, insanın maymun soyundan geldiğine inanan evrimcilerin elindedir. Onlar, evrime gölge düşürecek en küçük bir evrim karşıtı düşünceye de müsaade etmezler. Onlar için bu konudaki fikrin bilimsel olması önemli değildir. Önemli olan, yazı veya makalenin bünyesinde evrime karşı bir görüş barındırmamasıdır.

    Hal böyle olunca, işin içinde olmayanlar, bütün bilim adamlarının evrimi desteklediğini düşünürler.

    Evrimciler de zaten herkesin evrimi desteklediği yalanını yaymaktadırlar.

    Prof. Dr. Adem Tatlı


  8. 09.Mayıs.2013, 01:02
    4
    Moderatör
    “Evrim teorisi ispatlandı” şeklinde yapılan açıklamaların doğruluk payı var mıdır? “Aldosteron hormonu” nun reseptör geninin evrimleşmesinin tespit edildiği ve Batıda bütün bilim adamlarının evrimi destekledikleri doğru mudur?
    Sorunun Detayı
    “Evrim teorisi ispatlandı” şeklinde yapılan açıklamaların doğruluk payı var mıdır? “Aldosteron hormonu” nun reseptör geninin evrimleşmesinin tespit edildiği ve Batıda bütün bilim adamlarının evrimi destekledikleri doğru mudur?


    Şayet evrim teorisi ispatlandı ise, o zaman bu teori değil kanun olur. Üzerinde tartışmaya gerek olmaz. İsterseniz soruyu şöyle soralım:

    Hangi çalışma yapılır ve başarılırsa evrim teorisi ispatlanmış olur?

    Bu soruya cevap verebilmek için, evrim teorisinin neyi öngördüğünü, yani neleri iddia ettiğini bilmemiz gerekiyor. Evrim teorisiyle iddia edilen düşünceyi kısaca şöyle ifade edebiliriz:

    Kâinattaki bütün varlıkların temeli tek hücredir. Bu tek hücre tesadüfen ortaya çıkmış, ondan da bütün canlılar silsile halinde birbirinden türemiştir. Bu teoriye göre, âlem bir yaratıcının eseri değil, tesadüflerin ürünüdür.

    Böyle bir iddia, ne bir diş veya kafatası bulmakla, ne bir genin teşekkül şeklini ortaya koymakla ispat edilebilir. Daha doğrusu bu âlemin ve canlıların ortaya çıkışıyla ilgili felsefî bir görüştür. İspatı da mümkün değildir.

    Siz canlıları bir tarafa bırakın. Cansız eşyadan bir tanesinin tesadüfen ortaya çıktığını ispat edebilir misiniz? Mesela, üzerinizdeki gömlek mi tesadüfen yapıldı ve gelip sizin üzerinize oturdu? Ya da ayakkabınız, bir usta eseri olmaksızın tesadüfen yapılıp, yine tesadüfen gelip sizin haberiniz olmadan ayağınıza girdi, öyle mi?

    Şayet vicdanınızın sesini dinlerseniz, bu sorulara hiçbir zaman “Evet” diyemeyeceksiniz. Ayakkabının yapılmasını değil, yapılmış hazır ayakkabının sizin ayağınıza tesadüfen gelip girdiğini iddia etseniz, ilköğretim öğrencilerini dahi inandıramazsınız. İsterseniz deneyiniz.

    Cansızlar tesadüfen, bir ustası olmadan meydana gelmiyorsa, canlılar nasıl meydana gelecek?

    Sorunun ikinci şıkkında aldosteron hormonundan söz ediliyor. Bu hormon, bedendeki elektrolit ve su dengesinin korunmasında rol alır. Böbrek üstü bezinin kabuk kısmından salınır. Böyle bir hormonun, canlı varlık olmaksızın hormon olarak görev yapması mümkün değildir. Her bir oluşumun temelinin elementler olduğu gibi, bu hormonun da neticede temel maddesi karbon, hidrojen, oksijen ve azot gibi elementlerdir.

    Bunların belli türev ve bileşikleri canlılardan önce var edilmiş veya birleştirilmiş olabilir. Böyle hormonun veya molekülün yapısından hareketle, yukarıda ifade edilen evrim teorisinin ispatlandığını ileri sürmek, sağlıklı bir düşüncenin ürünü olamaz.

    Şempanzenin genetik yapısına müdahale ederek bundan bir insanın hâsıl olacağı senaryosuna gelince, bunun iki yönü var.

    Birincisi, varlıkları yaratmak ve onlara hayat vermek Allah’a mahsustur. İnsanın burada da yapacağı şey, genetik yapının işleyişini yönlendirmektir. Allah insana o iradeyi vermiştir. Her bir varlığın hücrelerine hayat ve rızık vermek, o hücrelerin bütün ihtiyaçlarını karşılamak, hücreleri çoğaltmak ve farklılaştırmak, ömrü bitenleri yenileri ile değiştirmek Allah’ın ilim, irade ve kudretiyle olmaktadır.

    Bir canlıya müdahale ile ondan bir başka canlının meydana gelmesi, ya da Allah’ın bir müdahale olmadan mesela bir şempanzeden bir insan meydana getirmesi, bizi bütün insanlığın o yolda olduğu genellemesine götürmez. Böyle bir genelleme bilimsel düşünceye ve bilimin kurallarına uygun değildir. Çünkü böyle bir genelleme için gerek genetik, gerekse biyokimyasal ve gerekse biyolojik yönden sorduğunuz her soruya doğru cevap almanız icap eder. Yoksa hasbelkader, bir canlıdan bir başkasının ortaya çıkması, her denemede aynı sonucu elde edemediğiniz sürece, o canlı grubunun soyu ile ilgili bir genellemeye esas olamaz.

    Batı dünyasında bütün bilim adamlarının evrimi desteklediği iddiası, hakikate uygun değildir. Orada pek çok bilim adamı evrimi felsefî bir düşünce tarzı olarak alır. Bir kısmı da doğrudan yaratılışı kabul eder.

    Ancak, evrim karşıtı düşüncede olanlar akademik baskı altında oldukları için, bir kısmı açıktan evrime cephe almaktan çekinmektedirler. Bir kısmının da evrim karşıtı görüşlerine bilimsel dergi ve kitaplarda yer verilmez. Çünkü dini dergilerin idarecileri dahi, insanın maymun soyundan geldiğine inanan evrimcilerin elindedir. Onlar, evrime gölge düşürecek en küçük bir evrim karşıtı düşünceye de müsaade etmezler. Onlar için bu konudaki fikrin bilimsel olması önemli değildir. Önemli olan, yazı veya makalenin bünyesinde evrime karşı bir görüş barındırmamasıdır.

    Hal böyle olunca, işin içinde olmayanlar, bütün bilim adamlarının evrimi desteklediğini düşünürler.

    Evrimciler de zaten herkesin evrimi desteklediği yalanını yaymaktadırlar.

    Prof. Dr. Adem Tatlı


  9. 13.Mart.2016, 01:22
    5
    AYSEVEN
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Şubat.2016
    Üye No: 107881
    Mesaj Sayısı: 896
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: Evrim Teorisi nasıl anlatılmalı?

    evrim teorisi aslında tesadüfe herşeyin bağlanmaya çalıştığı içi boş bir görüşten başka bir şey değildir fakat bu görüşe inanan bir çok insanda vardır Allah yaratıcıdır ve hiçbirşey tesadüf değildir


  10. 13.Mart.2016, 01:22
    5
    Kıdemli Üye
    evrim teorisi aslında tesadüfe herşeyin bağlanmaya çalıştığı içi boş bir görüşten başka bir şey değildir fakat bu görüşe inanan bir çok insanda vardır Allah yaratıcıdır ve hiçbirşey tesadüf değildir


  11. 13.Haziran.2016, 11:12
    6
    Kloroplast
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Haziran.2016
    Üye No: 108699
    Mesaj Sayısı: 97
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Evrim Teorisi?

    Kardeşim evrim teorisi bir Ceylan'dan uçmasını ve bir ağacın dalına konmasını beklemektir :- )))

    Ceylanlar çıtalardan kaçarken sürekli atlama-zıplama eğilimi göstermektedirler ve uzun bir zaman sonra Ceylan'lar avcılardan korunabilmek için kanat geliştirip uçmayı öğreneceklerdir yani evrim geçireceklerdir.evrim budur kardeş..!

    Yine evrim canlıarın cansız maddelerden ortaya çıktığı tezini savunur...Bknz.abiyogonez.

    Evet,Allah insanı zaten cansız topraktan yarattı bu abiyogonez teorisini yeni birşey bulmuş gibi savunanları anlamak güç ve gülünç.Lakin onlardan farklı olarak o cansız toprağa canı verenin Allah olduğuna inanırız.Yani öldüğümüz vakit bedenimiz de gülme-ağlama-üzülme,bilinç vs. gibi bir fonksiyon olmaz.Çünkü ruh çıkmıştır.Düşünen,üzülen,acı çeken ruhtur.beden ise geldiği yere toprağa dönecek.Ve ruh çıktıktan sonra bedenin bir müddet sonra hücresel elektriksel işlevleri de sona erecek.çünkü bunlar zaten ruhun içerde barınması için gerekli işlevi yerine getiren Allah'ın kendilerine verdiği kurallar içinde davranan cansız,bilinçsiz yapı taşlarıdır.

    Gene dünyanın ara geçiş formları ile dolu olması gerekirdi.yani yarı maymun yarı insan ve giderek insan yönünde evrilen fosiller ya da balıktan giderek kuşa evrilen fosiller vs.evrimciler bunlara ara geçiş formu der yaratılışçılar ise kayıp halka der çünkü bulunamamış.hipotez sadece.ama evrimciler bunların bulunamamasını çok uzun süreçlere bağlarlar yine birden bu organlar gelişmediği için çok uzun sürede olduğu için fosilleri yok derler cart-curt vs. İşte kardeşim.

    Not:evrime inanmıyorum.


  12. 13.Haziran.2016, 11:12
    6
    Kloroplast - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Kardeşim evrim teorisi bir Ceylan'dan uçmasını ve bir ağacın dalına konmasını beklemektir :- )))

    Ceylanlar çıtalardan kaçarken sürekli atlama-zıplama eğilimi göstermektedirler ve uzun bir zaman sonra Ceylan'lar avcılardan korunabilmek için kanat geliştirip uçmayı öğreneceklerdir yani evrim geçireceklerdir.evrim budur kardeş..!

    Yine evrim canlıarın cansız maddelerden ortaya çıktığı tezini savunur...Bknz.abiyogonez.

    Evet,Allah insanı zaten cansız topraktan yarattı bu abiyogonez teorisini yeni birşey bulmuş gibi savunanları anlamak güç ve gülünç.Lakin onlardan farklı olarak o cansız toprağa canı verenin Allah olduğuna inanırız.Yani öldüğümüz vakit bedenimiz de gülme-ağlama-üzülme,bilinç vs. gibi bir fonksiyon olmaz.Çünkü ruh çıkmıştır.Düşünen,üzülen,acı çeken ruhtur.beden ise geldiği yere toprağa dönecek.Ve ruh çıktıktan sonra bedenin bir müddet sonra hücresel elektriksel işlevleri de sona erecek.çünkü bunlar zaten ruhun içerde barınması için gerekli işlevi yerine getiren Allah'ın kendilerine verdiği kurallar içinde davranan cansız,bilinçsiz yapı taşlarıdır.

    Gene dünyanın ara geçiş formları ile dolu olması gerekirdi.yani yarı maymun yarı insan ve giderek insan yönünde evrilen fosiller ya da balıktan giderek kuşa evrilen fosiller vs.evrimciler bunlara ara geçiş formu der yaratılışçılar ise kayıp halka der çünkü bulunamamış.hipotez sadece.ama evrimciler bunların bulunamamasını çok uzun süreçlere bağlarlar yine birden bu organlar gelişmediği için çok uzun sürede olduğu için fosilleri yok derler cart-curt vs. İşte kardeşim.

    Not:evrime inanmıyorum.


  13. 13.Haziran.2016, 11:15
    7
    birdost34
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Haziran.2016
    Üye No: 108793
    Mesaj Sayısı: 5
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Evrim Teorisi?

    Ama bana ara geçiş formları gösteriyorlar yoksa değil mi?


  14. 13.Haziran.2016, 11:15
    7
    birdost34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Ama bana ara geçiş formları gösteriyorlar yoksa değil mi?


  15. 13.Haziran.2016, 11:29
    8
    Kloroplast
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Haziran.2016
    Üye No: 108699
    Mesaj Sayısı: 97
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Evrim Teorisi?

    Bi zaman da insan kemiğini maymun kafasına kaynak yaparak bilim dünyasını sarsmıştılar bilemiyorum...

    insan kafatasına maymun çenesi kaynak etmişler kardeşim yanlış hatırlamışım.fosil sahtekarlığı kardeşim.Bknz.piltdown adamı sahtekarlığı.


  16. 13.Haziran.2016, 11:29
    8
    Kloroplast - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Bi zaman da insan kemiğini maymun kafasına kaynak yaparak bilim dünyasını sarsmıştılar bilemiyorum...

    insan kafatasına maymun çenesi kaynak etmişler kardeşim yanlış hatırlamışım.fosil sahtekarlığı kardeşim.Bknz.piltdown adamı sahtekarlığı.





+ Yorum Gönder