Konusunu Oylayın.: Harama Bakmak

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Harama Bakmak
  1. 09.Mayıs.2007, 00:08
    1
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2007
    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 3,292
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 39

    Harama Bakmak






    Harama Bakmak Mumsema Gözlerinizi ve dillerinizi günahla kirletmeyin

    Gavs-ı Bilvanisi şöyle demiştir: "Şah-ı Hazne'nin müridleri, her şeyden kendini muhafaza ediyor, fakat nazardan (harama bakmak) ve gıybetten kendilerini muhafaza etmiyorlar."

    Hakikaten de insan, bu iki günaha çok müpteladır. Yani insan, günlük olarak, bu ikisinden kendini muhafaza edebilirse, çok büyük bir pehlivandır. Çünkü, dedikoduyu sen yapmasan bile, senin yanında yaptıklarında, sen de dinlersen, aynı günaha ortak olursun.

    Gıybet konusu öyle naziktir ki, nitekim Hz. Aişe (radıyallahu anha) şöyle demiştir: “Bir kadının boyunun kısa olduğunu elimle işaret ettim. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: “Ya Aişe! Gıybet ettin.” (Ebu Davud, Tirmizi, Beyhaki)

    Ebu Hureyre (radıyallahu anh)ın şöyle anlattığı rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanında idik. Adamın biri kalktı, gitti. Diğerleri (arkasından): ‘Ya Resulallah! Filan ne kadar da aciz kimsedir’ dediler. Yahut: ‘Filan ne kadar kadar da zayıf kimsedir’ dediklerinde: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Arkadaşınızı çekiştirdiniz ve etini yediniz’ buyurdu. (Taberani, Ebu Ya'la)

    Bakın, durum ne kadar tehlikeli! Basit gibi görünen bir şey, ama çok tehlikeli!

    Bir de nazar (harama bakmak) vardır. O da çok tehlikelidir. Çünkü bu zamanda kadınların büyük bir kısmı açık saçıktır -neuzubillah- ve bir de kendilerini süslüyorlar. Evet, Allah-u Zülcelal, insanda şehveti yaratmıştır ama, insan kendini bunun tehlikelerinden muhafaza etmelidir.

    Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Hz. Ali (radıyallahu anh)a şöyle demiştir: "Ey Ali! Bir kadın gözüne iliştiği zaman, ikinci defa bakma. Birinci bakışta sana vebal yoktur. Fakat ikincisinin vebali vardır." (Müslim)

    Bu hadisin açıklaması şöyledir: Bir kadına birinci sefer gözün çarptığı zaman, sana günah yazılmaz ama gözünü çekmezsen, (veya çektikten sonra) bir daha bakarsan, sana günah yazılır. Yani ilk kez gözümüze çarptığı zaman, hemen bakışımızı çevirmeliyiz. O günah değildir. Eğer çevirmezsek, o günahtır. Gözümüzü çevirdiğimiz zaman, Allah-u Zülcelal, Zat'ından insana bir nur veriyor. Kalbine gelen bu nur ile insan, iman ve ibadetin tadını alacaktır. Yeter ki o, imtihanı kazansın, gözünü bir çevirsin!...

    Birinci sefer gözün çarptığı zaman gözünü kapatırsan sevaptır. Onunla beraber bir iman nuru, insanın kalbinin üzerine gelir. ibadetin tatlılığı vücuduna yerleşir. Eğer şehvetle bakmaya devam edersen, bu sefer şeytanın zehirli oklarından bir ok kalbine saplanır.

    Harama bakınca eline ne geçiyor? Hiç…

    Bir iğnenin başı kadar zehir, insanın vücuduna girse, bütün vücuda dağılır. Vücut helak olur. Maneviyat bakımından da, insan böyle şehvetle yabancı kadına baktığı zaman, onun maneviyatı o şekilde helak olur.

    Akıllı olanın düşünmesi lazımdır. Sabahtan akşama kadar harama baktığında, eline ne geçiyor? Herkes şöyle bir tecrübelerini hatırlasın, bir şey kazanmadığı gibi, manevi olarak da hastalanıyor. Çünkü nazar anında, şeytan zehirli oklarını insanın kalbine saplıyor. Nasıl, zahiri olarak, insana zehirli iğne yapıldığında, vücudu zehirleniyorsa, manevi olarak da şeytanın zehirli okları, insanın kalbini ve aklını zehirliyor.

    Velhasıl, harama bakmakla; insan hem Allah-u Zülcelal'in nurundan mahrum kalıyor, hem de şeytana kendini zehirletmiş oluyor. İnsan, böyle küçük gibi görünen şeylerle, kendini mahvediyor, hem dünyada, hem de ahirette huzursuz olacağı şeyleri yapmış oluyor.
    Şeytan bazı haramları ve günahları bizim gözümüzde küçük göstererek: "Bir şey olmaz, bu küçük bir şeydir" diye bizi kandırmaya çalışırken, bazı ibadet ve amelleri de bizim gözümüzde çok zor gibi göstererek, bizi o amelden alıkoymaya çalışıyor.

    Bizim de aklımızı başımıza alarak düşünmemiz lazımdır ki; eğer bu işe nefis ve şeytan iyi diyorsa, demek ki Allah-u Zülcelal katında bu işin kıymeti yok; demek ki Allah-u Zülcelal bu işten hoşlanmıyor. Eğer nefis ve şeytan bu işe karşı çıkıyor ve yapmamamızı istiyorsa, demek ki bu işte Allah-u Zülcelal'in rızası var, O bu işi seviyor, dememiz ve ona göre hareket etmemiz lazımdır.

    Cennet senin sağında, cehennem de solundadır

    İnsanın aklı bunun doğru olduğunu görüyor, anlıyor, fakat insan yapamıyor. Demek ki insanın ruhu hastadır. İradesiyle istediği halde, onu gerçekleştiremiyor.

    Ruh, ne ile hasta oluyor? Denildiği gibi, zahiri vücudu mikroplar hasta ediyor, maneviyatımızı da, manevi mikrop olan günahlar hasta ediyor.

    Bizden öncekiler; babalarımız, dedelerimiz hepsi gittiler, kimse kalmadı bu dünyada. Bize de sıra geliyor ve biz de gideceğiz. Bu yol hepimizin yoludur. Bu yoldan gideceğiz, kurtuluş yok!...

    Peki, şimdi, daha gitmeden önce nefsimize dönüp soralım: "Ey nefsim! Cennet senin sağında, cehennem de solundadır. Sen hangisini istiyorsun?"

    Tabi ki nefis, adi nefsimiz, hiç dinlenmeyen, daima keyf ve sefayı, rahatlığı isteyen nefsimiz, güzelliği, yani cenneti isteyecektir. O zaman nefsimize: "Peki sen, hem cenneti istiyorsun, hem de cehennemin yolundan gidiyorsun. Dünyada dahi kural ve kaidedir ki, Ankara yoluna girdiğin zaman, Ankara'ya gidilir. Sen Ankara yoluna girmişsin, Adana'ya gidiyorum diyorsun. Bunu akıl kabul eder mi? Böyle dersen, insana ‘Bu deli mi?’ derler.

    Sen de cennete gideceğim diyorsun ama cehennemin yolunda yürüyorsun, cennete bu yolla nasıl ulaşacaksın? Sen cehennem yoluna girmişsin, salih amel yapmıyorsun, cenneti istiyorsun. Allah-u Zülcelal ‘Benim doğru yolum budur’ buyuruyor. Bu yoldan gidersen, o zaman cennete gideceksin. Ama sen şeytanın yoluna girmişsin, cehennemin yoluna girmişsin, cenneti istiyorsun! Akıl bunu kabul eder mi? Elbette etmez!" diye nefsimize hitap etmeliyiz.

    Azgın hayvana sahibi binmek istediği zaman, bakarsın ki bir tekme vurur, sahibini yaralar ve onu öldürür. İşte nefis de böyledir. Azgın olduğu zaman, insanı öyle yapar. Bakarsın, kadınlara bakmaya teşvik eder, ondan sonra daha kötü şeylere götürür, daha sonra da içkiye götürür; onu kötü olan her pisliğe götürüp bulaştırır. Onun hali, sanki başına bir tekme atıp, sahibini öldüren hayvan gibidir.


  2. 09.Mayıs.2007, 00:08
    1
    Devamlı Üye



    Gözlerinizi ve dillerinizi günahla kirletmeyin

    Gavs-ı Bilvanisi şöyle demiştir: "Şah-ı Hazne'nin müridleri, her şeyden kendini muhafaza ediyor, fakat nazardan (harama bakmak) ve gıybetten kendilerini muhafaza etmiyorlar."

    Hakikaten de insan, bu iki günaha çok müpteladır. Yani insan, günlük olarak, bu ikisinden kendini muhafaza edebilirse, çok büyük bir pehlivandır. Çünkü, dedikoduyu sen yapmasan bile, senin yanında yaptıklarında, sen de dinlersen, aynı günaha ortak olursun.

    Gıybet konusu öyle naziktir ki, nitekim Hz. Aişe (radıyallahu anha) şöyle demiştir: “Bir kadının boyunun kısa olduğunu elimle işaret ettim. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: “Ya Aişe! Gıybet ettin.” (Ebu Davud, Tirmizi, Beyhaki)

    Ebu Hureyre (radıyallahu anh)ın şöyle anlattığı rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanında idik. Adamın biri kalktı, gitti. Diğerleri (arkasından): ‘Ya Resulallah! Filan ne kadar da aciz kimsedir’ dediler. Yahut: ‘Filan ne kadar kadar da zayıf kimsedir’ dediklerinde: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Arkadaşınızı çekiştirdiniz ve etini yediniz’ buyurdu. (Taberani, Ebu Ya'la)

    Bakın, durum ne kadar tehlikeli! Basit gibi görünen bir şey, ama çok tehlikeli!

    Bir de nazar (harama bakmak) vardır. O da çok tehlikelidir. Çünkü bu zamanda kadınların büyük bir kısmı açık saçıktır -neuzubillah- ve bir de kendilerini süslüyorlar. Evet, Allah-u Zülcelal, insanda şehveti yaratmıştır ama, insan kendini bunun tehlikelerinden muhafaza etmelidir.

    Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Hz. Ali (radıyallahu anh)a şöyle demiştir: "Ey Ali! Bir kadın gözüne iliştiği zaman, ikinci defa bakma. Birinci bakışta sana vebal yoktur. Fakat ikincisinin vebali vardır." (Müslim)

    Bu hadisin açıklaması şöyledir: Bir kadına birinci sefer gözün çarptığı zaman, sana günah yazılmaz ama gözünü çekmezsen, (veya çektikten sonra) bir daha bakarsan, sana günah yazılır. Yani ilk kez gözümüze çarptığı zaman, hemen bakışımızı çevirmeliyiz. O günah değildir. Eğer çevirmezsek, o günahtır. Gözümüzü çevirdiğimiz zaman, Allah-u Zülcelal, Zat'ından insana bir nur veriyor. Kalbine gelen bu nur ile insan, iman ve ibadetin tadını alacaktır. Yeter ki o, imtihanı kazansın, gözünü bir çevirsin!...

    Birinci sefer gözün çarptığı zaman gözünü kapatırsan sevaptır. Onunla beraber bir iman nuru, insanın kalbinin üzerine gelir. ibadetin tatlılığı vücuduna yerleşir. Eğer şehvetle bakmaya devam edersen, bu sefer şeytanın zehirli oklarından bir ok kalbine saplanır.

    Harama bakınca eline ne geçiyor? Hiç…

    Bir iğnenin başı kadar zehir, insanın vücuduna girse, bütün vücuda dağılır. Vücut helak olur. Maneviyat bakımından da, insan böyle şehvetle yabancı kadına baktığı zaman, onun maneviyatı o şekilde helak olur.

    Akıllı olanın düşünmesi lazımdır. Sabahtan akşama kadar harama baktığında, eline ne geçiyor? Herkes şöyle bir tecrübelerini hatırlasın, bir şey kazanmadığı gibi, manevi olarak da hastalanıyor. Çünkü nazar anında, şeytan zehirli oklarını insanın kalbine saplıyor. Nasıl, zahiri olarak, insana zehirli iğne yapıldığında, vücudu zehirleniyorsa, manevi olarak da şeytanın zehirli okları, insanın kalbini ve aklını zehirliyor.

    Velhasıl, harama bakmakla; insan hem Allah-u Zülcelal'in nurundan mahrum kalıyor, hem de şeytana kendini zehirletmiş oluyor. İnsan, böyle küçük gibi görünen şeylerle, kendini mahvediyor, hem dünyada, hem de ahirette huzursuz olacağı şeyleri yapmış oluyor.
    Şeytan bazı haramları ve günahları bizim gözümüzde küçük göstererek: "Bir şey olmaz, bu küçük bir şeydir" diye bizi kandırmaya çalışırken, bazı ibadet ve amelleri de bizim gözümüzde çok zor gibi göstererek, bizi o amelden alıkoymaya çalışıyor.

    Bizim de aklımızı başımıza alarak düşünmemiz lazımdır ki; eğer bu işe nefis ve şeytan iyi diyorsa, demek ki Allah-u Zülcelal katında bu işin kıymeti yok; demek ki Allah-u Zülcelal bu işten hoşlanmıyor. Eğer nefis ve şeytan bu işe karşı çıkıyor ve yapmamamızı istiyorsa, demek ki bu işte Allah-u Zülcelal'in rızası var, O bu işi seviyor, dememiz ve ona göre hareket etmemiz lazımdır.

    Cennet senin sağında, cehennem de solundadır

    İnsanın aklı bunun doğru olduğunu görüyor, anlıyor, fakat insan yapamıyor. Demek ki insanın ruhu hastadır. İradesiyle istediği halde, onu gerçekleştiremiyor.

    Ruh, ne ile hasta oluyor? Denildiği gibi, zahiri vücudu mikroplar hasta ediyor, maneviyatımızı da, manevi mikrop olan günahlar hasta ediyor.

    Bizden öncekiler; babalarımız, dedelerimiz hepsi gittiler, kimse kalmadı bu dünyada. Bize de sıra geliyor ve biz de gideceğiz. Bu yol hepimizin yoludur. Bu yoldan gideceğiz, kurtuluş yok!...

    Peki, şimdi, daha gitmeden önce nefsimize dönüp soralım: "Ey nefsim! Cennet senin sağında, cehennem de solundadır. Sen hangisini istiyorsun?"

    Tabi ki nefis, adi nefsimiz, hiç dinlenmeyen, daima keyf ve sefayı, rahatlığı isteyen nefsimiz, güzelliği, yani cenneti isteyecektir. O zaman nefsimize: "Peki sen, hem cenneti istiyorsun, hem de cehennemin yolundan gidiyorsun. Dünyada dahi kural ve kaidedir ki, Ankara yoluna girdiğin zaman, Ankara'ya gidilir. Sen Ankara yoluna girmişsin, Adana'ya gidiyorum diyorsun. Bunu akıl kabul eder mi? Böyle dersen, insana ‘Bu deli mi?’ derler.

    Sen de cennete gideceğim diyorsun ama cehennemin yolunda yürüyorsun, cennete bu yolla nasıl ulaşacaksın? Sen cehennem yoluna girmişsin, salih amel yapmıyorsun, cenneti istiyorsun. Allah-u Zülcelal ‘Benim doğru yolum budur’ buyuruyor. Bu yoldan gidersen, o zaman cennete gideceksin. Ama sen şeytanın yoluna girmişsin, cehennemin yoluna girmişsin, cenneti istiyorsun! Akıl bunu kabul eder mi? Elbette etmez!" diye nefsimize hitap etmeliyiz.

    Azgın hayvana sahibi binmek istediği zaman, bakarsın ki bir tekme vurur, sahibini yaralar ve onu öldürür. İşte nefis de böyledir. Azgın olduğu zaman, insanı öyle yapar. Bakarsın, kadınlara bakmaya teşvik eder, ondan sonra daha kötü şeylere götürür, daha sonra da içkiye götürür; onu kötü olan her pisliğe götürüp bulaştırır. Onun hali, sanki başına bir tekme atıp, sahibini öldüren hayvan gibidir.

  3. 06.Nisan.2010, 22:43
    2
    Vamık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ekim.2007
    Üye No: 3538
    Mesaj Sayısı: 286
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    --->: Harama Bakmak




    Alıntı
    Gavs-ı Bilvanisi şöyle demiştir: "Şah-ı Hazne'nin müridleri, her şeyden kendini muhafaza ediyor, fakat nazardan (harama bakmak) ve gıybetten kendilerini muhafaza etmiyorlar"
    dil ve şehvet yani harama bakmak
    en çok bu iki günahı işliyoruz


  4. 06.Nisan.2010, 22:43
    2
    Devamlı Üye



    Alıntı
    Gavs-ı Bilvanisi şöyle demiştir: "Şah-ı Hazne'nin müridleri, her şeyden kendini muhafaza ediyor, fakat nazardan (harama bakmak) ve gıybetten kendilerini muhafaza etmiyorlar"
    dil ve şehvet yani harama bakmak
    en çok bu iki günahı işliyoruz

  5. 06.Ekim.2010, 23:16
    3
    KaLPNuRu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Temmuz.2009
    Üye No: 49085
    Mesaj Sayısı: 497
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Bulunduğu yer: München

    --->: Harama Bakmak

    Allah razi olsun.. Cok cok Güzel paylasim..


  6. 06.Ekim.2010, 23:16
    3
    Devamlı Üye
    Allah razi olsun.. Cok cok Güzel paylasim..