Vahy-i Gayri Metlüv ne demektir?

Vahy-i Gayri Metlüv ne demektir? 5 üzerinden 4.43 | Toplam : 14 kişi
  1. 1
    Fetva Meclisi Moderatör
       

    Vahy-i Gayri Metlüv ne demektir?

    VAHY-İ GAYRİ METLÜV


    Okunmayan vahiy demektir. Bundan maksat, Peygamberin Kur'ân dışı aldığı vahiydir. Hz. Muhammed (a.s.)'in Kur'ân dışı vahiy aldığının, âyet ve hadislerden bir çok delili vardır. Bakara sûresinin 144, Tahrîm sûresinin 3, Necm sûresinin 3-4, Nisâ sûresinin 113, Ahzâb sûresinin 34. âyetleri; Cibrîl hadisi diye meşhur olan hadis (Ebû Dâvûd, Kader, 17) buna delildir. Cibril, Kur'ân için indiği gibi sünnet için de iniyordu (Tecrid, II/460-464). Hz. Muhammed (a.s.), "Bana Kur'ân ve onun gibi bir misli verildi." demiştir (Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Ahmed, IV/131). Hz. Peygamber Kur'ân dışı vahiy almakla birlikte, bütün hadislerin vahiy ürünü olduğunu söylemek de mümkün değildir. Çünkü Peygamberimiz, Kur'ân âyetlerini tefsîr ve teyit sadedinde, öğüt vermek amacıyla, kendi re'yini beyan sadedinde sözler de sarf etmiştir. Bunlar dinde delil olmakla birlikte, vahiy ürünü olarak kabul etmemek gerekir; ancak, vahyin kontrolünde söylenmişlerdir. (İ.K.)

    İlgili Yazılar

  2. 2
    müşahit Üye

    Cevap: Vahy-i Gayri Metlüv ne demektir?

    Kur'n dışı vahy algısı, Kur'an dışı Resul algısından kaynaklanmaktadır.Hiç bir peygamber, kendisine gönderilen vahyi gizleyemez.O vahyi açıklamak zorundadır. Aksi taktirde, Allah'ın verdiği elçilik göreviniyerine getirmemiş olur.

    İslam tarihine baktığımızda; Kuran dışı vahy olduğu düşüncesine, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Mutezile çizgisindeki alimler tüm baskılara rağmen bu Kur'an dışı anlayışla savaşmışlardır.

    Kur'an dışı vahy algısının bir çok nedeni vardır.Bunlardan en göze batanı elbetteki siyasal olanlarıdır.

    Kısaca özetliyecek olursak, şunları söyliyebiliriz;

    Kur'an dışı vahiy anlayışını besleyen nedenler çeşitlidir. Bunlar içinde en etkili olan husus Müslümanların özellikle hicri birinci yüzyılda yaşadığı vahim olaylardır. Emevilerin başa geçmesiyle İslam toplumuna hakim olan saltanat düzeninin işlediği zulümler, toplumun değerlerini altüst ederek ortadan kaldırmıştır. Bu durumun neticesi olarak hak-hukuk, adalet kavramları toplumun zihninde erozyona uğrar ve İsrailiyatın da etkisiyle Mehdi-Mesih anlayışı yeşermeye başlar. Ümmetin yaşadığı travmalar Asr-ı Saadet'in kimlik kişilik sahibi Müslüman olma bilincini genel olarak ortadan kaldırmış onun yerine uzlaşmacı, korkak, asimile olmuş, kendine güvenmeyen her şeyi Allaha havale etmiş, her şeyi ondan bilen doğaüstü güçlerden yardım bekleyen bir Müslüman tipi ortaya koymuştur.

    Müslümanların kutsal saydıkları her şeyin çiğnendiği bu süre içerisinde hakim saltanatlar yeni kutsallar oluşturur. " İşte Kur'an dışı vahiy iddiası böyle sosyal ve siyasal bir ortamda ortaya çıkmıştı. Güçlüler, hükümdarlar böyle bir anlayışı özellikle teşvik etmişti. Çünkü ulu'l-emr olarak Rasul'ün sözünün mutlak anlamda bağlayıcı olması bir ulu'l-emr olarak kendilerinin de sözünün bağlayıcı olması anlamına gelecekti."

    Bu hususu dahada uzatabiliriz.Ancak, Şu bilinmelidir ki; Resul'i Ekrem sadece Kendisine gelen ve metin haline getirdiği Kur'an-ı Kur'an-ı bize bildirmiştir.

    Bunun dışında, Kendi sözlerinin yazılmasına Kur'an'la karışmasın diye izin vermemiştir. Dolayısıyla eğer Kur'an dışı vahy varsa, O halde Resul'i Ekrem niçin Onları da kayıt altına ladırmadı?

    Biraz Kur'an Okuyalım beyler. Dinimizi kaynağından öğrenelim.
    Allah Kuran'da "Biz sizi yarın bu kitaptan soracağız[sorguya çekeceğiz]" demişken daha ne diye başka yerlerde dolanıp duruyoruz.
    Son olarak Şunu bilin ki, Resul'i Ekremin en büyük sünneti Kur'an'ı Kerim dir.. O, Kur'anı yaşadı ve yaşattı. Başka da bişey değil..
    Daha fazlası için [url=http://www.kuranakademisi.com]Buraya bakabilirsiniz[/url]



    Resul'e Sadece Eşsiz/Benzersiz Kuran Verilmiştir.

    http://www.kuranakademisi.com Kuran Eşsiz bir kitaptır.Misli/emsali, benzeri söz yoktur, getirilemez de.Resule, Kuran ve bir misli değil,sadece Kuran verilmiştir.Kuran'ın benzerinin getirilemeyeceği, sadece ona teslimiyeti gerektirir.

    Konuyla ilgili ayetler şöyledir.


    Bakara/23 - Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur'ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru iseniz.

    24 - Yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.

    Enfal/31 - Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman, "işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardı.



    Yunus/15- Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir." dediler. De ki, "Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım."

    16 - De ki, "Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?"

    37 - Bu Kur'ân, Allah'dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı (levh-i mahfuzu) ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

    38 - "Onu o (peygamber) uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Haydi siz de onun gibi bir sûre getirin ve Allah'dan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onu da yardıma çağırın. Eğer sözünüzde sadık iseniz (bunu yapın).

    39 - Hayır. Onlar bilgileriyle kavrayamadıkları, te'vili de kendilerine hiç gelmemiş olan bir şeyi yalan saydılar. Bunlardan önce gelip geçenler de yine böyle inkâr etmişlerdi, amma bak zalimlerin akıbeti nasıl oldu.

    Hud/13 - Yoksa "onu kendi uydurdu" mu diyorlar? O halde sen de onlara de ki: "Haydi siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin. Allah'dan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız" (bunu yaparsınız).

    14 - Yok eğer bunun üzerine size cevap vermedilerse, artık bilin ki, bu Kur'ân ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir. O'ndan başka ilâh yoktur. Artık müslüman oluyorsunuz, değil mi?

    İsra/88 - Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir."


    Furkan/4 - İnkâr edenler: "Bu Kur'ân Muhammed'in uydurmasıdır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular.

    5 - "Kur'ân öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırmış da sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler.

    6 - Ey Muhammed! De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir."



    Tur/33 - Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.

    34 - Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.


  3. 3
    @mir âb ü kil

    Cevap: Vahy-i Gayri Metlüv ne demektir?

    Alıntı
    Hiç bir peygamber, kendisine gönderilen vahyi gizleyemez.O vahyi açıklamak zorundadır. Aksi taktirde, Allah'ın verdiği elçilik göreviniyerine getirmemiş olur.
    vahyi gayri metluvdan bunu mu anladınız?
    vah ki ne vah


  4. Reklam

  5. 4
    müşahit Üye

    Cevap: Vahy-i Gayri Metlüv ne demektir?

    vahyi gayri metluvdan bunu mu anladınız? vah ki ne vah.
    Bu alaylı ifadenle cehaletini pekiştirdin.Varsa bir bildiğin (Ki yoktur gördüğüm kadarıyla) onu söyleycekken, kara cehaletinin Karasını yüzüne çaldın. Emek verip, onca yazı yazıp ayetlerle olaya açıklık getirmeye çalışmama rağmen, gördüğüm kadarıyla sen bi zahmette bulunupta okuma cesareti bile göstermemişsin. Allah seni ıslah etsin ne diyeyim.



  6. 5
    @mir âb ü kil
    neden soruma cevab vermek yerine sinirlenip de saldırıyorsun?
    yazdığın tüm saçmalıkların sebebi vahyi gayri metluvun ne olduğunu bilmemenden kaynaklanıyor
    ben de bu konudaki yanlışını açığa kavuşturarak sana işin doğrusunu öğrenme fırsatı vermeye çalışıyorum
    bana saldırmak yerine vahyi gayri metluvun gizli bir tür vahiy değil de
    sünnet olduğunu Resulullah'ın da bunu saklamayıp herkese açıkladığını öğrenseydin
    aşağıda alıntılayacağım zırva yorumları belki de yazmazdın

    Alıntı
    Hiç bir peygamber, kendisine gönderilen vahyi gizleyemez.O vahyi açıklamak zorundadır.
    tekrar soruyorum:
    vahyi gayri metluvun Resulullah tarafından gizlenen
    kimseye açıklanmayan özel bir vahiy türü olduğunu mu sanıyorsun?

    Alıntı
    Aksi taktirde, Allah'ın verdiği elçilik göreviniyerine getirmemiş olur.
    Resulullah zaten vahyi gayri metluv olan sünneti saklamamıştır
    bunu sözlü fiili ve takriri olarak ikame etmiştir

    hatta bu tür vahyin olduğunu bile saklamamış
    "Bana Kur'an ve bir o kadarı daha verildi" demiştir
    ama siz önce bu vb hadisleri reddediyor
    sonra da "vahyi gayri metluv varsa Peygamber bize onu neden bildirmedi? diyorsunuz
    sizce de bu durum komik değil mi?

    Alıntı
    İslam tarihine baktığımızda; Kuran dışı vahy olduğu düşüncesine, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Mutezile çizgisindeki alimler tüm baskılara rağmen bu Kur'an dışı anlayışla savaşmışlardır.
    bu sözü gerçekten de araştırdın mı?
    yoksa birileri söyedi sen de papağan gibi tekrar mı ediyorsun?
    ebu Hanife gerçekten de hadislerin hüccet olduğunu red mi etti?
    ya da kabul etti ama bunların bir tür vahiy olduğunu mu reddetti?
    mesela ebu Hanife uydurma olduğunu iddia ettiğiniz kaderle ilgili hadisler hakkında ne demiş?
    hiç araştırdın mı?

    sence Mutezili imamları gerçekten de alim midir?
    not: mutezililerin mantığının ne olduğunu anlamak için aşağıdaki linke tıklayınız:
    [URL]http://İslam tarihine baktığımızda; Kuran dışı vahy olduğu düşüncesine, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Mutezile çizgisindeki alimler tüm baskılara rağmen bu Kur'an dışı anlayışla savaşmışlardır[/URL]

    Emeviler hakkında yazdıklarınıza gelince
    iyi ki bir Emevi dönemi yaşanmış
    bu yüzden neredeyse kına yakacaksınız
    zira bu sayede
    reddedeceğiniz her şeyin Emevi uydurması olduğunu söyleme şansını elde etmiş oldunuz

    Alıntı
    Çünkü ulu'l-emr olarak Rasul'ün sözünün mutlak anlamda bağlayıcı olması bir ulu'l-emr olarak kendilerinin de sözünün bağlayıcı olması anlamına gelecekti."
    bu cümleler de bir başka cehalet örneği
    bir kere vahyi gayri metluvu kabul eden bizler
    Resulullah'ın Nebi olarak yaptığı şeyler haricindeki
    insan olması ve devlet başkanı olmasından kaynaklanan amellerinin
    örnek alınabileceğine ama bağlayıcı olmadığına inanırız
    azıcık hadis usulü okusaydın bunu ve bununla ilgili örnekleri görebilirdin
    hatta bizzat Resulullah bile ululemr olarak hata yapabileceğini bize bildirmiştir

    üstelik vahyi gayri metluv ayrı ululemre itaat ayrı şeylerdir
    Emevilerin ululemre itaati pekiştirmek için özel bir vahiy türü uydurmasına gerek yoktu
    zira ululemre itaat ile ilgili ayetler zaten Kur'an'da vardı

    Alıntı
    Bu hususu dahada uzatabiliriz.Ancak, Şu bilinmelidir ki; Resul'i Ekrem sadece Kendisine gelen ve metin haline getirdiği Kur'an-ı Kur'an-ı bize bildirmiştir.
    bu söz yukardaki komedi ile aynı
    hem Resulullah'ın "bana Kur'an dışında da vahyediliyor" şeklindeki sözlerini reddeceksiniz
    hem de "öyle olsaydı Resulullah bize bildirirdi" diyeceksiniz

    şimdi cevab verin
    -bakın bu sorumu belki görmezsiniz (!!??) diye koyultuyorum-
    vahyi gayri metluvu reddetme sebebinizin
    Resulullah'ın bu konuda bir bilgi vermemiş olması iddianızda samimi iseniz
    ben size Resulullah ve ashabtan bu konuda on kadar rivayet yazarsam
    Resulullah'a Kur'an dışında vahiy geldiğini kabul edecek misiniz?

    Alıntı
    Bunun dışında, Kendi sözlerinin yazılmasına Kur'an'la karışmasın diye izin vermemiştir.
    bu bilgi bir hadise dayanmaktadır
    Resulullah'ın daha sonra
    Kur'an ile hadisleri birbirine karıştırmayacağından emin olduğu kişilere
    hadisleri yazma izni verdiğini
    ashabtan da on kadar kişinin sayfalar dolusu hadis yazdığını isbatlarsam
    Alıntı
    Dolayısıyla eğer Kur'an dışı vahy varsa, O halde Resul'i Ekrem niçin Onları da kayıt altına ladırmadı?
    şeklindeki iddianızdan da vaz geçecek misiniz?
    yoksa işinize gelen hadisi kabul edip işinize gelmeyeni reddetme huyunuza devam edecek misiniz?

    Alıntı
    Allah Kuran'da "Biz sizi yarın bu kitaptan soracağız[sorguya çekeceğiz]" demişken daha ne diye başka yerlerde dolanıp duruyoruz.
    Kitab'tan Resule itaat edilmesi itaat etmeyenlerin cehennemlik olacağı ile ilgili kaç ayet istersin?
    50'ye yakın ayet verebilirim biiznillah

    Alıntı
    O, Kur'anı yaşadı ve yaşattı. Başka da bişey değil..
    işte o yüzden sünneti öğreniyoruz ki Kur'an nasıl yaşanırmış anlayabilelim
    peki mesela o (sav) Kur'an'ı yaşarken
    ayetleri hep kendi kafasından mı yorumluyordu?
    mesela Kur'an'daki "namaz kılın" emrini neye göre yerine getirdi?
    öyle ya Kur'an'da namazla ilgili hemen hemen hiçbir ayrıntı yok

    sahi siz günde kaç vakit, her vakitte kaç rekat, ve nasıl namaz kılıyorsunuz?

    Alıntı
    Resule, Kuran ve bir misli değil,sadece Kuran verilmiştir.Kuran'ın benzerinin getirilemeyeceği, sadece ona teslimiyeti gerektirir.
    bak yukardaki komedi burda da devam ediyor
    hem "öyle olsaydı Resulullah bize haber verirdi" diyorsunuz
    hem de Resulullah'ın "Bana Kur'an ve misli verildi" hadisini inkar ediyorsunuz

    bir de gerçekten bu hadisteki "misli" kelimesini
    Kur'an'ın eşi benzeri şeklinde mi anlıyorsunuz?


  7. 6
    müşahit Üye
    Şu zırva sitende alıntı izni verde, sana tek tek yazdıklarının cevabını vereyim.
    Niçin Kur'an tek başına anıldığında bu kadar rahatsız oluyorsun.

    Oysaki Kuran ayetlerini görmezden gelenler; ve inatla Kuran dışına taşımaya çalışanları Allah'ın cezalandırmasına havale ediyoruz.






    --------------------------------------------------------------------------------





    Casiye


    6- İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?







    --------------------------------------------------------------------------------





    Casiye


    7- Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline.






    --------------------------------------------------------------------------------





    Casiye


    8- Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken işitir, sonra müstekbirce (inatla kibirlenerek) sanki işitmemiş gibi ısrar eder. Artık sen onu acı bir azabla müjdele.








    Casiye


    9- Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman, alay konusu edinir. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır.






    --------------------------------------------------------------------------------





    Casiye


    10- Arkalarından cehennem (onları izlemektedir). Kazandıkları şeyler, onlara hiç bir yarar sağlamaz. Allah'tan başka edindikleri veliler de. Onlar için büyük bir azab vardır.






    --------------------------------------------------------------------------------





    Casiye


    11- İşte bu (Kur'an) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkar edenler ise, onlar için, (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır.


    Bu uyarılardan sonra devam ediyoruz.


    Kur'an'ı incelediğimizde Rasul'ün (risaletle ilgili) bilgi (ilim) kaynağının vahiy olduğunu görürüz. Bu vahiy de elimizde mevcut olan Kur'an'dır.


    «Sen bundan önce bir kitap okumuyordun, elinle onu yazmıyordun. Öyle olsaydı o zaman iptalciler kuşkulanırlardı.» (29/Ankebut,48)

    «Bu Kur'an bana vahyolundu ki onunla sizi uyarayım.» (6/En'am, 19)

    Bu ayet oldukça hikmetlidir. Şöyleki; Eğer Resulullah'a kur'an ve misli verilmiş olsaydı, ayetin hitabı bu şekilde olmazdı. Bu Kur'an ve bir okadarı da bana vahyolundu ki şeklinde olurdu!!!! Devam ediyoruz


    Allah; Kuran için Koruma beyan ediyor iken (6/16 18/27 15/9 ) içine hurafe karıştırılamayacak ve tahrif edilemeyecek derken, niçin misli olupta, Kuran muhhafının dışında kayıt altına alınmış Gayri metluv diye uydurduğunuz sözüm ona Allah kelamı!!!!!!! içinde beyanatta bulunmuyor.

    Şunu unutmayınki; DİN ASLA ŞÜPHE BARINDIRMAZ. EN UFAK BİR ŞÜPHE BİLE ONU YERLE BİR EDER. KURAN İÇİN BU ŞÜPHE VARMI? HAŞA. AMA KURAN DIŞI TÜM KAYNAKLAR İÇİN BU ŞÜPHE MEVCUTTUR. Hadis Külliyatınd,a bir birine tezat hatta birbirini yalanlayan bir çok ifade var. Bunların tümü külliyen yalan ve Şanı yüce Resuli Ekreme iftiradır.

    Oysaki Kuran'ın açık ve net bir ifadesiyle; Kuranın (Huden) doğru yol rehberi olarak tanımlandığını ve bu sebeplede Kuran; KENDİSİ DIŞINDAKİ TÜM SÖYLEMLERİ REDDEDERAŞAĞIDAKİ AYETLER DE BUNUN İSPATIDIR.






    --------------------------------------------------------------------------------





    Casiye


    6- İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?







    --------------------------------------------------------------------------------





    Casiye


    7- Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline.




    Mürselat 50- Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar?


    Hasılı kelam; Rabbe kulluk etmek, Hükmü Allaha havale etmek demektir (42/10) (12/40) Hükmü Allah'a ait kılmak, detaylı olarak indirilmiş , doğruluk ve adaletçe tastamam olan ve tahrif edilmesi mümkün olmayan Kitabı (Siz bundan farklı anlam çıkarmayasını diye vereyim Kitabı/Kur'an'ı) tek HAKEM/HÜKÜM KAYNAĞI EDİNMEKTİR.

    EN'AM/114- Allah'tan başka bir hakem mi arıyayım? Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma.



    Sana islamı burada yeniden öğretecek değilim. Buna Vaktim de yoktur. Azıcık KURAN okuyun. Başkalırının kitaplarını değil.
    SİZ ŞİMDİ BENİ PEYGAMBER DÜŞMANI DA YAPARSINIZ. AKSİNE BEN PEYGAMBERİMİ İLAHLAŞTIRMIYORUM YAHUDİ VE HIRİSTİYANLAR GİBİ. O'NA VERİLECEK EN BÜYÜK DEĞER; O'NUN YOLUNDAN GİTMEKTİR. SADECE KURAN'I HAKEM KILMAKTIR. Peygamber haşa ilah değil elçidir. Hüküm sadece Allah'ın Kur'an'ındır).Allahın selameti başına olsun

    ----------------------

    Dahası için şuraya bekliyorum


  8. 7
    @mir âb ü kil
    bu başlığı okuyan herkes
    yukarıdaki hiçbir soruma cevab veremediğine şahiddir

    özellikle koyulttuğum sorumu görmezden geleceğini çok iyi biliyordum
    ona da verecek tek cevabın olamaz


    Kur'an'ı hakem oluşundan bahsetmişsin
    buyur şu adreste
    Allah'ın bazı kullarına Kitabullahtakiler haricinde de vahiy indirdiğine dair
    Kur'an'dan onlarca delil verdim
    [URL]https://www.mumsema.org/hadis-tarihi-hadis-usulu/221621-vahyi-gayri-metluv.html[/URL]

    Kur'an'da şübhe olmadığına biz inanıyoruz
    ama kafirler inanmıyor
    onların buna inanmaması nasıl ki bizim Kur'an'da şübhelenmemize sebeb olmazsa
    sizin vahyi gayri metluvu inkarınız da bizi ilgilendirmez


  9. 8
    müşahit Üye
    Sübhanallahhh!!!!!!!!
    sana verdiğim bunca ayetten sonra hala konuşuyorsan ve cevap verip veremememden bahsediyorsan sana söyleyecek başkada sözüm olmaz..


    Casiye 6- İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?


    Casiye 7- Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline.



    Burada bişey yarıştırmıyoruz. Kimsenin galip gelmesi için de hiç bir çabamız yok.Allah şahit buna. Ama gördüğüm kadarıyla sen bunu anlayamamışsın... Sadece düşün ve Kuran oku.....................


  10. 9
    @mir âb ü kil
    Alıntı
    Kimsenin galip gelmesi için de hiç bir çabamız yok.
    Vallahi de Allah'ın O'nun dininin ve Resulünün galib gelmesi için çabalıyorum
    hadisleri inkar edenler ise İslam'ın yok olması için çabalıyorlar

    ayet getirmişmiş niye konuşuyormuşum

    biz elmalar hakkında konuşurken sen armutlar hakkında delil getiriyorsun

    biz sünnetin Allah'ın vahyi oluşunu konuşuyoruz
    sen insanların Kur'an benzeri bir kitab yazamayacağıyla ilgili ayetler veriyorsun

    biz sünnetler de Allah'ın hükmüdür diyoruz
    sen hükmün Allah'a aid olduğuyla ilgili ayetlerle bize karşı çıkıyorsun

    soru soruyorum
    cevab vermek yerine konumuzla alakasız ayetler yazıyorsun

    ne ne yazdığımızdan
    ne de ne yazdığından haberin var
    anca kes kopyala yapıştır yapabiliyorsun o kadar


  11. 10
    müşahit Üye
    PEKİ SEVGİLİ KARDEŞİM; Bana Vahy-i Gayri Metluv'un yazıldığı kaynağın adını açık ve net olarak söylermisin. Ona göre ben de Kur'an'ın yanına onu da koyayım!!!!!!!
    Haşa... Allahın kelamı sadece Kur'andır. Onun dışındaki hiç bir kaynak ilahi kelam değildir... Rabbime hamdolsun ki bunu bana gösterdi..

    Biricisi; Dediğim gibi, Bana Vahy-i Gayri Metluv'un yazıldığı kaynağın adını açık ve net olarak söylermisin Allah rızası için. Ve bu yazılı metinse eğer bunun Allah tarafından gönderildiğini ve korunduğunu belirten bir delil gösterirmisin bu kaynak içerisinden..

    İkincisi; Verdiğim ayetlerin mahiyetini anlamamışsın gördüğüm kadarıyla. Elma ve armut misalin bunu gösteriyor. Allah rızası için tekrar okurmusun..

    Üçüncüsü; Kopyala yapıştır yok sevgili kardeşim. Sadece ısrarla anlamadığın veya anlamak istemediğin için sana aynı ayetleri tekrar tekrar yazdım.

    Dördüncüsü; Rabbime hamdolsun ki ne yazdığımdan ve neden bahsettiğimden haberim var. Tabi sen demogoji (Laf salatası ) yaptığından dolayı bunu böyle söylersin.

    Beşincisi; Biliyoruz ki Allah-u Teala Zül Celal Hazretleri kimin neyi niçin söylediğini gayet iyi biliyorken, hala bu inadı ve kibri sürdürmenin anlamı yoktur. İkimizde iyi biliriz ki kibir; şeytanın en sevdiği günahtır. Çünkü bunu ilk o işledi.

    Altıncısı; Kur'anın yanına ikinci bir kaynak koyarken bir değil yüzbin kere düşünmek lazım. Yanılgısı şirke götürür Maazallah..

    Yedincisi ve son olarak da; Sünnetler de Allah'ın hükmüdür derken büyük bir yanılgı içerisindesiniz derim. Sünnetler Allah'ın hükmü değil, Allah'ın hükmünün; bir beşer olan, yiyen içen, üzülen, sevinen, şakalaşan, kızan Değerli elçisinin ve nebilerin sonuncusu olan Muhammed Mustafa'nın (as) hayat sahnesine dökmesidir. yaşamasıdır. Bunda Resulü ekrem zaafiyet gösterebilir Tıpkı ümmü mektum hadisesinde olduğu gibi. Uyarı alabilir. Abese Suresi bunun için inmiştir. Hasılı kelam sana derim ki bu konuyu esaslıca düşün... vesselam...


  12. 11
    @mir âb ü kil
    hepsi için sana şu linki vermiştim zaten:
    [URL]https://www.mumsema.org/hadis-tarihi-hadis-usulu/221621-vahyi-gayri-metluv.html[/URL]


  13. 12
    müşahit Üye
    Değerli bir kardeşimizin Gayri Metluv Vahiyle ile ilgili yaptığı bir çalışmayı sizlerin takdir ve ilginize sunuyorum.. İnşallahu teala bir faydası olur...

    "Dinî Kaynak Olarak Gayr-ı Metluv Vahiy Yoktur!"

    Her dünya görüşünün, hayat tarzının ideoloji ve din'in kendi pratiğini anlamlandıran ve şekillendiren bir bilgi sistemi/epistemolojisi vardır. Bilgi sistemi tutarlı olmayan bir söylemin pratikte de tutarlı olması beklenemez. Bu sebeple İslam için gayrimetluv vahyin var olup olmadığı meselesi İslami pratiklerin tutarlılığıyla ilgili temel bir problemdir. Dünden bugüne Allah'ın İslam'ından kulların farklı "İslamları"na dönüşümün sebebi burada yatmaktadır.

    Bilgi vasıtaları "Akli Öncüller", "Duyu Organları", "Haber-i Sâdık" olarak üç kategoride değerlendirilmiştir. Vahiy, Haber-i Sâdık kategorisinde bir haberdir. Dolayısıyla vahyin vahiy olduğunun bilinmesi onun %100 olarak doğru olarak bilinmesine bağlıdır. Gayrimetluv vahiy ise bu kesinlikten uzak bir bilgi türü olarak Sâdık bir haber değildir.
    İlk dönem vahiy algısına İbn-i Abbas'ın anlayışı örnek verilebilir. İbni Abbas, Kur'ân'dan başka vahiy yoktur demiştir. Vahiy derken burada kast edilen İnsanları bağlayan yasama anlamında ilâhi bir bilgidir. İnsanları bağlamayan, sübjektif, doğruluğu nesnel delillerle test edilemeyen kimi bireysel tecrübeler (içe doğuş/ilhâm vs.) bu kapsama girmezler. Bu bağlamda gayrimetluv vahiy olduğu iddiasıyla gerek Resul'e gerekse de Resul olmayan kimselere atfedilen kimi bilgiler/haberler insanları bağlar nitelikte, dini otorite kurma amacıyla telkin edilmeye başlandığında Kur'ân'ın furkân/ölçüt olma özelliğini etkisizleştirme çabası olarak ortaya çıkmaktadır.
    Kur'ân'da gayrimetluv vahye delil olarak gösterilen ayet pasajları Kur'ân'ın üslup özellikleri dikkate alınarak okunmalıdır. Kur'ân, Allah merkezli bir dil kullanmaktadır. Dolayısıyla çoğu yerde kulların yaptıkları fiiller Allah'ın iradesiyle birlikte zikredilmektedir.

    Gayrimetluv vahye yorulan kimi pasajlar ise Kur'an bağlamından kopuk biçimde okunmaktadır.

    Yine kimi pasajlar, kıble ayetleri, ezan, cuma namazı gibi dinî pratiklerin tarihî arka planları, bu pratiklerin İbrahimi gelenek ve Ehli Kitap geleneği ile süregelen devamlılığı gözardı edilmektedir.

    Kur'ân dönemine en yakın zaman aralığı olan Hicri 1 ve 2. asırda yazılmış tefsirlerde gayrimetluva yorulan Necm Suresi'nin ilk ayetleri (O hevasından konuşmaz) metluv vahy (Kur'ân) olduğu göz çarpmaktadır. Örneğin Ferrâ ve Mukâtil b. Süleyman'ın tefsirlerini okuduğumuzda bunu görebiliriz.
    Türkiye'de kendisini putlaştıranlarca eserleri tahrif edilen İmam-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî (ö.1034/1625) Müstakîmzâde'nin (ö.1202/1788) Türkçeye çevirip 1860'da basılmış olan Mektûbât'ında şöyle diyor:

    "Ol Hz.[Peygamber]'in cemî-i mantûkât ve ma'kûlâte vahiy mucibince değil idi. "Vemâ Yantıku ani'l-hevâ" kerîmesi nutk-i Kur'anîyye mahsûsdur ki, ehl-i tefsîr kâil olmuşlardır. Eğer [Hz. Peygamber'in] cemî-i mantûkât vahiy mucibince olaydı bâzı ma'kûlâtına Hak Celle Şânuhu Cânibinden itiraz vârid olmaz idi. Ve afvı dahî guncayış pezîr olmaz idi. Nebî'ye (s.a) hitaben şöyle buyurdu: "'afâ'llahu anke lime ezinte." İmam-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî, Mektûbat, (Türkçeye çeviren Müstakîmzâde), 1860, II, 99 (96. Mektûb)

    Gayri metluv rivayetlerinin sıhhati de tartışmalıdır. Ravi zincirlerinde ciddi kopukluklar bulunmaktadır. Söz konusu rivayetler Bünyamin Erul gibi hadis alimlerinin ciddi metin ve senet tenkitlerine maruz kalmıştır.

    Korunmamış kimi haberlerin/iddiaların Allah sözüymüş gibi aktarılması "Herkesin gayrimetluv vahyi kendine" durumunu ortaya çıkartmıştır. Acı sonuç beşeri olanın ilahileştirilmesine yol açmıştır: "Sünniler/Selefiler"de hadis, "Şiiler"de imamet; "Sufiler"de aracılık kutsallaştırılmış…

    Gayrimetluv vahiy diye korunmamış, sübjektif kimi bilgileri Kur'ân gibi bir vahiy olarak kabul etmek ve sadece namazda kıraat olunmaz demek, ilâhi rehberliği sulandırmak demektir. Bu anlayış sonucunda Peygamberimize atfedilen ve gaybdan haber veren birçok rivayet dini kültüre sokulmuştur. İş bununla da kalmamış Peygamberimiz sonrası resul olmayan birçok şahsiyete de vahiy verildiği iddiasının önü açılmıştır. Bugün pek çok dini grubun kendi liderine Allah'ın kitap yazdırdığını düşünmesinin ve bu "yazdırılan" kitapların dini otorite kurmasının arkasında vahiy anlayışındaki bu algı hatası yatmaktadır. Bunun adı tek kelimeyle Hıristiyanlaşma temayülüdür.
    Sonuç olarak teoride ve pratikte Müslümanları bağlayan ve sorumlu kılan tek bir vahiy vardır o da İbn-i Abbas'ın belirttiği gibi Kur'ândır. Resulullah'ın Kur'ân'dan hareketle yaptığı beşeri tasarruflar/içtihadlar bizzat Kur'ân'ın itaat ayetleri kapsamında bizi ilgilendirir. Bu eylemlerin kaynağının Kur'ân dışı bir vahiy olduğunu göstermez. Resulullah'ın içtihadları/uygulamaları şayet evrensel nitelikteyse ve mütevatir (%100) bir uygulama ile bize ulaşıyorsa biz o uygulamaya itaat ederiz. Onun kaynağının ne olduğu gibi asla bilemeyeceğimiz bir alanda spekülasyona girip vahiy algımızı bulandırmayız.

    Kur'an'dan başka tüm haber kaynaklarını Kur'ân'ın furkân ölçüsüne vurur, bu ölçüte göre bilgileri değerlendiririz. Bu sebeple Tüm Müslümanların ortak Kitab'a bağlanmaları Kur'ân'ın kavramlarıyla ortak bir kavram dünyası ve tasavvura sahip olmaları gerekir. Bu müşterek tasavvur inşası sonrası ayrıntılardaki farklılıklar bir zenginlik olarak görülmelidir.

    Konuyla ilgili ayrıntılı ve daha derli toplu kitaplar tetkik edilebilir. Özellikle Mehmet Yaşar Soyalan'ın "Vahiy Savunması: Gayrimetuv Vahyin İmkansızlığı" (Anka Yay.), Prof. Dr. Said Hatiboğlu'nun "Hz.Peygamber ve Kur'ân Dış Vahiy" (Otto Yay.) isimli kitaplarıyla Doç. Dr. Bünyamin Erul'un "Sahabenin Sünnet Anlayışı" (TDV Yay.) kitabı ve "Hz. Peygamber'e Kur'ân Dışında Vahiy Geldiğini İfade Eden Rivayetlerin Tahlil ve Tenkidi" (İslâmiyat C:1 S.1) başlıklı makalesi okunabilir.


  14. 13
    kalpsizisi Üye
    ALLAH(C.C) SELAMI ÜZERİNİZE OLSUN İNŞALLAH. belki haddime değil ama bir kaç bilgide ben paylaşayım istedim.

    Oryantalistlerin başlattığı ve bazı Müslümanlarca da kabul gören “kuran dışında vahiy olmadığı ve sünnetin vahiy olmadığı” sloganları belli bir mesafe kat etmiş ve Müslümanların düşüncelerini bulandırmıştır. Bugün artık okulda, camide, çarşıda, pazarda bu türden insanları bulmak mümkündür. Bu Müslümanlar, sanki kendilerinin hak yoldan ayrıldıklarını müsteşrikler görmüşler de doğru olanı anlatıp onların hak yola dönmelerini istiyorlarmış gibi onların fikirlerini alıyor kurana ve hayata öylece bakıyorlar.Bu kişilerin eğitim ve öğretimleri ve entellektüel bakışları içine düştükleri durumu görmelerine yetmiyor.Sünneti hafife alan veya inkar eden bu kimselerin itirazlarına bakacak olursak, bütün meselenin çözüm noktasının “Kur-an’dan başka vahyin” Resulullah’a inip inmediğidir.Resulullah’a Kur-an’dan başka vahyin inip inmediğinden bahsedeceğim. Bunu yaparken de sünnetten değil Kur-an’dan yola çıkacağız.


    1.delil
    “Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi.” (Tahrim 3)
    Ayetten de anlaşıldığına göre Peygamber efendimiz, hanımlarından birine gizli bir söz söylüyor. Hanımı da bunu annelerimizden diğerine veya başka bir kimseye haber verince Allah-u zulcelal, Peygamber Efendimize vahiyle durumu bildiriyor. Allah (cc)’ın bildirdiği bu şeylerin bir kısmını, Nebi (as) hanımına bildiriyor, bir kısmını ise bildirmiyor. Böyle bir durumla karşılaşan hanımı ise bunu kimin bildirdiğini soruyor, Peygamber Efendimiz de “Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi”.
    Peygamberimizin zevcesine bildirdiği kısım hakkında bazı rivayetler söyleniyor olsa da bunlar bir yorumdan öteye gitmeyecektir. Söylemekten vazgeçtiği kısım hakkında ise hiç bir fikrimiz yoktur ve olamazda.
    Kur-an’ı Kerimin her hangi bir yerinde Allah (cc), Resulüne bildirdiği bu şeyin metnini vermemiştir. Yani Resulullahın eşine bildirdiği kısım ile bildirmediği kısmın metni Kur-an’da yoktur. Vahiy ise Allah’ın Resulüne olan bildirilerini taşır. İşte, yine böyle bir bildiriyi getirmiş olan Allah’ın vahyi, metniyle Kur-an’da mevcut olmayıp “vahyi gayri metluv” vahiyle Resulullah’a bildirilmiştir. Allah bildirdiğine şahadet ederken, Resul de “Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi”. (Ahzab 53) derken artık bundan öte bir kimsenin, Kur-anın iki kapağı arasından başka bir vahyin Resulullah’a gelmediğini söylemesinin, La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah, şahadetiyle bağdaşabileceğini söylemek mümkün değildir.
    Haram ve helallerle hayatı bir intizam altına alınan insanoğlu başıboş bırakılmamıştır. (Kıyame 36) O halde, yüce Allah’ın, hanımları arasında ki basit bir konuşma için Kur-an’dan ayrı, Nebisine vahiy indirdiğini kabul edip, külli kaideler içeren şu Kur-anın ayetlerinin açıklanmasında Allah’ın vahiy göndermeyeceğini iddia etmenin ilim ve irfan adına ifade edeceği hiçbir gerekçesi yoktur. Allah “indirdim” derken “indirmedi” diyen bu insanlar acaba, Kur-an’dan bir hakikati inkar etmenin sahibini nasıl bir konuma düşüreceğinin bilincindelermi?çıkaracağını biliyorlar mı
    2.delil
    “Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.” (Ahzab 37)
    Peygamber efendimiz, halasının kızı olan Zeyneb binti Cahşı, (Hadislerle Kur-anı Kerim tefsiri İbni Kesir c.12 sayfa 6544) Zeyd b. Harise’ye nikahlamak istemişti. (Lubabun Nukul fi Esbabin Nuzum, Suyuti s. 178,179 Medarikut Tenzil ve Hakakut Tenzil, Nesefi c.3 s. 304 Celaleyn s. 389 ) Fakat Zeyneb (ra) ilk önce tereddüt etmiş mazeret öne sunmuştu. (Nubabul Nukul s. 178 ) Bunun üzerine şu ayet:
    “Allah ve Resûlü bir konu hakkında hüküm verince, inanmış bir erkek ve kadının kendiliklerinden seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab 36) ayet nazil oldu. Bu ayetten sonra Zeyneb, Zeyd ile evlenmiştir.( Nubabul Nukul s. 179)
    Bir müddet iyi giden evlilikleri bozulmaya başlayınca Zeyd, Resulullah (sav)’e gelir ve aralarını ayırmasını ister. Efendimiz (as) Zeyd’e nasihat eder ve eşinden ayrılmamasını tavsiye eder. Aradan bir müddet daha geçince yürümeyen evliliğin tefriki için Zeyd, Peygamber Efendimize ikinci ve üçüncü defa gelir. Peygamber (as) her seferinde nasihat edip eşini nefsinde tutmasını ve Allah’tan korkmasını Zeyd’e tavsiye etmişse de artık başka çıkar yol kalmamıştı. Nihayet Zeyd ve Zeyneb’in aralarını tefrik eder. Ama bütün bunlar olurken Allah Resulünde bir korku bulunmaktaydı. Acaba bu korku neydi?
    Doğrusu bu korkunun ne olduğu hakkında yenilmez yutulmaz öyle şeyler söylendi ki; bilmem Resulullahı böyle büyük bir iftiraya layık görebilmek için acaba (Resulullahın kadir ve kıymetini taktir konusunda) ilim ve irfandan ne kadar uzak ve vicdansızlığın hangi uç noktasında olmak gerekir.
    Allah’ın kendisinde güzel örnekler bulunduğuna şahitlik ettiği (Ahzab 21), Rabbi Zülcelalin terbiyesinde yetişen, kendisine itaatın farz kılındığı, (Nisa 59, Ahzab 36, Nur 63, Nisa 80 ) ve bununda imandan addedildiği (Nisa 65,115) insanlara namusları korumayı öğretecek bir Resul olan Muhammed hakkında, oğulluğunun zevcesine göz dikip “boşasa da ben alsam” demeyi, o şahsiyete layık görebilmek, kasıt yoksa, bırakın da diyelim ki, büyük bir cehalettir.
    Esasen bu gibi haberler zaten sahih olmadığı için (İbni Kesir age. c. 12 s. 6544) biz burada, “küçüklüğünden beri beraber yaşadığı Zeyneb’in güzelliğini yıllar sonra kapı ağzında mı gördü, oysa Zeyneb’i, Zeyd’e isteyen de Resulullahın bizzat kendisidir”, diyerek haberin metninin, İslam hakikatlerine uymayacağı bahisleriyle sayfaları kabartmayı istemiyoruz. Allah Resulünün Makam-ı Mahmud’ta tâcı güneş gibi parlamaktadır. Onun duruluğunda, aydınlığında hiç bir yarasa ruhlu insanın iftiraları bulunmayacaktır.
    Yukarıda Zeyd’in, Zeyneb’ten ayrılışının ilk habercisi olan şikayetler başlayınca, Allah Resulünün nefsinde bir korkunun başladığından bahsetmiştik. O halde nedir bu korku? Onu açıklamaya çalışalım. Zeyd, cahiliyye de Resulullah’a köle olmuş, ama Resulullahın azat edip kendisine evlatlık olarak aldığı bir sahabedir. Fakat Allah Zeyd’in, Resulullahın evladı olmadığını, İslam da böyle şeyin olmadığını ve evladı olmadığı için de kişinin evlatlığının eşini boşadığı zaman, onunla evlenmesinde bir mahzur olamadığını göstermek istemişti. Yani Allah (cc) evlatlığı ortadan kaldırmak istemiş ve kişinin, oğulluğunun boşadığı hanımıyla evlenmesinde şer’an bir mahzurun olmadığını göstermeyi istemiştir. Fakat cenabı Allah bu ilk uygulamayı Resulullahın bizzat kendi nefsi üzerinde uygulamayı dilemiş ve Resulullah’a, Zeyd’i Zeyneble evlendirip daha sonra Allah’ın onları tefrik ettiği gün de Nebi (sav)in Zeyneb ile evlenmesini Peygamber Efendimize emretmişti. Yani Resulullah (as), Zeyd’i Zeyneb ile evlendirirken daha işin başında ne olacağını biliyordu. Konuyla alakalı olarak İbn Kesirde şöyle bir rivayet geçiyor: İbn Ebu Hatim der ki, “Bize babam… Ali b. Zeyd ibn Cüdandan nakletti ki o şöyle dedi:. Hüseyin oğlu Ali bana. “Allah’ın açığa vuracağı şeyi de içinde saklıyor, insanlardan da gizliyordun.” Kavli hakkında ne dediğini sordu. Ben de ona anlattım. Sonra dedi ki: “Hayır, Allah Resulü onu Zeyd’le evlendirmezden önce, Zeyneb’in kendi eşleri arasında olacağını çok iyi biliyordu. .Zeyd eşinden şikayet etmek üzere Peygambere gelince, Resulullah ona Allah’tan kork ve eşine sahip ol, dedi. İşte bunun üzerine Allah Teala Resulüne buyurdu ki: Ben, seni onunla evlendireceğimi haber vermiştim. Sen ise“Allah’ın açığa vuracağı şeyi de içinde saklıyorsun.” Suddi’den de bu şekilde söylediği rivayet edilir. (Age c. 12 s. 6544-6545) İbn Cerir Taberi bu konuda şöyle diyor: Zeyneb’in Peygamberle evlendirilmesini isteyen Allah Azze ve Celle idi. (Age c. 12 s. 6545)
    Rivayetlerin ışığında tekrar edelim ki, Zeyd’in Zeyneb ile evlenmesini Peygamber (as)’a Allah (cc) emretmiş, ayrıldıklarında da Peygamberin, Zeyneb ile evleneceğini daha işin başında biliyordu. Bu evlendirme işini bizzat Cenabı Allah’ın emrettiği ayette:
    “Allah ve Resulü bir şeye hükmettiği zaman…” Ahzab 36) ifadesiyle açıktır. Emir Allah’tan gelmiş, Resulullah uygulamıştır.
    O günkü Mekkeli Arapların geleneklerine göre bir baba, evlatlığının boşadığı eşiyle evlenemez idi. Bunu tarihi kayıtlarda görebileceğimiz gibi bir sonraki ayette geçen
    “…biz onu sana nikahladık ki (bundan böyle) evlatlıkları karılarıyla ilişkilerini kestikleri zaman o kadınlarla evlenmek hususunda mü’minlere bir güçlük olmasın.” (Ahzab 37) ibaresinden de anlamaktayız.
    İşte şu açıklamadan sonra, sanırım Allah’ın Resulünü korkutan şeyin ne olduğunu daha iyi anlayacağız. Resulullahın korktuğu şey; toplumun çirkin gördüğü bir şey olan, babanın evlatlığının boşadığı eşiyle evlenmeyi, Allah’ın emriyle bizzat gerçekleştirmekle karşı karşıya kalma durumunda olması idi.
    Düşünün, babanız size evlatlık bir kardeş alsaydı, sonra bir gün onu evlendirip yuvalarını kursaydı ve daha sonra onlar ayrılınca babanız, kardeşinizin bu hanımını nikahı altına alsaydı, bu size garip gelmez miydi? Ben bunu, İslam’ın bu gibi engelleri ortadan kaldırdığı şu ortamda söylüyorum. Bu garipsemenin boyutunu bir de Allah’ın Resulünün dönemi içerisinde düşünün. Soy-sop ilminin revaçta olduğu, insanların köle-hür statüsüne büründüğü asalet-sefalet kavramlarının topluma hakim olduğu, kölelerin insan mı yoksa değil mi düşüncelerinin zihinlerde dolaştığı dönemi düşünün. Herkesin birbirini tanıdığı bir ortamda, toplumun ayıp olarak nitelendirdiği bir şeyi yapacaksınız. Allah’ın Resulü utangaç bir bekar kızdan daha çok haya sahibi idi. Ve işte o Nebi böyle bir ortamda (tabir caizse) toplumca ayıp addedilen bir işi bizzat yaparak bunu Allah indinde ayıp olmadığını gösterecekti. O da bir insandı Zeyd kendisine gelip de evliliklerinin yürümeyeceğini haber verince, Allah’ın hükmüne bağlandığı anın yaklaştığını hissediyor ve toplumun ayıp dediği şeyin, artık adım adım kendisine yaklaştığını görmeye başlayınca korkusu ve kaygısı da başlıyordu. Ama Allah’ın Resulü Zeyd’e Onu nefsinde tutmasını ve Allah’tan korkmasını tavsiye etti. Bu hal üç kez tekrarlanınca Allah’ın Resulü onların arasını tefrik etti. İşte toplumun ayıp dediği şeyi Allah’ın Resulü o haya boyutunun genişliğinden dolayı insanlara söyleyemiyor, onlardan gizliyordu. Konuyla ilgili ayet şöyle:
    “Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.” (Ahzab 37)
    Buraya kadar olan açıklamalarımız ayet hakkındaki yüzeysel bilgi idi. Şimdi gelelim vahyi gayri metluv’a delaletine. Dikkat ederseniz ayette şöyle bir ibare geçmişti, “Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun..”
    Peygamberin nefsinde gizlediğinin ne olduğunu tekrar edecek olursak, Zeyd, Zeyneble boşandıktan sonra Resulullahın, Zeyneble evlenecek olmasıdır. Allah’ın Resulü bunu insanlardan gizliyordu ve çekiniyordu.
    İkinci delilimizin başında Resulullahın gaibi bildiğini açıklamıştık. O halde soruyoruz: İleride Peygamber efendimizin Zeyneble evleneceğini Allah (cc) Kur-an’ın herhangi bir yerinde vahyetmemişken Peygamber Allah’ın açığa vuracağı bu gaibi bilgiyi nereden bildi? Oysa İsa dahi olsa bir insanın nefsinde ne olduğunu bilmeyeceğini Kur’an bize haber veriyor. (Maide116)
    Peygamber Efendimizin ileride olacak olan böyle bir hadiseyi bildiğini Allah (cc) ikrar ediyor ve diyor ki; “Allah’ın açığa vuracağı şeyi insanlardan çekinerek içinde gizliyorsun.” Peygamber (as)’ın nefsindekini bilgiyi ve bu bilgiyi Kur-an’ın herhangi bir yerinde daha önce vahyedilmiş olarak da bulamayacağına göre bu bilgiyi nereden buldu? Resulullah bir kahin değildir ve kahine gidip onu tasdik edenin kafir olacağını da söylemektedir. (Resailüs Selefiyye, Şevkani,s.13)
    O halde bu bilgi Resulullah’a, Allah (cc)’dan vahyin üç yoldan biriyle gelmiş bulunmaktadır. (Şura 51) Ve bu bilgi Kur’anın iki kapağı arasında bulunmamaktadır. Demek ki, Allah’ın Resulüne Kur-an’da bulunmayan vahiyler de gelmektedir. “İmana yer bulabilmek için bilgiyi inkar ettim” (Din felsefesi, Mehmet s. Aydın, s20) dediği gibi, “Kur-an’ın sıhhatini korumak için sünnetin vahiy olduğunu inkar edip terk ettim.” diyenler, acaba Kur’andan bir hakikati inkar ettiklerinin farkındalar mı? Allah Zulcelal, bu cehalete hidayet buyursun


  15. 14
    kalpsizisi Üye
    3.delil
    “Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.” (Bakara 144)
    Bu ayetle, Resulullahın Medine’de yöneldiği Beyt-ül Makdisten değil de, gönlünün Kabe’yi arzuladığı açıktır. Eğer Beyt-ül Makdise kendi isteğiyle dönmüş olsaydı, neydi onu Kabe’ye dönmekten men eden şey? Neden Beyt-ül Makdise kendi isteğiyle döndüğü gibi Kabe’ye de dönmüyordu?onlar diyeceklerdir ki; “Allah’ın Resulü önceki ümmetlere veya kendi görüşüne uydu.” Yani onlar bu sözleriyle, Resulullahın Beyt-ül Makdise yönelmesinin Allah’u Tealadan gelmediğini anlatmak isteyeceklerdir. Bu, onların, dinde samimi olmadıklarının bir sonucudur. Onlar hak zahir olunca işittik ve itaat ettik diyenler değil, (Nur 51) ifsat etmelerine rağmen, “Biz ancak ıslah edicileriz” (Bakara 11) diyecek kadar nankör olmalarındandır.
    Oysa bu kimseler, Resulullahın hiç bir haram ve helal koyamayacağını, eğer böyle bir şey kabul edilirse Allah’ın Resulünün, ilah kabul edinilmiş olacağını söyler ve bu sözleriyle de bütün ulemayı tenkit ederler. O halde bu kimseler söylesinler, Allah’ın Resulü tecrübesinden veya Allah’tan bir haber gelmeden aklınca önceki şeriata uyduğunu söylemekle acaba, Resulullahı ilah edinenler bizzat kendileri olmuyorlar mı? Biz diyoruz ki, bu emir Allah (cc)’ın emridir ve Resulullahda bu emre uymuştur.O her iki yöne de Allah’ın emriyle dönmüştü. Zaten bundan öte bir yetkisi de yoktur. Resulullah (as) namazda Kudüs’e yönelirken de bizzat Allah’a itaat ediyordu. Zira kendisine vahyedilenlerden hiç dışarı çıkmaz, vahy gelmeden bir mesele hakkında karar vermezdi. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
    “De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” (En-am 50)
    “De ki: Ben ancak Rabbim den vahyolunana uyarım.” (Araf 203)
    “Onlara âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir! dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunan dan başkasına uymam. Çünkü Rabbim’e isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.” (Yunus 15)
    “De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.” (Ahkaf 9)
    Vahyedilenden başkasına uymam diyen Resulullah’a, hayır, uyabilirsin deyip de Kudüs’e dönmesini kendi arzu ve hevasına bağlayanlar hata etmişlerdir. Eğer Resulullah kendi heva ve hevesine uyduysa bu kıbleden, yani Beyt-ül Makdis kıblesinden memnun olması gerekirdi. Oysa Resulullah yahudilerin çıkardığı dedikodulardan dolayı kıbleyi, İbrahim’in kıblesi olan Kabe’ye dönmeyi çok arzu ediyordu.
    Resulullahın Kabe’ye dönmesini emreden ayetler bellidir. Peki Beyt-ül Makdise dönmesini emreden vahiy nerededir? Kur-an’ın her hangi bir yerinde Allah (cc), Resulünün Beyt-ül Makdise doğru namaz kılmasını emretmiş değildir. O halde bu emir Resulullah’a hangi yolla gelmiş olabilir? Elbette ki, vahyi gayri metluv olan vahyin ikinci yoluyla. Demek ki, Resulullah (as) Kur-an’da mevcut olmayan veya mevcut olan mücmel ifadenin kapsamını, detaylarını nefsinden veya tecrübesinde değil, bizzat Allah Zülcelalden gayri metluv vahiyle almaktadır.
    4.delil
    Nadiroğullarının Peygamber Efendimizi öldürme teşebbüslerinden dolayı, Müslümanlarla, Nadiroğulları arasında savaş olmuştur. (İbni Kesir, c.14, s.7800.7804) Bunun üzerine, Allah Resulü, Nadiroğulları’nın sağlam kalelerini muhasara etmiş, onların ümitlerinin kesilmesi ve teslim olmaları içinde, Nadiroğullarının hurmalıklarının belli bir bölümünün kesilmesini emretmişti. Bunun üzerine hurmalıkların bir kısmı kesilmiş, fakat daha sonra aralarında ihtilaf çıkmıştır. Resulullah’a gelip “Ey Allah’ın Resulü, kestiğimizden dolayı bize bir vebal, bıraktığımızdan dolayı da bir günah var mı?” diye sormuşlardır. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Haşr suresinin 5. ayetini inzal buyurdu. (Lubabun nukul s.214, İbn Kesir c.14 s.7804) İnen bu ayetle Cenabı Allah müminlerin düşmüş olduğu meseleye çözüm getirmiştir. Ayette Allah (cc) şöyle buyuruyor:
    “Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah’ın izniyledir ve O’nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir.” (Haşr 5)
    Ayetin ifadesinde de açıkça anlaşılacağı gibi, müminlerin arasında tartışmaya yol açan hurmalıkların kesilmesi, bizzat Allah’ın emriyle olmuştur. Kur-anın her hangi bir yerinde hurmalıkların kesilmesi hakkında daha önceden inzal olan bir ayet yoktur. Olaydan, yani tartışmadan sonra konuyla ilgili inen bu ayet tekdir. O halde Resulullah, Allah’ın izniyle olan bu hurmalıkların kesilmesi emrini, Kur-anda olmayan bu vahyi, vahyi gayri metluv olan vahyin ikinci yoluyla almıştır.
    Ne var ki, konuyu gereği gibi anlayamayanlar bu hususta da hataya düşmüşlerdir. Müsteşriklerden veya Müslüman evlatlarından olan inkarcılar şöyle bir itirazda bulunmaktadır: “İlk bakışta tamamen doğru gibi görünen bu mantık yürütmenin, ayet yakından incelendiğinde tartışmalı bir hal aldığı görülmektedir. Zira ayetten, ileri sürülen mananın çıkarılması “izin” kelimesine, “müsaade etmek” anlamı verilmesi esasına dayanmaktadır. Ancak bu kelime Arapça da bu anlamda kullanılmakla beraber, onun asıl anlamı “bilmek, bilgisi dahilinde olmaktır.” (İslam düşüncesinde sünnet, Hayri Kırbaşoğlu s. 265), diyen yazar, söz konusu ayetin, ancak ilk anlamı kabul edildiği takdirde delil olabileceğini öne sürmekte ve Mevdudi’den bir nakil alarak, kesme emrinin Resulullah’a ait olduğunu söylemektedir. (age, s.266)
    Doğrusu mezkur delilde öncelikli itirazın Müslümanlar tarafından geliyor olması bizi üzmektedir. Üstelikte hatalı olarak.
    Olaya dikkatlice bir bakalım: Allah Resulünün emriyle sahabe hurma ağaçlarının bir kısmını kesmişlerdir. Ama daha sonra aralarında ihtilaf çıkmıştır. Konuyu Allah Resulüne arz ederek bir günah işleyip işlemediklerini sormuşlardır. Zira bu onlara ağır gelmişti. (Lubabun nukul s.214) Bunun üzerine Cenab-ı Allah, sahabenin bu ihtilafına dair vahy göndermektedir. Dikkat edilirse, vahiy sahabenin söz konusu durumuna binaen iniyor. O da, acaba “Biz hatamı ettik, bir günaha mı girdik” demeleridir. Buna göre ayetin ifade edeceği husus, “Hayır, bu sizin yaptığınız işten dolayı size bir günah yoktur. Zira bu, benim emrim ve müsaademle olmuştur.” şeklinde olacaktır. Yani mesele, Allah’ın olan şeylerden haberdar olması meselesi değildir. Bu yüzden ayetteki “izin” kelimesine Allah’ın olan şeylerden, yani hurma kesilmesi hadisesinden haberdar olması ve bilgisi dahilinde olması manasını veremeyiz. Çünkü bu mananın, sahabenin yaptığı ve aralarında çıkan “günah mı ettik acaba” tartışmasına cevap olacak bir konumu yoktur.
    Eğer Allah Zülcelalin bir şeyden haberdar olması, o şeyin helal olduğuna delalet ediyorsa, Allah sarhoşun içkiyi içtiği anda da onun bu içişinden haberdardır, ve bunun da o içkinin helal olduğu anlamına gelmesi gerekirdi. Oysa içkinin haram olduğu bellidir. Yani Allah Zülcelal, her kötülüğün yapıldığı esnada ondan haberdardır. Ama Rabbimizin bir şeyden haberdar olması onun helal ve caiz olduğuna delalet etmez. Bu yüzden ayetteki “izin” kelimesi bu davranışlarının bizzat Allah tarafından müşahede edilmiş, izin verilmiş olması manasına alınması ayetin sebebi nüzul açısından uygun olanıdır. Zaten izin kelimesinin müsaade etmek manasına geldiğini beyan eden lügatlerde onun bir şeyi helal kılmak, birine veya birilerine söz konusu meseleyi mubah kılmak anlamlarının olduğu da belirtilmiştir. (Mu’cemul Vasit, bkz.. ezn mad)
    Ayrıca konunun, Resulullahın ictihadıyla hiçbir alakası yoktur. Zira Efendimiz (as) Allah’ın emri gelmeden bir görüş belirlemez, bir meselede Allah’ın önüne geçerek meseleyi karara bağlama durumu yoktur. Bunu da inşallah ileride açıklayacağız. O Resul (as), Allah’ın emrinden başka bir şeye istinat etmez, Allah’u Tealanın emrini beklerdi.
    Resulullahın emrinin Allah’tan geldiğini bilen ashabı kiramın aralarında ihtilaf çıkması, onların bu davranışlarından dolayı kimseyi tereddüde düşürmesin. Zira ashab gökten inmiş bir topluluk değildir. Onlar da bizim gibi bir beşerdirler.
    Sahabenin ihtilafına sebep olan nokta şudur: Resulullah yağmacılığı nehyetmişti. Ben-i Nadir gazvesinde ki savaş bir hiledir. Peygamber efendimiz bir ara sahabesine, hurmalıklardan belli bir bölümünü kesmeyi emretmiştir. Bunun üzerine Nadiroğulları kalelerinden yüksek sesle şöyle bağırdılar: “Ya Muhammed doğrusu sen, bozgunculuğu yasaklar ve bozgunculuk yapanı kınardın. Hurmaları kesmek ve yakmakta ne oluyor öyleyse? (İbn Kesir,c.14,s.7801,7804)
    Ağaçlardan bir kısmını kesmekte olan sahabe onların bu sözünü duyunca bazı kimselerin de bu sözden etkilenerek aralarında çıkan bu ihtilaftan kalplerini ve gönüllerini tatmin etmek, günahtan emin olmak için meseleyi Resulullah’a arz ederler. Cevap yüceler yücesi Allah Tealadan gelir ve yaptıklarının bizzat kendi izni ile olduğunu Resulüne belirtmiştir.


+ Yorum Gönder
Git 12 Son