Dört Mezhepte: Satışı Caiz Olanlar Ve Olmıyanlar 5 üzerinden 3.00 | Toplam : 3 kişi
  1. 1
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 0
    Tecrübe Puanı: 0
    Yer: çalışma odam:)

    Dört Mezhepte: Satışı Caiz Olanlar Ve Olmıyanlar


    SATIŞI CAİZ OLANLAR VE OLMIYANLAR
    Temiz olan aynın satışının sahîh olduğunda icmâ' ettiler. Dâvûdun hilâfına, Umm-ül veledin satışının caiz olmadığında ittifak ettiler. Hazreti Alî ve Ibni Abbâs (radıyallahü anhümâ) da böyle buyurdular. Aynı şekilde, teslimi mümkin olmıyan şeyin, meselâ havadaki kuşun, denizdeki balığın, kaçmış kölenin satışının caiz olmadığında ittifak ettiler. Ibni Ömer (radı­yallahü anhümâ), kaçan kölenin satışı caizdir buyurdu. Ömer bin Abdülazîz ve Ibni Ebû Leylâ, havadaki kuşun, büyük havuzdaki balığın, elde edilme­sinde, tutulmasında büyük zorluk olsa da, satışına cevaz verdiler. Misk satışının sahîh olduğunda icmâ' ettiler. Kadının sütünün temiz olduğunda, Mushaf satın almanın caiz olduğunda ittifak ettiler. Satmasında ise ihtilâf ettiler. İcmâ' ve ittifak mes'elelerinden bulduklarım bunlardır. İhtilâf et­tiklerine gelince:
    Bunlardan biri, Şafiî ve Ahmedin, aslı necis olan, köpek, domuz, şa-rab, gemre [kurumuş hayvan tersi] gibi şeylerin satışı caiz değildir. Köpek telef [helak] olur yahud köpeği telef ederse, kıymetini ödemez. Bunun gibi, üç imama göre, su ile yıkansa da, necs olan şeyi satmak caiz değil­dir. Ebû Yûsuf, necis olmuş yağın, yıkanmamış olsa da satışı caizdir dedi. Yine o, köpeğin ve hayvan gübresinin, müslimanın, şarab ve nebîz satışında ve satın alınmasında zimmiyi vekil ettiği zaman, satış caizdir buyurdu. Mâlikin eshâbından bazısı, köpeğin satışı mutlak olarak caizdir buyurdular. Bazıları da mekrûhdur dediler. Bazıları, tutmasına mezun, ya'nî saklanmasına beslenmesine izin verilmiş köpeğin satışı caizdir dedi­ler. Birincisi müşeddeddir. İkincisinde tahfîf vardır. Üçüncüsü muhaffef­dir. Dördüncüsünde teşdîd vardır. Beşincisi mufassaldır. Bu kavillerin her-birinin, sahibinin içtihadına göre tevcîhi vardır. Bununla beraber, hayvan gübresinin, tersinin, şarabın hilafına, satışının yasaklığına dâir bize bir delil gelmedi. Ebû Yûsufun, bir müslimanın şarab satışında, bir zimmîyi vekil etmesinin caiz olmasını, vekili, sefirden ayrı görmesine hami edilir. Hadîs-i şerîfde, şarabı satana la'net edildi. Burada o, müsliman değil, zim-mîdir.
    Biri de, üç imamın, müdebberin, ya'nî efendisi, ben ölünce âzâd ol­sun dediği kölenin satışı caizdir kavli ile, Ebû Hanîfenin, tedbîr mutlak olursa, caiz değildir kavlidir. Birincisi muhaffef, ikincisi müşeddeddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Birincisi, tedbîrden sonra müdebberin semenine [bedeline] muhtaç olan küçüklere mahsûstur. Bu durumda, müdebberin satılması ve bedelini zarurî ihtiyaçlarına sarfının caiz olması, ümmete kolaylık ve rahmet olur. Bu müdebberin azadından daha uygundur. İkinci kavlin vechi, tedbîr ile kalbini Allahü teâlâya bağlayıp, niyyet edince, bundan rücû' caiz olmaz. Bu, büyük evliyaya ve devlet adamlarına mahsûsdur.
    Biri de, üç imamın, vakıf malı satmak caizdir kavli ile, Ebû Hanîfenin, hâkimin hükmü ona bağlı olmayınca, satışı caiz olur. Zira vakfın çıkması, vesayânın çıkmasıdır. Birincisi müşeddeddir. İkincisinde tahfif vardır. Böy­lece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Birincisi, bir evvelki mes'eledeki gibi, büyüklere, ikincisi küçüklere mahsûsdur. Nitekim, vasiyyetinden rü­cû' etmek caiz olduğu gibi, vakfından da rücû' caiz olur. Bilhassa ona muhtâc olur ve hâkim onda hüküm vermemiş bulunursa.
    Biri de, Şafiî ve Ahmedin, kadın sütünün satılması caizdir kavli ile, Ebû Hanîfe ve Mâlikin, caiz değildir kavlidir. Birincisi muhaffef, ikincisi müşeddeddir. Birinci kavlin vechi, satışının: «Sizin hesabınıza çocuklarınızı emzirirlerse, o zaman ücretlerini verin» âyetine girmesidir. Ücretlerini on­lara veriniz, satışının sahîh olduğuna işaret etmektedir. İkinci kavlin vechi, âdet olarak, insan sütüne, insanlardan başkasının ihtiyâcı olmamasıdır. Şurası örf hâline gelmiştir ki, bir kadının, sütünü bir din kardeşinin ço­cuğuna ücretsiz içirmesi, insan nev'inin şerefi içindir.
    Biri de, Şâfiînin ve iki rivayetinin birinde Ahmedin, Mekke evlerinin satılması caizdir. Çünkü sulh yolu ile feth edilmiştir kavli ile, Ebû Hanîfe­nin ve esah rivayetinde Ahmedin, satışı ve kiraya verilmesi sahîh değildir: sulh yolu ile feth edilmiş olsa da kavlidir. Birincisi muhaffef, ikincisi müşed­deddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Birinci kavlin vechi, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem), Ukayl, Alî ve Abbâsın (radıyal-lahü anhümâ), Medîneye hicret ettiklerinde, evlerini satmalarındaki takri­ridir. İkinci kavlin vechi, Mekke, Allahü teâlânın husûsî huzurudur. Bunun için satılması ve kiraya verilmesi olmaz. Nitekim Allahü teâlâya edeben, mescid satılmaz ve kiraya verilmez. Çünkü bunda, kulun, keşf ve müşa­hede ile Allahü teâlânın huzurunda olduğu halde kendinin mülkü oldu­ğunu görmesi vardır. Zira alış - verişin meşru' olması, aslında ancak Rab-binden perdelenmiş kimse içindir. Gözündeki perde kalkarsa, Allahdan başkasını görmez olur. O zaman kiminle satış yapabilir? Bunun içindir ki, bazı mutasavvuflar; «Peygamberlere ve evliyaya zekât yoktur, çünkü on­ların önlerindeki perde kalkmıştır. Onlar, Allahü teâlâyı müşahedede olup, mülk ve malı gerçekte Onun görüp kendilerinin görmezler» demişlerdir. Gerçi cumhur bunun aksini söylemektedir. Zira insan olmak hasebiyle, kulun şerîatin ahkâmını yerine getirmesi şarttır.
    Biri de, iki kavlinin ercahında Şâfiînin, sahibinin izni ile Mâlik olma­dıkça bir şeyi satmak sahîh değildir kavli ile, Ebû Hanîfenin ve iki rivaye­tinin birinde Ahmedin, sahîhdir, ama mâlikinin iznine bağlıdır kavlidir. Bu da, Şâfiînin iki kavlinden eskisidir. Satın almak ise böyle değildir. Çünkü Ebû Hanîfeye göre, o izne bağlı değildir. İmam Mâlik ise, satma ve satın alma izne mevkufdur, bağlıdır buyurdu. Birincisi müşeddeddir. İkincisinde tahfîf vardır. Üçüncüsü muhaffefdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Kavillerin tevcîhi zahirdir. Çünkü izin, akd hâlinde mülk olunan şeyin satışı ile buna mülhak olur. Bu da ancak takdîm ve tehîrdir.
    Biri de, Şâfiînin ve muhammed bin Hasanın, mutlak mülkü olmadık­ça, akar veya menkul mal olsun, kabzından önce satış yapmak caiz de­ğildir kavli ile, Ebû Hanîfenin, akarın kabzdan önce satışı caizdir kavli, ve Mâlikin, yemeği kabz etmeden, almadan önce satmak caiz değildir, diğerleri caizdir kavli, ve Ahmedin, mebî', ya'nî satılacak mal, ölçü, dartı, yahud adetle, sayıyla sa|tılan cinsten, ise, kabzdan önce satışı caiz değildir, bundan başkası ise caizdir kavlidir. Birincisi müşeddeddir. İkincisinde tahfîf vardır. Üçüncüsünde tafsîl vardır. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Birinci kavlin vechi, kabz olunmıyan şeyi sat­mayı, Şerîatin sahibinin men' etmesidir. İkinci kavlin vechi, satış vâki' olduktan sonra, ve kabzdan önce genel olarak akarın, gayr-i menkûlün değişikliğe uğramamasıdır. Mâlikin kavlinin vechi, yemeğin, yemekten baş­kasına göre çoğunlukla değişmesidir. Ahmedin kavlinin vechi, âdet olarak, ölçü, dartı ve sayı ile satılan malların kabzının,kolay olmasıdır. Bunların kabzı zor değildir.
    Biri de, üç imamın, menkul malda kabz, onu götürmekle olur; akar ve ağaçtaki meyve gibi nakl olunmıyan mallarda, tahlîye, boşaltma, dev­şirme ile olur kavli ile, Ebû Hanîfenin, kabz, hepsinde, tahliyye ile olur kavlidir. İki kavlin de vechi zahirdir. Birincisini alırsak, taşınabilen malın ele girmesi kolaydır. O halde bu cins malların kabzı taşıma ile hâsıl olur. Akar böyle değildir. İkinci kavlin vechi, satıcı, müşteri ile mebî' arasını tah­liye edince, ya'nî alıcı ile mal arasından kendisi çekilince, alıcıya vermiş olur. Böylece taşımaktan maksad hâsıl olmuş olur.
    Biri de, üç imamın, mechûl olan aynı, meselâ kölelerden birini, yahud elbiselerden birini, sattım demek caiz değildir kavli ile, Ebû Hanîfenin, üç köleden biri veya üç elbiseden birini, muhayyerlik şartı ile satmak caiz­dir. Üçten çoğunda ise caiz değildir kavlidir. Birincisinde teşdîd vardır. İkincisinde tahfîf vardır. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. iki kavlin de vechi zahirdir. Çünkü muhayyerlik şartı, işi rızâya götürür. Sanki müşteri, burada bir ayıb varsa, ayba razı olur.
    Biri de. Mâlikin ve iki kavlinin ercahında Şâfiînin, akdi yapan iki ki­şinin yanında bulunmıyan ve sıfatları bildirilemiyen ayn bir malın satılması sahîh değildir kavli ile, Ebû Hanîfenin, sahîhdir ve müşteri için, gördüğü zaman muhayyer olmak vardır kavlidir. İmam Ahmed de, kendisinden bil­dirilen iki rivayetinin esahhında böyle buyurdu. Ebû Hanîfenin eshâbı ise, cinsi ve nev'i bildirilmediğinde, meselâ koynumda olanı sana sattım gibi, hallerde ihtilâf eylediler. Birincisi müşeddeddir. İkincisinde tahfîf vardır. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. O halde birincisi, ekseriyetle akd ile görme müddeti arasında bozulabilen şeylere, ikincisi de, ekseri­yetle bozulmıyan şeylere hami edilir. Şâfiîden bazıları da böyle buyurdu. Biri de. üç imamın, a'mânın, ya'nî gözleri görmiyen bir kimsenin, alış verişi, icâresi, rehni, hibesi sahîh olur ve o şeye dokunduğunda mu­hayyerliği vardır kavli ile, Şâfiînin iki kavlinin ercahında, alış verişi, ancak, kör olmadan evvel görmüş olduğu, demir gibi değişmiyen şeylerde sahîh olur kavlidir. Birincisi muhaffef, ikincisi müşeddeddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Birinci kavlin vechi: «Alış veriş razı olmaklıktır» hadîs-i şerîfidir. A'ma da buna razıdır. İkinci kavlin vechi, a'ma iyisi ile kötüsünü, yenisi ile eskisini, geçerli olanla kalp olanını bilemez. Çoğu za­man, bir başkasının, rengi, kalitesi bozuktur demesi ile pişman olur ve utanarak, sıkılarak iade etmek zorunda kalır.
    Biri de, üç imamın, fasulyeyi üstündeki kabuğu ile satmak sahîh de­ğildir kavli ile, Ebû Hanîfenin, caizdir kavlidir. Birincisi müşedded olup, verâ' ehline mahsûsdur, ikincisi muhaffef olup, avama mahsûsdur. Böy­lece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de. üç imamın, buğdayı başağında iken satmak caizdir kavli ile, iki kavlinin ercahında Şâfiînin, sahîh değildir kavlidir. Birincisi muhaffef olup, avama, ikincisi müşedded olup büyüklere mahsûsdur. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu.
    Biri de, üç imamın, kovandaki arıyı, görünüyorsa satmak sahîhdir kavli ile, Ebû Hanîfenin, arıyı satmak caiz değildir kavlidir. Birincisi mu­haffef olup, avama, ikincisi müşedded olup, büyüklere mahsûsdur. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. İnsanların bundan fâidelenmelerinin yolu, sahibinden onu hibe olarak almakladır. Çünkü kovandaki arının sa­yısı, ağırlığı ve ölçüsü bilinemez. Bunun için de, satışa girebilen şeylerin dışında kaldı.
    Biri de, üç imamın, hayvanın memesindeki sütü satmak caiz değildir kavli ile Mâlikin, süt sağılan kabın ölçüsü bilinince, belli günler için satışı caizdir kavlidir. Birincisi müşedded olup, delili, bu husûsdaki sahîh hadîs-i şerîfdir. İkincisi muhaffef olup, çoğu zaman, insanların, belli günler için bunda müsamahakâr davranmalarıdır. Hattâ, biz, ineğinin sütünü bir ay ve daha çok süre için mubahtık ve hîbe yolu ile vereni gördük. Birincisi verâ' sahibi büyüklere, ikincisi, satması gönlüne hoş gelen avama mah­sûsdur.
    Biri de, üç imamın, Mushafın satışı, kerâhatsız mubâhdır kavli ile, Ahmedin ve iki kavlinin birinde Şâfiînin, mekrûhdur kavlidir. Birincisi mu­haffef, ikincisi müşeddeddir. Birinci kavlin vechi, burada mebî', yanî satı­lan, aslında cild ve yapraklardır, kâğıddır. Kur'ân ise, bu yapraklara hulul etmiş değildir. İkinci kavlin vechi, lafızların ma'nâlardan ayrılması ma'kul değildir. Bunun için, Kur'ânın ma'nâları, tahayyülen bunun zımnına girdiğin­den, satışı mekrûhdur. Bilhassa, söylemesi bizden vâki' olan, Ehl-i Sünnet vel-Cemâ'at ona, Allahü teâlânın hakikî kelâmıdır buyurdu. Bundan faz­lası söylenmez ve yazılmaz.
    Biri de, üç imamın, şarab yapana üzüm satmak kerâhatle sahîhdir kavli ile, Ahmedin sahîh değildir kavlidir. Birincisinde tahfîf vardır. İkincisi müşeddeddir. Birinci kavlin vechi, maksadlar, kulun muahaze oldukları­dır. Vesîleler ise, kul ile onlar arasında değişir. Bunun için, şarab yapmak istiyene üzüm satmak haram olmadı. Çünkü onu şarab yapabileceğini yakînen bilmeyiz. Hasan-ı Basrî, şarab yapacak olana üzüm satmakta bir beis yoktur buyururdu. Süfyân-ı Sevrî, halâlı dilediğine sat derdi. İkinci kavlin vechi, bu kapıyı kapamaktır. Çünkü harama götüren şey, kasıdla, niyyetle olsa da, haramdır. Nitekim, dam üstüne asılmış kadın elbisesini görüp, onu yabancı kadın zannedenin, ona bakması haramdır.
    Biri de, üç imamın, dişi hayvana erkeğini dövdürmek, ya'nî aşılamak, çiftleştirmekten para almak haramdır kavli ile, Mâlikin, caizdir kavlidir. Birincisi müşedded, ikincisi muhaffefdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebe­sine râci' oldu.
    Biri de, üç imamın, satışta iki kardeşi ayırmak caizdir kavli ile, Ebû Hanîfenin, caiz değildir kavlidir. Birincisi tahfîf, ikincisi teşdîddir. Bu kavlin vechi, her biri için eziyyetin hâsıl olmasıdır. Bu, bulûğdan önce üm ile ve­ledi, ya'nî kölelik hâlinde ana ile çocuğunu ayırmağa benzer. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu.
    Biri de, üç imamın, âzâd etmek şartı ile köleyi satmak caizdir kavli ile, meşhur kavlinde Ebû Hanîfenin, sahîh değildir kavlidir. Birinci kavlin vechi, Şerîatin sahibi, köle âzâd etmenin hâsıl olmasına muntazırdır. İkinci kavlin vechi, ihtiyatı almaktır. Çünkü Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) satış yaparken şarttan men etti. Bu kavlin sahibinin hadîsten ulaştıklarında âzâdın istisnası yoktur. İnsan için ise meşru olana uymak vardır.
    Biri de, üç imamın, satışta ana ile, bulûğa ermemiş çocuğu ayırmak ha­ramdır kavli ile, Ebû Hanîfenin, bulûğdan önce ayırmak haram olduğu halde satış sahîhdir kavlidir. Birincisi müşeddeddir. İkincisinde tahfîf var­dır. Böylece mes'ele, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu.
    Kaynak: Mizanul Kubra

    İlgili Yazılar

+ Yorum Gönder