Nefsini Karşına Al ve Onunla Yüzleş! 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
  1. 1
    İnşirah Devamlı Üye
    İnşirah
    Devamlı Üye
    İnşirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 1,602
    Tecrübe Puanı: 23

    Nefsini Karşına Al ve Onunla Yüzleş!


    Mü’minin, yapıp ettiklerini hemen her gün gözden geçirip hayırlı faaliyetlerini şükürle karşılaması; günahlarını da istiğfarla gidermeye çalışması; bu şekilde sürekli nefsiyle hesaplaşması, kendi kendini sorgulaması ve her zaman muhâsebe duygusuyla dopdolu yaşaması gerekir.

    Bazen “insanın kendiyle yüzleşmesi”, bazen “nefsin sorgulanması” ve bazen de “nefis muhâsebesi” olarak isimlendirdiğimiz bu iş, insanın arzularını, hırslarını ve davranışlarını denetlemesi, doğru veya yanlışlarını vicdanının süzgecinden geçirip bir değerlendirmede bulunması şeklinde gerçekleşir.
    Gerçek bir mü’min ömrünü nefsiyle mücâdele ederek sürdürür. Kalbine uğrayan hâtıralara ve kafasından geçen düşüncelere bile parola sorar... Her akşam eksik ve yanlışlarını bir kere daha gözden geçirir; her sabah hatalarını giderme, ahiret hesabına kaçırdığı fırsatları telafi etme ve ötelere azık hazırlama azmiyle hayata açılır.
    Tirmizî’de geçen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tehayâ) en büyük mahkemede hesaba çekilmeden önce dünyadayken sık sık nefsi sorgulamayı akıllılık ve mü’minlik emaresi olarak zikretmiş; Hazreti Ömer Efendimiz (ra) de Allah Rasûlü’nden işittiği bu hakikati farklı bir üslupla seslendirerek şöyle buyurmuştur:
    “Ahirette hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekin. Ötede amelleriniz tartılmadan önce burada kendiniz tartın. En büyük arz ve mahkeme için şimdiden gerekli hazırlıklarınızı yapın. Bilin ki, o gün huzura alındığınızda size ait hiçbir şey gizli kalmayacak ve bütün sırlarınız bir bir sayılıp dökülecektir.”
    Karşı kanepedeki nefis
    Allah’a ve ahiret gününe inanan bir insan, yanlışları ve doğruları, hataları ve isabetli tavırları, kaybettikleri ve kazandıkları açısından her gün bir kere daha nefsiyle yüzleşmeli; ama bunu kötülük ve fenalıklarını deşeleyip kendini aşağılamak suretiyle yapmamalı; aksine, nefsini karşısındaki bir kanepeye oturtup, onu “rasyonel, insaflı ve hâzık” bir hekimin hastasını muayene etmesi edasıyla sorgulamalıdır.
    Evet, nefsiyle yüzleşen insan, evvela onu farklı bir varlık gibi görüp muhatap almalı, onun hakkındaki tenkitlerini, takdirlerini dile getirmeli ve onun cevaplarını dinlemelidir. Sonra da ortaya konulan düşünceleri, tevcih edilen soruları, nefisten gelen itirazları veya kabulleri bir hakeme arz etmeli ve onun değerlendirmelerine kulak vermelidir. İşte o hakem, olsa olsa insanın en doğru söyleyen sistemi, yani vicdanı olabilir. Bundan dolayı, nefis muhâsebesinde vicdanın sesini dinlemek, onun ölçülerini esas kabul etmek ve nihaî kararı ona tasdik ettirmek gerekir.
    Nefis mekanizması, her türlü şehevî arzu, istek ve kaprislerden; bazı hikmetlerle belli maksatlar için insana verilen kin, nefret, öfke, hiddet ve inat gibi duygulardan meydana gelmiştir. Bundan dolayı, dünden bugüne ruhun “terbiye”sinden ve kalbin temizlenmesinden, “tasfiyesi”nden bahsedilirken nefis için de “tezkiye” ifadesi kullanılmıştır.
    Nefis; kibir, gurur, bencillik, haset, kin, öfke, düşmanlık.. gibi şeytanî hususiyetlerine rağmen, onu kalb ve ruhun arkadaşlığına yükseltebilecek önemli bir potansiyeli de özünde taşımaktadır. O, ciddi bir manevi yolculukla şeytanî özelliklerinden birer birer sıyrılabilir; üzerindeki cismâniyete ait karanlıkları arka arkaya yırtıp sürekli kötülüğü emredici oluş halinden kurtularak, levvâme, mülheme, mutmainne, râdiye, mardiyye ve sâfiye gibi mertebelere sıçramak suretiyle müzekkâ (temizlenmiş) hale gelebilir.
    Ayrıca nefis, insandaki metafizik gerilimi tetikleyen çok önemli bir unsur sayılır. O, insanı sürekli uğraştırır; onun gaflete düşmesine asla fırsat vermez ve insandaki mücadele azmini biler. Onun içindir ki, insanı sadece mânâ yönüyle ele alıp terbiye etmek veya onu vicdan mekanizmasından ibaret kabul ederek yalnızca ruh terbiyesi ve kalb tasfiyesiyle meşgul olmak yeterli değildir. Aynı zamanda, nefsin tezkiyesi ve insana verilen negatif duyguların da hayır istikametine çevrilmesi gerekir...

    Muhasebede de insaflı olmalı İnsan kendisiyle yüzleşirken, nefsiyle hesaplaşırken ve bir mânâda onu masaya yatırıp analitik bir mülahazayla ona bakarken çok insaflı olmalı; merhamet ve adâlet dâiresinde hareket etmeli; her hak sahibine hakkını vermesi gerektiği gibi nefsinin hakkına da riayetkâr davranmalıdır. Muhasebede de hakkı gözetip adâletten ayrılmama esastır. Her insan, kendi seviyesine göre nefsini sorgulamalı; ona yönelttiği isteklerinde kendi kemalât eşiğini ölçü edinmeli; ondan tabiat üstü beklentilere girmemelidir ki dini zorlaştırmış, omuzuna yüklediği ağırlıkların altında kalmış ve ümitsizliğe düşmüş olmasın.

    İlgili Yazılar

  2. 2
    İnşirah Devamlı Üye
    İnşirah
    Devamlı Üye
    İnşirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 1,602
    Tecrübe Puanı: 23

    --->: NEFSiNi KARŞINA AL VE ONUNLA YÜZLEŞ!


    [URL="http://ailem.zaman.com.tr/?hn=2376"]Nefsimizle nasıl baş edebiliriz?[/URL]

    Kur’an-ı Kerim, insanın topraktan yaratıldığına ve ona Allah (cc)’tan bir ruh üflendiğine işaret eder. İnsanın nefsaniliği ile toprak arasındaki münasebetin sırrı buradadır. Toprağın memesinden beslenen bitki, hayvan ve insanın kademe kademe birbirlerine üstünlükleri mevzubahistir. Hayvan, hareket sahibi olması ile bitkiden.. insan da ruhunda saklı bulunan ve “ruhun fonksiyonları” olarak tabir edilen akıl, vicdan, kalb, sır, hafi, ahfa gibi cevherlere sahip olması ile hayvandan üstündür. İşte insan, hem bitki hem de hayvanlarla beslendiği için nefsaniliği itibarıyla hem nebatilik hem de hayvaniliğin manyetik alanı içine girebiliyor. Bu durum hayatın farklı dilimlerinde zaman zaman kendini gösterebildiği gibi bütün bir ömrü de tesiri altına alabiliyor. Böyle olunca kimileri bir ömür boyu ot gibi kimileri de hayvan gibi bir hayat sürebiliyorlar. Fakat hayatlarını nefis yörüngeli değil de kalb ve ruh yörüngeli sürdüren, ruhundaki cevherleri keşfedip, devamlı işletmek suretiyle çok randımanlı bir şekilde kullanan ve bu suretle nefsini terbiye eden, ruhunu yeniden şekillendiren, ikinci bir fıtrat kazanarak kendi çapında bir miraca muvaffak olanlar melekler gibi bir hayat yaşıyorlar. Evet, insanın nefsini yenmesi çok mühim, mühim olduğu kadar da zor bir meseledir. Allah Rasûlü bir hadislerinde, “En can alıcı hasmın, benliğin, muhtevan içindeki nefsindir.” buyurarak nefsin insan için ne denli bir tehlike oluşturduğuna dikkatleri çekmiştir. Nefsin birinci silahı: Cinsi duygular Nefsin insanı yoldan çıkarmak için kullandığı değişik silahlar vardır. Bunlardan bir tanesi kuvve-i şeheviyyedir. (Cinsi istek kudreti.. yemek, içmek, konuşmak, uyumak gibi kabiliyetler.) Nefis, yeme, içme ve uyuma gibi behimi hisleri tahrik ederek insanı tuş etmek ister. Busayri bu hakikati şu dizelerle anlatır: “En-nefsü ke’t-tıfli in tühmilhu şebbe ala Hubbi’r-radâi ve in taftimhu yenfatimi” Yani, “Nefis, çocuk gibidir, sütten kestiğinde, kesilir. Kesmezsen emzirdikçe emmek ister. Öyle ki, beslendikçe zamanla baş edilemez hale gelir, kuvvet kazanır ve önüne geçemezsin. Bu sebeple onu sütten kesmek gerekir.” İnsan, vücuduna gerekli olan yeme ve içmeyi temin ederek, şehevi duyguları tahrik eden yollara girmeyerek, onlara ait meseleleri dile getiren batıl tasvirlere göz dikmeyerek ve benzer davranışlardan uzak kalarak nefsini dizginleyebilir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, “Az ye, az uyu, hayrete var fani ol andan/ Bul beka, ol âna mihman gecelerde” diyerek meseleyi nefis bir şekilde özetler. İkinci silah: Öfkelenmek Nefsin ikinci silahı kuvve-i gadabiyedir. Kuvve-i gadabiye, çabuk öfkelenme, -halk diliyle- küplere binme, en küçük hadiseyi büyütme demektir. İnsanın kendi kendini frenleyebilmesi, öfkeleneceği yerde öfkelenmemesi, nefsine gem vurabilmesi çok önemlidir. Bir bedevî Allah Rasûlü’nün arkasından cübbesini çeker. Hatta çektiği yer, mübarek boynunda iz bırakır. Efendimiz, kendisine “Hakkımı ver.” diyen bu bedevî karşısında herkesin hiddetlenmesine karşılık tebessüm ederek, “Ona istediğini verin.” der. Kişi, kendisini öfkelendirebilecek bir hadisede nefsini yenebilmelidir. Üçüncü silah: Akıl Nefsin diğer bir silahı ise akıldır. O, demagoji yapma, başkalarını mağlup etme, bâtılı hak gösterme, siyahı beyaz gösterme şeklinde akıl silahını kullanır. Bir insan nefsi adına bu silahı kullandığı zaman mağlup olmuş demektir. Kişi, söz kalabalıklarıyla kendisini ve başkalarını aldatmadan geri durursa nefsin bu silahı kullanmasına sebebiyet vermeyecek, bu şekilde nefsini frenlemiş olacaktır. Nefsine uyma! Bunun dışında insan, nefsini dizginlemek için şunları düşünebilir: “İnsan kendisine ait vazifeyi ikmal ettikten sonra kendisine refakat eden ruh, güvercin gibi kanat çırpacak ve uçup gidecek, ebedi bir âleme intikal edecek, “İnna lillahi ve inna ileyhi râciûn” sırrı zuhur edecek ve kişi, Allah’ın huzuruna gidecek, Allah’a hesap verecek ve dünyada yaptığı her şeyin hesabı iğneden ipliğe kendisine sorulacaktır.” İşte bu şekilde sonunu düşünen insan, nefsinin verdiği vesveselere mani olabilir ve onu dizginleyebir.


  3. 3
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 0
    Tecrübe Puanı: 0
    Yer: çalışma odam:)

    --->: NEFSiNi KARŞINA AL VE ONUNLA YÜZLEŞ!


    Busayri bu hakikati şu dizelerle anlatır: “En-nefsü ke’t-tıfli in tühmilhu şebbe ala Hubbi’r-radâi ve in taftimhu yenfatimi” Yani, “Nefis, çocuk gibidir, sütten kestiğinde, kesilir. Kesmezsen emzirdikçe emmek ister. Öyle ki, beslendikçe zamanla baş edilemez hale gelir, kuvvet kazanır ve önüne geçemezsin. Bu sebeple onu sütten kesmek gerekir.”

    güzel bir benzetim Allah razı olsun


  4. Reklam

  5. 4
    LeoparGS Devamlı Üye
    LeoparGS
    Devamlı Üye
    LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 1,425
    Tecrübe Puanı: 21
    Yer: İstanbul

    Nefis terbiyesi ne demektir?


    Nefis terbiyesi ne demektir?



    Bir tarladan iyi mahsul almanın yolu, tarlanın iyi işlenmesinden geçer. Eğer tarlaya iyi bir bakım yapılmazsa, yabani otlar ve dikenler her tarafı istila eder. İşte, insanın nefsi de tarla gibidir. Eğer terbiye edilmezse, kötü kabiliyetler boy gösterir. Eğer iyi bir terbiyeden geçse, ondan çok istifade edilir.

    Ham petrolün arıtılması gibi, nefsin de tezkiyesi (kötü sıfatlardan arındırılması) söz konusudur. Bir kısım tasavvuf ehli, nefsin yedi mertebesinden bahsederler. Bunlar:

    1. Nefs–i emmare
    2- Nefs-i levvame
    3. Nefs-i mutmainne
    4. Nefs-i radiyye
    5. Nefs-i mardıye
    6. Nefs-i mülheme
    7. Nefs-i zekiyyedir. (1)

    Nefsin, terbiyeden geçmemiş hali, nefs-i emmaredir. (2) Bu haldeki nefis, şiddetle kötülüğü emreder. Günahlara dalmak ister.

    Kendini kınayan nefse ise, nefs-i levvame denir. (3) Bu mertebedeki nefis, günahlardan dolayı kendini kınamaya başlar, pişmanlık duyar.

    Terbiyenin ilerlemesiyle, nefis mutmainne mertebesine çıkar; Allah’dan gelen her şeyi rıza ile karşılar. Allah’ın razı olduğu bir vaziyet kazanır. İlahi ilhamlara mazhar olur. Arınmış bir nefis haline gelir. İlk hali, terbiye edilmemiş vahşi bir ata, son hali ise terbiye edilmiş ve sahibine çok faydalı uysal bir ata benzetilebilir.

    Bilindiği gibi, sirklerde gösteride kullanılan aslanlar daha küçükten terbiye edilirler. Gösteri sırasında, ara sıra ağızlarına yatıştırıcı hap verilir. Ta ki, ormandaki günlerini hatırlamasınlar, sahiplerini parçalamasınlar. Onun gibi, nefsin terbiyesine de küçük yaşlardan başlamak; ayrıca her gün, nefse hitap eden ve onu yatıştıran hakikatlerden okumak gerekir. Yoksa, yıllarca terbiyeden geçmiş bir nefis, fırsatını bulduğunda tekrar eski haline dönmeye müsaittir. Nasıl ki, bir yaya bastığımızda, onu yere kadar eğeriz. Fakat, ayağımızı gevşettiğimiz ölçüde, o başını kaldıracaktır. Nefis de böyledir. İyi bir terbiyeyle sesini keser. Uygun bir ortam bulduğunda, tekrar hükmünü icra eder.

    Bazı zatlar, “nefs-i öldürmek” tabirini kullanırlar. Bunun da bir nefis terbiyesi olduğunu kabulle beraber, nefsin mahiyetinde yer alan duyguların, kabiliyetlerin hayra yönlendirilmesinin daha isabetli olacağı kanaatindeyiz. Mesela, herkeste şiddetli bir hırs var. Hırsın sesini tamamen kesmek yerine, bu hırsın hayırlı işlere yönlendirilmesi daha faydalı olacaktır. O zaman, yaptığı ibadeti, hizmeti yeterli görmeyecek, daha ilerisini elde etmeye çalışacaktır. (4)

    Nefis, terbiyeyi kabule müsaittir. Mesela, herkesin fıtratında cimrilik vardır. İslami bir terbiyeyle, cimri bir insanın çok cömert bir insan haline gelmesi mümkündür.

    Nefsin fıtri hali, deli dolu akan bir nehre benzer. Terbiye edilmiş hali ise, bu nehrin önüne bir baraj yapılıp, çevrenin hem aydınlatılması, hem de sulanması gibidir.

    Kaynaklar:
    1. Yazır, VIII, 5817.
    2. Yusuf, 53.
    3. Kıyame, 2.
    4. Bu konuda bkz. Nursi, Mektubat, s. 33-34.



    Şadi Eren (Doç.Dr.)



  6. 5
    LeoparGS Devamlı Üye
    LeoparGS
    Devamlı Üye
    LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 1,425
    Tecrübe Puanı: 21
    Yer: İstanbul

    Nefsi terbiye etmek mi, yoksa onu öldürmek mi tercih edilmelidir





    Nefis terbiyesini "nefsi öldürmek" şeklinde uygulayanlar nefsin hoşuna giden her şeyden uzak kalırlar. Bunun neticesinde; dünyayı sevmez, hırs göstermez, inat etmez, hiç öfkelenmez bir hale gelebilirler. Bunun da bir nefis terbiyesi olduğunu kabulle beraber, nefsi öldürmek yerine, onu hayra yönlendirmenin daha iyi olacağı kanaatindeyiz. Birincisi, hupsuz atın yemini kısıp, onu zayıflatarak ona hakim olmaya; ikincisi ise, yemini normal verip, ama onu iyi bir terbiyeden geçirerek güçlü bir atla hedefe daha kısa zamanda varmaya benzer.

    Evet, dünyanın sevilecek tarafları vardır, sevilmeyecek yönleri vardır. Hırs gösterilecek yerler vardır, gösterilmeyecek yerler vardır. İnadın güzel olduğu durumlar vardır, çirkin olduğu durumlar vardır. Öfkenin kötü olduğu haller vardır, iyi olduğu haller vardır.

    Dünyayı, Cenab-ı Hakk'ın isimlerine ayna ve ahirete bir tarla(1) olarak sevmek güzeldir. İnsanın heveslerine hitab eden ve gaflet perdesi olan yönünü sevmek çirkindir. (2) İlimde ve hizmette hırs göstermek güzeldir, şöhret için malda ve makamda hırs göstermek çirkindir. Hakta inat etmek güzeldir. Batılda inat etmek, çirkindir. Zalimlere öfke duymak güzeldir, müminlere öfke duymak çirkindir.

    İşte, nefsin mahiyetinde yer alan duyguların, arzuların hayra yönlendirilmesi, nefsin öldürülmesinden, yani büsbütün sesini kesmekten çok daha faydalıdır. (3) Bu ise, nefsin arzu ve isteklerine iyi bir mecra bulmak, onu hayırlı şeylere sevk etmekle olur; coşarak çevreye zarar veren bir nehrin önüne baraj yapmak ve onunla çevreyi sulamak gibi.


    Kaynaklar:
    1-Acluni, I, 412
    2-Nursi, Sözler, s.,584
    3-Bkz. Nursi, Mektubat, Envar Neş. İst. 1993, s. 33-34

    Şadi Eren (Doç.Dr.)


+ Yorum Gönder