İslam'ın ilme verdiği önem 5 üzerinden 4.50 | Toplam : 8 kişi
  1. 1
    ebuturab Site Doktoru
    ebuturab
    Site Doktoru
    ebuturab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üye No: 74
    Mesaj Sayısı: 870
    Tecrübe Puanı: 11
    Yer: vuslat-ı nur

    İslam'ın ilme verdiği önem


    İslam'ın ilme verdiği önem



    Bilme, bilim, ilk emri "oku" di-ye başlayan İslam'ın ilme verdiği önem, ona verdiği destek, ona getir-diği teşvik, bırakın Müslümanı, ko-nu üzerine az çok eğilmiş gayri müslimlerin bile kolayca kabul ettiği bir gerçektir.

    İslam ilme çok geniş açıdan bakar. İslam'da ilim deyince yalnız, gerçek-ten çok derin dalları bulunan din ilim-leri anlaşılmamalıdır, islam din ilim-leriyle birlikte dünyaya ait her türlü bilgiyi de teşvik etmiş, elde edilmesi-nin, tahsil edilmesinin yararını vurgu-lamıştır. Dünyamıza, fezaya, tüm ev-rene ait sırların keşfedilmesi, bunlar-dan insanlık yararına sonuçlar çıka-rılması, tam anlamıyla Islami bir ça-badır. Eğer bunu bugün biz Müslü-manlar değil de gayri müslimler ya-pıyorsa bu, Müslümanlığımızın ne ka-dar su götürdüğünün bir belirtisi sa-yılmalıdır.
    İslam dini bilimsel çalışma ve araştırmalara hiçbir sınırlama getir-memiştir. Eğer bir sınırlama getirmiş olsaydı, bugünkü Batı'mn ortaçağ ka-ranlığından kurtulması demek olan Rönesans olamazdı. Avrupa, Röne-sansı, tslamın getirdiği, engin ilmi hoşgörü çerçevesinde yapılmış, ger-çekleştirilmiş çalışma ve araştırmala-ra borçludur.

    Avrupalılara göre Rönesansın kaynağı eski Yunan ve Roma'dır. M. önceki 2-3 yüzyıl, M. sonraki 2-3 yüz-yılın eski Yunan ve Roma'da bilim, sanat ve edebiyat alanında önemli eserlerin verildiği, büyük bilgin ve fi-lozofların, sanatkârların yetiştiği yüz-yıllar olarak tarihe geçmiştir. Röne-sans, Avrupalılarca, bu eserlerin ye-niden canlandırılması ve benzer eser-ler meydana getirilmesi demektir. Av-rupa işte bunu yapabilmek için, İslamın doğuşunu, bütün ortaçağı kap-layan görkemli gelişmesini beklemek zorunda kalmıştır. Neden? Çünkü kültürünün temelleri saydığı eski Yu-nan ve Roma'ya ait eserleri Müslü-manlar tercüme etmişler, yorumla-mışlar, analiz ve eleştirisini yapmış-lar, Avrupalılar da bütün bunları ta-rihin seyri içinde (Haçlı Seferleri, En-dülüs Emevileri, istanbul'un fethi gibi vesilelerle) Müslümanlardan öğren-mişlerdir. Eski Yunan ve Roma'yı ni-çin doğrudan doğruya kendi kaynak-larından öğrenmemişlerdir? Çünkü ortaçağda Avrupa'da tek otorite olan kilise buna izin vermemiş, tek gerçe-ğin kendi söylediklerinden ibaret ol-duğunu zorla kabul ettirmiştir. Oysa İslam ilim konusunda hiçbir zaman böyle bir fanatizme düşmemiş, bila-kis, bilimsel çalışma ve araştırmaları teşvik etmiştir.

    Kur'an bir sınırlama getirmeden bilmenin önemini dile getirmiştir:

    "De ki: Hiç bilenlerle bilmeyen-ler bir olur mu?" (1).

    "Allah içinizden iman edenlerle il-me nail olanların derecesini yüksel-tir". (2).

    Kur'ân'da bizleri, düşünmeye, araştırmaya, evrenin sırlarını çözme-ye davet eden nice âyetler vardır. Dünyamızın da içinde bulunduğu tüm evrenin, (sırlarını çözüp, istifade et-mesi için) insanın emrine verildiği be-lirtilmiştir.

    "O (Allah), geceyi ve gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin hizmetinize ver-di". (3)

    Peygamberimizin ilim, alim, kitap konusundaki sözleri sayılmayacak ka-dar çoktur.

    "Çin'de bile olsa ilmi alınız. Çün-kü ilim kadın, erkek her Müslüman'a farzdır". (4).

    "İlim ve hikmet mü'minin yitiği-dir, onu nerede bulsa alır". (5).

    "Kişinin ilimden bir konu öğren-mesi, bin rekât nafile namaz kılma-sından hayıriıdır". 6)
    Müslümanlar, bunlar ve benzeri sayısız ilmi teşvik eden esaslar para-lelinde davrandıkları zaman gerçek-ten büyük bilimsel başarılar göster-mişlerdir. Bunun, herkesi inandıracak açıklık ve bollukta belgelerini sergi-lemek mümkündür.

    Kültür ve uygarlıkta ileri ülkele-rin, geri ülkeleri çeşitli bakımlardan etkilediği, kültür ve uygarlığının ba-zı öğelerini geri kalmış ülkelere be-nimsettiği bilinen gerçeklerdendir.
    Bugün ileri Batı uygarlığı bu açıdan büyük bir etkilenme gücüne sahip. Birçok ülkenin dilinde Batı'nın tek-nik, ekonomik, kültürel terimleri yer almıştır. Avrupa'nın yerinde saydığı, Müslümanların büyük bilimsel geliş-me ve başarılar gösterdiği dönemde ise bunun tam tersi olmuştur. Bugün bütün Batı dillerinde ortak olarak kullanılan "alkol", "amiral", "coton" (pamuk), "sucre" (şeker), "cebir" gibi sözcükler Müslümanlar-dan alınmadır. Avrupa Müslümanlar-dan kâğıt, pusula gibi teknik buluş-ları, çeşitli endüstri bitkilerinin yetiş-tirilmesini öğrenmişlerdir. (7).

    Müslümanların 15. yüzyıla kadar sürmüş olan bilimsel çalışma ve geliş-meleri niçin durmuştur?
    Bunun sebebi Müslüman ilim ve kültürüne indirilen iki büyük darbe-dir. Bunlardan biri, Cengiz soyundan Hülagu'nun Abbasi Halifeliğini yıkınca, Bağdat kütüphanelerinde yüz-yılların semeresi olarak birikmiş bu-lunan kitapları Dicle Nehri'ne döktür-mesi, ikincisi de, 15. yüzyıl sonların-da Ispanya'daki Emevi egemenliğine son verirken İmparator Şarlken'in Müslüman İspanya'nın kütüphanele-rindeki bütün kitapları yaktırmasıdır. Tarihin tanıdığı en büyük vandallık-lardan ikisini Hülagu ve Şarlken yap-mıştır. İspanya'da Granada'nın Babür-Remle Meydanı'nda bir mil-yon kitap yakıldığı tarihi kayıtlara geçmiştir.

    Yüzyılımızın başında ünlü fizikçi Pierre Curie şunları söylemiştir:

    "Müslüman Endülüs'ten bize otuz kitap kaldı atomu parçalayabil-dik. Şayet yakılan bir milyon kitabın yansı kalsaydı çoktan uzayda galak-siler arasında geziyor olacaktık".

    "13., 14., 15. yüzyıllarda bazı Müslüman bilim adamlarına ait kü-tüphanelerdeki kitaptan bir yerden bir yere nakletmek için 400 deveye ihti-yaç duyulduğunu tarihler kaydetmek-tedir. El-Vahidi 600 sandık kitap bı-rakmıştı ki, bir tanesini iki adam zor kaldırıyordu. Bazı hükümdarların ku-tup hanelerin dek i kitapların sayısın-dan fazla idi. Dünyanın hiçbir yerin-de Müslümanlardaki bu kitap aşkı gö-rülmemiştir. Çünkü Peygamberimiz Müslümanlara "İlmi kitap haline getirin' (havada bırakmayın) emrini vermiştir."

    Adı geçen yüzyıllarda Müslüman-lık ilim hayatının zirvesine ulaşmıştı.

    "Kurıuna'dan Semerkand'a kadar uzanan bin camide çalışan ilim adam-larının sayısı, camilerdeki sütunlardan daha fazlaydı. Belagatle konuşmala-rı dünyayı titretiyordu. Devletin yol-lan daha fazla öğrenmek için ilim pe-şinde koşan ilahiyatçı, tarihçi, coğraf-yacı, hukukçu ile doluydu."


    1) Zümer suresi, ayet: 9

    2) Mücadele suresi, ayet: 11

    3) Nahl suresi, ayet: 12
    4) Keşfü'l-Hafâ, c. 1, 5. 138 •
    5) Keşfü'l-Hafâ, c. 1, s. 369

    6) Et-Tergib ve't-Terhib, c. 1, s. 97
    7) Barthold-Köprülü, İslam Medeni-yeti Tarihi (Daha geniş bilgi için başvuru-labilir).




    İlgili Yazılar

  2. 2
    MECİDİE Kıdemli Üye
    MECİDİE
    Kıdemli Üye
    MECİDİE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üye No: 107337
    Mesaj Sayısı: 441
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: İslam'ın ilme verdiği önem


    islamiyet bazı kesimlerin düşündüğü gibi cahillik değildir bu sadece şeytanın zaptettiği beyinlerin uydurduğu sözlerdir isalamiyet oku kelimesi üstüne kurulmuş güzel ahlak ile süslenmiş kutsal bir dindir


+ Yorum Gönder