Konusunu Oylayın.: Peygamber Efendimizin Hanımlarına Verdiği Değer

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamber Efendimizin Hanımlarına Verdiği Değer
  1. 01.Mayıs.2007, 22:53
    1
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,602
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Peygamber Efendimizin Hanımlarına Verdiği Değer






    Peygamber Efendimizin Hanımlarına Verdiği Değer Mumsema
    Peygamber Efendimizin Hanımlarına Verdiği Değer



    Allah Rasûlü’nün kadına verdiği değer, ne o güne kadar ne de o günden sonra cihanda eşi görülmedik bir seviyede idi. O bir gece kalkıp hanımlarından birinin hatırını sorsa, hemen diğer hanımlarını da dolaşır, onların da hatırını sorardı. Davranış bakımından hiçbirini diğerine tercih eder görünmezdi. Herkes gibi, hanımları da, kendilerini Allah Rasûlü nezdinde en sevgili sanırdı. Bu da O’nun eşsiz mürüvvetinden kaynaklanıyordu. Ancak kalbî temayüllere hiçbir insanın hakim olması söz konusu edilemeyeceği gibi, bu “teklifi mâ lâ yütak” O’ndan da beklenmemeliydi. O’nun için Allah Rasûlü, elinden gelmeyen bu kalbî temayül
    lerinden de Cenâb-ı Hakk’a istiğfarda bulunuyor ve şöyle diyordu: “Farkına varmadan, birini diğerlerinden çok sevebilirim, bu da bir haksızlık olur. Onun için ey Rabbim! Elimden gelmeyen bu hususta Senin Rahmetine sığınıyorum...” 6

    Aman Allahım! Bu ne incelik bu ne zerafettir! Sorarım size: Siz bir kızınızla diğer kızınız veya bir oğlunuzla diğeri arasında şimdiye kadar aynı inceliğe riayet edebildiniz mi? Bu “Hayır”ı sizler n----- müsaadenizle ben söyleyeyim. Evet, “yüz bin defa hayır!” “Hayır” bir yana, bizler, kalbî temayüllerimizi saklayabilirsek bunu bir marifet ve irade gücümüze bir alâmet telakki eder; hatta, bazen, şecaat arzeden kıptî misali, bu marifetimizi anlatırız da. Halbuki Allah Rasûlü, kalbinden geçmesi muhtemel böyle bir temayül fazlalığından dolayı Cenâb-ı Hakk’a istiğfarda bulunuyordu.

    O’ndaki bu incelik, hanımlarının ruhlarına, bütün letafeti ve nuraniyetiyle sirayet etmiş olacak ki, O’nun ayrılışı geride hiç bitmeyen bir hicran ve hasret bırakmıştı. Belki, İslâm menettiği için canlarına kıymıyorlardı ama, Allah Rasûlü’nün ayrılışından sonra, hayat onlar için uzun bir çığlıktan, bitmeyen bir melâlden ibaret olmuştu. Aslında, Allah Rasûlü, bütün kadınlara karşı kibar ve ince davranıyor ve böyle davranılmasını da herkese tavsiye ediyordu. Başkasına söylediklerini de, pratik olarak, bizzat kendi hanımlarında gösteriyordu. O’nun bu davranış inceliğini Buharî’de şöyle görüyoruz: Hâdiseyi bize Saad b. Ebî Vakkas, Hz. Ömer’den naklediyor. Hz. Ömer diyor ki:“ Bir gün Allah Rasûlü’nün huzuruna girdim. Baktım Allah Rasûlü, durmadan tebessüm ediyor:

    “Allah Seni ebediyyen güldürsün, Ya Rasûlallah, niçin gülüyorsunuz?” dedim. Yine tebessümle şu cevabı verdi:

    “Şu kadınların haline gülüyorum. Oturmuş benim yanımda konuşuyorlardı. Senin sesini duyunca her biri bir yere saklandı.” Allah Rasûlü’nün bu cevabı üzerine sesimi yükselttim ve: “Ey nefislerinin düşmanları! Demek benden korkuyorsunuz; Allah Rasûlü’nden korkmuyor ve O’nun yanında saygısızlık yapıyorsunuz öyle mi?” dedim. Bana cevap verdiler: “Sen katı ve şiddetlisin!”7

    Aslında Hz. Ömer de hiddetli ve şiddetli davranmıyordu. O da kadınlara karşı inceydi. Ancak en güzel insan, nasıl Hz. Yusuf’a kıyas edildiğinde çirkinleşir, öyle de Hz. Ömer’in incelik ve zerafeti de, Allah Rasûlü’nün incelik ve zerafetine kıyas edildiğinde, hiddet ve şiddet şeklinde görünüyordu. Bu izafî hüküm, Ömer’i, Allah Rasûlü’ne kıyas etmekten kaynaklanıyordu. Halbuki, hiç kimseyi O’na kıyas etmek mümkün değildi...

    Evet, onlar, Allah Rasûlü’nün yumuşaklığı, inceliği, zerafeti ve letafetine iyiden iyiye alışmışlardı. Onun için de Hz. Ömer’in davranışları onlara sert ve haşin geliyordu. Oysa ki, Hz. Ömer (ra) gelecekte, peygamberliğe ait hilafet yükünü, eksiksiz omuzlamaya namzet biriydi. Kılı kırk yararcasına yaşayacak ve peygamberlerden sonra en büyük örneklerden biri olacaktı.. ve günü gelince oldu da... O, bütün hareketlerinde hakkaniyet arıyor ve eğriyi eğri görüp göstermeye, doğruyu da doğru görüp göstermeye azamî gayret sarfediyordu...

    Onda, onu hilafet mak----- getirecek bir ruh haleti vardı. Bu ruh haleti başkalarına sert gelebilirdi. Ne var ki, Hz. Ömer, ileride temsil edeceği büyük davayı omuzlamaya, ancak, böyle bir ruh haletiyle muvaffak olacaktı.. ve oldu da.

    Sonsuz Nur




  2. 01.Mayıs.2007, 22:53
    1
    Devamlı Üye



    Peygamber Efendimizin Hanımlarına Verdiği Değer



    Allah Rasûlü’nün kadına verdiği değer, ne o güne kadar ne de o günden sonra cihanda eşi görülmedik bir seviyede idi. O bir gece kalkıp hanımlarından birinin hatırını sorsa, hemen diğer hanımlarını da dolaşır, onların da hatırını sorardı. Davranış bakımından hiçbirini diğerine tercih eder görünmezdi. Herkes gibi, hanımları da, kendilerini Allah Rasûlü nezdinde en sevgili sanırdı. Bu da O’nun eşsiz mürüvvetinden kaynaklanıyordu. Ancak kalbî temayüllere hiçbir insanın hakim olması söz konusu edilemeyeceği gibi, bu “teklifi mâ lâ yütak” O’ndan da beklenmemeliydi. O’nun için Allah Rasûlü, elinden gelmeyen bu kalbî temayül
    lerinden de Cenâb-ı Hakk’a istiğfarda bulunuyor ve şöyle diyordu: “Farkına varmadan, birini diğerlerinden çok sevebilirim, bu da bir haksızlık olur. Onun için ey Rabbim! Elimden gelmeyen bu hususta Senin Rahmetine sığınıyorum...” 6

    Aman Allahım! Bu ne incelik bu ne zerafettir! Sorarım size: Siz bir kızınızla diğer kızınız veya bir oğlunuzla diğeri arasında şimdiye kadar aynı inceliğe riayet edebildiniz mi? Bu “Hayır”ı sizler n----- müsaadenizle ben söyleyeyim. Evet, “yüz bin defa hayır!” “Hayır” bir yana, bizler, kalbî temayüllerimizi saklayabilirsek bunu bir marifet ve irade gücümüze bir alâmet telakki eder; hatta, bazen, şecaat arzeden kıptî misali, bu marifetimizi anlatırız da. Halbuki Allah Rasûlü, kalbinden geçmesi muhtemel böyle bir temayül fazlalığından dolayı Cenâb-ı Hakk’a istiğfarda bulunuyordu.

    O’ndaki bu incelik, hanımlarının ruhlarına, bütün letafeti ve nuraniyetiyle sirayet etmiş olacak ki, O’nun ayrılışı geride hiç bitmeyen bir hicran ve hasret bırakmıştı. Belki, İslâm menettiği için canlarına kıymıyorlardı ama, Allah Rasûlü’nün ayrılışından sonra, hayat onlar için uzun bir çığlıktan, bitmeyen bir melâlden ibaret olmuştu. Aslında, Allah Rasûlü, bütün kadınlara karşı kibar ve ince davranıyor ve böyle davranılmasını da herkese tavsiye ediyordu. Başkasına söylediklerini de, pratik olarak, bizzat kendi hanımlarında gösteriyordu. O’nun bu davranış inceliğini Buharî’de şöyle görüyoruz: Hâdiseyi bize Saad b. Ebî Vakkas, Hz. Ömer’den naklediyor. Hz. Ömer diyor ki:“ Bir gün Allah Rasûlü’nün huzuruna girdim. Baktım Allah Rasûlü, durmadan tebessüm ediyor:

    “Allah Seni ebediyyen güldürsün, Ya Rasûlallah, niçin gülüyorsunuz?” dedim. Yine tebessümle şu cevabı verdi:

    “Şu kadınların haline gülüyorum. Oturmuş benim yanımda konuşuyorlardı. Senin sesini duyunca her biri bir yere saklandı.” Allah Rasûlü’nün bu cevabı üzerine sesimi yükselttim ve: “Ey nefislerinin düşmanları! Demek benden korkuyorsunuz; Allah Rasûlü’nden korkmuyor ve O’nun yanında saygısızlık yapıyorsunuz öyle mi?” dedim. Bana cevap verdiler: “Sen katı ve şiddetlisin!”7

    Aslında Hz. Ömer de hiddetli ve şiddetli davranmıyordu. O da kadınlara karşı inceydi. Ancak en güzel insan, nasıl Hz. Yusuf’a kıyas edildiğinde çirkinleşir, öyle de Hz. Ömer’in incelik ve zerafeti de, Allah Rasûlü’nün incelik ve zerafetine kıyas edildiğinde, hiddet ve şiddet şeklinde görünüyordu. Bu izafî hüküm, Ömer’i, Allah Rasûlü’ne kıyas etmekten kaynaklanıyordu. Halbuki, hiç kimseyi O’na kıyas etmek mümkün değildi...

    Evet, onlar, Allah Rasûlü’nün yumuşaklığı, inceliği, zerafeti ve letafetine iyiden iyiye alışmışlardı. Onun için de Hz. Ömer’in davranışları onlara sert ve haşin geliyordu. Oysa ki, Hz. Ömer (ra) gelecekte, peygamberliğe ait hilafet yükünü, eksiksiz omuzlamaya namzet biriydi. Kılı kırk yararcasına yaşayacak ve peygamberlerden sonra en büyük örneklerden biri olacaktı.. ve günü gelince oldu da... O, bütün hareketlerinde hakkaniyet arıyor ve eğriyi eğri görüp göstermeye, doğruyu da doğru görüp göstermeye azamî gayret sarfediyordu...

    Onda, onu hilafet mak----- getirecek bir ruh haleti vardı. Bu ruh haleti başkalarına sert gelebilirdi. Ne var ki, Hz. Ömer, ileride temsil edeceği büyük davayı omuzlamaya, ancak, böyle bir ruh haletiyle muvaffak olacaktı.. ve oldu da.

    Sonsuz Nur



  3. 08.Temmuz.2008, 18:00
    2
    şualar
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2008
    Üye No: 24514
    Mesaj Sayısı: 12
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 30
    Bulunduğu yer: izmir

    --->: Peygamber Efendimizin Hanımlarına Verdiği Değer




    Allah razı olsun


  4. 08.Temmuz.2008, 18:00
    2
    Üye



    Allah razı olsun