Konusunu Oylayın.: Bakış Açısı ve Kaynana

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bakış Açısı ve Kaynana
  1. 15.Kasım.2007, 13:58
    1
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,607
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Bakış Açısı ve Kaynana






    Bakış Açısı ve Kaynana Mumsema
    Bakış Açısı ve Kaynana


    Kur’an’a “Allah Kelamı” nazarı ile bakma ile haşa! “sıradan, basit bir insanın yazdığı kitap” nazarı ile bakma arasında ne kadar fark vardır dersiniz? Bu iki farklı ve zıt bakış açısının insanın Kur’an’dan istifadesinde büyük ölçüde rol oynayacağı izahtan varestedir sanırım.

    Ne alakası var diyeceksiniz ama ben şahsen kaynana ve kayınpederlere gelin ve damatların “katlanmak zorunda oldukları insanlar” ile “Allah’ın bize emanetidir bunlar, hatta bizim için dünyada bereket, ahirette kurtuluş vesilesidir” şeklindeki bakış açılarını aynı çizgide değerlendiriyorum. Dolayısıyla bu farklı bakış açıları geçim veya geçimsizliğin ana temellerinden birini oluşturuyor.

    Öyleyse; bir, gelin ve damadlar işin başında geçen yazıda bahsettiğimiz Kur’an ve sünnetin çerçevelediği İslami bakış açısını yakalamak zorundadırlar. Bu bir taraftan müslüman olmanın gereklerinden, diğer taraftandan da geçime çıkartılan bir davetiyedir.

    İki; aynı şey gelin ve damadlara büyüklerin bakışı adına geçerlidir. Hatta yaş, tecrübe, olgunluk, evladlarının mürüvvet beklentisi vb unsurlar onların bu noktada öncelikli davranmasını gerektiriyor. Daha açık bir ifadeyle; “Bu gelin benim biricik oğlumun mutluluk vesilesi, kızımdan öte yeri var yanımda” demek nerede, “oğlumun bana karşı olan sevgisini bölüp parçalayacak, onu bana düşman edecek, yüreğimin biricik yongasını elimden alacak” deyip gelinine adeta bir düşman nazarı ile bakmak nerede? Acı ama gerçek -belki de psikolojik bir vak’a- nice örneklerden biliyoruz ki gelinine böyle bakan kayınvalideler de var, damadlarına “yıllarca çalışarak elde ettiği servetimin üzerine bedavadan konacak” diyen kayınpederler de.
    Nedir bunun sebebi? Gelin kaynana ilişkisi adına etrafta görülen olumsuz örnekler mi, evlilik öncesi dönemde yaşanan bazı ufak-tefek tatsız hadiseler mi, İslamın bir hayat modeli olarak hayatımızdan uzaklaşması mı, çekirdek aile yapısının vazgeçilmez unsuru oluşu mu, gıybet ve dedikodu gibi dinin haram kıldığı şeylerin hayatımızda fazlaca yer alışı mı, kaynananın kendi kaynanasından bu davranış modelini görüşü mü, karakter ve şahsiyet zaafı mı, ev veya damad-gelin üzerinde otorite kurma mücadelesi mi?
    Belki hepsi ve daha niceleri. Ama son tahlilde bunların hepsi yanlış. Zira gelin veya damad artık söz konusu iki ailenin vazgeçilemez bir ferdi olmuştur. Bu gerçeğin söz ile ifadesi kolay ve sık rastlanan vak’a. Ama pratiğe intikali problemli. İşte “Görev başına!” denilen nokta burası. Söz konusu olumsuzlukları aşma tarafların karşılıklı sevgi, saygı, inanç ve fedakarlıklarıyla ancak hayata geçirilebilir.

    Üç; bir insan kendi öz çoçuğunu mu yoksa torununu mu daha çok sever? Bu sorunun cevabı Türk insanı söz konusu olduğunda bellidir;“torun”. Nedendir bilmem ama torun sevgisi çocuk sevgisini bastırır bizde. Bu da özellikle ailevi terbiyeye bakan noktada problemlere açık bir kapıdır. Çünkü ana-baba bilinçli veya bilinçsiz çocuklarına kendi benimsedikleri metod üzere terbiye vermek ister. Bu metodda sevgi ve şefkate yer olduğu kadar cezaya da yer vardır. Ama dede, nine ve anneanne’de ağırlık kazanan şey sadece sevgidir. Bu da çocukları dede ve ninelerin ziyaret oranı, beraberlik zamanlarına paralel olarak değişen çizgide şımarmalarına vesile olmaktadır.

    Dört; dedikodu. Ailevi meseleler aile içinde kalmalı ve dışarıya taşmamalı. Hani derler ya; “Kol kırılır, yen içinde kalır” ama nedense kol kırılıyor ve parçaları her tarafa yayılıyor. Ailevi bir problem ilgili köy, kasaba ve şehirde herkesin diline düşüyor. Hemen herkes o problem üzerinde fikir yürütüyor, çözüm önerileri ortaya koyuyor, ümit verici veya kırıcı değerlendirmelerde bulunuyor. Problemin taraflarının bütün bunlardan etkilenmemesi ise imkansız. İnsan tabiatına ters bir durum bu. Dolayısıyla küçücük bir şey çevrenin bu şekilde devreye girmesi ile büyüyor, büyüyor ve içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

    Sonuç, bakış açıları İslami çerçevede olacak. Küçükler “Anam, Babam” diyecek büyükler de “Oğlum ve Kızım.” Yeri gelmişken söyleyeyim, “Gelinim” sözcüğü “Kızım” kadar kucaklayıcı değil. Hatta diyebilirim bazı yörelerde itici bir anlam haritasına sahip. Onun için keşke büyükler gelin ve damadlarına o kucaklayıcı, sımsıcak duyguların insanın içine akmasına vesile olan kızım oğlum diye hitap edebilseler gelin ve damadlarına. Ardından da pratik hayatta bunun gereklerini gösterebilseler. Keşke!!!

    Dede ve nineler terbiye noktasında biraz ana-babanın düşünce çizgisinde hareket etmeye özen gostermeliler. Niyetleri ne kadar iyi olursa olsun son tahlilde kendi çocuklarının terbiye metodu seçimine saygılı davranmalılar ve onlara rağmen torunlarına müdahalede bulunmamalılar. Torun sevgisi buna mani olur mu? Bilemiyorum, belki. Ama torunları için onlar buna katlanmalılar.
    Ailevi problemler namus sırrı gibi saklanmalı bence. “İki kişinin bildiği şey, sır değildir” vecizesi bu konuda bizim davranış felsefemizi oluşturmalıdır.

    Ahmet Kurucan


  2. 15.Kasım.2007, 13:58
    1
    Devamlı Üye



    Bakış Açısı ve Kaynana


    Kur’an’a “Allah Kelamı” nazarı ile bakma ile haşa! “sıradan, basit bir insanın yazdığı kitap” nazarı ile bakma arasında ne kadar fark vardır dersiniz? Bu iki farklı ve zıt bakış açısının insanın Kur’an’dan istifadesinde büyük ölçüde rol oynayacağı izahtan varestedir sanırım.

    Ne alakası var diyeceksiniz ama ben şahsen kaynana ve kayınpederlere gelin ve damatların “katlanmak zorunda oldukları insanlar” ile “Allah’ın bize emanetidir bunlar, hatta bizim için dünyada bereket, ahirette kurtuluş vesilesidir” şeklindeki bakış açılarını aynı çizgide değerlendiriyorum. Dolayısıyla bu farklı bakış açıları geçim veya geçimsizliğin ana temellerinden birini oluşturuyor.

    Öyleyse; bir, gelin ve damadlar işin başında geçen yazıda bahsettiğimiz Kur’an ve sünnetin çerçevelediği İslami bakış açısını yakalamak zorundadırlar. Bu bir taraftan müslüman olmanın gereklerinden, diğer taraftandan da geçime çıkartılan bir davetiyedir.

    İki; aynı şey gelin ve damadlara büyüklerin bakışı adına geçerlidir. Hatta yaş, tecrübe, olgunluk, evladlarının mürüvvet beklentisi vb unsurlar onların bu noktada öncelikli davranmasını gerektiriyor. Daha açık bir ifadeyle; “Bu gelin benim biricik oğlumun mutluluk vesilesi, kızımdan öte yeri var yanımda” demek nerede, “oğlumun bana karşı olan sevgisini bölüp parçalayacak, onu bana düşman edecek, yüreğimin biricik yongasını elimden alacak” deyip gelinine adeta bir düşman nazarı ile bakmak nerede? Acı ama gerçek -belki de psikolojik bir vak’a- nice örneklerden biliyoruz ki gelinine böyle bakan kayınvalideler de var, damadlarına “yıllarca çalışarak elde ettiği servetimin üzerine bedavadan konacak” diyen kayınpederler de.
    Nedir bunun sebebi? Gelin kaynana ilişkisi adına etrafta görülen olumsuz örnekler mi, evlilik öncesi dönemde yaşanan bazı ufak-tefek tatsız hadiseler mi, İslamın bir hayat modeli olarak hayatımızdan uzaklaşması mı, çekirdek aile yapısının vazgeçilmez unsuru oluşu mu, gıybet ve dedikodu gibi dinin haram kıldığı şeylerin hayatımızda fazlaca yer alışı mı, kaynananın kendi kaynanasından bu davranış modelini görüşü mü, karakter ve şahsiyet zaafı mı, ev veya damad-gelin üzerinde otorite kurma mücadelesi mi?
    Belki hepsi ve daha niceleri. Ama son tahlilde bunların hepsi yanlış. Zira gelin veya damad artık söz konusu iki ailenin vazgeçilemez bir ferdi olmuştur. Bu gerçeğin söz ile ifadesi kolay ve sık rastlanan vak’a. Ama pratiğe intikali problemli. İşte “Görev başına!” denilen nokta burası. Söz konusu olumsuzlukları aşma tarafların karşılıklı sevgi, saygı, inanç ve fedakarlıklarıyla ancak hayata geçirilebilir.

    Üç; bir insan kendi öz çoçuğunu mu yoksa torununu mu daha çok sever? Bu sorunun cevabı Türk insanı söz konusu olduğunda bellidir;“torun”. Nedendir bilmem ama torun sevgisi çocuk sevgisini bastırır bizde. Bu da özellikle ailevi terbiyeye bakan noktada problemlere açık bir kapıdır. Çünkü ana-baba bilinçli veya bilinçsiz çocuklarına kendi benimsedikleri metod üzere terbiye vermek ister. Bu metodda sevgi ve şefkate yer olduğu kadar cezaya da yer vardır. Ama dede, nine ve anneanne’de ağırlık kazanan şey sadece sevgidir. Bu da çocukları dede ve ninelerin ziyaret oranı, beraberlik zamanlarına paralel olarak değişen çizgide şımarmalarına vesile olmaktadır.

    Dört; dedikodu. Ailevi meseleler aile içinde kalmalı ve dışarıya taşmamalı. Hani derler ya; “Kol kırılır, yen içinde kalır” ama nedense kol kırılıyor ve parçaları her tarafa yayılıyor. Ailevi bir problem ilgili köy, kasaba ve şehirde herkesin diline düşüyor. Hemen herkes o problem üzerinde fikir yürütüyor, çözüm önerileri ortaya koyuyor, ümit verici veya kırıcı değerlendirmelerde bulunuyor. Problemin taraflarının bütün bunlardan etkilenmemesi ise imkansız. İnsan tabiatına ters bir durum bu. Dolayısıyla küçücük bir şey çevrenin bu şekilde devreye girmesi ile büyüyor, büyüyor ve içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

    Sonuç, bakış açıları İslami çerçevede olacak. Küçükler “Anam, Babam” diyecek büyükler de “Oğlum ve Kızım.” Yeri gelmişken söyleyeyim, “Gelinim” sözcüğü “Kızım” kadar kucaklayıcı değil. Hatta diyebilirim bazı yörelerde itici bir anlam haritasına sahip. Onun için keşke büyükler gelin ve damadlarına o kucaklayıcı, sımsıcak duyguların insanın içine akmasına vesile olan kızım oğlum diye hitap edebilseler gelin ve damadlarına. Ardından da pratik hayatta bunun gereklerini gösterebilseler. Keşke!!!

    Dede ve nineler terbiye noktasında biraz ana-babanın düşünce çizgisinde hareket etmeye özen gostermeliler. Niyetleri ne kadar iyi olursa olsun son tahlilde kendi çocuklarının terbiye metodu seçimine saygılı davranmalılar ve onlara rağmen torunlarına müdahalede bulunmamalılar. Torun sevgisi buna mani olur mu? Bilemiyorum, belki. Ama torunları için onlar buna katlanmalılar.
    Ailevi problemler namus sırrı gibi saklanmalı bence. “İki kişinin bildiği şey, sır değildir” vecizesi bu konuda bizim davranış felsefemizi oluşturmalıdır.

    Ahmet Kurucan

  3. 15.Kasım.2007, 16:58
    2
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,607
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Gelin – Kaynana




    Gelin – Kaynana


    Hiç bir anne baba yoktur ki evladının mutlu olmasını istemesin. Yeryüzünde hiç bir insanın aksine fikir beyan edeceğine inanmadığım fıkhi ifadesiyle “muhkem bir kaziyye” bu. İstisnalar yok mudur diyebilirsiniz, belki derim. Evet, belki vardır fakat o istisnaların yani evladının mutlu bir evlilik hayatı olmasını istemeyen ebeveynlerin şahsen ben insan tabiatı ve yaratılışı adına problemleri olduğunu duşünürüm.

    Pekala, gelin-kaynana ilişkilerin en sorunlu olduğu toplumların başında geliriz desem ne dersiniz? Kabul edip etmemekte serbestsiniz ama bu da bir gerçek. Ataerkil aile geleneğine sahip olan toplumların genelinde vardır bu problem ama her nedense bizde biraz daha fazla. Bu konuyu işleyen nice Yeşilçam yapıtlarını, aynı tema üzerinde yazılmış türkü ve şarkılarımızı hatırlayın, genç gelinlik kızlarımızın şuuraltlarını hele bir deşelemeye çalışın, evlilik hayalleri üzerine konuşmalar yapın onlarla, ‘oğlan pek güzel ama anası olmamalı’ dediklerini duyacaksınız.

    Neden? Bu sorunun nedenleri üzerinde tahlil yapmanın yeri bu yazı değil ama şu kadarını söyleyeyim, ataerkil aile yapısından çekirdek aile tipine geçişimiz, telekominikasyon vasıtalarının başdöndürücü gelişimi ile etkisi altına girdiğimiz kültürel etkileşim, bir zamanlar hayatımızın yegane düzenleyicisi ve yönlendiricisi olan dinin ve onun yüce değerlerinin hayatımızdan silinmeye yüz tutuşu, dünya ve ukba hayatına bakışımızdaki değişiklik, bu çerçevedeki ana faktörlerden.
    Şimdi başa dönelim; bir; Kur’an diyor ki;” Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Ana babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, ‘off’ bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.(17/23). “ Biz insana ana-babasına iyi davranmasını emrettik”(31/14)

    Bu iki ayet, adı üzerinde ayet yani Allah’ın sözü, emri veya yasağı, bir müslümanın Allah’ın bu emrine rağmen hareket etmesi duşünülemez ve düşünülmemeli. Kadını ile erkeği ile biz ana babamıza saygılı davranmaya Allah’ın bu emri gereğince mecbur ve mükellefiz. Dolayısıyla hiç bir kimse eşinden bu çerçevede fedakarlık beklememeli. Aslında bunun adı fedakarlık değil, Allah’a isyandır. Öyleyse”Ananı defterden sil, bir daha onunla konuşmayacaksın, hele bu eve bir adımını atsın o, bak görürsün” tarzında çok sık karşılaştığımız türden tavırlar içine girmemeli ve eşinden de böyle bir şey beklememeli. Unutmayın temel kaide, “Allah’a isyanın söz konusu olduğu yerde mahlukata -bu peygamber dahi olsa- itaat edilmez”

    Pekala soru, kayınpeder ve kayınvalide ana baba gibi midir ki bu kadar kesin ve net konuşuluyor? Soruyu şöyle de değiştirebiliriz; gelin veya damat kayınpeder ve kayınvalidesine dinen kendi ana babası gibi muamele etmek zorunda mıdır?

    Elcevap, meselenin fıkhi boyutunda farklı yaklaşımlar söz konusu olsa da ahlaki boyut itibariyle bu soruya hiç şüphesiz evet cevabı verebilirim. Herşeyden önce şu bilinmeli, bizim Türkçede ‘kayın’ diye ifade ettiğimiz kelimenin arapçadaki aslı ‘kaim’dir. Manası ise bir yere oturan demektir. Bu çercevede ‘kaimpeder” dediğimizde baba, baba ile yer değişmiş, baba mak----- oturmuş anlamlarına gelir. Aynı şey “kaimvalide” için geçerli.

    Öte yandan, bizi bağlayan İslami değerlere ters olmayan, usüldeki ifadesi ile Kur’an’ın ruhuna ve ümmetin maslahatına uygun tatbikatlar müslümanlar için bağlayıcıdır. Küçük-büyük, müslüman olan-olmayan bütün insanlara merhamet, şefkat ve adalet ile yaklaşılmasını emreden bir dinin, kayınpeder ve valide gibi akrabalık bağı teessüs etmiş kişilere hürmet gösterilemesini emretmemesi düşünülebilir mi?

    Sözü fazla uzatmaya gerek yok, eşler birbirlerinin ana babalarını asli ana babaları gibi kabullenmek, onlara saygı göstermek, hizmetlerinde bulunmak zorundadırlar. Bu insani, ahlaki olmanın ötesinde evladlar için dini bir vecibedir. Ahirette mükafat veya mücazatın söz konusu olduğu bir yükümlülüktür.

    Çok sık karşılaştığımız bir soruya cevapla bu yazıya son verip, gelin-kaynana ilişkisini gelecek yazıya bırakalım. Eşler birbirilerinin anne-babasına anne-baba diyebilir mi?

    Bu meselenin dini bir vechesinin olmadığını söylesem bilmem bana ne dersiniz? Tamamıyla örfe bağlı bir konu bu. Mesela arap örfünde kişiler kendi ana babalarına ait bir şeyi hikaye ederken onları isimleriyle anıyorlar. Hadis kitaplarında “Ömer şöyle dedi” diyen İbn-i Ömer’dir ki bu bizim Türk örfünde saygısızlık olarak nitelediğimiz bir şey.

    Türk örfü açısından olaya bakarsak, insanın kayınpederine baba, kayınvalidesine anne demesi saygının, hürmet ve ihtiramın göstergesidir. Bunu derken ne damat-gelin onları gerçek anası babası, ne de kayinpeder ve valide gerçek oğlu- kızı olarak görüyor ve kabulleniyor. Dolayısıyla beklentiler bu istikamette ise ve bu durum ailevi ilişkilerin sağlıklı bir zeminde yürümesini sağlayacaksa bu tür bir hitabın mahzurlu olacağı kanaatinde değilim.
    ‘Hacıanne’, ‘Cicibaba’ türünden sıfat ilaveleri ile yapılan hitablar da olabilir ama bunun bazı yörelerde istihza ile karşılandığını unutmayalım.

    Bence bunu her iki taraf fazlaca büyütmemeli, hatta evlilik öncesi veya başlangıcında kayınpeder ve valideler damat ve gelinlere açık çek vermeli, beklentilerini açıkca belirtmeliler.

    Ahmet Kurucan


  4. 15.Kasım.2007, 16:58
    2
    Devamlı Üye



    Gelin – Kaynana


    Hiç bir anne baba yoktur ki evladının mutlu olmasını istemesin. Yeryüzünde hiç bir insanın aksine fikir beyan edeceğine inanmadığım fıkhi ifadesiyle “muhkem bir kaziyye” bu. İstisnalar yok mudur diyebilirsiniz, belki derim. Evet, belki vardır fakat o istisnaların yani evladının mutlu bir evlilik hayatı olmasını istemeyen ebeveynlerin şahsen ben insan tabiatı ve yaratılışı adına problemleri olduğunu duşünürüm.

    Pekala, gelin-kaynana ilişkilerin en sorunlu olduğu toplumların başında geliriz desem ne dersiniz? Kabul edip etmemekte serbestsiniz ama bu da bir gerçek. Ataerkil aile geleneğine sahip olan toplumların genelinde vardır bu problem ama her nedense bizde biraz daha fazla. Bu konuyu işleyen nice Yeşilçam yapıtlarını, aynı tema üzerinde yazılmış türkü ve şarkılarımızı hatırlayın, genç gelinlik kızlarımızın şuuraltlarını hele bir deşelemeye çalışın, evlilik hayalleri üzerine konuşmalar yapın onlarla, ‘oğlan pek güzel ama anası olmamalı’ dediklerini duyacaksınız.

    Neden? Bu sorunun nedenleri üzerinde tahlil yapmanın yeri bu yazı değil ama şu kadarını söyleyeyim, ataerkil aile yapısından çekirdek aile tipine geçişimiz, telekominikasyon vasıtalarının başdöndürücü gelişimi ile etkisi altına girdiğimiz kültürel etkileşim, bir zamanlar hayatımızın yegane düzenleyicisi ve yönlendiricisi olan dinin ve onun yüce değerlerinin hayatımızdan silinmeye yüz tutuşu, dünya ve ukba hayatına bakışımızdaki değişiklik, bu çerçevedeki ana faktörlerden.
    Şimdi başa dönelim; bir; Kur’an diyor ki;” Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Ana babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, ‘off’ bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.(17/23). “ Biz insana ana-babasına iyi davranmasını emrettik”(31/14)

    Bu iki ayet, adı üzerinde ayet yani Allah’ın sözü, emri veya yasağı, bir müslümanın Allah’ın bu emrine rağmen hareket etmesi duşünülemez ve düşünülmemeli. Kadını ile erkeği ile biz ana babamıza saygılı davranmaya Allah’ın bu emri gereğince mecbur ve mükellefiz. Dolayısıyla hiç bir kimse eşinden bu çerçevede fedakarlık beklememeli. Aslında bunun adı fedakarlık değil, Allah’a isyandır. Öyleyse”Ananı defterden sil, bir daha onunla konuşmayacaksın, hele bu eve bir adımını atsın o, bak görürsün” tarzında çok sık karşılaştığımız türden tavırlar içine girmemeli ve eşinden de böyle bir şey beklememeli. Unutmayın temel kaide, “Allah’a isyanın söz konusu olduğu yerde mahlukata -bu peygamber dahi olsa- itaat edilmez”

    Pekala soru, kayınpeder ve kayınvalide ana baba gibi midir ki bu kadar kesin ve net konuşuluyor? Soruyu şöyle de değiştirebiliriz; gelin veya damat kayınpeder ve kayınvalidesine dinen kendi ana babası gibi muamele etmek zorunda mıdır?

    Elcevap, meselenin fıkhi boyutunda farklı yaklaşımlar söz konusu olsa da ahlaki boyut itibariyle bu soruya hiç şüphesiz evet cevabı verebilirim. Herşeyden önce şu bilinmeli, bizim Türkçede ‘kayın’ diye ifade ettiğimiz kelimenin arapçadaki aslı ‘kaim’dir. Manası ise bir yere oturan demektir. Bu çercevede ‘kaimpeder” dediğimizde baba, baba ile yer değişmiş, baba mak----- oturmuş anlamlarına gelir. Aynı şey “kaimvalide” için geçerli.

    Öte yandan, bizi bağlayan İslami değerlere ters olmayan, usüldeki ifadesi ile Kur’an’ın ruhuna ve ümmetin maslahatına uygun tatbikatlar müslümanlar için bağlayıcıdır. Küçük-büyük, müslüman olan-olmayan bütün insanlara merhamet, şefkat ve adalet ile yaklaşılmasını emreden bir dinin, kayınpeder ve valide gibi akrabalık bağı teessüs etmiş kişilere hürmet gösterilemesini emretmemesi düşünülebilir mi?

    Sözü fazla uzatmaya gerek yok, eşler birbirlerinin ana babalarını asli ana babaları gibi kabullenmek, onlara saygı göstermek, hizmetlerinde bulunmak zorundadırlar. Bu insani, ahlaki olmanın ötesinde evladlar için dini bir vecibedir. Ahirette mükafat veya mücazatın söz konusu olduğu bir yükümlülüktür.

    Çok sık karşılaştığımız bir soruya cevapla bu yazıya son verip, gelin-kaynana ilişkisini gelecek yazıya bırakalım. Eşler birbirilerinin anne-babasına anne-baba diyebilir mi?

    Bu meselenin dini bir vechesinin olmadığını söylesem bilmem bana ne dersiniz? Tamamıyla örfe bağlı bir konu bu. Mesela arap örfünde kişiler kendi ana babalarına ait bir şeyi hikaye ederken onları isimleriyle anıyorlar. Hadis kitaplarında “Ömer şöyle dedi” diyen İbn-i Ömer’dir ki bu bizim Türk örfünde saygısızlık olarak nitelediğimiz bir şey.

    Türk örfü açısından olaya bakarsak, insanın kayınpederine baba, kayınvalidesine anne demesi saygının, hürmet ve ihtiramın göstergesidir. Bunu derken ne damat-gelin onları gerçek anası babası, ne de kayinpeder ve valide gerçek oğlu- kızı olarak görüyor ve kabulleniyor. Dolayısıyla beklentiler bu istikamette ise ve bu durum ailevi ilişkilerin sağlıklı bir zeminde yürümesini sağlayacaksa bu tür bir hitabın mahzurlu olacağı kanaatinde değilim.
    ‘Hacıanne’, ‘Cicibaba’ türünden sıfat ilaveleri ile yapılan hitablar da olabilir ama bunun bazı yörelerde istihza ile karşılandığını unutmayalım.

    Bence bunu her iki taraf fazlaca büyütmemeli, hatta evlilik öncesi veya başlangıcında kayınpeder ve valideler damat ve gelinlere açık çek vermeli, beklentilerini açıkca belirtmeliler.

    Ahmet Kurucan

  5. 15.Kasım.2007, 17:27
    3
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2007
    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 3,297
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 39

    --->: Bakış Açısı ve Kaynana

    Gelin-kaynana çekişmesi; fıkraların, şakaların ve özellikle de dedikoduların en zengin malzemesi durumundadır. Gelinler kaynanalardan, kaynanalar da gelinlerden hep yakınırlar. Sanki kendilerinin hiç hataları, kusurları, kırıcı hareketleri yokmuş gibi.
    Gelin-kaynana çekişmesinde hangisini dinliyorsanız ona hak veriyorsunuz. O zaman çözüm nedir? Ne yapmalı ki problem asgariye insin? Sakin, dengeli, huzurlu bir ilişki nasıl kurulabilir? Bu yazımızda öncelikle gelinlere sesleneceğiz.
    Sevgili gelinler! Eşinize, çocuklarınıza sevgi dolu, fedakâr, uyumlu ve yürekten bağlanışınız, kayınvalidenizle bir güven duygusu oluşturacak, biricik oğlunun “emin ellerde” olduğunu düşünerek rahatlayacaktır.
    İyice biliniz ki, kayınvalidenize göstereceğiniz saygı, yakınlık, içtenlik ne kadarsa, günü gelince siz de gelininizden o kadar karşılık göreceksiniz.
    Öz annenizin kırıldığınız söz ve davranışları, nasıl yüreğinizde iz bırakmadan uçup gittiyse, kayınvalideniz de bu engin hoşgörü ve aftan yararlansın.
    En kızgın anınızda bile terbiye ve edebinizi muhafaza edin, sabırlı olun. Mükafatınız bu dünyada huzur, ahirette ebedi saadet olarak ödenecektir.
    Kendi annenizin kusurunu insanlardan özellikle eşinizden nasıl gizleme gayreti duyuyorsanız, kayınvalidenize de aynısını yapın. Fark edilir, evlat gibi sevilirsiniz.
    İçinizden gelmese bile hediyeleşiniz. Zaman zaman ziyaretine gidiniz.
    Herhangi bir konuda iddialaşmayın. Yumuşak bir ifadeyle “Siz de haklısınız, ama ben böyle düşünüyorum.” deyin ve susun.
    “Ne” söylediğiniz kadar “nasıl” söylediğiniz de önemli. Hareket, mimik ve ses tonunuza dikkat edin.
    Atalarımızın da dediği gibi:
    “İyilik yap denize at. Balık bilmezse, Hâlık bilir.” Biz görmesek de “gizli kameralar” her an hayatımızı belgeliyor.
    Rabbimiz, rızasını kazanmak için sarf edilen gayretleri biliyor ve zerre miktarı kadar hayır, yahut zerre miktarı kadar şer kaybolmuyor. Ayrıca neyin hakkımızda hayırlı olduğunu bizler bilemeyiz. Unutmayın.


    paylaşım için tşk ler


  6. 15.Kasım.2007, 17:27
    3
    Devamlı Üye
    Gelin-kaynana çekişmesi; fıkraların, şakaların ve özellikle de dedikoduların en zengin malzemesi durumundadır. Gelinler kaynanalardan, kaynanalar da gelinlerden hep yakınırlar. Sanki kendilerinin hiç hataları, kusurları, kırıcı hareketleri yokmuş gibi.
    Gelin-kaynana çekişmesinde hangisini dinliyorsanız ona hak veriyorsunuz. O zaman çözüm nedir? Ne yapmalı ki problem asgariye insin? Sakin, dengeli, huzurlu bir ilişki nasıl kurulabilir? Bu yazımızda öncelikle gelinlere sesleneceğiz.
    Sevgili gelinler! Eşinize, çocuklarınıza sevgi dolu, fedakâr, uyumlu ve yürekten bağlanışınız, kayınvalidenizle bir güven duygusu oluşturacak, biricik oğlunun “emin ellerde” olduğunu düşünerek rahatlayacaktır.
    İyice biliniz ki, kayınvalidenize göstereceğiniz saygı, yakınlık, içtenlik ne kadarsa, günü gelince siz de gelininizden o kadar karşılık göreceksiniz.
    Öz annenizin kırıldığınız söz ve davranışları, nasıl yüreğinizde iz bırakmadan uçup gittiyse, kayınvalideniz de bu engin hoşgörü ve aftan yararlansın.
    En kızgın anınızda bile terbiye ve edebinizi muhafaza edin, sabırlı olun. Mükafatınız bu dünyada huzur, ahirette ebedi saadet olarak ödenecektir.
    Kendi annenizin kusurunu insanlardan özellikle eşinizden nasıl gizleme gayreti duyuyorsanız, kayınvalidenize de aynısını yapın. Fark edilir, evlat gibi sevilirsiniz.
    İçinizden gelmese bile hediyeleşiniz. Zaman zaman ziyaretine gidiniz.
    Herhangi bir konuda iddialaşmayın. Yumuşak bir ifadeyle “Siz de haklısınız, ama ben böyle düşünüyorum.” deyin ve susun.
    “Ne” söylediğiniz kadar “nasıl” söylediğiniz de önemli. Hareket, mimik ve ses tonunuza dikkat edin.
    Atalarımızın da dediği gibi:
    “İyilik yap denize at. Balık bilmezse, Hâlık bilir.” Biz görmesek de “gizli kameralar” her an hayatımızı belgeliyor.
    Rabbimiz, rızasını kazanmak için sarf edilen gayretleri biliyor ve zerre miktarı kadar hayır, yahut zerre miktarı kadar şer kaybolmuyor. Ayrıca neyin hakkımızda hayırlı olduğunu bizler bilemeyiz. Unutmayın.


    paylaşım için tşk ler




+ Yorum Gönder