Konusunu Oylayın.: Ergenlik Çağı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ergenlik Çağı
  1. 14.Kasım.2007, 16:32
    1
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,602
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Ergenlik Çağı






    Ergenlik Çağı Mumsema
    Ergenlik Çağı





    Eşini hiç bu kadar kızgın görmemiş bir akşam eve geldiğinde Nihat. Şaşırmış önce, mana verememiş bu kızgınlığa, öfkeye, nefrete ve ağızdan çıkan sözlere. 19 yıllık evlilik hayatında ilk defa bu tür şeyler duyuyormuş kızı ve oğlu hakkında karısının ağzından. Hadis diye duyduğu ama hadis olmasa bile doğruluğuna vicdanen inandığı beyanı hatırlatmış eşine ve bu onun ilk tepkisi olmuş. Malum o beyanda, anne-babanın ağzından çıkan her sözün çocukları için dua olacağı ve eşref saati ile kesiştiğinde bunun kabul göreceği ifade ediliyor. Eşinin sinirini yatıştırmasına yetmemiş bu. Eşini almış ve odasına götürmüş sakinleşmesini sağlamak için. Bir saati bulan ağlama, dışarı çıkmak için yapılan hazırlıkla son bulmuş.
    Nezih bir lokantada yenen başbaşa bir yemekte pandoranın kutusunu açmayı başarmış Nihat; mevzu iki kardeşin geçimsizliği, sürekli kavgaları ve nihayet annenin sabır taşının çatlaması imiş. Şimdi soruyor Nihat, ‘bu durumda anne-baba olarak biz ne yapacağız? En azından ben de eşim kadar rahatsızım çocuklarımın birbirlerine karşı olan bu tutumlarından’ diye de ilave ediyor ve detay bilgiler veriyor sorunu çözmeye yarayacak.

    Konu iki kardeşin birbirini sevmemesi değil; ergenlik çağı ve anne-babanın bundan dolayı davranış şekilleri değişen çocuklarını anlayamamaları. Yani büyük bir ölçüde suç, ebeveynde. Şöyle ki; ergenlik döneminde boy uzaması, kasların gelişmesi, kol ve bacakların büyümesi, vücudda kıllanma, erkeklerde ses kalınlaşması, ergenlik sivilceleri çıkması gibi fiziki değişiklikler herkesin malumu. Ama bunun yanısıra bir de ruhi alanda meydana gelen değişiklikler var bunlara bağlı olarak gelişen.

    Ruhi değişiklikler alanında en önemlisi ‘ben’ eksenli düşünce yapısının ağırlık kazanmasıdır. Şöyle ki; fiziki değişiklikler öncelikle çocuğun dikkatini kendi fiziki bedenine çeker. Arkadaş grubu ile mukayeseler yapar. “Onun boyu uzun, benimki kısa” hemen her anne-babanın çocuğundan duyduğu mukayese neticesi olan cümlelerdendir. Zaman zaman dış görünüşünü beğenmez çocuk veya beğenir. Her ikisi de tehlikeli. Çünkü bu fiziki hali kabul veya red, beğenme veya beğenmeme onun kimliğinin, şahsiyetinin oluşmasında müsbet ve menfi tesiri olan bir güce sahip. Sırf bu yüzden arkadaş çevresi oluşmayan gençler var örnek olarak verebileceğimiz. Beğenilmeme korkusu onu toplumdan uzaklaştırıyor ve içe kapanmasına yol açıyor. Ya da kendini çok beğendiğinden arkadaşsız kalabiliyor genç kız ve erkek bu dönemde.

    İkinci önemli özellik; ergenlik döneminde bağımsızlık düşüncesinin oluşum ve gelişimidir. Gençliğe adım atan kız veya erkek bağımsızlık düşüncesi bağlamında, ciddi bir ikilem içindedir. O her şeyden önce evde model aldığı anne-babası gibi bağımsız olmak ister. Onun bu aşamada bağımsızlıktan anladığı şey, kendi kararlarını kendi veren/verebilen bir şahsiyet olmaktır. Bu da onun artık çocukluk döneminde olduğu gibi anne-babasının her dediğine itaat eden bir konumdan çıkartır. “Ben artık çocuk değilim” itirazları bunu gösterir. Yap denileni yapmaz zaman zaman; ya makul bulmadığından dolayı ya da dünün çocuğu olmadığını göstermek için. Eğer anne-baba bu durumun ergenlik ve bağımsızlık düşüncesinden kaynaklanan normal bir durum olduğunun şuuurunda değilse ve bu yüzden dayak atmaya kadar uzanan tepkilerle cevap verirse çocuğuna, o evde yangın var demektir. Nitekim bunu idrak edemeyen nice ebeveynlerden duymuşuzdur şu cümleleri: “Huy değiştirdi; dün yapıyordu bugün yapmıyor; laf anlamaz söz dinlemez, haylaz, haydut gibi birisi oldu vs.” Zaten Nihat’ın eşini -tabir caizse-çıldırtan da bu olmuş. İkisi de ergenlik çağına girmiş iki kardeşin -aralarında bir yaş varmış- kendi aralarındaki tartışmaya annenin de girmiş olması.

    Unutmadan; bu bağımsızlık döneminde bazıları annesinin nazlı bebeği makamını kaybetmek istemez. Getirileri vardır o konumun çünkü ona. Himaye ve desteklerinin devamı sanki buna bağlı gibi gelir. Tabii ki bağımsızlık ve nazlı bebek arasında gelip gitme, genç kız ve delikanlıda davranış ve tutum bozuklukları meydana getirir. İkili, çifte standartlı bir yapı, şahsiyet sergilemeye başlar. Bazan anne-babayı bırakın, dünyayı dinlemeyen bağımsız genç, bazan anne-babasının himaye kucağına kendini salar ve “başüstüne anneciğim, babacığım” diyen bir çocuk olur. Burada ebeveyn dengeli, dikkatli ve istikamet üzere bir tutum takınmalıdır çocuğuna. Çünkü, zaman zaman çocuk muamelesi yapar, zaman zaman da, “artık yaşını başını aldın, çocuk değilsin, şöyle yapman lazım” türünden ikili bir tutum izlerse, bu, çocukda sözünü ettiğimiz ikili karakterin oluşmasına yardım anlamını taşır.


    Devamı gelecek…

    Ahmet Kurucan


  2. 14.Kasım.2007, 16:32
    1
    Devamlı Üye



    Ergenlik Çağı





    Eşini hiç bu kadar kızgın görmemiş bir akşam eve geldiğinde Nihat. Şaşırmış önce, mana verememiş bu kızgınlığa, öfkeye, nefrete ve ağızdan çıkan sözlere. 19 yıllık evlilik hayatında ilk defa bu tür şeyler duyuyormuş kızı ve oğlu hakkında karısının ağzından. Hadis diye duyduğu ama hadis olmasa bile doğruluğuna vicdanen inandığı beyanı hatırlatmış eşine ve bu onun ilk tepkisi olmuş. Malum o beyanda, anne-babanın ağzından çıkan her sözün çocukları için dua olacağı ve eşref saati ile kesiştiğinde bunun kabul göreceği ifade ediliyor. Eşinin sinirini yatıştırmasına yetmemiş bu. Eşini almış ve odasına götürmüş sakinleşmesini sağlamak için. Bir saati bulan ağlama, dışarı çıkmak için yapılan hazırlıkla son bulmuş.
    Nezih bir lokantada yenen başbaşa bir yemekte pandoranın kutusunu açmayı başarmış Nihat; mevzu iki kardeşin geçimsizliği, sürekli kavgaları ve nihayet annenin sabır taşının çatlaması imiş. Şimdi soruyor Nihat, ‘bu durumda anne-baba olarak biz ne yapacağız? En azından ben de eşim kadar rahatsızım çocuklarımın birbirlerine karşı olan bu tutumlarından’ diye de ilave ediyor ve detay bilgiler veriyor sorunu çözmeye yarayacak.

    Konu iki kardeşin birbirini sevmemesi değil; ergenlik çağı ve anne-babanın bundan dolayı davranış şekilleri değişen çocuklarını anlayamamaları. Yani büyük bir ölçüde suç, ebeveynde. Şöyle ki; ergenlik döneminde boy uzaması, kasların gelişmesi, kol ve bacakların büyümesi, vücudda kıllanma, erkeklerde ses kalınlaşması, ergenlik sivilceleri çıkması gibi fiziki değişiklikler herkesin malumu. Ama bunun yanısıra bir de ruhi alanda meydana gelen değişiklikler var bunlara bağlı olarak gelişen.

    Ruhi değişiklikler alanında en önemlisi ‘ben’ eksenli düşünce yapısının ağırlık kazanmasıdır. Şöyle ki; fiziki değişiklikler öncelikle çocuğun dikkatini kendi fiziki bedenine çeker. Arkadaş grubu ile mukayeseler yapar. “Onun boyu uzun, benimki kısa” hemen her anne-babanın çocuğundan duyduğu mukayese neticesi olan cümlelerdendir. Zaman zaman dış görünüşünü beğenmez çocuk veya beğenir. Her ikisi de tehlikeli. Çünkü bu fiziki hali kabul veya red, beğenme veya beğenmeme onun kimliğinin, şahsiyetinin oluşmasında müsbet ve menfi tesiri olan bir güce sahip. Sırf bu yüzden arkadaş çevresi oluşmayan gençler var örnek olarak verebileceğimiz. Beğenilmeme korkusu onu toplumdan uzaklaştırıyor ve içe kapanmasına yol açıyor. Ya da kendini çok beğendiğinden arkadaşsız kalabiliyor genç kız ve erkek bu dönemde.

    İkinci önemli özellik; ergenlik döneminde bağımsızlık düşüncesinin oluşum ve gelişimidir. Gençliğe adım atan kız veya erkek bağımsızlık düşüncesi bağlamında, ciddi bir ikilem içindedir. O her şeyden önce evde model aldığı anne-babası gibi bağımsız olmak ister. Onun bu aşamada bağımsızlıktan anladığı şey, kendi kararlarını kendi veren/verebilen bir şahsiyet olmaktır. Bu da onun artık çocukluk döneminde olduğu gibi anne-babasının her dediğine itaat eden bir konumdan çıkartır. “Ben artık çocuk değilim” itirazları bunu gösterir. Yap denileni yapmaz zaman zaman; ya makul bulmadığından dolayı ya da dünün çocuğu olmadığını göstermek için. Eğer anne-baba bu durumun ergenlik ve bağımsızlık düşüncesinden kaynaklanan normal bir durum olduğunun şuuurunda değilse ve bu yüzden dayak atmaya kadar uzanan tepkilerle cevap verirse çocuğuna, o evde yangın var demektir. Nitekim bunu idrak edemeyen nice ebeveynlerden duymuşuzdur şu cümleleri: “Huy değiştirdi; dün yapıyordu bugün yapmıyor; laf anlamaz söz dinlemez, haylaz, haydut gibi birisi oldu vs.” Zaten Nihat’ın eşini -tabir caizse-çıldırtan da bu olmuş. İkisi de ergenlik çağına girmiş iki kardeşin -aralarında bir yaş varmış- kendi aralarındaki tartışmaya annenin de girmiş olması.

    Unutmadan; bu bağımsızlık döneminde bazıları annesinin nazlı bebeği makamını kaybetmek istemez. Getirileri vardır o konumun çünkü ona. Himaye ve desteklerinin devamı sanki buna bağlı gibi gelir. Tabii ki bağımsızlık ve nazlı bebek arasında gelip gitme, genç kız ve delikanlıda davranış ve tutum bozuklukları meydana getirir. İkili, çifte standartlı bir yapı, şahsiyet sergilemeye başlar. Bazan anne-babayı bırakın, dünyayı dinlemeyen bağımsız genç, bazan anne-babasının himaye kucağına kendini salar ve “başüstüne anneciğim, babacığım” diyen bir çocuk olur. Burada ebeveyn dengeli, dikkatli ve istikamet üzere bir tutum takınmalıdır çocuğuna. Çünkü, zaman zaman çocuk muamelesi yapar, zaman zaman da, “artık yaşını başını aldın, çocuk değilsin, şöyle yapman lazım” türünden ikili bir tutum izlerse, bu, çocukda sözünü ettiğimiz ikili karakterin oluşmasına yardım anlamını taşır.


    Devamı gelecek…

    Ahmet Kurucan

  3. 15.Kasım.2007, 09:37
    2
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,602
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    --->: Ergenlik Çağı




    Ergenlik Çağı (2)



    Ne yapacak ergenlik dönemine gelen çocukları olan anne-baba? Akla gelen hususları sırasıyla ifade edelim:

    1-Genç kız ve delikanlıyı, çocuk yerine koymamalı ve çocuk gibi ona muamele etmemelidir. Çocuklarının kendini isbat için sigaradan, makyaja davranış değişikliklerini olgunlukla karşılamalı ve yanlış olan şeylerin yanlışlığını, onları muhatap alarak sakin bir ortamda akli ve ikna edici delillerle anlatmalıdır. Aksi bir tutum inadına aynı şeyleri yapmaya sevkeder onları.

    2-Ergenlik dönemi fiziki ve ruhi değişiklikleri A’dan Z’ye onlara anlatmalı ve muhtemel sorunlar karşısında anlayışlı davranacaklarını ve yardımcı olacaklarını deklare etmelidirler. Bu yaklaşım onların bazan farkında olmadan yaptıkları ani çıkışlara, neticesi itibariyle kırıcı ve incitici davranışlara karşı ‘suçlu’ pozisyonuna girmelerini engelleyecektir. Çünkü karşılarında bu dönemleri geçirmiş, şuurlu ve anlayışlı davranacaklarına söz vermiş anne-baba vardır. Tabii ki bu durum söz konusu çıkışları yapan gençlerin daha rahat özür dilemelerine zemin hazırlar, ani ve yanlış çıkışların önünü alır.

    3-Cinsellik noktası Müslüman aileler için bir tabudur herkesin bildiği gibi. Ama bu dönemde en çok merak edilen ve doğru bilgilendirilmenin yapılması gerekli olan alandır cinsellik. Burada anne kızına, baba oğluna mutlaka cinsellikle alakalı hususları belli bir edeb dairesi içinde anlatmalı türünden kararlı bir tavsiyede bulunacak değilim. Keşke anlatabilseler/anlatabilsek ve o tabuyu parçalayabilseler/parçalayabilsek. İslami açıdan bakıldığında Efendimizin cinsellik eğitimine ne kadar önem verdiğini ana kaynaklarda görüyoruz. Fakat asırlık tabuların bir çırpıda yıkılamayacağı realitesini bildiğim için daha mantıki, daha uygulanabilir bulduğum şu tavsiyeyi dile getireğim; ister kendisinden üç-dört yaş büyük kısmen arkadaş sayılabilecek bir abla, ağabey, ister çok iyi anlaştığı bir öğretmeni perde arkasından yönlendirip bu konuları anlatmasını sağlamalı ya da cinsellik meselesini belli bir üslup içinde ele alan kitapları okumasını temin etmelidir. Ergenin kendi başına, kontrolsüz bir şekilde bu bilgileri elde etmesi hayatı boyunca hem onu, hem de aile ve toplumu etkileyecek çok çeşitli meşru ve gayri meşru yanlışlara kapı aralar. Buna imkan ve fırsat vermemeli hiçbir aile.

    4- Kendini isbat düşüncesini her daim aklında, zihninde tutan ergene yapılacak en büyük iyiliklerden bir tanesi de, anne-babanın kendisine güven duyduğunu hissettirmesi, açıklaması ve bunu fiileri ile göstermesidir. Küçük çaplı alış-verişlerden, mutfakta tezgahı teslime kadar, aile içindeki işlerde iş bölümü ile yapılması gereken nice sorumluluk alanlarından birinin veya bir kaçının ona havale edilmesi, tam anlamıyla yerine getirdiğinde taltifler, ödüller, yerine getiremediğinde ise kızmadan, bağırmadan tavsiyeler, nasihatler, düzeltmelerle onlara yön vermek gerekmektedir. Bu erken tecrübe kişilik gelişmesinde ergen için çok önemli bir adımdır onu hayata hazırlamak için. Evlenme çağına geldiği halde hala yemek yapmasını, bulaşık yıkamasını bilmeyen, onu ne ilgi, ne de sorumluluk alanı kabul etmeyen kızın evlendiğinde ne yapacağını, kocasıyla muhtemel ilişkilerini bir hayal edin. Veya yine evlenme çağına geldiği halde hala babasının verdiği harçlıklarla gününü gün eden, hayatın gerçeklerine karşı alabildiğine kapalı bir delikanlıyı evlendiği ve eşiyle beraber anne-babadan uzak bir mekanda hayat geçirdiğini tahayyyül edin. Her ikisinde de karşınıza çıkacak tablonun sizleri memnun etmeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim. O halde…

    5- Bir insanın sosyalleşmesinin ilk köklü adımları yine bu dönemde atılır. Ergenlik öncesi anne-babasının sosyal çevresinin genişliği ile çocuğun bir tecrübesi olsa da, bunun istiklaliyet kazanması gerekmektedir. Bu da ilgi alanına göre ergenin spordan, müziğe, sanattan çeşitli kültürel faaliyetlere kadar katılmasını temin ve teşvik ile olur. İlgi alanını çok sık değiştirmesi kişilik gelişiminde, kendini tanıma aşamasında kararsız olduğunu gösterir gencin. Burada anne-babanın sabırlı olması ve çocuklarına o zamanı tanıması lazım.
    Bu aşamada “Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu” tarzında bazı anne-babalarda gördüğümüz vurdum-duymaz tavır, okul ve iş hayatına ait beklentilerin sürekli gündemde tutulması, aslında ergenin o alanlarda da başarılı olamamasını netice verir. Onun için ergen, bu tip faaliyetlere mutlaka zaman ayırmalıdır. Sağlıklı bir kişilik, sağlıklı bir çevre ve dengeli bir hayat ile mümkündür. Spor, sanat, kültür, müzik de bu hayatın gerçekleri olduğuna göre, bunların dışlanmaması gerekir. Kaldı ki bu tip aktiviteler, gencin belki de farklı bir arkadaş çevresi oluşturmasını sağlayacaktır. Toplumsal dokunun bir parçası olma, uyum içinde rolünü oynama imkanı verecektir ki bu sosyal huzur için olmazsa olmaz bir şarttır.

    6-Bu devrede anne- babanın yaptığı en büyük hatalardan birisi ergeni dinlememek, onu anlamaya çalışmamak; “Sen giderken, biz bu yollardan geri dönüyorduk oğlum/kızım. 30 yıl önce yaşadık biz bu dönemleri” türünden çıkışlarla bir genç için alabildiğine sıkıcı gelen uzun konuşma ve nasihatlardır. Dinlemeden, anlamadan, anlamaya çalışmadan yapılacak her türlü nasihat, gencin reaksiyon göstermesine sebebiyet verecektir; velev ki anne-baba % 100 haklı olsa bile. Bu meseleler üzerinde kafa yormayan klasik ailelerde bizim gördüğümüz dinleme, anlama çabası içinde bulunma yerine, bağırma, çağırma, baskı kurma ve yerli-yersiz, gerekli-gereksiz, ölçülü-ölçüsüz cezalandırmadır. Halbuki ortada ebeveyne göre bir problem varsa, önce o problemi doğru teşhis etmek gerekmez mi? Problemin doğru teşhisinde ise problemin ana unsuru ergenin dinlenilmesi şart değil mi? Bence bütün kartları masanın üzerine açarak çok net bir şekilde konuşmalı ergenle ve ardından karşılıklı istekler nazara alınarak anlaşma yapılmalı ve peşi sıra açık takiple kontrole sıra gelmelidir. Burada takip ve kontrolün FBI, CIA, MİT, MOSSAD benzeri gizli servislerin rol aldığı filmlerdeki gibi gizli-kapaklı değilde, açıkça yapılması ayrı bir önem taşımaktadır gencin sorumluluk şuurunun gelişmesinde, anlaşmaya sadık kalmasında.
    Anne-babanın çocuğuna bu derece yakın olması, halk tabiriyle ifade edelim “yüz-göz olması" onların otoritelerini sarsar mı? Pek çok anne-baba sırf bu korku ve endişeden dolayı çocukları ile yakın ilişki içine girmekten imtina ediyor. Bu ayakları yere basmayan, temelsiz bir düşüncenin hasıl ettiği yersiz bir korku ve endişedir. Belki o anne-baba kendi ebeveyninden öyle görmüştür ama artık devrin değiştiğinin farkında olunması lazım. Yine halk diliyle diyeyim “zamane çocukları” çok şeylerin farkında. Hem de zamanından önce. Eğer çocuk biraz kendini dinleyen, etrafına, etrafında cereyan eden hadiselere şuurluca bakan, yorumlar yapan, mukayeselere giden bir çocuksa, farkı hemen fark edip sorgulamalara gidebilmektedir. Kaldı ki biz burada ergenlik çağına gelmiş genç kız ve delikanlıdan söz ediyoruz. Onun için ergenle açık iletişim, arkadaş gibi olma anne-babanın otoritesini sarsmadığı gibi, ona kazandırmak istediği kişilik açısından da büyük bir mesafe almasını sağlar.

    Sonuç; ergenlik çok bilinmeyenli bir denklem gibi karşımızda duruyor. Bu denklemin bazı parçaları ilmi çalışmalar ve tecrübelerin kağıda dökülmesi ile çözülmüş olsa da, her insan ayrı bir alem olduğu için denklemin hala bütünüyle çözülmediğini ve kıyamete kadar da çözülemeyeceğini söyleyebiliriz. Ama bunun yanında sözü edilen denklemi kendi çocukları için sağlıklı bir şekilde çözmek her anne-babanın hedefi ve gayesi. Öyleyse aman dikkat!

    Ahmet Kurucan


  4. 15.Kasım.2007, 09:37
    2
    Devamlı Üye



    Ergenlik Çağı (2)



    Ne yapacak ergenlik dönemine gelen çocukları olan anne-baba? Akla gelen hususları sırasıyla ifade edelim:

    1-Genç kız ve delikanlıyı, çocuk yerine koymamalı ve çocuk gibi ona muamele etmemelidir. Çocuklarının kendini isbat için sigaradan, makyaja davranış değişikliklerini olgunlukla karşılamalı ve yanlış olan şeylerin yanlışlığını, onları muhatap alarak sakin bir ortamda akli ve ikna edici delillerle anlatmalıdır. Aksi bir tutum inadına aynı şeyleri yapmaya sevkeder onları.

    2-Ergenlik dönemi fiziki ve ruhi değişiklikleri A’dan Z’ye onlara anlatmalı ve muhtemel sorunlar karşısında anlayışlı davranacaklarını ve yardımcı olacaklarını deklare etmelidirler. Bu yaklaşım onların bazan farkında olmadan yaptıkları ani çıkışlara, neticesi itibariyle kırıcı ve incitici davranışlara karşı ‘suçlu’ pozisyonuna girmelerini engelleyecektir. Çünkü karşılarında bu dönemleri geçirmiş, şuurlu ve anlayışlı davranacaklarına söz vermiş anne-baba vardır. Tabii ki bu durum söz konusu çıkışları yapan gençlerin daha rahat özür dilemelerine zemin hazırlar, ani ve yanlış çıkışların önünü alır.

    3-Cinsellik noktası Müslüman aileler için bir tabudur herkesin bildiği gibi. Ama bu dönemde en çok merak edilen ve doğru bilgilendirilmenin yapılması gerekli olan alandır cinsellik. Burada anne kızına, baba oğluna mutlaka cinsellikle alakalı hususları belli bir edeb dairesi içinde anlatmalı türünden kararlı bir tavsiyede bulunacak değilim. Keşke anlatabilseler/anlatabilsek ve o tabuyu parçalayabilseler/parçalayabilsek. İslami açıdan bakıldığında Efendimizin cinsellik eğitimine ne kadar önem verdiğini ana kaynaklarda görüyoruz. Fakat asırlık tabuların bir çırpıda yıkılamayacağı realitesini bildiğim için daha mantıki, daha uygulanabilir bulduğum şu tavsiyeyi dile getireğim; ister kendisinden üç-dört yaş büyük kısmen arkadaş sayılabilecek bir abla, ağabey, ister çok iyi anlaştığı bir öğretmeni perde arkasından yönlendirip bu konuları anlatmasını sağlamalı ya da cinsellik meselesini belli bir üslup içinde ele alan kitapları okumasını temin etmelidir. Ergenin kendi başına, kontrolsüz bir şekilde bu bilgileri elde etmesi hayatı boyunca hem onu, hem de aile ve toplumu etkileyecek çok çeşitli meşru ve gayri meşru yanlışlara kapı aralar. Buna imkan ve fırsat vermemeli hiçbir aile.

    4- Kendini isbat düşüncesini her daim aklında, zihninde tutan ergene yapılacak en büyük iyiliklerden bir tanesi de, anne-babanın kendisine güven duyduğunu hissettirmesi, açıklaması ve bunu fiileri ile göstermesidir. Küçük çaplı alış-verişlerden, mutfakta tezgahı teslime kadar, aile içindeki işlerde iş bölümü ile yapılması gereken nice sorumluluk alanlarından birinin veya bir kaçının ona havale edilmesi, tam anlamıyla yerine getirdiğinde taltifler, ödüller, yerine getiremediğinde ise kızmadan, bağırmadan tavsiyeler, nasihatler, düzeltmelerle onlara yön vermek gerekmektedir. Bu erken tecrübe kişilik gelişmesinde ergen için çok önemli bir adımdır onu hayata hazırlamak için. Evlenme çağına geldiği halde hala yemek yapmasını, bulaşık yıkamasını bilmeyen, onu ne ilgi, ne de sorumluluk alanı kabul etmeyen kızın evlendiğinde ne yapacağını, kocasıyla muhtemel ilişkilerini bir hayal edin. Veya yine evlenme çağına geldiği halde hala babasının verdiği harçlıklarla gününü gün eden, hayatın gerçeklerine karşı alabildiğine kapalı bir delikanlıyı evlendiği ve eşiyle beraber anne-babadan uzak bir mekanda hayat geçirdiğini tahayyyül edin. Her ikisinde de karşınıza çıkacak tablonun sizleri memnun etmeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim. O halde…

    5- Bir insanın sosyalleşmesinin ilk köklü adımları yine bu dönemde atılır. Ergenlik öncesi anne-babasının sosyal çevresinin genişliği ile çocuğun bir tecrübesi olsa da, bunun istiklaliyet kazanması gerekmektedir. Bu da ilgi alanına göre ergenin spordan, müziğe, sanattan çeşitli kültürel faaliyetlere kadar katılmasını temin ve teşvik ile olur. İlgi alanını çok sık değiştirmesi kişilik gelişiminde, kendini tanıma aşamasında kararsız olduğunu gösterir gencin. Burada anne-babanın sabırlı olması ve çocuklarına o zamanı tanıması lazım.
    Bu aşamada “Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu” tarzında bazı anne-babalarda gördüğümüz vurdum-duymaz tavır, okul ve iş hayatına ait beklentilerin sürekli gündemde tutulması, aslında ergenin o alanlarda da başarılı olamamasını netice verir. Onun için ergen, bu tip faaliyetlere mutlaka zaman ayırmalıdır. Sağlıklı bir kişilik, sağlıklı bir çevre ve dengeli bir hayat ile mümkündür. Spor, sanat, kültür, müzik de bu hayatın gerçekleri olduğuna göre, bunların dışlanmaması gerekir. Kaldı ki bu tip aktiviteler, gencin belki de farklı bir arkadaş çevresi oluşturmasını sağlayacaktır. Toplumsal dokunun bir parçası olma, uyum içinde rolünü oynama imkanı verecektir ki bu sosyal huzur için olmazsa olmaz bir şarttır.

    6-Bu devrede anne- babanın yaptığı en büyük hatalardan birisi ergeni dinlememek, onu anlamaya çalışmamak; “Sen giderken, biz bu yollardan geri dönüyorduk oğlum/kızım. 30 yıl önce yaşadık biz bu dönemleri” türünden çıkışlarla bir genç için alabildiğine sıkıcı gelen uzun konuşma ve nasihatlardır. Dinlemeden, anlamadan, anlamaya çalışmadan yapılacak her türlü nasihat, gencin reaksiyon göstermesine sebebiyet verecektir; velev ki anne-baba % 100 haklı olsa bile. Bu meseleler üzerinde kafa yormayan klasik ailelerde bizim gördüğümüz dinleme, anlama çabası içinde bulunma yerine, bağırma, çağırma, baskı kurma ve yerli-yersiz, gerekli-gereksiz, ölçülü-ölçüsüz cezalandırmadır. Halbuki ortada ebeveyne göre bir problem varsa, önce o problemi doğru teşhis etmek gerekmez mi? Problemin doğru teşhisinde ise problemin ana unsuru ergenin dinlenilmesi şart değil mi? Bence bütün kartları masanın üzerine açarak çok net bir şekilde konuşmalı ergenle ve ardından karşılıklı istekler nazara alınarak anlaşma yapılmalı ve peşi sıra açık takiple kontrole sıra gelmelidir. Burada takip ve kontrolün FBI, CIA, MİT, MOSSAD benzeri gizli servislerin rol aldığı filmlerdeki gibi gizli-kapaklı değilde, açıkça yapılması ayrı bir önem taşımaktadır gencin sorumluluk şuurunun gelişmesinde, anlaşmaya sadık kalmasında.
    Anne-babanın çocuğuna bu derece yakın olması, halk tabiriyle ifade edelim “yüz-göz olması" onların otoritelerini sarsar mı? Pek çok anne-baba sırf bu korku ve endişeden dolayı çocukları ile yakın ilişki içine girmekten imtina ediyor. Bu ayakları yere basmayan, temelsiz bir düşüncenin hasıl ettiği yersiz bir korku ve endişedir. Belki o anne-baba kendi ebeveyninden öyle görmüştür ama artık devrin değiştiğinin farkında olunması lazım. Yine halk diliyle diyeyim “zamane çocukları” çok şeylerin farkında. Hem de zamanından önce. Eğer çocuk biraz kendini dinleyen, etrafına, etrafında cereyan eden hadiselere şuurluca bakan, yorumlar yapan, mukayeselere giden bir çocuksa, farkı hemen fark edip sorgulamalara gidebilmektedir. Kaldı ki biz burada ergenlik çağına gelmiş genç kız ve delikanlıdan söz ediyoruz. Onun için ergenle açık iletişim, arkadaş gibi olma anne-babanın otoritesini sarsmadığı gibi, ona kazandırmak istediği kişilik açısından da büyük bir mesafe almasını sağlar.

    Sonuç; ergenlik çok bilinmeyenli bir denklem gibi karşımızda duruyor. Bu denklemin bazı parçaları ilmi çalışmalar ve tecrübelerin kağıda dökülmesi ile çözülmüş olsa da, her insan ayrı bir alem olduğu için denklemin hala bütünüyle çözülmediğini ve kıyamete kadar da çözülemeyeceğini söyleyebiliriz. Ama bunun yanında sözü edilen denklemi kendi çocukları için sağlıklı bir şekilde çözmek her anne-babanın hedefi ve gayesi. Öyleyse aman dikkat!

    Ahmet Kurucan

  5. 19.Ağustos.2011, 00:43
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,996
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 339
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Ergenlik Çağı

    Farz ibadetler, ergenlik çağına girmiş ve akıllı olan kadın erkek her müslümana farzdır. Ergenlik erkeklerin ihtilam olmaya (rüyalarında boşalmaya), kızların da adet görmeğe başladıkları zamandır.


  6. 19.Ağustos.2011, 00:43
    3
    Moderatör
    Farz ibadetler, ergenlik çağına girmiş ve akıllı olan kadın erkek her müslümana farzdır. Ergenlik erkeklerin ihtilam olmaya (rüyalarında boşalmaya), kızların da adet görmeğe başladıkları zamandır.