Bir cana kıyan 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
  1. 1
    elver Üye
    elver
    Üye

    Üye No: 1787
    Mesaj Sayısı: 25
    Tecrübe Puanı: 2

    Bir cana kıyan


    İbrahim Usema
    bir cana kıyan

    bütün insanları öldürmüş gibidir

    "Öyle fitne gelecek ki; o günde oturan, ayakta durandan daha hayırlı olacaktır. Ayakta duran, gezenden daha hayırlı olacaktır. Gezen, koşandan daha hayırlı olacaktır." "İster misin o benim evime girsin ve öldürmek üzere bana elini uzatsın?" dedim. O da, "Âdem'in oğlu gibi ol." karşılığını verdi.


    ÖLDÜREN OLMA

    ÖLEN OL

    Habil'in ölümü ile toprağa ilk insan kanı da düşmüş oldu. Habil ile Kabil'in aralarında geçen hâdiseden çıkarılacak çok dersler vardır. Habil kardeşinin kendisini öldüreceğini anladığı zaman, hiçbir fiilî müdahalede bulunmamıştı. Habil kardeşine karşı şu uyarıda bulunmuştu:

    "Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Ben senin yaptığın kötü harekete mukabele etmem. Çünkü mukabele edecek olursam, ikimiz de aynı şekilde suçlu oluruz. Muhakkak ki ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."(1)

    Habil ne dediyse dinletemedi ve netice itibariyle Kabil Habil'i öldürdü. Kabil ile Habil'in kıssasında dikkat çeken bir başka husus da, kadın yüzünden çıkan bir fitne olmasıdır. Bu fitne de insanlık tarihinin ilk fitnesidir. Bu hâdiseden binlerce yıl sonra Kâinatın Efendisi fitne konusunda ashabını ve dolayısıyla da ümmetine şu uyarıda bulunuyordu:

    "Öyle fitne gelecek ki; o günde oturan, ayakta durandan daha hayırlı olacaktır. Ayakta duran, gezenden daha hayırlı olacaktır. Gezen, koşandan daha hayırlı olacaktır." "İster misin o benim evime girsin ve öldürmek üzere bana elini uzatsın?" dedim. O da, "Âdem'in oğlu gibi ol." karşılığını verdi."(2)

    Buradan anladığımız şudur ki; şartlar ne olursa olsun, İslam ümmeti içinde çıkacak bir fitneye karşı aklıselim davranmak gerekir. İnsan kendini fitneden mümkün mertebe uzak tutmalıdır. Eğer çok zora kalırsan, öldüren değil de ölen olmayı tercih et. Bu konuda denilebilir ki; nasılsa bir gün öleceksin, mademki ölümden kaçış yok ve ölüm insanın dünyadaki son ânıdır. O zaman da, son ânı en güzel şekilde değerlendir. Nedir en güzel şekilde değerlendirmek? En güzel ölümle ölmek, şehit olmak.

    Şu âyet–i kerime bizim tezimizi ne kadar da güzel izah etmektedir:

    "İşte bu yüzdendir ki, İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur…"(3)

    Haksız yere insan öldürmek dinimizce yasaklanmış ve çok kötü bir iş olarak anılmıştır. Bir insanı haksız yere öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir. Bir insanı da ölümden kurtarmak, bir canın kurtuluşuna sebep olmak da bütün insanlığı kurtarmak gibidir. Bu hâdise, İslâm dinine terör yakıştırması yapanlara önemli duyurudur.


    KARGA

    MEZAR KAZMAYI ÖĞRETİYOR

    Kabil, Habil'i öldürmüştü. Habil'in cansız bedeni yerde yatmaktaydı. Kabil'i bir düşüncedir aldı. Habil'in cansız bedenini ne yapacaktı? Daha önce böyle bir hâdise vuku bulmamıştı, ölen insanın bedeni ne olacaktı? Kabil şaşkın vazıyette ne yapacağını düşünürken, başının üstünde dolaşan kargaların sesi onun düşüncelerini dağıttı. Karga sesinin geldiği yöne baktığında, iki karganın kıyasıya bir mücadele içinde olduğunu gördü. İki karga cansiperane kapışmışlardı. Derken ikisi birlikte yere düştü, biri diğerine son darbesini de indirdi ve darbeyi alan karga cansız olarak yerde hareketsiz kalakaldı.

    Kavgayı kazanan karga, gagasıyla yeri eşelemeye başladı, eşeledi, eşeledi… Ölmüş karganın bedeninin sığacağı kadar bir çukur kazdı. Sonra da gagasıyla ölü kargayı çukurun içine çekti. Sonra eşelediği toprakla, çukurdaki ölü karganın üzerini örttü. Bu durum Kur'an–ı Kerim'de şöyle haber verilmektedir:

    "Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim!" dedi ve ettiğine yananlardan oldu."(4)

    Uzaktan karganın yaptıklarını dikkatle izleyen Kabil, karganın kendisine verdiği dersi almıştı almasına ancak akılsızlığına da yanıyordu. Nasıl olmuştu da bu kadar basit bir hâdiseyi düşünememişti. Oturduğu yerden kalkan Kabil, bir çukur kazmaya başladı. Kazılan çukur Habil'i alacak seviyeye geldiğinde, Habil'i çukurun içine attı ve üzerini toprakla kapattı. Bu ilk cenaze, ilk kabir ve ilk ölüm, ilk şehitti. İlk şehidin cenaze namazı da kılınmamıştı. Ancak bir hakikat vardı ki o da bu ilk şehidin cenaze namazının muhakkak kılınmış olmasıydı.

    Âlemlerin Rabbi ilk şehidin cenaze namazını meleklerine kıldırmış olma ihtimali yüksektir. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

    Rivayet edilmiştir ki, bu hâdise vuku bulduğu zaman Âdem Aleyhisselâm Kâbe'yi ziyarete gitmişti. Kâbe ziyaretinde bulunduğu zamanda Kabil Habil'i öldürmüştü. Âdem Aleyhisselâm Kâbe ziyaretinden döndükten sonra Habil'i sormuş fakat bir cevap alamamıştı. Rivayet edilmiştir ki, Âdem Aleyhisselâm Kabil'in ölüm haberini, vakadan bir yıl sonra öğrendi. Âdem Aleyhisselâm bu hâdiseden dolayı çok büyük bir üzüntüye düşmüştü. Kabil'e de sitem etmiş, yaptığı bu çirkin işten dolayı da huzurundan kovmuştu.(5)

    Bir başka rivayette de şöyle nakledilmektedir: Âdem Aleyhisselâm, çocuklarına Habil'i soruyor, nerede olduğu hususunda sağlıklı bir haber alamıyordu. Bu sırada daha önce beyaz tenli olan Kabil'in bedeni morarmaya başlamıştı. Kabil'in bedeninin morarmasını Âdem Aleyhisselâm bir işaret olarak kabul etti. Âdem, oğlu Kabil'e sordu:

    "Kabil'den haber ver." Kabil:

    "Ben onun vekili değilim…" Âdem Aleyhisselâm:

    "Belki de sen onu öldürdün de, bundan dolayı bedenin morardı."(6) Kabil Habil'i öldürdüğünü ikrar mı etti yoksa vahiy yoluyla mı öğrenildi bu konuda elimizde bilgi mevcut değil. Âdem Aleyhisselâm'ın bu hâdiseyi öğrendikten sonra yüz yıla yakın gülmediği ve üzüntüsünün yüz yıl sürdüğü rivayet edilmiştir.

    Kabil'in bundan sonraki hayatına gelince, yaptığı bu çirkin iş nedeniyle başta anne ve babasının, kardeşlerinin nefretini üzerine çekti. Bu nefret üzerine buralarda kalamayacağını anladı ve uğruna kardeşini katlettiği kız kardeşi İklimya'yı da yanına alarak güney Arabistan'a kaçtı. Kabil, Yemen'e yerleşti, kız kardeşi ve eşi İklimya'dan çocukları oldu. Bu arada Şeytan'da onları yalnız bırakmamıştı. Şeytan Kabil'e dedi ki:

    "Ateş senin kurbanını yemişti. Şimdi de sen ateşe taparsan, bundan sonra her muradına erersin…"(7) Kabil ve onun soyundan çoğalanlar ateşe tapmaya başladılar.


    İLK PEYGAMBER

    İLK TEBLİĞ

    Âdem Aleyhisselâm'ın evlatları çoğalmaya başladı. Her geçen gün dünyanın nüfusu artmaktadır. Artan nüfus beraberinde de sorunları getirmektedir. Bu sorunların başında geleni, insanın dünyaya geliş gayesine uygun yaşamaktır. Bu noktada Âdem Aleyhisselâm'a düşen Rabbinin emirlerini tebliğdir. İşte burada Âdem Aleyhisselâm hem ilk insan hem de ilk peygamberdir. Âdem Aleyhisselâm'a hem peygamberlik verilmiş, kitap olarak da suhuf verilmiştir.

    Âdem Aleyhisselâm peygamberlik görevi çerçevesinde Güney Arabistan'a da gitti. Oradan kendisine ulaşan haberler hiç de iyi değildir. Kabil Yemen'e kaçalı yüzyıllar olmuştu. Bu yüzyıllar içinde onun çocukları çoğalmış, oldukça kalabalık bir kabile hâlini almıştı. Bu kalabalık kabile ateşe tapıyordu. Bu durumdan haberdar olan Âdem Aleyhisselâm derhal Yemen'e gider. Yemen'de oğlu Kabil'den çoğalan bu insanlara Hakk'ı tebliğ eder. Tebliğinden sonuç alıp almadığı konusunda bugüne bir bilgi ulaşmış değil.

    Sonuç olarak; Âdem Aleyhisselâm dünya hayatında kendisine yüklenen görevi tamamladı. Azrail Aleyhisselâm görevini yapmak üzere geldiğinde Âdem Aleyhisselâm bin yaşında bulunuyordu. Âdem Aleyhisselâm'ın vefatından kısa bir süre sonra da Havva validemiz vefat etti.

    Âdem Aleyhisselâm'ın vefatı bir eserde şöyle rivayet edilmiştir:

    "Âdem Aleyhisselâm ruhunu teslim ederken başında bulunan Melekler, daha sonra onu yıkayıp kefenlediler. Oğlu Hazreti Şit imam, diğer evladı ile melekler cemaat olmak üzere namazını kıldılar. Mübarek naşı Mekke'de Ebû Kubeys dağına defnedildi."(8)

    İlk insan, ilk peygamber görevini tamamlayarak geldiği ebedî yurda tekrar döndü
    Dipnotlar:
    1– İbn Kesir, "Hadislerle Kur'an–ı Kerim Tefsiri", terc. Bekir
    Karlığa, Bedrettin Çetiner, Çağrı Yayınları, İstanbul 1993, c.5, s.2205
    2– İbn Kesir, "Hadislerle Kur'an–ı Kerim Tefsiri", terc. Bekir Karlığa,
    Çetiner, Çağrı Yayınları, İstanbul 1993, c.5, s.2206
    3– Maide, 32
    4– Maide,31
    5– "İslam Tarihi", Osmanlı Yayınevi, İstanbul 2002, cilt 1, s.34
    6– Fahruddin er–Râzî, "Tefsir–i Kebir – Mefatihu'l–Gayb",
    terc. Suat Yıldırım, Lütfullah Cebeci, Sadık Kılıç, Sadık Doğru,
    Akçağ Basın Yayın, Ankara 1990, c.9, s.35
    7– Fahruddin er–Râzî, "Tefsir–i Kebir – Mefatihu'l–Gayb", terc.
    Suat Yıldırım, Lütfullah Cebeci, Sadık Kılıç, Sadık Doğru,
    Akçağ Basın Yayın, Ankara 1990, c.9, s.35
    8– "İslam Tarihi", Osmanlı Yayınevi, İstanbul 2002, cilt 1, s.


    İlgili Yazılar

  2. 2
    ASUDE Bayan Üye
    ASUDE
    Bayan Üye

    Üye No: 108924
    Mesaj Sayısı: 420
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bir cana kıyan


    Bir cana kıyan; öldürme her dinde yasaklanmıştır allahın verdiği can alınmaz hiç bir dinde hatta insan kendi canına kıyması bile yasaklanmıştır


+ Yorum Gönder