Konusunu Oylayın.: Kanuni Sultan Süleyman

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kanuni Sultan Süleyman
  1. 20.Mart.2007, 23:15
    1
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2007
    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 3,294
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 39

    Kanuni Sultan Süleyman






    Kanuni Sultan Süleyman Mumsema Kanuni Sultan Süleyman
    Babasi . Yavuz Sultan Selim
    Annesi . Hafsa Hatun
    Dogumu : 27 Nisan 1495
    Vefati . 7 Eylül 1566
    Saltanati : 1520 - 1566 (46) sene

    Kanüni Sultan Süleyman, Trabzon´da dünyaya geldi. O sırada babası orada vali idi. Babası O´nu küçük yaştan itibaren çok titiz bir şekilde yetiştirmeye basladı ve emsali görülmeyen bir terbiye ve tahsil ile yetiştirildi. 26 yaşında padişah oldu. Çok ciddi ve vakurdu. Teenni ile hareket ederdi. Yapacağı işler hakkında hiç acele etmez, gayet geniş düşünür ve verdiği emirden geri dönmezdi. İs başına getireceği adamların kabiliyet derecelerine göre vazife verirdi. Kanüni´nin yüzü yuvarlak, gözleri elâ, kaşları arası biraz açık, doğan burunlu, uzun boylu ve seyrek sakallı idi. Azim ve irade sahibiydi. Devri Türk hakimiyetinin kemale ulaştığı bir devir olmuştur.Kendisine Kanüni denmesi, yeni kanunlar icad etmesinden değil, mevcut kanunları yazdırtıp çok sıkı bir şekilde tatbik etmesinden dolayıdır. Zamanında İngiltere Kralı . Vlll. Henri,İstanbul´a bir heyet gönderip, adalet mekanizmasının nasıl işlediğini tetkik ettirerek kendi memleketine örnek almıştır.Avrupâ tarihçilerinin Muhteşem Süleyman dedikleri büyük hükümdar, büyük dedesi Fatih gibi sayısız seferlere bizzat kendisi iştirak etmiştir.

    Zamanında cereyan eden mühim hadiselerden bazıları şunlardır :1522 senesinde Rodos´u aldı. Fransa KraIının yardım isteğini kabul ederek Alman İmparatoruna bir mektup yazdı ve Alman İmparatoru, Birinci François´i serbest bıraktı.1526´da Mohaç Muharebesi ile Macaristann ortadan kaldırdı. Budapeşte´yi fethetti.1529´da Viyana´yı kuşattı. 1532´de Avusturya seferine çıktı. 1533´te Almanya ile anlaşma imzalandı. 1537´de Otranto fethedildi. Ancak, Venedik Savaşı sebebiyle daha sonra ordu Otranto´dan çekildi. 1543´de Estergon, İstoini ve Belgrad´ı fethetti.Barbaros kardeşler Akdeniz´de yenmedik donanma bırakmadılar ve Kuzey Afrika´yı alarak Osmanlı topraklarına bağladılar. Kırım Hanları, Moskova´ya kadar ilerlediler.Hint Okyanusu´na donanma gönderilerek oradaki müslümanlara yardımlarda bulunuldu.Sudan ve Habeşistan´da fetihler yapıldı.1548´de Tebriz dördüncü defa alındı.Osmanlıların en büyüklerinden birisi olan

    Muhteşem Padişah 7 Eylül 1566 günü savaş meydanında iken ahiret âlemine irtihal etti. Oanda Zigetvar kuşatmasını idare ediyordu. Vefatında 71 yaşını 4 ay 10 gün geçiyordu. 46 sene padişahlık yaptı. Büyük bir devlet adamı ve ünlü bir şairdi. Meşhur şiirlerinden birisi şudur:

    Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi.
    Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi.
    Saltanat dedikleri bir cihân kavgasıdır.
    Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi.

    Babasından 6.557.000 km. kare olarak devraldığı İmparatorluğun topraklarını, 14.893.000 km. kareye çıkarmıştı.Cenaze namazını Şeyhülislâm Ebussuud Efendi ve Nakibü´I - Eşraf Taşkentli Muhterem Efendi kıldırmıştır. Süleymaniye Camii avlusundaki türbesinde gömülüdür. (Allah rahmet eylesin.)

    Silsile-i Saadâd´tan Hâce Muhammed Zâhid Bedahşi (k.s.) Hazretleri, Şeyh Sünbül Sinan, İbrahim Gülşeni, Şeyh Hamidullah´ın oğlu Hattat Mustafa´Dede, Kara Davud, Beyzavi´ye haşiye yazan Şeyhzade, Humayünnâme sahibi Alâaddin, Mülteka sahibi İbrahim Halebi, Şahidi İbrahim Dede, Ahteri sahibi Mustafa Efendi,Lügat sahibi Nimetullah Efendi, Şeyh Merkez Efendi, Kırklardan Hızır Efendi ve İşbah müellifi İbni Neciym, Kanüni devrinde yaşamış ve yine o devirde vefat etmiş büyüklerdir. Erkek

    çocukları : Ikinci Selim, Bayezid, Abdullah, Murad, Mehmed, Mahmud, Cihangir, Mustafa.
    Kız çocukları : Mihrimah Sultan, Raziye Sultan.


    Kapitülasyonlar

    İlk defa 1352 yılında Cenevizlilere verilen Kapitülasyonlar, darülharb kabul edilen yabancı ülke tüccarına Osmanlı topraklarında ticaret yapma hakkı veriyordu. Ancak Osmanlı Devleti ticaret imtiyazlarını siyasi ve diplomatik menfaatleri çerçevesinde kullanarak ittifak yapacağı devletlere vermişti.

    1535 yılında Fransa ile dostluk havası içerisinde iken Fransızların hazırladığı Kapitülasyon taslağı Osmanlı padişahınca tasdik edilmemişti. Bu taslağa göre eşit şartlar ve mütekabiliyet esası getiriliyordu. Halbuki Osmanlı Devleti padişahın tek taraflı yemini "Ahdi" ile verildiğinden Ahidname diye adlandırılmıştı ve her padişah değiştiğinde yenilenmesi gerekiyordu.

    İlk Fransız Kapitülasyonu, Kıbrıs seferi öncesinde 1569 yılında verildi. Katolik dünyasına ve Papa ambargosuna karşı ittifak sağlamak için Protestan olan İngiltere´ye 1580´de, Hollanda´ya 1612´de Kapitülasyonlar verildi.

    Kapitülasyonlarda ticaret yapma hakkının yanı sıra, tüccarın hakları, gümrük vergileri, mahkeme usülleri, yol izinleri, emniyetlerine dair hususlar detaylı olarak belirtildi.

    Osmanlı devleti zayıfladıkça Kapitülasyon verilen devletlerde giderek çoğaldı ve bunu bir baskı aracı haline getirdiler.

    Birinci Dünya Savaşı´nın ilanı ile birlikte 1914 yılında tüm protestolara rağmen Kapitülasyonlar tek taraflı olarak kaldırılmıştır.


    Mimari Eserler

    Kanûnî Sultan Süleyman 46 yıl saltanatta kaldı. Babası Yavuz Sultan Selim´den 6.557.000 km kare olarak devraldığı Osmanlı topraklarını 14.893.000 km kareye çıkardı. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde imar faaliyetleri devam etti ve ilk iş olarak babası Yavuz Sultan Selim tarafından temelleri atılan İstanbul Sultan Selim Camii´ni tamamladı.

    Bunun dışında yaptırdığı eserlerden bazıları şunlardır;
    Gebze´de Çoban Mustafa Paşa Camii ve Külliyesi,
    Afyon Sincanlı Sinan Paşa Camii,
    Bozöyük Kasım Paşa Camii.


    Osmanlı imparatorluğunun en parlak devrinin büyük mimarı ve dünya çapında bir sanatkar olan Mimar Sinan, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde bir çok eserler verdi.

    Bunlardan en önemlileri şunlardır;

    Halep Hüsrev Paşa Camii,
    İstanbul Haseki Külliyesi,
    İstanbul Şehzade Camii ve Medresesi,
    Üsküdar Mihrimah Camii,
    İstanbul Süleymaniye Camii ve Külliyesi,
    Tekirdağ Rüstem Paşa Camii ve Külliyesi,
    Silivri Kapı İbrahim Paşa Camii,
    İstanbul Rüstem Paşa Camii,
    İstanbul Sinan Paşa Camii,
    Topkapı Kara Ahmet Paşa Camii ve Külliyesi,
    Fındıklı Molla Çelebi Camii,
    Babaeski Semiz Ali Paşa Camii,
    Büyükçekmece Kanûnî Sultan Süleyman Külliyesi ve Köprüsü,
    Süleymaniye Tekkesi.




  2. 20.Mart.2007, 23:15
    1
    Devamlı Üye



    Kanuni Sultan Süleyman
    Babasi . Yavuz Sultan Selim
    Annesi . Hafsa Hatun
    Dogumu : 27 Nisan 1495
    Vefati . 7 Eylül 1566
    Saltanati : 1520 - 1566 (46) sene

    Kanüni Sultan Süleyman, Trabzon´da dünyaya geldi. O sırada babası orada vali idi. Babası O´nu küçük yaştan itibaren çok titiz bir şekilde yetiştirmeye basladı ve emsali görülmeyen bir terbiye ve tahsil ile yetiştirildi. 26 yaşında padişah oldu. Çok ciddi ve vakurdu. Teenni ile hareket ederdi. Yapacağı işler hakkında hiç acele etmez, gayet geniş düşünür ve verdiği emirden geri dönmezdi. İs başına getireceği adamların kabiliyet derecelerine göre vazife verirdi. Kanüni´nin yüzü yuvarlak, gözleri elâ, kaşları arası biraz açık, doğan burunlu, uzun boylu ve seyrek sakallı idi. Azim ve irade sahibiydi. Devri Türk hakimiyetinin kemale ulaştığı bir devir olmuştur.Kendisine Kanüni denmesi, yeni kanunlar icad etmesinden değil, mevcut kanunları yazdırtıp çok sıkı bir şekilde tatbik etmesinden dolayıdır. Zamanında İngiltere Kralı . Vlll. Henri,İstanbul´a bir heyet gönderip, adalet mekanizmasının nasıl işlediğini tetkik ettirerek kendi memleketine örnek almıştır.Avrupâ tarihçilerinin Muhteşem Süleyman dedikleri büyük hükümdar, büyük dedesi Fatih gibi sayısız seferlere bizzat kendisi iştirak etmiştir.

    Zamanında cereyan eden mühim hadiselerden bazıları şunlardır :1522 senesinde Rodos´u aldı. Fransa KraIının yardım isteğini kabul ederek Alman İmparatoruna bir mektup yazdı ve Alman İmparatoru, Birinci François´i serbest bıraktı.1526´da Mohaç Muharebesi ile Macaristann ortadan kaldırdı. Budapeşte´yi fethetti.1529´da Viyana´yı kuşattı. 1532´de Avusturya seferine çıktı. 1533´te Almanya ile anlaşma imzalandı. 1537´de Otranto fethedildi. Ancak, Venedik Savaşı sebebiyle daha sonra ordu Otranto´dan çekildi. 1543´de Estergon, İstoini ve Belgrad´ı fethetti.Barbaros kardeşler Akdeniz´de yenmedik donanma bırakmadılar ve Kuzey Afrika´yı alarak Osmanlı topraklarına bağladılar. Kırım Hanları, Moskova´ya kadar ilerlediler.Hint Okyanusu´na donanma gönderilerek oradaki müslümanlara yardımlarda bulunuldu.Sudan ve Habeşistan´da fetihler yapıldı.1548´de Tebriz dördüncü defa alındı.Osmanlıların en büyüklerinden birisi olan

    Muhteşem Padişah 7 Eylül 1566 günü savaş meydanında iken ahiret âlemine irtihal etti. Oanda Zigetvar kuşatmasını idare ediyordu. Vefatında 71 yaşını 4 ay 10 gün geçiyordu. 46 sene padişahlık yaptı. Büyük bir devlet adamı ve ünlü bir şairdi. Meşhur şiirlerinden birisi şudur:

    Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi.
    Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi.
    Saltanat dedikleri bir cihân kavgasıdır.
    Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi.

    Babasından 6.557.000 km. kare olarak devraldığı İmparatorluğun topraklarını, 14.893.000 km. kareye çıkarmıştı.Cenaze namazını Şeyhülislâm Ebussuud Efendi ve Nakibü´I - Eşraf Taşkentli Muhterem Efendi kıldırmıştır. Süleymaniye Camii avlusundaki türbesinde gömülüdür. (Allah rahmet eylesin.)

    Silsile-i Saadâd´tan Hâce Muhammed Zâhid Bedahşi (k.s.) Hazretleri, Şeyh Sünbül Sinan, İbrahim Gülşeni, Şeyh Hamidullah´ın oğlu Hattat Mustafa´Dede, Kara Davud, Beyzavi´ye haşiye yazan Şeyhzade, Humayünnâme sahibi Alâaddin, Mülteka sahibi İbrahim Halebi, Şahidi İbrahim Dede, Ahteri sahibi Mustafa Efendi,Lügat sahibi Nimetullah Efendi, Şeyh Merkez Efendi, Kırklardan Hızır Efendi ve İşbah müellifi İbni Neciym, Kanüni devrinde yaşamış ve yine o devirde vefat etmiş büyüklerdir. Erkek

    çocukları : Ikinci Selim, Bayezid, Abdullah, Murad, Mehmed, Mahmud, Cihangir, Mustafa.
    Kız çocukları : Mihrimah Sultan, Raziye Sultan.


    Kapitülasyonlar

    İlk defa 1352 yılında Cenevizlilere verilen Kapitülasyonlar, darülharb kabul edilen yabancı ülke tüccarına Osmanlı topraklarında ticaret yapma hakkı veriyordu. Ancak Osmanlı Devleti ticaret imtiyazlarını siyasi ve diplomatik menfaatleri çerçevesinde kullanarak ittifak yapacağı devletlere vermişti.

    1535 yılında Fransa ile dostluk havası içerisinde iken Fransızların hazırladığı Kapitülasyon taslağı Osmanlı padişahınca tasdik edilmemişti. Bu taslağa göre eşit şartlar ve mütekabiliyet esası getiriliyordu. Halbuki Osmanlı Devleti padişahın tek taraflı yemini "Ahdi" ile verildiğinden Ahidname diye adlandırılmıştı ve her padişah değiştiğinde yenilenmesi gerekiyordu.

    İlk Fransız Kapitülasyonu, Kıbrıs seferi öncesinde 1569 yılında verildi. Katolik dünyasına ve Papa ambargosuna karşı ittifak sağlamak için Protestan olan İngiltere´ye 1580´de, Hollanda´ya 1612´de Kapitülasyonlar verildi.

    Kapitülasyonlarda ticaret yapma hakkının yanı sıra, tüccarın hakları, gümrük vergileri, mahkeme usülleri, yol izinleri, emniyetlerine dair hususlar detaylı olarak belirtildi.

    Osmanlı devleti zayıfladıkça Kapitülasyon verilen devletlerde giderek çoğaldı ve bunu bir baskı aracı haline getirdiler.

    Birinci Dünya Savaşı´nın ilanı ile birlikte 1914 yılında tüm protestolara rağmen Kapitülasyonlar tek taraflı olarak kaldırılmıştır.


    Mimari Eserler

    Kanûnî Sultan Süleyman 46 yıl saltanatta kaldı. Babası Yavuz Sultan Selim´den 6.557.000 km kare olarak devraldığı Osmanlı topraklarını 14.893.000 km kareye çıkardı. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde imar faaliyetleri devam etti ve ilk iş olarak babası Yavuz Sultan Selim tarafından temelleri atılan İstanbul Sultan Selim Camii´ni tamamladı.

    Bunun dışında yaptırdığı eserlerden bazıları şunlardır;
    Gebze´de Çoban Mustafa Paşa Camii ve Külliyesi,
    Afyon Sincanlı Sinan Paşa Camii,
    Bozöyük Kasım Paşa Camii.


    Osmanlı imparatorluğunun en parlak devrinin büyük mimarı ve dünya çapında bir sanatkar olan Mimar Sinan, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde bir çok eserler verdi.

    Bunlardan en önemlileri şunlardır;

    Halep Hüsrev Paşa Camii,
    İstanbul Haseki Külliyesi,
    İstanbul Şehzade Camii ve Medresesi,
    Üsküdar Mihrimah Camii,
    İstanbul Süleymaniye Camii ve Külliyesi,
    Tekirdağ Rüstem Paşa Camii ve Külliyesi,
    Silivri Kapı İbrahim Paşa Camii,
    İstanbul Rüstem Paşa Camii,
    İstanbul Sinan Paşa Camii,
    Topkapı Kara Ahmet Paşa Camii ve Külliyesi,
    Fındıklı Molla Çelebi Camii,
    Babaeski Semiz Ali Paşa Camii,
    Büyükçekmece Kanûnî Sultan Süleyman Külliyesi ve Köprüsü,
    Süleymaniye Tekkesi.



  3. 20.Mart.2007, 23:17
    2
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2007
    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 3,294
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 39

    --->: Kanuni Sultan Süleyman




    Mazluma huzur, zalime korku veren hükümdar: Kanunî Sultan Süleyman

    Osmanlı hükümdarları arasında, devletin bürokrasisini oluşturacak kanunlar çıkarmasıyla tanınan Kanuni, hem şair hem de kudretli bir padişahtı. Osmanlı, onun döneminde geniş bir alana yayılmıştı.

    Osmanlı Devleti’nin onuncu padişahı olan Kanunî Sultan Süleyman, 46 yıl süren padişahlığı süresince Orta Avrupa’dan Akdeniz’e, İran’dan Kuzey Afrika’ya kadar büyük bir coğrafyayı hâkimiyet altına almış, saltanatı sırasında Osmanlı Devleti’ne en parlak dönemini yaşatmıştır. Askerî ve siyasi dehasının yanında edebi yönü de çok kuvvetli olan bu Osmanlı padişahı zamanında Osmanlı Devleti hemen her alanda Batı’ya üstünlüğünü kabul ettirmiştir. Yaptıkları sayfalara sığmayacak bu büyük kahramanın hayat kitabından size birkaç yaprak sunmak istiyoruz:

    Biz Seni Uyanık Bilirdik!

    Kanunî Sultan Süleyman devrinde bir gün İstanbul’un kenar semtlerinden birinde oturan yaşlı bir kadın, saray görevlilerine gelerek padişahın huzuruna çıkmak istediğini bildirir. Kadının bu isteğini hemen sultana ileten saray görevlileri sultandan onay alınca onu sultanın karşısına çıkarırlar. Yaşlı hanım, sultana evinin hırsızlar tarafından soyulduğunu söyler ve hırsızların bir an önce yakalanmasını ister. Padişah, kadının söylediklerini can kulağıyla dinledikten sonra:

    -Bre hanım, bu ne kadar derin uyku ki evin soyuluyor da duymuyorsun? der.

    Kadın gayet sakin ve rahat bir şekilde şöyle cevap verir:

    -Padişahım! Kusura bakmayın, biz sizi uyanık bilirdik, onun için evimizde rahat uyuyorduk! Bu cevap üzerine Kanunî utanarak:

    -Haklısın, der ve kadının çalınan mallarının bedelini kendi şahsi malından öder.

    Kanunî Sultan Süleyman Ve Karınca

    İstanbul’da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı’nın avlusunda bulunan Has Oda’nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa’yı titreten, koca Akdeniz’i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti’nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman’dan başkası değildi. Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi.

    O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti.
    Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını. Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içinden çıkamayacağını anlayan Kanunî, bu konuyu danışmak için hocası Ebussuud Efendi’yi aramaya koyuldu. Hocasının odasına gitti. Ama hocası odada yoktu. Hemen oracıkta bulduğu kâğıt parçasına kafasına takılan soruyu edebî bir üslupla yazdı ve hocasının rahlesi üzerine bıraktı.

    Birkaç saat sonra hocası odasına gelmiş ve rahlenin üzerinde el yazısı ile yazılmış kâğıdı görmüştü. Eline hat kalemini alan Ebussuud Efendi, talebesinin soruyu yazdığı kâğıdın altına bir şeyler yazdı ve kâğıdı rahleye bıraktı.
    Kanunî bir ara tekrar hocasının odasına uğradı. Hocası yine yerinde yoktu; ama rahlenin üzerine bırakmış olduğu kâğıdın üzerine kendi yazısı dışında bir şeylerin daha yazılmış olduğunu gördü. Merakla kâğıdı eline aldı ve okumaya başladı. Yazıyı okuyunca yüzünde bir tebessüm belirdi. Kâğıdın üst kısmında Kanunî’nin hocasına yazdığı sual vardı. Kanunî şöyle diyordu hocasına:

    Meyve ağaçlarını sarınca karınca
    Günah var mı karıncayı kırınca?
    Hocası Ebussuud soruyu şöyle cevaplıyordu:
    Yarın Hakk’ın divanına varınca
    Süleyman’dan hakkın alır karınca

    Bir Şair Olarak Kanunî

    Kanunî Sultan Süleyman, iyi bir devlet adamı olmanın yanında aynı zamanda iyi bir şairdir. Şiirlerinde ‘Muhibbi’ mahlasını kullanırdı. Yazdığı aşk, heyecan, kahramanlık ve tefekkür şiirleriyle Osmanlı padişahları arasında mühim bir değer kazanmış, şairlik yönü en kuvvetli padişah olarak göze çarpmıştır. Hatta kaleme aldığı şu mısralar hâlâ dilden dile dolaşmaktadır:

    Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
    Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

    Kanunî, gerek kullandığı edebi dil olsun gerekse kelime haznesinin zenginliğiyle olsun Osmanlı dönemi şairleri arasında müstesna bir yere sahiptir


  4. 20.Mart.2007, 23:17
    2
    Devamlı Üye



    Mazluma huzur, zalime korku veren hükümdar: Kanunî Sultan Süleyman

    Osmanlı hükümdarları arasında, devletin bürokrasisini oluşturacak kanunlar çıkarmasıyla tanınan Kanuni, hem şair hem de kudretli bir padişahtı. Osmanlı, onun döneminde geniş bir alana yayılmıştı.

    Osmanlı Devleti’nin onuncu padişahı olan Kanunî Sultan Süleyman, 46 yıl süren padişahlığı süresince Orta Avrupa’dan Akdeniz’e, İran’dan Kuzey Afrika’ya kadar büyük bir coğrafyayı hâkimiyet altına almış, saltanatı sırasında Osmanlı Devleti’ne en parlak dönemini yaşatmıştır. Askerî ve siyasi dehasının yanında edebi yönü de çok kuvvetli olan bu Osmanlı padişahı zamanında Osmanlı Devleti hemen her alanda Batı’ya üstünlüğünü kabul ettirmiştir. Yaptıkları sayfalara sığmayacak bu büyük kahramanın hayat kitabından size birkaç yaprak sunmak istiyoruz:

    Biz Seni Uyanık Bilirdik!

    Kanunî Sultan Süleyman devrinde bir gün İstanbul’un kenar semtlerinden birinde oturan yaşlı bir kadın, saray görevlilerine gelerek padişahın huzuruna çıkmak istediğini bildirir. Kadının bu isteğini hemen sultana ileten saray görevlileri sultandan onay alınca onu sultanın karşısına çıkarırlar. Yaşlı hanım, sultana evinin hırsızlar tarafından soyulduğunu söyler ve hırsızların bir an önce yakalanmasını ister. Padişah, kadının söylediklerini can kulağıyla dinledikten sonra:

    -Bre hanım, bu ne kadar derin uyku ki evin soyuluyor da duymuyorsun? der.

    Kadın gayet sakin ve rahat bir şekilde şöyle cevap verir:

    -Padişahım! Kusura bakmayın, biz sizi uyanık bilirdik, onun için evimizde rahat uyuyorduk! Bu cevap üzerine Kanunî utanarak:

    -Haklısın, der ve kadının çalınan mallarının bedelini kendi şahsi malından öder.

    Kanunî Sultan Süleyman Ve Karınca

    İstanbul’da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı’nın avlusunda bulunan Has Oda’nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa’yı titreten, koca Akdeniz’i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti’nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman’dan başkası değildi. Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi.

    O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti.
    Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını. Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içinden çıkamayacağını anlayan Kanunî, bu konuyu danışmak için hocası Ebussuud Efendi’yi aramaya koyuldu. Hocasının odasına gitti. Ama hocası odada yoktu. Hemen oracıkta bulduğu kâğıt parçasına kafasına takılan soruyu edebî bir üslupla yazdı ve hocasının rahlesi üzerine bıraktı.

    Birkaç saat sonra hocası odasına gelmiş ve rahlenin üzerinde el yazısı ile yazılmış kâğıdı görmüştü. Eline hat kalemini alan Ebussuud Efendi, talebesinin soruyu yazdığı kâğıdın altına bir şeyler yazdı ve kâğıdı rahleye bıraktı.
    Kanunî bir ara tekrar hocasının odasına uğradı. Hocası yine yerinde yoktu; ama rahlenin üzerine bırakmış olduğu kâğıdın üzerine kendi yazısı dışında bir şeylerin daha yazılmış olduğunu gördü. Merakla kâğıdı eline aldı ve okumaya başladı. Yazıyı okuyunca yüzünde bir tebessüm belirdi. Kâğıdın üst kısmında Kanunî’nin hocasına yazdığı sual vardı. Kanunî şöyle diyordu hocasına:

    Meyve ağaçlarını sarınca karınca
    Günah var mı karıncayı kırınca?
    Hocası Ebussuud soruyu şöyle cevaplıyordu:
    Yarın Hakk’ın divanına varınca
    Süleyman’dan hakkın alır karınca

    Bir Şair Olarak Kanunî

    Kanunî Sultan Süleyman, iyi bir devlet adamı olmanın yanında aynı zamanda iyi bir şairdir. Şiirlerinde ‘Muhibbi’ mahlasını kullanırdı. Yazdığı aşk, heyecan, kahramanlık ve tefekkür şiirleriyle Osmanlı padişahları arasında mühim bir değer kazanmış, şairlik yönü en kuvvetli padişah olarak göze çarpmıştır. Hatta kaleme aldığı şu mısralar hâlâ dilden dile dolaşmaktadır:

    Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
    Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

    Kanunî, gerek kullandığı edebi dil olsun gerekse kelime haznesinin zenginliğiyle olsun Osmanlı dönemi şairleri arasında müstesna bir yere sahiptir

  5. 12.Ocak.2011, 19:00
    3
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,414
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Yanıt: Kanuni Sultan Süleyman

    Kanuni Sultan Süleyman Han (Osmanlı Sultani)


    Osmanlı Devleti'nin onuncu sultânı ve İslâm halifelerinin yetmiş beşincisi. Babası Yavuz Sultan Selim Han, annesi Aişe Hafsa Sultan olup, Kanuni lakabıyla meşhur oldu. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lakaplarını verdiler.


  6. 12.Ocak.2011, 19:00
    3
    Moderatör
    Kanuni Sultan Süleyman Han (Osmanlı Sultani)


    Osmanlı Devleti'nin onuncu sultânı ve İslâm halifelerinin yetmiş beşincisi. Babası Yavuz Sultan Selim Han, annesi Aişe Hafsa Sultan olup, Kanuni lakabıyla meşhur oldu. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lakaplarını verdiler.

  7. 30.Aralık.2014, 13:06
    4
    yasemin
    Mum Ve Merhem Olabilmek..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104691
    Mesaj Sayısı: 1,410
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15
    Bulunduğu yer: Allah'ıma Seferdeyim..

    Cevap: Kanuni Sultan Süleyman

    Ölümün eşiğinde olan cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman komutanlarını çağırıp son üç arzusunu iletmiş.

    1] Tabutum dönemin en iyi doktorlarınca taşınmalı.
    2] Elde ettiğim tüm zenginliğim [altın, gümüş ve değerli taşlar] yol boyunca tabutum mezara gelene kadar serpiştirilmeli.
    3] Ellerim, herkesin görebileceği şekilde tabutun dışına sarkmalı.
    Komutanlardan biri, bu isteklere anlam veremeden şaşkın şaşkın, nedenini sormuş.

    Kanuni Sultan Süleyman, açıklamış:
    1] Tabutumu en ünlü doktorların taşımasını şu nedenle istiyorum: Herkes bilsin ki, Doktorlar ne kadar iyi olursa olsun, onlar bile ölümün karşısında çaresizdir.
    2] Yerlere serpeceğiniz değerlerim de gösterecektir ki: Bu dünyada elde ettiğimiz zenginlik, bu dünyada kalır.
    3] Ellerim tabutun dışında kalsın ki, herkes bilsin: Bizim için en değerli şey olan zamanımız tükenince, boş ellerle doğduğumuz gibi, boş ellerle de gideriz.



  8. 30.Aralık.2014, 13:06
    4
    Mum Ve Merhem Olabilmek..
    Ölümün eşiğinde olan cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman komutanlarını çağırıp son üç arzusunu iletmiş.

    1] Tabutum dönemin en iyi doktorlarınca taşınmalı.
    2] Elde ettiğim tüm zenginliğim [altın, gümüş ve değerli taşlar] yol boyunca tabutum mezara gelene kadar serpiştirilmeli.
    3] Ellerim, herkesin görebileceği şekilde tabutun dışına sarkmalı.
    Komutanlardan biri, bu isteklere anlam veremeden şaşkın şaşkın, nedenini sormuş.

    Kanuni Sultan Süleyman, açıklamış:
    1] Tabutumu en ünlü doktorların taşımasını şu nedenle istiyorum: Herkes bilsin ki, Doktorlar ne kadar iyi olursa olsun, onlar bile ölümün karşısında çaresizdir.
    2] Yerlere serpeceğiniz değerlerim de gösterecektir ki: Bu dünyada elde ettiğimiz zenginlik, bu dünyada kalır.
    3] Ellerim tabutun dışında kalsın ki, herkes bilsin: Bizim için en değerli şey olan zamanımız tükenince, boş ellerle doğduğumuz gibi, boş ellerle de gideriz.





+ Yorum Gönder