Osmanlı'da neden heykel ve roman yok 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
  1. 1
    GÖKHÜKÜMDAR Üye
    GÖKHÜKÜMDAR
    Üye

    Üye No: 64293
    Mesaj Sayısı: 135
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 32
    Yer: antalya

    Osmanlı'da neden heykel ve roman yok


    Sanat silahtan Çok Daha Önemlidir "İmha" yerine "inşa" eder ve son derece kalıcı sonuçlar verir. Buna rağmen acaba neden
    Osmanlılarda roman ve heykel yoktur?
    Biliyoruz ki, Rus, kendi mitini ve muhitini inşa etmiş romanla...
    Batı, "hayat mücadeledir" görüşünün esaslarını yansıtmış romanda; "Robenson"larında, "Seksen Günde Devr-i Âlem'lerinde felsefesini aktarmış... Geçirdiği tarihî istihaleleri dökmüş heykele, resme...
    Dünkü Amerika, serüvenciliğini yansıtmış sinemaya, sanatı kullanarak kendine bir tarih bile inşa etmiş, sığır çobanlarını
    kahraman olarak yutturmuş dünyaya...
    Bunlar doğrular. Yani sanatın, özellikle de romanın ve sinemanın gücü inkâr edilemez.

    Sinema, Osmanlı döneminde zaten yoktur. Geriye kala kala romanla
    heykel kalıyor tartışmaya açık... Soru da işte buradan doğuyor:
    "Osmanlılarda neden heykel yok, roman yok?" sorusu...
    Osmanlı'da romanın, yahut bildiğimiz anlamda heykelin olmaması kuşkusuz sanatın olmaması değildir. Roman yok, ama onun yerine dört bin yıl öncesinden başlayarak eski devirleri, eski hayalleri güne taşıyan Hint masalları, destanları var. "Siret-i Anter, Bin Bir Gece,"vesaire. Nihayet hepsinin aktığı ibret ummanı: Kıssalar,
    menkıbeler...
    Resmin alternatifi hat, ebru, çeşmibülbül... Osmanlı'nın hayatı
    sanat...
    Heykelin alternatifi, en basitinden mezar taşları... Fakat roman: O
    bambaşka bir konu...Bence, Osmanlı'nın uzun süre romana karşı direnmesinin ve hiçbir
    ilgi bağı kurmamasının asıl sebebi, romanın yüklendiği misyonda
    aranmalı.
    Romanın misyonu teşhir, teşhirin malzemesi ise aşırı merak, yani
    tecessüstür.

    Roman mütecessis, meraldi; her topluluğa, hatta her eve girmek,
    her aksaklığı, her kusuru bulmak ve her şeyi herkese göstermek
    iddiasında...
    Oysa İslâm'da hem teşhir yasaktır, hem kusurları ifşa, hem de aşırı
    ve gereksiz tecessüs...
    İslâm'da teşhir yok, ifşa yok; bunun yerine tespit, ispat ve ikaz var.Osmanlı kendini teşhir ve ifşa etmekten kaçındı. Düzelmeyi tespitte,ispatta ve ikazda aradı. Koçi Bey Risalesi ve benzerleri kendi çağı içinde düşünülürse bu konuda oldukça çarpıcı ve yapıcı örnekler...
    Burada bir tespit yapmak istiyorum:

    Osmanlı'nın namus telâkkisi bütün aileyi, hatta bütün toplumu
    mukaddes bir sır perdesine sarar ve toplum, sırrını, sadece nâmahrem olmayan nazarlara açardı.
    Bu hem insanî bir yaklaşımdır, hem de İslâmî...Hatırlayalım ki, Batı'nın ilk romanlarından biri "Topal Şeytan"dır.
    Roman kahramanı evlerin çatısını açmış dünyaya sesleniyor:
    "Buyurun siz de bakın!" diyor. Ve oturma salonlarından hızla yatak odalarına geçen tecessüs, ifşa ve teşhir mızrağıyla mahremiyeti kalbinden vuruyor.

    Sonuç: Aile mahremiyetinden sonra ailenin de çöküşü...
    Batı toplumlarında bunun etkisi var. Mesela bize göre boşanma oranı çok yüksek. İntihar vakaları ve uyuşturucu bağımlılığı da öyle...
    Tabii romanın tahrip kalıbı olmaktan çıkarılıp Müslümanlaştırılması
    mümkündü. Bu da yeni yeni yapılıyor.Heykele gelince... Osmanlı'da klâsik manada heykel yoktur. Çünkü
    Osmanlı, bediî zevklerde bile ebediyet arayan vahiy medeniyetine mensuptur. Dünyayı ahiretin tarlası sayan bir kültürün çocuğudur o... Vahiy medeniyetinin çocuğu fani zevkleri tatmin uğruna
    Yaratıcıya nispet gibi bir abesiyetle meşgul olmaz.
    Osmanlı heykel dikmek yerine ebedî âbideler dikmeyi seçti. Muhitini baştan başa çeşmelerle, kubbelerle, sebillerle, köprülerle, hanlarla, kervansaraylarla, aşhaneler, bimarhanelerle süsleyip, bunların
    bekası için vakıflar vücuda getirdi.
    Onun nazarında ebedileşmenin ölçüsü faydasız bir heykel yontmak değil, bir mabede imza atmak ya da insanlığın hayrına hizmet edecek bir medreseye kubbe çakmaktı.

    Özenle yontup her birini sanat eserine dönüştürdüğü mezar taşlarında bile ebediyet emelinin yansımaları açıkça görülür.
    Öte yandan bugün müzelerde zevkle seyrettiğimiz şaheser beşiklerde insana verdiği değerin ölçüsü saklıdır.
    Şu tespiti yapmakta mahzur yok: Osmanlı, "Beşikten mezara ilim" emrine uygun olarak, san'atı beşikten mezara kadar bütün hayata yaymış, ancak faydacılığı esas almıştır.
    Bu idrak olmasaydı, hâlâ kullanılabilir durumda bunca tarihî eser
    bize miras kalır mıydı?

    İlgili Yazılar

  2. 2
    ASUDE Bayan Üye
    ASUDE
    Bayan Üye

    Üye No: 108924
    Mesaj Sayısı: 420
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Osmanlı'da neden heykel ve roman yok


    Osmanlı'da neden heykel ve roman yok;peygamberimiz zamanında insanlar kendi yaptıkları heykellere tapınıyorlardı bu sebeple olacakki osmanlı bu örnekleme üzerine heykelcilik yasaktır yada yoktur


+ Yorum Gönder