Konusunu Oylayın.: Tezhip Ustası Karamemi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Tezhip Ustası Karamemi
  1. 05.Mart.2009, 10:05
    1
    ßaran
    T.T.O.R.H.S.S.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2008
    Üye No: 11279
    Mesaj Sayısı: 3,451
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Tezhip Ustası Karamemi






    Tezhip Ustası Karamemi Mumsema Türk tezhibinin yüzünü ağartan Karameminin elimizde duran muazzam eseri karşısında biyografisi namına yazılanlar çok güdük kalır. Mustafa Âlî efendi “Menakıbı Hünern” (1) da müzehhipler zümresinden olan Karamemiden şöyle bahseder:

    Şahkulu Nakkaşın tilmizi Ekrem ve Sultan Süleyman Han Nakkaşhanesinin üstadı muhteremi müzehhib Karamemi...

    Şahkulu’nun daha önceleri zannedildiği gibi, şahsının değil; sanatının Türk olmadığı s’abit olmuştur. İran kaynakları ondan rûmî (Anadolulu) diye bahsederler. Fakat onun eseri Şark üslûbundadır, Selçuk ve Osmanlı Türkleri tarzında değildir, Asıl hayret edilecek nokta şu: Şark zevki, şark bilgisi ve görgüsüyle çalışan Şahkulu, Alî’ye göre, talebesi olan Karamemi’nin Türk zevkine ve üslûbuna tesir yapamamıştır. Buradan bir daha anlaşılıyor ki Türk, ne olursa olsun, doğduğu memleketin üslub ve zevkinden, ince ruhluluğundan uzaklaşamıyor. Yabancı bir tesir, memnuniyetle görüyoruz ki bünyece temsil edilemeden yaşayamıyor. Şahkulu’nun çalışma yolunu, pek mahdud olarak elimize geçen imzalı eserlerinden anlıyoruz. Bizim zevk hududu içine giremediği, bu eserinden bir daha belli oluyor.

    Şahkulun’dan bazı teknik hususlarda istifade etmiş olsa bile Karamemi, kendi görüşüne ve zevkine hâkim kalmıştır.

    Yukarıki kayıd da bize Karamemi’nin Kanunî Sultan Süleyman’ın Topkapı Sarayındaki Nakışhanesinin baş ustası olduğunu öğretiyor.

    Mehmed Karamemi Hakkında Bildiklerimiz

    Kanunî Divanını tezhip ve yezyin ettiğini sene: 973. Âlinin Menakıbı Hünerveranındaki kayıt.
    Buna dayanarak Üstad Tahsin Özün ismini vermesi.Kanunî Sultan Süleyman (Muhibbi) divanında iki mütevazi imzası.Kanunî Sarayı nakışhanesinin baş ustası olması.Hassas, içli ve sanatta tenevvü seven olgun bir iç varlığı. Saraydaki nakışhanede beraber çalıştığı bir oğlu.

    Mehmed Karamemi ve Saraydaki Nakışhanenin Kadrosu

    Topkapı sarayı müzesi arşivi NO. 9612: “Cemaati zerdutlar” ve listesinin başında “Karamemi Nakkaş başı yirmi beş buçuk akçe” cümlesi 25,5 akçe, aldığı yevmiye olacaktır.

    Diğer sanatkâr arkadaş ve şakiretleri sıra ile zikrediliyor:” Üveys Bin Ahmet 14. ölmüş), Mustafa Buğdan 14. Ali Bin Bayram 8. Mehmet bin Abdurrahman 6,5. Hasan bin Hızır 7,5. Mustafa bin yusuf 5,5. “Ulufesine gelmediği kayıtlı.”, Cafer bin Çelebi 8,5. Yusuf Rumî 1. Ahmet bin Kasım 6,5. Ferhad bu sene 9,5. Mehmet bin Hasan 5,5. Kasım Arnavut. Mehmet bin Abdülezel 3. Bini Karamemi 10. Hasan bu sene 6, Pervane bu sene 3. Mustafa müzehhib 8. Ali Birader Abdülkerim şakird 2. Mustafa Divane şakird 2. Mehmet bu sene şakird 4,5. Hurrem şakird 2. Cafer bin Nasuh şakird 4. Kasım bu sene 8 akçe. Beşaret bu sene 8 akçe. Behzat bu sene 6 akçe

    Şâkirdanı Mezkûreyn: Hüseyin Macid şakirdi Beşaret 1ç Akçe, İlyas bu sene şakirdi Kasım 11 akçe. Yusuf bu sene şakirdi Beşaret 2 akçe.

    Cemaati ehli hiref vacibi Muharrem ve Safer ve Rebiülevvel sene 952.

    Cemaati Nakkaşan, Bölükü Rumiyan: Şahkulu Bağdadî Ser bölük 25 akçe, Hasan bin Mehmet 22 akçe, Durmuş bin Hayrettin 16,5 akçe. Ahmet Firuz bey 16 akçe. Ayrıca 20 kişi kayıtlı.

    Bu vesika bize Karameminin Kanunî Sultan Süleymanın Topkapı sarayındaki Nakışhanesinin baş ustası olup diğer arkadaş ve şakirdlerine nazaran en fazla parayı aldığını öğretiyor. Karameminin 952’deki kadrosu 29 kişiden mürekkeptir. Bunlar arasında birisi oğludur.

    Bini Karamemi bu demek olmalıdır. Aynı zamanda yalnız kendisinin değil, diğer sanatkâr arkadaşlarının da merakları vardır. Karememi ve maiyyetindekiler toptan günde “214” akçe alıyorlar. O zamanın rayicine göre kıtkanaat geçinilecek bir para. Sanatı teşvik eden menfaat değil, aşk; o zaman da öyle, her zaman da. Eğer sanatkârlarımız güzel eserler meydana koymuşlarsa bunlar sırf kendilerinin sanata bağlılık ve aşklarından doğmuştur.

    Biz daima Karameminin elimizdeki meşklerini bir kişinin yanî kendisinin eseri zannetmemekle haklı çıkıyoruz. Zira üslub farkları barizdir. İçinde Karameminin de sahifeleri vardır. Bunlar kolayca ayırd edilebiliyor. Karamemi ile beraber çalışanların isimlerini öğreniyoruz. Lâkin müşterek eserlerinde imzaları olmadığından bittabi onu ayırd edemiyoruz. Bunu bugünün muhtelif müeelif ve muharirleri tarafından müşterek yazılmış eserler benzetebiliriz. Amma birlikte bile olsa kendi yaptıklarının üzerinde imzalarını bulamıyoruz. Binaenaleyh Karameminin bu eserine arkadaşlarının en liyakatlerinin iştirak ettikleri muhakkaktır.

    Sarayda bu vesikaya göre diğer bir cemaati nakkaşan daha vardır. Onlar da o zaman Acem sanatkârlardan ayırd edilerek bölükü Rumiyan demişlerdir. Bunlar da 23 kişidir. Şahkulu da bunlardandır. Şahkulunu Halen İranlı bir sanatkâr olarak gösterirler. Lâkin Topkapı Sarayı Müzesinde Hazine Kütüphanesinde No. 2147’deki albümde bir eseri vardır ki altında “İn Ecder Kârı üstâd Şahkuli Rumî est” diyor. Onlar bile Anadolulu manasına Rumî farz ediyorlar. Burada da Bağdadlı olarak gösteriliyor. Mamafih ne de olsa Osmanlı Türkünün Anadolu Selçuklularından beri inkişaf eden bir Millî ruhlu sanatları vardır. Bu üslub tamamen ayrılmıştır. Her ne kadar Şahkulu Bağdalı olsa bugünkü gibi bizim üslupta çalışmamaktadır. Bu cihetle bizimkiler tıpkı bugünkü gibi onlarla çalışmak istememişler ve ayrılmışlardır. Zira bir memleketin asırlardır tebelür eden ince sanat zevki bozulmaz. Bu tarihimizin her safhasında görülmüştür. Yine Topkapı Sarayı Müzesi Arşivinde No. 9672/348 Rebiüvvel 932 (1526)’deki vesikada da Şahkulu Ressamın Tebrizden sürgün geldiği ve Amasya’da kendisine (Muharrem 927) (1521) cihet verildiği sonra İstanbul hassa harcına havale olunarak cemaati Nakkaşhane “Bermucibi Ruznâme” ilhak olunduğu kayıtlıdır. 932’de nakkaşlar arasındadır. No. 7523’deki vesikada “Cemaati Nakaşanı Hassa 41 kişi olarak görülmüştür. Ayrıca şakirdleri yazılıdır. Ser bölük olarak başlarında Lütfü diye bir sanatkâr vardır.

    Altıncı olarak güçlükle okunan isim çok muhtemel ki Karamemi’ninkidir. Bu vesikanın tarihi yoktur. Fakat Nakkaş başı olmadan önceki senelere aid olmalıdır.

    Memi Lâfzı Nereden Geliyor?

    Bu monoğrafiyi resimli ve metinsiz hazırlamağa çalışırken Memi kelimesi üzerinde durduk. Bunun sebebleri vardı. Bir kerre nereli olduğunu bilemiyor, isminin verildiği yerlerden bir meded ummağa çalışıyorduk. Karamemi nereli olabilirdi? Bir defa Memi Osmanlı Türkçesinin halk tekemmünde Mehmedin kısaltılmışıdır. Birçok yerlerde Mehmedin kısaltılmışıdır.

    Birçok yerlerde bu unvan birbirinden farklı söylenir. Rumelide halk dilinde Mehmed, Memiştir. Anadolu’nun Şark Vilâyetlerinde Memo derler. Manisa taraflarında Memi deniyor. Bu ismin sonradan İstanbul’da verilmiş olması da hatıra gelen ihtimallerdendir. Maalesef bu hususta sarih bir mutalaa yürütemiyoruz; Yalnız Memi’nin Mehmet’den geldiğini, salâhiyetlilerin de fikrini alarak tesvik edebiliyoruz. Bu kayıt, arşiv vesikalarında da var: Karamemi bir ünvandır ki Kara lâkabiyle Mehmed isminin bir terkibidir. Yanî Kara Mehmet’ten kinâyedir. Topkapı Sarayındaki sanatkârlar defterlerinde ismine (Mehmet Karamemi olarak da rastlıyoruz.)


    Elfakir’ül’Hakîr Müzehhib Karamemi.

    Bu imza maalesef bozulmuştur. Biz bozulmadan önceki şeklini aldık. Büyülterek bakılınca imzanın esasları farkediliyor.

    İkinci imza Divanın sonunda Hattâtın mavi mürekkeple imzasını attığı sahifenin boş kalan orta kısmındandır:

    Müzehhibül Fakîr Karamemiyyül Hakîr

    Aynı kalem ve mürekkeple yazıldığına göre, öbür imzanın atıldığının belki farkında olmayarak; müzehhibin hakkı kaybolmasın diye bizzat Hattât Şerif Mehmet, tarafından konmuş olsa gerektir. Zemini zerefşan olan bu sahifede imzanın örneği de büyültülerek çizilmiştir.

    Karamemi’nin Süslediği Kanunî Divanının Evsafı

    Kanûnî’nin divanından mütaaddid nushalar yazdırılmıştır. İşte Karameminin tezhib ettiği bu nüshayı Kanunî vefatından tam bir sene önce 973 Şabanı sonlarında (1566) Topkapı Sarayı Nakışhanesi hattâtlarından Mehmet Şerif Güzel bir talik yazmıştır. Bu hattât ufak kıtada bir tane daha yazmıştır ki o da o nakışhanenin saraya mensub bir ikinci nüshasıdır. O da çok değişik bir surette sade ve hafif renkli helkârlarla süslenmiştir. Bu helkârların tekniğinden ayrıca bahsedeceğiz.

    Karamemi’nin süslediği bu divan 370 (740 sahife) varaktır. Şeker renk, hafif sarımtırak, sarı, hafif penbemtırak, penbe, hafif yeşil ve diğer çeşitli renklerde 16,5x26,3 eb’adında kâğıtlara yazılmıştır. Kâğıtların çoğu beyaz ve beyazımtıraktır. Diğer renkler aralarında ve mahdud sayıdadır. Hepsi yumurta akı aharlı ve mührelidir. Memleketimizde yapılmış ve terbiye edilmiş abadilerdendir. Ne pek kalın ne de pek incedir.

    Esas divan 9x15 eb’adı içindedir. Hepsinin altın cetveli vardır. Başta ve sonda bir kaçı müstesna kuzulu cetvelleri çekilmemiştir.

    Kâğıt ile bu iç büyüklüğün arası bazılarının işçiliği değil, lâkin desenleri az çok farklarla tekerrür eden helkârlar vardır. Çeşitleri yarısını geçmektedir.

    Muhibbi Divanı Üni. Küt. T. 5476

    Fakat 7410 ayrı işçiliktedir. İçinde bizzat Karamemi’nin işlediklerini tahmin ettiklerimiz çoktur ve bazı sahifelerdeki el değişikliği bunu hissettirmektedir.

    Helkârlardan bşka başta iki zahriye ve iki başlık devrinin en mükemmel ve ince, Karameminin pek muvaffak olduğu yolda husussiyetler taşıyan klâsik dört sahife tezhipli levhâ vardır.

    Lâkin görülmedik tarzda ve adedini birbirine benzemediğinden sayılması ve tasnif edilmesi mümkün olmayan lâyuad köşe; koltuk ve ara süsleri vardır ki bunlar beher sahifede 13 satır gazel; kaside; beyitler ve manzumelerin bitim ve bazen de aralıklı yerlerine rastlamaktadır. Zahriyede tazim elkabı alınmazsa şu ibareler okunmaktadır:

    Divanı Belâgat unvan.... Sultanı Salatînül’âlem Hakanı havakînül’ Arab vel’Acem... Hazreti Sultan Süleyman Han...

    Cildi zamanın değildir. Sonraki asırlardan birinde değiştirilmiştir. Yeni ve lâkin zariftir. Ara süslemeler büyültülürse güzellikleri farkedilebilir. Bunların ayrıca üzerinde devrin mütenevvi; ince ve kemaline varmış süslemelerin hatır hayâle gelmeyen örnekleri çok şayanı dikkattir. Hem bunların içinde çok şayanı dikkattir. Hem bunların içinde sayılamayacak derecede tezyînatın tezhib, helkâr, şikâf, saz yolu... gibi usullerine müracaat edilmiştir. Yani işçilikleri de birbirinden çok farklıdır. Velhasıl gerek helkârlarda ve gerek ara süslerde daha ziyade istilize edilerek yapılmamış hemen hiçbir süs kalmamıştır denebilir.

    Eserde Karameminin iki yerde imzası vardır. Bunları imzaları kısmında yazdık Malûm olduğu üzere Kanunî Sultan süleyman 900 (1494) de doğmuştur.

    Ve 974 (1566) da vazife başında kendisine yakışır bir şekilde ölmüştür.

    Bu Divan vefatından bir sene önce yazılmış ve tezhib edilmiş ve bu nüsha da kendisinin hususî ve şahsına aid nüsha olmuştur ve o maksatla hazırlanmıştır. Bu cihetle bilhassa üzerinde durduğumuz bu noktadan da kıymetlidir. Zira elimizdeki bu nusha, muhteşem (Magnifique) Süleyman’a yakışan (İmperial) şâhâne bir nüshadır.

    Karamemi ile Kanunî’nin bu müşterek eserleri, hâlen Üniversite kütüphanesinde T. 5467 kayıtlıdır.

    Karamemi'nin Fırçaları

    XX inci asırda maruf olanı da samur fırçadır. Samurdan yapılıyor. Bir sapa bunlar samur kürkünden bağlanarak düz bir mum alevi şeklinde bağlanır. Herhalde bizde de geçmiş asırlarda bütün sanatkârların bildiği veyahut bilenlerin yapıp sattığı bu fırçalar kullanılıyor. Saplarını bilmiyoruz. Fakat uçları râbtladır.. Dendiği gibi tek kıl fırçanın ucunda bir iş göremez, bir seviyede birkaç kıl bir araya gelir de diğer etrafını alan daha kısalır da boya yataklığı vazifesini görünce bu müzehhiplerin tabirince gayet ince akar ve sanatkârların elinde de hârikalar yaratır. Âlet işler el övünür.

    Karamemi’nin ve etrafındakilerin yaptıkları fırçalar müteaddittir. Onun bu muazzam eserinde fırçaların yaptığı çeşitli işler üzerindeki araştımalarımız onun yalnız bir fırçası olmadığını bize bildirmektedir.

    Mehmet Karamemi bu hesapça müteaddit fırçalar kullanmıştır. Bizim tahminimiz onun yeşil altın, sarı altın ve gümüş fırçaları ayrıdır ve bunlar da müteaddittir. Gölgeleri koymağa mahsus olanlar da başkadır. Tezhiçlerinde de başka fırçalar kulanılmıştır. Tahrir fırçaları esasen zemin doldurma ve daha müteferrik işleri yapanlardan farklıdır. Fakat yalnız fırça da kâfi değil, onu muhtelif vaziyetler ve hareketlerde idare edecek el kudreti de lâzımdır ki bu bir piyansitin parmaklarını, bir viyolonistin yayını idareden farksızdır.

    Fikrimizi şöyle hulâsa edebiliriz:

    Karamemi’nin fırçaları kendi ve atölyesinin mamulâtındandır. Pek çok sayıda ve çeşitli fırçaları vardır. Her renk ve yer için ayrı ayrı, biraz yıprana yıprana daha kullanışlı bir hal alan fırçalarla en yenileri de onun çekmecesinde yer almış olmalıdır.

    A.Süheyl Ünver



  2. 05.Mart.2009, 10:05
    1
    T.T.O.R.H.S.S.



    Türk tezhibinin yüzünü ağartan Karameminin elimizde duran muazzam eseri karşısında biyografisi namına yazılanlar çok güdük kalır. Mustafa Âlî efendi “Menakıbı Hünern” (1) da müzehhipler zümresinden olan Karamemiden şöyle bahseder:

    Şahkulu Nakkaşın tilmizi Ekrem ve Sultan Süleyman Han Nakkaşhanesinin üstadı muhteremi müzehhib Karamemi...

    Şahkulu’nun daha önceleri zannedildiği gibi, şahsının değil; sanatının Türk olmadığı s’abit olmuştur. İran kaynakları ondan rûmî (Anadolulu) diye bahsederler. Fakat onun eseri Şark üslûbundadır, Selçuk ve Osmanlı Türkleri tarzında değildir, Asıl hayret edilecek nokta şu: Şark zevki, şark bilgisi ve görgüsüyle çalışan Şahkulu, Alî’ye göre, talebesi olan Karamemi’nin Türk zevkine ve üslûbuna tesir yapamamıştır. Buradan bir daha anlaşılıyor ki Türk, ne olursa olsun, doğduğu memleketin üslub ve zevkinden, ince ruhluluğundan uzaklaşamıyor. Yabancı bir tesir, memnuniyetle görüyoruz ki bünyece temsil edilemeden yaşayamıyor. Şahkulu’nun çalışma yolunu, pek mahdud olarak elimize geçen imzalı eserlerinden anlıyoruz. Bizim zevk hududu içine giremediği, bu eserinden bir daha belli oluyor.

    Şahkulun’dan bazı teknik hususlarda istifade etmiş olsa bile Karamemi, kendi görüşüne ve zevkine hâkim kalmıştır.

    Yukarıki kayıd da bize Karamemi’nin Kanunî Sultan Süleyman’ın Topkapı Sarayındaki Nakışhanesinin baş ustası olduğunu öğretiyor.

    Mehmed Karamemi Hakkında Bildiklerimiz

    Kanunî Divanını tezhip ve yezyin ettiğini sene: 973. Âlinin Menakıbı Hünerveranındaki kayıt.
    Buna dayanarak Üstad Tahsin Özün ismini vermesi.Kanunî Sultan Süleyman (Muhibbi) divanında iki mütevazi imzası.Kanunî Sarayı nakışhanesinin baş ustası olması.Hassas, içli ve sanatta tenevvü seven olgun bir iç varlığı. Saraydaki nakışhanede beraber çalıştığı bir oğlu.

    Mehmed Karamemi ve Saraydaki Nakışhanenin Kadrosu

    Topkapı sarayı müzesi arşivi NO. 9612: “Cemaati zerdutlar” ve listesinin başında “Karamemi Nakkaş başı yirmi beş buçuk akçe” cümlesi 25,5 akçe, aldığı yevmiye olacaktır.

    Diğer sanatkâr arkadaş ve şakiretleri sıra ile zikrediliyor:” Üveys Bin Ahmet 14. ölmüş), Mustafa Buğdan 14. Ali Bin Bayram 8. Mehmet bin Abdurrahman 6,5. Hasan bin Hızır 7,5. Mustafa bin yusuf 5,5. “Ulufesine gelmediği kayıtlı.”, Cafer bin Çelebi 8,5. Yusuf Rumî 1. Ahmet bin Kasım 6,5. Ferhad bu sene 9,5. Mehmet bin Hasan 5,5. Kasım Arnavut. Mehmet bin Abdülezel 3. Bini Karamemi 10. Hasan bu sene 6, Pervane bu sene 3. Mustafa müzehhib 8. Ali Birader Abdülkerim şakird 2. Mustafa Divane şakird 2. Mehmet bu sene şakird 4,5. Hurrem şakird 2. Cafer bin Nasuh şakird 4. Kasım bu sene 8 akçe. Beşaret bu sene 8 akçe. Behzat bu sene 6 akçe

    Şâkirdanı Mezkûreyn: Hüseyin Macid şakirdi Beşaret 1ç Akçe, İlyas bu sene şakirdi Kasım 11 akçe. Yusuf bu sene şakirdi Beşaret 2 akçe.

    Cemaati ehli hiref vacibi Muharrem ve Safer ve Rebiülevvel sene 952.

    Cemaati Nakkaşan, Bölükü Rumiyan: Şahkulu Bağdadî Ser bölük 25 akçe, Hasan bin Mehmet 22 akçe, Durmuş bin Hayrettin 16,5 akçe. Ahmet Firuz bey 16 akçe. Ayrıca 20 kişi kayıtlı.

    Bu vesika bize Karameminin Kanunî Sultan Süleymanın Topkapı sarayındaki Nakışhanesinin baş ustası olup diğer arkadaş ve şakirdlerine nazaran en fazla parayı aldığını öğretiyor. Karameminin 952’deki kadrosu 29 kişiden mürekkeptir. Bunlar arasında birisi oğludur.

    Bini Karamemi bu demek olmalıdır. Aynı zamanda yalnız kendisinin değil, diğer sanatkâr arkadaşlarının da merakları vardır. Karememi ve maiyyetindekiler toptan günde “214” akçe alıyorlar. O zamanın rayicine göre kıtkanaat geçinilecek bir para. Sanatı teşvik eden menfaat değil, aşk; o zaman da öyle, her zaman da. Eğer sanatkârlarımız güzel eserler meydana koymuşlarsa bunlar sırf kendilerinin sanata bağlılık ve aşklarından doğmuştur.

    Biz daima Karameminin elimizdeki meşklerini bir kişinin yanî kendisinin eseri zannetmemekle haklı çıkıyoruz. Zira üslub farkları barizdir. İçinde Karameminin de sahifeleri vardır. Bunlar kolayca ayırd edilebiliyor. Karamemi ile beraber çalışanların isimlerini öğreniyoruz. Lâkin müşterek eserlerinde imzaları olmadığından bittabi onu ayırd edemiyoruz. Bunu bugünün muhtelif müeelif ve muharirleri tarafından müşterek yazılmış eserler benzetebiliriz. Amma birlikte bile olsa kendi yaptıklarının üzerinde imzalarını bulamıyoruz. Binaenaleyh Karameminin bu eserine arkadaşlarının en liyakatlerinin iştirak ettikleri muhakkaktır.

    Sarayda bu vesikaya göre diğer bir cemaati nakkaşan daha vardır. Onlar da o zaman Acem sanatkârlardan ayırd edilerek bölükü Rumiyan demişlerdir. Bunlar da 23 kişidir. Şahkulu da bunlardandır. Şahkulunu Halen İranlı bir sanatkâr olarak gösterirler. Lâkin Topkapı Sarayı Müzesinde Hazine Kütüphanesinde No. 2147’deki albümde bir eseri vardır ki altında “İn Ecder Kârı üstâd Şahkuli Rumî est” diyor. Onlar bile Anadolulu manasına Rumî farz ediyorlar. Burada da Bağdadlı olarak gösteriliyor. Mamafih ne de olsa Osmanlı Türkünün Anadolu Selçuklularından beri inkişaf eden bir Millî ruhlu sanatları vardır. Bu üslub tamamen ayrılmıştır. Her ne kadar Şahkulu Bağdalı olsa bugünkü gibi bizim üslupta çalışmamaktadır. Bu cihetle bizimkiler tıpkı bugünkü gibi onlarla çalışmak istememişler ve ayrılmışlardır. Zira bir memleketin asırlardır tebelür eden ince sanat zevki bozulmaz. Bu tarihimizin her safhasında görülmüştür. Yine Topkapı Sarayı Müzesi Arşivinde No. 9672/348 Rebiüvvel 932 (1526)’deki vesikada da Şahkulu Ressamın Tebrizden sürgün geldiği ve Amasya’da kendisine (Muharrem 927) (1521) cihet verildiği sonra İstanbul hassa harcına havale olunarak cemaati Nakkaşhane “Bermucibi Ruznâme” ilhak olunduğu kayıtlıdır. 932’de nakkaşlar arasındadır. No. 7523’deki vesikada “Cemaati Nakaşanı Hassa 41 kişi olarak görülmüştür. Ayrıca şakirdleri yazılıdır. Ser bölük olarak başlarında Lütfü diye bir sanatkâr vardır.

    Altıncı olarak güçlükle okunan isim çok muhtemel ki Karamemi’ninkidir. Bu vesikanın tarihi yoktur. Fakat Nakkaş başı olmadan önceki senelere aid olmalıdır.

    Memi Lâfzı Nereden Geliyor?

    Bu monoğrafiyi resimli ve metinsiz hazırlamağa çalışırken Memi kelimesi üzerinde durduk. Bunun sebebleri vardı. Bir kerre nereli olduğunu bilemiyor, isminin verildiği yerlerden bir meded ummağa çalışıyorduk. Karamemi nereli olabilirdi? Bir defa Memi Osmanlı Türkçesinin halk tekemmünde Mehmedin kısaltılmışıdır. Birçok yerlerde Mehmedin kısaltılmışıdır.

    Birçok yerlerde bu unvan birbirinden farklı söylenir. Rumelide halk dilinde Mehmed, Memiştir. Anadolu’nun Şark Vilâyetlerinde Memo derler. Manisa taraflarında Memi deniyor. Bu ismin sonradan İstanbul’da verilmiş olması da hatıra gelen ihtimallerdendir. Maalesef bu hususta sarih bir mutalaa yürütemiyoruz; Yalnız Memi’nin Mehmet’den geldiğini, salâhiyetlilerin de fikrini alarak tesvik edebiliyoruz. Bu kayıt, arşiv vesikalarında da var: Karamemi bir ünvandır ki Kara lâkabiyle Mehmed isminin bir terkibidir. Yanî Kara Mehmet’ten kinâyedir. Topkapı Sarayındaki sanatkârlar defterlerinde ismine (Mehmet Karamemi olarak da rastlıyoruz.)


    Elfakir’ül’Hakîr Müzehhib Karamemi.

    Bu imza maalesef bozulmuştur. Biz bozulmadan önceki şeklini aldık. Büyülterek bakılınca imzanın esasları farkediliyor.

    İkinci imza Divanın sonunda Hattâtın mavi mürekkeple imzasını attığı sahifenin boş kalan orta kısmındandır:

    Müzehhibül Fakîr Karamemiyyül Hakîr

    Aynı kalem ve mürekkeple yazıldığına göre, öbür imzanın atıldığının belki farkında olmayarak; müzehhibin hakkı kaybolmasın diye bizzat Hattât Şerif Mehmet, tarafından konmuş olsa gerektir. Zemini zerefşan olan bu sahifede imzanın örneği de büyültülerek çizilmiştir.

    Karamemi’nin Süslediği Kanunî Divanının Evsafı

    Kanûnî’nin divanından mütaaddid nushalar yazdırılmıştır. İşte Karameminin tezhib ettiği bu nüshayı Kanunî vefatından tam bir sene önce 973 Şabanı sonlarında (1566) Topkapı Sarayı Nakışhanesi hattâtlarından Mehmet Şerif Güzel bir talik yazmıştır. Bu hattât ufak kıtada bir tane daha yazmıştır ki o da o nakışhanenin saraya mensub bir ikinci nüshasıdır. O da çok değişik bir surette sade ve hafif renkli helkârlarla süslenmiştir. Bu helkârların tekniğinden ayrıca bahsedeceğiz.

    Karamemi’nin süslediği bu divan 370 (740 sahife) varaktır. Şeker renk, hafif sarımtırak, sarı, hafif penbemtırak, penbe, hafif yeşil ve diğer çeşitli renklerde 16,5x26,3 eb’adında kâğıtlara yazılmıştır. Kâğıtların çoğu beyaz ve beyazımtıraktır. Diğer renkler aralarında ve mahdud sayıdadır. Hepsi yumurta akı aharlı ve mührelidir. Memleketimizde yapılmış ve terbiye edilmiş abadilerdendir. Ne pek kalın ne de pek incedir.

    Esas divan 9x15 eb’adı içindedir. Hepsinin altın cetveli vardır. Başta ve sonda bir kaçı müstesna kuzulu cetvelleri çekilmemiştir.

    Kâğıt ile bu iç büyüklüğün arası bazılarının işçiliği değil, lâkin desenleri az çok farklarla tekerrür eden helkârlar vardır. Çeşitleri yarısını geçmektedir.

    Muhibbi Divanı Üni. Küt. T. 5476

    Fakat 7410 ayrı işçiliktedir. İçinde bizzat Karamemi’nin işlediklerini tahmin ettiklerimiz çoktur ve bazı sahifelerdeki el değişikliği bunu hissettirmektedir.

    Helkârlardan bşka başta iki zahriye ve iki başlık devrinin en mükemmel ve ince, Karameminin pek muvaffak olduğu yolda husussiyetler taşıyan klâsik dört sahife tezhipli levhâ vardır.

    Lâkin görülmedik tarzda ve adedini birbirine benzemediğinden sayılması ve tasnif edilmesi mümkün olmayan lâyuad köşe; koltuk ve ara süsleri vardır ki bunlar beher sahifede 13 satır gazel; kaside; beyitler ve manzumelerin bitim ve bazen de aralıklı yerlerine rastlamaktadır. Zahriyede tazim elkabı alınmazsa şu ibareler okunmaktadır:

    Divanı Belâgat unvan.... Sultanı Salatînül’âlem Hakanı havakînül’ Arab vel’Acem... Hazreti Sultan Süleyman Han...

    Cildi zamanın değildir. Sonraki asırlardan birinde değiştirilmiştir. Yeni ve lâkin zariftir. Ara süslemeler büyültülürse güzellikleri farkedilebilir. Bunların ayrıca üzerinde devrin mütenevvi; ince ve kemaline varmış süslemelerin hatır hayâle gelmeyen örnekleri çok şayanı dikkattir. Hem bunların içinde çok şayanı dikkattir. Hem bunların içinde sayılamayacak derecede tezyînatın tezhib, helkâr, şikâf, saz yolu... gibi usullerine müracaat edilmiştir. Yani işçilikleri de birbirinden çok farklıdır. Velhasıl gerek helkârlarda ve gerek ara süslerde daha ziyade istilize edilerek yapılmamış hemen hiçbir süs kalmamıştır denebilir.

    Eserde Karameminin iki yerde imzası vardır. Bunları imzaları kısmında yazdık Malûm olduğu üzere Kanunî Sultan süleyman 900 (1494) de doğmuştur.

    Ve 974 (1566) da vazife başında kendisine yakışır bir şekilde ölmüştür.

    Bu Divan vefatından bir sene önce yazılmış ve tezhib edilmiş ve bu nüsha da kendisinin hususî ve şahsına aid nüsha olmuştur ve o maksatla hazırlanmıştır. Bu cihetle bilhassa üzerinde durduğumuz bu noktadan da kıymetlidir. Zira elimizdeki bu nusha, muhteşem (Magnifique) Süleyman’a yakışan (İmperial) şâhâne bir nüshadır.

    Karamemi ile Kanunî’nin bu müşterek eserleri, hâlen Üniversite kütüphanesinde T. 5467 kayıtlıdır.

    Karamemi'nin Fırçaları

    XX inci asırda maruf olanı da samur fırçadır. Samurdan yapılıyor. Bir sapa bunlar samur kürkünden bağlanarak düz bir mum alevi şeklinde bağlanır. Herhalde bizde de geçmiş asırlarda bütün sanatkârların bildiği veyahut bilenlerin yapıp sattığı bu fırçalar kullanılıyor. Saplarını bilmiyoruz. Fakat uçları râbtladır.. Dendiği gibi tek kıl fırçanın ucunda bir iş göremez, bir seviyede birkaç kıl bir araya gelir de diğer etrafını alan daha kısalır da boya yataklığı vazifesini görünce bu müzehhiplerin tabirince gayet ince akar ve sanatkârların elinde de hârikalar yaratır. Âlet işler el övünür.

    Karamemi’nin ve etrafındakilerin yaptıkları fırçalar müteaddittir. Onun bu muazzam eserinde fırçaların yaptığı çeşitli işler üzerindeki araştımalarımız onun yalnız bir fırçası olmadığını bize bildirmektedir.

    Mehmet Karamemi bu hesapça müteaddit fırçalar kullanmıştır. Bizim tahminimiz onun yeşil altın, sarı altın ve gümüş fırçaları ayrıdır ve bunlar da müteaddittir. Gölgeleri koymağa mahsus olanlar da başkadır. Tezhiçlerinde de başka fırçalar kulanılmıştır. Tahrir fırçaları esasen zemin doldurma ve daha müteferrik işleri yapanlardan farklıdır. Fakat yalnız fırça da kâfi değil, onu muhtelif vaziyetler ve hareketlerde idare edecek el kudreti de lâzımdır ki bu bir piyansitin parmaklarını, bir viyolonistin yayını idareden farksızdır.

    Fikrimizi şöyle hulâsa edebiliriz:

    Karamemi’nin fırçaları kendi ve atölyesinin mamulâtındandır. Pek çok sayıda ve çeşitli fırçaları vardır. Her renk ve yer için ayrı ayrı, biraz yıprana yıprana daha kullanışlı bir hal alan fırçalarla en yenileri de onun çekmecesinde yer almış olmalıdır.

    A.Süheyl Ünver


  3. 16.Şubat.2016, 22:39
    2
    AYSEN
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2016
    Üye No: 107604
    Mesaj Sayısı: 945
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: Tezhip Ustası Karamemi




    tezhip;daha çok islam kökenli kitap bezeme santına verilen addır altınlamak süslemek anlamınada gelmektedir bu sanatı icra eden erkeklere müzehhip kadınlara müzehhibe denir


  4. 16.Şubat.2016, 22:39
    2
    Kıdemli Üye



    tezhip;daha çok islam kökenli kitap bezeme santına verilen addır altınlamak süslemek anlamınada gelmektedir bu sanatı icra eden erkeklere müzehhip kadınlara müzehhibe denir




+ Yorum Gönder