Konusunu Oylayın.: Filozof Rıza Tevfik'i Okurken

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Filozof Rıza Tevfik'i Okurken
  1. 11.Şubat.2009, 22:00
    1
    Amenna
    Amenna

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Haziran.2007
    Üye No: 1057
    Mesaj Sayısı: 1,256
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 16

    Filozof Rıza Tevfik'i Okurken






    Filozof Rıza Tevfik'i Okurken Mumsema
    Filozof Rıza Tevfik'i Okurken



    Rıza Tevfik Bölükbaşı; 1868'de Rumeli'nin Cisr-i Mustafa Paşa kasabasında Arnavut baba ve Çerkes bir annenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir.


    "Babam Arnavuttu, anam Çerkes
    Bilmeyen varsa öğrensin herkes"


    Kaza kaymakamlıklarında bulunan Hoca Mehmet Tevfik Efendi'nin oğlu Rıza Tevfik; Yahudi, Ermeni mekteplerinde, Galatasaray Lisesi'nde okumuş sonra da Tıbbiye'den mezun olmuştur. Önceden benimsediği İttihat ve Terakki'ye sonradan "muhalefet" edince hapsedilmişse de; siyasetten vazgeçememiş, Damat Ferit Hükümeti'nde bulunmuştur. Felsefe Profesörü bulunduğu Mütareke yıllarında, milli hareketlere muhalif kalmasıyla Darülfünun'dan çekilmek zorunda kalan Rıza Tevfik; Milli Mücadele'nin sonunda "150'likler listesi"ne girince soluğu yurt dışında almış, yurda 20 yıl sonra ihtiyarlamış bir şekilde dönmüştür. Mizacına uygun bulduğu Bektaşilik'e intisap eden Filozof Rıza, Bektaşilik'te "Baba"lık makamına yükselmiş; hece ile yazdığı koşma ve divanları yıllarca dillerden düşmemiştir.


    Hür, itaat etmeyen, zorlanırsa isyankar bir ruha sahip, zihinlerdeki iskolastik aleme düşman, müspet ilme yönelik bir takdirkar olan Rıza Tevfik, Abdullah Cevdet (İttihatçı) ve Salih Zeki (Riyaziyeci) ile el eledir. Başka bir ifade ile 18. asır Voltaire ve makalelerinde olduğu gibi belli bir sistemden mahrum olan Rıza Tevfik, "Eklektik" bir kimlikle karşımıza çıkar. 1949'da ölen Rıza Tevfik; filozof, alim, şair, fikir ve san'at cephesinin çeşitli alanlarına vakıf bir beyin, kısaca nev-i şahsına münhasır "özel" şahsiyetlerimizden birisidir. 81 yıl süren serazat bir hayatın hemh yaşayanı hem de şahidi olan koca filozof; Doğu (Arapça, Farsça, Rumca, Ermenice) ve Batı (İngilizce, Fransızca, ispanyolca) dillerini de bilmektedir. Hekimlikten pehlivanlığa; şiirden felsefeye; edebiyattan meddahlığa, ağdalı manzumelerden temiz Türkçe ile yazılmış şiirlere uzanan serezat bir ömrün çabası hiciv; veciz şekliyle kendi dilinden yaşadığı ise masaldır:


    "Hey Rıza secdeye baş koy da dinle,
    Taşlar dile gelsin senin derdinle;
    Efsane söyleyim, ağla hem dinle,
    O şerefli mazi meğer masalmış."


    Ruhunun hürriyeti, mezarının kaybolmasına bağlıdır:


    "Ruhum azad olur belki mezarım,
    Ayaklar altında dümdüz olunca."


    Şiirlerinin dillerden düşmemesi, milletçe ne kadar sevildiğinin en açık delilidir. Herkesin anlayacağı ölçülerde şiirlerini sunmayı beceren Rıza Tevfik; hoca karşısındaki talebe edasıyla konuşur:


    "Bana sual sorma, cevap müşgüldür,
    Her sırrı ben sana açamam Hocam."


    mısralarıyla başlayan "Nefes"ine yazdığı nazirenin iki kıtası, aşk dünyasına çıkılan yolun sadece iki aşamasıdır:


    "Izdırap içinde aşk denizinde,
    Dolaşıp dururlar kadın izinde,
    Şu uzun yolların gam denizinde,
    O ateş dudağı, gül sanmam Hocam.

    Derler ki önceden sevdayı oku,
    Hilkatin manası, hem varı yoku,
    Yanmıştır o nara hep açı toku,
    Bu aşkın narına ben yanmam Hocam."


    Bu hey heyleniş, filozofluğuna davetiye çıkarmış olmalı ki, aynada sesleri yankılanır:


    "Zahire bakanlar belki yanılır,
    Kişiden sorulur, kişi tanılır,
    Feylezof Rıza'yım, adım anılır,
    Dünyada malım yok, adım anılır."


    Ya bizler? Kendimizi aynı ölçüde yargılayabiliyor muyuz? Oğluna seslenirken bize yol göstermeyi unutmayan yine Filozof Rıza'dır:


    "Sen ömrüne hizmetinle bir hizmet ver,
    Oğlum!. Sana başka bahtiyarlık yoktur."
    "Hastayım, yalnızım; senin yanında
    Görüp de bahtiyar ölmek isterim."


    diye inleyen dertli Rıza Tevfik, sevdalanmayı da ihmal etmez:


    "Ruhumda gizli bir emel mi arar,
    Gözlerime bakıp dalan gözlerin.
    Aklıma bilmedik bilmece sorar,
    Beni hülyalara salan gözlerin."


    Arnavut ve Rumeli taklitleriyie bizi güldüren bu kuvvetli hafıza, modaya uymadan da güzel giyinmeyi becerir. Tadına doyulmayan sohbet meclislerinin odağında yine o vardır. Kelimeler; güzel telaffuzu, anlaşılırlığı, tatlılığı ve tane taneliği ondan almaktan ayrı bir keyif duyar. Filozof Rıza'nın resim çektirirken aldığı örnekler H. Spenser, Kant ve nihayet Tolstoy'la noktalanır. Ama ne birisi ne ötekisi olabilir.


    Hakkı Süha Bey'e göre; güzel ve unutulmayacak tek yönü, şairliğidir. "Serab-ı Ömrüm"de bunun belgesidir.


    "O yerlerde güneş mahmuru Fikret bir
    peridir, ki
    Doğar sevdalı akşamlar nigahı vapesininden;


    O yerlerde seba, bir bestekarı serseridir, ki
    Perişan nağmeler perran olur güya eninden."


    gibi mısralarla tabiatın şiirini;


    "Verir aks-i sada gezdikçe çok viraneler
    vardır,
    Ki memuriyetin tarihi medfundur
    zemininde."


    beytiyle insan yapısının biçareliğini;


    "İbret gözüyle baktım bir muhteşem mezara"
    "Silmiş o ismi devran 'Ramses' okunmaz
    olmuş"


    hükmüyle dünyanın, şöhretin, gücün faniliğine dikkatleri çeken Rıza Tevfik, değişik kılıklara girmeyi de ihmal etmez.


    "Bir şeb sabaha karşı bidar idim Bebek'te Fikren seyahat ettim "Babil"de,
    "Balebek"de."


    dediği vakit, zekasıyla asırların kabuğunu deler ama yaşayan gerçeği de görmek istemez.


    "Dün gece yeis ile kendimden geçtim,
    Teselli aradım meyhanelerde;
    'Baht-ı dua' elinden bir dolu içtim,
    O neşe kalmamış peymanelerde.."


    derken 'deruni bir ahenk' duyar;


    "Bendeki suzidil var mıdır acep,
    Tutuşup can veren pervanelerde."


    beytiyle sanatkar doğduğunu anlarız.


    Peyami Safa: "Onun doktorluğu da, pehlivanlığı da yarım kalmıştır." der.


    "O yerlerde güneş mahmuru Fikret bir
    peridir ki,
    Doğar sevdalı akşamlar nigahı vapesininden;
    O yerlerde saba bir bestekarı serseridir ki,
    Perişan nağmeler perran olur guya
    enininden.."


    Manzumesini yazsa bir şairin, şiirin toprağı dışında maceralar aramasının cezasız kalması mümkün müydü? Hayal içinde yüzen o avare zeka için şiirin dışında attığı her adım onu gaflet uçurumuna götürecekti. Şairi kendine çeken de dışarı iten de fantazidir. Rıza Tevfik'in şiire ihaneti, şiirin ona oyunudur, tıp tarihi de, güreş tarihi de onu tanımayacak. Politika tarihi, şu mısralarıyla sanki şiire hitab eden adamı bağrına basacaktır:


    "Nolurdu alnından öpüp her seher
    Saçını ben çözüp, ben bağlasaydım."


    diye noktaladığı yazısından; Rıza Tevfik'e başka bir açıdan bakma imkanı buluyoruz.


    "Uçun Kuşlar" isimli şiiri, samimiyet bakımından bir başka güzelliğinin dile getirilişidir. Şiir şu dörtlükle başlar:


    "Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;
    Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.
    Ormanlar koynunda bir serin dere,
    Dikenler içinde sarı gül vardır.."


    Rıza Tevfik'ten yansıyan bir başka özellik de sofiliğidir:


    "Gizli bir nur idim subh-u ezelde
    Cilveler gösterip ayana geldim.
    Feyz-ü aşkı izhar eden güzelde,
    Kelam-ı sır idim beyana geldim."


    dörtlüğü tasavvuf renkli "Devriye"sinden sadece bir bölümdür. "Kalenderi"si de tasavvufi bir ruhla yazılmıştır, işte bu şiirden iki dörtlük!.


    "Bir nefsi hodğamı, çekip de dara,
    Gülerek sır verdik ulu serdara,
    Bir gamze uğruna didar-ı yara,
    Canla başla gönül verenlerdeniz!."

    "Arifsen kamiller önünde eğil!.
    İlminle öğünme, sen kendini bil..
    Bağ-ı marifette, biz -bir gül değil-
    Deste deste çiçek derenlerdeniz."


    Hep Rıza Tevfik, hicvedecek değil ya... Onu da hicvedecek olanlar da çıkacaktır. Onlardan biri olan Anber (İleri gazetesi, 24.02.1920), "Ondan da On Paralık Bulunur!." şiirinin ilk iki dörtlüğünde Rıza Tevfik'e şöyle seslenir:


    "Bir feylezofum var, kırkbir maşallah!.
    Almadan, havaya metelik vermez.
    Postunun tüyünü dökmez inşallah!.
    Doktor'dur, devaya metelik vermez.

    Çenesi kadar da bazusu yaman,
    Kaç kere pes etti Kadri pehlivan.
    Tığ gibi uçarı, merd olduğundan,
    Kuvaya muvaya metelik vermez.."


    Dokuz dörtlükten meydana gelen bu şiirini Anber, şu kıtayla noktalar:


    "Bırak serkenkebin behey daltaban!.
    Bataktır bu tarla, işlemez saban,
    Sen nane ekersin, çıkar baldıran,
    Kuvaya muvaya metelik vermez.."


    Biz yazar çizerlerin ortak bir özelliği de, okuduklarımızı okuyucularımızla paylaşmaktan zevk almamızdır. Hilmi Yücebaş'ın, "Filozof Rıza Tevfik Hayatı-Hatıraları-Şiirleri" (4. Baskı, Arkın Yay., istanbul 1968) adlı değerli eserini okurken aldığım zevki okuyucularımızla paylaşmadan edemedim. Bu yazı; böyle bir paylaşma arzusuyla kitaptan sizlere aktarılan güzelliklerden sadece küçücük bir bölümdür. Yazarı, bu değerli eserinden dolayı kutluyor, son sözü yine ona veriyoruz:


    "Yürü!. Hey bivefa hercai güzel,
    Gönlüm o sevdadan vaz geldi geçti.
    Soldu açılmadan gonca-i emel,
    Sonbahara erdik, yaz geldi geçti.

    Sana şerhederken hicranı aşkı,
    Dizinde okuduk, destanı aşkı,
    Buselerle aldım peymanı aşkı,
    Unutma!. Aradan söz geldi geçti!.

    Hüsnüne bu kadar niçin öğündün?
    Bir yanar ateşin sinemde sönsün!.
    Ahd ü peyman ettin, sözünden döndün,
    O da bir hevesmiş, tez geldi geçti."


    Arnavut ve Rumeli
    taklitleriyle bizi güldüren
    bu kuvvetli hafıza,
    modaya uymadan da
    güzel giyinmeyi becerir.
    Tadına doyulmayan
    sohbet meclislerinin
    odağında yine o vardır.
    Kelimeler;
    güzel telaffuzu,
    anlaşılırlığı, tatlılığı ve
    tane taneliği
    ondan almaktan
    ayrı bir
    keyif duyar.

    Mustafa Uslu


  2. 11.Şubat.2009, 22:00
    1
    Amenna



    Filozof Rıza Tevfik'i Okurken



    Rıza Tevfik Bölükbaşı; 1868'de Rumeli'nin Cisr-i Mustafa Paşa kasabasında Arnavut baba ve Çerkes bir annenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir.


    "Babam Arnavuttu, anam Çerkes
    Bilmeyen varsa öğrensin herkes"


    Kaza kaymakamlıklarında bulunan Hoca Mehmet Tevfik Efendi'nin oğlu Rıza Tevfik; Yahudi, Ermeni mekteplerinde, Galatasaray Lisesi'nde okumuş sonra da Tıbbiye'den mezun olmuştur. Önceden benimsediği İttihat ve Terakki'ye sonradan "muhalefet" edince hapsedilmişse de; siyasetten vazgeçememiş, Damat Ferit Hükümeti'nde bulunmuştur. Felsefe Profesörü bulunduğu Mütareke yıllarında, milli hareketlere muhalif kalmasıyla Darülfünun'dan çekilmek zorunda kalan Rıza Tevfik; Milli Mücadele'nin sonunda "150'likler listesi"ne girince soluğu yurt dışında almış, yurda 20 yıl sonra ihtiyarlamış bir şekilde dönmüştür. Mizacına uygun bulduğu Bektaşilik'e intisap eden Filozof Rıza, Bektaşilik'te "Baba"lık makamına yükselmiş; hece ile yazdığı koşma ve divanları yıllarca dillerden düşmemiştir.


    Hür, itaat etmeyen, zorlanırsa isyankar bir ruha sahip, zihinlerdeki iskolastik aleme düşman, müspet ilme yönelik bir takdirkar olan Rıza Tevfik, Abdullah Cevdet (İttihatçı) ve Salih Zeki (Riyaziyeci) ile el eledir. Başka bir ifade ile 18. asır Voltaire ve makalelerinde olduğu gibi belli bir sistemden mahrum olan Rıza Tevfik, "Eklektik" bir kimlikle karşımıza çıkar. 1949'da ölen Rıza Tevfik; filozof, alim, şair, fikir ve san'at cephesinin çeşitli alanlarına vakıf bir beyin, kısaca nev-i şahsına münhasır "özel" şahsiyetlerimizden birisidir. 81 yıl süren serazat bir hayatın hemh yaşayanı hem de şahidi olan koca filozof; Doğu (Arapça, Farsça, Rumca, Ermenice) ve Batı (İngilizce, Fransızca, ispanyolca) dillerini de bilmektedir. Hekimlikten pehlivanlığa; şiirden felsefeye; edebiyattan meddahlığa, ağdalı manzumelerden temiz Türkçe ile yazılmış şiirlere uzanan serezat bir ömrün çabası hiciv; veciz şekliyle kendi dilinden yaşadığı ise masaldır:


    "Hey Rıza secdeye baş koy da dinle,
    Taşlar dile gelsin senin derdinle;
    Efsane söyleyim, ağla hem dinle,
    O şerefli mazi meğer masalmış."


    Ruhunun hürriyeti, mezarının kaybolmasına bağlıdır:


    "Ruhum azad olur belki mezarım,
    Ayaklar altında dümdüz olunca."


    Şiirlerinin dillerden düşmemesi, milletçe ne kadar sevildiğinin en açık delilidir. Herkesin anlayacağı ölçülerde şiirlerini sunmayı beceren Rıza Tevfik; hoca karşısındaki talebe edasıyla konuşur:


    "Bana sual sorma, cevap müşgüldür,
    Her sırrı ben sana açamam Hocam."


    mısralarıyla başlayan "Nefes"ine yazdığı nazirenin iki kıtası, aşk dünyasına çıkılan yolun sadece iki aşamasıdır:


    "Izdırap içinde aşk denizinde,
    Dolaşıp dururlar kadın izinde,
    Şu uzun yolların gam denizinde,
    O ateş dudağı, gül sanmam Hocam.

    Derler ki önceden sevdayı oku,
    Hilkatin manası, hem varı yoku,
    Yanmıştır o nara hep açı toku,
    Bu aşkın narına ben yanmam Hocam."


    Bu hey heyleniş, filozofluğuna davetiye çıkarmış olmalı ki, aynada sesleri yankılanır:


    "Zahire bakanlar belki yanılır,
    Kişiden sorulur, kişi tanılır,
    Feylezof Rıza'yım, adım anılır,
    Dünyada malım yok, adım anılır."


    Ya bizler? Kendimizi aynı ölçüde yargılayabiliyor muyuz? Oğluna seslenirken bize yol göstermeyi unutmayan yine Filozof Rıza'dır:


    "Sen ömrüne hizmetinle bir hizmet ver,
    Oğlum!. Sana başka bahtiyarlık yoktur."
    "Hastayım, yalnızım; senin yanında
    Görüp de bahtiyar ölmek isterim."


    diye inleyen dertli Rıza Tevfik, sevdalanmayı da ihmal etmez:


    "Ruhumda gizli bir emel mi arar,
    Gözlerime bakıp dalan gözlerin.
    Aklıma bilmedik bilmece sorar,
    Beni hülyalara salan gözlerin."


    Arnavut ve Rumeli taklitleriyie bizi güldüren bu kuvvetli hafıza, modaya uymadan da güzel giyinmeyi becerir. Tadına doyulmayan sohbet meclislerinin odağında yine o vardır. Kelimeler; güzel telaffuzu, anlaşılırlığı, tatlılığı ve tane taneliği ondan almaktan ayrı bir keyif duyar. Filozof Rıza'nın resim çektirirken aldığı örnekler H. Spenser, Kant ve nihayet Tolstoy'la noktalanır. Ama ne birisi ne ötekisi olabilir.


    Hakkı Süha Bey'e göre; güzel ve unutulmayacak tek yönü, şairliğidir. "Serab-ı Ömrüm"de bunun belgesidir.


    "O yerlerde güneş mahmuru Fikret bir
    peridir, ki
    Doğar sevdalı akşamlar nigahı vapesininden;


    O yerlerde seba, bir bestekarı serseridir, ki
    Perişan nağmeler perran olur güya eninden."


    gibi mısralarla tabiatın şiirini;


    "Verir aks-i sada gezdikçe çok viraneler
    vardır,
    Ki memuriyetin tarihi medfundur
    zemininde."


    beytiyle insan yapısının biçareliğini;


    "İbret gözüyle baktım bir muhteşem mezara"
    "Silmiş o ismi devran 'Ramses' okunmaz
    olmuş"


    hükmüyle dünyanın, şöhretin, gücün faniliğine dikkatleri çeken Rıza Tevfik, değişik kılıklara girmeyi de ihmal etmez.


    "Bir şeb sabaha karşı bidar idim Bebek'te Fikren seyahat ettim "Babil"de,
    "Balebek"de."


    dediği vakit, zekasıyla asırların kabuğunu deler ama yaşayan gerçeği de görmek istemez.


    "Dün gece yeis ile kendimden geçtim,
    Teselli aradım meyhanelerde;
    'Baht-ı dua' elinden bir dolu içtim,
    O neşe kalmamış peymanelerde.."


    derken 'deruni bir ahenk' duyar;


    "Bendeki suzidil var mıdır acep,
    Tutuşup can veren pervanelerde."


    beytiyle sanatkar doğduğunu anlarız.


    Peyami Safa: "Onun doktorluğu da, pehlivanlığı da yarım kalmıştır." der.


    "O yerlerde güneş mahmuru Fikret bir
    peridir ki,
    Doğar sevdalı akşamlar nigahı vapesininden;
    O yerlerde saba bir bestekarı serseridir ki,
    Perişan nağmeler perran olur guya
    enininden.."


    Manzumesini yazsa bir şairin, şiirin toprağı dışında maceralar aramasının cezasız kalması mümkün müydü? Hayal içinde yüzen o avare zeka için şiirin dışında attığı her adım onu gaflet uçurumuna götürecekti. Şairi kendine çeken de dışarı iten de fantazidir. Rıza Tevfik'in şiire ihaneti, şiirin ona oyunudur, tıp tarihi de, güreş tarihi de onu tanımayacak. Politika tarihi, şu mısralarıyla sanki şiire hitab eden adamı bağrına basacaktır:


    "Nolurdu alnından öpüp her seher
    Saçını ben çözüp, ben bağlasaydım."


    diye noktaladığı yazısından; Rıza Tevfik'e başka bir açıdan bakma imkanı buluyoruz.


    "Uçun Kuşlar" isimli şiiri, samimiyet bakımından bir başka güzelliğinin dile getirilişidir. Şiir şu dörtlükle başlar:


    "Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;
    Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.
    Ormanlar koynunda bir serin dere,
    Dikenler içinde sarı gül vardır.."


    Rıza Tevfik'ten yansıyan bir başka özellik de sofiliğidir:


    "Gizli bir nur idim subh-u ezelde
    Cilveler gösterip ayana geldim.
    Feyz-ü aşkı izhar eden güzelde,
    Kelam-ı sır idim beyana geldim."


    dörtlüğü tasavvuf renkli "Devriye"sinden sadece bir bölümdür. "Kalenderi"si de tasavvufi bir ruhla yazılmıştır, işte bu şiirden iki dörtlük!.


    "Bir nefsi hodğamı, çekip de dara,
    Gülerek sır verdik ulu serdara,
    Bir gamze uğruna didar-ı yara,
    Canla başla gönül verenlerdeniz!."

    "Arifsen kamiller önünde eğil!.
    İlminle öğünme, sen kendini bil..
    Bağ-ı marifette, biz -bir gül değil-
    Deste deste çiçek derenlerdeniz."


    Hep Rıza Tevfik, hicvedecek değil ya... Onu da hicvedecek olanlar da çıkacaktır. Onlardan biri olan Anber (İleri gazetesi, 24.02.1920), "Ondan da On Paralık Bulunur!." şiirinin ilk iki dörtlüğünde Rıza Tevfik'e şöyle seslenir:


    "Bir feylezofum var, kırkbir maşallah!.
    Almadan, havaya metelik vermez.
    Postunun tüyünü dökmez inşallah!.
    Doktor'dur, devaya metelik vermez.

    Çenesi kadar da bazusu yaman,
    Kaç kere pes etti Kadri pehlivan.
    Tığ gibi uçarı, merd olduğundan,
    Kuvaya muvaya metelik vermez.."


    Dokuz dörtlükten meydana gelen bu şiirini Anber, şu kıtayla noktalar:


    "Bırak serkenkebin behey daltaban!.
    Bataktır bu tarla, işlemez saban,
    Sen nane ekersin, çıkar baldıran,
    Kuvaya muvaya metelik vermez.."


    Biz yazar çizerlerin ortak bir özelliği de, okuduklarımızı okuyucularımızla paylaşmaktan zevk almamızdır. Hilmi Yücebaş'ın, "Filozof Rıza Tevfik Hayatı-Hatıraları-Şiirleri" (4. Baskı, Arkın Yay., istanbul 1968) adlı değerli eserini okurken aldığım zevki okuyucularımızla paylaşmadan edemedim. Bu yazı; böyle bir paylaşma arzusuyla kitaptan sizlere aktarılan güzelliklerden sadece küçücük bir bölümdür. Yazarı, bu değerli eserinden dolayı kutluyor, son sözü yine ona veriyoruz:


    "Yürü!. Hey bivefa hercai güzel,
    Gönlüm o sevdadan vaz geldi geçti.
    Soldu açılmadan gonca-i emel,
    Sonbahara erdik, yaz geldi geçti.

    Sana şerhederken hicranı aşkı,
    Dizinde okuduk, destanı aşkı,
    Buselerle aldım peymanı aşkı,
    Unutma!. Aradan söz geldi geçti!.

    Hüsnüne bu kadar niçin öğündün?
    Bir yanar ateşin sinemde sönsün!.
    Ahd ü peyman ettin, sözünden döndün,
    O da bir hevesmiş, tez geldi geçti."


    Arnavut ve Rumeli
    taklitleriyle bizi güldüren
    bu kuvvetli hafıza,
    modaya uymadan da
    güzel giyinmeyi becerir.
    Tadına doyulmayan
    sohbet meclislerinin
    odağında yine o vardır.
    Kelimeler;
    güzel telaffuzu,
    anlaşılırlığı, tatlılığı ve
    tane taneliği
    ondan almaktan
    ayrı bir
    keyif duyar.

    Mustafa Uslu

  3. 16.Şubat.2016, 22:19
    2
    AYSEN
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2016
    Üye No: 107604
    Mesaj Sayısı: 945
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: Filozof Rıza Tevfik'i Okurken




    filozof rıza tevfik; 1949 da istanbulda ölmüş türk şairi filozof ve devlet adamı,felsefey olan merakı yüzünden filozof olarak adlandırılan şairin hece vezni ile ilgili şiirleri meşurdur


  4. 16.Şubat.2016, 22:19
    2
    Kıdemli Üye



    filozof rıza tevfik; 1949 da istanbulda ölmüş türk şairi filozof ve devlet adamı,felsefey olan merakı yüzünden filozof olarak adlandırılan şairin hece vezni ile ilgili şiirleri meşurdur




+ Yorum Gönder