Kaderimizde Yazılı Olduğu İçin mi Günah İşliyoruz? 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
  1. 1
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    Kaderimizde Yazılı Olduğu İçin mi Günah İşliyoruz?


    Kaderimizde Yazılı Olduğu İçin mi Günah İşliyoruz? Kader meselesinin anlaşılabilmesi için; iki noktanın çok iyi anlaşılması gerektiğini daha önce ifade etmiştik.Bu iki noktadan bir tanesi; Allahın ezeliyeti idi. Bu bahsi detaylarıyla inceledik ve anladık ki, Allah ilmi ile bütün zamanları, geçmişi, hali ve geleceği aynı anda kuşatır. Bizim yapacaklarımızı, daha yapmadan evvel, ezeliyeti ile bilir.
    Şimdi ise, çok iyi anlaşılması gereken bu iki noktadan ikinci noktayı; "ilmin mâlûma tâbi olması" kaidesini inceleyeceğiz. Bu nokta da iyi kavrandığında, çözülmez bir muamma zannedilen kader bahsinin, ne kadar anlaşılır olduğunu ve içinde cevaplanamaz hiçbir soru olmadığını göreceksiniz. Kader meselesini kavrayabilmek için "ilmin mâlûma tâbi olması" kaidesini, ezeliyet bahsi kadar iyi anlamak zorundayız. Bu yüzden bu kaide ile ilgili tam on misal vereceğiz. Bu on misalden sonra bir daha aklınıza, "Allah günah işleyeceğimi yazmış, benim suçum ne?" diye bir soru asla gelmeyecek.

    İlgili Yazılar

  2. 2
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    --->: Kaderimizde Yazılı Olduğu İçin mi Günah İşliyoruz?


    MİSAL: 1

    İlim: bir şeyin zihindeki şeklidir. Mâlum ise: o şeyin hariçteki gerçek halidir. Mesela bir elmayı ele alalım. Elmanın zihnimdeki şekli ilimdir, mâlûm ise elmanın kendi şeklidir.

    Acaba, ben elmayı bu şekilde bildiğim için mi elma böyle? yoksa elma böyle olduğu için mi ben onu öyle biliyorum? yani benim ilmim, mâlûm olan elmanın şekline mi bağlı? Yoksa mâlûm olan elma, ilim olan benim bilgime mi bağlı? Biraz daha açarsak: eğer ben elmayı karpuz gibi bilseydim, elma karpuza dönüşür müydü?.

    Elbette ki hayır. Çünkü mâlûm olan elmanın şekli, ilmime bağlı değildir. Ben onu bu şekilde bildiğim için, o, bu şekle bürünmemiştir. Bilakis elma bu surette olduğu için ben onu böyle bilmekteyim. O halde ilim, yani elmanın zihnimde ki şekli, mâlûma yani elmanın gerçek haline tabidir.



  3. 3
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    --->: Kaderimizde Yazılı Olduğu İçin mi Günah İşliyoruz?


    MİSAL: 2
    Farzedelim ki, kasamda 500 lira. var ve ben kasamda 500 liranın olduğunu biliyorum. İşte benim kasamdaki 500 Lira.nın varlığını bilmem; ilimdir. Mâlûm ise; kasamda ki 500 Liradır.

    Şimdi yine aynı soruyu soralım: ben bildiğim için mi kasamda 500 Lira. var. Yoksa kasamda 500 Lira. olduğu için mi ben böyle biliyorum. Yani ilmim mâlûma mı tabi, yoksa mâlûm olan kasadaki para, ilmime mi tabi?... elbette ilim mâluma tâbi. Yani ben bildiğim için kasada 500 Lira. yok, bilakis kasada 500 Lira olduğu için ben öyle biliyorum. Eğer bunun tersi olsaydı, yani, ilim mâluma tabi olacağı yerde, mâlûm ilme tâbi olsaydı; ben kasada 500 Lira. yerine 500 milyonun var olduğunu zannettiğimde kasada o kadar paranın olması gerekirdi. Halbuki bu olmuyor. Sebebi ise: mâlûmun ilme değil, ilmin mâlûma tâbi olmasıdır.



  4. Reklam

  5. 4
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    --->: Kaderimizde Yazılı Olduğu İçin mi Günah İşliyoruz?


    MİSAL: 3
    Yüksek bir tepede oturduğumuzu farzediyoruz. Tepenin altında da kavisli bir tren yolu olsun. Siz tepenin tam üstünde olduğunuzdan, tren yolunun hem sağını, hem solunu, tamamını görebiliyorsunuz. Ve bir baktınız ki, aynı rayda karşılıklı ilerleyen iki tren var. Onların 2 dakika sonra çarpışacaklarını gördüğünüzden, elinizdeki deftere "bu iki tren 2 dakika sonra çarpışacak" diye yazdınız.Ve trenler iki dakika sonra çarpıştı.
    Şimdi kazadan kurtulan makinistlere deseniz ki: "işte bu benim defterim, ben sizin çarpışacağınızı, daha siz çarpışmadan önce bu deftere yazmıştım"

    Acaba makinistlerin size şöyle deme hakları var mıdır? "Biz senin yüzünden kaza yaptık. Eğer sen bizim kaza yapacağımızı yazmasaydın, biz çarpışmazdık, sen yazdığın için çarpıştık. Sen bu kazanın sebebisin"
    Elbette diyemezler. Çünkü sizin yazınız yani ilim, onların çarpışacağına yani mâlûma tâbidir. Başka bir ifadeyle: siz, onların çarpışacağını gördüğünüzden dolayı bu yazıyı yazdınız, yoksa onlar, siz yazdığınız için çarpışmadılar. Siz yüksek bir yerde olduğunuz için, onların göremediklerini; aynı raydan ilerlediklerini gördünüz.
    Hem sizin yazınız sadece bir tespittir. Zorlama ve kaza sebebi değildir. Eğer kaza, sizin yazınız yüzünden olsaydı, o halde şunun da olması gerekirdi: Siz, çarpışacak bu iki tren hakkında "çarpışmayacaklar" diye yazardınız, onlar da aynı raydan karşılıklı ilerlemelerine rağmen çarpışmazlardı. Eğer ilim malûma tabi olacağı yerde, mâlûm ilme tâbi olsaydı, dünyanın hiçbir yerinde kazalar olmazdı. Bir adam defterine, "bugün hiç kaza olmayacak" diye yazardı ve kazaları önlerdi. Halbuki bu asla olmaz .

    Şimdi bu misali şöyle özetleyelim:
    1- Siz kaza yapacaklarını yazdığınız için onlar kaza yapmadı, bilakis onlar kaza yapacakları için siz yazdınız. Yani ilminiz ve yazınız, mâlûma, "onların yapacakları kazaya tâbidir."
    2- Sizin yazınızdan dolayı onlar mesuliyetten kurtulamaz. zira onlar. bu yazının yazılmasına sebep olmuşlardır.



  6. 5
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    MİSAL: 4
    Daha senenin başında iken aldığınız bir takvim de, senenin bütün günlerinde ki, güneşin doğuş ve batış saatlerinin yazılı olduğunu görürsünüz. Mesela senenin son günü olan 31 aralığa baksanız, güneşin doğuş vaktinin: 7: 15, ve batış vaktinin 16:45 olduğunu görürsünüz. İşte takvimdeki bu yazı ilimdir. Mâlûm ise: güneşin o saatte doğacak ve batacak olmasıdır.
    Yine sorumuz aynı; Acaba takvimde yazıldığı için mi güneş o saatlerde doğuyor ve batıyor? Yani mâlûm olan Güneşin doğup batacağı saat, ilim olan takvimde ki yazıya mı tabi? Yoksa, güneşin o saatte doğup, o saatte batacağı önceden hesaplanıp, bilindiği için mi takvime kaydedilmiş?

    Yani ilim mâlûma mı tabi? elbette ikinci şık, yani ilmin mâlûma tabi olması doğru.
    Zira güneşin doğacağı ve batacağı saatler hesaplanmış ve yazılmış. Eğer tersi olsaydı, mâlûm ilme tabi olup, yazıldığı için doğup-batsaydı; o zaman takvime güneşin doğuş vakti olarak, 7: 15 yerine 12:00 yazdığımızda , güneşin 12:00 de doğması, Hatta "bugün güneş doğmayacak" yazdığımızda güneşin o gün doğmaması gerekirdi. Halbuki bunların hiçbiri olmuyor. Sebebi ise: ilmin yani takvimdeki yazının, mâlûma yani güneşin kendisine tabi olmasıdır.

    Şimdi şunu düşünelim: İnsan son derece aciz, zayıf, ilmi noksan, zaman ve mekanla kayıtlı olduğu halde, bir sene sonra güneşin ne zaman doğacağını ve ne zaman batacağını, önceden bilebiliyor ve onu takvime kaydediyor. Ve hiçbir insanın aklına; "takvimde güneşin doğma ve batma vakitleri yazıldığı için güneş bu saatlerde doğmak ve batmak mecburiyetinde kalıyor, bu yazı olmasaydı, güneş bu saatlerde doğup, batmazdı" gibi batıl bir fikir gelmiyor.
    Hal böyle iken, acaba kudreti sonsuz, ilmi nihayetsiz, zaman ve mekanların kayıtlarından münezzeh, ezelin sultanı olan Allah'ın, bir takvim hükmünde olan kader defterine, bizim doğacağımız günü ve batacağımız yani öleceğimiz günü ve bu iki gün arasında neler yapacağımızı yazmasını niçin kavrayamıyoruz?
    Takvimde yazıldığı için güneşin doğmadığını bildiğimiz halde, niçin kader takvimimizde yazıldığı için o işleri yapmadığımızı, bilakis biz yapacağımız için onların yazıldığını yani Allah'ın ilminin, mâlûm olan fiillerimize tabi olduğunu anlayamıyoruz? Ve günahımızı kadere yüklemeye çalışıyoruz?


  7. 6
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    MİSAL: 5
    İstanbul- Ankara arası 500 Km.dir. Bu mesafenin bizler tarafından bilinmesi ve kitaplarda yazılması; ilimdir. Mâlûm ise: bu mesafenin kendisidir. Burada da durum aynıdır. İlmimiz, mâlûma tabidir.
    Bu misalde ki mâlûm:İstanbul- Ankara arasının 500 Km. olduğudur. Eğer ilmimiz mâlûma tabi olacağı yerde, mâlûm ilme tabi olsaydı; yani biz bu mesafeyi böyle bildiğimiz için bu mesafe bu kadar olsaydı: o zaman biz bu mesafenin 1000 km. olduğunu zannettiğimizde mâlûm mesafenin 1000 km. ye çıkması.
    Hatta aradaki mesafenin sadece 1 metre olduğunu zannettiğimizde de İstanbul'dan bir adım atarak Ankara'ya ulaşmamız gerekirdi. Ama bunların hiçbiri asla olmuyor. Biz ne bilirsek bilelim, ilmimizin mâlûm üzerinde bir etkisi gözükmüyor. Sadece mesafenin 500 km. olduğunu bildiğimizde doğru biliyoruz, diğer zanlarımızda ise yanlış biliyoruz.
    Aynen bu misalde olduğu gibi; doğuşumuz ile ölümümüz arasında ne kadar mesafe varsa, ve bu mesafede hangi istasyonlara uğrayıp, o istasyonlarda neler yapacaksak bunların hepsi mâlûmdur. Bu mâlûmun Allah tarafından bilinmesi ve Allah'ın ilminin bir ünvanı olan kader defterinde yazılması ise ilimdir. Kaidemiz neydi? "ilim mâlûma tabidir" o halde Allah yazdığı için biz yapmıyoruz, bizim ne yapacağımızı Allah ezeliyeti ve nihayetsiz ilmi ile bilmiş ve kader defterine kaydetmiştir.
    Burada önemli olan; "İlmin mâlûma tâbi olması" kaidesini, Allah'ın ezeliyeti ile beraber düşünmenizdir. Ezeliyeti kavramadan, bu kaidenin tek başına anlaşılması mümkün değildir. Bu sebepten biz bu kaideye geçmeden evvel, Allah'ın ezeliyetini farklı misaller ile anlamaya çalıştık.Allah'ın ne yapacağımızı, ezeli ilmi ile bilmesi, asla zorlama sebebi değildir. Bu sadece bir tespittir.
    Hakikat böyleyken bunun aksini düşünüp ben kaderin mahkumuyum diyerek suçu kadere atmak ne kadar manasızdır.Onların bu ifadesi şu manaya gelir ki ilim mâlûma tabi değil mâlûm ilme tabidir yani Allah bu kul cehennemlik olsun demiş o da cehennemlik olmuştur, veya bu cennetlik olsun demiş o da cennetlik olmuştur. Halbuki durum böyle değildir bilakis Allah'ın ilmi olacak olan hadiselere tabidir yani ne olacaksa onu bilmiş ve kader defterinde kayıt etmiştir.
    Bunu söyleyenlerin temennisi aslında şudur: Bizim mesul olmamız için Allah bizim yaptıklarımızı yaptıktan sonra bilsin, yani Allah yarını bilmesin, demektir. Bilmemek ise, Allah'ın şanına yakışmaz, zira bilmemek bir kusur ve eksikliktir, Allah ise bütün kusur ve eksikliklerden münezzehtir.


  8. 7
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    MİSAL: 6
    Bir kumandan farzediyoruz elindeki kamera ile nöbet tutan askerleri kontrole gidiyor ve iki askerin nöbette uyuduğunu görüyor.Ve Onların bu hallerini kamerasıyla çekiyor.Bu olayda İlim: kameradaki kayıttır ve kumandanın bu iki haylaz askerin halini bilmesidir.

    Mâlûm ise: bu iki askerin uyumasıdır.
    Sorumuz yine aynı: "Kumandan kameraya çektiği için mi askerler uyudu, yani mâlûm olan askerlerin uyuması, ilme mi bağlı?

    Yoksa askerler uyuduğu için mi kumandan onları öylece çekti, yani ilim olan kumandanın bilgisi ve kameraya kaydetmesi, mâlûma mı tabi?
    Elbette kumandanın bilgisi ve kamera kaydı, askerlerin haline, yani ilim mâlûma tâbidir. Kumandan bildiği ve onların bu suç halini kaydettiği için onlar uyumadı, bilakis onlar nöbette uyudukları için kumandan bildi ve onları öylece kaydetti.
    Acaba kumandan ertesi gün nöbette uyuyan o iki askeri yanına çağırarak, bir gün önceki hallerini onlara seyrettirse. Ve onlara dese ki: "Niçin nöbette uyudunuz, niçin askerlik kanunlarını çiğnediniz, bu yaptığınız bir suçtur, ceza göreceksiniz" Acaba bu azarları işiten askerler diyebilirler mi ki: "Kumandamız nöbette uyuma suçunu senin yüzünden işledik. Bu suçu bize sen işlettin. Çünkü sen bizi kamerayla çektin. Eğer sen bizi çekmeseydin biz uyumazdık" Elbette diyemezler.
    Çünkü kaidemiz şuydu: Kumandanın ilmi, mâlûm olan; askerlerin uyumasına tabidir. Bir daha tekrar edersek: kumandan bildiği için onlar uyumadı, onlar uyuduğu için kumandan onları öyle bildi ve öylece kaydetti. Eğer onlar diğer askerler gibi uyumasaydı, kumandan onları "uyumaz" bilecek ve öylece kaydedecekti.
    Şimdi şunu farzelim ki, bu kumandan aynı zamanda manevi bir kumandan olsun ve zamanda yolculuk yapabilsin. Yarına ve diğer günlere, daha o günler gelmeden geçebilsin ve o günlerde yaşanacak olayları daha yaşanmadan bilsin. İşte bu kumandanın bir ay sonraya yolculuk yaptığını ve yine nöbette uyuyan iki askeri kamera ile kaydettiğini ve tekrar bugüne döndüğünü farzediyoruz.

    Ve bir ay sonra tam o kumandanın gördüğü ve kaydettiği gibi o iki asker uyudu.Yani kumandanın olacağını bildiği şey, oldu ve kumandan uyuyan o iki askeri yanına çağırarak, bir ay önce yaptığı çekimi onlara seyrettirdi ve onlara dedi ki: "Bakın ben sizin nöbette uyuyacağınızı bir ay önceden biliyordum, hatta bu halinizi kameramla çekmiştim acaba o askerlerin, kumanda şöyle deme hakları var mıdır: "Kumandanım o zaman suçlu sensiz, niçin bizi ayakta çekmedin ki eğer sen bizim uyuyacağımızı bilmeseydin ve uyuduğumuzu kaydetmeseydin, biz uyumazdık, cezamıza razı değiliz."
    Elbette diyemezler. Zira kumandanın bilgisi ilimdir ve mâlûm olan askerlerin uykusuna tabidir. Askerler kumandanları bildiği ve kaydettiği için uyumadılar, bilakis zamanlarda gezebilen bu kumandan, kendi zamanından bir ay sonraya gitti, onların bu vaziyetlerini gördü ve onları kaydetti.
    Başka bir ifadeyle onları nöbette uyutan şey kumandanın bilgisi değildir, tam tersine, kumandanın bilgisi onların uyumayı tercih etmelerine ve uyumalarına tabidir. Eğer onlar uyumayı tercih etmeseydiler kumandan da onları bu şekilde kaydetmeyecekti.
    Aynen bu misalde olduğu gibi ezel ve ebedin kumandanı olan Allah ta, zaman ve mekandan münezzeh olduğu için bütün zamanlardaki hadiseleri şu onda oluyormuş gibi görmekte ve bilmektedir. Bu hakikati ezeliyet bahsinde işlemiştik.
    İşte Allah bizim cüz'i irademizle işleyeceğimiz bütün fiilleri kameraya çekmiş, yani ilmin bir ünvanı olan kader defterlerinde kaydetmiştir. Acaba misalimizdeki, Nöbette uyuyan askerlere benzeyen, günahkar birisi, "Allah bildiği için ben günah işliyorum, suç Allah'ın bilmesidir, eğer bilmeseydi bunları işlemezdim" dese, misaldeki askerler gibi gülünç bir duruma düşmez mi?
    Hem nasıl oluyorda, misaldeki kumandanın, askerlerin uyumasında hiçbir müdahalesi ve suçu olmadığını fark edebilen insan, bu misalden hiçbir farkı olmayan Kainatın kumandanı olan Allah'ın kaydına ve bilgisine, kendi suçunu yüklemeye çalışır, buna şaşılır!


  9. 8
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    MİSAL: 7
    Tren istasyonlarında trenlerin geleceği saatler yazılıdır. İşte bu yazı ilimdir. Mâlûm ise trenin o saatte gelecek olmasıdır.

    Sorumuz yine aynı: "yazılı olduğu için mi tren geliyor, yoksa trenin o saatte geleceği bilindiği için mi yazılmış?"
    Kaidemiz neydi?, "ilim mâlûma tâbidir" O halde sorumuzun cevabı: Trenin geleceği bilindiği için yazılmış.

    Eğer tersi olsaydı, mâlûm ilme tabi olsaydı; yaramaz bir çocuk trenin geliş saatini değiştirdiğinde trenin gelmemesi gerekirdi. Hatta trenlerin geliş-kalkış saatlerini bildiren tablo yanlışlıkla kırıldığında artık hiçbir trenin o istasyona uğramaması gerekirdi. Halbuki bunların hiçbiri olmuyor. Çünkü mâlûm asla ilme tabi değildir.
    İşte Allah'ın bilgisi ve kader yazısı, istasyonda ki, trenin geliş-kalkış saatlerinin yazılı olduğu tabloya benzer ve bu ilimdir. Bizim yapacağımız her şey ise; istasyona gelecek olan tren gibidir, mâlûmdur. Misalimizdeki trenin, tablodaki yazıdan dolayı istasyona gelmemesi, bilakis trenin geleceği için böyle bir yazının yazılmış olması gibi, Allah bildiği için de biz yapmamaktayız, biz yapacağımız için Allah öyle bilmektedir.


  10. 9
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    MİSAL: 8
    Mesleğinde son derece tecrübeli bir hakim düşünüyoruz. Yılların verdiği tecrübe ile, neredeyse kişiyi gözünden tanıyacak bir seviyeye gelmiş olsun.Bu hakim yolda giderken, görünüş itibariyle son derece kötü bir adamı görür ve yılların verdiği tecrübeyle bu kişinin ileride bir suç işleyeceğini ve mahkemede karşısına suçlu olarak çıkacağını elindeki deftere yazar.
    Aradan biraz zaman geçince sokakta gördüğü o adam, bir suçtan dolayı hakimimizin karşısına çıkar. Hakim, cezasını karara bağladıktan sonra ona der ki: "bak bu benim defterim, ben seni daha önce sokakta görmüş, senin suç işleyeceğini tahmin etmiş ve bunu defterime tâ o zamanda kaydetmiştim"
    Acaba hakimin bu sözüne karşılık suçlunun şöyle deme hakkı var mıdır: "Ey hakim, ben senin bu yazından dolayı suç işledim, eğer sen bu yazıyı yazmasaydın ben bu suçu işlemezdim" elbette diyemez. Çünkü bu kişi, o yazıdan dolayı suç işlemedi ve bu yazı onu suça zorlamadı. Bilakis hakimin ilmi, malum olan kişiye tabi idi. O suç işleyeceği içini tecrübeli hakimimiz bunu bildi ve defterine kaydetti.
    Aynen bunun gibi, bu kainatın yegane hakimi olan Allah ta biz kulların neler işleyeceğini ezeli ilmiyle bilmiş ve kader defterlerimize yazmıştır. Bizler Allah yazdı diye yapmamaktayız, bilakis biz yapacağımız için Allah yazmıştır.
    Hal böyle iken misalimizdeki suçlunun hakime karşı yaptığı savunmayı ve suçunu hakimin yazısına bağlamasını, bizlerde Hakimlerin hakimi olan Allaha karşı yapsak yani günahımızı Allahın yazısına bağlayarak; "Allah yazmasaydı, biz bu günahı işlemezdik" gibi batıl sözler söylesek, acaba bu işlediğimiz günahtan daha büyük bir kabahat olmaz mı?


  11. 10
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    MİSAL: 9
    Yine son derece tecrübeli bir öğretmen düşünüyoruz. Yılların verdiği tecrübeyle, daha sene başında iken hangi öğrencinin sınıfı başarıyla geçeceğini ve hangilerinin sınıfta kalacağını tahmin etsin ve bu tahminini de bir deftere kaydetmiş olsun.

    Ve sene sonu geldiğinde öğretmenin, sınıfı geçeceğini tahmin ettiği öğrenciler, sınıflarını geçsin ve sınıfta kalacağını tahmin ettiği öğrenciler de sınıflarında kalmış olsun... öğretmenimiz sınıfta kalan öğrencilere karnelerini verdikten ve bu öğrenciler karnelerindeki zayıf notları gördükten sonra onlara dese ki: "Bakın bu benim defterim ki, ben sizin sınıfta kalacağınızı tahmin etmiş ve daha sene başında iken bunu yazmıştım. Ve sizler tam benim tahmin ettiğim gibi sınıfta kaldınız."
    Acaba öğretmenlerinin bu sözüne karşılık, bu tembel öğrencilerin şöyle demeye hakları var mıdır?: "Öğretmenim madem siz bu yazıyı daha biz sınıfta kalmadan yazmışsınız, o halde sınıfta kalmamızın sebebi sizin bu yazınızdır. Eğer siz bizim hakkımızda ‘sınıflarını geçecekler' diye yazsaydınız, biz sınıfta kalmazdık" Elbette böyle diyemezler, çünkü Öğretmenin ilmi, mâlûm olan öğrencilerin tembelliğine bağlıdır. Başka bir ifadeyle: Öğretmen böyle yazdığı için onlar sınıfta kalmadı, bilakis onların tembellik edeceğini ve ders çalışmayacaklarını öğretmenleri tecrübesiyle bildi ve böylece defterine kaydetti.
    Eğer onlar, öğretmenin yazısından dolayı sınıfta kalacak olsalardı, o zaman öğretmen, çalışkan öğrenciler için "sınıfta kalacaklar" yazardı, ve çalışkan öğrenciler de sınıfta kalırdı. Ama bunların hiç biri olmuyor, kimse bir yazıdan dolayı sınıfını geçip, bir yazıdan dolayı sınıfta kalmıyor. Çünkü ilim, zorlama ve cebir aracı değildir, o sadece bir tespit ve beyandır.
    Aynen bu misalde olduğu gibi, gayb alemlerinin alimi olan Allah ta, hangimizin sınıfta kalacağını yani imtihanı kaybedeceğini, hangimizin sınıfı geçerek cennete gideceğini ezeli ilmi ile bilmiş ve bu bilgiyi, ilmin bir unvanı olan kader defterimizde yazmıştır.
    Sınıfta kalan öğrencilerin, öğretmenlerini suçlaması ve kabahatlerini öğretmenlerinin yazısını yüklemeye çalışmaları ne kadar asılsız ise, günah işleyen bir kişinin de günahını kadere yüklemesi o derece asılsız ve gerçekten uzaktır.


  12. 11
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator
    mumsema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 20.Ocak.2007
    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 7,773
    Tecrübe Puanı: 109
    Yer: Türkiye

    MİSAL: 10
    "İlmin mâlûma tâbi olması"
    kaidesini anlayabilmek için tam dokuz misal verdik. Çünkü bu kaideyi ve ezeliyet bahsini anlamak; kaderi anlamak demektir. Biz son bir misalle "ilmin mâlûma tâbi olması" kaidesini tamamlayacağız.

    Şöyle ki: Peygamber Efendimiz (sav) ahir zaman fitnelerinden ve kıyametin alametlerinden bahsetmiştir. Efendimizin bu bahsi; ilimdir. Mâlûm ise bu hadiselerin kendisidir.
    Sorumuz yine aynı: Peygamberimiz (SAV) haber verdi diye mi ahir zaman fitneleri çıkacak?
    Yoksa ahir zaman fitnelerinin çıkacağı için mi Efendimiz onlardan haber vermiş?
    İlim, mâlûma tâbi olduğundan dolayı: ahir zaman fitnelerinin çıkacağı için efendimizin haber verdiği şıkkı doğrudur.

    Zaten bunun tersi düşünüldüğünde, ahir zaman fitnelerinden peygamberimizi mesul tutmak ve "eğer haber vermeseydi bunlar olmazdı" demek lazım gelir ki, bunun ne kadar yanlış olduğunu her akıl sahibi takdir edebilir.


  13. 12
    Sümeyye_ Hayat, iman ve cihaddır
    Sümeyye_
    Hayat, iman ve cihaddır
    Sümeyye_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 24.Haziran.2008
    Üye No: 23585
    Mesaj Sayısı: 36
    Tecrübe Puanı: 2

    Allah cc razı olsun o kadar güzel açıklanmış ki anlamamak elde değil...


  14. 13
    imamhatipli42 Özel Üye
    imamhatipli42
    Özel Üye
    imamhatipli42 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 23.Ocak.2007
    Üye No: 7
    Mesaj Sayısı: 2,925
    Tecrübe Puanı: 45

    Kader konusunu en güzel şekilde ifade eden şimdiye kadar okuduğum en güzel yazı herkesin okumasını ısrarla tavsiye ediyorum mutlaka okuyun. Hala kaza ve kader konusunda bilinen yanlışların giderilmesi için okunması gereken bilgiler.
    Rabbim razı olsun hocam Allah (cc) ilmiyle ilimlendirsin (amin)


+ Yorum Gönder