Kabir Hayatı Var mıdır? 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
  1. 1
    rana Aciz Kul
    rana
    Aciz Kul

    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 3,022
    Tecrübe Puanı: 44
    Yer: Almanya

    Kabir Hayatı Var mıdır?


    عن هانئ مَوْلى بن عفّانِ قال: ]كَانَ عُثْمَانُ رَضِيَ اللّهُ عَنه إذَا وَقَفَ عَلى قَبْرٍ بَكى حَتَّى يَبُلَّ لِحْيَتَهُ؛ فَقِيلَ لَهُ: تَذْكُرُ الْجَنَّةَ وَالنَّارَ فََ تَبْكِى، وَتَذْكُرُ الْقَبْرَ فَتَبْكِي؟ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَقُولُ: الْقَبْرُ أوَّلُ مَنْزِلٍ مِنْ مَنَازِلِ اŒخِرَةِ. فإنْ نَجا مِنْهُ فَمَا بَعْدَهُ أيْسَرُ، وإنْ لَمْ يَنْجُ مِنْهُ فَمَا بَعْدَهُ أشَدُّ مِنْهُ وَقالَ #: مَا رَأيْتُ مَنْظَراً قَطُّ إَّ وَالْقَبْرُ أفْظَعُ منْهُ[.زاد رزين، قال هانئٌ: سَمِعْتُ عُثْمَانَ رَضِيَ اللّهُ عَنه يَنْشُدُ: فإنْ تَنْجُ مِنْهَا تَنْجُ مِنْ ذِي عَظِيمَةٍ، وإَّ فإنِّي َ اخَالُكَ نَاجِياً. أخرجه الترمذي.»الفَظِيعُ« الشديد الشنيع .

    5492- Hâni Mevla Osman İbnu Affan (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Osman (radıyallahu anh), bir kabrin üzerinde durunca sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı. Kendisine: "Cenneti ve cehennemi hatırladığın vakit ağlamıyorsun, fakat kabri hatırlayınca ağlıyorsun!" dediler. Bunun üzerine: "Çünkü Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim.
    "Kabir, ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir."
    Hz. Osman devamla Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu sözünü de nakletti:
    "(Ahiret aleminden gördüğüm) manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!"
    Rezin şu ziyadeyi kaydetti: "Hâni der ki: "Hz. Osman (radıyallahu anh)'ın şu beyti inşa ettiğini işittim:
    "Eğer ondan necat buldunsa, büyük musibetten kurtuldun,
    Aksi halde senin kurtulacağını hayal etmem." [Tirmizî, Zühd 5, (2309).]

    وعن علي رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]مَازِلْنَا نَشُكُّ في عَذَابِ الْقَبْرِ حَتّى نَزَلَ: ألْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ حَتّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ[. أخرجه الترمذي .

    5493- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Şu ayet ininceye kadar kabir azabından şüphelenmeye devam etmiştik. (Mealen): "Sayınızın çokluğuyla övünmek sizi oyaladı. Öyle ki, kabirleri ziyaret ettiniz." [Tirmizî, Tefsir -Tekasür, (3352).]

    ـ5494 ـ3ـ وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنها: ]أنَّ يَهُودِيَّةً دَخَلَتْ عَلَيْهَا فَذََكَرَتْ عَذَابَ الْقَبْرِ فَقَالَتْ: أعَاذَكِ اللّهُ مِنْ عَذَابَ الْقَبْرِ. فَسَألَتْ عَائِشَةُ رَسُولَ اللّهِ # عَنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. فَقَالَ: نَعَمْ، إنَّ عَذَابَ الْقَبْرِ حَقٌّ وَإنَّهُمْ يُعَذَّبُونَ فِي قُبُورِهِمْ عَذَاباً تَسْمَعُهُ الْبَهَائِمُ؛ قَالَتْ: فَمَا رَأيْتُهُ بَعْدُ صَلّى صََةً إَّ تَعَوَّذَ فيهَا مِنْ عَذَابَ الْقَبْرِ[. أخرجه الشيخان والنسائي .

    5494- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin anlattığına göre, bir Yahudi kadın, yanına girdi. Kabir azabından bahsederek:
    "Seni kabir azabından Allah korusun!" dedi. Aişe de Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a kabir azabından sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
    "Evet, kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir!" buyurdu. Hz. Aişe der ki:
    "Bundan sonra Aleyhissalâtu vesselâm'ın namaz kılıp da, namazında kabir azabından istiaze etmediğini hiç görmedim." [Buhârî, Cenaiz 89, Müslim, Mesacid 123, (584); Nesâî, Cenaiz 115, (4, 104, 105).]


    ـ5495 ـ4ـ وعن ابن عبّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]مَرَّ رَسُولُ اللّهِ # عَلى قَبرَيْنِ. فقَالَ: إنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ، وَمَا يُعَذَّبَانِ في كَبِيرٍ. ثُمَّ قَالَ: بَلى، أمَّا أحَدُهُمَا فَكَنَ يَمْشِى بِالنَّمِيمَةِ، وأمَّا اŒخَرُ فَكَانَ َ يَسْتَتِرُ مِنْ بَوْلِهِ. ثُمَّ دَعَا بِعَسِيبٍ رَطَبٍ، فَشَقَّهُ اثْنَيْنِ، فَغَرَسَ عَلى هَذَا وَاحِداً، وَعَلى هذَا وَاحِداً. ثُمَّ قَالَ: لَعَلَّهُ أنْ يُخَفِّفَ عَنْهُمَا مَالَمْ يَيْبَسَا[. أخرجه الخمسة.قوله: »وَمَا يُعذّبَان في كبيرٍ« أي في كبير فعله عليهما لو أراد أن يفعه.»والعَسيبُ« من سعف النخل ما بين الكرب ومنبت الخوص، وما عليه من الخوص فهو سعف، والجريد السعف أيضاً .

    5495- İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah
    (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün) iki kabre uğradı ve:"(Bunlarda yatanlar) azab çekiyorlar. Azabları da büyük bir günahtan değil" buyurdular. Sonra sözlerine şöyle devam ettiler:
    "Evet! Biri, nemimede (laf getirip götürmede) bulunurdu. Diğeri de idrar sıçrantısına karşı korunmazdı." Aleyhissalâtu vesselâm sonra yaş bir hurma dalı istedi, ikiye böldü. Birini birinin üzerine dikti, birini de öbürünün üzerine dikti. Sonra da:
    "Belki bunlar yaş kaldıkça azapları hafifler!" buyurdular." [Buhârî, Vudu 55, 56, Cenaiz 82, 89, Edeb 46, 49; Müslim,Taharet 111, (292); Tirmizî, Taharet 53, (70); Ebu Davud, Taharet 11, (20, 21); Nesâî, Taharet 27, (1, 28-30).]

    وعن ابن عمر رَضِيَ اللّهُ عَنهما قالَ: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إذَا مَاتَ أحَدُكُمْ عُرِضَ عَلَيْهِ مَقْعَدُهُ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ، إنْ كَانَ مِنْ أهْلِ الْجَنَّةِ فَمِنْ أهْلِ الْجَنَّةِ، وَإنْ كَانَ مِنْ أهْلِ النَّارِ فَمِنْ أهْلِ النَّارِ. فَيُقَالُ: هذَا مَقْعَدُكَ حَتّى يَبْعَثَكَ اللّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ[. أخرجه الستة إ أبا داود .

    5496- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    "Sizden biri ölünce, kendisine akşam ve sabah (cennet veya cehennemdeki) yeri arzedilir. Cennet ehlinden ise, (yeri) cennet ehlinin (yeridir), ateş ehlinden ise (yeri) ateş ehlinin (yeridir). Kendisine:
    "Allah seni kıyamet günü diriltinceye kadar senin yerin işte budur!" denilir." [Buhârî, Cenaiz 90, Bed'ül-Halk 8, Rikak 42, Müslim, Cennet 65, (2866).; Muvatta, Cenaiz 47, (1, 239); Tirmizî, Cenaiz 70, (1072); Nesâî, Cenaiz 116, (4, 107).]

    وعن زَيْدِ بن ثابتٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]بَيْنَا رَسُولُ اللّهِ # في حَائِطٍ لِبَنِي النَّجَّارِ، وَنَحْنُ مَعهُ إذْ حَادَتْ بِهِ بَغْلَتُهُ فَكَادَتْ تُلْقِيهِ، وإذا أقْبُرٌ: سِتّةٌ أوْ خَمْسَةٌ. فَقَالَ #: مَنْ يَعِْرفُ أصْحَابَ هذِهِ الْقُبُورِ؟ فَقَالَ رَجُلٌ: أنَا. قَالَ: مَتَى مَاتُوا؟ قَالَ: في الشِّرْكِ. قَالَ: إنَّ هذِهِ ا‘ُمَّةَ تُبْتَلَى في قُبُورِهَا. فَلَوَْ أنْ َ تَدَافَنُوا فَدَعَوْتُ اللّهَ أنْ
    يُسْمِعَكُمْ مِنْ عَذَابِ القَبْرِ الّذِى أسْمَعُ مِنْهُ. ثُمَّ قَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللّهِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللّهِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. قَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللّهِ مِنْ عَذَابِ الْنَّارِ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللّهِ مِنْ عَذَابِ النَّارِ. قَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللّهِ مِنَ الْفِتَنِ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللّهِ مِنَ الْفِتَنِ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ. قَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللّهِ مِنْ فِتْنَةِ الْدَّجَّالِ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللّهِ مِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ[. أخرجه مسلم .


    5497- Zeyd İbnu Sabit (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bizimle birlikte, Benî Neccar'a ait bir bahçede bulunduğu sırada bindiği katır, onu aniden saptırdı, nerdeyse (sırtından yere) atacaktı. Karşımızda beş veya altı kabir vardı. Aleyhissalâtu vesselâm:
    "Bu kabirlerin sahiplerini bilen var mı?" buyurdular. Bir adam:
    "Ben biliyorum!" deyince, (aleyhissalâtu vesselâm):
    "Ne zaman öldüler?" dedi. Adam:
    "Şirk devrinde" deyince Aleyhissalatu vesselam:
    "Bu ümmet kabirde fitneye maruz kılınacak. Eğer birbirinizi defnetmemenizden korkmasaydım şahsen işitmekte olduğum kabir azabını size de işittirmesi için Allah'a dua ederdim" buyurdular ve sonra şunları söylediler: "Kabir azabından Allah'a sığının!" Oradakiler:
    "Kabir azabından Allah'a sığınırız!" dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:
    "Cehennem azabından da Allah'a sığının!" dedi."Cehennem azabından Allah'a sığınırız" dediler.
    "Fitnelerin açık ve kapalı olanından Allah'a sığının!" dedi.
    "Açık ve kapalı her çeşit fitneden Allah'a sığınırız!" dediler.
    "Deccal'ın fitnesinden Allah'a sığının!" buyurdu.
    "Deccal'ın fitnesinden Allah'a sığınırız!" dediler." [Müslim, Cennet 67, (2867).]

    وعن أبي أيُّوبَ ا‘نْصَارِي رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]خَرَجَ رَسُولُ اللّهِ # بَعْدَمَا غَرَبَتِ الشَّمْسُ فَسَمِعَ صَوْتاً. فَقَالَ: يَهُودُ تُعَذَّبُ في قُبُورِهَا[. أخرجه الشيخان والنسائي .

    5498- Ebu Eyyub el-Ensârî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Güneş battıktan sonra, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) çıkmıştı, bir ses işitti: "Bu, kabirlerinde azab çeken Yahudiler(in sesidir)!" buyurdular." [Buhârî, Cenaiz 88; Müslim, Cennet 69, (2869); Nesâî, Cenaiz 114, (4, 102).]

    وللنّسائي عن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه: ]أنَّ النَّبِيَّ # سَمِعَ صَوْتاً مِنْ قَبْرٍ. فَقَالَ: مَتى مَاتَ هذَا؟ قَالُوا: مَاتَ في الْجَاهِلِيّةِ. فَسُرَّ بذلِكَ وَقَالَ: لَوَْ أنْ َ تَدَافَنُوا لَدَعَوْتُ اللّهَ أنْ يُسْمِعَكُمْ عَذَابَ الْقَبْرِ[ .

    5499 - Nesâî, Hz. Enes (radıyallahu anh)'ten naklediyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir kabirden bir ses işitmişti: "Bu ne zaman öldü? (bileniniz var mı?)" buyurdular.
    "Cahiliye devrinde!" dediler. Bu cevaba sevindi ve:
    "Eğer birbirinizi defnetmemenizden korkmasaydım kabir azabını size de işittirmesi için dua ederdim" buyurdular." [Müslim, Cennet 68, (2868); Nesâî, Cenaiz 114, (4, 102).]

    İlgili Yazılar

  2. 2
    zahid89 Emekli
    zahid89
    Emekli

    Üye No: 17724
    Mesaj Sayısı: 31
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Kabir Hayatı Var mıdır?


    KABİR HAYATI
    Dünya hayatından sonra, ahiret hayatından da önce fakat ahiret hayatı içinde ele alınması gereken bir başka hayat daha vardır ki o da kabir hayatı veya "Âlem-i Berzah"denilen hayattır. Berzah, asıl manasında iki şey arasında bulunan engel, ayırıcı sınır demektir. Bu kelime Kur'an'ın "el-Mü'minûn, 23/100; er-Rahmân, 55/20; el-Furkan, 25/53" ayetlerinde "iki şey arasındaki engel" manasında kullanılmıştır.
    Râgıp, el-Müfredât adlı eserinde şöyle der: "Berzah; ahirette insan ile yüksek menzillere ulaşması arasındaki engeldir. Bu kelime, el-Beled, 90/11 ayetindeki "el-Akabe" kelimesine işarettir. Ayetin meâli şöyledir: "Fakat o, (hedefe varmak, yapılan iyiliklere teşekkür etmek için) sarp yokuşu geçemedi." Ayette bildirilen engeli ise ancak sâlihler aşabilir. Berzah'ın ölüm ile kıyâmet arasındaki engel olduğu da söylenir.
    İnsan için üç hayat vardır:
    Dünya hayatı: Ruhun cesetle birlikte yaşadığı içinde bulunduğumuz hayat.
    Berzah hayatı: Ruh, dünyada iken içinde bulunduğu cesetten ayrılmış, azab yahutta nimet içinde müstakil hale gelmiştir.
    Ahiret hayatı: Ruhların dünyada iken içinde oldukları cesetlere dönmeleri ile meydana gelen son hayat. Görüldüğü gibi Berzah hayatı, birinci hayat ile ikinci hayat arasındadır. Dünya hayatı çalışma, Ahiret hayatı ise çalışmanın karşılığını görme hayatıdır. Bu ikisi arasındaki hayat da, beklemekten ibaret olan Berzah hayatıdır (Âli İmrân, 3/185).
    Ölüm anında, ruhlar cesetten ayrılırken rahmet veya azab melekleri vasıtasıyla onlara, hallerine uygun durumlar gösterilir:
    "Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura: "Tadın Cehennem azabını. " diyerek canlarını alırken bir görmeliydin..." (el-Enfâl, 8/50, el-En'âm, 6/93-94). Ayetlerde bildirilen azab, ölüm anında kâfir ve günahkârlara yapılan azabtır.
    Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'inde (IV/288, 397) yer alan rivayetlere göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Mümin kul, dünyadan ayrılmak üzere ve ahirete yöneldiği anda ona semadan beyaz yüzlü melekler iner. Yüzleri sanki güneş gibidir. Yanlarında Cennet kefenlerinden ve kokularından vardır. Onun görebileceği yere otururlar. Ölüm meleği gelir, baş tarafına oturur ve şöyle der: "Ey güzel ruh, çık ve Rabbi'nin rızasına ve mağfiretine gel. " O da, ağızdan damlayan bir damla gibi çıkar. Kâfir kul dünyadan ayrılmak ve ahirete yönelmek üzere olunca, yanında kaba bir elbise olan siyah yüzlü bir melek gelir, onun görebileceği bir yerde oturur, şöyle der:
    "Ey çirkin ruh, haydi çık, Rabb'inin öfkesine ve gazabına gel. Ruh cesedden korkarak ve güçlükle ayrılır."
    Ölümden sonra berzah âleminin ikinci makamı olan kabir hayatı başlar. Kabirde ilk zamanlarda ruh cesetle birlikte bulunurlar, beraber azab ve mükâfat görürler. Daha sonra ruh cesetten ayrılır ve müstakil olur. Peygamberimiz (s.a.s.)'in ifadesine göre; "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur. " (Tirmîzî, Kıyâme, 26). Ruhun cesetle birlikte kabirde azap ve mükâfat görmeşinin bir benzeri, hepimizin zaman zaman gördüğümüz acı veya tatlı rüyalardır ki kişi kendisini sonsuz nimetler veya azap içinde görür de bunlar ancak uyanmakla sona erer.
    Kabir hayatı hakkında Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: "Ölüm meleği Mümin kulun ruhunu aldığı zaman melekler onu, göz açıp kapayacak kadar ölüm meleğinin elinde bırakmazlar. Onu alır, bu kefene koyarlar. Ondan, yeryüzünde bulunan mis kokusu gibi bir koku çıkar. Onu melekler arasından geçirirken: "Bu güzel ruh nedir?" derler. Dünyada iken söylenen en güzel ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır" derler. Dünya semasına ulaşıncaya kadar çıkarırlar. Nihâyet Cenâb-ı Allah: "Kulumu 'İlliyyine' yazınız. " buyurur. Bu, Cennet'in en yüksek derecesidir. "Ben onu yeryüzündeki cesedine iade edeceğim." İki melek yanına gelir ve: "Rabbin kimdir?" derler. Ruh:
    "Rabbim Allah'tır. " der. Onlar:
    "Dinin nedir?" derler. Mümin ruh:
    "Dinim İslâm 'dır. " der. Onlar:
    "Bunları sana bildiren nedir?" derler. O da:
    "Allah'ın kitabını okudum, ona inandım ve tasdik ettim" der.
    Bunun üzerine semadan bir ses gelir:
    "Kulum doğru söyledi. Cennet'te makamını hazırlayınız. Onun için Cennet'ten bir kapı açınız. der. " (et-Terğîb ve't-Terhîb,III 369)'teki bir hadiste kâfir kulun ruhunun berzah hayatı hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Ölüm meleği kâfir kulun ruhunu aldığı zaman, melekler bu ruhu onun elinde göz açıp kapayıncaya kadar bırakmazlar. Onu hemen kalın bir elbiseye koyarlar. Ondan yer yüzünde bulunan leş kokusu gibi bir koku çıkar. Onu semaya yükseltirler. Meleklerin yanından geçerken: "Bu kötü ruh kimindir?" derler. Melekler, en kötü ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır." derler. Onun için semanın kapısını açmasını isterler, fakat açmazlar." Bu esnada Peygamberimiz (s.a.s.) şu ayeti okudu: "Onlara gök kapıları açılmaz (ruhları göğe yükselmez) ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar (hiçbir zaman) Cennet'e giremezler." (el-A'raf, 7/40). Allah: "Onun kitabını en aşağı makama yazınız" der. Sonra onun ruhu uzaklaştırılır. Peygamberimiz (s.a.s.) sonra şu ayeti okudu: "...Kim Allah'a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir. " (el-Hacc, 22/31). Ruhu cesede iade olunur da iki melek (Münker ve Nekir*) gelir, yanına oturur ve:
    "Rabbin kimdir?" derler. O da:
    "Şey şey, bilmiyorum,"der. Onlar:
    "Dinin nedir?" derler, o da:
    "Şey şey, bilmiyorum,"der. Onlar:
    "Size kim peygamber olarak gönderildi? Peygamberiniz kimdir?" derler:
    "Şey şey, bilmiyorum,"der. Bunun üzerine semadan bir ses
    "Yalan söyledi, Cehennem'deki yerini hazırlayınız." der. Onun için Cehennem'e bir kapı açarlar. Cehennem'in harareti ve kokusu gelir, kabri daralır ve onu sıkıştırır. Çirkin yüzlü ve kötü elbiseli bir adam gelir ve ona şöyle der:
    "Sana yazıklar olsun, va'd olunduğun gün işte bu gündür. " Kâfir ruh ona:
    "Sen kimsin? Çirkin yüz kötülük getirdi," der. O da:
    "Ben senin çirkin amelinim" der. Bunun üzerine:
    "Rabbim, kıyameti koparma." der. Sonra kör, sağır, dilsiz ve elinde balyoz olan birisi gelir. Elindeki bu balyozu bir dağa vursa toprak olur, ona bir vurur, toprak oluverir. Sonra onu Allah eski haline getirir, tekrar bir daha vurur. Öyle bir çığlık atar ki insanlar ve cinlerden başka her şey duyar. "
    Ruh, kabirde sorulan suallere verdiği cevaplara göre ya İlliyyîne* ya da Siccîn'e* gönderilir. Burada, yeniden diriltilecekleri güne kadar emaneten dururlar. Yeniden dirilme gününde ise Allah'ın emri ile tekrar cesetlere girerler. İyi, kötü, bütün ruhların kendi kabirleriyle alâkaları vardır. Bu alâka ile ziyaretçilerini tanırlar. Nimetlerin lezzetlerini, yahutta cehennem'in acısını yanlarında hissederler. Şehidlerin ruhları ise yeşil kuşlar gibi Cennet'lerde otlar ve Arş'ın altında asılı bulunan kandillere sığınırlar,(en-Nisâ, 4/169) Ayette Allah yolunda öldürülen şehidlerin, gerçekte, ölü olmadıkları, Allah katında Cennet nimetleriyle rızıklandırıldıkları bildirilmektedir. Ayrıca şehid ruhlarının, Cennet'te kendilerine yapılan ikramlar nedeniyle, bir daha Allah yolunda öldürülebilmek için ruhlarının cesetlerine iade edilmesini istedikleri bildirilmektedir. {Salih-i Müslim, VI, 38; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dili Kur'an Dili, II, 1229).



  3. 3
    zahid89 Emekli
    zahid89
    Emekli

    Üye No: 17724
    Mesaj Sayısı: 31
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Kabir Hayatı Var mıdır?


    kabir hayatını ancak sapıklar inkar eder.siz ne yapmaya çalışıyorsunuz açın bir kitabur ruhu okuyun ibni kayyımı çok seversiniz zannımca işiniz gücünüz fitne fesad ortalığı karıştırmak biraz sizi aklı selime davet ediyorum kaldırın gözünüzden at gözlüklerinizi


  4. Reklam

  5. 4
    rana Aciz Kul
    rana
    Aciz Kul

    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 3,022
    Tecrübe Puanı: 44
    Yer: Almanya

    --->: Kabir Hayatı Var mıdır?


    zahid89 Nickli Üyeden Alıntı
    kabir hayatını ancak sapıklar inkar eder.siz ne yapmaya çalışıyorsunuz açın bir kitabur ruhu okuyun ibni kayyımı çok seversiniz zannımca işiniz gücünüz fitne fesad ortalığı karıştırmak biraz sizi aklı selime davet ediyorum kaldırın gözünüzden at gözlüklerinizi
    siz bana akil veremesiniz, Kabir Hayatini inkar eden yok!!!!


  6. 5
    zeygue Emekli
    zeygue
    Emekli

    Üye No: 3322
    Mesaj Sayısı: 23
    Tecrübe Puanı: 0

    Kabir hayatı diye bir şey yok.Bir tek ayet gösteremezsiniz.

    Kabirdekiler ölüdürler,ölünün hayatı varsa o ölü değildir.

    Hayat sahibi ise neden ölü diyoruz ve toprak altına gömüyoruz,bırakın toprağın üstünde yaşasın.


  7. 6
    mumsema Administrator
    mumsema
    Administrator

    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 6,309
    Tecrübe Puanı: 95
    Yer: Türkiye

    Alıntı
    Kabir hayatı diye bir şey yok.Bir tek ayet gösteremezsiniz
    Tek kaynak Kur'an diyenlerdenmisin zeygue? konuda verilen delilleri kabul etmemenin nedeni nedir?

    Alıntı
    493- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Şu ayet ininceye kadar kabir azabından şüphelenmeye devam etmiştik. (Mealen): "Sayınızın çokluğuyla övünmek sizi oyaladı. Öyle ki, kabirleri ziyaret ettiniz." [Tirmizî, Tefsir -Tekasür, (3352).]

    ـ5494 ـ3ـ وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنها: ]أنَّ يَهُودِيَّةً دَخَلَتْ عَلَيْهَا فَذََكَرَتْ عَذَابَ الْقَبْرِ فَقَالَتْ: أعَاذَكِ اللّهُ مِنْ عَذَابَ الْقَبْرِ. فَسَألَتْ عَائِشَةُ رَسُولَ اللّهِ # عَنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. فَقَالَ: نَعَمْ، إنَّ عَذَابَ الْقَبْرِ حَقٌّ وَإنَّهُمْ يُعَذَّبُونَ فِي قُبُورِهِمْ عَذَاباً تَسْمَعُهُ الْبَهَائِمُ؛ قَالَتْ: فَمَا رَأيْتُهُ بَعْدُ صَلّى صََةً إَّ تَعَوَّذَ فيهَا مِنْ عَذَابَ الْقَبْرِ[. أخرجه الشيخان والنسائي .

    5494- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin anlattığına göre, bir Yahudi kadın, yanına girdi. Kabir azabından bahsederek:
    "Seni kabir azabından Allah korusun!" dedi. Aişe de Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a kabir azabından sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
    "Evet, kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir!" buyurdu. Hz. Aişe der ki:
    "Bundan sonra Aleyhissalâtu vesselâm'ın namaz kılıp da, namazında kabir azabından istiaze etmediğini hiç görmedim." [Buhârî, Cenaiz 89, Müslim, Mesacid 123, (584); Nesâî, Cenaiz 115, (4, 104, 105).]



  8. 7
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,695
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    Alıntı
    Kabir hayatı diye bir şey yok.Bir tek ayet gösteremezsiniz.

    Kabirdekiler ölüdürler,ölünün hayatı varsa o ölü değildir.

    Hayat sahibi ise neden ölü diyoruz ve toprak altına gömüyoruz,bırakın toprağın üstünde yaşasın.
    Kabir hayatının olmadığına dair ayet var mı peki zeygue ? ? ?


  9. 8
    ilke Devamlı Üye
    ilke
    Devamlı Üye

    Üye No: 13790
    Mesaj Sayısı: 268
    Tecrübe Puanı: 4
    Yaş: 36
    Yer: Antalya

    Allah 'ım kabir ve cehennem azabından korusun cümlemizi.Amin


  10. 9
    zeygue Emekli
    zeygue
    Emekli

    Üye No: 3322
    Mesaj Sayısı: 23
    Tecrübe Puanı: 0

    mumsema Nickli Üyeden Alıntı
    Tek kaynak Kur'an diyenlerdenmisin zeygue? konuda verilen delilleri kabul etmemenin nedeni nedir?
    Ebu Hanife ise hadisleri sadece isnad zinciri açısından ele almaz. Aynı zamanda ha-dislerin metinlerini de gözönünde bu-lundurur. Böylece o, metnin Kur'an'ın muhkem naslarına karşı çelişkide olup olmadığına daha çok önem verir. Bu noktada o, sahabeden Peygamberimizin eşi Hz. Aişe'nin yolunu izler.


    Bir hanefi olarak ve daha ötesinde İmamı Azam hayranı olarak hadisler konusunda İmamı Azamın yolunu benimsiyorum.

    İmamı Azamın hadisler karşısındaki tutumu için daha detaylı bilgi için:

    [URL]https://www.mumsema.org/hadis-tarihi-hadis-usulu/39735-ebu-hanifeye-hadisciler-tarafindan-yoneltilen-elestiriler.html#post241564[/URL]


  11. 10
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,695
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    Alıntı
    Ebu Hanife ise hadisleri sadece isnad zinciri açısından ele almaz. Aynı zamanda ha-dislerin metinlerini de gözönünde bu-lundurur. Böylece o, metnin Kur'an'ın muhkem naslarına karşı çelişkide olup olmadığına daha çok önem verir. Bu noktada o, sahabeden Peygamberimizin eşi Hz. Aişe'nin yolunu izler.


    Bir hanefi olarak ve daha ötesinde İmamı Azam hayranı olarak hadisler konusunda İmamı Azamın yolunu benimsiyorum.
    Kardeşim, İmam Azam hayranı olman, sahih nass'lar dururken İmam Azam'ın sözlerini ölçü kabul etmen anlamına gelmemeli. İmam Azam'ın zeka ve ilmine diyecek söz yok. Ancak, onun yaşadığı zaman ve yaşadığı mekanı es geçerek böyle bir davranışa bürünmen sana hiçbir şey kazandırmaz. İmam Azam'ın yaşadığı dönem, fitnenin en yoğun olduğu dönem ve yaşadığı yer de fitnenin baş merkezi ve her türlü inancın görülebildiği bir yer, yani Irak bölgesi... O dönemler, özellikle bu bölgede mevzû/uydurma haber çok yaygın durumdaydı. Birçok muhaddis de bunu açıkça teyid etmiştir. Onlara göre Irak bölgesi, mevzû haberin darphanesi durumundaydı. Hadisin tedvin edilmediği, hadis ilminin oluşmadığı ve hadis açısından her türlü olumsuz şartların mevcut olduğu bir zaman ve mekanda yaşayan Ebu Hanife, yanılarak mevzû habere dayanma ihtimalini dikkate alarak, sıhhatine güvenmediği haber yerine, ictihadına dayanmayı daha uygun bulur. Yoksa Sünnet’i bile bile dışlamak gibi bir durum sözkonusu değildir. O, hadis olduğu kesinlik kazanmış haberi, kendi re’yine aykırı dahi olsa tercih edip, onunla amel eder. Bu nedenledir ki, “Peygamberden gelen her şeyin, başımızın gözümüzün üstünde yeri var.”

    İnsanlara nassları değiştirme veya onları istedikleri zaman dikkate alıp istedikleri zaman dikkate almama yetkisi verilmemiştir.

    Bazı kişiler İmam'a, bu ulaştığı neticenin şüphe götürmez bir hakikat olup olmadığını sorduklarında şu cevabı verir: “Bilmiyorum, belki de ulaştığım netice şüphe götürmez bir bâtıldır.”

    Onun bu ihtiyatı daha önce birçok kez sahabede de açığa çıkan durumdur. Sahabe de şartlar değişip bozuldukça Sünnet’in sıhhatiyle ilgili ölçülerini katılaştırmak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle Ebu Hanife mazurdu. Asıl mazur olmayanlar, onun, kendisine sahih hadis ulaştığında hiç tereddüt etmeden kendi görüşünden vazgeçeceğini söylemesine, olumsuz şartlar gereği rey’ine müracaat etmek zorunda kaldığını açıklamasına, rey’inin doğruluğunu iddia etmeyip ”belki de bâtılın kendisi” diye nitelemesine rağmen, kendilerine sahih hadis geldikten sonra bile hala Ebu Hanife’nin o konudaki görüşünü doğru kabul etme eğiliminde olmaya çalışanlardır. Onların bu tavırları, ne İslam’ın bir gereğidir, ne de Ebu Hanife’nin sözlerinin tanıklığından anlıyoruz ki, o İmam’ın tasvip ettiği bir hareket tarzıdır.


    Hadislere karşı güvensizlik duyan kimseler, ancak hadis ilminden, hadis alimlerinin bu ilimdeki titizliklerinden, vahye dahil olan sünnetin Allah tarafından, bu alimler vesilesiyle korunmuş olduğundan habersiz kimselerdir. Yine bu kimseler, isnad (hadis rivayet zinciri) ilminin Müslümanlara mahsus bir sistem olduğunu, daha önceki semavi din mensuplarının bu sistemi uygulamadıklarından ötürü, dinlerini tahrife uğrattıklarını bilmeyen kimselerdir.


    İbni Hazm der ki; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in din konusunda konuştuğu her söz, Allah’tan bir vahiydir. Bunda şüphe yoktur. Allah’tan inen vahyin hepsinin “indirilmiş bir zikir” olduğu konusunda şeriat ve lugat alimleri ittifak etmişlerdir. Vahyin hepsi korunmuştur. Allah’ın korumasını üstlendiği her şeyin, zayi edilmeyeceği
    garantilenmiştir. Aksi halde Allah’ın kelamı, yalan olurdu." (İbni Hazm, İhkam; Sıbai, Sünnet)


    Sünnet konusunda daha titiz davranmanı bir kardeşin olarak tavsiye ediyorum zeygue... Görüşünde ısrarla devam edeceksen de,
    "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!" (4/80)


    vesselam...



  12. 11
    zeygue Emekli
    zeygue
    Emekli

    Üye No: 3322
    Mesaj Sayısı: 23
    Tecrübe Puanı: 0

    Alıntı
    “Peygamberden gelen her şeyin, başımızın gözümüzün üstünde yeri var.”
    Elbette peygamberden gelen her şeyin başımızın gözümüzün üstünde yeri var.Onun verdiği hükme itiraz olacak iş değildir,insanı dinden çıkarır.

    Mesele gelen şeylerin Ondan olup olmadığıdır.

    Şu linklerde İmam-ı Azamın hadise yakalşımına bir örnek var.Üşenmeden okursanız ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.

    Ebu Hanife'ye Hadisçiler Tarafından Yöneltilen Eleştiriler
    Ebu Hanife'nin Hadis Eleştirisine Yaklaşımı

    2-[URL]https://www.mumsema.org/showpost.php?p=138247&postcount=2[/URL]


  13. 12
    Şema Moderatör
    Şema
    Moderatör

    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 7,048
    Tecrübe Puanı: 80

    İmamı azam maturidi idi ve maturidiye göre kabir azabı vardır.. buna ne dersin:)

    hadislere bu şüpheci yaklaşımı bırakın artık! hadislerin hangisi uydurma hangisi değil hepsi tespit edilmiş alimler tarafından.

    ehli sünnet inacında var denilen bir konuda (ki kaynak olarak hadis ayet dahi verilmiş) şüpheci bir yaklaşım ne kadar insaflı?

    Allah kimseyi şaşırtmasın. Allah duamı kabul etsin.



  14. 13
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,695
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    Alıntı
    İmamı azam maturidi idi ve maturidiye göre kabir azabı vardır.. buna ne dersin:)
    Şem'a kardeşim İmam Azam Maturidî miydi? İmam Azam 767 yılında vefat etmiş, İmam Maturidî 863 yılında doğmuştur. İmam Azam'ın Maturidî olmasının imkanı yok yani. Tam aksine, İmam Maturidî, İmam Azam'ın öğretilerinden yararlanmıştır. Daha sonraları da, Hanefî mezhebinin itikaddaki mezhebi haline gelmiştir Maturidîlik...

    İmam Azam'ın el-Fıkhu'l Ekber adlı eseri, Selefî anlayışın ilk yazılı eseri olarak bilinir; bu da bir dipnot...


    Alıntı
    Elbette peygamberden gelen her şeyin başımızın gözümüzün üstünde yeri var.Onun verdiği hükme itiraz olacak iş değildir,insanı dinden çıkarır.

    Mesele gelen şeylerin Ondan olup olmadığıdır.
    Birşeyin Peygamber'den gelip gelmediğine, İmam Azam'ın sözlerinden önce, muhaddislerin sözleri ile karar verebilirsin. Zira Ebu Hanife'nin hadise yaklaşımının sebeblerini kısaca anlatmaya çalıştım yukarıda. Bilmiyorum okudun mu?

    Kaldı ki, kabir hayatına dair hadisler olduğu halde, kabir hayatının olmadığına dair herhangi bir hadise rastlamadım. (Uydurmasına bile rastlamadım) Şayet varsa böyle bir hadis, paylaş ki, bilelim...

    vesselam...


  15. 14
    Şema Moderatör
    Şema
    Moderatör

    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 7,048
    Tecrübe Puanı: 80

    Alıntı
    Mâturidinin hocaları, ilimleri İmam A'zam Ebu Hanife'ye uzanan Ebu'n-Nasr el-İyazi, Ebu Bekr Ahmed el-Cürcânî ve Muhammed b. Mukatil er-Râzî'dir. Bunların hocası ise İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'den okumuş olan Ebu Süleyman b. Musa el-Cürcânî'dir. İmameyn lakabıyla tanınan İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed, İmam A'zam'ın en seçkin talebeleriydi. Matüridi, hocalarından İmam A'zam'ın akaide dair el-Fıkhü'l-Ekber, er-Risale, el-Vasiyye, el-Fıkhü'l-Ebsat, el-Âlim ve'l-Müteallim isimli risalelerini de okuyup rivayet etmiştir. Matürîdî, imam ismini almaya lâyık Hâkim es-Semerkandî (340/951), Ebul-Hasen er-Rustuğfeni (v. 345/956), Ebu'l-Leys el-Buhârî, Ebu Muhammed Abdülkerim b. Musa el-Pezdevî (v. 390/999) gibi büyük afimler de yetiştirmiştir. İmamları Mâtürîdiyye büyük bir sevgi ve saygı ile bağlı olan bu âlimler, Maveraünnehir'de Matüridiyye mezhebini delilleri ile kuvvetlendirerek açıklıyorlar ve yaymaya çalışıyorlardı.
    [URL]https://www.mumsema.org/ehli-sunnet/10241-maturidi-mezhebi.html[/URL]


    inanc açısından demek istedim yani maturidi mezhei ile imamı azamın inancı aynıydı. kısacası imamı azam kabir azabına inandığı halde neden onu takip ettiğini iddia edenler inanmıyor ve ayet istiyor?


+ Yorum Gönder
Git 12 Son