Tevekkül Nedir? 5 üzerinden 4.96 | Toplam : 170 kişi
  1. 1
    YaBaNCı Devamlı Üye
    YaBaNCı
    Devamlı Üye
    YaBaNCı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 08.Haziran.2007
    Üye No: 1040
    Mesaj Sayısı: 63
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 28
    Yer: nereye

    Tevekkül Nedir?


    Sözlükte dayanmak, güvenmek, vekil tutmak anlamlarına gelen tevekkül, terim olarak; hedefe ulaşmak için gerekli olan maddi ve manevi sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah'a bırakmak demektir. Tevekkül, Müslümanların kadere olan inançlarının tabii bir sonucudur. Tevekkül eden kişi Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuş kişidir. Tevekkül etmek, tembellik ve miskinlik demek olmadığı gibi, çalışma ve ilerlemeye mani de değildir. Tevekkül, çalışıp, çabalamak, çalışıp çabalarken Allah'ın bizimle olduğunu hatırdan çıkarmamak ve sonucu Allah'a bırakmaktır. Kur'an'da, “Çalışanların ücreti ne güzeldir. Onlar ki sabrederler ve Rablerine tevekkül ederler.” buyurulmaktadır (Ankebut 29/58-59).

    İlgili Yazılar

  2. 2
    Medine Devamlı Üye
    Medine
    Devamlı Üye
    Medine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 07.Ağustos.2007
    Üye No: 1812
    Mesaj Sayısı: 557
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29

    --->: Tevekkül Nedir?


    Tevekkül
    Sual: Tevekkülün dinimizdeki yeri nedir?
    CEVAP
    Tevekkül, dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir. (Bir işe başladığın zaman, Allahü teâlâya tevekkül et, Ona güven!) âyet-i kerimesi, tevekkül ile beraber azmederek çalışmak gerektiğini gösteriyor. (Al-i imran 159)


    Tevekkül, herhangi bir işin, dinen, örfen sebeplerine yapışarak gayret gösterip, neticeye ihlasla teslim olmaktır. Yani sonucu Allahü teâlâdan beklemek ve bu sonucun kendisi için mutlaka hayırlı olduğuna inanmaktır. Doğru sebebe yapışan doğru netice alır.

    Tevekkül, değiştirilmesi insan gücünün dışında olan üzücü olayları, ezelde takdir edilmiş bilip, üzülmemek, Allahü teâlâdan geldiğini düşünerek seve seve karşılamaktır. İnsan, bir işin neticesinin iyi mi, kötü mü olacağını bilemez. Hayır sandığı çok şey, şerle, şer sandığı çok şey de, hayırla neticelenebilir. Muhakkak şu işim olsun diye ısrar etmemeli, “Hayırlı ise olsun” demelidir.

    Allahü teâlâ, kimseye muhtaç olmamak için çalışmayı, hasta olmamak için tedbir almayı, hasta olunca ilaç kullanmayı, görebilmek için ışığı sebep kılmıştır. Sebebi, istenilen şeye kavuşmak için bir kapı gibi yaratmıştır. Bir şeyin hasıl olmasına sebep olan şeyi yapmayıp da sebepsiz olarak gelmesini beklemek, kapıyı kapayıp pencereden atılmasını istemeye benzer ki, bu, akla ve dine uygun değildir.

    Allahü teâlâ, insanların, ihtiyaçlarına kavuşmak için bu sebepler kapısını yaratmış ve açık bırakmıştır. Tesiri kesin olan ilaçları kullanmamak tevekkül değil, ahmaklıktır, haramdır.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Her hastalığın ilacı vardır. Yalnız ölüme çare yoktur.) [Taberani]

    Hz. Musa, hastalanınca, “İlaçsız da Allahü teâlâ şifa verir” diyerek ilaç kullanmadı. Allahü teâlâ (İlaç kullanmazsan şifa ihsan etmem) buyurdu. İlacı kullanınca iyi oldu. Fakat sebebini merak etti. Allahü teâlâ, (Tevekkül etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek mi istiyorsun? İlaçlara tesir veren kimdir? Elbette tesirleri yaratan benim) buyurdu. (K. Saadet)

    Doktora gitmeli, ilaç kullanmalı; fakat, doktora ve ilaca güvenmemeli, şifayı Allahü teâlâdan istemelidir! İlaç kullanıp da iyi olmayan, ameliyat masasında ölen az değildir.
    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
    (İmanınız varsa, Allah’a tevekkül ediniz!) [Maide 23]
    (Tevekkül edene, Allah kâfidir.) [Talak 3]

    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâya hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç kalkıp, akşam tok dönen kuşlar gibi sizi de rızıklandırırdı.) [Tirmizi]

    Hz. İbrahim’in, mancınıkla ateşe atılırken, Hasbiyallah ve ni’mel vekil dediği hadis-i şerifle bildirilmiştir. [Bana Allah’ım yetişir, O ne iyi vekil, ne iyi yardımcı demektir.] Ateşe düşerken Hz. Cebrail gelip, “Bir dileğin var mı?” diye sorunca, “Var, fakat sana değil” diyerek sözünün eri olduğunu gösterdi. Bunun için âyet-i kerimede, (Sözünün eri olan İbrahim) diye övüldü. (Necm 37)

    Tevekkül, kalb işidir, imandan meydana gelir. Allahü teâlânın lütuf ve ihsanının pek çok olduğuna iman etmekle hasıl olur. Bu hâl, kalbin vekile itimat etmesi, güvenmesi, ona inanması ve onun ile rahat etmesidir. Böyle bir insan dünya malına gönül bağlamaz. Dünya işlerinin bozulmasından dolayı üzülmez. Rızkından endişe etmez. Mesela, iftiraya uğrayan biri, mahkemeye düşünce kendine bir avukat tutar. Üç şeyde avukata güvenirse, bu kimsenin kalbi rahat eder. 1- Avukatı, ona yaptıkları iftirayı iyi bilir. 2- Avukatı doğruyu söylemekten korkmaz. 3- Avukatın bunu canla başla savunacağına inanır. Avukatına böyle inanır, güvenirse kendi ayrıca uğraşmaz. (Allah bize yetişir. O ne iyi vekildir) âyetini iyi anlayıp, “Rızık takdir edilmiş, vakti gelince bana yetişir” der. Demek ki, çalışmadan tevekkül dinimizde yoktur.

    Tevekkül ve sebepler
    M. Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
    Sebeplere yapışmak tevekküle zıt değildir. Sebeplerin tesir etmesinin Allahü teâlâdan olduğunu bilen, tesiri Allahü teâlâdan bekleyen ve tecrübe edilmiş sebepleri kullanan kimse, Allahü teâlâya tevekkül etmiş, yalnız Ona güvenmiş olur. Tesir etmeyen, hayâli sebepleri kullanmak, tevekkül olmaz. Tesiri çok görülmüş olan sebepleri kullanmak gerekir. Ateş yakar, fakat, ateşe yakma kuvvetini veren, Allahü teâlâdır. Aç olan, bir şey yer; bu şeye doyurma kuvveti veren Odur. Gerektiği zaman, böyle sebepleri kullanmadığı için zarar gören kimse, Allahü teâlâya asi olur. Tecrübe edilmiş sebepleri kullanmak gerekir. Allahü teâlâ, meşveret etmeyi, bilenlere danışmayı emretti. Meşveret de, sebebe yapışmaktır.

    Meşveretten sonra tevekkülü emretti. Ahiret işlerinde tevekkül olamaz, çalışmak emrolundu. Burada, azabından korkmak ve merhametinden ümitli olmak gerekir. Allahü teâlânın keremine, ihsanına güvenmeli ve emrolunan ibadetleri yapmalı, yasak edilenlerden sakınmalıdır! Tevekkül budur ve kulluk böyle olur. (1/182)
    Bir âyet meali:
    (Azmedip de bir işe başlayınca, Allah’a tevekkül et, Ona güven! Allah size yardım ederse, kimse size galip gelemez. Size yardım etmezse, kimse yardım edemez. O halde, müminler Allah’a tevekkül etsinler!) [Al-i İmran 159,160]

    Kendine güvenmek, tevekkülün tersi ve tevekkülü bozan bir şeydir. Bundan başka egoistliğe, kendini beğenmeye yol açar. Tevekkül, iş yapmayıp tembel oturmak değildir. Bir işe başlamak ve başlanan işi başarmak için tevekkül gerekir. Güç bir işi başaramamak korkusunu gidermek için de tevekkül gerekir.
    Bu âyet, tevekkül ile beraber çalışmayı ve çalışmada azmin de gerektiğini bildiriyor. Demek ki her müslüman çalışacak, azmedecek ve sonra da güvenecektir. Tevekkül bir zaaf değil, bir kuvvettir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Deveni bağla ve sonra Allah’a tevekkül et!) [İbni Asakir]

    Dinimiz, insanlara daima çalışmak, aklını doğru kullanmak, her türlü yeniliği öğrenmek, başarmak için her türlü meşru çareye başvurmayı emretmektedir. Bir müslüman ancak herhangi bir işte aklını kullandığı, her çareye başvurduğu ve son derece de çalıştığı halde, bir başarıya ulaşamazsa, üzülmemeli ve bu sonucun, Allahü teâlânın kendisi için münasip gördüğü bir husus olduğunu kabul ederek kaderine razı olmalıdır. Yoksa hiçbir şey yapmadan, çalışmadan, öğrenmeden ve bilmeden yan gelip yatarak beklemek, İslamiyet’te yoktur. Böyle yapmak büyük günahtır. Bir âyet meali:
    (İnsana, ancak dünyada çalışarak [ihlas ile] yaptığı işler [ahirette] fayda verir.) [Necm 39]

    İnsanlar, bazen her şeye başvurdukları ve çok çalıştıkları halde, istediklerine kavuşamazlar. İşte o zaman, bu işte kendi ellerinde olmayan bir kudret bulunduğunu ve bu kudretin insanların yaşamaları ve başarıları üzerinde etkili olduğunu ve onlara yön verdiğini kabul ederler. İşte kısmet budur. Kısmet aynı zamanda büyük bir teselli kaynağıdır. (Ben vazifemi yaptım, ama ne yapayım ki kısmetim bu imiş) diyen bir müslüman, bir işte başarısız olsa bile, ümitsizliğe kapılmaz ve büyük bir iç huzuru ile çalışmaya devam eder. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
    (Güçlükle beraber elbette bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine teşebbüs et ve hacetini yalnız Rabbinden iste!) [İnşirah 5-8]
    Yani başarısızlıktan ümitsizliğe düşmeyip çalışmaya devam etmelidir.




  3. 3
    Medine Devamlı Üye
    Medine
    Devamlı Üye
    Medine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 07.Ağustos.2007
    Üye No: 1812
    Mesaj Sayısı: 557
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29

    --->: Tevekkül Nedir?


    ALLAH TEVEKKÜL EDENLERİ SEVER

    3/159: ... Allah, tevekkül edenleri sever.
    3/122: ... Allah, iman edenlerin Veli'sidir.


    Cenâbı Allah tevekkül edenlere de; sonsuz hazinesinden sevgisini ve dostluğunu bahşetmiş, onları bu Dünyada da ahirette de kurtuluş ve mutluluğa erdireceğini buyurmuştur.

    YALNIZ ALLAH'A GÜVEN

    33/23: Rabbinden sana ne vahyolunuyorsa ona uy... Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
    3/159: ... Kararını verdiğin zaman da Allah'a güven.



    ÖDÜL VE CEZA AMELLERİNİZDENDİR

    99/7: Kim zerre kadar bir iyilik yapmışsa onun karşılığını görecektir.
    99/8: Her kim de zerre kadar kötülük yapmışsa o da onu görecektir.


    Kur'ân; insanların amellerine (çalışmalarına) göre, ceza veya ödüllendirileceğini belirlemiştir. İlâhî yasa hükümlerine uygun ameller sergileyerek Cenâbı Allah'a tevekkül edenler, zafer ve mutluluğa ulaşacak; inkarcıların, zalimlerin, nankörlerin v.s. da bütün yaptıkları ameller boşa çıkacaktır.

    Yapılması plânlanan işlerde; hiçbir çalışma yapmadan hiçbir iyi ve güzel iş üretmeden ben Allah'ı vekil ettim diyerek işlerin tıkırında gitmesini isteme bilgisizliği; ancak tembelliği, miskinliği doğuracaktır. Böyle düşünenler, tevekkülün sırrına erişememiş cahiller sınıfından başkası değildir.


    Rabbinden sana ne vahyedilmişse onlara uy. Kur'ânı Kerîm ile berilenmiş İlâhî Yasalar'ı tatbik etmek suretiyle, yaşamını sürdür. Yalnız ve yalnız bütün varlıkların yaratıcısı, Cenâbı Allah'a dayanıp güven. O, iman edenlerin dostu ve vekilidir.

    Vahye uygun kararlar ver ve bir işe başladığın zaman da, yalnız Allah'a dayanıp güven, Allahü Teâlâ, mü'min kulunu işin sonunda mutluluğa eriştirir. Ancak insanlar başlangıçta, en iyi sonucun hangisi olduğunu bilemez. Bakara 2/216: " ... Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir siz bilemezsiniz. " Kullar; Kur'ân hükümlerine uygun işler üretmeli, gerek bunları yaparken ve gerekse sonucu için hep Cenâbı Allah'a dayanıp güvenmelidir. Allahü Teâlâ iman etmiş kuluna, kendisinin bile düşünemediği en hayırlı, en iyi neticeyi lütuf eder.


    TEVEKKÜL DE BİR ZİKİRDİR

    Allah’ı zikretme, yâni O’nu hatırlama, yâd etme sadece bildiğimiz ibadetlere mahsus değildir. Sabır, teslim, rıza, havf, reca... her biri ayrı bir zikir.

    Tevekkülü de böyle ulvî bir zikir olarak kabul etmek gerek...


  4. Reklam

  5. 4
    Medine Devamlı Üye
    Medine
    Devamlı Üye
    Medine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 07.Ağustos.2007
    Üye No: 1812
    Mesaj Sayısı: 557
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29

    --->: Tevekkül Nedir?


    Tevekkül üç çeşittir:

    1-Mü’minlerin Tevekkülü: Tevekkül, ubudiyette bedeni devreden çıkarıp kalbi rububiyete bağlamak mikdar-ı kafi şeyle yetinmektedir. Böyleleri verilince şükreder, verilmeyince kadere olan rızaları sebebiyle sabreder.

    2-Havasın Tevekkülü: Allah’a bir sebep ve vasıta ile tevekkül eden kimse, tevekkülünü Allah’a, Allah ile ve Allah için yapıp sebeplere bağlanmadan mütevekkil olmadıkça gerçek tevekkül ehli sayılmaz.

    3-Havassü’l-havasın Tevekkülü: Tevekkül, olmadan (keynuyet) önceki gibi, senin varlığının Allah’a aid olmasıdır. Bu taktirde Allah Teala da daima senin için olur.

    “Onların yüzlerinde sevinç ve mutluluğun sevincini görürsün.” Yani ehli cennet, cennet nimetleri sebebiyle yüzlerinde meydana gelen sevinç hanesinden tanınır. Bu ehli cennet arasında kendilerine has kılınan nimetlerden dolayı ebrar için böylesine bir şerbetin sunulacağı anlaşılmaktadır. Tesnim sadece mukarreblerin içtiği bir kaynaktır. Ebrarın içkisi olan rahik-ı mahtum, bunlardan bir karışım taşıdığı için ehli cennetin diğer içeceklerine üstün sayılmıştır.


  6. 5
    LeoparGS Devamlı Üye
    LeoparGS
    Devamlı Üye
    LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 1,965
    Tecrübe Puanı: 26
    Yer: İstanbul

    TEVEKKÜL ÜZERİNE


    Tevekkül, sözlükte “birisini vekil edinmek, işini ona bırakmak,, işi başkasına ısmarlamak” gibi manalara gelir. Kavram olarak ise tevekkül,“Bir sonuca alaşmak için gerekli olan sebeplere teşebbüs ettikten sonra başarıyı Allah’dan beklemek, Onun takdirine razı olmak.” demektir.

    Müslümanın tevekkül anlayışını en veciz biçimde ifade eden şu Hadis-i Şerifi beraber okuyalım: “Çalışmak âdetim, tevekkül hâlimdir.”

    Ve Risale-i Nur’da geçen özlü bir tevekkül tarifi: “Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek ve esbaba teşebbüs ise bir nevi dua-yı fiilî telâkki ederek, müsebbebatı yalnız Cenâb-ı Hakk’dan bilmek, neticeleri O’ndan istemek ve O’na minnettar olmaktan ibarettir.” (Sözler)

    Müslüman, dünya hayatını daha güzel imkanlarla ve daha rahat bir şekilde geçirmek için gerekli sebeplere tam olarak teşebbüs eder, ama şunu da çok iyi bilir ki, "Bu dünya zevk ve lezzet yeri değil, ancak imtihan meydanıdır ve âhiretin tarlasıdır. İmtihanda, tarlada, sıkıntı vardır. Ferah, imtihan ötesi ve hasat sonrasıdır.” Bunun için dünyanın musibet ve sıkıntılarına karşı psikolojik olarak bir ön hazırlığa sahiptir.

    O, herkesi misafir ve herşeyi geçici bilir. Hiçbir hâdiseye olduğundan fazla kıymet vermez. Ve ömrünü huzur içinde geçirir.

    Gerçekten de tevekkül en büyük bir huzur kaynağıdır. İnsanın önünde çok menziller var. Kabre girmeden önce çoğu zaman, hastalıklara, musibetlere, çaresizliklere, ihtiyarlığa da uğrar. Bütün bu safhalarda insan tevekkülsüz yaşayabilir mi?

    Bir hasta, muayene olma ve ilâç alma safhalarından sonra şifa bekleme dönemine girer. Doktoru da yanıbaşında onun iyileşmesini beklemektedir. Bu ikili bekleyiş Allah’a tevekkülden başka bir şey değildir.

    Tevekkül, hastalığa olduğu gibi, ihtiyarlık mevsimi ile insanın yüzüne daha fazla vuran, ölüm habercisi soğuk rüzgârlara karşı da en sağlam zırhtır. Bundan mahrum olanların tenleri hangi cins kumaşla sarılı olursa olsun, canları her an iğnelenmekte, huzurları daima zedelenmektedir.

    Mümin, sebepler dünyasında yaşadığının, ekmeden biçemeyeceğinin şuurundadır. Bunun yanında toprak zerrelerinin insanı tanımaktan onu merhamet etmekden çok uzak olduğunu ve gıda maddelerini yapacak ilme, kudrete ve iradeye de sahip bulunmadıklarını da çok iyi bilir.

    Sebeplere teşebbüs ettikten sonra Allah’a tevekkül eder. Zira, ağaçtan meyve topraktan hububat ve topyekûn kâinattan insan süzüp çıkaran O’dur.

    Sebeplere teşebbüs etmemeyi Allah’ın bu kâinatta koyduğu fıtrat kanunlarına isyan olarak değerlendirir. Ama, neticeyi sebeplerden değil, Allah’dan bekler; duasını, niyazını, şükrünü ancak O’na yapar.

    Peygamberimiz (asm.), “Senin en büyük düşmanın nefsindir” buyuruyor. Bu ikazın ışığında şunu hemen söyleyebiliriz: Biz bu en büyük düşmanımıza karşı, Rabbimize en azim bir tevekkülle sığınmak mecburiyetindeyiz.

    En büyük düşmanımız nefis ve onun teşvik edicisi Şeytandır. Önümüzde, dünya sevgisi, mahlûkata güvenme, makam sevgisi, desinler, demesinler, kibir, gurur, hırs, tamah, haset, gıybet, iftira... herbiri nice ruhları yaralımış, nice imanları götürmüş korkunç dalgalar var.

    Bu dalgaları aşmak için Allah’ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınmayı müteakip, ellerimizi Dergâh-ı İlâhî’ye açıp, O’na dua etmek, O’ndan yardım dilemek ve yalnız O’na tevekkül etmekten başka bir çaremiz var mı?

    Tevekkül, bütün canlıların hatta cansızlar âleminin de yaratılışlarında var.
    Toprağın altında bekleşen tohumlar, yumurtalarını uzak denizlere bırakıp geri dönen balıklar, rızık kaygusuna düşmeden ve doğum kontrolu hesabına girmeden yavru yapan hayvanlar ve nihayet yollarını bilmeden süratle dönen gezegenler birer tevekkül sahnesi sergiliyorlar.

    Başta da işaret ettiğimiz gibi, tevekkül yüksek bir haslet, ulvî bir seciyedir. İnsan ruhu için ayrı bir terakki vesilesidir. Kul ile Rabbi arasında manevî bir rabıtadır.

    Allah’a tevekkül eden insan, kalben O’na teveccüh etmiş demektir. Bu teveccüh, başlı başına bir salih ameldir, bir ibadettir. İstenen dünyevî maksat gerçekleşsin veya gerçekleşmesin, uhrevî mahsûl alınmış; ruh, huzurun zevkine ermiş, Allah’ı anmanın safâsını sürmüştür.

    Allah’ı zikretme, yâni O’nu hatırlama, yâd etme sadece bildiğimiz ibadetlere mahsus değildir. Sabır, teslim, rıza, havf, reca da ayrı birer zikirdirler. Tevekkülü de böyle ulvî bir zikir olarak kabul etmek gerek.

    Tevekküle karşı çıkanlar, nefislerine itimad ederler, Allah’ın lütfunu, yardımını, keremini hiç düşünmezler. O’nun mülkünde yaşadıklarından ve varlık adına her neleri varsa, hepsini O’nun bahşettiğinden gafildirler. Bedenlerindeki her hücrenin ve kâinattaki her sistemin İlâhî iradeyle terbiye edildiğini unuturlar.

    Aslında bu kişiler, alemlerin Rabbine bilmeyerek de olsa itimad etmekle hayatlarını endişesiz sürdürürler ve bir nevi tevekkül içinde yaşarlar. Yatağa girip gözlerini kapadıklarında kendilerini ve çevrelerindeki bütün eşyayı mutlak bir iradeye teslim etmekle rahatça uyuyabilirler. Yemek yedikten sonar sindirim faaliyetlerini hiç düşünmez kendi işlerine bakarlar. Ama tevekkülden bahis açıldı mı hemen enaniyetleri kabarır ve bu ulvi meziyyete şuursuzca karşı çıkarlar.

    Allah’a tevekkül etmeyen insane, bütün ihtiyaçlarını kendi gücüylü karşılayabileceği ve yine bütün düşmanlarını da o aciz kuvvetiyle etkisiz hale getireceği vehmine kapılar. Böyle bir kişiye soralım:
    Zelzele olmasın diye yerin derinliklerine sağlam kazıklar mı çakacaksın?
    Başımıza yıldızlar yağacak olsa yer ile gök arasına sedler mi kuracaksın?
    Yağmur “gelmiyorum” dedi mi, denizi buharlaşıracak ve o buharları rüzgara yükleyip muhtaç beldelere sevkedecek bir gücün mü var?
    İhiyarlığa ve ölüme durun diyebiliyor musun?

    Işığı azalmasın diye güneşe yakın mı ihraç edecersin? Ondaki kara lekeleri sulu boyayla gidermeyi mi plânlıyorsun?

    Arz küremiz arıza yapsa, aşağı inip arkadan itekleyeceğini mi sanıyorsun?
    Korkusunu yenmek için, karanlık sokaklardan şarkı söyleyerek geçen bir çocuk psikolojisi içinde, ölüm korkusunu kahkahayla boğmaya mı çalışıyorsun?

    Mü’minin ruhu bütün ve benzeri gülünçlüklerden arıdır, temizdir, sâfidir. Çünkü o, kul olduğunu bilir. Bütün alemleri Allah’ın terbiye ettiği inancını taşır. Bütün mülk aleminin yegane maliki olarak Allah’ı tanır. Onun izni olmadan kimsenin ne zarar ne de fayda vermeye güç yetiremeyeceğine inanır. Kendine düşen görevleri eksiksiz yerine getirdikten sonar, bütün sonuçlar için Rabbine tevekkül eder. Onun takdirini rıza ile karşılar. Bu tevekkül ve teslim şuuruyla daha bu dünyada iken manevi bir cennet hayatı yaşar.

    Alaaddin Başar (Prof. Dr.)


  7. 6
    arab Üye
    arab
    Üye
    arab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 07.Ocak.2009
    Üye No: 45768
    Mesaj Sayısı: 20
    Tecrübe Puanı: 2

    Tevekkül; Âcizlik gösterme, başkasına güvenip dayanma, Allah'a güvenme, O'nun hükmünün mutlaka meydana geleceğine kesin olarak inanma ve alınması gereken tedbirleri alma anlamında Kur'anî bir terimdir.

    "Müvekkil" vekil edinen, "tevkîl" ise vekil kılma, vekil edinme demektir. Aynı kökten olan "ittikâl" biraz da tembellik içeren ve boşa gidebilecek bir güvenme ve dayanmayı anlatır. Tevekkülde, kelimenin Arap dilindeki kalıbı gereği bir zorlama vardır. Bu da herhangi bir konuda aklî ve bedenî gücü, yani metot ve eylem fonksiyonunu kullanmayı, dayanılıp îtimat edilecek yere dayanmayı ifade eder.

    Tevekkülün ıstılâhî/terim anlamı ise: "Kişinin, şartlarını yerine getirerek, işlerini Allah Teâlâ'ya bırakması, bir işe başlarken sebeplere yapıştıktan sonra O'na güvenmesi; kalbin, her işte Allah'a îtimat etmesi, güvenmesidir." Tevekkül, dine veya dünyaya ait herhangi bir hususta, alınacak bütün tedbirler alındıktan, konu ile ilgili tüm girişimler yapıldıktan sonra, o işin neticesinin Allah'a bırakılmasıdır. Tevekkül, insanın kendine yüklenen bütün görevleri yaptıktan sonra işin sonucunu Allah`a bırakması, O`nun yaratacağı neticeyi güven ve rızâ ile karşılayıp, insanlardan bir beklenti içerisinde olmaması; kısaca Allah`a güvenip, âkıbetinden endişe etmemesidir. Tevekkül, kalbin Allah`a tam îtimat ve güveni, hatta başka güç kaynakları düşünmekten rahatsızlık duyması mânâsına gelir. Bu ölçüde bir güven ve îtimat olmazsa, tevekkülden söz edilemez; kalp kapıları Allah`tan başkasına açık kaldığı sürece de hakîkî tevekküle ulaşılmaz.

    Tariften de anlaşıldığı gibi tevekkül; müslümanın, yapacağı işlerde tüm zâhirî sebeplere sarılması, alınması gereken tedbirleri alması, çalışıp çabalaması, ama gönlünü bunlara bağlamayıp sadece Allah'a dayanmasıdır. Tevekkül, hiç bir zaman, çalışmayı ve sebebe sarılmayı terkedip, "Allah'ın dediği olur" diyerek kenara çekilmek değildir. Nitekim Hz. Peygamber, devesini salıvererek Allah'a tevekkül ettiğini söyleyen bir bedeviye "Onu bağla da öyle tevekkül et." (Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme 60) buyurmuştur.

    İslâm inancına göre; yaratıkların bütün fiilleri, halleri ve sözleri Yüce Allah'ın kazâ ve takdîri ile meydana gelir. Onun için İslâm alınması gereken tedbirleri aldıktan sonra, insanlara ve aracılara değil, sadece Allah'a dayanma anlamındaki bir tevekkülü emreder. Bir âyette Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Müslümanlar sadece Allah'a dayanıp güvensinler." (3/Âl-i İmrân, 122) Hz. Peygamber de şu sözleri ile müslümanlara tevekkülü tavsiye etmektedir: "Eğer siz Allah 'a hakkıyla tevekkül ederseniz, o sizi kuşu rızıklandırdığı gibi rızıklandırır." (İbn Mâce, Zühd 14)

    Hz. Ömer (r.a.), Medine'de boşta gezen bir gruba: "Siz necisiniz?" diye sordu. Onlar da: "Biz mütevekkilleriz" dediler. Bunun üzerine büyük halife: "Hayır, siz mütevekkil değil, müteekkil (yiyici)lersiniz. Siz yalancısınız, tohumunu yere atıp (toprağa ekip) sonra tevekkül edene mütevekkil denir" dedi.

    Bu olay tevekkülden ne anlaşılması gerektiğini çok güzel ifade etmektedir. Gerçek tevekkül güzel bir davranış, ahlâkî bir fazilettir. Cenâb-ı Hak, müslümanlara tevekkülü emretmiş ve mütevekkil olanları sevdiğini haber vermiştir: "Bir de, daima diri olup, hiçbir zaman ölmeyen Allah'a tevekkül et." (25/Furkan, 58) "Kim Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter." (65/Talâk, 31) "Mü'minler, ancak o kimselerdir ki Allah anılınca kalpleri ürperir, onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda o ayetler onların imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler." (8/Enfâl, 2)

    Tevekkül, müslümanların kadere olan inançlarının bir sonucudur. Tevekkül eden kimse, Allah'a kayıtsız şartsız teslim olmuş, kaderine râzı kimsedir. Fakat, nasıl kadere inanmak tembel tembel oturmayı, herşeyden el etek çekmeyi gerektirmiyorsa, tevekkül de tembellik ve miskinliği gerektirmez. Gerçek mütevekkil, çalışmadan kazanılamayacağını, ekmeden biçileme-yeceğini, amelsiz Cennet'e girilemeyeceğini, ihlâsla ibâdet ve tâatte bulunmadan Allah'ın rızâsına kavuşulamayacağını bilir.
    Fİ EME"N İLE"H


  8. 7
    gulkokulu Devamlı Üye
    gulkokulu
    Devamlı Üye
    gulkokulu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 28.Ağustos.2007
    Üye No: 2304
    Mesaj Sayısı: 21
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 43

    [lıst][*][sıze=3][ı]her Ne Kadar Sıkıntılı Gunler Yasasamda , Tevekkeltu Alallah Deyıp Rabbıme Sıgınıyorum .[/ı][/sıze][/lıst][sıze=3][ı]hayırlısıyla Bu Sıkıntılı Gunlerımın Gecmesını Beklıyorum
    [/ı][/sıze]


  9. 8
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 2,513
    Tecrübe Puanı: 65
    Yer: çalışma odam:)

    Alıntı
    Sizce Tevekkül ile bu durumu sona erdirebilirmiyim?
    burası arkadaşlık sitesine dönüşmemesi için msn aderesi vermek yasaktır ve ban sebebidir


  10. 9
    zeki79 Üye
    zeki79
    Üye

    Profili:
    Üyelik: 19.Şubat.2008
    Üye No: 10241
    Mesaj Sayısı: 3
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 40

    Rabbim Razı Olsun Sizlerden Ve ümmeti Muhammeten


  11. 10
    Desert Rose Kıdemli Üye
    Desert Rose
    Kıdemli Üye
    Desert Rose - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 13,437
    Tecrübe Puanı: 185
    Yer: the silent deserts in my soul

    LeoparGS ve Medine paylaşımınız için Allah c.c razı olsun


  12. 11
    nazlı-naz Üye
    nazlı-naz
    Üye

    Profili:
    Üyelik: 11.Kasım.2009
    Üye No: 64484
    Mesaj Sayısı: 3
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 39

    Ayet:

    Allah her canlıyı sudan yarattı...Allah dilediğini yaratır; şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.

    Nür suresi, 45. ayet.



  13. 12
    nazlı-naz Üye
    nazlı-naz
    Üye

    Profili:
    Üyelik: 11.Kasım.2009
    Üye No: 64484
    Mesaj Sayısı: 3
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 39

    Allah Her şeyi Görür Ve Işitir


  14. 13
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 2,513
    Tecrübe Puanı: 65
    Yer: çalışma odam:)

    Alıntı
    Allah Her şeyi Görür Ve Işitir
    şüphesiz...
    Allah, tedbirini aldıktan sonra tevekkül edenleri sever.


  15. 14
    Ecrinim Hüvel Baki..
    Ecrinim
    Hüvel Baki..
    Ecrinim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 5,187
    Tecrübe Puanı: 108
    Yer: Akdeniz

    Cenâbı Allah tevekkül edenlere de; sonsuz hazinesinden sevgisini ve dostluğunu bahşetmiş, onları bu Dünyada da ahirette de kurtuluş ve mutluluğa erdireceğini buyurmuştur.

    Rabbim bu şuurdan ayırmasın
    çok güzel ve aydınlatıcı konu işlenmiş
    Allah c.c. razı olsun,emeğinize sağlık


+ Yorum Gönder
Git 12 Son