Nefisle cihad en büyük cihaddır aldatmacası ! 5 üzerinden 4.20 | Toplam : 5 kişi
  1. 1
    Jıhad Emekli
    Jıhad
    Emekli

    Profili:
    Üyelik: 16.Nisan.2012
    Üye No: 95699
    Mesaj Sayısı: 266
    Tecrübe Puanı: 0

    Nefisle cihad en büyük cihaddır aldatmacası !



      • KÜÇÜK CİHAD BÜYÜK CİHAD SINIFLANDIRMA HATASI

        NEFİSLE CİHAD EN BÜYÜK CİHADDIR ALDATMACASI !
        EN BÜYÜK CİHAD , KİŞİNİN EN ÇOK SEVDİĞİ CANINI VE MALINI ORTAYA KOYARAK YAPTIĞI CİHADDIR


      Hatib-i Bağdadi (r.a.) Cabir’den (r.a.) olan başka bir senedle rivayet eder:

      “Rasulullah (s.a.v)bir gazveden dönüyordu. Rasulullah (s.a.v)onlara şöyle dedi:
      “ Hayırlı bir yerden döndünüz, küçük cihaddan büyük cihada döndünüz”
      “Büyük cihad nedir ? Ey ALLAH’ın Rasulü? “ dediler.
      “Kulun nefsiyle mücadelesidir.” dedi (Tarihu’l Bağdad: 13/493)

      Senedinde Halef b. Muhammed b.İsmail el Hayyam var. Hakim “onun hadisi sakıttır” derken , Ebu’l Yala el Halil’de “o karıştırmış , o çok zayıftır, bilinmeyen metinleri rivayet etmiş “ demiştir.
      (Tehzibu’t-Tenzib:11-261-262)


      İmam İbn Teymiye şöyle der:
      “Bazılarının Tebük seferi dönüşünde , Rasulullah’ın ; “ küçük cihaddan büyük cihada döndük” şeklinde söylediğini rivayet ettikleri hadisin aslı yoktur. Nebi’nin (s.a.v) söz ve fiillerini bilen hiç kimse bunu rivayet etmemiştir. Kafirlerle cihad ,amellerin en büyüğü , hatta insanın yapacağı en büyük iyiliklerdendir. Tüm bunlardan sonra sonra hadisin mevzu olduğu hususunda şüphe edecek değilim”
      (El Farku Beyne Evliya-i Rahman ve Evliya-i Şeytan s. 44-45)

      Az güvenilir ve tabii olan İbrahim b. Ebi Able’den şöyle rivayet edilmiştir:
      “Gazadan dönenlere (rasulullah) şöyle demiştir:
      “ Şüphesiz küçük cihaddan döndünüz, bundan sonra büyük cihada , kalp cihadına ne yapacaksınız?” (Siyer-u Alamu’n Nubela: 6/324 )

      Darekutni der ki : “İbrahim b. Ebi Able kendi nefsinde güvenilirdir. Ona giden yollar safi değildir.
      “Derim ki , bu sözü bu imama sözün zayıflığını beyan etmeden isnad etmek caiz değildir” diye düşünüyorum.
      Bunun ondan geldiğinin sıhhatini varsaydığımızda dahi o bir beşerdir ; doğru da yapar , yanlış ta. Mücahidlere hitab etmesine rağmen masum değildir.
      Kafirlerle savaştıklarında kalple olan cihada ne yapacaklarını soruyorlar?
      Çünkü nefis hayatta kalabilmek mücahidi firara yöneltebilir, yahut bunun dışında bir şeye , mesela infak etmemeye sevk edebilir. O takdirde kafirlerle mücadele ettiği bir esnada , nefsiyle de mücadele eder. İbrahim’in görüşünde büyük ve küçük cihad , kafirlerle mücadelededir. Aynı anda iki cihadı bir araya getirdiğinden dolayı büyük cihad demiş olabilir.Bunun itibara alınması ihtimali vardır. Ancak kendi ibadethanelerinde oturup , insanlardan el- etek çeken kişi aslında ne büyük ne de küçük cihad içerisindedir. Hakikatte o nefsinin arzusuna tabidir. Çünkü nefsi ona bunu sevdirmiştir. Şeytan da ona bunu süslemiştir. Sonra eğer bu büyük cihad ise , o zaman , insanlardan ayrı olarak hayatlarını ağaç yapraklarını yemekle idame eden rahipler sınıfı ile hayatlarını oruç ve kulluğa veren Budistlerin yaptıkları bu işle, dünyanın en mutlu ve bahtiyar insanları olmaları gerekir.Halbuki bunu hiçbir akıllı söyleyemez.

      Dikkat ederseniz yukarıdaki uyduruk söz , ne kutub-i sitte de , ne sahih buhari , muslim , ebu Davud , tirmizi , nesai , ibn mace , Ahmed bin hanbelin müsnedinde ne de İmam Malikin Muvattası vs. gibi hiç bir sahih hadislerde yoktur !!
      1., 2., hatta 3. dersecden sayılan hadis kitapların arasında bile bu uydurma rivayet bulunmamaktadır. Hatib el Bağdadi'nin Tarık el bağdadi isimli kitabı tarih kitabıdır. Bu yüzden aralarında uydurma olması doğladır!


      Bu hadis uydurmacısının İslam ve ehline karşı kindar oluşundan şüphemiz yoktur. Sofular bunu rahatlıkla aldılar. ALLAH hepimizi bağışlasın. Sonra bu alçalış ve gerileme döneminde o kültüre mensup bazı kişiler bunu kabul etmiş ve risaleler halinde de İslami kitab evlerine sürmüşlerdir.
      Kitaplarında bu hadisi savunup , onu zayıf gören veya derecesini az görenlere körü körüne saldırıyorlar. ALLAH (c.c.)bizleri ve onları doğrı yola hidayet etsin. ALLAH yolunda cihada denk gelecek hiçbir şey yoktur. Bu delil itirazlara yeter.



      Muslim'de ve diğer muteber hadis kitaplarında, Numan bin Beşir'den yapılan rivayette diyor ki:

      “Peygamberin yanında bulunduğum bir sırada Müslümanlardan birinin şöyle dediğini işittim:

      “İslamla şereflendikten bu yana, hacılara su dağıtmaktan başka hiç işle meşgul olmam ve başka bir işe önem vermem

      Bir başkası: “Ben de öyle” dedi. “İslamiyetle şeref bulduktan sonra, Mescid'i-l-Haram'ı onarmak ve bakmaktan başka hiçbir işe önem vermedim ve vermem

      Onların bu konuşmalarına kulak misafiri olan Hz. Ali onların sözlerine karıştı:

      “ALLAH yolunda savaşmak sizin anlattığınız işlerden çok çok daha üstündür

      Orada bulunan Hz. Ömer:

      “ALLAH Rasulunün minberi yanında yüksek sesle konuşmayın” diye onları ikaz etti.
      Sonunda, namazı bitirdikten sonra meseleyi ALLAH'ın Rasulunden sorduk. ALLAH'ın Rasulu sorumuzu yüce ALLAH'a arzetti. Yüce ALLAH da az sonra, Tevbe suresinin 20. ayetini indirdi.

      tevbe 20 : - İman edip de hicret edip, mallarıyla, canlarıyla ALLAH yolunda cihad edenler, ALLAH katında en büyük dereceye sahiptirler. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu kullardır.
      ibn teymiyye - (El Furkan Beyne Evliyai'r-Rahman Ve Evliyai'ş-Şeytan- ALLAH'ın Velileri İle Şeytanın Velileri Arasındaki Fark - Kuşkusuz, Kafirlerle Savaşmak En Büyük Cihaddır başlığı)



      Ebu Hureyre’den (r.a) rivayetle Nebi’ye (s.a.v) soruldu:
      “ALLAH yolunda cihad etmeye denk ne var?”
      “Güç yetiremezsiniz” dedi. Üçüncüsünde :

      “ALLAH yolunda cihad edenin misali , ALLAH yolunda cihad edenin , evine dönünceye kadar gündüzleri oruçla , geceleri de ibadet ve kıyamla geçiren adamın misali gibidir” dedi.
      (Muslim, İmare: 29 ; Tirmizi , Cihad : 1)

      Yine ondan rivayetle bir adam :
      “Ey ALLAH’ın Rasulu! Cihada denk gelebilecek bir ameli bana göster “ dedi . Rasulullah (s.a.v) :
      “Bulamıyorum” dedi . Sonra :
      “Mucahid çıktığında sen de mescidine girip , kesintisiz gece kıyam (namaz) edip , (gündüzleri) oruç tutup iftar edebilir misin?”
      “ (Adam) : “Kim bunu yapabilir?” dedi.
      (Buhari ,Cihad: 2)

      “ (Adam) : “Kim bunu yapabilir?” dedi.
      (Buhari ,Cihad: 2)

      Ebû Hureyre'den: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
      «Eğer ümmetime meşakkat yüklemiş olmasaydım Allah yolunda hiç bir seriyyeden geri kalmazdım. Fakat onları bindirecek binek bulamadım, onlar da bundan sonra binecek vasıta bulamaz. Benden sonra benim gibi her sefere çıkamamak onlara ağır gelir. Halbuki ALLAH yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öl*dürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ne kadar çok isterdim
      (Buharı, Cihad, 56/119; Müslim, İmaret, 33/103- 106. Muvatta ; cihad :40)


      - Hz. Ebu Hureyre (radıyALLAHu anh) anlatıyor:
      "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
      "Kim ALLAH iman ederek ve va'dini tasdik ederek, ALLAH yolunda (kullanmak üzere) bir at "tutarsa" bu atın yediği, teri, gübresi, bevli kıyamet günü terâzisine girecektir, yani sahibine sevap olacaktır."

      Buharî, Cihâd 46; Nesâî, Hayl 11., Kutub-i sitte :980





    İlgili Yazılar

  2. 2
    Jıhad Emekli
    Jıhad
    Emekli

    Profili:
    Üyelik: 16.Nisan.2012
    Üye No: 95699
    Mesaj Sayısı: 266
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Nefisle cihad en büyük cihaddır aldatmacası !


    - Râşid İbnu Sa'd, ashaba mensup birinden naklen anlatıyor: "Bir zât Rasûlullah'a gelip:
    "Ey ALLAH'ın Rasûlü, niye şehid dışında kalan mü'minler kabirde imtihan edilirler ?" diye sordu.
    Rasûlullah şu cevabı verdi:
    "Şehidin ölüm anında tepesinin üstünde kılıç parıltısını hissetmesi imtihan olarak ona kâfidir."

    Nesâî, Cenâiz 112. Kutub-i sitte :994


    Abdu'l-Habîr İbnu Kays İbni Sabit İbni Kays İbni Şemmâs an ebîhi an ceddihi (radıyALLAHu anh) anlatıyor:
    "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a Ummu Hâlid adında bir kadın yüzü örtülü olduğu halde gelerek ALLAH yolunda öldürülmüş olan oğlu hakkında sormak istedi.
    Ashab'tan biri kadına: "Sen, yüzü örtülü olduğun halde gelip oğlundan mı soracaksın?" dedi.
    Kadın: Oğlumu kaybetti isem de hayamı kaybetmedim" dedi.
    Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadına: " Oğlun iki şehid mükâfatı elde etmiştir!" dedi.
    Kadın: "- Bunun sebebi nedir, ey ALLAH'ın Rasûlü?" diye sorunca şu cevabı verdi:
    " Çünkü onu Ehl-i Kitap öldürdü!"

    Ebu Dâvud, Cihâd 8, (2488).Kutub-i sitte :996




    "Her ümmetin ruhbanlığı vardır , benim ümmetimin ruhbanlığı cihaddır"
    (Ahmed bin HanbelI])


    - Ebu Hureyre (r.a) şöyle demiştir:
    Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu:
    “Canım elinde olan ALLAH’a yemin olsun ki mü’minlerden bir kısmının benden ayrı kalmalarına üzülmeyeceklerini bilsem ve onları bindirebilecek binitler temin edebileceğimi bir bilsem. ALLAH yolunda savaşa giden hiçbir müfrezeden geri kalmazdım. Canım elinde olan ALLAH’a yemin olsun ki ALLAH yolunda ölüp dirilmeyi sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ve yine öldürülmeyi isterdim
    (Buhârî, Cihad ve Siyer: 7 , sunen-i Nesai :3101)

    - İbn Ebî Amîra (r.a)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
    “Müslümanlar arasında hiçbir Müslüman yoktur ki Rabbi onun ruhunu aldıktan sonra tekrar size geri dönmek istemez, dünya ve içindekilerin hepsi kendisine verilse bile… Ama şehid böyle değildir(O tekrar dirilip yine tekrar şehid olmak ister)

    İbn Ebî Amîra diyor ki:
    Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
    “ALLAH yolunda şehid olmayı göçebe ve yerleşik hayat yaşayanların elde ettikleri her şeye tercih ederim.”
    (Musned: 17221 , sunen-i Nesai :3102)


    _Ebu Said el Hudri (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
    Tebük savaşı olduğu yıl Rasûlullah (s.a.v), sırtını devesine dayayıp insanlara bir konuşma yaparak şöyle buyurdu:
    “Size insanların en hayırlısı ile en şerlisini haber vereyim mi? En hayırlı kimse ölünceye kadar atının veya devesinin sırtında veya yaya olarak ALLAH yolunda gayret eden kimsedir. En şerli kimse ise; ALLAH’ın Kitab’ını okuyup da gerekenleri yerine getirmeyen kimsedir
    (Musned: 11124 , sünen-i Nesai 3055)
    (Yani cihad ayetlerini okyupta gereğini yerine getirmeyendir ! -Ve diğer hükümler için de böyledir)

    - Ebu Hureyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    “ALLAH’ın azabından korkarak gözyaşı döken bir kimse süt memeye tekrar girinceye kadar ateş o kimseyi yakmaz. ALLAH’ın dinini yeryüzünde hâkim kılmak için gayret eden kimsenin çıkardığı toz ile Cehennem dumanı bir araya gelmez
    (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8 ,sünen-i Nesai 3057 )

    Yine Ebu Hureyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    “Bir kafiri öldürüp sonra da Müslümanca yaşamaya devam edip, Müslümanca ölen kimse; o kafirle beraber Cehennemde olmaz. ALLAH yolunda gayret ederken çıkarılan toz ile Cehennem ateşi bir araya toplanmaz. Kulun kalbinde iman ile hased bir arada olamaz
    (Tirmizî, Fedailul Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8 ,sünen-i Nesai 3058)




    لا تزال طائفة من امتى تقاتل على الحق حتى ينزل عيسى بن مريمعليه السلام عند طلوع الفجر ببيت المقدس ينزل على المهدى فيقال تقدم يا نبى الله فصل بنا، فيقول هذه الامة امراء بعضهم على بعض


    “Tulu-i Fecirde, Beyt-i Makdis’de Hz. İsa bin Meryem (a.s.) nazil oluncaya kadar ümmetimden bir taife, daima hak üzerine mukatele (cihad)edecektir. O vakit Hz. İsa (a.s.) Hz. Mehdî’nin üzerine nüzul eder.
    Ona “Ey ALLAH’ın Nebîsi! Öne geç, bize namazı kıldır” denir. O da “Bu ümmetin imamı kendisindendir, onların içinden birisi daima diğerlerine imamdır” der.
    (Yâni Hz. Mehdî’nin imamete geçmesini emreder)”.

    (Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-38)

    Ümmetimden bir taife, hak üzere cihaddadır. Kıyamete kadar galip olarak devam eder.
    [İbni Asakir]

    Hakkın yardımı ümmetimden bir taife üzerine Kıyamete kadar devam eder. Bunları terk edip ayrılanların bu taifeye bir zararı olmaz.
    [İbni Mace]

    Ümmetimden bir taife, düşmanlara galip olarak hak üzere cihad ederler. Hatta sonuncu taife, Deccal ile savaşır.
    [Ebu Davud]

    Ümmetimden bir taife, ALLAH’ın emriyle hak üzere hareket etmekte devam eder.
    [Buhari]



    Rasulullah’ın (s.a.v) ashabından bir kişi tatlı su kaynaklarının bulunduğu bir vadiden geçti.
    “İnsanlardan el etek çekip bu vadide kalsam ? Ancak Rasulullah’tan (s.a.v) izin almadan bu işi yapmam” diye düşündü. Bunu Rasulullah’a ((s.a.v) söyleyince , Rasulullah (s.a.v) :

    “Yapma ! Şüphesiz ALLAH yolundaki birinizin (yaptığı cihad) fazileti , evindeki yetmiş yıl namazından daha efdaldir. ALLAH’ın sizi bağışlamasını ve cennetine koymasını istemez misiniz? ALLAH yolunda cihad ediniz . Devenin iki süt arası müddeti kadar ALLAH yolunda savaşanlara cennet vacib olmuştur”
    (Tirmizi ,Cihad:17)

    Bu son hadiste , cihadı ekber iddialarını tamamen çürütmektedir.Çünkü bu sahabe Rasulullah’tan (s.a.v) insanlardan ayrılıp nefsiyle cihad etmek için istekte bulunmuş, Rasulullah onu bundan men etmiş ve ondan daha iyisine irşad etmiştir. Sonra bu hadiste dikkat edilmesi gereken başka bir espiri de var.
    Rasulullah’ın (s.a.v):
    “Kim devenin iki süt arası kadar ALLAH yolunda cihad ederse Cennet ona vacip olur..” sözünün genelinden hareketle , ALLAH yolunda cihad edenler , öldürülse de , öldürülmese de cennetle müjdelenmiştir.
    Hadiste geçen “fukava nakati” ,iki süt arası dönem veya sütün sağılıp tekrar sütün memelere dönünceye kadar ki zamandır.
    (El-Misbahul Munir s. 484)

    Bununla bahsedilen o hadisin mana ve sened bakımından batıl olduğunu öğrendik. Ondan başka ibadete layık ilah olmayan ALLAH’a hamd oldun. Klavyeyi bırakmadan önce şunu söylemek istiyorum. Bu düşünce (nefis ile cihad) tamamıyla sofuca bir düşüncedir. Kökeni İslam düşmanlarına dayanmaktadır. Onu bırakıp arkamıza atmalıyız. Nebi’nizin (s.a.v) nasihatine dönünüz:

    “Cihad , şüphesiz ona hiçbir şey denk gelemez
    Bu nasihatta , sizin için tüm kötülükleri isteyen (bu kötülükler ona dönsün) komplocu düşmanınızın ithal düşüncelerinden sizleri müstağni kılacak güzellikler var.
    Dolayısıyla cihad hususunda yazılmış eserlerde çağdaş bazı yazarların bu hadisten etkilenerek yaptıkları gibi “büyük cihad” ya da “nefsle cihad” diye isimlendirmelerinden etkilenmemek gerekir.

    Buradan benim nefisle mücadeleyi inkar ettiğim veya ona değer vermediğim kesinlikle anlaşılmasın. Aksine bu konu cihada teşvik , ALLAH yolunda ölme sevgisine has olup , iki şey arasında zihni bulandırmaktan uzak tutmak gerekir.Onu cihadın iki çeşidini söylediğimizde, sanki onlardan birini seçme serbestliğini veriyoruz.Acaba birini diğerine tercih ettiğimizde durum ne olur?

    Bunu tasavvur edebiliyor musunuz?

    Dedikleri gibi , her makama söz vardır. İslam ümmetinin hac rükunlarını öğrenmeye muhtaç olduğu , Zilhicce ayında Ramadan orucunun hükümlerinden bahsetmemiz hikmetten değildir. Halbuki iki konuda haktır ve ikisi de doğrudur.
    İşte buradaki selefi salihinin anlayışları söyledikleri ve yazdıklarındaki fıkıhları ortaya çıkıyor.Cihad ile ilgili kitaplarında ; ALLAH yolunda cihad etmenin fazileti , ALLAH yolunda ölmenin fazileti , sahabe ve onlara tabi olanların kahramanlık haberlerinden başka bir şey bulamazsınız. Bununla birlikte nefisle mücadele etme tarafını da ihmal etmezler . Onun için ayrı bir mevzu tahsis edip ismini de “zühd” koymuşlardır. Konuyu daha fazla dallandırıp budaklandırmadan burada bitirmemiz yerinde olacaktır. Samimi kardeşlerimiz bilirler ki ALLAH rasulu sözü geçen hadisi ! cihaddan gelirken söylediği rivayet edilir. Sizde cihada gidin sonra söyleyin.Hem sünnet de budur. Rasulullah bile küçükten başlamıştır ! Merdivene çıkmaya en son basamaktan başlanmaz Bunu böyle bilelim .




    "Muhammed’ in nefsi elinde olana yemin ederim ki ALLAH yolunda savaşmayı öldürülmeyi sonra tekrar öldürülmeyi sonra tekrar savaşıp öldürülmeyi isterim
    (Buhari, Müslim)


  3. 3
    ÇEKİRDEK Üye
    ÇEKİRDEK
    Üye

    Profili:
    Üyelik: 07.Ocak.2011
    Üye No: 82952
    Mesaj Sayısı: 7
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Nefisle cihad en büyük cihaddır aldatmacası !


    Cihadın çeşitleri vardır. Elbette maddi cihad çok ehemmiyetlidir. Fakat, Dünyadaki en büyük cihad Türkiyede'dir denilebilir. Çünkü, münafıklar ve gizli din düşmanları özellikle bu milletin imanını çalmak ve sefahete sürüklemek için çalışmışlar ve hala da çalışıyorlar. Zamanımızda Kur'an ve iman hakikatlerini tahkiki olarak ders alıp, diğer insanlara ulaştırmak ve insanların imanlarını kurtarmak ve imanlarını taklidden tahkika çevirmek ve muhafaza etmek en büyük cihadlardan biridir. Bundan daha üstün bir cihad yoktur. Çünkü, bu ahirzamanın fitnesinde bu kadar sefahet ve günahların ve bid'a ve dalaletlerin hücumunda imanını muhafaza etmek ve bu hücum eden dehşetli günahlardan kendini muhafaza etmek için nefis ve şeytanla mücahede etmek kolay değildir. Ayrıca, ehl-i imanın ahiretini berbat etmek için çalışan gizli komitelerin planlarını ve oyunlarını bozmak için Kur'an hakikatlerini tahkiki olarak neşretmek ehemmiyetli bir cihaddır. Bu konuda Risale-i Nurda geçen bir konferanstan bir kısmı aynen aktarıyorum:


    Bu asırda din ve İslâmiyet düşmanları, evvelâ imanın esaslarını zayıflatmak ve yıkmak plânını, proğramlarının birinci maddesine koymuşlardır. Hususan bu yirmibeş sene içinde, tarihte görülmemiş bir halde münafıkane ve çeşit çeşit maskeler altında imanın erkânına yapılan sû'-i kasdlar pek dehşetli olmuştur, çok yıkıcı şekiller tatbik edilmiştir.

    Halbuki imanın rükünlerinden birisinde hasıl olacak bir şübhe veya inkâr, dinin teferruatında yapılan lâkaydlıktan pek çok defa daha felâketli ve zararlıdır. Bunun içindir ki; şimdi en mühim iş, taklidî imanı tahkikî imana çevirerek imanı kuvvetlendirmektir, imanı takviye etmektir, imanı kurtarmaktır. Herşeyden ziyade imanın esasatıyla meşgul olmak kat'î bir zaruret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet haline gelmiştir. Bu, Türkiye'de böyle olduğu gibi; umum İslâm dünyasında da böyledir.

    Evet, temelleri yıpratılmış bir binanın odalarını tamir ve tezyine çalışmak, o binanın yıkılmaması için ne derece bir faide temin edebilir? Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için, dal ve yapraklarını ilâçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir faide verebilir mi?..

    İnsan, saray gibi bir binadır; temelleri, erkân-ı imaniyedir. İnsan, bir şeceredir; kökü esasat-ı imaniyedir. İmanın rükünlerinden en mühimmi, İman-ı Billah'tır; Allah'a imandır. Sonra Nübüvvet ve Haşir'dir. Bunun için, bir insanın en başta elde etmeye çalıştığı ilim; iman ilmidir. İlimlerin esası, ilimlerin şahı ve padişahı; iman ilmidir.
    Sözler ( 749 )


  4. Reklam

  5. 4
    Jıhad Emekli
    Jıhad
    Emekli

    Profili:
    Üyelik: 16.Nisan.2012
    Üye No: 95699
    Mesaj Sayısı: 266
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Nefisle cihad en büyük cihaddır aldatmacası !


    RİSALE-İ NUR - SAİD NURSİ



    RİSALE-İ NUR'LARDA TEZAT VE YANLIŞLIKLAR !




    FETHULLAH GÜLEN'in KİTAPLARINDAKİ SAFLIKLAR





    RİSALE-İ NUR - SAİD NURSİ


    Asa-yı Musa


    Said Nursi herkesin kendi kitaplarına muhtaç olduğunu iddia ediyor.(S:9)

    Bu acip asırda ehl-i îman, Risale-i Nur'a ve ehl-i fen ve mektep muallimleri Asâ-yı Mûsa'ya şiddetle muhtaç oldukları gibi; hâfızlar ve hocalar dahi Zülfikar'a şiddetle muhtaçtırlar.

    Hz.Ali'nin Risale-i Nurları haber verdiği yalanı.(S:10)

    İmam-ı Ali RadıyALLAHü Anh, Celcelutiye'sinde pek kuvvetli ve sarahate yakın bir tarzda Risale-i Nur'dan ve ehemmiyetli risalelerinden aynı numara ile haber verdiğini…

    Said Nursi ayetleri kullanarak kendi risalelerini reklam ediyor.(S:55)

    Ramazan-ı Şerifte Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyânı okurken, Risale-i Nur'a işaretleri Birinci Şuada beyan olunan otuz üç âyetten hangisi gelse bakıyorum ki, o âyetin sayfası ve yaprağı ve kıssası dahi Risale-i Nur'a ve şakirtlerine, kıssadan hisse almak noktasında bir derece bakıyor. Hususan Sûre-i Nur'dan âyâtü'n-nur, on parmakla Risale-i Nur'a baktığı gibi, arkasındaki âyât-ı zulümat dahi muarızlarına tam bakıyor ve ziyade hisse veriyor. Adeta o makam, cüz'iyetten çıkıp külliyet kesb eder. Ve bu asırda o külliyetin tam bir ferdi Risale-i Nur ve şakirtleridir diye hissettim.


    Bir nurcunun kabir sualine gramerle cevap verip rahmeti ilahiyeyi güldürdüğü yalanı.(S:70)

    İlm-i sarf ve nahvi okuyan bir medrese talebesinin vefat edip kabirde Münker ve Nekir'in " Men Rabbûke? Senin Rabbin kimdir?" diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip Men mübtedâdır, Rabbûke onun haberidir. Müşkil bir meseleyi benden sorunuz, bu kolaydır diyerek, hem o melaikeleri, hem hazır ruhları, hem o vakıayı müşahede eden orada bulunan bir keşful kubur velisini güldürdü ve rahmeti ilahiyeyi tebessüme getirdi.

    Hafız Ali'nin meleklerin sualine Risale-i Nur ile cevap verdiği uydurması.(S:70)

    Risale-i Nur'un bir şehid kahramanı olan merhum Hafız Ali, hapiste meyve risalesini kemal-i aşla yazarken ve okurken vefat edip, kabirde melaike-i suale mahkemedeki gibi meyve hakikatleri ile cevap verdiği misüllü; ben de ve Risale-i Nur şakirtleri de o suallere karşı risale-i Nur'un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle, istikbalde hakikaten ve şimdi manen cevap verip, onları tasdike ve tahsine ve tebriğe sevk edecekler, inşALLAH.



    Said Nursi Felaq suresinin ayetlerini şeytanın telkini yönünde yorumlayarak dostuna sadakatini gösteriyor.(S: 75)

    Gayet ehemmiyetli bir nükte-i i'câziyeye dair, birden ihtiyarsız, mağripten sonra kalbe ihtar edilen ve Sûre- “Qul Eûzü bi rabbil felaq” ın zâhir bir mu'cize-i gaybiyesini gösteren uzun bir hakikate kısa bir işarettir.



    Ayetin Eskişehir hapsinden kurtulmalarından haber verdiği yalanı.(S: 76)

    Meselâ, başta “ Qul eûzü biRabbil felaq” cümlesi, bin üç yüz elli iki veya dört (1352-1354) tarihine hesab-ı ebcedî ve cifrî ile tevafuk edip nev-i beşerde en geniş hırs ve hasetle ve Birinci Harbin sebebiyle vukua gelmeye hazırlanan İkinci Harb-i Umumye işaret eder ve ümmet-i Muhammediyeye (a.s.m.) mânen der: "Bu harbe girmeyiniz ve Rabbinize iltica ediniz." Ve bir mânayı remziyle, Kur'ân'nın hizmetkârlarından olan Risale-i Nur şakirtlerine hususi bir iltifatla, onların Eskişehir hapsinden, dehşetli bir şerden aynı tarihiyle kurtulmalarına ve haklarındaki imha plânının akîm bırakılmasına remzen haber verir, mânen "İstiâze ediniz" emreder gibi bir remiz verir.



    Said Nursi ayeti cemaatini reklam için suistimal ediyor.(S: 76)

    Hem meselâ min şerri mâ halaq cümlesi (şedde sayılmaz) bin üç yüz altmış bir (1361) ederek bu emsalsiz harbin merhametsiz ve zâlimâne tahribatını Rûmî ve Hicrî tarihiyle parmak bastığı gibi, aynı zamanda bütün kuvvetleriyle Kur'ân'ın hizmetine çalışan Nur şakirtlerinin geniş bir imha plânından ve elîm ve dehşetli bir belâdan ve Denizli hapsinden kurtulmalarına tevafukla, bir mânâyı remzî ile onlara da bakar, "Halkın şerrinden kendinizi koruyunuz" gizli bir îmâ ile der.


    Ayetin dünya savaşlarını haber verdiği düzmecesi.(S: 76)

    Hem meselâ en-neffâsâti fil uqad cümlesi (şeddeler sayılmaz) bin üç yüz yirmi sekiz (1328), eğer şeddedeki lâm sayılsa, bin üç yüz elli sekiz (1358) adediyle bu umumî harpleri yapan ecnebî gaddarların, hırs ve hasetle bizdeki Hürriyet inkılâbının Kur'ân lehindeki neticelerini bozmak fikriyle tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan harpleri ve Birinci Harb-i Umumînin patlamasıyla maddî ve mânevî şerlerini, siyasî diplomatların, radyo diliyle herkesin kafalarına sihirbaz ve zehirli üflemeleriyle ve mukadderat-ı beşerin düğme ve ukdelerine gizli plânlarını telkin etmeleriyle bin senelik medeniyet terakkiyatını vahşiyâne mahveden şerlerin vücuda gelmeye hazırlanmaları tarihine tevâfuk ederek en-neffâsâti fil uqad 'in tam mânasına tetâbuk eder.


    Said Nursi'nin ayetlerin anlamlarını saptırıp, siyasete alet etmesi.(S: 76)

    Hem mesel⠓ ve min şerri hâsidin izâ hased” cümlesi (şedde ve tenvin sayılmaz) yine bin üç yüz kırk yedi (1347) edip, aynı tarihte, ecnebî muahedelerin icbarıyla bu vatanda ehemmiyetli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle bu dindar millette ehemmiyetli tahavvüller vücuda gelmesine ve aynı tarihte, devletlerde İkinci Harb-i Umumîyi ihzar eden dehşetli hasetler ve rekabetlerin çarpışmaları tarihine bu mânâyı işârî ile tam tamına tevafuku ve mânen tetabuku, elbette bu kudsî sûrenin bir lem'a-i i'câz-ı gaybîsidir.


    11.Said Nursî Diplomatları karşı politikasına ayetleri alet ediyor.(S: 77)

    Bu lem'a-i i'câziyede, baştaki min şerri maâ halaq da, hem min , hem şerri kelimeleri hesaba girmesi ve âhirde ve min şerri hâsidin izâ hased yalnız şerri kelimesi girmesi ve min girmemesi ve ve min şerrin neffâsâti fil uqad , ikisi de hesap edilmemesi gayet ince ve lâtif bir münasebete ima ve remz içindir. Çünkü, halklarda şerden başka hayırlar da var. Hem bütün şer herkese gelmez. Buna remzen, bazıyeti ifade eden min ve şerri girmişler. Hâsid hased ettiği zaman bütün şerdir. Bazıyete lüzum yoktur. Ve enneffâsâti fil uqad remziyle, kendi menfaatleri için küre-i arza ateş atan üfleyicilerin ve sihirbaz o diplomatların tahribata ait bütün işleri ayn-i şerdir diye, daha şerri kelimesine lüzum kalmadı.



    12.Ayetlerden cifir ile Cengiz Han ve Abbasi devletine pay çıkarıyor.(S: 77-78)

    Nasıl bu sûre, beş cümlesinden dört cümlesiyle bu asrımızın dört büyük şerli inkılâplarına ve fırtınalarına mânâ-yı işârî ile bakar. Aynen öyle de, dört defa tekraren min şerri (şedde sayılmaz) kelimesiyle, âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgu fitnesinin ve Abbâsî Devletinin inkıraz zamanının asrına dört defa mânâ-yı işârî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar.



    13.Hz.Ali ve Geylani gelecekten haber vermişlerdir yalanı.(S: 78)

    Evet, şeddesiz şerri beş yüz (500) eder; min doksandır (90). İstikbale bakan çok âyetler,

    Asa-yı Musa, Said Nursi, Yeni Asya Neşriyat, Kelebek Matbaası, Haziran 1994


    Mesnevi-i Nuriye

    -Said Nursiye göre vahdetül vücud tevhidde boğulan ve düşünceye sığmayan bir tevhid zevkidir iddiası.(S.216-217)

    Sual: Vahdetü'l-vücudu nasıl görüyorsun?

    Elcevap: Tevhidde istiğraktır. Ve nazara sığmayan bir tevhid-i zevkîdir. Esasen tevhid-i rububiyet ve tevhid-i ulûhiyetten sonra tevhidde zevken şiddet-i istiğrak, vahdet-i kudret, yani Lâ müessira fil kevni illALLAH sonra vahdet-i idare, sonra vahdetü'ş-şühud, sonra vahdetü'l-vücud, sonra yalnız bir vücudu, sonra yalnız bir mevcudu görünceye müncer oluyor. Muhakkıkîn-i sofiyenin müteşabihat hükmünde olan şatahatıyla istidlâl edilmez. Daire-i esbabı yırtıp çıkmayan ve tesirinden kurtulmayan bir ruh, vahdetü'l-vücuddan dem vursa, haddini tecavüz eder. Dem vuranlar, Vâcibü'l-Vücuda o kadar hasr-ı nazar etmişlerdir ki, mümkinattan tecerrüd ederek, yalnız bir vücudu, belki bir mevcudu görmüşler.

    Evet, delil içinde neticeyi görmek, âlemde Sânii müşahede etmek, tarik-i istiğrakkârâne cihetiyle cedâvil-i ekvanda cereyan-ı tecelliyat-ı İlâhiyeyi ve melekûtiyet-i eşyada sereyan-ı füyuzatı ve merâyâ-yı mevcudatta tecellî-i esmâ ve sıfâtı, yalnız zevken anlaşılır birer hakikat iken, dîk-ı elfaz sebebiyle ulûhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye tabir ettiler. Ehl-i fikir, o hakaik-i zevkiyeyi nazarın mekayisine sıkıştırdığından, çok evham-ı bâtılaya menşe oldu. Maddeperver hükemâ ve zaîfü'l-itikad ehl-i nazarın vahdetü'l-vücudu ile evliyanın vahdetü'l-vücudu, tamamen birbirinin zıddıdır. Beş cihetten fark vardır:

    Birincisi: Muhakkikîn-i sofiye, Vâcibü'l-Vücuda o kadar hasr-ı nazar etmiş ve müstağrak olmuş ve ehemmiyet vermişler ki, onun hesabına kâinatın vücudunu inkâr etmişler. Hükemâ ve zaîfü'l-itikad olanlar, maddeye o kadar hasr-ı nazar etmişler ve müstağrak olmuşlar ki, fehm-i ulûhiyetten uzaklaştılar. Ve o derece maddeye kıymet verdiler ki, herşeyi maddede görmek, hattâ ulûhiyeti onda mezcetmek, hattâ kâinat hesabına ulûhiyetten istiğnâ etmek derecede tarik-i müteassifeye girmişlerdir.

    İkincisi: Muhakkikîn-i sofiyenin vahdet-i vücudu, vahdetü'ş-şuhudu tazammun eder. İkincilerin, vahdetü'l-mevcudu tazammun eder.

    Üçüncüsü: Birincilerin mesleği zevkîdir. İkincilerin nazarîdir.

    Dördüncüsü: Birinciler, evvelen ve bizzat Hakka, nazar-ı tebeî olarak halka bakarlar. İkinciler, evvelen ve bizzat halka bakarlar.


    Tenvir

    Meselâ, küre-i arz rengârenk muhtelif ve küçük küçük cam parçalarından farz olunursa, herbiri başka hasiyetle levnine ve cirmine ve şekline nispetle şemsden bir feyiz alacaktır. Şu hayalî feyiz ise, ne güneşin zatı ve ne de ayn-ı ziyasıdır. Hem de ziyanın temâsili ve elvân-ı seb'asının tesâviri ve güneşin tecellîsi olan şu gûna-gûn ve rengârenk çiçeklerin elvânı faraza lisana gelseler, herbiri "Güneş benim gibidir" veyahut "Güneş benim" diyeceklerdir.
    Fakat ehl-i vahdetü'ş-şuhudun meşrebi fark ve sahvdır. Ehl-i vahdetü'l-vücudun meşrebi mahv ve sekirdir. Sâfi meşrep ise, meşreb-i ehl-i fark ve sahvdır.

    Mesnevi-i Nuriye, Said Nursi, Yeni Asya Neşriyat, Almanya Baskısı, Mart 1994



    Zülfikar Mecmuası

    Hasan Feyzi'nin Risale-i Nur'un sahife, satır, kelime ve harfleri ALLAH tarafından ihsan edilmiştir, iddiası.(S: 432)

    Ey Risale-i Nur! Senin Kur'an-ı Kerim'in nurlarından ve mucizelerinden geldiğine, Hakkın ilhamı, Hakkın dili olup, O'nun emri ve O'nun izni ile yazıldığına artık şek şüphe yok. Fakat acabe senin bir mislin daha yazılmış mıdır? Türkçe olarak telif ve tertip ve tanzim olunan müzeyyen ve mükemmel, fasih ve beliğ nüshalarının şimdiye kadar bir eşi ve bir benzeri görülmüş müdür? Yüzündeki fesehat ve özündeki belâgat ve sendeki halavet başka eserlerde görülmüyor. Ehil ve erbabına malum olduğu üzere: âyât-ı beyyinat-ı ilahiyyenin türlü kıraat ile hikmet ve hakikat ve marifet ilimlerini ve daha birçok rumuz ve esrar ve işaret ve ulûm u Arabiyeyi hamil olduğu gibi, sen dahi birçok yücelikler, sahife ve satırlarında, hatta kelime ve harflerinde talebelerini hayret ve dehşetlere düşüren birçok esrar ve ledünniyât taşıyorsun. İşte bu hal, senin bir Mu'cize-i Kur'an olduğunu isbat ediyor.

    [Risale-i Nur Külliyatından, Zülfikar Mecmuası, Tenvir Neş.,1998, Said Nursi, S: 432-3]


    Hasan Feyzi'ye göre Risale-i Nur Arş-ı A'zamdan inmiştir.

    Çünki sendeki mukayese ve muhakemelerin , vakıa ve temsillerin bir naziri bir daha gösterilemez. ALLAH, ALLAH!.. Türk milleti seninle ne kadar iftihar etse azdır. Gözleri nurlandırıp, gönülleri sürurlandıran bu hüccetler ve tabiratın ve kelimat ve teşbihatın Arş-ı A'zam'dan indiği muhakkaktır.

    [Risale-i Nur hakkında Ankara Üniversitesinde verilen konferans. Ayyıldız Matbaası, Ankara 1957, Sayfa 37,38,39 da geçen Hasan Feyzi'nin mektubuna Tenvir Neşriyat hiyanet ederek bu kısmı şu şekilde değiştirmiştir:”Arş-ı A'zam'dan inen Kur'an-ı Hakim'in delil, hüccet ve bürhanları olduğu muhakkaktır.” ]

    Zülfikar Mecmuası, Said Nursi, Tenvir Neşriyat, Renkler Matbaası, İst. 1998



    Barla Lahikası


    “Mühim bir zatın Kur'an'ın icazını beyan et emri” uydurması.(S:11)

    BİRİNCİ SEBEP: Eski Harb-i Umumîden evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki, Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım. Birden o dağ müthiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. Dedim: "Ana, korkma. Cenâb-ı Hakkın emridir; O Rahîmdir ve Hakîmdir." Birden, o halette iken, baktım ki, mühim bir zat bana âmirâne diyor ki: "İ'câz-ı Kur'ân'ı beyan et." Uyandım, anladım ki, bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılâptan sonra, Kur'ân etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur'ân kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'ân'a hücum edilecek; i'câzı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'câzın bir nev'ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım.


    Risale-i Nur bütün olarak kusursuz ve noksansızdır iddiası S:23


    ...bu kardeşiniz hak ve hakikate muvafık ve mutabık bir cevap verebilmek için inayet ve kerem-i İlahi ve meded-i ruhaniyet-i Peygamberiye iltica eyledi. Şöyle ki: Mübarek Sözler şüphesiz Kitab-ı Mübinin nurlu lemeâtıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber küll halinde kusursuz ve noksansızdır.(Hulûsî)





    Bir nurcunun Gavsın gelecekten haber vermesine ve himayesine inanması.(S:76)

    Fakire bunca iltifattan başka, hele bu defaki lütufnâmelerinin başına, birçok tavsiften sonra "Hizmet-i Kur'âniyede kuvvetli arkadaşım ve tarik-i Hakta ve ebed yolunda enîs yoldaşım" kelimat-ı lâtîfesi, bu cihan-kıymet kelâmlarınız, benim gibi fakir, hakir, muhtaç bir kardeşinize karşı ibzal ve himmet buyurulması, sizin büyüklüğünüze ve daha doğrusu Gavs-ı Âzam Şeyh Geylânî (kuddise sırruhu'l-âlî) Hazretlerinin teveccüh, dua, himaye ve muhafazası olduğuna nasıl iman etmeyeyim? Nasıl ki, bu defa Gavs-ı Âzamın ihbârât-ı gaybiyesi risale-i şerifesini gördüm, okudum, yazdım. Gavs-ı Âzam, âzam-ı aktâb olduğunu bilir ve kalben tasdik ederiz ve ziyade muhabbet etmekte iken, bu defa bu kanaat, bu muhabbet tasdikimi kat-ender-kat ziyadeleştirdi ve takviye etti. Ve Hazret-i Şeyhe iman ve muhabbetimi habl-i metin ile bağladı.(Asım)


    Nurcuların ölmüş insanlardan yardım istemesi S:77

    Yeter ki ruhuna nüfuz edebilsin. Çok şükür, sevgili Üstadımızın sayesinde ve teveccüh ve duasıyla bu Nurlardan mütenevvir ve mütena'im oluyoruz. Hele Gavs-ı Azam Şeyh Geylânî Hazretlerinin kerâmât ve ihbârât-ı gaybiyesini hemşireniz o kadar lezzet ve muhabbetle dinliyor ki, üç sene evvelisi hastalığa tutulduğu vakit, o halinde ve kısmen aklı başında olmadığı zamanlar bahçede ağaçların dallarını tutup, "Ya Abdülkadir-i Geylânî, ya Veysel Karânî, meded!" diye bağırıp sallanıyordu. Bu defa kerâmât ve ihbârât-ı gaybiyesini mufassal surette görmeye ve dinlemeye muvaffak oldu.


    Camiye gelen ruhaniler içinde Said Nursi de vardı yalanı S:79

    Bülbül-i Bağistan-ı Kur'ân, Üstad-ı Ekremim, Efendim Hazretleri!
    Mürşid-i ekmel, şeyhim Hacı Rahmi Sultan Hazretleri, seferberliğin ikinci senesinde irtihâl-i dâr-ı beka buyurdular. Burdur'a teşrifinizden bir ay evvel, merhum Rahmi Sultan'la beraber bir cami-i şerifte birkaç cemaatle bulunmakta iken, sükût-i hâl-i murakebeye varıldı. Bazı velîler ruhânî teşrif buyurdular. Nihayette, siz Üstadım teşrif buyurdunuz. Bir cezbe-i Rahmân zuhurla uyandım, kendime geldim. Bir ay sonra Burdur'a teşrifle, bazı yevm sohbet-i irfâniyenizde bulunup ruhlarımıza gıda bahşolundu


    Risale-i Nurda öyle bir kuvvet vardır ki Avrupa filozoflarını teslime mecbur eder yalanı.S:111

    Evet, Risale-i Nur'da öyle bir kuvvet vardır ki, Avrupa'nın en müannid filozoflarını dahi teslime mecbur eder. Her ruhun bir ihtiyac-ı hakikîsi olan hakikî iman nurunu arayan Hıristiyan muvahhidler, elbette Risale-i Nur'u görseler, Hazret-i İsa Aleyhisselâmın vesâyâsı nev'inden kabul edip sarılacaklardır...


    Üç velinin kabirde bir araya gelmesi S:118

    Birisi: Hazret-i Mevlânâ, zülcenâheyndir. Yani, hem Kadirî, hem Nakşî tarikat sahibi iken, Nakşîlik tarikatı onda daha galiptir. Üstadım, bilâkis, Kadirî meşrebi ve Şâzelî mesleği daha ziyade onda hükmediyor. Ben Üstadımdan işittim ki: Hazret-i Mevlânâ Hindistan'dan tarik-i Nakşîyi getirdiği vakit, Bağdat dairesi Şâh-ı Geylânî'nin ba'del-memat hayatta olduğu gibi, taht-ı tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlânâ'nın mânen tasarrufu, bidâyeten câ-yı kabul göremedi. Şâh-ı Nakşibend ile İmam-ı Rabbânî'nin ruhaniyetleri Bağdat'a gelip Şâh-ı Geylânî'nin ziyaretine giderek rica etmişler ki, "Mevlânâ Hâlid senin evlâdındır, kabul et. Şâh-ı Geylânî, onların iltimaslarını kabul ederek Mevlânâ Hâlid'i kabul etmiş. Ondan sonra Mevlânâ Hâlid birden parlamış. Bu vakıa, ehl-i keşifçe vâki ve meşhud olmuştur. O hadise-i ruhaniyeyi, o zaman ehl-i velâyetin bir kısmı müşahede etmiş, bazı da rüyayla görmüşler. Üstadımın sözü burada hitam buldu.


    Bazı evliyalar Hızır gibi hala yaşıyor yalanı(S:180)

    Bu Kur'ânî risaleler, sair risaleler gibi tefekküh nev'inden değil ki, usanç versin . Belki tagaddîdir.
    Saniyen: Gavs-ı Âzam gibi, memattan sonra hayat-ı Hızırîye yakın bir nevi hayata mazhar olan evliyalar vardır. Gavs'ın hususî İsm-i Âzamı, "Yâ Hayy" olduğu sırrıyla, sair ehl-i kuburdan fazla hayata mazhar olduğu gibi, gayet meşhur, Mâruf-u Kerhî denilen bir kutb-u âzam ve Şeyh Hayâtü'l-Harrânî denilen bir kutb-u azîm, Hazret-i Gavs'tan sonra mematları hayatları gibidir. Beyne'l-evliya meşhur olmuştur.

    Barla Lahikası, Said Nursi, Yeni Asya Neşriyat, Almanya Baskısı Ağustos 1994


  6. 5
    Jıhad Emekli
    Jıhad
    Emekli

    Profili:
    Üyelik: 16.Nisan.2012
    Üye No: 95699
    Mesaj Sayısı: 266
    Tecrübe Puanı: 0

    [url]https://www.mumsema.org/itikat-iman-soru-ve-cevaplari/213558-ebced-ve-cifr-islamda-yoktur.html[/url]
    [url]https://www.mumsema.org/risale-i-nur-kulliyatina-ve-bediuzzamana-yapilan-itirazlar/213565-bediuzzaman-kelimesi-bir-insan-icin-kullanilamaz.html[/url]
    [url]https://www.mumsema.org/risale-i-nur-kulliyatina-ve-bediuzzamana-yapilan-itirazlar/213563-oluden-yardim-istemek-said-nursi.html[/url]
    [url]https://www.mumsema.org/risale-i-nur-kulliyatina-ve-bediuzzamana-yapilan-itirazlar/213564-son-osmanli-seyhulislami-mustafa-sabrinin-said-i-nursiye-reddiyesi.html[/url]
    [URL]https://www.mumsema.org/risale-i-nur-kulliyatina-ve-bediuzzamana-yapilan-itirazlar/213561-risale-i-nur-said-nursi-tezat-ve-yanlislar.html[/URL]


  7. 6
    KerimF Üye
    KerimF
    Üye

    Profili:
    Üyelik: 06.Haziran.2012
    Üye No: 96463
    Mesaj Sayısı: 14
    Tecrübe Puanı: 1
    Yer: Almanya

    tövbe tövbe bu kardesmin konularini silin bu nedir yok bediuzzamann seymis yok tarikat sirkmis yok bilmemnme


  8. 7
    kibrit Devamlı Üye
    kibrit
    Devamlı Üye
    kibrit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 31.Ocak.2012
    Üye No: 93862
    Mesaj Sayısı: 478
    Tecrübe Puanı: 5

    İyi bari kirleri bir bir arındırıyoruz forumdan. Adamın işi gücü yok. Tarikatlara karşı savaş açmış ufacık bilgisi ile! Allah muhafaza böyle ölürlerse halleri yaman. Evet, tarikata girmen zorunlu değildir ama evliyaullaha dil uzatmanın sonucu çok kötüdür!


  9. 8
    Jıhad Emekli
    Jıhad
    Emekli

    Profili:
    Üyelik: 16.Nisan.2012
    Üye No: 95699
    Mesaj Sayısı: 266
    Tecrübe Puanı: 0

    bid'at yuvası tarikatlerin iç yüzünü nasıl olur da görmezsiniz tasavvuf zaten vahdeti vücutçu sapıklarla dolu ama siz hala görmemekte ısrar ediyorsunuz


  10. 9
    İLİMCİK Devamlı Üye
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 392
    Tecrübe Puanı: 4

    Jıhad kardeşim, sen bir konu açmışsınız. Daha sonra o konu ile alakalı bir cevap verilmiş. Daha sonra konuyla alakalı olmayan bir yazı kopyalayıp yapıştırmışsınız. Bu bir geri çekilmedir..Yani, konuyla ilgili cevabı kalmayanlar ancak konuyu değiştirirler. Eğer ÇEKİRDEK kardeşimizin konuyla ilgili yazısında katılmadığınız, yalnış gördüğünüz bir yer varsa doğrusunu söyleyiniz. Yoksa böyle konuyla alakasız şeyler yazmayınız...


  11. 10
    islamyolu Emekli
    islamyolu
    Emekli
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,500
    Tecrübe Puanı: 0

    Alıntı
    bid'at yuvası tarikatlerin iç yüzünü nasıl olur da görmezsiniz tasavvuf zaten vahdeti vücutçu sapıklarla dolu ama siz hala görmemekte ısrar ediyorsunuz
    senin gibiler çok geldi geçti burada. sen iyice coşmussun bakıyorum da. Dünyada Müslüman bırakmadın bir tek sen müslüman kaldın anlaşılan. 1400 yıldır herkesi Kafir ettin bir tek sen müslüman çıktın. vahdeti vücut konusunu sen anlayamassın. sen yalnız herşeyi inkar etmeyi anlarsın. Allah dostlarının hallerine kafan basmaz. bunun için ne yapıyorsan yap millete çatma. Alimlerimize laf söyleme ve burada Söyletmem..


  12. 11
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    bak kardesim risale nura yanlış demen için bediüzzaman gibi yazarken yanında olman gerek nasıl hissettigini ayetleri okudugunda neler içerisine dogdugunu bilmen gerek yargılarken iyice arkasını önünü arastırın eger işin içinden cıkamıyorsanız yalancılıkla hitap etmeyın bu size yalancıda kılabilir ve iftira etmiş olursunuz . hadis aldatmacasına gelince doğru tesbit zaten bazı hocalarda söylüyor bu hadisin kaynagı belli olmadıgını . yani şimdi bir doğru buldun dıye ordan bediüzzamana zıplaman mantıklı degil hayatını oku osmanlıca iyice öğren ondan sonra insanlara sun eyvallah


  13. 12
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    Söz konusu teymiye ise gerisi teferruattir.
    Bidattir.
    İslam dünyası Ehlisunnet tir.
    Kendisi hakkında ulema nin çoğunluğu zamanında reddiye vermiştir. Mucessimedir.
    Allaha mekan isnat ettiği için imansiz gitmiştir Fetvası verilmiştir muhakkikin ulema tarafından. Böyle birinden islami ogrenmeye çalışmak içine pislik düşmüş sütü içmek için temizlemeye çalışmaktır
    Başka adam mi kalmadı Hadisleri yorumlayacak.
    Bir hadîsi var veya yok demek halkın değil muha dişlerin işidir. .
    Hadis meşhurdur sahihtir.
    İnkar kafir yapma riski olan konularda hüküm verirken akıllı düşünür akıl sahibi
    Zira hayat meselesi değil
    Ahiret meselesi.
    Çok dikkatli olunması gerekir. Söz konusu kainatın kutbu sav olduğunda
    En azından bir insandan cekindigin kadar cekinmek lazım.


+ Yorum Gönder