Konusunu Oylayın.: Kadere imanın dindeki yeri nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kadere imanın dindeki yeri nedir?
  1. 22.Eylül.2011, 01:02
    1
    DangeR
    bir mum ışığı

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2011
    Üye No: 85439
    Mesaj Sayısı: 1,037
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 11
    Yaş: 30

    Kadere imanın dindeki yeri nedir?






    Kadere imanın dindeki yeri nedir? Mumsema soru

    . Kadere imanın dindeki yeri nedir?

    cevap

    Kadere iman tevhidin bir gereğidir. Tıpkı hayra ulaştıran ve şerden alıkoyan sebeplere imanın şeriatın düzeninin bir gereği oluşu gibi. Dinin düzene girmesi ve dosdoğru bir yol alabilmesi ancak kadere iman eden ve şeriatin emirlerini gereği gibi yerine getiren kimseler için mümkün olabilir. Nitekim Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem kadere imanı açıklamış, daha sonra da: Bizler ne diye hakkımıza yazılana bel bağlayıp amelde bulunmayı terketmiyoruz? diyene: "Amel ediniz, herkes ne için yaratılmışsa o ona kolaylaştırılır." diye buyurmuştur.
    Şeriate aykırı olduğu iddiasıyla; kader yoktur diyen bir kimse, yüce Allah'ın ilim ve kudretini de işlemez hale getirmiş, kulu fiillerinde bağımsız ve fiillerini yaratıcı konuma yükseltmiş, Allah ile birlikte bir başka yaratıcı kabul etmiş olur. Hatta bütün yaratılmışların aynı zamanda yaratıcı olduklarını iddia etmiş demektir.[1]
    Kaderi kabul ederek onu şeriate karşı delil gösterip, bu yolla kadere karşı savaşan, yüce Allah'ın kula bağışlamış olduğu ve buna bağlı olarak onu mükellef tuttuğu kudret ve ihtiyarını (seçim ve tercih imkânını) kabul etmeyen, Allah'ın kullarını -kör olan bir kimseye mushafı gerekli harfleri noktalamakla mükellef tutmak halinde olduğu gibi- güç yetiremedikleri şeylerle mükellef tuttuğunu iddia eden bir kimse yüce Allah'a zulüm isnad etmiş olur.[2] Böyle bir iddia sahibinin önderi lanetli İblistir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur:
    "(İblis) dedi ki: 'Beni azgınlığa ittiğin için ben de andolsun senin doğru yolunda onlara engel olacağım.'" (el-Araf, 7/16)
    Gerçek mü'minler ise hayrıyla, şerriyle kadere, Allah'ın bütün bunları yarattığına iman ederler, şeriatin emir ve yasaklarına boyun eğerler. Gizli ve açık şeriati kendilerine hakim kılarlar. Hidayete iletmenin ve saptırmanın Allah'ın elinde olduğuna, lütfuyla dilediği kimseleri hidayete ulaştırıp, adaletiyle dilediklerini saptırdığına inanırlar. O lütfunu kime vereceğini, kimlere adaletiyle muamele edeceğini en iyi bilendir.
    "Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da en iyi bilendir, hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur." (en-Necm, 53/30)
    Bu hususlarda sonsuz hikmetleri ve kesin ve karşı konulamaz delilleri vardır. Sevap ve ceza kader gereğince şeriate uygun hareket etmek ya da şeriate göre ameli terketmekle alakalıdır. Mü'minler musibetler halinde kader ile teselli bulurlar. Güzel bir iş yapma başarısını elde ettiklerinde hak sahiblerinin haklı olduğunu itiraf ederler ve şöyle derler:
    "Bizi buna ileten Allah'a hamdolsun. Allah bizi bu yola iletmeseydi, kendiliğimizden bunu bulmuş olamazdık." (el-Araf, 7/43)
    Aksine onlar o azgın günahkârın dediği gibi: "Bu bana ancak bende olan bir ilim dolayısıyla verilmiştir." (el-Kasas, 28/78) demezler.
    Herhangi bir günah işledikleri vakit atalarının söyledikleri gibi söylerler:
    "Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer bize mağfiret ve rahmet etmezsen muhakkak ki zarara uğrayanlardan oluruz." (el-Araf, 7/23)
    O kovulmuş şeytanın söylediği: "Rabbim, beni azdırdığın için..." (el-Hicr, 15/39) demezler.
    Onlara bir musibet gelip çattığında: "Muhakkak biz Allah'ınız ve muhakkak biz O'na dönücüleriz." (el-Bakara, 2/156) derler. Kâfirlerin yeryüzünde yolculuk yaparken yahut gazada iken öldürülen kardeşleri hakkında: "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi yahut öldürülmezlerdi." (Al-i İmran, 3/156) demezler.
    "Allah bunu yalnızca onların kalblerinde bir hasret (ve keder) yapsın. Dirilten de, öldüren de Allah'tır. Allah bütün yaptıklarınızı çok iyi görendir." (Al-i İmran, 3/156)


    [1] Bununla kulun hayrıyla, şerriyle bütün fiillerini yarattığını Allah'ın ise bundan münezzeh olduğunu, O'na şer izafe edilmeyeceğini, çünkü eğer zulmü yaratacak olursa zalim olacağını söyleyen Mutezile'ye mensub kaderi inkar eden kaderiye mezhebine işaret etmektedir. Yüce Allah onların söylediklerinden münezzehtir. (Şehristani, el-Mile'l-ve'n-Nihal, s. 45; Ebu'l-Hasen el-Eş'ari, Makalatu'l-İslamiyyîn, I, 298-299)

    [2] Bu açıklamalarıyla Cehm b. Safvan'a uyan Cebriye mezhebine işaret etmektedir. Bunların iddialarına göre insan hiçbir şeye güç yetiremez. Ona istitaa (iş yapabilme gücü) vasfı verilemez. O fiillerini yapmaya mecburdur. Bu konuda tıpkı bir alet gibidir. Onun herhangi bir kudreti ya da bir ihtiyarı (seçme ve tercih imkanı) yoktur. Yüce Allah tıpkı diğer cansızlarda olduğu gibi fiilleri onda yaratır. Fiillerin insana nisbet edilmesi tıpkı diğer cansızlarda olduğu gibi mecazidir. Mesela ağaç meyve verdi, taş hareket etti, güneş doğdu denilir. Fakat gerçekte bu işleri onlar yapmamaktadırlar. Bu görüşün sahipleri derler ki: Mükâfat ve ceza da bütün fiillerin mecburi olması gibi mecburidir. İnsan fiillerini işlemek zorundadır. Bk. Şehristanî, el-Mile'l-ve'n-Nihal, s. 86-87





  2. 22.Eylül.2011, 01:02
    1
    DangeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bir mum ışığı



    soru

    . Kadere imanın dindeki yeri nedir?

    cevap

    Kadere iman tevhidin bir gereğidir. Tıpkı hayra ulaştıran ve şerden alıkoyan sebeplere imanın şeriatın düzeninin bir gereği oluşu gibi. Dinin düzene girmesi ve dosdoğru bir yol alabilmesi ancak kadere iman eden ve şeriatin emirlerini gereği gibi yerine getiren kimseler için mümkün olabilir. Nitekim Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem kadere imanı açıklamış, daha sonra da: Bizler ne diye hakkımıza yazılana bel bağlayıp amelde bulunmayı terketmiyoruz? diyene: "Amel ediniz, herkes ne için yaratılmışsa o ona kolaylaştırılır." diye buyurmuştur.
    Şeriate aykırı olduğu iddiasıyla; kader yoktur diyen bir kimse, yüce Allah'ın ilim ve kudretini de işlemez hale getirmiş, kulu fiillerinde bağımsız ve fiillerini yaratıcı konuma yükseltmiş, Allah ile birlikte bir başka yaratıcı kabul etmiş olur. Hatta bütün yaratılmışların aynı zamanda yaratıcı olduklarını iddia etmiş demektir.[1]
    Kaderi kabul ederek onu şeriate karşı delil gösterip, bu yolla kadere karşı savaşan, yüce Allah'ın kula bağışlamış olduğu ve buna bağlı olarak onu mükellef tuttuğu kudret ve ihtiyarını (seçim ve tercih imkânını) kabul etmeyen, Allah'ın kullarını -kör olan bir kimseye mushafı gerekli harfleri noktalamakla mükellef tutmak halinde olduğu gibi- güç yetiremedikleri şeylerle mükellef tuttuğunu iddia eden bir kimse yüce Allah'a zulüm isnad etmiş olur.[2] Böyle bir iddia sahibinin önderi lanetli İblistir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur:
    "(İblis) dedi ki: 'Beni azgınlığa ittiğin için ben de andolsun senin doğru yolunda onlara engel olacağım.'" (el-Araf, 7/16)
    Gerçek mü'minler ise hayrıyla, şerriyle kadere, Allah'ın bütün bunları yarattığına iman ederler, şeriatin emir ve yasaklarına boyun eğerler. Gizli ve açık şeriati kendilerine hakim kılarlar. Hidayete iletmenin ve saptırmanın Allah'ın elinde olduğuna, lütfuyla dilediği kimseleri hidayete ulaştırıp, adaletiyle dilediklerini saptırdığına inanırlar. O lütfunu kime vereceğini, kimlere adaletiyle muamele edeceğini en iyi bilendir.
    "Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da en iyi bilendir, hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur." (en-Necm, 53/30)
    Bu hususlarda sonsuz hikmetleri ve kesin ve karşı konulamaz delilleri vardır. Sevap ve ceza kader gereğince şeriate uygun hareket etmek ya da şeriate göre ameli terketmekle alakalıdır. Mü'minler musibetler halinde kader ile teselli bulurlar. Güzel bir iş yapma başarısını elde ettiklerinde hak sahiblerinin haklı olduğunu itiraf ederler ve şöyle derler:
    "Bizi buna ileten Allah'a hamdolsun. Allah bizi bu yola iletmeseydi, kendiliğimizden bunu bulmuş olamazdık." (el-Araf, 7/43)
    Aksine onlar o azgın günahkârın dediği gibi: "Bu bana ancak bende olan bir ilim dolayısıyla verilmiştir." (el-Kasas, 28/78) demezler.
    Herhangi bir günah işledikleri vakit atalarının söyledikleri gibi söylerler:
    "Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer bize mağfiret ve rahmet etmezsen muhakkak ki zarara uğrayanlardan oluruz." (el-Araf, 7/23)
    O kovulmuş şeytanın söylediği: "Rabbim, beni azdırdığın için..." (el-Hicr, 15/39) demezler.
    Onlara bir musibet gelip çattığında: "Muhakkak biz Allah'ınız ve muhakkak biz O'na dönücüleriz." (el-Bakara, 2/156) derler. Kâfirlerin yeryüzünde yolculuk yaparken yahut gazada iken öldürülen kardeşleri hakkında: "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi yahut öldürülmezlerdi." (Al-i İmran, 3/156) demezler.
    "Allah bunu yalnızca onların kalblerinde bir hasret (ve keder) yapsın. Dirilten de, öldüren de Allah'tır. Allah bütün yaptıklarınızı çok iyi görendir." (Al-i İmran, 3/156)


    [1] Bununla kulun hayrıyla, şerriyle bütün fiillerini yarattığını Allah'ın ise bundan münezzeh olduğunu, O'na şer izafe edilmeyeceğini, çünkü eğer zulmü yaratacak olursa zalim olacağını söyleyen Mutezile'ye mensub kaderi inkar eden kaderiye mezhebine işaret etmektedir. Yüce Allah onların söylediklerinden münezzehtir. (Şehristani, el-Mile'l-ve'n-Nihal, s. 45; Ebu'l-Hasen el-Eş'ari, Makalatu'l-İslamiyyîn, I, 298-299)

    [2] Bu açıklamalarıyla Cehm b. Safvan'a uyan Cebriye mezhebine işaret etmektedir. Bunların iddialarına göre insan hiçbir şeye güç yetiremez. Ona istitaa (iş yapabilme gücü) vasfı verilemez. O fiillerini yapmaya mecburdur. Bu konuda tıpkı bir alet gibidir. Onun herhangi bir kudreti ya da bir ihtiyarı (seçme ve tercih imkanı) yoktur. Yüce Allah tıpkı diğer cansızlarda olduğu gibi fiilleri onda yaratır. Fiillerin insana nisbet edilmesi tıpkı diğer cansızlarda olduğu gibi mecazidir. Mesela ağaç meyve verdi, taş hareket etti, güneş doğdu denilir. Fakat gerçekte bu işleri onlar yapmamaktadırlar. Bu görüşün sahipleri derler ki: Mükâfat ve ceza da bütün fiillerin mecburi olması gibi mecburidir. İnsan fiillerini işlemek zorundadır. Bk. Şehristanî, el-Mile'l-ve'n-Nihal, s. 86-87




  3. 15.Mart.2015, 11:42
    2
    GAZİBE
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Şubat.2015
    Üye No: 105598
    Mesaj Sayısı: 100
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Kadere imanın dindeki yeri nedir?




    Bazı ilim adamları kadere imanı farklı olarak açıklamaktadır.Kadere iman etmek olacak şeylerin önceden Allah tarafından bilinmesi anlamına gelmektedir.İnsanların cüz i iradeleri vardır.Bu iradeleri serbest bırakılmış olmasına rağmen iyi ve kötüyü ayırt etmeleri doğru yoldan gitmeleri emredilmiştir.


  4. 15.Mart.2015, 11:42
    2
    GAZİBE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kıdemli Üye



    Bazı ilim adamları kadere imanı farklı olarak açıklamaktadır.Kadere iman etmek olacak şeylerin önceden Allah tarafından bilinmesi anlamına gelmektedir.İnsanların cüz i iradeleri vardır.Bu iradeleri serbest bırakılmış olmasına rağmen iyi ve kötüyü ayırt etmeleri doğru yoldan gitmeleri emredilmiştir.




+ Yorum Gönder