Konusunu Oylayın.: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Del

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 6 kişi
İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Del
  1. 26.Mart.2007, 19:35
    1
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,073
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Del






    İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Del Mumsema İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Deliller


    İlmin Fazileti

    Ayetler

    Allah kendisinden başka ilah olmadığına adaletle şehadet etti. Melekler ve ilim sahipleri de O´ndan başka ilah olmadığına şehadet ettiler.1
    (Alu İmran/18)
    Dikkat edildiğinde görülecektir ki, bu ayette Allah Teâlâ (c.c) önce zât-ı ulûhiyetinden başlayarak birliğine şehadet etmekte, ikinci olarak melekleri, üçüncü olarak da âlimleri bu gerçeğe şahid göstermektedir. Bu ise, ilmin ve âlimin yüceliğini gösteren çok büyük bir delildir. Bu şeref âlimlerin faziletini anlatmak hususunda yeterli ise de, biz delil getirmeye devam edeceğiz.

    Allah da sizden inananları kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin.
    (Mücadele/1l)

    Âlimlerle cahiller hiç bir olur mu? Bunu ancak akl-ı selim sahipleri düşünürler.
    (Zümer/9)

    Allah´tan tam manâsıyla ancak âlimler korkar.
    (Fâtır/28)

    De ki: ´Benimle sizin aranızda Allah Teâlâ´nın ve Kitab´ın ilmine sahip olanların şahidlik etmesi yeter´.
    (Ra´d/43)

    Kitab´dan bir ilme mazhar olan zat ´Sen gözünü kapayıp açıncaya kadar ben sana onu (Belkıs´ın tahtını) getiririm dedi.
    (Neml/40)
    Kitab´dan bir ilme mazhar olan zat, ilmin nelere kadir olduğunu göstermek için Hz. Süleyman´a böyle hitap etmiştir.

    İlim ve irfana mazhar olanlar ise şöyle dediler: ´Yazıklar olsun sizlere! İman edip, sâlih ameller işleyen kimseler için Allah´ın sevap ve mükâfatı daha hayırlıdır´. (Kasas/80)

    Allah Teâlâ bu ayette âhiretin kıymetinin ancak ilimle bilineceğini anlatmaktadır.

    Biz bu misalleri insanlara beyan ve îrâd ediyoruz. Bunları hakkıyla ancak ilim ve iz´an sahipleri idrâk ederler.2
    (Ankebût/43)

    Eğer aldıkları malûmatı peygambere, emir sahiplerine (âlimlere) bildirseydiler, onlar vakıaları tedkik ve tahkik ederek, bunların açıklamaya veya gizlemeye layık olup olmadıklarını bilirlerdi.
    (Nisâ/81)

    Allah Teâlâ bu ayette olayların yorumunu âlimlerin istihraç ve istinbatına bırakmakta ve böylece onların mertebelerinin ne denli büyük olduğunu ve bu mertebenin peygamberler mertebesine nasıl ilhak olunduğunu bildirmektedir.

    Ey Ademoğulları! Sizler için avret yerlerinizi örtecek elbise ve ziynet eşyası varettik. Ancak takvâ elbisesi daha hayırlıdır.
    (A´raf/27)
    Bazı âlimler bu ayette geçen avret yerini örten elbise ile ilmin, ziynet ile yakîn mertebesinin, takvâ elbisesi ile de hayat mertebesinin kastedildiğini söylemişlerdir.

    Onlara ilim üzere tafsil ettiğimiz bir kitâb getirdik.
    (A´raf/52)

    Elbette herşeyi bilerek onlara nakledip haber vereceğiz! (A´raf/7)

    Hayır! O (Kur´ân), kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde bulunan açık açık ayetlerdir.
    (Ankebût/49)

    Rahman olan Allah, Kur´an´ı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı öğretti.
    (Rahman/1-4)
    Allah Teâlâ bu hakikati insana minnet etmek kabilinden böylece ifade buyurmuştur.

    1) Bazı müfessirler, ayette geçen (kâimm bi´l-kıst´ tâbirini alimler lafzına atfederek ayete şu şekilde bir mânâ vermişlerdir: ´Âlimler de Allah´tan başka ilah olmadığına adaletle şehadet ettiler´.
    2) Kur?an da çok darb-ı mesel vardır. Bazı selef âlimleri Kur´an´ın bu darb-ı mesellerinden birini okuyup anlamadıkları zaman ağlarlar ve ´Eyvah demek ki ben âlimlerden değilim´ diye üzülürlerdi. (Zebîdî)

    Hadîsler

    Allah´ın Rasûlü şöyle buyurmuştur:

    Allah bir kulu için hayrı murâd ettiğinde, onu dinde" Allah´tan korkan bir âlim yapar. Ona kendisini doğru yola götürecek akıl ve idrâk verir.3

    Âlimler peygamberlerin varisleridir.4
    Peygamberlik derecesinden daha üstün bir mertebenin bulunmadığı herkesin malûmudur. Demek ki bu mertebeye vâris olmak, şereflerin en büyüğüdür.

    Yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkat, âlim bir kimsenin affedilmesi için Allah´a yalvarırlar.5
    Yerlerde ve göklerdeki tüm mahlûkatm kendisi için Allah´tan af dilediği bir kimsenin mertebesini bir düşünün! Bundan daha büyük bir mertebeye ulaşması mümkün mü insanoğlunun?
    Alim kendi işleriyle meşgul olduğu halde, yerlerin ve göklerin sakinleri de onun affı için istiğfar etmekle meşgul olmaktadırlar. Bir insan için bundan daha büyük bir şeref düşünülebilir mi?

    Hikmet (ilim), şerefli bir insanın şerefine öyle büyük bir paye ilâve eder ki köleleri, sultanların seviyesine çıkarıncaya değin yükseltir.6
    Hz. Peygamberin ´Köleleri sultanların seviyesine çıkarır´ buyurmakla ilme nasıl bir paye verdiğini görüyorsunuz! İlmin bu dünyada vereceği neticeler bile bu kadar değerlidir. Dünyada kazandırdıkları ahiret hayatına nisbetle bir hiçtir. Çünkü ahiret hem dünyadan sayısız derecelerle daha üstündür, hem de ebedîdir.

    İki iyi haslet vardır ki, bu hasletler hiçbir münafıkta bulunmaz: Birincisi güzel ahlâk, ikincisi dinde derin bilgi (fıkıh) sahibi olmak.7
    Günümüzün bazı fakihlerinin münafıklığı, sizleri bu hadîs hakkında şüpheye düşürmemelidir; zira Hz. Peygamber, günümüzdeki anlamıyla fıkıhtan söz ediyor değildir. Onun fıkıh ile kastettiği anlam, günümüzdeki anlamından çok uzaktır. Nitekim kitabımızın ilerideki bölümlerinde bu anlam ortaya konacaktır. Fıkh´ın en küçük derecesi, ahiretin dünyadan daha hayırlı olduğunu bilip, bu gerçeğe göre hareket etmektir. Fakih olan kimsede bu türden bir vasıf olduğu takdirde; bilgileri doğru olur, üzerinden her türlü riya hâli kalkar ve nifak tehlikesinden kurtulur.

    İnsanların en faziletlisi o mü´min âlimdir ki, kendisine ihtiyaç olduğunda yardım eder. Halk kendisinden kaçtığında ilmiyle yetinerek vakarlı davranır.8

    İman çıplaktır; onun örtüsü takva, süsü hayâ ve meyvesi ilim´dir.9

    İnsanlar arasında nübüvvet mak----- en yakın kimseler, ilim ve cihad ehli olan kimselerdir. İlim ehli olanlar, halkı peygamberlerin getirdiği ilahî nizâma yönelttiler. Cihad ehli olanlar ise, peygamberlerin getirdiği bu ilahî nizâmı kılıçlarıyla korumak için cihad ettiler.10

    Bir kabilenin ölümü, bir âlimin ölümünden ehvendir.11

    İnsanlar, altın ve gümüş gibi farklı değerler taşıyan madenlere benzerler. Dinde derin ilim (fıkıh) sahibi olmak şartıyla; cahiliye döneminde hayırlı olanları, İslâm´a girdikten sonra da (insanların) hayırlılarıdır.12

    Kıyamet gününde âlimlerin mürekkebi, şehidlerin kanıyla tartılır.13

    Ümmetime ulaştırmak üzere kırk hadis ezberleyen kimseye kıyamet gününde hem şefaatçı, hem de şahid olurum.14

    Allah Teâlâ, dininde bilgi sahibi olan kimseyi korur ve ummadığı yerden ona rızık verir.15

    Allah Teâlâ Hz. İbrahim´e şöyle vahyetti: Ey İbrahim! Ben alimim ve alîm olan her kulumu severim.16

    Âlim kimse, Allah Teâlâ´nın yeryüzündeki emin kuludur.17

    Ümmetimden iki sınıf ıslah olursa herkes ıslah olur, onlar fesada düşerlerse onlarla birlikte herkes fesada düşer. Bunlar yöneticiler ile âlimlerdir.18

    Beni Allah´ın rahmetine yaklaştıracak bir ilim (ve amel) sahibi olmamı temin etmeyen bir günün üzerime doğmasında benim için bir hayır yoktur.19

    Âlimin âbide üstünlüğü, benim, ashabımın en düşük derecelisine olan üstünlüğüm gibidir.20
    Bakınız ki. Hz. Peygamber ilim mertebesini, nasıl da nübüvvet mertebesine eşit tutmakta ve ilimsiz amelin derecesi ne kadar düşük olmaktadır.

    Şayet âbid, eda ettiği ibadetin ilminden mahrumsa, onun ibadetinin hiçbir anlamı olmadığı gibi, böyle bir amelin kişiye hiçbir yararı da dokunmaz.

    Âlim´in âbide üstünlüğü, ondördünde bulunan ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.21

    Kıyâmet gününde üç sınıf insan şefaat edebilecektir: Peygamberler, âlimler, şehidler.22
    Nübüvvet makamının hemen ardından gelen ve şehidlik mertebesinden bile üstün olan ilmin mertebesi ne büyük bir nimettir!

    Allah Teâlâ´ya din hususunda ilim sahibi olmaktan daha üstün bir şeyle ibadet olunmuş değildir. Şeytan için bir tek fakih(i aldatmak) bin âbid(i aldatmak)tan daha zordur. Herşeyin bir temeli vardır. Bu dinin temeli ise ilimdir.23

    Dininizin en hayırlı tarafı en kolay olanıdır. İbadetlerin en hayırlısı ise ilimdir.24

    Âlim olan mü´min, âbid olan müzminden yetmiş derece daha faziletlidir.25

    Ey ashabım! Sizler fakihleri çok, kurrâsı (Kur´ân hafızları) ve hatipleri az, (ilim) isteyenleri seyrek, fakat (ilim) verenleri çok olan bir zamanda bulunuyorsunuz. Bu zamanda sâlih amel işlemek, ilim yapmaktan daha hayırlıdır. Fakat insanların üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, fakihleri az, hatipleri çok, (ilim) verenleri seyrek, (ilim) isteyenleri ise çok olacaktır. İşte böyle bir zamanda ilim (sahibi olmaya çalışmak) her ibadetten daha hayırlıdır.26

    Alim ile âbid arasında yüz derece fark vardır. Bu derecelerden her biri arasında iyi beslenmiş bir koşu atının hızıyla yetmiş yıllık bir mesafe vardır.27

    Hz. Peygamber´e amellerin hangisinin daha üstün ve efdal olduğu sorulduğunda, şöyle cevap verdi: ´Allah´ı bilmek´. Ne tür bir bilgiyi kastettiği sorulduğunda, yine ´Allah´ı bilmek´diye cevap verdi. Ashâb ´Biz amelden soruyoruz, siz ise ilimden haber veriyorsunuz´ diye itiraz edince, Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: ´Allah´ı bilerek yapılan amel -ne kadar az olursa olsun- insana fayda verir. Allah´ı bilmeksizin yapılan ameller ise, insana bir fayda sağlamaz´.28

    Kıyamet gününde Allah Teâlâ bütün kullarını diriltip mahşere getirdikten sonra, âlimleri de diriltip getirir ve onlara hitaben şöyle buyurur: ´Ey âlimler zümresi! Sizi iyi bildiğim için size ilim sıfatımı emanet ettim. Size ilmimi sizleri azaba uğratmak için vermedim. O halde nimetlere koşun; zira hepinizi affettim´.29

    3)Buharî ye Müslim, (Muaviye´deıı); Tirmizî ve İmam Ahmed (İbn Abbas´dan); İbn Mâce (Ebû Hüreyre´den)

    4)Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve İbn Hibbaıı, (Ebû Derdâ´dan)
    5)Irâkî, bu hadîsi daha önceki hadîsin bir parçası kabul etmektedir. Aynı
    hadîs başta yollardan da rivayet edilmiştir.
    6)Ebû Nuaym, Hilye; İbn Abdilberr îlim; Abdülganî el-Ezdî Muhaddislerin
    Adabı, (Enes´den zayıf bir senedle)

    7 )Tirmizî, (Ebû Hüreyre´den) ; hadîsin garib olduğunu söylemiştir.
    8)Hâkim, Nişâbur Tarihi, (Ebû Derdâ´dan); hadîsin isnadının zayıf
    olduğunu söylemiştir.
    9)Beyhakî, Şuab´il-İnlan, (Ebû Derdâ´dan zayıf isnadla)

    10)Ebû Nuaym, (İbn Abbas´dan zayıf isnadla); ayrıca Ebû Tâlib el-Mekkî,
    Kut´ul-Kulûb, (Muaz b. Cebel´den)
    11)Taberânî ve İbn Abdilberr, (Ebû Derdâ´dan)
    12)Buharî ve Müslim, (Ebû Hüreyre´den)
    13)İbn Abdilberr, (Ebû Derdâ^dan zayıf Hr sened\e)
    14)İbn Abdilberr, İlim, (İbn Ömer´den zayıf bir senedle)
    15)Hatib el-Bağdadî, Tarih

    16)İbn Abdilberr (Talik yoluyla); Irâkî bu hadîsin senedine rastlamadığını
    söylemiştir.
    17)İbn Abdilberr, (Muaz b. Cebel´den zayıf bir senedle)
    18)İbn Abdilberr ile Ebû Nuaym, (İbn Abbas´dan zayıf bir senedle)

    19)Taberânî, Evsat; Ebû Nuaym, Hilye, (Said b. Müseyyeb´den ve Hz.
    Aişe´den zayıf bir senedle)
    20)Tirmizî, (Ebû Umame´den) Hadisin hasen ve sahih olduğunu söylemiştir.

    21)Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâi ve İbn Hibban
    22)İbn Mâce, (Hz. Osman´dan zayıf bir senedle)
    23)Taberânî, Evsat´, Ebû Bekir el- Acurî, Riyaz´ul Müteallimîn; Ebû Nuaym,
    (Ebû Hüreyre´den zayıf bir senedle)
    24)İbn Âbdulberr» (Enes?ten zayıf bir senedle)
    25)İbn Adîy, (Ebû Hüreyre´den zayıf bir senedle)
    26)Taberânî, (Huzam b. Hâkim´den zayıf bir isnadla)

    27)İsfehanî, Tergib ve Terhib, (Abdullah b. Amr´dan); Deylemî, Müsned´u1-
    Firdevs, (Ebû Hüreyre´den)
    28)İbn Abdilberr (Enes´den)
    29)Taberânî, (Ebû Musa´dan)


  2. 26.Mart.2007, 19:35
    1
    Administrator



    İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Deliller


    İlmin Fazileti

    Ayetler

    Allah kendisinden başka ilah olmadığına adaletle şehadet etti. Melekler ve ilim sahipleri de O´ndan başka ilah olmadığına şehadet ettiler.1
    (Alu İmran/18)
    Dikkat edildiğinde görülecektir ki, bu ayette Allah Teâlâ (c.c) önce zât-ı ulûhiyetinden başlayarak birliğine şehadet etmekte, ikinci olarak melekleri, üçüncü olarak da âlimleri bu gerçeğe şahid göstermektedir. Bu ise, ilmin ve âlimin yüceliğini gösteren çok büyük bir delildir. Bu şeref âlimlerin faziletini anlatmak hususunda yeterli ise de, biz delil getirmeye devam edeceğiz.

    Allah da sizden inananları kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin.
    (Mücadele/1l)

    Âlimlerle cahiller hiç bir olur mu? Bunu ancak akl-ı selim sahipleri düşünürler.
    (Zümer/9)

    Allah´tan tam manâsıyla ancak âlimler korkar.
    (Fâtır/28)

    De ki: ´Benimle sizin aranızda Allah Teâlâ´nın ve Kitab´ın ilmine sahip olanların şahidlik etmesi yeter´.
    (Ra´d/43)

    Kitab´dan bir ilme mazhar olan zat ´Sen gözünü kapayıp açıncaya kadar ben sana onu (Belkıs´ın tahtını) getiririm dedi.
    (Neml/40)
    Kitab´dan bir ilme mazhar olan zat, ilmin nelere kadir olduğunu göstermek için Hz. Süleyman´a böyle hitap etmiştir.

    İlim ve irfana mazhar olanlar ise şöyle dediler: ´Yazıklar olsun sizlere! İman edip, sâlih ameller işleyen kimseler için Allah´ın sevap ve mükâfatı daha hayırlıdır´. (Kasas/80)

    Allah Teâlâ bu ayette âhiretin kıymetinin ancak ilimle bilineceğini anlatmaktadır.

    Biz bu misalleri insanlara beyan ve îrâd ediyoruz. Bunları hakkıyla ancak ilim ve iz´an sahipleri idrâk ederler.2
    (Ankebût/43)

    Eğer aldıkları malûmatı peygambere, emir sahiplerine (âlimlere) bildirseydiler, onlar vakıaları tedkik ve tahkik ederek, bunların açıklamaya veya gizlemeye layık olup olmadıklarını bilirlerdi.
    (Nisâ/81)

    Allah Teâlâ bu ayette olayların yorumunu âlimlerin istihraç ve istinbatına bırakmakta ve böylece onların mertebelerinin ne denli büyük olduğunu ve bu mertebenin peygamberler mertebesine nasıl ilhak olunduğunu bildirmektedir.

    Ey Ademoğulları! Sizler için avret yerlerinizi örtecek elbise ve ziynet eşyası varettik. Ancak takvâ elbisesi daha hayırlıdır.
    (A´raf/27)
    Bazı âlimler bu ayette geçen avret yerini örten elbise ile ilmin, ziynet ile yakîn mertebesinin, takvâ elbisesi ile de hayat mertebesinin kastedildiğini söylemişlerdir.

    Onlara ilim üzere tafsil ettiğimiz bir kitâb getirdik.
    (A´raf/52)

    Elbette herşeyi bilerek onlara nakledip haber vereceğiz! (A´raf/7)

    Hayır! O (Kur´ân), kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde bulunan açık açık ayetlerdir.
    (Ankebût/49)

    Rahman olan Allah, Kur´an´ı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı öğretti.
    (Rahman/1-4)
    Allah Teâlâ bu hakikati insana minnet etmek kabilinden böylece ifade buyurmuştur.

    1) Bazı müfessirler, ayette geçen (kâimm bi´l-kıst´ tâbirini alimler lafzına atfederek ayete şu şekilde bir mânâ vermişlerdir: ´Âlimler de Allah´tan başka ilah olmadığına adaletle şehadet ettiler´.
    2) Kur?an da çok darb-ı mesel vardır. Bazı selef âlimleri Kur´an´ın bu darb-ı mesellerinden birini okuyup anlamadıkları zaman ağlarlar ve ´Eyvah demek ki ben âlimlerden değilim´ diye üzülürlerdi. (Zebîdî)

    Hadîsler

    Allah´ın Rasûlü şöyle buyurmuştur:

    Allah bir kulu için hayrı murâd ettiğinde, onu dinde" Allah´tan korkan bir âlim yapar. Ona kendisini doğru yola götürecek akıl ve idrâk verir.3

    Âlimler peygamberlerin varisleridir.4
    Peygamberlik derecesinden daha üstün bir mertebenin bulunmadığı herkesin malûmudur. Demek ki bu mertebeye vâris olmak, şereflerin en büyüğüdür.

    Yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkat, âlim bir kimsenin affedilmesi için Allah´a yalvarırlar.5
    Yerlerde ve göklerdeki tüm mahlûkatm kendisi için Allah´tan af dilediği bir kimsenin mertebesini bir düşünün! Bundan daha büyük bir mertebeye ulaşması mümkün mü insanoğlunun?
    Alim kendi işleriyle meşgul olduğu halde, yerlerin ve göklerin sakinleri de onun affı için istiğfar etmekle meşgul olmaktadırlar. Bir insan için bundan daha büyük bir şeref düşünülebilir mi?

    Hikmet (ilim), şerefli bir insanın şerefine öyle büyük bir paye ilâve eder ki köleleri, sultanların seviyesine çıkarıncaya değin yükseltir.6
    Hz. Peygamberin ´Köleleri sultanların seviyesine çıkarır´ buyurmakla ilme nasıl bir paye verdiğini görüyorsunuz! İlmin bu dünyada vereceği neticeler bile bu kadar değerlidir. Dünyada kazandırdıkları ahiret hayatına nisbetle bir hiçtir. Çünkü ahiret hem dünyadan sayısız derecelerle daha üstündür, hem de ebedîdir.

    İki iyi haslet vardır ki, bu hasletler hiçbir münafıkta bulunmaz: Birincisi güzel ahlâk, ikincisi dinde derin bilgi (fıkıh) sahibi olmak.7
    Günümüzün bazı fakihlerinin münafıklığı, sizleri bu hadîs hakkında şüpheye düşürmemelidir; zira Hz. Peygamber, günümüzdeki anlamıyla fıkıhtan söz ediyor değildir. Onun fıkıh ile kastettiği anlam, günümüzdeki anlamından çok uzaktır. Nitekim kitabımızın ilerideki bölümlerinde bu anlam ortaya konacaktır. Fıkh´ın en küçük derecesi, ahiretin dünyadan daha hayırlı olduğunu bilip, bu gerçeğe göre hareket etmektir. Fakih olan kimsede bu türden bir vasıf olduğu takdirde; bilgileri doğru olur, üzerinden her türlü riya hâli kalkar ve nifak tehlikesinden kurtulur.

    İnsanların en faziletlisi o mü´min âlimdir ki, kendisine ihtiyaç olduğunda yardım eder. Halk kendisinden kaçtığında ilmiyle yetinerek vakarlı davranır.8

    İman çıplaktır; onun örtüsü takva, süsü hayâ ve meyvesi ilim´dir.9

    İnsanlar arasında nübüvvet mak----- en yakın kimseler, ilim ve cihad ehli olan kimselerdir. İlim ehli olanlar, halkı peygamberlerin getirdiği ilahî nizâma yönelttiler. Cihad ehli olanlar ise, peygamberlerin getirdiği bu ilahî nizâmı kılıçlarıyla korumak için cihad ettiler.10

    Bir kabilenin ölümü, bir âlimin ölümünden ehvendir.11

    İnsanlar, altın ve gümüş gibi farklı değerler taşıyan madenlere benzerler. Dinde derin ilim (fıkıh) sahibi olmak şartıyla; cahiliye döneminde hayırlı olanları, İslâm´a girdikten sonra da (insanların) hayırlılarıdır.12

    Kıyamet gününde âlimlerin mürekkebi, şehidlerin kanıyla tartılır.13

    Ümmetime ulaştırmak üzere kırk hadis ezberleyen kimseye kıyamet gününde hem şefaatçı, hem de şahid olurum.14

    Allah Teâlâ, dininde bilgi sahibi olan kimseyi korur ve ummadığı yerden ona rızık verir.15

    Allah Teâlâ Hz. İbrahim´e şöyle vahyetti: Ey İbrahim! Ben alimim ve alîm olan her kulumu severim.16

    Âlim kimse, Allah Teâlâ´nın yeryüzündeki emin kuludur.17

    Ümmetimden iki sınıf ıslah olursa herkes ıslah olur, onlar fesada düşerlerse onlarla birlikte herkes fesada düşer. Bunlar yöneticiler ile âlimlerdir.18

    Beni Allah´ın rahmetine yaklaştıracak bir ilim (ve amel) sahibi olmamı temin etmeyen bir günün üzerime doğmasında benim için bir hayır yoktur.19

    Âlimin âbide üstünlüğü, benim, ashabımın en düşük derecelisine olan üstünlüğüm gibidir.20
    Bakınız ki. Hz. Peygamber ilim mertebesini, nasıl da nübüvvet mertebesine eşit tutmakta ve ilimsiz amelin derecesi ne kadar düşük olmaktadır.

    Şayet âbid, eda ettiği ibadetin ilminden mahrumsa, onun ibadetinin hiçbir anlamı olmadığı gibi, böyle bir amelin kişiye hiçbir yararı da dokunmaz.

    Âlim´in âbide üstünlüğü, ondördünde bulunan ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.21

    Kıyâmet gününde üç sınıf insan şefaat edebilecektir: Peygamberler, âlimler, şehidler.22
    Nübüvvet makamının hemen ardından gelen ve şehidlik mertebesinden bile üstün olan ilmin mertebesi ne büyük bir nimettir!

    Allah Teâlâ´ya din hususunda ilim sahibi olmaktan daha üstün bir şeyle ibadet olunmuş değildir. Şeytan için bir tek fakih(i aldatmak) bin âbid(i aldatmak)tan daha zordur. Herşeyin bir temeli vardır. Bu dinin temeli ise ilimdir.23

    Dininizin en hayırlı tarafı en kolay olanıdır. İbadetlerin en hayırlısı ise ilimdir.24

    Âlim olan mü´min, âbid olan müzminden yetmiş derece daha faziletlidir.25

    Ey ashabım! Sizler fakihleri çok, kurrâsı (Kur´ân hafızları) ve hatipleri az, (ilim) isteyenleri seyrek, fakat (ilim) verenleri çok olan bir zamanda bulunuyorsunuz. Bu zamanda sâlih amel işlemek, ilim yapmaktan daha hayırlıdır. Fakat insanların üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, fakihleri az, hatipleri çok, (ilim) verenleri seyrek, (ilim) isteyenleri ise çok olacaktır. İşte böyle bir zamanda ilim (sahibi olmaya çalışmak) her ibadetten daha hayırlıdır.26

    Alim ile âbid arasında yüz derece fark vardır. Bu derecelerden her biri arasında iyi beslenmiş bir koşu atının hızıyla yetmiş yıllık bir mesafe vardır.27

    Hz. Peygamber´e amellerin hangisinin daha üstün ve efdal olduğu sorulduğunda, şöyle cevap verdi: ´Allah´ı bilmek´. Ne tür bir bilgiyi kastettiği sorulduğunda, yine ´Allah´ı bilmek´diye cevap verdi. Ashâb ´Biz amelden soruyoruz, siz ise ilimden haber veriyorsunuz´ diye itiraz edince, Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: ´Allah´ı bilerek yapılan amel -ne kadar az olursa olsun- insana fayda verir. Allah´ı bilmeksizin yapılan ameller ise, insana bir fayda sağlamaz´.28

    Kıyamet gününde Allah Teâlâ bütün kullarını diriltip mahşere getirdikten sonra, âlimleri de diriltip getirir ve onlara hitaben şöyle buyurur: ´Ey âlimler zümresi! Sizi iyi bildiğim için size ilim sıfatımı emanet ettim. Size ilmimi sizleri azaba uğratmak için vermedim. O halde nimetlere koşun; zira hepinizi affettim´.29

    3)Buharî ye Müslim, (Muaviye´deıı); Tirmizî ve İmam Ahmed (İbn Abbas´dan); İbn Mâce (Ebû Hüreyre´den)

    4)Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve İbn Hibbaıı, (Ebû Derdâ´dan)
    5)Irâkî, bu hadîsi daha önceki hadîsin bir parçası kabul etmektedir. Aynı
    hadîs başta yollardan da rivayet edilmiştir.
    6)Ebû Nuaym, Hilye; İbn Abdilberr îlim; Abdülganî el-Ezdî Muhaddislerin
    Adabı, (Enes´den zayıf bir senedle)

    7 )Tirmizî, (Ebû Hüreyre´den) ; hadîsin garib olduğunu söylemiştir.
    8)Hâkim, Nişâbur Tarihi, (Ebû Derdâ´dan); hadîsin isnadının zayıf
    olduğunu söylemiştir.
    9)Beyhakî, Şuab´il-İnlan, (Ebû Derdâ´dan zayıf isnadla)

    10)Ebû Nuaym, (İbn Abbas´dan zayıf isnadla); ayrıca Ebû Tâlib el-Mekkî,
    Kut´ul-Kulûb, (Muaz b. Cebel´den)
    11)Taberânî ve İbn Abdilberr, (Ebû Derdâ´dan)
    12)Buharî ve Müslim, (Ebû Hüreyre´den)
    13)İbn Abdilberr, (Ebû Derdâ^dan zayıf Hr sened\e)
    14)İbn Abdilberr, İlim, (İbn Ömer´den zayıf bir senedle)
    15)Hatib el-Bağdadî, Tarih

    16)İbn Abdilberr (Talik yoluyla); Irâkî bu hadîsin senedine rastlamadığını
    söylemiştir.
    17)İbn Abdilberr, (Muaz b. Cebel´den zayıf bir senedle)
    18)İbn Abdilberr ile Ebû Nuaym, (İbn Abbas´dan zayıf bir senedle)

    19)Taberânî, Evsat; Ebû Nuaym, Hilye, (Said b. Müseyyeb´den ve Hz.
    Aişe´den zayıf bir senedle)
    20)Tirmizî, (Ebû Umame´den) Hadisin hasen ve sahih olduğunu söylemiştir.

    21)Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâi ve İbn Hibban
    22)İbn Mâce, (Hz. Osman´dan zayıf bir senedle)
    23)Taberânî, Evsat´, Ebû Bekir el- Acurî, Riyaz´ul Müteallimîn; Ebû Nuaym,
    (Ebû Hüreyre´den zayıf bir senedle)
    24)İbn Âbdulberr» (Enes?ten zayıf bir senedle)
    25)İbn Adîy, (Ebû Hüreyre´den zayıf bir senedle)
    26)Taberânî, (Huzam b. Hâkim´den zayıf bir isnadla)

    27)İsfehanî, Tergib ve Terhib, (Abdullah b. Amr´dan); Deylemî, Müsned´u1-
    Firdevs, (Ebû Hüreyre´den)
    28)İbn Abdilberr (Enes´den)
    29)Taberânî, (Ebû Musa´dan)


    Benzer Konular

    - İlim öğrenmenin fazileti nedir? ilim öğrenmenin sevabı hadislerle

    - İlim Öğretme'nin Fazileti

    - İlim Öğrenme Ve Öğretme Hakkında Kırk Hadis

    - İlim öğrenmenin fazileti ile ilgili ayet ve hadisler

    - İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti

  3. 26.Mart.2007, 19:38
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,073
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Nak




    Ashab´ın ve Âlimlerin Sözleri

    Hz. Ali, talebesi Kumeyle(30) şöyle demiştir: ´Ey Kumeyl! İlim maldan daha hayırlıdır. Çünkü ilim seni, sen ise malı korursun. İlim hâkim, mal ise mahkûmdur. İnfak malı azaltır, ilim ise artırır´.
    Yine Hz. Ali şöyle buyurmuştur: ´Âlim bir kimse, gündüzleri sürekli oruç tutan, geceleri ise ibadet eden, tüm zamanını cihada sarfeden bir kimseden daha üstündür. Alim bir kimsenin ölümüyle açılmış gediği, yine aynı büyüklükte bir başka âlim doldurabilir´.
    Hz. Ali bir manzumesinde şöyle demektedir: İnsanlar bedenleri itibarıyla birbirlerine eşittir. Babaları Adem, anaları ise Havva´dır. Eğer soylarında soplarında bir iftihar vesilesi arıyorlarsa, bilsinler ki asılları çamur ve sudan ibarettir. İlim erbabı, hidayet arayanlara hidayet vesilesi olur. Her insanın kıymeti bilgisiyle ölçülür. Cahiller ise, ilim erbabının en amansız düşmanlarıdır. İlmi elde etmeye çalış ve ilmin nerelerde kullanılacağını mutlaka bil! Bütün insanlar ölürler, ancak ilim ehli olanlar yaşarlar´.

    Ebû Esved ed-Düelî(31)söyle demiştir: ´Dünyada ilimden daha üstün vc daha aziz hiçbir şey yoktur. Çünkü sultanlar halka hükmederlerken, âlimler de sultanlara hükmederler´.

    İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: ´Hz. Süleyman´a ilim, mal ve saltanat arasında istediğini seçmek hakkı verildiğinde, o bu üç nimet arasından ilmi seçti. Onun için Allah Teâlâ kendisine malı da, saltanatı da verdi´.

    İbn Mübârek´e kâmil insanların kim oldukları sorulduğu zaman, âlimler diye cevap vermiş, gerçek sultanların kimler oldukları sorulduğunda, zâhidler demiş ve en aşağılık insanların kimler oldukları sorulduğunda ise dünyaları için dinlerini satan kimseler cevabını vermiştir. Dikkat edilecek olursa İbn Mübârek, âlimler dışmdakileri kâmil insan mertebesine koymamaktadır. Çünkü, insanı hayvandan ayıran özellik sadece ilmidir. İnsan, kendisine şeref kazandıran vasfıyla ancak insan sayılabilir.

    İnsanın şerefi, kuvvetinden gelmez. Öyle olsaydı develerin daha üstün olması lâzım gelirdi; zirâ develer insandan daha güçlüdürler. Cüssesinin büyüklüğünden de değildir; zira filler insanlardan daha cüsselidir. Şerefi cesur oluşundan da kaynaklanmaz; zira ormanlardaki yırtıcı hayvanlar insandan çok daha cesaretlidirler. Fazla yemek yemesinden de ileri gelmez. Öyle olsaydı öküzlerin daha şerefli olmaları gerekirdi; zira midesi çok büyük olan canlılardan biri de öküzdür. Fazla cinsî münasebette bulunmasından da değildir; zira küçücük kuş bile cinsî kudret hususunda insanoğlundan daha güçlüdür. Kısaca bunların hiçbiri insana şeref vermez. İnsana şeref veren şey sadece ilimdir!

    Bazıları şöyle demişlerdir: ´İlmi elinden kaçıranın ne kazandığını bir bilseydim ve ilmi elde edenin de ne kaçıracağını bir bilseydim´. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Kur´ân bilgisine sahip olan bir kimse, başkasının maddî servetini daha hayırlı görürse. Allah´ın büyük gördüğünü küçük görmüş olur.

    Ebû Muhammed Feth b. Said el-Mevsılî(32) şöyle demiştir: ´Hasta yemek, içmek ve tedavi edilmekten menedilirse ölmez mi? Elbette ölür. İşte kalp de aynen bir hasta gibi, üç gün üst üste ilim ve hikmetten mahrum olursa (mânen) ölür´.

    Feth el-Mevsılî (Allah rahmet eylesin) ne de doğru söylemiştir! Gerçekten de kalbin gıdası ilim ve hikmettir, tıpkı bedenin yaşamasının gıda almasına bağlı olduğu gibi, kalbin yaşaması da ilim ve hikmete bağlıdır. İlimden mahrum bir insanın kalbi hem hastadır, hem de mânen ölüdür. Üstelik dünya sevgisi ile mal düşkünlüğü ilimsiz kişiyi öyle bir hale getirir ki, bütün hislerini dumura uğratır! Korku, yaranın acısını geçici bir zaman için nasıl engellerse, o kişi de artık bu büyük felâketi idrâk etmekten yoksun kalmış demektir! Böyle insanlar işte bu hâle gelir. Fakat ölüm gelip çattığında ve onun dünya yükünü sırtından aldığında, kişi o zaman felakette olduğunu bütün dehşetiyle görür ve fevkalâde müteessir olur. Tıpkı sarhoşken veya korku içindeyken aldığı yaralardan sızı duymayan bir insanın, ayıldıktan veya korkudan kurtulduktan sonra yaralardan duyduğu sızı gibi, onun o anki pişmanlığı da kendisine fayda vermez. Perdeyi kaldıran günün dehşetinden Allah´a sığınırız!

    İnsanoğlu uykudadır, öldükten sonra uyanır, daha önce yaptıklarının karşılığını görür ve fakat iş işten geçmiştir artık!

    Hasan Basrî şöyle demiştir:

    ´Âlimlerin kaleminden damlayan mürekkep, şehidlerin kanıyla tartılır; ve o kanla tartılan mürekkep, temiz kandan daha ağır gelir´.

    İbn Mes´ud şöyle demiştir: İlim büsbütün çekilmeden ilme sarılın! İlim ancak ilmi yayanların eksilmesiyle ortadan kalkar. Nefsimi kudret elinde tutan Allah´a yemin ederim ki, Allah yolunda şehid olarak öldürülen kimseler; âlimlerin âhiretteki mertebelerini gördükleri zaman, hemen Allah´tan kendilerini tekrar diriltip âlim yapmasını isterler. Hiç kimse anasından âlim olarak doğmaz. İlim ancak çalışıp öğrenmekle elde edilen bir nimettir´.

    İbn Abbas şöyle demiştir: ´Bence gecenin bir ânında ilim üzerine sohbet etmek, o gecenin tamamını namaz kılmakla geçirmekten daha faziletlidir´.

    Hasan Basrî(33) ´Ey rabbimiz! Bize dünyada da hasene ver, âhirette de hasene ver! Bizi cehennem azabından koru!´ ayetinin tefsirinde şöyle demektedir: ´Bu ayette geçen dünyadaki hasene, ilim ve ibadet´i içine alır. Âhiretteki hasene ise cennet demektir´.

    Hikmet ehlinden bir zâta ´Bu dünyada neyi sermaye edinmek daha kârlıdır?´ diye sorulduğunda, ´Gemi battığı zaman gemiyle birlikte batmayan ve seninle kalan şeyi sermaye edin!´ buyurmuştur. O bu sözleriyle ilmi kasdediyordu. Çünkü ilim insanın zihninde olduğu için oradan kaybolup gitmez, her daim insanla beraberdir. ´Geminin batması´ insanın ölümüyle te´vil edildiğine göre, kendisiyle kalacak sermayenin de, ilim olduğu anlaşılır.

    Bazı âlimler de şöyle demişlerdir: ´Hikmeti kendisine gem edinen bir kimseyi, halk kendisine rehber edinir. Hikmete vukufiye-tiyle tanınan kimseye ise bütün insanlar tâzim ve hürmet ederler´.

    İmam Şâfiî ´İlmin özelliğinden birisi de, az da olsa ondan payı olanlar sevinirler, olmayanlar ise mahzun kalırlar´ demiştir.

    Hz. Ömer şöyle demiştir: ´Ey insanlar! İlmi talep edip, öğrenin. Çünkü Allah´ın çok sevdiği bir elbise vardır ve o elbiseyi ilmi arayan ve aradığını bulan kimselere giydirir. Allah´ın giydirmiş olduğu o elbiseyi giyen kimse, o elbise sırtında iken ne günah işlerse işlesin Allah Teâlâ, sevdiği elbiseyi sırtından almamak için o kimseye üç kere tevbe etmesi için teklifte bulunur. Günah yolunda ölüme kadar devam etse bile, o elbise sırtındayken hiçbir zaman günahlardan dönme yolu kapanmış değildir o kimse için...´

    Ebû Bekir el-Ahnef b. Kays b. Muâviye ´Âlimlerin hepsi neredeyse padişah olacaklardı. İlimle takviye edilmemiş bütün izzetlerin sonu zilletten başka birşey değildir´ demiştir.

    Sâlim b. Ebi Elca´d şöyle anlatır: ´Efendim beni üç yüz dirheme satın aldı ve sonra da âzâd etti, Âzâd olduktan sonra ne iş yapacağım diye kendi kendime düşünmeye başladım. Neticede ilimle uğraşmaya karar verdim. Aradan bir sene geçmeden içinde yaşadığım şehrin valisi beni ziyarete geldi ve fakat ben müsait olmadığım için içeri girmesine izin vermedim, o da çekip gitti´.

    Zübeyr b. Ebi Bekir şöyle demiştir:

    Pederim bana Irak´tan mektup yazıyor ve mektuplarında şöyle diyordu:

    ´Oğlum ilim öğren! Zira fakir düşersen ilim senin için en kıymetli maldır. Eğer zengin olursan ilim senin için güzellik ve cemâldir´.

    Hz. Lokman´m oğluna yaptığı tavsiyelerde de bu gibi nasihatlar vardır. Nitekim oğluna şöyle nasihatta bulunmuştur:

    ?Ey oğul! Âlimlerle beraber otur. Dizini onların dizlerine bitiştir; zira Allah Teâlâ yeryüzünü rahmetiyle diriltip yeşerttiği gibi, ilim de insanoğlunun kalbini öylece diriltip yeşertir´.

    Filozoflardan biri şöyle demiştir:

    ´Âlim bir kişi öldüğü zaman sudaki balıklardan tutun da, havadaki kuşlara kadar bütün hayvanlar matem tutup ağlarlar´.

    Bu sözü destekleyen bir hadisi İbn Neccar Hz. Enes´den rivayet eder:

    ´Âlimler için, öldükleri günden kıyâmet gününe kadar denizdeki balıklar bile af talebinde bulunurlar´.

    Gerçekten de ölen âlimin sadece yüzü unutulur, fakat kendisi hiçbir zaman unutulmaz, adı daima anılmaya devam eder.

    Zührî şöyle demiştir: İlim erkektir (büyüktür). Onu ancak erkekler (büyükler) sever´.

    30)Kümeyl,Hz.Ali´nin meşhur talebelerinden biridir.
    31)Bu zat Hz. Ali´nin talebesidir, Arap gramerinin kurucusu olmakla bilinir. H. 169 yılında vefat etmiştir.
    32)Bu zat ünlü zahidierderidir. Bişr el-Hafî, Sırrî es-Sakatî gibi muta
    savvıfların döneminde yaşamış ve H, 130 yılında vefat etmiştir.
    33)Hz, Ömer´in hilâfeti devrinde doğmuş, H. 110 yılında vefat etmiştir.


  4. 26.Mart.2007, 19:38
    2
    Administrator



    Ashab´ın ve Âlimlerin Sözleri

    Hz. Ali, talebesi Kumeyle(30) şöyle demiştir: ´Ey Kumeyl! İlim maldan daha hayırlıdır. Çünkü ilim seni, sen ise malı korursun. İlim hâkim, mal ise mahkûmdur. İnfak malı azaltır, ilim ise artırır´.
    Yine Hz. Ali şöyle buyurmuştur: ´Âlim bir kimse, gündüzleri sürekli oruç tutan, geceleri ise ibadet eden, tüm zamanını cihada sarfeden bir kimseden daha üstündür. Alim bir kimsenin ölümüyle açılmış gediği, yine aynı büyüklükte bir başka âlim doldurabilir´.
    Hz. Ali bir manzumesinde şöyle demektedir: İnsanlar bedenleri itibarıyla birbirlerine eşittir. Babaları Adem, anaları ise Havva´dır. Eğer soylarında soplarında bir iftihar vesilesi arıyorlarsa, bilsinler ki asılları çamur ve sudan ibarettir. İlim erbabı, hidayet arayanlara hidayet vesilesi olur. Her insanın kıymeti bilgisiyle ölçülür. Cahiller ise, ilim erbabının en amansız düşmanlarıdır. İlmi elde etmeye çalış ve ilmin nerelerde kullanılacağını mutlaka bil! Bütün insanlar ölürler, ancak ilim ehli olanlar yaşarlar´.

    Ebû Esved ed-Düelî(31)söyle demiştir: ´Dünyada ilimden daha üstün vc daha aziz hiçbir şey yoktur. Çünkü sultanlar halka hükmederlerken, âlimler de sultanlara hükmederler´.

    İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: ´Hz. Süleyman´a ilim, mal ve saltanat arasında istediğini seçmek hakkı verildiğinde, o bu üç nimet arasından ilmi seçti. Onun için Allah Teâlâ kendisine malı da, saltanatı da verdi´.

    İbn Mübârek´e kâmil insanların kim oldukları sorulduğu zaman, âlimler diye cevap vermiş, gerçek sultanların kimler oldukları sorulduğunda, zâhidler demiş ve en aşağılık insanların kimler oldukları sorulduğunda ise dünyaları için dinlerini satan kimseler cevabını vermiştir. Dikkat edilecek olursa İbn Mübârek, âlimler dışmdakileri kâmil insan mertebesine koymamaktadır. Çünkü, insanı hayvandan ayıran özellik sadece ilmidir. İnsan, kendisine şeref kazandıran vasfıyla ancak insan sayılabilir.

    İnsanın şerefi, kuvvetinden gelmez. Öyle olsaydı develerin daha üstün olması lâzım gelirdi; zirâ develer insandan daha güçlüdürler. Cüssesinin büyüklüğünden de değildir; zira filler insanlardan daha cüsselidir. Şerefi cesur oluşundan da kaynaklanmaz; zira ormanlardaki yırtıcı hayvanlar insandan çok daha cesaretlidirler. Fazla yemek yemesinden de ileri gelmez. Öyle olsaydı öküzlerin daha şerefli olmaları gerekirdi; zira midesi çok büyük olan canlılardan biri de öküzdür. Fazla cinsî münasebette bulunmasından da değildir; zira küçücük kuş bile cinsî kudret hususunda insanoğlundan daha güçlüdür. Kısaca bunların hiçbiri insana şeref vermez. İnsana şeref veren şey sadece ilimdir!

    Bazıları şöyle demişlerdir: ´İlmi elinden kaçıranın ne kazandığını bir bilseydim ve ilmi elde edenin de ne kaçıracağını bir bilseydim´. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Kur´ân bilgisine sahip olan bir kimse, başkasının maddî servetini daha hayırlı görürse. Allah´ın büyük gördüğünü küçük görmüş olur.

    Ebû Muhammed Feth b. Said el-Mevsılî(32) şöyle demiştir: ´Hasta yemek, içmek ve tedavi edilmekten menedilirse ölmez mi? Elbette ölür. İşte kalp de aynen bir hasta gibi, üç gün üst üste ilim ve hikmetten mahrum olursa (mânen) ölür´.

    Feth el-Mevsılî (Allah rahmet eylesin) ne de doğru söylemiştir! Gerçekten de kalbin gıdası ilim ve hikmettir, tıpkı bedenin yaşamasının gıda almasına bağlı olduğu gibi, kalbin yaşaması da ilim ve hikmete bağlıdır. İlimden mahrum bir insanın kalbi hem hastadır, hem de mânen ölüdür. Üstelik dünya sevgisi ile mal düşkünlüğü ilimsiz kişiyi öyle bir hale getirir ki, bütün hislerini dumura uğratır! Korku, yaranın acısını geçici bir zaman için nasıl engellerse, o kişi de artık bu büyük felâketi idrâk etmekten yoksun kalmış demektir! Böyle insanlar işte bu hâle gelir. Fakat ölüm gelip çattığında ve onun dünya yükünü sırtından aldığında, kişi o zaman felakette olduğunu bütün dehşetiyle görür ve fevkalâde müteessir olur. Tıpkı sarhoşken veya korku içindeyken aldığı yaralardan sızı duymayan bir insanın, ayıldıktan veya korkudan kurtulduktan sonra yaralardan duyduğu sızı gibi, onun o anki pişmanlığı da kendisine fayda vermez. Perdeyi kaldıran günün dehşetinden Allah´a sığınırız!

    İnsanoğlu uykudadır, öldükten sonra uyanır, daha önce yaptıklarının karşılığını görür ve fakat iş işten geçmiştir artık!

    Hasan Basrî şöyle demiştir:

    ´Âlimlerin kaleminden damlayan mürekkep, şehidlerin kanıyla tartılır; ve o kanla tartılan mürekkep, temiz kandan daha ağır gelir´.

    İbn Mes´ud şöyle demiştir: İlim büsbütün çekilmeden ilme sarılın! İlim ancak ilmi yayanların eksilmesiyle ortadan kalkar. Nefsimi kudret elinde tutan Allah´a yemin ederim ki, Allah yolunda şehid olarak öldürülen kimseler; âlimlerin âhiretteki mertebelerini gördükleri zaman, hemen Allah´tan kendilerini tekrar diriltip âlim yapmasını isterler. Hiç kimse anasından âlim olarak doğmaz. İlim ancak çalışıp öğrenmekle elde edilen bir nimettir´.

    İbn Abbas şöyle demiştir: ´Bence gecenin bir ânında ilim üzerine sohbet etmek, o gecenin tamamını namaz kılmakla geçirmekten daha faziletlidir´.

    Hasan Basrî(33) ´Ey rabbimiz! Bize dünyada da hasene ver, âhirette de hasene ver! Bizi cehennem azabından koru!´ ayetinin tefsirinde şöyle demektedir: ´Bu ayette geçen dünyadaki hasene, ilim ve ibadet´i içine alır. Âhiretteki hasene ise cennet demektir´.

    Hikmet ehlinden bir zâta ´Bu dünyada neyi sermaye edinmek daha kârlıdır?´ diye sorulduğunda, ´Gemi battığı zaman gemiyle birlikte batmayan ve seninle kalan şeyi sermaye edin!´ buyurmuştur. O bu sözleriyle ilmi kasdediyordu. Çünkü ilim insanın zihninde olduğu için oradan kaybolup gitmez, her daim insanla beraberdir. ´Geminin batması´ insanın ölümüyle te´vil edildiğine göre, kendisiyle kalacak sermayenin de, ilim olduğu anlaşılır.

    Bazı âlimler de şöyle demişlerdir: ´Hikmeti kendisine gem edinen bir kimseyi, halk kendisine rehber edinir. Hikmete vukufiye-tiyle tanınan kimseye ise bütün insanlar tâzim ve hürmet ederler´.

    İmam Şâfiî ´İlmin özelliğinden birisi de, az da olsa ondan payı olanlar sevinirler, olmayanlar ise mahzun kalırlar´ demiştir.

    Hz. Ömer şöyle demiştir: ´Ey insanlar! İlmi talep edip, öğrenin. Çünkü Allah´ın çok sevdiği bir elbise vardır ve o elbiseyi ilmi arayan ve aradığını bulan kimselere giydirir. Allah´ın giydirmiş olduğu o elbiseyi giyen kimse, o elbise sırtında iken ne günah işlerse işlesin Allah Teâlâ, sevdiği elbiseyi sırtından almamak için o kimseye üç kere tevbe etmesi için teklifte bulunur. Günah yolunda ölüme kadar devam etse bile, o elbise sırtındayken hiçbir zaman günahlardan dönme yolu kapanmış değildir o kimse için...´

    Ebû Bekir el-Ahnef b. Kays b. Muâviye ´Âlimlerin hepsi neredeyse padişah olacaklardı. İlimle takviye edilmemiş bütün izzetlerin sonu zilletten başka birşey değildir´ demiştir.

    Sâlim b. Ebi Elca´d şöyle anlatır: ´Efendim beni üç yüz dirheme satın aldı ve sonra da âzâd etti, Âzâd olduktan sonra ne iş yapacağım diye kendi kendime düşünmeye başladım. Neticede ilimle uğraşmaya karar verdim. Aradan bir sene geçmeden içinde yaşadığım şehrin valisi beni ziyarete geldi ve fakat ben müsait olmadığım için içeri girmesine izin vermedim, o da çekip gitti´.

    Zübeyr b. Ebi Bekir şöyle demiştir:

    Pederim bana Irak´tan mektup yazıyor ve mektuplarında şöyle diyordu:

    ´Oğlum ilim öğren! Zira fakir düşersen ilim senin için en kıymetli maldır. Eğer zengin olursan ilim senin için güzellik ve cemâldir´.

    Hz. Lokman´m oğluna yaptığı tavsiyelerde de bu gibi nasihatlar vardır. Nitekim oğluna şöyle nasihatta bulunmuştur:

    ?Ey oğul! Âlimlerle beraber otur. Dizini onların dizlerine bitiştir; zira Allah Teâlâ yeryüzünü rahmetiyle diriltip yeşerttiği gibi, ilim de insanoğlunun kalbini öylece diriltip yeşertir´.

    Filozoflardan biri şöyle demiştir:

    ´Âlim bir kişi öldüğü zaman sudaki balıklardan tutun da, havadaki kuşlara kadar bütün hayvanlar matem tutup ağlarlar´.

    Bu sözü destekleyen bir hadisi İbn Neccar Hz. Enes´den rivayet eder:

    ´Âlimler için, öldükleri günden kıyâmet gününe kadar denizdeki balıklar bile af talebinde bulunurlar´.

    Gerçekten de ölen âlimin sadece yüzü unutulur, fakat kendisi hiçbir zaman unutulmaz, adı daima anılmaya devam eder.

    Zührî şöyle demiştir: İlim erkektir (büyüktür). Onu ancak erkekler (büyükler) sever´.

    30)Kümeyl,Hz.Ali´nin meşhur talebelerinden biridir.
    31)Bu zat Hz. Ali´nin talebesidir, Arap gramerinin kurucusu olmakla bilinir. H. 169 yılında vefat etmiştir.
    32)Bu zat ünlü zahidierderidir. Bişr el-Hafî, Sırrî es-Sakatî gibi muta
    savvıfların döneminde yaşamış ve H, 130 yılında vefat etmiştir.
    33)Hz, Ömer´in hilâfeti devrinde doğmuş, H. 110 yılında vefat etmiştir.


  5. 27.Nisan.2007, 10:33
    3
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,646
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    --->: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Nak

    Her Müslüman İçin Öğretme ve Öğrenmenin Gerekliliği

    İlim elde etmek, her müslüman erkek ve kadın için bir görevdir. Şöyle ki: Her müslümanın yapmakla yükümlü bulunduğu din görevlerini yerine getirmek, hak ile batılı, helal ile haramı ayırmak için yeterince bilgi sahibi olması üzerine farzdır. Bir hadis-i şerifte buyurulmuştur:
    "Her müslüman erkek ve kadına ilim öğrenmek bir farzdır."

    Başkalarına muhtaç oldukları şeyleri öğretmek için ilim öğrenmek de sünnettir, bir ibadettir. Bundan fazlasını bir kemal ve bir şeref olmak üzere öğrenmek de mubahtır. Başkalarına karşı öğünmek, mücadele edip büyüklenmek için ilim elde etmek ise mekruhtur.

    İlim öğrenmek aslında hem ferdler için, hem de cemiyet için gereklidir. Bu bir zarurettir. Böyle zaruret mikdarı ilim öğrenmek, bir İslam toplumunun bütün ferdlerine yönelen bir farzdır. Ancak ilimlerin bir kısmı, her kişi için gerekli olduğundan bu kısmın öğrenilmesi bir farz-ı ayndır. Herkesin öğrenip bilmesi ve onu yapması gerekir.

    İlimlerin bir kısmı da, her ferd için değil, cemiyet hayatı için gerekli olduğundan bunun öğrenilmesi de bir farz-ı kifayedir. Tıb, hesab, harb ve teknik ilimleri gibi... Bu ilimleri herkes elde edemez. Bunlarla toplumun bazı kişileri meşgul olabilirler. Bunları bir kısım şahıslar öğrenirse, bu farz yerine getirilmiş olur. Fakat bu ilimlerle, İslam toplumunu meydana getiren şahısların hiç biri meşgul olmazsa, o toplumun bütün ferdleri Allah yanında sorumlu olurlar.

    İslam dininde ilmin kıymeti pek büyüktür. İlim bir nurdur, bir hayattır, bir cemiyetin yaşamasına ve yükselmesine sebebdir. Cahillik ise, bir karanılıktır, bir ölüm, bir felakettir.

    Resûlü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Lokman Hekîm'in oğluna şöyle bir öğüt vermiş olduğunu buyurmuştur: "Yavrum! Alimlerin meclisine devam et, hekimlerin sözlerini dinle. Çünkü Yüce Allah yeryüzünü çisinti ile dirilttiği gibi, ölü bir kalbi de şübhesiz hikmet nuru ile diriltir."

    İslamda her meslek sahibi için, o meslekle ilgili dinî meseleleri bilmek bir farzdır, önemli bir görevdir. Ticaretle uğraşacak kimselerin ticaretle ilgili helal ve haram gibi işleri önce öğrenmeleri gerekir. Böylece yapacakları işlemlerde dine aykırı bir şey bulunmamış olur.

    İslam kadınları, abdest, namaz ve oruç gibi dinle ilgili bir kısım meseleleri ya kocaları ve mahremleri aracılığı ile öğrenir veya kocalarının izni ile ara sıra bir ilim meclisine giderek öğrenmeye çalışırlar. Fakat kocalarının rızası olmadıkça bir ilim meclisine çıkıp gidemezler. Ancak bir kadına dinle ilgili bir meseleyi öğretmek gereği yüz gösterirse, bakılır: Eğer kocası bu meseleyi çözer veya ehlinden öğrenip kendisine bildirirse maksad elde edilmiş olur. Fakat kocası bunu çözemez ve sorup öğrenmekten çekinirse, kadın o meseleyi gidip ehlinden öğrenmek yetkisine sahibdir. Yeter ki o kadın, İslam adabına uygun hareket etmiş olsun.

    İlim alanında hakka yardım için, bir hakkın açıklanmasını ortaya çıkarmak için, ilim üzerinde bilgilerin artmasını sağlamak için yapılan karşılıklı görüşmeler ve münazaralar caizdir. Bunlar ibadetten sayılır. Fakat bir müslümanı aşağı düşürmek ve mahcub etmek için, bir mala veya bir rütbeye kavuşmak için yapılacak etkili ve fazla konuşmalar ve tenkidler haramdır, İslam ahlakına aykırıdır.

    İlim alanında "Mira Mücadele" denilen söz söyleme şekli asla caiz değildir. "Mira" başkasının sözlerinde veya anlamında görülen bir noksandan dolayı hemen ona itiraz edivermektir. Bu itiraz, kendini büyük görmekten ve göstermekten ileri gelir. Onun için söylenilen bir sözü hemen düzeltmeye kalkışmamalıdır. Ancak din yönünden bir yarar varsa, o zaman yumuşaklıkla ve kibarca hareket etmelidir.
    Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:
    "Kul, haklı olduğu halde bile mirâyı (yersiz mücadeleyi) terk etmedikçe, imanın hakîkatını tamamlamış olmaz."

    Hak olan şeyde ısrarla direnmek ve büyüklük taslamak asla caiz değildir. Böyle bir durum, gösterişten, kinden, çekememezlikten ve hırsdan ileri gelir. Bu, insan için pek büyük bir noksanlıktır.
    "Kabul edilmeğe en layık olan hakdır."

    Büyük İslam İlmihali
    Müellifi : Ömer Nasuhi Bilmen


  6. 27.Nisan.2007, 10:33
    3
    Devamlı Üye
    Her Müslüman İçin Öğretme ve Öğrenmenin Gerekliliği

    İlim elde etmek, her müslüman erkek ve kadın için bir görevdir. Şöyle ki: Her müslümanın yapmakla yükümlü bulunduğu din görevlerini yerine getirmek, hak ile batılı, helal ile haramı ayırmak için yeterince bilgi sahibi olması üzerine farzdır. Bir hadis-i şerifte buyurulmuştur:
    "Her müslüman erkek ve kadına ilim öğrenmek bir farzdır."

    Başkalarına muhtaç oldukları şeyleri öğretmek için ilim öğrenmek de sünnettir, bir ibadettir. Bundan fazlasını bir kemal ve bir şeref olmak üzere öğrenmek de mubahtır. Başkalarına karşı öğünmek, mücadele edip büyüklenmek için ilim elde etmek ise mekruhtur.

    İlim öğrenmek aslında hem ferdler için, hem de cemiyet için gereklidir. Bu bir zarurettir. Böyle zaruret mikdarı ilim öğrenmek, bir İslam toplumunun bütün ferdlerine yönelen bir farzdır. Ancak ilimlerin bir kısmı, her kişi için gerekli olduğundan bu kısmın öğrenilmesi bir farz-ı ayndır. Herkesin öğrenip bilmesi ve onu yapması gerekir.

    İlimlerin bir kısmı da, her ferd için değil, cemiyet hayatı için gerekli olduğundan bunun öğrenilmesi de bir farz-ı kifayedir. Tıb, hesab, harb ve teknik ilimleri gibi... Bu ilimleri herkes elde edemez. Bunlarla toplumun bazı kişileri meşgul olabilirler. Bunları bir kısım şahıslar öğrenirse, bu farz yerine getirilmiş olur. Fakat bu ilimlerle, İslam toplumunu meydana getiren şahısların hiç biri meşgul olmazsa, o toplumun bütün ferdleri Allah yanında sorumlu olurlar.

    İslam dininde ilmin kıymeti pek büyüktür. İlim bir nurdur, bir hayattır, bir cemiyetin yaşamasına ve yükselmesine sebebdir. Cahillik ise, bir karanılıktır, bir ölüm, bir felakettir.

    Resûlü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Lokman Hekîm'in oğluna şöyle bir öğüt vermiş olduğunu buyurmuştur: "Yavrum! Alimlerin meclisine devam et, hekimlerin sözlerini dinle. Çünkü Yüce Allah yeryüzünü çisinti ile dirilttiği gibi, ölü bir kalbi de şübhesiz hikmet nuru ile diriltir."

    İslamda her meslek sahibi için, o meslekle ilgili dinî meseleleri bilmek bir farzdır, önemli bir görevdir. Ticaretle uğraşacak kimselerin ticaretle ilgili helal ve haram gibi işleri önce öğrenmeleri gerekir. Böylece yapacakları işlemlerde dine aykırı bir şey bulunmamış olur.

    İslam kadınları, abdest, namaz ve oruç gibi dinle ilgili bir kısım meseleleri ya kocaları ve mahremleri aracılığı ile öğrenir veya kocalarının izni ile ara sıra bir ilim meclisine giderek öğrenmeye çalışırlar. Fakat kocalarının rızası olmadıkça bir ilim meclisine çıkıp gidemezler. Ancak bir kadına dinle ilgili bir meseleyi öğretmek gereği yüz gösterirse, bakılır: Eğer kocası bu meseleyi çözer veya ehlinden öğrenip kendisine bildirirse maksad elde edilmiş olur. Fakat kocası bunu çözemez ve sorup öğrenmekten çekinirse, kadın o meseleyi gidip ehlinden öğrenmek yetkisine sahibdir. Yeter ki o kadın, İslam adabına uygun hareket etmiş olsun.

    İlim alanında hakka yardım için, bir hakkın açıklanmasını ortaya çıkarmak için, ilim üzerinde bilgilerin artmasını sağlamak için yapılan karşılıklı görüşmeler ve münazaralar caizdir. Bunlar ibadetten sayılır. Fakat bir müslümanı aşağı düşürmek ve mahcub etmek için, bir mala veya bir rütbeye kavuşmak için yapılacak etkili ve fazla konuşmalar ve tenkidler haramdır, İslam ahlakına aykırıdır.

    İlim alanında "Mira Mücadele" denilen söz söyleme şekli asla caiz değildir. "Mira" başkasının sözlerinde veya anlamında görülen bir noksandan dolayı hemen ona itiraz edivermektir. Bu itiraz, kendini büyük görmekten ve göstermekten ileri gelir. Onun için söylenilen bir sözü hemen düzeltmeye kalkışmamalıdır. Ancak din yönünden bir yarar varsa, o zaman yumuşaklıkla ve kibarca hareket etmelidir.
    Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:
    "Kul, haklı olduğu halde bile mirâyı (yersiz mücadeleyi) terk etmedikçe, imanın hakîkatını tamamlamış olmaz."

    Hak olan şeyde ısrarla direnmek ve büyüklük taslamak asla caiz değildir. Böyle bir durum, gösterişten, kinden, çekememezlikten ve hırsdan ileri gelir. Bu, insan için pek büyük bir noksanlıktır.
    "Kabul edilmeğe en layık olan hakdır."

    Büyük İslam İlmihali
    Müellifi : Ömer Nasuhi Bilmen


  7. 30.Eylül.2007, 23:07
    4
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2007
    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 3,319
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 40

    --->: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Nak

    "hic bir kimse yoktur ki,illa onun kapisinda iki melek vardir.evinden ciktigi an, o iki melek ona derler ki,sabah vakti ya ilim ögrenmeye veya ilim ögretmeye git.sakin ücüncü gruptan olma"

    ebu hureyre hazretlerinin naklettigi su hadisi serif kadar insanlari ilme tesvik eden,ne bir söz ne de bir fiil isitilmis degildir.

    o ilk zamanin insanlarina,"binbir türlü dert,mesakkat ve ihtiyaclarin fazlasiyla süregeldigi devirde" ve kiyamete kadar gelecek beseriyete her ne olursa olsun,ILK VAZIFE, ilk is ilim ögretmek...

    sonra da ögrendigi ilmi bilmeyenelere ögretmek olacaktir...

    bütün is bundan ibarettir...

    cünki...ulumi-evvelin ve ahirin,kuranin icindedir...onu layikiyle ögernip,ögretmek kadar tatli,lezzetli,sevimli ve kiymetli bir sey yoktur.....

    zira hersey fanidir..her bilgi fanidir..yalniz kuran ilmi bakidir..cünki cenabi hakkin kelamidir...ona sarilanlara da fanilik yoktur..ona sahip olanlar,onunla amel edip onu kendilerine iman edinenler cennette gibi yasarlar....


    öyle ise saadet istersen dinini ögren,selamet istersen yine dinini ögren,dünyayi istiyorsan dinini ögren..ahiretini istiyorsan yine dinini ögren



  8. 30.Eylül.2007, 23:07
    4
    Devamlı Üye
    "hic bir kimse yoktur ki,illa onun kapisinda iki melek vardir.evinden ciktigi an, o iki melek ona derler ki,sabah vakti ya ilim ögrenmeye veya ilim ögretmeye git.sakin ücüncü gruptan olma"

    ebu hureyre hazretlerinin naklettigi su hadisi serif kadar insanlari ilme tesvik eden,ne bir söz ne de bir fiil isitilmis degildir.

    o ilk zamanin insanlarina,"binbir türlü dert,mesakkat ve ihtiyaclarin fazlasiyla süregeldigi devirde" ve kiyamete kadar gelecek beseriyete her ne olursa olsun,ILK VAZIFE, ilk is ilim ögretmek...

    sonra da ögrendigi ilmi bilmeyenelere ögretmek olacaktir...

    bütün is bundan ibarettir...

    cünki...ulumi-evvelin ve ahirin,kuranin icindedir...onu layikiyle ögernip,ögretmek kadar tatli,lezzetli,sevimli ve kiymetli bir sey yoktur.....

    zira hersey fanidir..her bilgi fanidir..yalniz kuran ilmi bakidir..cünki cenabi hakkin kelamidir...ona sarilanlara da fanilik yoktur..ona sahip olanlar,onunla amel edip onu kendilerine iman edinenler cennette gibi yasarlar....


    öyle ise saadet istersen dinini ögren,selamet istersen yine dinini ögren,dünyayi istiyorsan dinini ögren..ahiretini istiyorsan yine dinini ögren



  9. 17.Temmuz.2008, 13:51
    5
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Almanya

    --->: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Nak

    Allah c.c. razi olsun


  10. 17.Temmuz.2008, 13:51
    5
    Aciz Kul
    Allah c.c. razi olsun


  11. 08.Aralık.2009, 22:54
    6
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,073
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Del

    amin amin. Allah cc silerdende razı olsun


  12. 08.Aralık.2009, 22:54
    6
    Administrator
    amin amin. Allah cc silerdende razı olsun


  13. 25.Ocak.2010, 18:33
    7
    hizbullahi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ocak.2010
    Üye No: 72786
    Mesaj Sayısı: 6
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Del

    yaaa bir kaç yerde sormuştum ama bir daha sormuş olayım gerçekten ilk öğretmeninden alime olmak adına etkilendiğin oldumu ve ilk öğretmenin kimdi


  14. 25.Ocak.2010, 18:33
    7
    hizbullahi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    yaaa bir kaç yerde sormuştum ama bir daha sormuş olayım gerçekten ilk öğretmeninden alime olmak adına etkilendiğin oldumu ve ilk öğretmenin kimdi


  15. 07.Mart.2010, 01:24
    8
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,475
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    --->: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Del

    İmam Şâfiî ´İlmin özelliğinden birisi de, az da olsa ondan payı olanlar sevinirler, olmayanlar ise mahzun kalırlar´ demiştir

    Allah cc razi olsun


  16. 07.Mart.2010, 01:24
    8
    Moderatör
    İmam Şâfiî ´İlmin özelliğinden birisi de, az da olsa ondan payı olanlar sevinirler, olmayanlar ise mahzun kalırlar´ demiştir

    Allah cc razi olsun


  17. 27.Mart.2010, 17:13
    9
    meryemgül1
    ~~Medinenin Gülü ~~

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Haziran.2009
    Üye No: 48911
    Mesaj Sayısı: 3,926
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 77
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Del

    Alıntı
    Hayır! O (Kur´ân), kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde bulunan açık açık ayetlerdir.
    (Ankebût/49)

    Rahman olan Allah, Kur´an´ı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı öğretti.
    (Rahman/1-4)
    Allah Teâlâ bu hakikati insana minnet etmek kabilinden böylece ifade buyurmuştur.
    Rabbim bizlere ilmiyle yaşamayı nasip etsin
    Allah c.c.razı olsun hocam


  18. 27.Mart.2010, 17:13
    9
    ~~Medinenin Gülü ~~
    Alıntı
    Hayır! O (Kur´ân), kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde bulunan açık açık ayetlerdir.
    (Ankebût/49)

    Rahman olan Allah, Kur´an´ı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı öğretti.
    (Rahman/1-4)
    Allah Teâlâ bu hakikati insana minnet etmek kabilinden böylece ifade buyurmuştur.
    Rabbim bizlere ilmiyle yaşamayı nasip etsin
    Allah c.c.razı olsun hocam


  19. 21.Ocak.2013, 03:14
    10
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,508
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Del

    Ilim her muslumana farzdir.
    Hem erkege hem kadın a


  20. 21.Ocak.2013, 03:14
    10
    Üye
    Ilim her muslumana farzdir.
    Hem erkege hem kadın a


  21. 06.Ekim.2016, 13:39
    11
    İslam
    Kur'an Hadimi

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2009
    Üye No: 47685
    Mesaj Sayısı: 783
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 8
    Bulunduğu yer: evim

    Yorum: İlmin, İlim Öğretme´nin ve İlim Öğrenmenin Fazileti ve Bunlara Dair Aklî ve Naklî Del

    ilim meclisinin fazileti ile ilgili hadis


    ـ4115 ـ7ـ وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رسولُ اللّهِ #: الْكَلِمَةُ الْحِكْمَةُ ضَالَّةُ الْمُؤْمِنِ فَحَيْثُ وَجَدَهَا فَهُوَ أحَقُّ بِهَا[. أخرجه الترمذي .

    7. (4115)- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hikmetli söz mü'minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, onu hemen almaya ehaktır." [Tirmizî, İlm 19, (2688).]


  22. 06.Ekim.2016, 13:39
    11
    Kur'an Hadimi
    ilim meclisinin fazileti ile ilgili hadis


    ـ4115 ـ7ـ وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رسولُ اللّهِ #: الْكَلِمَةُ الْحِكْمَةُ ضَالَّةُ الْمُؤْمِنِ فَحَيْثُ وَجَدَهَا فَهُوَ أحَقُّ بِهَا[. أخرجه الترمذي .

    7. (4115)- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hikmetli söz mü'minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, onu hemen almaya ehaktır." [Tirmizî, İlm 19, (2688).]





+ Yorum Gönder