Konusunu Oylayın.: Zina ile ilgili hadis-i şerifler

5 üzerinden 4.75 | Toplam : 52 kişi
Zina ile ilgili hadis-i şerifler
  1. 26.Kasım.2007, 12:26
    1
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,125
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Zina ile ilgili hadis-i şerifler






    Zina ile ilgili hadis-i şerifler Mumsema Zinayla ilgili hadis-i şerifler, Ahir zamanda zina



    Peygamberimiz asv ahir zamanda zinanın yaygınlaşacağını ve aleni hale geleceğinden bahsetmiştir.Bu gün bu haber gerçekleşmiş, zina yaygınlaşmış ve aleni hale gelmiştir.
    Zinanın çirkinliği bedihi olduğu halde, onun bu kadar yaygınlaşması oldukça düşündürücüdür.Zinaya yaklaşmayın; çünkü o çirkin bir iştir. Ve ne kötü bir yoldur.
    Isra Suresi: 32


    Ebu Umame ra’den rivayet edilmiştir:
    Genç bir delikanlı Peygamberimizin meclisine gelerek “Ey Allah’ın Resulü ! Zina etmem hususunda bana izin ver!” dedi. Bunun üzerine orada bulunanlar “Sus, sus!” diye onu engellemeye çalıştılarsa da, Peygamberimiz asv “Bırakın da yanıma gelsin!” dedi. Gencin yanına gelmesi üzerine de ona “Annenin zina etmesi senin hoşuna gider mi?” buyurdu. Genç “Hayır! Allaha yemin olsun ki (hoşuma gitmez) Allah beni sana feda kılsın” karşılığını verdi. Hz. Peygamber “(Sen nasıl istemiyorsan) diğer insanlar da annelerinin zina etmelerinden hoşlanmazlar. Peki kendi kızının zina etmesi senin hoşuna gider mi?” buyurdu. Genç ““Hayır! Allaha yemin olsun ki (hoşuma gitmez) Ey Allahın resulü! Allah beni sana feda kılsın” cevabını verdi. Peygamber as bu kez “Sen hoşlanmadığın gibi diğer insanlar da kızlarının zina etmelerinden hoşlanmazlar. (Söyle bakalım) kızkardeşinin zina etmesi senin hoşuna gider mi?” dedi. Genç buna da “Hayır istemem ey Allah’ın Rasulü! Canım sana feda olsun. Tabii ki bunu da istemem” dedi. Hz. Peygamber’in “İnsanlar da kız kardeşlerinin zina etmesini istemez. Peki teyzenin zina etmesi senin hoşuna gider mi?” buyurması üzerine, yine “Canım sana feda olsun ey Allah’ın Rasulü! Bunu da istemem” cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Diğer insanlar da senin gibi, teyzelerinin zina etmelerini istemez” dedikten sonra mübarek elini onun omzuna koyarak “Rabb’im! Bu kulunun günahlarını bağışla, kalbini her türlü kötülükten arındır, Onu zinadan koru!” diye dua etti. Bundan sonra hiç kimse bu gencin kadınlara dönüp baktığını görmedi.
    Ahmed, Taberani


    Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etmezler; hak bir sebep olmadıkça Allah’ın haram kıldığı cana kıymazlar ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezasını bulur. Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve onun içinde alçaltılmış olarak devamlı kalır. Ancak tevbe edip iman eden ve salih bir amel işleyen müstesna. İşte onların kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir. Allah gafurdur, rahîmdir.
    Furkan Suresi: 68-70
    Tabiinin büyük müfessirlerinden Mücahid “Onlar zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezasını bulur” (Furkan: 68) ayetindeki “يلق اثاما” kelimelerini “Cehennemde irin ve kandan bir vadidir” diye tefsir etmiştir. İkrime’de “اثاما” “Asam” kelimesini “cehennemde zina edenlerin kalacağı vadilerdir” diye tefsir etmiştir.


    ZİNADAN UZAK DURANLARIN FAZİLETİ

    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Yedi zümreyi Allah gölgenin olmadığı (kıyamet) gününde kendi gölgesinde gölgelendirecek.
    Adil imam (idareci, devlet reisi).
    Allah azze ve celle’ye ibadet ederek yetişen genç.
    Kalbi mescidlere asılı (mescidlerde namaz kılmaya düşkün) olan adam.
    Allah için birbirini seven, bu yüzden bir araya gelip, ayrılan kişiler.
    Güzellik ve zenginlik sahibi bir kadının davet ettiği ve “Ben Allahdan korkarım” diyerek bu daveti reddeden adam.
    Sadaka veren ve sadakasını sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek derecede gizleyen adam.
    Yalnızken Allahı zikredip, gözlerinden yaş döken adam.
    (Buhari, Müslim)


    ZİNA VE İMAN

    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Zina eden zina ettiği zaman mümin olarak zina etmez. Hırsız hırsızlık yaptığı zaman, mümin olarak hırsızlık yapmaz. İçki içen içki içerken mümin olarak içmez.
    İbn Ebi Şeybe, Buhari, Müslim

    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Mümin zina ettiğinde, iman ondan çıkar. Onun üzerinde bulut gibi durur. Onu bıraktığında iman ona geri döner.
    Ebu Davud, Hakim, Beyhaki
    Bazı rivayetlerde “insan elbisesini çıkardığı gibi, imanı çıkar” denmiştir.


    ZİNANIN KÖTÜLÜĞÜ

    Heysem b. Malik Et-Tai (ra)’den, Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Allah katında şirkten sonra, zinadan daha büyük günah yoktur.”
    Ahmed, İbn Ebid-Dünya

    İbn Mesud (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Nebi (sav)den “En büyük günah hangisidir” diye soruldu. Cevaben “Allah seni yarattığı halde, ona eş koşmandır.” Buyurdu. Ben “sonra hangisidir?” diye sordum. “seninle yemek yer (yemeğime ortak olur) korkusuyla çocuğunu öldürmendir” dedi. Ben yine “sonra hangisi” dedim. Buyurdu ki: “Komşunun hanımıyla zina etmendir”. Allah bunu tasdik etmek için “Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etmezler; hak bir sebep olmadıkça Allah’ın haram kıldığı cana kıymazlar ve zina etmezler” ayetlerini indirdi.
    Firyabi, Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhari, Müslim, Tirmizi,
    İbn Cerir, İbn Münzir, İbn Ebi Hatim, İbn Merduye, Beyhaki.

    Ebu Said El-Hudri (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Her sabah iki melek: “Kadınların yüzünden erkeklere yazıklar olsun, erkeklerin yüzünden de kadınlara yazıklar olsun” diye nida ederler.”
    İbn Mace, Hakim.
    Burada erkeklerin yüzünden günaha giren kadınlarla, kadınlar yüzünden günaha giren erkekler kastedilmiştir.


    ZİNA VE DÜNYEVİ AZABI

    İbn Abbas (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    "Bir şehirde zina ve riba (faiz) yaygınlaşırsa, onlar Allahın azabını kendilerine hak etmiş olurlar.”
    Hakim, Ebu Ya’la
    İbn Ömer (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Zina fakirliği miras bırakır.”
    Hakim, Taberani
    Amr b. As (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “İçinde zina zuhur eden, yaygınlaşan hiçbir topluluk yoktur ki, onlar kıtlıkla cezalandırılmış olmasın. Yine içinde rüşvetin yaygınlaştığı hiç bir topluluk yoktur ki, korkuyla cezalandırılmasın.”
    Ahmed
    Bureyde (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Ahdini (aralarındaki anlaşmaları) bozan hiçbir topluluk yoktur ki, onların arasında öldürme olayları olmuş olmasın. Zinanın yaygınlaştığı bir toplulukta ise muhakkak ki, Allah onlara ölümü musallat eder. Bir topluluk zekatı menederse (zekat vermez ve birbirlerine zekat vermemeyi tavsiye ederlerse) Allah onlara yağmur vermez.”
    Hakim


    ZİNANIN UHREVİ AZABI
    Buharinin sahihinde Semure b. Cündübün rivayet ettiği peygamberimizin rüyasıyla ilgili hadiste şöyle anlatılır:
    Rüyasında Cebrail ve Mikail peygamber asv’e geldiler. Bundan sonrasını peygamber as şöyle anlatmıştır: “Beraberce gittik, üst tarafı dar alt tarafı geniş, tandıra benzer bir şeye uğradık. Onun içinden gürültü ve sesler geliyordu. Baktık ve gördük ki, orada çıplak erkek ve kadınlar vardır. Onlara altlarından yakıcı bir alev geliyordu. Bu ateş onlara gelince sıcaklığın şiddetinden çığlık atıyor, bağırıyorlardı. Ben “Ey Cibril! Bunlar kimlerdir diye sordum. Dedi ki “Bunlar zina eden erkek ve kadınlardır. Bu onların kıyamete kadar sürecek olan azabıdır” dedi.
    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Allah kıyamet gününde 3 zümreyle konuşmaz, onlara bakmaz, onları (günahlardan) temizlemez (affetmez), onlar için elem verici bir azab vardır. Onlar; zina eden ihtiyar adam, çok yalancı hükümdar (devlet başkanı), kibirli fakirdir.
    Ahmed, Müslim, Nesei, Beyhaki
    İbn Ömer (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Üç zümre cennete giremez, kıyamet günü onların yüzüne de bakılmaz. Anne babasına asi olan, kendini erkeklere benzeten kadın ve deyyus.
    Ahmed, Nesei

    ZİNA ÇEŞİTLERİEbu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Ademoğluna (iradesiyle yapacağı) zinadan nasibi yazıldı. Şüphesiz o buna erişecektir. Gözlerin zinası bakmaktır. Kulakların zinası (fuhşiyatla ilgili şeyleri) dinlemektir. Dilin zinası konuşmaktır. Elin zinası tutmaktır. Ayağın zinası (fuhuşla ilgili yerlere doğru) yürümektir. Kalb arzu ve temenni eder, tenasül aleti ise bunu ya tasdik eder, ya da yalanlar.”
    Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesei

    EL ZİNASI
    Ma’kıl b. Yesar (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Sizden birisinin elinin, kendisine helal olmayan bir kadının eline değmesindense, onun başına demirden bir milin sokulması, onun için daha hayırlıdır”.
    Taberani, Beyhaki (Taberaninin ravileri sika ve hadis sahihtir)

    GÖZ ZİNASI
    Resulüm!) Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan çeksinler ve ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphe yok ki Allah onların yaptıklarından haberdardır.
    Nur: 30
    Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan mesuldür.
    Isra: 36
    Allah gözlerin hainliğini de bilir, gönüllerin gizlediğini de.
    Gafir: 19
    Şüphe yok ki Rabbin (her an) gözetleme yerindedir.
    Fecr: 14
    Abdullah b. Mes’ud (ra)’den, Peygamber (asv)'in Rabbi Azze ve Celle’den naklen şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “(Harama) bakma şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korktuğundan dolayı onu terk ederse, o günahın yerini iman ile değiştiririm ki, onun tatlılığını kalbinde hisseder”.
    Taberani, Hakim
    Ebu Ümame (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Bir kadının güzelliklerini görüp, sonra bakışlarını ondan çeviren hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah (bundan dolayı) onun için kalbinde tatlılığını hissedeceği bir ibadet (sevabı) yaratmış olmasın.”
    Ahmed, Taberani
    Beyhaki buradaki görmenin kasıtsız olarak görme olduğunu söylemiştir
    Cerir (ra)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Resulullah asv’a aniden görmeyi sordum, bana “gözünü çevir” dedi.
    Müm’minlerin annesi Ümmü Seleme (ra) şöyle demiştir:
    Peygamber asv’ın yanında Meymune ile beraber oturuyor idik. O sırada (a’ma olan) İbn Ümmü Mektum geldi. -Bu olay hicab emrinden sonra olmuştu-. Peygamber as bize “Çekilin” dedi. Biz; “Ya Resulallah! O a’ma değil mi, bizi ne görür, ne de tanır?” dedik. Peygamber as bize “Sizde a’mamısınız, siz onu görmüyor musunuz?” dedi.
    Ebu Davud, Tirmizi
    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Kıyamet gününde bütün gözler ağlayacaktır. Ancak Allahın haram kıldığı şeylere kapanmış göz, Allah yolunda uykusuz kalan göz ve Allah korkusundan -sineğin başı kadar da olsa- yaş döken göz müstesna.”
    İsbehani

    ERKEĞE BENZEMEYE ÇALIŞAN KADIN VE
    KADINA BENZEMEYE ÇALIŞAN ERKEK
    İbn Abbas şöyle demiştir:
    Resulullah asv kadınlardan erkeklere benzemeye çalışanları, erkeklerden de kadınlara benzeyenleri lanetledi ve “Onları evlerinizden çıkarın” diye emretti. Resulullah bizzat kendisi falancayı evinden çıkardı, Ömerde falancayı (evinden) çıkardı.
    Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed,
    Ebu Hureyre (ra) şöyle demiştir:
    Peygamber asv kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet etti.
    Ebu Davud, İbn Hibban, Beyhaki.

    ECNEBİ KADINLARLA BAŞBAŞA KALMAMAK
    Ukbe b. Amir (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    (Kendilerine nikah düşen) kadınların yanlarına girmekten sakının. (Onlarla baş başa kalmayın). Ensardan birisi “Ya Resulallah! Kayın olursa ne dersin?”. Peygamber as “Kayın ölümdür” buyurdu.
    Bu hususta başka bir hadiste şöyledir: “Bir erkek bir kadınla baş başa kalırsa, onların üçüncüsü mutlaka şeytandır.”
    Tirmizi
    Buhari ve Müslimin İbni Abbasdan yaptıkları bir rivayette “Sizden biri bir kadınla baş başa kalmasın, ancak mahremi olursa başka.” denilmiştir.

    KADININ SÜSLENİP KOKULANARAK SOKAĞA ÇIKMASI
    Ebu Musa (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Bir kadın kokulanıp bir meclisin önünden geçerse, ona bakan her göz (ve o kadın) zina etmiş olur.
    Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbn Huzeyme, İbn Hibban
    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Aişe (ra)’dan, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Resulallah asv mescide otururken, Müzeyne kabilesinden bir kadın süsler içerisinde eteklerini sürükleyerek mescide girdi.

    GİYİNİK FAKAT ÇIPLAK KADINLAR
    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Cehennem ehlinden iki sınıf var ki, onları görmedim. (Onlardan biri) ineklerin kuyrukları gibi kamçılarla insanları dövenlerdir. Diğer ikincisi de, giyinik, fakat çıplak olan, kibirlenerek yürüyen, öteki kadınları kendileri gibi olmaya zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. Onlar cennete girmeyecekler, onun kokusunu bile alamıyacaklar. Halbuki onun kokusu şu kadar (500 sene) mesafeden hissedilir.”
    Müslim


  2. 26.Kasım.2007, 12:26
    1
    Administrator



    Zinayla ilgili hadis-i şerifler, Ahir zamanda zina



    Peygamberimiz asv ahir zamanda zinanın yaygınlaşacağını ve aleni hale geleceğinden bahsetmiştir.Bu gün bu haber gerçekleşmiş, zina yaygınlaşmış ve aleni hale gelmiştir.
    Zinanın çirkinliği bedihi olduğu halde, onun bu kadar yaygınlaşması oldukça düşündürücüdür.Zinaya yaklaşmayın; çünkü o çirkin bir iştir. Ve ne kötü bir yoldur.
    Isra Suresi: 32


    Ebu Umame ra’den rivayet edilmiştir:
    Genç bir delikanlı Peygamberimizin meclisine gelerek “Ey Allah’ın Resulü ! Zina etmem hususunda bana izin ver!” dedi. Bunun üzerine orada bulunanlar “Sus, sus!” diye onu engellemeye çalıştılarsa da, Peygamberimiz asv “Bırakın da yanıma gelsin!” dedi. Gencin yanına gelmesi üzerine de ona “Annenin zina etmesi senin hoşuna gider mi?” buyurdu. Genç “Hayır! Allaha yemin olsun ki (hoşuma gitmez) Allah beni sana feda kılsın” karşılığını verdi. Hz. Peygamber “(Sen nasıl istemiyorsan) diğer insanlar da annelerinin zina etmelerinden hoşlanmazlar. Peki kendi kızının zina etmesi senin hoşuna gider mi?” buyurdu. Genç ““Hayır! Allaha yemin olsun ki (hoşuma gitmez) Ey Allahın resulü! Allah beni sana feda kılsın” cevabını verdi. Peygamber as bu kez “Sen hoşlanmadığın gibi diğer insanlar da kızlarının zina etmelerinden hoşlanmazlar. (Söyle bakalım) kızkardeşinin zina etmesi senin hoşuna gider mi?” dedi. Genç buna da “Hayır istemem ey Allah’ın Rasulü! Canım sana feda olsun. Tabii ki bunu da istemem” dedi. Hz. Peygamber’in “İnsanlar da kız kardeşlerinin zina etmesini istemez. Peki teyzenin zina etmesi senin hoşuna gider mi?” buyurması üzerine, yine “Canım sana feda olsun ey Allah’ın Rasulü! Bunu da istemem” cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Diğer insanlar da senin gibi, teyzelerinin zina etmelerini istemez” dedikten sonra mübarek elini onun omzuna koyarak “Rabb’im! Bu kulunun günahlarını bağışla, kalbini her türlü kötülükten arındır, Onu zinadan koru!” diye dua etti. Bundan sonra hiç kimse bu gencin kadınlara dönüp baktığını görmedi.
    Ahmed, Taberani


    Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etmezler; hak bir sebep olmadıkça Allah’ın haram kıldığı cana kıymazlar ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezasını bulur. Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve onun içinde alçaltılmış olarak devamlı kalır. Ancak tevbe edip iman eden ve salih bir amel işleyen müstesna. İşte onların kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir. Allah gafurdur, rahîmdir.
    Furkan Suresi: 68-70
    Tabiinin büyük müfessirlerinden Mücahid “Onlar zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezasını bulur” (Furkan: 68) ayetindeki “يلق اثاما” kelimelerini “Cehennemde irin ve kandan bir vadidir” diye tefsir etmiştir. İkrime’de “اثاما” “Asam” kelimesini “cehennemde zina edenlerin kalacağı vadilerdir” diye tefsir etmiştir.


    ZİNADAN UZAK DURANLARIN FAZİLETİ

    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Yedi zümreyi Allah gölgenin olmadığı (kıyamet) gününde kendi gölgesinde gölgelendirecek.
    Adil imam (idareci, devlet reisi).
    Allah azze ve celle’ye ibadet ederek yetişen genç.
    Kalbi mescidlere asılı (mescidlerde namaz kılmaya düşkün) olan adam.
    Allah için birbirini seven, bu yüzden bir araya gelip, ayrılan kişiler.
    Güzellik ve zenginlik sahibi bir kadının davet ettiği ve “Ben Allahdan korkarım” diyerek bu daveti reddeden adam.
    Sadaka veren ve sadakasını sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek derecede gizleyen adam.
    Yalnızken Allahı zikredip, gözlerinden yaş döken adam.
    (Buhari, Müslim)


    ZİNA VE İMAN

    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Zina eden zina ettiği zaman mümin olarak zina etmez. Hırsız hırsızlık yaptığı zaman, mümin olarak hırsızlık yapmaz. İçki içen içki içerken mümin olarak içmez.
    İbn Ebi Şeybe, Buhari, Müslim

    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Mümin zina ettiğinde, iman ondan çıkar. Onun üzerinde bulut gibi durur. Onu bıraktığında iman ona geri döner.
    Ebu Davud, Hakim, Beyhaki
    Bazı rivayetlerde “insan elbisesini çıkardığı gibi, imanı çıkar” denmiştir.


    ZİNANIN KÖTÜLÜĞÜ

    Heysem b. Malik Et-Tai (ra)’den, Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Allah katında şirkten sonra, zinadan daha büyük günah yoktur.”
    Ahmed, İbn Ebid-Dünya

    İbn Mesud (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Nebi (sav)den “En büyük günah hangisidir” diye soruldu. Cevaben “Allah seni yarattığı halde, ona eş koşmandır.” Buyurdu. Ben “sonra hangisidir?” diye sordum. “seninle yemek yer (yemeğime ortak olur) korkusuyla çocuğunu öldürmendir” dedi. Ben yine “sonra hangisi” dedim. Buyurdu ki: “Komşunun hanımıyla zina etmendir”. Allah bunu tasdik etmek için “Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etmezler; hak bir sebep olmadıkça Allah’ın haram kıldığı cana kıymazlar ve zina etmezler” ayetlerini indirdi.
    Firyabi, Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhari, Müslim, Tirmizi,
    İbn Cerir, İbn Münzir, İbn Ebi Hatim, İbn Merduye, Beyhaki.

    Ebu Said El-Hudri (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Her sabah iki melek: “Kadınların yüzünden erkeklere yazıklar olsun, erkeklerin yüzünden de kadınlara yazıklar olsun” diye nida ederler.”
    İbn Mace, Hakim.
    Burada erkeklerin yüzünden günaha giren kadınlarla, kadınlar yüzünden günaha giren erkekler kastedilmiştir.


    ZİNA VE DÜNYEVİ AZABI

    İbn Abbas (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    "Bir şehirde zina ve riba (faiz) yaygınlaşırsa, onlar Allahın azabını kendilerine hak etmiş olurlar.”
    Hakim, Ebu Ya’la
    İbn Ömer (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Zina fakirliği miras bırakır.”
    Hakim, Taberani
    Amr b. As (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “İçinde zina zuhur eden, yaygınlaşan hiçbir topluluk yoktur ki, onlar kıtlıkla cezalandırılmış olmasın. Yine içinde rüşvetin yaygınlaştığı hiç bir topluluk yoktur ki, korkuyla cezalandırılmasın.”
    Ahmed
    Bureyde (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Ahdini (aralarındaki anlaşmaları) bozan hiçbir topluluk yoktur ki, onların arasında öldürme olayları olmuş olmasın. Zinanın yaygınlaştığı bir toplulukta ise muhakkak ki, Allah onlara ölümü musallat eder. Bir topluluk zekatı menederse (zekat vermez ve birbirlerine zekat vermemeyi tavsiye ederlerse) Allah onlara yağmur vermez.”
    Hakim


    ZİNANIN UHREVİ AZABI
    Buharinin sahihinde Semure b. Cündübün rivayet ettiği peygamberimizin rüyasıyla ilgili hadiste şöyle anlatılır:
    Rüyasında Cebrail ve Mikail peygamber asv’e geldiler. Bundan sonrasını peygamber as şöyle anlatmıştır: “Beraberce gittik, üst tarafı dar alt tarafı geniş, tandıra benzer bir şeye uğradık. Onun içinden gürültü ve sesler geliyordu. Baktık ve gördük ki, orada çıplak erkek ve kadınlar vardır. Onlara altlarından yakıcı bir alev geliyordu. Bu ateş onlara gelince sıcaklığın şiddetinden çığlık atıyor, bağırıyorlardı. Ben “Ey Cibril! Bunlar kimlerdir diye sordum. Dedi ki “Bunlar zina eden erkek ve kadınlardır. Bu onların kıyamete kadar sürecek olan azabıdır” dedi.
    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Allah kıyamet gününde 3 zümreyle konuşmaz, onlara bakmaz, onları (günahlardan) temizlemez (affetmez), onlar için elem verici bir azab vardır. Onlar; zina eden ihtiyar adam, çok yalancı hükümdar (devlet başkanı), kibirli fakirdir.
    Ahmed, Müslim, Nesei, Beyhaki
    İbn Ömer (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Üç zümre cennete giremez, kıyamet günü onların yüzüne de bakılmaz. Anne babasına asi olan, kendini erkeklere benzeten kadın ve deyyus.
    Ahmed, Nesei

    ZİNA ÇEŞİTLERİEbu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Ademoğluna (iradesiyle yapacağı) zinadan nasibi yazıldı. Şüphesiz o buna erişecektir. Gözlerin zinası bakmaktır. Kulakların zinası (fuhşiyatla ilgili şeyleri) dinlemektir. Dilin zinası konuşmaktır. Elin zinası tutmaktır. Ayağın zinası (fuhuşla ilgili yerlere doğru) yürümektir. Kalb arzu ve temenni eder, tenasül aleti ise bunu ya tasdik eder, ya da yalanlar.”
    Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesei

    EL ZİNASI
    Ma’kıl b. Yesar (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Sizden birisinin elinin, kendisine helal olmayan bir kadının eline değmesindense, onun başına demirden bir milin sokulması, onun için daha hayırlıdır”.
    Taberani, Beyhaki (Taberaninin ravileri sika ve hadis sahihtir)

    GÖZ ZİNASI
    Resulüm!) Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan çeksinler ve ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphe yok ki Allah onların yaptıklarından haberdardır.
    Nur: 30
    Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan mesuldür.
    Isra: 36
    Allah gözlerin hainliğini de bilir, gönüllerin gizlediğini de.
    Gafir: 19
    Şüphe yok ki Rabbin (her an) gözetleme yerindedir.
    Fecr: 14
    Abdullah b. Mes’ud (ra)’den, Peygamber (asv)'in Rabbi Azze ve Celle’den naklen şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “(Harama) bakma şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korktuğundan dolayı onu terk ederse, o günahın yerini iman ile değiştiririm ki, onun tatlılığını kalbinde hisseder”.
    Taberani, Hakim
    Ebu Ümame (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Bir kadının güzelliklerini görüp, sonra bakışlarını ondan çeviren hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah (bundan dolayı) onun için kalbinde tatlılığını hissedeceği bir ibadet (sevabı) yaratmış olmasın.”
    Ahmed, Taberani
    Beyhaki buradaki görmenin kasıtsız olarak görme olduğunu söylemiştir
    Cerir (ra)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Resulullah asv’a aniden görmeyi sordum, bana “gözünü çevir” dedi.
    Müm’minlerin annesi Ümmü Seleme (ra) şöyle demiştir:
    Peygamber asv’ın yanında Meymune ile beraber oturuyor idik. O sırada (a’ma olan) İbn Ümmü Mektum geldi. -Bu olay hicab emrinden sonra olmuştu-. Peygamber as bize “Çekilin” dedi. Biz; “Ya Resulallah! O a’ma değil mi, bizi ne görür, ne de tanır?” dedik. Peygamber as bize “Sizde a’mamısınız, siz onu görmüyor musunuz?” dedi.
    Ebu Davud, Tirmizi
    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Kıyamet gününde bütün gözler ağlayacaktır. Ancak Allahın haram kıldığı şeylere kapanmış göz, Allah yolunda uykusuz kalan göz ve Allah korkusundan -sineğin başı kadar da olsa- yaş döken göz müstesna.”
    İsbehani

    ERKEĞE BENZEMEYE ÇALIŞAN KADIN VE
    KADINA BENZEMEYE ÇALIŞAN ERKEK
    İbn Abbas şöyle demiştir:
    Resulullah asv kadınlardan erkeklere benzemeye çalışanları, erkeklerden de kadınlara benzeyenleri lanetledi ve “Onları evlerinizden çıkarın” diye emretti. Resulullah bizzat kendisi falancayı evinden çıkardı, Ömerde falancayı (evinden) çıkardı.
    Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed,
    Ebu Hureyre (ra) şöyle demiştir:
    Peygamber asv kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet etti.
    Ebu Davud, İbn Hibban, Beyhaki.

    ECNEBİ KADINLARLA BAŞBAŞA KALMAMAK
    Ukbe b. Amir (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    (Kendilerine nikah düşen) kadınların yanlarına girmekten sakının. (Onlarla baş başa kalmayın). Ensardan birisi “Ya Resulallah! Kayın olursa ne dersin?”. Peygamber as “Kayın ölümdür” buyurdu.
    Bu hususta başka bir hadiste şöyledir: “Bir erkek bir kadınla baş başa kalırsa, onların üçüncüsü mutlaka şeytandır.”
    Tirmizi
    Buhari ve Müslimin İbni Abbasdan yaptıkları bir rivayette “Sizden biri bir kadınla baş başa kalmasın, ancak mahremi olursa başka.” denilmiştir.

    KADININ SÜSLENİP KOKULANARAK SOKAĞA ÇIKMASI
    Ebu Musa (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Bir kadın kokulanıp bir meclisin önünden geçerse, ona bakan her göz (ve o kadın) zina etmiş olur.
    Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbn Huzeyme, İbn Hibban
    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Aişe (ra)’dan, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    Resulallah asv mescide otururken, Müzeyne kabilesinden bir kadın süsler içerisinde eteklerini sürükleyerek mescide girdi.

    GİYİNİK FAKAT ÇIPLAK KADINLAR
    Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Cehennem ehlinden iki sınıf var ki, onları görmedim. (Onlardan biri) ineklerin kuyrukları gibi kamçılarla insanları dövenlerdir. Diğer ikincisi de, giyinik, fakat çıplak olan, kibirlenerek yürüyen, öteki kadınları kendileri gibi olmaya zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. Onlar cennete girmeyecekler, onun kokusunu bile alamıyacaklar. Halbuki onun kokusu şu kadar (500 sene) mesafeden hissedilir.”
    Müslim

  3. 26.Kasım.2007, 13:18
    2
    suara
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 770
    Mesaj Sayısı: 1,527
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19
    Yaş: 43

    --->: Zina ile ilgili hadis-i şerifler





    ZINA ILE ILGILI AYETLER

    NİSÂ SÛRESi

    (24) (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah'ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helal kılındı. Onlardan (nikahlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    NİSÂ SÛRESİ
    (25) Sizden kimin, hür mü'min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü'min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları halinde sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    MÂİDE SÛRESİ
    (5) Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü'min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkar ederse bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.

    İSRÂ SÛRESİ
    (32) zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.

    NÛR SÛRESİ
    (2) zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.

    NÛR SÛRESİ
    (3) zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah'a ortak koşan bir kadınla evlenir. zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah'a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu mü'minlere haram kılınmıştır.

    NÛR SÛRESİ
    (4) Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere :-):-):-):-)en değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.

    NÛR SÛRESİ
    (7) Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.

    NÛR SÛRESİ
    (24) İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mü'min kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde onlara çok büyük bir azap vardır.

    FURKÂN SÛRESİ
    (68) Onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah'ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.

    MÜMTEHİNE SÛRESİ
    (12) Ey Peygamber! Mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek,5 hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.


  4. 26.Kasım.2007, 13:18
    2
    Devamlı Üye




    ZINA ILE ILGILI AYETLER

    NİSÂ SÛRESi

    (24) (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah'ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helal kılındı. Onlardan (nikahlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    NİSÂ SÛRESİ
    (25) Sizden kimin, hür mü'min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü'min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları halinde sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    MÂİDE SÛRESİ
    (5) Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü'min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkar ederse bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.

    İSRÂ SÛRESİ
    (32) zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.

    NÛR SÛRESİ
    (2) zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.

    NÛR SÛRESİ
    (3) zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah'a ortak koşan bir kadınla evlenir. zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah'a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu mü'minlere haram kılınmıştır.

    NÛR SÛRESİ
    (4) Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere :-):-):-):-)en değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.

    NÛR SÛRESİ
    (7) Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.

    NÛR SÛRESİ
    (24) İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mü'min kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde onlara çok büyük bir azap vardır.

    FURKÂN SÛRESİ
    (68) Onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah'ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.

    MÜMTEHİNE SÛRESİ
    (12) Ey Peygamber! Mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek,5 hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  5. 04.Ekim.2008, 14:28
    3
    Gölge AdaM
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ocak.2008
    Üye No: 8086
    Mesaj Sayısı: 74
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Bilmiyorumki

    --->: Zina ile ilgili hadis-i şerifler

    710 - İbnu'z-Zübeyr (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:
    "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "(Kâbe'ye) Kur'ân-ı Kerim'de, Beytu'l-Atik denmiş olması (Hacc 29, 33) ona hiç bir cebbârın galebe çalmamış olmasındandır."
    Tirmizi, Tefsir, Hâcc (3169).
    711 - İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Mekke'den çıkarıldığı zaman Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) şöyle söyledi: "Peygamberlerine eziyet ettiler, o da (dayanamayıp) oradan çıktı. Mutlaka helâk olacaklar." Bunun üzerine şu ayet indi: "Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koşup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeye elbette kâdirdir" (Hacc 39). Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) der ki: "Bu ayet üzerine anladım ki, (müşriklerle) savaş olacak."
    Tirmizi, Tefsir, Hacc, (3170); Nesâî, Cihad 1, (6, 2).
    KAD EFLAHA (MÜ'MİNUN) SURESİ
    712 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a sorarak: "Ey Allah'ın Resûlü, "Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler. O uğurda ileri geçerler" (Mü'minun 60) ayetinde kastedilenler, şarap içenler, hırsızlık yapanlar mı? dedim. Bana "Hayır ey Sıddik'in kızı. Aksine onlar, oruç tutup, sadaka verip, yaptıkları bu hayırların kendilerinden kabul edilmemesinden korkanlardır. (Baksana ayet ne buyuruyor): "İşte onlar iyi işlerde yarış ederler" cevabını verdi."
    Tirmizi, Tefsir, Mü'minun (3174).
    713 - Ebu Said el-Hudri (radıyallahu anh), "Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır" (Mü'minun 104) ayeti hakkında şu açıklamayı yapar: "Ateş yüzü kızartır ve üst dudak büzülür, öyle ki, başının ortasına kadar çekilir, alt dudak da aşağıya sallanır ve göbeğe kadar düşer."
    Tirmizi, Tefsir, Mü'minun, (3175)
    NUR SURESİ
    714 - Amr İbnu Şu'ayb, babası, dedesi tarikiyle rivayet ediyor: "Kendisine Mersed İbnu Ebi Mersed denen bir zât (radıyallahu anh) vardı. Mekke'den Medine'ye esir taşırdı. Mekke'de Anâk adında fahişe bir kadın bu adamın dostu idi. Mekkeli esirlerden birine, kendisini götürmeyi vaadetmişti. (Şimdi hikayesini kendisinden dinleyelim):
    -"Mersed'sin değil mi?" dedi. Ben:
    -"Evet Mersed'im" dedim.
    -"Merhaba, hoş geldin, gel yanımızda geceyi geçir!" dedi. Ben:
    -"Hayır, ey Anâk, Allah zinayı haram etti" dedim. Kadın:
    -"Ey çadır ahalisi, bu adam esirlerinizi götürüyor!" diye bağırdı. Kaçtım.
    Beni sekiz kişi takip etti. Handeme Dağı'nın yolunu tuttum, bir mağaraya girdim. Takipçiler arkamdan gelip mağaranın ağzını tuttular. Tepemden üzerime bevlettiler. Sidikleri başıma isâbet etti. Ancak Allah, onların beni görmelerine mani oldu. Sonra dönüp gittiler.
    Ben de arkadaşımın yanına döndüm. Onu sırtladım. Ağır birisiydi. Mekke'nin dışındaki İzhir denen mevkiye geldim. Orada demir bukağılarını çözdüm. Onu sırtımda taşıyordum. Beni çok yormuştu. Nihayet Medine'ye geldim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna çıktım:
    -"Ey Allah'ın Resulü, Anâk'la evleneyim mi?" dedim.
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) cevap vermedi. Sonra şu ayet indi: "Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir..." (Nur, 3).
    Bu vahiy üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana:
    -"Ey Mersed, zina eden erkek ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir, onunla evlenme!" dedi.
    Tirmizi, Tefsir, Nur (3176); Ebu Davud, Nikah 5, (2051); Nesâî, Nikah 12, (6, 66).
    715 - İbnu Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hilal İbnu Ümeyye (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında, hanımının Şerik İbnu Sahmâ ile zina yaptığını söyledi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ya delil getirirsin ya da sırtına hadd tatbik edilir" dedi.
    Hilâl: "Ey Allah'ın Resûlü! Birimiz, hanımı üzerinde bir adam görse, koşup delil mi arayacak?" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) önceki sözünü tekrar ediyordu: "Ya delil getirirsin ya da sırtına had uygulanır." Bunun üzerine Hilâl:
    "Seni hak üzerine gönderen Zât'a kasem olsun doğru söylüyorum. Mutlaka Allah sırtımı hadden kurtaracak bir vahiy gönderecektir" dedi. Cibril (aleyhisselam) indi ve şu vahyi indirdi: "Karılarına zina isnad edip de kendilerinden başka şâhidleri olmayanların şâhidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahid tutmasıyla olur. Beşincisinde eğer yalancılardan ise Allah'ın lânetinin kendisine olmasını diler" (Nur 6-7).
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) oradan ayrıldı. Onlarra adam gönderdi. Hilâl geldi (lânet okuyarak) şehâdette bulundu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Allah biliyor ki, ikinizden biriniz yalancısınız, tevbekâr olanınız var mı?" dedi.
    Sonra kadın kalktı, a da şehâdette bulundu. Kadın beşinci şehâdette iken kıdını durdurdular ve: "Beşinci şehâdet, (yalancı olduğun takdirde) şiddetli azab gerektirir" dediler.
    İbnu Abbâs der ki: Bunun üzerine kadın durakladı ve sükut etti. Öyle ki, yeminden rücû edeceğini sandık.
    Sonra: "Hayır, vallahi kavmimi bundan böyle mahçup hâle düşürmeyeceğim" dedi ve yeminini tamamladı.
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "İyi bakın, eğer bu kadın gözleri sürmeli, kabaları iri, bacakları kalın bir çocuk doğurursa bilin ki bu çocuuk Şerik İbnu Sahmâ'dandır" buyurdu. Gerçekten de bu evsafta bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle söylediler:
    "Eğer, Allah'ın Kitabı'nda kadının yemini ile haddini düşeceği hususunda hüküm gelmemiş olsaydı, (çocuktaki bu benzerlikten hareketle kadının zâniliğine hükmederdim ve) onun benden göreceği vardı."
    Buhari, Tefsir, Nur 3, Şehâdet 21, Talâk 28; Ebu Davud, Talak 27, (2254); Tirmizi, Tefsir, Nur, (3178),
    716 - Zühri merhum, Urve ve başkalarından almış olarak Hz. Aişe'nin şu rivayetini nakleder:
    "Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) buyurmuştur ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir sefere çıkacağı zaman kadınları arasında kur'a çeker, kur'a kime çıkarsa onu beraberinde sefere götürürdü.
    Bir sefer sırasında da benim okum çıktı ve yolculuğuna ben refakat ettim. Bu sefer, örtünme emri geldikten sonra idi. Ben yol sırasında deve sırtında giden bir mahmil içinde taşınıyordum. Konak yerlerinde de onun içinde iken iniyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın o gazvesi sona erinceye kadar hep böyle yol aldık. Nihayet geri döndü ve Medine'ye yakın bir yerde konakladık. Geceleyin bir müddet kaldıktan sonra dönüş emri verildi. Dönüş emri çıktığı sırada ben kalkıp (kâza-yı hacet için tek başıma) sordudan ayrılıp gittim. İhtiyacımı gördükten sonra bineğime geri geldim. O sırada göğsümü yokladım. Yemen'in göz boncuğundan yapılmış gerdanlığım kopmuştu. Aramak üzere geri döndüm. Onu aramak beni epeyce oyaladı. Benim bineğimle meşgul olan askerler gelip mahmilimi deveme yüklemişler. Zannetmişler ki ben mahmilin içindeyim. O zamanlar kadınlar çok hafifti. Az yedikleri için şişman değillerdi. Askerler mahmilini kaldırırken hafifliğine şaşırmayıp yüklemişler. Ben zaten küçük yaşta bir kadındım: Hülâsa devemi sürüp gitmişler.
    Ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Ordugâha geri döndüğüm zaman kimseyi bulamadım. Herkes gitmişti. Önce bulunduğum yere geldim. Beni bir müddet sonra kaybetmiş olduklarını farkederek aramaya geleceklerini düşündüm. Bu halde iken uyku bastırmış ve uyuyup kalmışım.
    Safvan İbnu Muattal es-Sülemî -ki bilâhere (Zekvan'da ikamet ederek) Zekvâni ünvanını da almıştır- (geri gözcülüğü vazifesiyle) ordugâhın gerilerinde geceyi geçirmişti. Sabah olunca benim menzilden geçerken uyuyan bir insan karaltısı görerek yanıma geldi. Görür görmez beni tanıdı. Zira örtünme emri gelmezden önce beni görmüştü.
    Ben onun istirca sesiyle "İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn =Biz Allah'ın kullarıyız ve Allah'a dönüp varacağız" uyandım. Derhal başörtümle yüzümü örttüm. Allah'a kasem olsun bana tek kelime konuşmadı, istircâından başka bir tek sözünü de işitmedim. İndi ve devesini ıhtırdı. Binmem için devenin ön ayaklarına ayağıyla bastı. Ben de bindim. Devemi önden çekti, böylece yol aldık. Ordu bir yerde konakladığı sırada onlara yetiştik.
    (Gecikme hadisesini iftira vesilesi yaparak) benim yüzümden helâk olanlar oldu. Bu işte en büyük vebal de Abdullah İbnu Ubey İbni Selûl'e düşmüştü.
    Medine'ye geldiğimiz zaman bir ay kadar hasta yattım. Meğer bu esnada iftira edenlerin dedikoduları herkesi meşgul ediyormuş. Benim ise hiçbir şeyden haberim olmadı. Ancak bir husus bende kuşku uyandırmıştı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'da, başka zaman hastalanınca gördüğüm iltifat ve alâkayı göremiyordum. Yanıma girip selam veriyor, sonra da: "Şu sizinki nasıl?" deyip çıkıyordu. Bu davranışından biraz işkilleniyordum ama yine de (ortalığı saran) fitneden bihaberdim. Bu halde nekâlet devresine girdim.
    Bir gece, ben ve Ümmü Mistah o zaman için helâ olarak kullandığımız menâsı (denen çukurların bulunduğu semte) doğru gitmiştik. Biz buraya, geceden geceye çıkardık. (Hicab ayetinden sonra) evlerde helâlar inşa edilince çıkmaz olduk. Bundan önce biz de, eski Arapların def-i hâcetteki usulüne uyuyorduk. Ben ve Ümmü Mistah -ki bu kadın Ebu Rühm İbnu Muttalib İbni Abdi Menaf'ın kızıdır- böylece yürüdük. Onun annesi Ebu Bekri's-Sıddîk'ın teyzesi olan Sahr İbnu Âmir'in kızıdır. Oğlu da Mistah İbnu Üsâse İbnu Ubâd İbni'l-Muttalib'dir.
    İşimiz bittikten sonra yürüyorduk. Ümmü Mistah, ayağı örtüsüne takılarak düştü. Kadın (böyle can yakıcı durumlarda söylenmesi âdet olan "düşmanın helâk olsun demedi): "Mistah helâk olsun!" diye (oğluna) beddua etti. Ben kadına:
    -"Amma da yaptın!" Bedir gazvesine katılan bir kimseye beddua ediyorsun ha!" dedim.
    -"Anacığım! onun ne söylediğini işitmedin mi?" dedi.
    -"Ne söylemiş ki?" dedim.
    Bunun üzerine iftiracıların söylediklerini bir bir anlattı. Hastalığıma yeni hastalık katıldı.
    Eve dönünce, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanıma girdi ve:
    (İsmimi söylemeden) "Adamınız nasıl." dedi. Ben:
    -"Ebeveynimin yanına gitmeye izin ver" dedim. Ben, haberin aslını annemle babamdan işitmek istiyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) izin verdi, ben de ebeveynimin yanına geldim. Anneme:
    -"Ey anneciğim, halk arasında söylenen bu sözler nedir?" dedim.
    -"Ey kızım! Sen bu meseleyi büyütme. Allah'a kasem olsun güzel ve kocasının yanında sevgili olan, birçok kumaları (ortak) bulunan bir kadın hakkında her zaman çok dedikodu ederler" dedi. Ben:
    -"Sübhanallah, demek halk böyle söylüyor ha!" dedim.
    O gece sabaha kadar hiç durmadan ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi.
    Sabah oldu, ben hâlâ ağlıyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) o gün Ali İbnu Ebi Talib'i ve Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhüma)'i çağırmıştı. Benimle ilgili vahyin gecikmesi üzerine ailesiyle ayrılma hususunda onlarla istişâre ediyordu.
    Üsâme (radıyallahu anh), ehlinin suçsuzluğu hususunda onlara karşı içinde beslediği sevgiye dayanarak, bildiği hususu şöyle dile getirmişti:
    -"Ey Allah'ın Resûlü! Onlar zevcelerinizdir. Allah'a kasem olsun, onlar hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz."
    Ali İbnu Ebî Tâlib de şöyle demişti:
    -"Ey Allah'ın Resûlü, Allah sana darlık vermez. Ondan başka kadın çoktur. Sen câriyene sor, (onun hâlinni o daha iyi bilir), sana gerçeği haber verir."
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu tavsiye üzerine cariyemiz Berîre'yi çağırdı ve:
    -"Ey Berîre, söyle! Aişe'de sana şüphe verici bir husus gördün mü?" diye sordu. Berîre:
    -"Hayır! Seni hak üzerine peygamber olarak gönderen Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, ben onda fena bulduğum bir şey görmedim. Ayıplanabilecek tek gördüğüm şey şudur: "Yaşı genç olduğu için, ailesi için yoğurduğu hamurun üzerine uyur, bu sırada gelen keçi, hamurdan yerdi."
    (Bu soruşturma sonunda) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kalkıp mescidde bir hutbe okur. Bu iftirayı ilk defa çıkaran Abdullah İbni Ubey İbni Selûl hakkında söz etmekten özür dileyerek, minberde şunları söyler:
    -"Ehlim hakkında bana sıkıntı veren adamı cezalandırmada, intikamımı almada bana kim yardım edecek? Allah'a yemin olsun ehlim hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Adı iftiraya karıştırılan bir adamdan söz ettiler. Onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum. O ailemin yanına ben olmayınca hiç girmemiştir."
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu sözleri üzerine (Evs kabilesinin reisi) Sa'd İbnu Muâz (radıyallahu anh) kalktı ve:
    -"Ey Allah'ın Resûlü! Allah'a yemin olsun biz ondan senin intikamını alırız! Eğer Evs kabilesindense boynunu vururuz. Hazreçli kardeşlerimizden ise, bize sen emredersin, biz emrini aynen yerine getiririz!" dedi.
    Hazreç kabilesinin reisi olan Sa'd İbnu Ubâde ayağa kalktı. Sa'd aslında salih bir kimseydi. Ancak (Sa'd İbnu Muaz'ın konuşmasından alınarak) kabile hamiyet ve gayretine kapılmıştı. Sa'd İbnu Muâz'a dönerek şu sert cevabı verdi:
    -"Vallahi sen yalan söylüyorsun! Sen onu (Abdullah İbnu Ubey İbnu Selül'ü) öldüremezsin. Öldürtmeye gücün de yetmez."
    (Ensar'ın ileri gelenlerinden) Useyd İbnu Hudayr (radıyallahu anh) -ki bu zât da Sa'd İbnu Muaz'ın amcaoğludur- kalkarak Sa'd İbnu Ubâde'ye çıkıştı:
    -"Allah'a yemin olsun yalan söyleyen sensin. Onu mutlaka öldürürüz. (Abdullah İbnu Ubey'e arka çıkıyorsan) sen de münâfıksın, münafıklar hesabına kavga ediyorsun!"
    Derken (Ensâr'ın iki kabilesi) Evs ve Hazreç ayağa kalkmışlar ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) daha minberde iken, birbirlerine girmeye ramak kalmıştı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sükûneti sağlayıncaya kadar gayret sarfetmiş ve minberden inmişti.
    Ben o gün de ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi. Müteakip gece de hep ağladım: Ne gözümün yaşı dindi ne de bir parça olsun uykum geldi. Sabahleyin annem ve babam yanıma geldiler. Böylece ben, iki gece bir gündüz aralıksız ağlamıştım. Öyle ki artık ağlamaktan ciğerlerim parçalanacak diye düşünüyordum.
    Onlar yanımda oturuyorlar, ben de ağlamaya devam ediyordum. Derken Ensar'dan bir kadın izin istedi. Ona, gir dedim. Yanıma oturup o da benimle ağlamaya başladı. Biz bu halde iken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) girdi. Sonra oturdu. Hakkımda söylenen şeyler söylenileden beri yanımda hiç oturmamıştı. Bu arada bir ay geçmiş ve meselemle ilgili herhangi bir vahy gelmemişti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) otururken şehâdet kelimesini de getirmişti. Sonra bana şunları söyledi:
    -"Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle sözler ulaştı. Eğer bu dedikodulardan berî isen Allah seni vahiyle tebrie edecektir. Şayet bir günah işledi isen Allah Teâlâ'ya tevbe et. Zira kul bir günah işler, sonra da günahını itirafla tevbe ederse, Allah Teâlâ tevbesini kabul ve affeder."
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sözlerini tamamlayınca (ızdırabımın şiddetinden) gözlerimin yaşı kurudu, artık tek bir damla bile yaş hissetmiyordum. Babama:
    -"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sözlerine sen cevap ver" dedim.
    Babam:
    -"Vallahi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ne diyeceğimi bilemiyorum" dedi. Anneme yönelerek:
    -"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın söylediklerine sen bâri cevap ver" dedim. Annem de:
    -"Vallahi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ne söyleyeceğimi ben de bilemiyorum" dedi.
    Hz. Aişe devamla der ki: "Ben yaşı henüz küçük bir kadındım. Kur'ân'dan da fazla okumuyordum. Dedim ki:
    -"Vallahi ben biliyorum ki halkın söyleştiği şeyleri işittiniz. Onlar içinize yer etti ve hep inandınız. Size: "Günahsızım" dedim, inanmıyorsunuz. Yapmadığım bir şeyi size itiraf etsem, -Allah biliyor ki ben ondan berîyim- beni tasdik edeceksiniz. Allah'a kasem olsun, sizinle benim durumumu anlatacak en iyi örnek Hz. Yusuf'un babası ve onun şu sözüdür: "Bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza ancak Allah'tan yardım istenir" (Yusuf, 18). Sonra yüzümü çevirip yatağıma sokuldum. Kasem olsun ben o zaman suçsuz olduğumu biliyordum ve Allah'ın benim suçsuzluğumu te'yid edeceğine inanıyordum. Ancak, kesinlikle, Allah'ın benim hakkımda bir vahiy indireceğini, bunun (kıyâmete kadar) okunacağını hiç aklımdan geçirmedim. Ben, kendimi, Allah'ın herhangi bir şekilde tekellüm buyurarak okunacak bir vahiy konusu edilmeye değer bulmuyordum. Ancak, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın göreceği bir rüya yoluyla Allah'ın beni tebrie edeceğini ümid ediyordum.
    Allah'a kasem olsun, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) daha oturmuş olduğu yerden kalkmamış ve ev halkından kimse dışarı çıkmamıştı ki Allah, Resûlüne vahiy indirdi: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı vahiy sırasında her zaman gelen hâlet istila etti. Sonra da o hal zail oldu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tebessüm içindeydiler. Konuştuğu ilk kelime bana şunu söylemek oldu:
    -"Ey Aişe Allah'a hamdet. Zira, seni tebrie buyurdu."
    Annem de bana:
    -"Kalk Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a teşekkür et!" dedi. Ben ise:
    -"Vallahi hayır, ona teşekkür etmeyeceğim, sadece Allahıma hamdediyorum. Benim suçsuzluğumu Rabbim vahiy buyurdu" dedim. Allah'ın indirdiği vahiy şöyleydi:
    -"Muhammed'in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden herbirine kazandığı günah karşılığı ceza vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek-kadın mü'minlerin, kendiliklerinden hüsnüzanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi? Dört şâhid getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar şâhid getirmedikçe, Allah katında yalancı olanlardır. Allah'ın dünya ve âhirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız..." (Nur 20).
    (Bir sayfa tutan) on âyeti, Cenâb-ı Hakk benim suçsuzluğumla ilgili bu ayetleri indirince, Ebu Bekri's-Sıddîk (radıyallahu anh) -ki Mistah İbnu Üsâse'ye akrabalığı ve fakirliği sebebiyle maddi yardımda bulunuyordu- şunu söyledi:
    -"Aişe (radıyallahu anhâ)'ye bu iftirayı yaptıktan sonra, ona artık bir daha yardım yapmayacağım."
    Bunun üzerine şu vahiy indi: "İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır" (Nur, 22).
    Bunun üzerine Ebu Bekri's-Sıddîk (radıyallahu anh): "Evet evet, Allah'a kasem olsun, Allah'ın beni affetmesini çok severim" dedi ve Mistah'a yapmakta olduğu yardımı yapmaya devam etti ve: "Ebediyyen yardımı ondan kesmeyeceğim" dedi.
    Hz. Aieşe (radıyallahu anhâ) sözlerine devamla dedi ki:
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tahkik sırasında Zeyneb Bintu Cahş'a da hakkımda sormuş ve:
    -"Ey Zeyneb, bu hususta ne biliyorsun, ne gördün?" demişti. O da:
    -"Ey Allah'ın Resûlü, ben kulağımı, gözümü işitmediğim, görmediğim şeyden muhafaza ederim. Ben Aişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum!" demişti. Zeyneb (radıyallahu anhâ), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevce-i tâhireleri arasında (bazı faziletleri sebebiyle) benimle boy ölçüşen birisiydi. Allah verâ ve dindarlığı sebebiyle onu (bu meselede müfteriler tarafında yer almaktan) korudu. Onun kız kardeşi Hamna ise, onunla mücâdeleye koyuldu ve helâk olan müfteriler arasında helâk oldu.
    Müfteriler arasında (Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şairi) Hassân İbnu Sâbit (radıyallahu anh) de vardı. Urve der ki: "Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) yanında Hassân'a kötü söz söylenmesinden hoşlanmazdı ve derdi ki: "O şu beyti söyleyen kimsedir: "Babam, babanın babası, ırzım, size karşı Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'in ırzına bekçidir."
    Mesrûk İbnu'l-Ecda der ki:
    -"Ben Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin huzuruna girmiştim. Yanında Hassân İbnu Sâbit (radıyallahu anh)'i gördüm. Hz. Aişe'ye şiir okuyor, bazı beyitleri kendisiyle tezyin ediyordu. Şunu okudu:
    "Afifdir, ağırdır, iffetinden şüphe ne mümkün!
    Kötü düşünceden uzak olanların etleri bile onu aç bırakır."
    Hz. Aişe'ye dedi ki: "Sen nasıl olur da Hassân'ın yanına girmesine izin verirsin, o ki, hakkında Allah şöyle buyurmuştur: "İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır." Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) şu cevabı verdi: "Körlükten daha şiddetli bir azab var mı!" Hz. Aişe sonra şunu da söyledi "O, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı müdafaa ediyordu."
    Buhari, Şehâdât, 15, 30, Hibe 15, Cihad 64, Megâzi 11, 34, Tefsir, Yusuf 3, Nur 6, 11, Eyman 18, İ'tisan 28, Tevhid 35, 52; Müslim, Tevbe 56, (2770); Tirmizi, Tefsir, (3179); Nesâi, Tahâret 1194, (1, 163-164).
    717 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Benim özrümle ilgili ayet indiği zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) minbere çıktı, günahsız olduğumu belirtti, arkasından ilgili ayetleri okudu ve iki kadın ve bir erkeğin cezalandırılmalarını emretti. Üçü de had cezası olan celde'ye (değneklenmeye) tâbi tutuldular.
    Tirmizi, Tefsir, Nur (3180).
    718 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Allah ilk muhacir kadınlara rahmetini bol kılsın; "Kadınlar baş örtülerini yakalarının üzerini (örtecek şekilde) koysunlar" (Nur 31) âyeti indiği zaman örtülerini (kenardan) yırtarak onunla (yüzlerini de) örttüler."
    Buhârî, Tefsir, Nur 12; Ebu Davud, Libas 33, (4102).
    719 - İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ): "(Ey Muhamed)! Mü'min kadınlara da söyle! Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler iffetlerini korusunlar..." diye başlayıp kadınlara örtünmeyi emreden âyeti (Nur 31) daha sonra gelen şu âyet neshetti ve istisna getirdi:
    "Evlenme ümidi kalmayan ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla dış esvablarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur. Ama sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur" (Nur 60).
    Ebu Dâvud, Libas 37 (4111).


  6. 04.Ekim.2008, 14:28
    3
    Devamlı Üye
    710 - İbnu'z-Zübeyr (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:
    "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "(Kâbe'ye) Kur'ân-ı Kerim'de, Beytu'l-Atik denmiş olması (Hacc 29, 33) ona hiç bir cebbârın galebe çalmamış olmasındandır."
    Tirmizi, Tefsir, Hâcc (3169).
    711 - İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Mekke'den çıkarıldığı zaman Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) şöyle söyledi: "Peygamberlerine eziyet ettiler, o da (dayanamayıp) oradan çıktı. Mutlaka helâk olacaklar." Bunun üzerine şu ayet indi: "Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koşup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeye elbette kâdirdir" (Hacc 39). Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) der ki: "Bu ayet üzerine anladım ki, (müşriklerle) savaş olacak."
    Tirmizi, Tefsir, Hacc, (3170); Nesâî, Cihad 1, (6, 2).
    KAD EFLAHA (MÜ'MİNUN) SURESİ
    712 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a sorarak: "Ey Allah'ın Resûlü, "Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler. O uğurda ileri geçerler" (Mü'minun 60) ayetinde kastedilenler, şarap içenler, hırsızlık yapanlar mı? dedim. Bana "Hayır ey Sıddik'in kızı. Aksine onlar, oruç tutup, sadaka verip, yaptıkları bu hayırların kendilerinden kabul edilmemesinden korkanlardır. (Baksana ayet ne buyuruyor): "İşte onlar iyi işlerde yarış ederler" cevabını verdi."
    Tirmizi, Tefsir, Mü'minun (3174).
    713 - Ebu Said el-Hudri (radıyallahu anh), "Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır" (Mü'minun 104) ayeti hakkında şu açıklamayı yapar: "Ateş yüzü kızartır ve üst dudak büzülür, öyle ki, başının ortasına kadar çekilir, alt dudak da aşağıya sallanır ve göbeğe kadar düşer."
    Tirmizi, Tefsir, Mü'minun, (3175)
    NUR SURESİ
    714 - Amr İbnu Şu'ayb, babası, dedesi tarikiyle rivayet ediyor: "Kendisine Mersed İbnu Ebi Mersed denen bir zât (radıyallahu anh) vardı. Mekke'den Medine'ye esir taşırdı. Mekke'de Anâk adında fahişe bir kadın bu adamın dostu idi. Mekkeli esirlerden birine, kendisini götürmeyi vaadetmişti. (Şimdi hikayesini kendisinden dinleyelim):
    -"Mersed'sin değil mi?" dedi. Ben:
    -"Evet Mersed'im" dedim.
    -"Merhaba, hoş geldin, gel yanımızda geceyi geçir!" dedi. Ben:
    -"Hayır, ey Anâk, Allah zinayı haram etti" dedim. Kadın:
    -"Ey çadır ahalisi, bu adam esirlerinizi götürüyor!" diye bağırdı. Kaçtım.
    Beni sekiz kişi takip etti. Handeme Dağı'nın yolunu tuttum, bir mağaraya girdim. Takipçiler arkamdan gelip mağaranın ağzını tuttular. Tepemden üzerime bevlettiler. Sidikleri başıma isâbet etti. Ancak Allah, onların beni görmelerine mani oldu. Sonra dönüp gittiler.
    Ben de arkadaşımın yanına döndüm. Onu sırtladım. Ağır birisiydi. Mekke'nin dışındaki İzhir denen mevkiye geldim. Orada demir bukağılarını çözdüm. Onu sırtımda taşıyordum. Beni çok yormuştu. Nihayet Medine'ye geldim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna çıktım:
    -"Ey Allah'ın Resulü, Anâk'la evleneyim mi?" dedim.
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) cevap vermedi. Sonra şu ayet indi: "Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir..." (Nur, 3).
    Bu vahiy üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana:
    -"Ey Mersed, zina eden erkek ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir, onunla evlenme!" dedi.
    Tirmizi, Tefsir, Nur (3176); Ebu Davud, Nikah 5, (2051); Nesâî, Nikah 12, (6, 66).
    715 - İbnu Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hilal İbnu Ümeyye (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında, hanımının Şerik İbnu Sahmâ ile zina yaptığını söyledi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ya delil getirirsin ya da sırtına hadd tatbik edilir" dedi.
    Hilâl: "Ey Allah'ın Resûlü! Birimiz, hanımı üzerinde bir adam görse, koşup delil mi arayacak?" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) önceki sözünü tekrar ediyordu: "Ya delil getirirsin ya da sırtına had uygulanır." Bunun üzerine Hilâl:
    "Seni hak üzerine gönderen Zât'a kasem olsun doğru söylüyorum. Mutlaka Allah sırtımı hadden kurtaracak bir vahiy gönderecektir" dedi. Cibril (aleyhisselam) indi ve şu vahyi indirdi: "Karılarına zina isnad edip de kendilerinden başka şâhidleri olmayanların şâhidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahid tutmasıyla olur. Beşincisinde eğer yalancılardan ise Allah'ın lânetinin kendisine olmasını diler" (Nur 6-7).
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) oradan ayrıldı. Onlarra adam gönderdi. Hilâl geldi (lânet okuyarak) şehâdette bulundu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Allah biliyor ki, ikinizden biriniz yalancısınız, tevbekâr olanınız var mı?" dedi.
    Sonra kadın kalktı, a da şehâdette bulundu. Kadın beşinci şehâdette iken kıdını durdurdular ve: "Beşinci şehâdet, (yalancı olduğun takdirde) şiddetli azab gerektirir" dediler.
    İbnu Abbâs der ki: Bunun üzerine kadın durakladı ve sükut etti. Öyle ki, yeminden rücû edeceğini sandık.
    Sonra: "Hayır, vallahi kavmimi bundan böyle mahçup hâle düşürmeyeceğim" dedi ve yeminini tamamladı.
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "İyi bakın, eğer bu kadın gözleri sürmeli, kabaları iri, bacakları kalın bir çocuk doğurursa bilin ki bu çocuuk Şerik İbnu Sahmâ'dandır" buyurdu. Gerçekten de bu evsafta bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle söylediler:
    "Eğer, Allah'ın Kitabı'nda kadının yemini ile haddini düşeceği hususunda hüküm gelmemiş olsaydı, (çocuktaki bu benzerlikten hareketle kadının zâniliğine hükmederdim ve) onun benden göreceği vardı."
    Buhari, Tefsir, Nur 3, Şehâdet 21, Talâk 28; Ebu Davud, Talak 27, (2254); Tirmizi, Tefsir, Nur, (3178),
    716 - Zühri merhum, Urve ve başkalarından almış olarak Hz. Aişe'nin şu rivayetini nakleder:
    "Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) buyurmuştur ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir sefere çıkacağı zaman kadınları arasında kur'a çeker, kur'a kime çıkarsa onu beraberinde sefere götürürdü.
    Bir sefer sırasında da benim okum çıktı ve yolculuğuna ben refakat ettim. Bu sefer, örtünme emri geldikten sonra idi. Ben yol sırasında deve sırtında giden bir mahmil içinde taşınıyordum. Konak yerlerinde de onun içinde iken iniyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın o gazvesi sona erinceye kadar hep böyle yol aldık. Nihayet geri döndü ve Medine'ye yakın bir yerde konakladık. Geceleyin bir müddet kaldıktan sonra dönüş emri verildi. Dönüş emri çıktığı sırada ben kalkıp (kâza-yı hacet için tek başıma) sordudan ayrılıp gittim. İhtiyacımı gördükten sonra bineğime geri geldim. O sırada göğsümü yokladım. Yemen'in göz boncuğundan yapılmış gerdanlığım kopmuştu. Aramak üzere geri döndüm. Onu aramak beni epeyce oyaladı. Benim bineğimle meşgul olan askerler gelip mahmilimi deveme yüklemişler. Zannetmişler ki ben mahmilin içindeyim. O zamanlar kadınlar çok hafifti. Az yedikleri için şişman değillerdi. Askerler mahmilini kaldırırken hafifliğine şaşırmayıp yüklemişler. Ben zaten küçük yaşta bir kadındım: Hülâsa devemi sürüp gitmişler.
    Ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Ordugâha geri döndüğüm zaman kimseyi bulamadım. Herkes gitmişti. Önce bulunduğum yere geldim. Beni bir müddet sonra kaybetmiş olduklarını farkederek aramaya geleceklerini düşündüm. Bu halde iken uyku bastırmış ve uyuyup kalmışım.
    Safvan İbnu Muattal es-Sülemî -ki bilâhere (Zekvan'da ikamet ederek) Zekvâni ünvanını da almıştır- (geri gözcülüğü vazifesiyle) ordugâhın gerilerinde geceyi geçirmişti. Sabah olunca benim menzilden geçerken uyuyan bir insan karaltısı görerek yanıma geldi. Görür görmez beni tanıdı. Zira örtünme emri gelmezden önce beni görmüştü.
    Ben onun istirca sesiyle "İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn =Biz Allah'ın kullarıyız ve Allah'a dönüp varacağız" uyandım. Derhal başörtümle yüzümü örttüm. Allah'a kasem olsun bana tek kelime konuşmadı, istircâından başka bir tek sözünü de işitmedim. İndi ve devesini ıhtırdı. Binmem için devenin ön ayaklarına ayağıyla bastı. Ben de bindim. Devemi önden çekti, böylece yol aldık. Ordu bir yerde konakladığı sırada onlara yetiştik.
    (Gecikme hadisesini iftira vesilesi yaparak) benim yüzümden helâk olanlar oldu. Bu işte en büyük vebal de Abdullah İbnu Ubey İbni Selûl'e düşmüştü.
    Medine'ye geldiğimiz zaman bir ay kadar hasta yattım. Meğer bu esnada iftira edenlerin dedikoduları herkesi meşgul ediyormuş. Benim ise hiçbir şeyden haberim olmadı. Ancak bir husus bende kuşku uyandırmıştı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'da, başka zaman hastalanınca gördüğüm iltifat ve alâkayı göremiyordum. Yanıma girip selam veriyor, sonra da: "Şu sizinki nasıl?" deyip çıkıyordu. Bu davranışından biraz işkilleniyordum ama yine de (ortalığı saran) fitneden bihaberdim. Bu halde nekâlet devresine girdim.
    Bir gece, ben ve Ümmü Mistah o zaman için helâ olarak kullandığımız menâsı (denen çukurların bulunduğu semte) doğru gitmiştik. Biz buraya, geceden geceye çıkardık. (Hicab ayetinden sonra) evlerde helâlar inşa edilince çıkmaz olduk. Bundan önce biz de, eski Arapların def-i hâcetteki usulüne uyuyorduk. Ben ve Ümmü Mistah -ki bu kadın Ebu Rühm İbnu Muttalib İbni Abdi Menaf'ın kızıdır- böylece yürüdük. Onun annesi Ebu Bekri's-Sıddîk'ın teyzesi olan Sahr İbnu Âmir'in kızıdır. Oğlu da Mistah İbnu Üsâse İbnu Ubâd İbni'l-Muttalib'dir.
    İşimiz bittikten sonra yürüyorduk. Ümmü Mistah, ayağı örtüsüne takılarak düştü. Kadın (böyle can yakıcı durumlarda söylenmesi âdet olan "düşmanın helâk olsun demedi): "Mistah helâk olsun!" diye (oğluna) beddua etti. Ben kadına:
    -"Amma da yaptın!" Bedir gazvesine katılan bir kimseye beddua ediyorsun ha!" dedim.
    -"Anacığım! onun ne söylediğini işitmedin mi?" dedi.
    -"Ne söylemiş ki?" dedim.
    Bunun üzerine iftiracıların söylediklerini bir bir anlattı. Hastalığıma yeni hastalık katıldı.
    Eve dönünce, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanıma girdi ve:
    (İsmimi söylemeden) "Adamınız nasıl." dedi. Ben:
    -"Ebeveynimin yanına gitmeye izin ver" dedim. Ben, haberin aslını annemle babamdan işitmek istiyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) izin verdi, ben de ebeveynimin yanına geldim. Anneme:
    -"Ey anneciğim, halk arasında söylenen bu sözler nedir?" dedim.
    -"Ey kızım! Sen bu meseleyi büyütme. Allah'a kasem olsun güzel ve kocasının yanında sevgili olan, birçok kumaları (ortak) bulunan bir kadın hakkında her zaman çok dedikodu ederler" dedi. Ben:
    -"Sübhanallah, demek halk böyle söylüyor ha!" dedim.
    O gece sabaha kadar hiç durmadan ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi.
    Sabah oldu, ben hâlâ ağlıyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) o gün Ali İbnu Ebi Talib'i ve Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhüma)'i çağırmıştı. Benimle ilgili vahyin gecikmesi üzerine ailesiyle ayrılma hususunda onlarla istişâre ediyordu.
    Üsâme (radıyallahu anh), ehlinin suçsuzluğu hususunda onlara karşı içinde beslediği sevgiye dayanarak, bildiği hususu şöyle dile getirmişti:
    -"Ey Allah'ın Resûlü! Onlar zevcelerinizdir. Allah'a kasem olsun, onlar hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz."
    Ali İbnu Ebî Tâlib de şöyle demişti:
    -"Ey Allah'ın Resûlü, Allah sana darlık vermez. Ondan başka kadın çoktur. Sen câriyene sor, (onun hâlinni o daha iyi bilir), sana gerçeği haber verir."
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu tavsiye üzerine cariyemiz Berîre'yi çağırdı ve:
    -"Ey Berîre, söyle! Aişe'de sana şüphe verici bir husus gördün mü?" diye sordu. Berîre:
    -"Hayır! Seni hak üzerine peygamber olarak gönderen Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, ben onda fena bulduğum bir şey görmedim. Ayıplanabilecek tek gördüğüm şey şudur: "Yaşı genç olduğu için, ailesi için yoğurduğu hamurun üzerine uyur, bu sırada gelen keçi, hamurdan yerdi."
    (Bu soruşturma sonunda) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kalkıp mescidde bir hutbe okur. Bu iftirayı ilk defa çıkaran Abdullah İbni Ubey İbni Selûl hakkında söz etmekten özür dileyerek, minberde şunları söyler:
    -"Ehlim hakkında bana sıkıntı veren adamı cezalandırmada, intikamımı almada bana kim yardım edecek? Allah'a yemin olsun ehlim hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Adı iftiraya karıştırılan bir adamdan söz ettiler. Onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum. O ailemin yanına ben olmayınca hiç girmemiştir."
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu sözleri üzerine (Evs kabilesinin reisi) Sa'd İbnu Muâz (radıyallahu anh) kalktı ve:
    -"Ey Allah'ın Resûlü! Allah'a yemin olsun biz ondan senin intikamını alırız! Eğer Evs kabilesindense boynunu vururuz. Hazreçli kardeşlerimizden ise, bize sen emredersin, biz emrini aynen yerine getiririz!" dedi.
    Hazreç kabilesinin reisi olan Sa'd İbnu Ubâde ayağa kalktı. Sa'd aslında salih bir kimseydi. Ancak (Sa'd İbnu Muaz'ın konuşmasından alınarak) kabile hamiyet ve gayretine kapılmıştı. Sa'd İbnu Muâz'a dönerek şu sert cevabı verdi:
    -"Vallahi sen yalan söylüyorsun! Sen onu (Abdullah İbnu Ubey İbnu Selül'ü) öldüremezsin. Öldürtmeye gücün de yetmez."
    (Ensar'ın ileri gelenlerinden) Useyd İbnu Hudayr (radıyallahu anh) -ki bu zât da Sa'd İbnu Muaz'ın amcaoğludur- kalkarak Sa'd İbnu Ubâde'ye çıkıştı:
    -"Allah'a yemin olsun yalan söyleyen sensin. Onu mutlaka öldürürüz. (Abdullah İbnu Ubey'e arka çıkıyorsan) sen de münâfıksın, münafıklar hesabına kavga ediyorsun!"
    Derken (Ensâr'ın iki kabilesi) Evs ve Hazreç ayağa kalkmışlar ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) daha minberde iken, birbirlerine girmeye ramak kalmıştı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sükûneti sağlayıncaya kadar gayret sarfetmiş ve minberden inmişti.
    Ben o gün de ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi. Müteakip gece de hep ağladım: Ne gözümün yaşı dindi ne de bir parça olsun uykum geldi. Sabahleyin annem ve babam yanıma geldiler. Böylece ben, iki gece bir gündüz aralıksız ağlamıştım. Öyle ki artık ağlamaktan ciğerlerim parçalanacak diye düşünüyordum.
    Onlar yanımda oturuyorlar, ben de ağlamaya devam ediyordum. Derken Ensar'dan bir kadın izin istedi. Ona, gir dedim. Yanıma oturup o da benimle ağlamaya başladı. Biz bu halde iken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) girdi. Sonra oturdu. Hakkımda söylenen şeyler söylenileden beri yanımda hiç oturmamıştı. Bu arada bir ay geçmiş ve meselemle ilgili herhangi bir vahy gelmemişti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) otururken şehâdet kelimesini de getirmişti. Sonra bana şunları söyledi:
    -"Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle sözler ulaştı. Eğer bu dedikodulardan berî isen Allah seni vahiyle tebrie edecektir. Şayet bir günah işledi isen Allah Teâlâ'ya tevbe et. Zira kul bir günah işler, sonra da günahını itirafla tevbe ederse, Allah Teâlâ tevbesini kabul ve affeder."
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sözlerini tamamlayınca (ızdırabımın şiddetinden) gözlerimin yaşı kurudu, artık tek bir damla bile yaş hissetmiyordum. Babama:
    -"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sözlerine sen cevap ver" dedim.
    Babam:
    -"Vallahi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ne diyeceğimi bilemiyorum" dedi. Anneme yönelerek:
    -"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın söylediklerine sen bâri cevap ver" dedim. Annem de:
    -"Vallahi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ne söyleyeceğimi ben de bilemiyorum" dedi.
    Hz. Aişe devamla der ki: "Ben yaşı henüz küçük bir kadındım. Kur'ân'dan da fazla okumuyordum. Dedim ki:
    -"Vallahi ben biliyorum ki halkın söyleştiği şeyleri işittiniz. Onlar içinize yer etti ve hep inandınız. Size: "Günahsızım" dedim, inanmıyorsunuz. Yapmadığım bir şeyi size itiraf etsem, -Allah biliyor ki ben ondan berîyim- beni tasdik edeceksiniz. Allah'a kasem olsun, sizinle benim durumumu anlatacak en iyi örnek Hz. Yusuf'un babası ve onun şu sözüdür: "Bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza ancak Allah'tan yardım istenir" (Yusuf, 18). Sonra yüzümü çevirip yatağıma sokuldum. Kasem olsun ben o zaman suçsuz olduğumu biliyordum ve Allah'ın benim suçsuzluğumu te'yid edeceğine inanıyordum. Ancak, kesinlikle, Allah'ın benim hakkımda bir vahiy indireceğini, bunun (kıyâmete kadar) okunacağını hiç aklımdan geçirmedim. Ben, kendimi, Allah'ın herhangi bir şekilde tekellüm buyurarak okunacak bir vahiy konusu edilmeye değer bulmuyordum. Ancak, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın göreceği bir rüya yoluyla Allah'ın beni tebrie edeceğini ümid ediyordum.
    Allah'a kasem olsun, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) daha oturmuş olduğu yerden kalkmamış ve ev halkından kimse dışarı çıkmamıştı ki Allah, Resûlüne vahiy indirdi: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı vahiy sırasında her zaman gelen hâlet istila etti. Sonra da o hal zail oldu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tebessüm içindeydiler. Konuştuğu ilk kelime bana şunu söylemek oldu:
    -"Ey Aişe Allah'a hamdet. Zira, seni tebrie buyurdu."
    Annem de bana:
    -"Kalk Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a teşekkür et!" dedi. Ben ise:
    -"Vallahi hayır, ona teşekkür etmeyeceğim, sadece Allahıma hamdediyorum. Benim suçsuzluğumu Rabbim vahiy buyurdu" dedim. Allah'ın indirdiği vahiy şöyleydi:
    -"Muhammed'in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden herbirine kazandığı günah karşılığı ceza vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek-kadın mü'minlerin, kendiliklerinden hüsnüzanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi? Dört şâhid getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar şâhid getirmedikçe, Allah katında yalancı olanlardır. Allah'ın dünya ve âhirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız..." (Nur 20).
    (Bir sayfa tutan) on âyeti, Cenâb-ı Hakk benim suçsuzluğumla ilgili bu ayetleri indirince, Ebu Bekri's-Sıddîk (radıyallahu anh) -ki Mistah İbnu Üsâse'ye akrabalığı ve fakirliği sebebiyle maddi yardımda bulunuyordu- şunu söyledi:
    -"Aişe (radıyallahu anhâ)'ye bu iftirayı yaptıktan sonra, ona artık bir daha yardım yapmayacağım."
    Bunun üzerine şu vahiy indi: "İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır" (Nur, 22).
    Bunun üzerine Ebu Bekri's-Sıddîk (radıyallahu anh): "Evet evet, Allah'a kasem olsun, Allah'ın beni affetmesini çok severim" dedi ve Mistah'a yapmakta olduğu yardımı yapmaya devam etti ve: "Ebediyyen yardımı ondan kesmeyeceğim" dedi.
    Hz. Aieşe (radıyallahu anhâ) sözlerine devamla dedi ki:
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tahkik sırasında Zeyneb Bintu Cahş'a da hakkımda sormuş ve:
    -"Ey Zeyneb, bu hususta ne biliyorsun, ne gördün?" demişti. O da:
    -"Ey Allah'ın Resûlü, ben kulağımı, gözümü işitmediğim, görmediğim şeyden muhafaza ederim. Ben Aişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum!" demişti. Zeyneb (radıyallahu anhâ), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevce-i tâhireleri arasında (bazı faziletleri sebebiyle) benimle boy ölçüşen birisiydi. Allah verâ ve dindarlığı sebebiyle onu (bu meselede müfteriler tarafında yer almaktan) korudu. Onun kız kardeşi Hamna ise, onunla mücâdeleye koyuldu ve helâk olan müfteriler arasında helâk oldu.
    Müfteriler arasında (Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şairi) Hassân İbnu Sâbit (radıyallahu anh) de vardı. Urve der ki: "Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) yanında Hassân'a kötü söz söylenmesinden hoşlanmazdı ve derdi ki: "O şu beyti söyleyen kimsedir: "Babam, babanın babası, ırzım, size karşı Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'in ırzına bekçidir."
    Mesrûk İbnu'l-Ecda der ki:
    -"Ben Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin huzuruna girmiştim. Yanında Hassân İbnu Sâbit (radıyallahu anh)'i gördüm. Hz. Aişe'ye şiir okuyor, bazı beyitleri kendisiyle tezyin ediyordu. Şunu okudu:
    "Afifdir, ağırdır, iffetinden şüphe ne mümkün!
    Kötü düşünceden uzak olanların etleri bile onu aç bırakır."
    Hz. Aişe'ye dedi ki: "Sen nasıl olur da Hassân'ın yanına girmesine izin verirsin, o ki, hakkında Allah şöyle buyurmuştur: "İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır." Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) şu cevabı verdi: "Körlükten daha şiddetli bir azab var mı!" Hz. Aişe sonra şunu da söyledi "O, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı müdafaa ediyordu."
    Buhari, Şehâdât, 15, 30, Hibe 15, Cihad 64, Megâzi 11, 34, Tefsir, Yusuf 3, Nur 6, 11, Eyman 18, İ'tisan 28, Tevhid 35, 52; Müslim, Tevbe 56, (2770); Tirmizi, Tefsir, (3179); Nesâi, Tahâret 1194, (1, 163-164).
    717 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Benim özrümle ilgili ayet indiği zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) minbere çıktı, günahsız olduğumu belirtti, arkasından ilgili ayetleri okudu ve iki kadın ve bir erkeğin cezalandırılmalarını emretti. Üçü de had cezası olan celde'ye (değneklenmeye) tâbi tutuldular.
    Tirmizi, Tefsir, Nur (3180).
    718 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Allah ilk muhacir kadınlara rahmetini bol kılsın; "Kadınlar baş örtülerini yakalarının üzerini (örtecek şekilde) koysunlar" (Nur 31) âyeti indiği zaman örtülerini (kenardan) yırtarak onunla (yüzlerini de) örttüler."
    Buhârî, Tefsir, Nur 12; Ebu Davud, Libas 33, (4102).
    719 - İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ): "(Ey Muhamed)! Mü'min kadınlara da söyle! Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler iffetlerini korusunlar..." diye başlayıp kadınlara örtünmeyi emreden âyeti (Nur 31) daha sonra gelen şu âyet neshetti ve istisna getirdi:
    "Evlenme ümidi kalmayan ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla dış esvablarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur. Ama sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur" (Nur 60).
    Ebu Dâvud, Libas 37 (4111).

  7. 07.Ağustos.2009, 18:40
    4
    maximilian
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Eylül.2007
    Üye No: 3199
    Mesaj Sayısı: 212
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    --->: Zina ile ilgili hadis-i şerifler

    sağolun paylaşım için Allah razı olsun


  8. 07.Ağustos.2009, 18:40
    4
    Devamlı Üye
    sağolun paylaşım için Allah razı olsun

  9. 17.Ekim.2009, 20:41
    5
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,306
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    peygamberimizin zina ile ilgili hadisleri

    Zina en büyük günahlardandır. peygamberimizin zina ile ilgili hadisleri bunu açıkça gösteriyor



  10. 17.Ekim.2009, 20:41
    5
    Moderatör
    Zina en büyük günahlardandır. peygamberimizin zina ile ilgili hadisleri bunu açıkça gösteriyor


  11. 13.Kasım.2009, 23:57
    6
    Fakı
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Ağustos.2009
    Üye No: 52462
    Mesaj Sayısı: 105
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 28

    --->: Zina ile ilgili hadis-i şerifler

    Şeytanın insana en sinsi giriş şekillerinden biri .
    Ve en kolay aldatma şekillerinden biri . Hele ki bu zamanda . :/
    Rabbim bizi hem uzvun hem de duyu organların zinasından korusun .



  12. 13.Kasım.2009, 23:57
    6
    Fakı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Şeytanın insana en sinsi giriş şekillerinden biri .
    Ve en kolay aldatma şekillerinden biri . Hele ki bu zamanda . :/
    Rabbim bizi hem uzvun hem de duyu organların zinasından korusun .


  13. 11.Mart.2014, 01:32
    7
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,990
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 339
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Zina ile ilgili hadis-i şerifler

    peygamberimizin zina ile ilgili hadisleri
    zina hakkında hadisler

    5194 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Dedim ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Allah nezdinde en büyük günah hangisidir?"
    "Seni yaratmış olan Allah'a eş koşmandır!" buyurdular.
    "Sonra hangisidir?" dedim.
    "Seninle birlikte yiyecek diye, evladını öldürmendir!" buyurdular. Ben yine:
    "Sonra hangisidir?" dedim.
    "Komşunun helalliği ile zina etmendir!" buyurdular."
    Buhâri, Tefsir, Bakara 3, Furkân 3, Edeb 20, Muhâribin 20, Diyât 1, Tevhid 40, 46; Müslim, İman 141, (3181, 3182), Tefsir, Furkân; Nesâi, Tahrim 4, (7, 89, 90); Ebu Dâvud, Talâk 50, (2310).


  14. 11.Mart.2014, 01:32
    7
    Moderatör
    peygamberimizin zina ile ilgili hadisleri
    zina hakkında hadisler

    5194 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Dedim ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Allah nezdinde en büyük günah hangisidir?"
    "Seni yaratmış olan Allah'a eş koşmandır!" buyurdular.
    "Sonra hangisidir?" dedim.
    "Seninle birlikte yiyecek diye, evladını öldürmendir!" buyurdular. Ben yine:
    "Sonra hangisidir?" dedim.
    "Komşunun helalliği ile zina etmendir!" buyurdular."
    Buhâri, Tefsir, Bakara 3, Furkân 3, Edeb 20, Muhâribin 20, Diyât 1, Tevhid 40, 46; Müslim, İman 141, (3181, 3182), Tefsir, Furkân; Nesâi, Tahrim 4, (7, 89, 90); Ebu Dâvud, Talâk 50, (2310).

  15. 06.Mart.2015, 07:50
    8
    NuN
    Üye

    Profili:
    NuN
    Üyelik Tarihi: 16.Ağustos.2007
    Üye No: 1953
    Mesaj Sayısı: 2,076
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: Zina ile ilgili hadis-i şerifler

    peygamberimizin zina ile ilgili hadislerini okuyup hala gözü zinada olana şaşarım


  16. 06.Mart.2015, 07:50
    8
    NuN
    Üye
    peygamberimizin zina ile ilgili hadislerini okuyup hala gözü zinada olana şaşarım

  17. 22.Temmuz.2015, 22:45
    9
    Misafir

    Cevap: Zina ile ilgili hadis-i şerifler

    türban giyip zina yapanların durumu nedir


  18. 22.Temmuz.2015, 22:45
    9
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    türban giyip zina yapanların durumu nedir

  19. 27.Temmuz.2015, 20:18
    10
    Esad
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Haziran.2015
    Üye No: 106396
    Mesaj Sayısı: 35
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Cevap: Zina ile ilgili hadis-i şerifler

    Zina zinadır.Gaflete düşmüştür,her mümin gibi tövbe etmesi gerekir.


  20. 27.Temmuz.2015, 20:18
    10
    Üye
    Zina zinadır.Gaflete düşmüştür,her mümin gibi tövbe etmesi gerekir.

  21. 19.Eylül.2016, 17:32
    11
    Misafir

    Yorum: Zina ile ilgili hadis-i şerifler

    o kadar aciziz ki ister istemez nefsimize yenilip günaha harama düşüyoruz.. insan oğlu şaşar beşer. çok şükür Rabbimize ki tövbe edebilmeyi bize nasip ediyor bahşediyor..allahım bizi tövbe edip bir daha günaha sapmayanlardan eylesin.. belki bir saat sonrası çok geç olabilir güzel bir abdest seccade ve içten gelen bir tövbe.. İnşaAllah..


  22. 19.Eylül.2016, 17:32
    11
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    o kadar aciziz ki ister istemez nefsimize yenilip günaha harama düşüyoruz.. insan oğlu şaşar beşer. çok şükür Rabbimize ki tövbe edebilmeyi bize nasip ediyor bahşediyor..allahım bizi tövbe edip bir daha günaha sapmayanlardan eylesin.. belki bir saat sonrası çok geç olabilir güzel bir abdest seccade ve içten gelen bir tövbe.. İnşaAllah..




+ Yorum Gönder