Konusunu Oylayın.: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir
  1. 16.Ağustos.2012, 16:36
    1
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,354
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir






    Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir Mumsema 'AYDIN İLAHİYATÇI'NIN KUR'AN ANLAYIŞI




    SEMERKAND - Ocak 2007




    Modern zamanlarda Batı’dan dünyaya yayılan ve “evrensel” olduğu söylenen hakim değer yargıları, İslâm dünyasında bir kısım ilahiyatçıları ve yarım aydınları ilgi çekici biçimde bir “din sorgulaması”na itti. Mevcut durumun mutlaklaştırılması sonucunda girilen bu yol, yolcularını, kaçınılmaz olarak “Din’e karşı din” noktasına getirdi.


    İsrailoğulları’nın yaşadığı garip ve garip olduğu kadar da ibretamiz serüven, “Karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yoluna gireceksiniz” (Buhârî, Müslim, Ahmed b. Hanbel) hadisini doğrularcasına modern zamanların “aydın ilahiyatçıları” tarafından tekrarlanıyor. Nasıl İsrailoğulları, kendilerine ait kıldıkları dinlerini, Hz. Musa a.s.’a dayandırdıkları Yahudiliği müdafaa adına nice peygambere karşı çıktılar; din adına nice peygamber katlettiler; modern zamanların “aydın ilahiyatçıları” da benzer bir tavır içinde kendi din anlayışlarını Hz. Peygamber s.a.v.’e rağmen azm-u cezm-u kasd-u musammem ile müdafaa ediyorlar.


    Bu “yeni din” tasavvurunda iki temel unsur tesbit ediyoruz:


    1. Kur’an


    2. Akıl


    Modern Kur’an anlayışı


    Bu unsurlardan ilki, yapılan işe “İslâmî” bir rengin verildiğini ifade etmesi bakımından önemli. Ama sadece bu kadar. Zira bulunduğumuz noktada Kur’an “belirleyen” değil, “belirlenen” konumundadır. Onun ne söylediği değil, “aydın ilahiyatçımız”ın onun ne söylemesini istediğidir önemli olan. Elbette o, söylediği şeyleri Kur’an’a dayandırıyor; görüşlerini desteklemek için ayetler zikrediyor. Ama aslında onun bütün yaptığı, önceden verilmiş kararları, tesbit edilmiş hükümleri Kur’an’a tasdik ettirme gayretinden ibarettir.


    Tek başına bırakılmış, yalıtılmış, Sünnet’in “beyan ediciliği”nden soyutlanmış Kur’an, aslında “kuşatılmış” Kur’an’dır. Zira o artık Sünnet’in çizdiği çerçeveyi bir kenara bırakmak suretiyle “özgürleşmiş” aklın kabul ettiği “evrensel” değer yargıları ekseninde okunacak ve anlaşılacaktır! Dolayısıyla artık Sünnet tarafından beyan edilen Kur’an değil, “çağdaş değer yargıları”nı merkeze alan aklın kabul ve redleri tarafından kuşatılmış bir Kur’an söz konusudur.



    Sünnet hakkında oryantalistler marifetiyle üretilen soru işaretleri, “aydın ilahiyatçımız”ın zihnini öyle kolay istila etti ve onlar tarafından öyle kolayca benimsendi ki, kapıldığı aşağılık kompleksi içinde onları şaşırtıcı biçimde benimsedi, özümsedi, kendisi üretiyormuş gibi düşündü, ifade etti ve yaydı.


    Sünnet’ten soyutlanmış Kur’an’a istediğinizi söyletebilir, istediğiniz fikri ona tasdik ettirebilirsiniz. “Çağdaş yorum” dersiniz, “hermenötik” dersiniz, “tarihsellik” dersiniz... Böylece sadece onu istediğiniz zaman istediğiniz şekilde konuşturma imkânına değil, aynı zamanda istediğiniz zaman susturma imkânına da kavuşmuş olursunuz! Sonuçta Hz. Peygamber s.a.v.’in ve Sahabe’nin anladığı ve uyguladığı İslâm’dan farklı bir şey ortaya çıkmış olsa da, bu o kadar önemli değildir!


    Nitekim 1985 yılında İzmir’de düzenlenen Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Montgomery Watt, hıristiyan bilim adamlarının İncil hakkında yaptıklarını müslüman ilim adamlarının da Kur’an hakkında yapmasını telkin etmekte ve şöyle demektedir:


    “Yeni ilim dallarının bazıları, ilk planda devrin Batı eğitiminin temelleri olan klasik Yunan ve Latin edebiyatına tatbik edildi. Ancak çok önceleri bu yeni disiplinler (tarihî ve edebî tenkit metotları, E.S.) İncil metnine ve İncil tarihine de tatbik edildi. Bu yeni ilimlerle uğraşanlar, çok kere dini tenkit eden; hatta bir bakıma ona düşman (kimseler) olduklarından, onlar, vardıkları neticelerin birçoğunu hıristiyanların birçoğuna imanlarının inkârı gibi anlaşılabilecek usullerle ifade etme temayülünde olmuşlardır.


    Ne var ki, zamanla bazı inançlı ilim adamları kendilerini bu yeni disiplinlerde yetiştirdiler ve vardıkları neticeleri temel Hıristiyan inançlarına uygun olarak formüle ettiler. Onlar, görünürde dine karşı olan orijinal neticelerin birçoğunu kabul ettiler; fakat bunların hiçbir temel dinî doktrine aykırı olmadığını, sadece kutsal metinlerin mahiyetiyle bunların, inananların mevcut imanlarıyla olan münasebeti hakkında bazı basit fikirler ve faraziyelere aykırı olduğunu gösterdiler. Hıristiyan ilim adamlarının büyük çoğunluğu şimdi artık, tarihî ve edebî tenkidin imanı zayıflatmadığı; bilakis onun birçok yönlerinin daha derinliğine anlaşılmasına sevkettiği görüşünü kabul etmektedirler.” (Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu tebliğleri, s. 32.)


    Bu telkin görünüşte Sünnet hakkında herhangi bir şey söylememekte ise de, aslında Sünnet’in “bir şekilde” yok sayıldığı bir zemin üzerinde yapıldığı için “tabiatı gereği” konumuzla yakından ilişkilidir. Bu noktayı biraz açalım:


    Peygambersiz Kitap


    Hıristiyanların dinî geleneği, kutsal saydıkları kitabın, bir “peygamber tebliği”ne dayanmıyor olmasıyla temayüz eder. İslâm’ın Kitabı’nı Hz. Peygamber s.a.v. tebliğ etmiştir; Kur’an, Efendimiz s.a.v.’in tebliğ ve beyanıyla Ümmet’in hayatına yansımış, fonksiyon ifa etmiştir.


    Ancak mevcut İncil(ler), bizzat hıristiyanların da kabul ve ifade ettiği gibi Hz. İsa a.s. tarafından tebliğ edilmiş değildir. Aksine İncil yazarları, İncil metinlerini Hz. İsa a.s.’dan uzun yıllar sonra kaleme almışlardır. Üstelik bu İncil metinleri bugün elde mevcut değildir. Onlar Aramice kaleme alındığı halde, bugün mevcut İncil nüshaları Yunanca asıllardan çoğaltılmıştır.


    Dolayısıyla Hıristiyanlığın gerek itikadî veçhesini, gerekse dinî geleneğini hemen tamamıyla Kilise, yani hıristiyan din adamları oluşturmuştur. Bu sebeple bir hıristiyanın, Peygamber tarafından tebliğ ve beyan edilmiş, pratikte yaşayarak da örnekliği ortaya konmuş bir Kutsal Kitap ve bağlayıcı Peygamber Sünneti anlayışına kesinlikle sahip olmadığına dikkat edilmelidir.


    Onların bu farklı din anlayışı, büyük ölçüde oryantalistlerin çalışmaları ve telkinleri sonucunda zihni çağdaş Batılı değerler etrafında şekillenmiş “aydın ilahiyatçılarımız”a intikal ettiğinde, “müslümanların tartışması gereken” birtakım problemlerden söz edilmeye başlandı. İlahiyat fakültesi öğrencileri, İslâmî kitap ve dergi okuyucuları, bugüne kadar “geleneksel toplum yapısı”, “erkek-egemen kültür”, “Emevi/Arap merkezli din anlayışı” vb. unsurlar sebebiyle gündeme gelmemiş olan birtakım “problemler” bulunduğunu duymaya, okumaya ve giderek dillendirmeye başladı.


    Modern akıl


    Elbette yukarıda kısaca ifade edilen hususlar çalakalem, alelusul yapılıyor değil. Ehl-i Kitab’ın çağdaş versiyonunun yolunu izleyen “aydın ilahiyatçı”, onların kendi kitaplarına yaptığı muameleyi Kur’an’a reva görürken belli bir sistem içinde hareket ediyor.


    Bu “ithal” modern akıl ona, içinde bulunduğumuz “bilgi çağı”nda 1400 yıl öncesinin dar kalıplarına sıkışıp kalmanın Müslümanlık olmadığını fısıldıyor. Ziraat toplumundan bilgi toplumuna geçmiş, her alanda baş döndürücü bir “gelişme” göstermiş bulunan insanlık, elbette yeni anlama ve yorumlama teknikleri ile hareket edecek ve “geleneksel” anlayışı bu çerçevede bir güzel sigaya çekecektir!


    Yapılacak iş basittir: Kur’an’da açık-seçik yer almayan ve fakat Sünnet’le sabit olan hüküm ve uygulamalar baştan reddedilerek, Kur’an’da yer almış olanlar ise türlü şekillerde tevil edilerek hayatın dışına atılacaktır! Geriye kimsenin itiraz etmeyeceği akılcı, eşitlikçi, özgürlükçü, barışçı, hoşgörülü, demokrat bir Kur’an kalacaktır ve bütün bunları yapacak olan da “rasyonalite” ve “sekülerizm” merkezinde icra-i faaliyet eden modern akıldır.


    İşte bu bağlamda yukarıda bir kısmı zikredilen “karşı konulmaz” kavramlara gönderme yapılarak kadının mirastaki payı, erkeğin birden fazla kadınla evlenebilmesi, hadd cezaları gibi pek çok hüküm ve kavram tartışma gündemine sokuldu. Bunların bizzat Kur’an’da yer alıyor oluşu inkâr edilmelerini imkânsız kılıyordu. Bu durumda “aydın ilahiyatçı”nın imdadına “tarihsellik” tezi yetişti. Evet, bu ve benzeri hükümler Kur’an’da mevcuttu ve bir dönem uygulanmıştı. Ancak onların uygulandığı toplum ile bugünkü toplum arasında “gelişmişlik” bakımından kıyas kabul etmez bir farklılık, hatta uçurum vardı. Dolayısıyla o “ilkel” hükümler bugünün gelişmiş toplumuna değil, o günün “ilkel” insanına hitap etmektedir. Bugün onların herhangi bir geçerliliği yoktur!



    Sosyal Darvinizm


    Müslümanlar Darvin’in biyolojik zeminde ifade ettiği “doğal seleksiyon” tezini refleks bir tepkiyle reddetmiştir. Ancak her ne hikmetse biyolojik Darvinizm’in bir versiyonu olan “Sosyal Darvinizm”i büyük ölçüde ve sessiz sedasız kabul etmiş durumda olduğumuz kimsenin dikkatini çekmiyor.


    Efendimiz s.a.v., “Kuşakların en hayırlısı benim dönemimde yaşayanlardır. Sonra onları izleyenler, sonra onları izleyenler gelir...” (Buharî, Müslim, Tirmizî, Ahmed b. Hanbel...) buyurduğu ve Sahabe döneminden itibaren her kuşak, ilmin ve ilim adamlarının gittikçe azalmakta olduğunu, dolayısıyla insanî değerlerde bir düşüş olduğunu vurguladığı halde, birileri bize bunun tam aksini telkin edip duruyor: İnsanlık gittikçe gelişiyor diyorlar; bilgi çağında yaşadığımızı söylüyorlar.


    Kur’an’ı “tarihsellik” tezleri doğrultusunda anlamaya çalışanların, Darvinizm’in sosyal versiyonunu temel bir gerçek olarak kabul ettikleri -kendileri tarafından söylenmese bile- açıkça görülüyor. Zira Kur’an’ın bazı hükümlerinin bugün için “miadını doldurmuş”, dolayısıyla “uygulanamaz” olduğu tezlerinin temelinde Sosyal Darvinizm olgusunun kabulü yatar. Aksi takdirde şu sorunun cevabını vermeleri mümkün değildir: Niçin Kur’an’ın bazı hükümleri geçmişte uygulanabilir olduğu halde bugün bu özellikte değildir?


    Bu sorunun cevabı tekdir: Çünkü bugün hırsızlık yaptı diye kimsenin elini kesemezsiniz. Hırsıza daha “çağdaş” bir ceza vermelisiniz.


    İşte her kim ki bu “çağdaşlık-çağdışılık” anlayışını kabul etmiştir, işte o, günümüzde insanlığın geçmişe oranla daha “gelişmiş” olduğunu kabul etmekle “Sosyal Darvinist” olduğunu ilan etmiş demektir!


    “Bundan ne çıkar?” diye soran çıkabilir. Ama biraz düşününce bundan ne çıktığını anlamak zor değildir. İnsanın, benimsediği değerler ve ifade ettiği kıymet bakımından geçmişe oranla bugün daha ileri bir noktada olduğunu söyleyenler, aslında, nefsinin zebunu kılınmış modern insanının Sahabe’den daha üstün olduğunu söylemiş oluyor.


    “Sahabe döneminde yaşayanlar Kur’an’ın hukukî emir ve yasaklarına uymak zorundadır; ama bugün için bu hükümler tarihseldir, bugünün insanını bağlamaz” demekle, bugünün insanının Sahabe’den üstün olduğunu söylemek arasında hiçbir fark yoktur.


    Ali el-Karî, kendi dönemi için (vefat tarihi 1605’tir) şöyle bir tesbitte bulunuyor: “(...) İlim her geçen zaman gittikçe azalmakta, cehalet ise artmaktadır. Zamanımız alimlerinin ilimde terakki etmesi, günümüzde ilmin seviyesinin düşmüş olmasındandır. Yoksa öncekiler ile sonrakiler arasında ne ilim bakımından, ne de amel, hilm, fazilet, tahkik ve tetkik bakımından bir benzerlik vardır. Zira Efendimiz s.a.v.’in zamanından gittikçe uzaklaşıyor olmak, ilmin azalmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Tıpkı ışık kaynağından uzaklaşmanın, karanlığı artırıp aydınlığı azaltması gibi...


    Buna el-Buhârî’nin rivayet ettiği şu hadis de delalet etmektedir: ‘Ümmetim hiçbir yıla girmeyecek ki, bir sonraki yıl ondan daha beter olmasın.’” (Mirkâtu’l-Mefâtîh, 1/507)

    EbuBekir Sifil


  2. 16.Ağustos.2012, 16:36
    1
    âb ü kil



    'AYDIN İLAHİYATÇI'NIN KUR'AN ANLAYIŞI




    SEMERKAND - Ocak 2007




    Modern zamanlarda Batı’dan dünyaya yayılan ve “evrensel” olduğu söylenen hakim değer yargıları, İslâm dünyasında bir kısım ilahiyatçıları ve yarım aydınları ilgi çekici biçimde bir “din sorgulaması”na itti. Mevcut durumun mutlaklaştırılması sonucunda girilen bu yol, yolcularını, kaçınılmaz olarak “Din’e karşı din” noktasına getirdi.


    İsrailoğulları’nın yaşadığı garip ve garip olduğu kadar da ibretamiz serüven, “Karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yoluna gireceksiniz” (Buhârî, Müslim, Ahmed b. Hanbel) hadisini doğrularcasına modern zamanların “aydın ilahiyatçıları” tarafından tekrarlanıyor. Nasıl İsrailoğulları, kendilerine ait kıldıkları dinlerini, Hz. Musa a.s.’a dayandırdıkları Yahudiliği müdafaa adına nice peygambere karşı çıktılar; din adına nice peygamber katlettiler; modern zamanların “aydın ilahiyatçıları” da benzer bir tavır içinde kendi din anlayışlarını Hz. Peygamber s.a.v.’e rağmen azm-u cezm-u kasd-u musammem ile müdafaa ediyorlar.


    Bu “yeni din” tasavvurunda iki temel unsur tesbit ediyoruz:


    1. Kur’an


    2. Akıl


    Modern Kur’an anlayışı


    Bu unsurlardan ilki, yapılan işe “İslâmî” bir rengin verildiğini ifade etmesi bakımından önemli. Ama sadece bu kadar. Zira bulunduğumuz noktada Kur’an “belirleyen” değil, “belirlenen” konumundadır. Onun ne söylediği değil, “aydın ilahiyatçımız”ın onun ne söylemesini istediğidir önemli olan. Elbette o, söylediği şeyleri Kur’an’a dayandırıyor; görüşlerini desteklemek için ayetler zikrediyor. Ama aslında onun bütün yaptığı, önceden verilmiş kararları, tesbit edilmiş hükümleri Kur’an’a tasdik ettirme gayretinden ibarettir.


    Tek başına bırakılmış, yalıtılmış, Sünnet’in “beyan ediciliği”nden soyutlanmış Kur’an, aslında “kuşatılmış” Kur’an’dır. Zira o artık Sünnet’in çizdiği çerçeveyi bir kenara bırakmak suretiyle “özgürleşmiş” aklın kabul ettiği “evrensel” değer yargıları ekseninde okunacak ve anlaşılacaktır! Dolayısıyla artık Sünnet tarafından beyan edilen Kur’an değil, “çağdaş değer yargıları”nı merkeze alan aklın kabul ve redleri tarafından kuşatılmış bir Kur’an söz konusudur.



    Sünnet hakkında oryantalistler marifetiyle üretilen soru işaretleri, “aydın ilahiyatçımız”ın zihnini öyle kolay istila etti ve onlar tarafından öyle kolayca benimsendi ki, kapıldığı aşağılık kompleksi içinde onları şaşırtıcı biçimde benimsedi, özümsedi, kendisi üretiyormuş gibi düşündü, ifade etti ve yaydı.


    Sünnet’ten soyutlanmış Kur’an’a istediğinizi söyletebilir, istediğiniz fikri ona tasdik ettirebilirsiniz. “Çağdaş yorum” dersiniz, “hermenötik” dersiniz, “tarihsellik” dersiniz... Böylece sadece onu istediğiniz zaman istediğiniz şekilde konuşturma imkânına değil, aynı zamanda istediğiniz zaman susturma imkânına da kavuşmuş olursunuz! Sonuçta Hz. Peygamber s.a.v.’in ve Sahabe’nin anladığı ve uyguladığı İslâm’dan farklı bir şey ortaya çıkmış olsa da, bu o kadar önemli değildir!


    Nitekim 1985 yılında İzmir’de düzenlenen Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Montgomery Watt, hıristiyan bilim adamlarının İncil hakkında yaptıklarını müslüman ilim adamlarının da Kur’an hakkında yapmasını telkin etmekte ve şöyle demektedir:


    “Yeni ilim dallarının bazıları, ilk planda devrin Batı eğitiminin temelleri olan klasik Yunan ve Latin edebiyatına tatbik edildi. Ancak çok önceleri bu yeni disiplinler (tarihî ve edebî tenkit metotları, E.S.) İncil metnine ve İncil tarihine de tatbik edildi. Bu yeni ilimlerle uğraşanlar, çok kere dini tenkit eden; hatta bir bakıma ona düşman (kimseler) olduklarından, onlar, vardıkları neticelerin birçoğunu hıristiyanların birçoğuna imanlarının inkârı gibi anlaşılabilecek usullerle ifade etme temayülünde olmuşlardır.


    Ne var ki, zamanla bazı inançlı ilim adamları kendilerini bu yeni disiplinlerde yetiştirdiler ve vardıkları neticeleri temel Hıristiyan inançlarına uygun olarak formüle ettiler. Onlar, görünürde dine karşı olan orijinal neticelerin birçoğunu kabul ettiler; fakat bunların hiçbir temel dinî doktrine aykırı olmadığını, sadece kutsal metinlerin mahiyetiyle bunların, inananların mevcut imanlarıyla olan münasebeti hakkında bazı basit fikirler ve faraziyelere aykırı olduğunu gösterdiler. Hıristiyan ilim adamlarının büyük çoğunluğu şimdi artık, tarihî ve edebî tenkidin imanı zayıflatmadığı; bilakis onun birçok yönlerinin daha derinliğine anlaşılmasına sevkettiği görüşünü kabul etmektedirler.” (Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu tebliğleri, s. 32.)


    Bu telkin görünüşte Sünnet hakkında herhangi bir şey söylememekte ise de, aslında Sünnet’in “bir şekilde” yok sayıldığı bir zemin üzerinde yapıldığı için “tabiatı gereği” konumuzla yakından ilişkilidir. Bu noktayı biraz açalım:


    Peygambersiz Kitap


    Hıristiyanların dinî geleneği, kutsal saydıkları kitabın, bir “peygamber tebliği”ne dayanmıyor olmasıyla temayüz eder. İslâm’ın Kitabı’nı Hz. Peygamber s.a.v. tebliğ etmiştir; Kur’an, Efendimiz s.a.v.’in tebliğ ve beyanıyla Ümmet’in hayatına yansımış, fonksiyon ifa etmiştir.


    Ancak mevcut İncil(ler), bizzat hıristiyanların da kabul ve ifade ettiği gibi Hz. İsa a.s. tarafından tebliğ edilmiş değildir. Aksine İncil yazarları, İncil metinlerini Hz. İsa a.s.’dan uzun yıllar sonra kaleme almışlardır. Üstelik bu İncil metinleri bugün elde mevcut değildir. Onlar Aramice kaleme alındığı halde, bugün mevcut İncil nüshaları Yunanca asıllardan çoğaltılmıştır.


    Dolayısıyla Hıristiyanlığın gerek itikadî veçhesini, gerekse dinî geleneğini hemen tamamıyla Kilise, yani hıristiyan din adamları oluşturmuştur. Bu sebeple bir hıristiyanın, Peygamber tarafından tebliğ ve beyan edilmiş, pratikte yaşayarak da örnekliği ortaya konmuş bir Kutsal Kitap ve bağlayıcı Peygamber Sünneti anlayışına kesinlikle sahip olmadığına dikkat edilmelidir.


    Onların bu farklı din anlayışı, büyük ölçüde oryantalistlerin çalışmaları ve telkinleri sonucunda zihni çağdaş Batılı değerler etrafında şekillenmiş “aydın ilahiyatçılarımız”a intikal ettiğinde, “müslümanların tartışması gereken” birtakım problemlerden söz edilmeye başlandı. İlahiyat fakültesi öğrencileri, İslâmî kitap ve dergi okuyucuları, bugüne kadar “geleneksel toplum yapısı”, “erkek-egemen kültür”, “Emevi/Arap merkezli din anlayışı” vb. unsurlar sebebiyle gündeme gelmemiş olan birtakım “problemler” bulunduğunu duymaya, okumaya ve giderek dillendirmeye başladı.


    Modern akıl


    Elbette yukarıda kısaca ifade edilen hususlar çalakalem, alelusul yapılıyor değil. Ehl-i Kitab’ın çağdaş versiyonunun yolunu izleyen “aydın ilahiyatçı”, onların kendi kitaplarına yaptığı muameleyi Kur’an’a reva görürken belli bir sistem içinde hareket ediyor.


    Bu “ithal” modern akıl ona, içinde bulunduğumuz “bilgi çağı”nda 1400 yıl öncesinin dar kalıplarına sıkışıp kalmanın Müslümanlık olmadığını fısıldıyor. Ziraat toplumundan bilgi toplumuna geçmiş, her alanda baş döndürücü bir “gelişme” göstermiş bulunan insanlık, elbette yeni anlama ve yorumlama teknikleri ile hareket edecek ve “geleneksel” anlayışı bu çerçevede bir güzel sigaya çekecektir!


    Yapılacak iş basittir: Kur’an’da açık-seçik yer almayan ve fakat Sünnet’le sabit olan hüküm ve uygulamalar baştan reddedilerek, Kur’an’da yer almış olanlar ise türlü şekillerde tevil edilerek hayatın dışına atılacaktır! Geriye kimsenin itiraz etmeyeceği akılcı, eşitlikçi, özgürlükçü, barışçı, hoşgörülü, demokrat bir Kur’an kalacaktır ve bütün bunları yapacak olan da “rasyonalite” ve “sekülerizm” merkezinde icra-i faaliyet eden modern akıldır.


    İşte bu bağlamda yukarıda bir kısmı zikredilen “karşı konulmaz” kavramlara gönderme yapılarak kadının mirastaki payı, erkeğin birden fazla kadınla evlenebilmesi, hadd cezaları gibi pek çok hüküm ve kavram tartışma gündemine sokuldu. Bunların bizzat Kur’an’da yer alıyor oluşu inkâr edilmelerini imkânsız kılıyordu. Bu durumda “aydın ilahiyatçı”nın imdadına “tarihsellik” tezi yetişti. Evet, bu ve benzeri hükümler Kur’an’da mevcuttu ve bir dönem uygulanmıştı. Ancak onların uygulandığı toplum ile bugünkü toplum arasında “gelişmişlik” bakımından kıyas kabul etmez bir farklılık, hatta uçurum vardı. Dolayısıyla o “ilkel” hükümler bugünün gelişmiş toplumuna değil, o günün “ilkel” insanına hitap etmektedir. Bugün onların herhangi bir geçerliliği yoktur!



    Sosyal Darvinizm


    Müslümanlar Darvin’in biyolojik zeminde ifade ettiği “doğal seleksiyon” tezini refleks bir tepkiyle reddetmiştir. Ancak her ne hikmetse biyolojik Darvinizm’in bir versiyonu olan “Sosyal Darvinizm”i büyük ölçüde ve sessiz sedasız kabul etmiş durumda olduğumuz kimsenin dikkatini çekmiyor.


    Efendimiz s.a.v., “Kuşakların en hayırlısı benim dönemimde yaşayanlardır. Sonra onları izleyenler, sonra onları izleyenler gelir...” (Buharî, Müslim, Tirmizî, Ahmed b. Hanbel...) buyurduğu ve Sahabe döneminden itibaren her kuşak, ilmin ve ilim adamlarının gittikçe azalmakta olduğunu, dolayısıyla insanî değerlerde bir düşüş olduğunu vurguladığı halde, birileri bize bunun tam aksini telkin edip duruyor: İnsanlık gittikçe gelişiyor diyorlar; bilgi çağında yaşadığımızı söylüyorlar.


    Kur’an’ı “tarihsellik” tezleri doğrultusunda anlamaya çalışanların, Darvinizm’in sosyal versiyonunu temel bir gerçek olarak kabul ettikleri -kendileri tarafından söylenmese bile- açıkça görülüyor. Zira Kur’an’ın bazı hükümlerinin bugün için “miadını doldurmuş”, dolayısıyla “uygulanamaz” olduğu tezlerinin temelinde Sosyal Darvinizm olgusunun kabulü yatar. Aksi takdirde şu sorunun cevabını vermeleri mümkün değildir: Niçin Kur’an’ın bazı hükümleri geçmişte uygulanabilir olduğu halde bugün bu özellikte değildir?


    Bu sorunun cevabı tekdir: Çünkü bugün hırsızlık yaptı diye kimsenin elini kesemezsiniz. Hırsıza daha “çağdaş” bir ceza vermelisiniz.


    İşte her kim ki bu “çağdaşlık-çağdışılık” anlayışını kabul etmiştir, işte o, günümüzde insanlığın geçmişe oranla daha “gelişmiş” olduğunu kabul etmekle “Sosyal Darvinist” olduğunu ilan etmiş demektir!


    “Bundan ne çıkar?” diye soran çıkabilir. Ama biraz düşününce bundan ne çıktığını anlamak zor değildir. İnsanın, benimsediği değerler ve ifade ettiği kıymet bakımından geçmişe oranla bugün daha ileri bir noktada olduğunu söyleyenler, aslında, nefsinin zebunu kılınmış modern insanının Sahabe’den daha üstün olduğunu söylemiş oluyor.


    “Sahabe döneminde yaşayanlar Kur’an’ın hukukî emir ve yasaklarına uymak zorundadır; ama bugün için bu hükümler tarihseldir, bugünün insanını bağlamaz” demekle, bugünün insanının Sahabe’den üstün olduğunu söylemek arasında hiçbir fark yoktur.


    Ali el-Karî, kendi dönemi için (vefat tarihi 1605’tir) şöyle bir tesbitte bulunuyor: “(...) İlim her geçen zaman gittikçe azalmakta, cehalet ise artmaktadır. Zamanımız alimlerinin ilimde terakki etmesi, günümüzde ilmin seviyesinin düşmüş olmasındandır. Yoksa öncekiler ile sonrakiler arasında ne ilim bakımından, ne de amel, hilm, fazilet, tahkik ve tetkik bakımından bir benzerlik vardır. Zira Efendimiz s.a.v.’in zamanından gittikçe uzaklaşıyor olmak, ilmin azalmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Tıpkı ışık kaynağından uzaklaşmanın, karanlığı artırıp aydınlığı azaltması gibi...


    Buna el-Buhârî’nin rivayet ettiği şu hadis de delalet etmektedir: ‘Ümmetim hiçbir yıla girmeyecek ki, bir sonraki yıl ondan daha beter olmasın.’” (Mirkâtu’l-Mefâtîh, 1/507)

    EbuBekir Sifil

  3. 16.Ağustos.2012, 17:05
    2
    Kuranıanla
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Nisan.2012
    Üye No: 95665
    Mesaj Sayısı: 445
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir




    Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun!" dendiğinde: "Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." derler. Peki, ataları bir şeye akılerdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!...BAKARA 170

    O küfre sapanların durumu, bağırıp çağırma dışında bir şeyi işitmeyen varlıklara haykıranın durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden akıllarını işletemezler onlar.BAKARA 171


    Kimi uzun ömürlü kılarsak, onu yaratılışta gerisin geri çeviririz. Hâlâ akıllarını işletmiyorlar mı? YASİN 68

    DAHA YAZAYIM MI 40-50 AYET DAHA VAR BÖYLE ?

    HEE EN ÖNEMLİSİNİ UNUTMUŞUM..

    Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. YUNUS 100



  4. 16.Ağustos.2012, 17:05
    2
    Kuranıanla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun!" dendiğinde: "Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." derler. Peki, ataları bir şeye akılerdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!...BAKARA 170

    O küfre sapanların durumu, bağırıp çağırma dışında bir şeyi işitmeyen varlıklara haykıranın durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden akıllarını işletemezler onlar.BAKARA 171


    Kimi uzun ömürlü kılarsak, onu yaratılışta gerisin geri çeviririz. Hâlâ akıllarını işletmiyorlar mı? YASİN 68

    DAHA YAZAYIM MI 40-50 AYET DAHA VAR BÖYLE ?

    HEE EN ÖNEMLİSİNİ UNUTMUŞUM..

    Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. YUNUS 100


  5. 16.Ağustos.2012, 17:42
    3
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,354
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

    şu olduğunu iddia ettiğin aklını kullansan da yazıları okuyup öyle cevab yazsan
    biz de sen de bir akıl olduğu iddianda sadık olduğunu bir anlasak


  6. 16.Ağustos.2012, 17:42
    3
    âb ü kil
    şu olduğunu iddia ettiğin aklını kullansan da yazıları okuyup öyle cevab yazsan
    biz de sen de bir akıl olduğu iddianda sadık olduğunu bir anlasak

  7. 16.Ağustos.2012, 17:56
    4
    Kuranıanla
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Nisan.2012
    Üye No: 95665
    Mesaj Sayısı: 445
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

    Aklı kullanmaya yeni din diye ithamda bulunan bir yazıya gerekli cevabı ayetlerle verdiğimi düşünüyorum


  8. 16.Ağustos.2012, 17:56
    4
    Kuranıanla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Aklı kullanmaya yeni din diye ithamda bulunan bir yazıya gerekli cevabı ayetlerle verdiğimi düşünüyorum

  9. 16.Ağustos.2012, 18:07
    5
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,354
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

    geçekten de kısacık bir yazıyı dahi okuyamıyorsun
    okuyorsan da anlamıyorsun değil mi?
    halbuki yazıda aklı kullanmak kötülenmiyor
    akılcılık adı altında ayetlerin reddedilmesi kötüleniyor

    yoksa sen de Kur'an ayetlerinin bir kısmının artık geçersiz olduğunu mu savunuyorsun?


  10. 16.Ağustos.2012, 18:07
    5
    âb ü kil
    geçekten de kısacık bir yazıyı dahi okuyamıyorsun
    okuyorsan da anlamıyorsun değil mi?
    halbuki yazıda aklı kullanmak kötülenmiyor
    akılcılık adı altında ayetlerin reddedilmesi kötüleniyor

    yoksa sen de Kur'an ayetlerinin bir kısmının artık geçersiz olduğunu mu savunuyorsun?

  11. 16.Ağustos.2012, 18:22
    6
    Kuranıanla
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Nisan.2012
    Üye No: 95665
    Mesaj Sayısı: 445
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

    Haşa Kuran ayetleri evrenseldir her çağa ayak uydurabilir o yüzden Allah daracık bir alana sığdırmamış bazı şeyleri insanların insiyatifine bırakmıştır.


  12. 16.Ağustos.2012, 18:22
    6
    Kuranıanla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Haşa Kuran ayetleri evrenseldir her çağa ayak uydurabilir o yüzden Allah daracık bir alana sığdırmamış bazı şeyleri insanların insiyatifine bırakmıştır.

  13. 16.Ağustos.2012, 21:08
    7
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,354
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

    nedir o Allah'ın insanların inisiyatifine bıraktığı şeyler?

    Alıntı
    Allah daracık bir alana sığdırmamış
    Kur'an sana göre dar bir kitap mıdır?
    yoksa diğer hadis inkarcılarının iddia ettiği gibi lazım olan herşeyin açıklandığı bir kitab mıdır?

    mesela şunu diyen bir adama ne dersin:
    Alıntı
    Sana bu Kitap'ı indirdik ki herşey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun.NAHL 89

    Bu ayetin yoruma ihtiyacı var mı ? Herşeyi açıkladık diyen ayettde neden bir kısmını sünnete bıraktım demiyor ? Sen Allahla inatlaşıyorsun tekrar ediyorum ..
    bu adama göre Allah bazı şeylerin açıklamasını sünnete bile bırakmamışken
    sana göre Allah bazı şeylerin açıklamasını zeka ve anlayış bakımından asla Resulullahın seviyesine çıkamayacak insanlara bırakmış
    acaba hanginiz haklısınız?

    hem yukardaki iddianın sahibi
    Kur'an'da "size lazım olan şeylerin bir kısmını sünnete bıraktım" diye bir ayet olmadığı için
    sünnete karşı çıkıyor
    sana göre Kur'an'da "bazı şeyleri insanların insiyatifine bıraktım" diye bir ayet mi var?

    gerçekten merak ediyorum
    siz ikinizi biraraya getirsek tartıştırsak nasıl bir sonuç çıkar acaba?



  14. 16.Ağustos.2012, 21:08
    7
    âb ü kil
    nedir o Allah'ın insanların inisiyatifine bıraktığı şeyler?

    Alıntı
    Allah daracık bir alana sığdırmamış
    Kur'an sana göre dar bir kitap mıdır?
    yoksa diğer hadis inkarcılarının iddia ettiği gibi lazım olan herşeyin açıklandığı bir kitab mıdır?

    mesela şunu diyen bir adama ne dersin:
    Alıntı
    Sana bu Kitap'ı indirdik ki herşey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun.NAHL 89

    Bu ayetin yoruma ihtiyacı var mı ? Herşeyi açıkladık diyen ayettde neden bir kısmını sünnete bıraktım demiyor ? Sen Allahla inatlaşıyorsun tekrar ediyorum ..
    bu adama göre Allah bazı şeylerin açıklamasını sünnete bile bırakmamışken
    sana göre Allah bazı şeylerin açıklamasını zeka ve anlayış bakımından asla Resulullahın seviyesine çıkamayacak insanlara bırakmış
    acaba hanginiz haklısınız?

    hem yukardaki iddianın sahibi
    Kur'an'da "size lazım olan şeylerin bir kısmını sünnete bıraktım" diye bir ayet olmadığı için
    sünnete karşı çıkıyor
    sana göre Kur'an'da "bazı şeyleri insanların insiyatifine bıraktım" diye bir ayet mi var?

    gerçekten merak ediyorum
    siz ikinizi biraraya getirsek tartıştırsak nasıl bir sonuç çıkar acaba?


  15. 16.Ağustos.2012, 22:44
    8
    Kuranıanla
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Nisan.2012
    Üye No: 95665
    Mesaj Sayısı: 445
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

    1. si o adama dedıgın yazıyı yazan benim ama senin dar kafan anlamıyor ne yazık ki , herşeyin açıklandığı kitap Kuranda senin hangi renk elbise giyeceğini tabiki açıklamaz gerekli olan ve dinde olması gerekenler açıklanmıştır bunu anlamıyorsan tam bir cahilsin


  16. 16.Ağustos.2012, 22:44
    8
    Kuranıanla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    1. si o adama dedıgın yazıyı yazan benim ama senin dar kafan anlamıyor ne yazık ki , herşeyin açıklandığı kitap Kuranda senin hangi renk elbise giyeceğini tabiki açıklamaz gerekli olan ve dinde olması gerekenler açıklanmıştır bunu anlamıyorsan tam bir cahilsin

  17. 17.Ağustos.2012, 00:59
    9
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,354
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

    yani işine gelince Allah her şeyi Kur'an'da açıklamıştır
    işine gelince de her şey Kur'an'da açıklanmamıştır diyen
    biri olduğunu kabul ediyorsun
    olsun bu da bir gelişme

    ama hala sorularıma tamamen cevab vermiş değilsin


  18. 17.Ağustos.2012, 00:59
    9
    âb ü kil
    yani işine gelince Allah her şeyi Kur'an'da açıklamıştır
    işine gelince de her şey Kur'an'da açıklanmamıştır diyen
    biri olduğunu kabul ediyorsun
    olsun bu da bir gelişme

    ama hala sorularıma tamamen cevab vermiş değilsin

  19. 17.Ağustos.2012, 01:22
    10
    Kuranıanla
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Nisan.2012
    Üye No: 95665
    Mesaj Sayısı: 445
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

    Din tamamen açıklanmıştır din dışı alan insanlara bırakılmıştır anladın mı ? tekrar yazabılırım ?


  20. 17.Ağustos.2012, 01:22
    10
    Kuranıanla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Din tamamen açıklanmıştır din dışı alan insanlara bırakılmıştır anladın mı ? tekrar yazabılırım ?

  21. 17.Ağustos.2012, 01:38
    11
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,354
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

    o halde bana günde kaç defa ve kaç rekat namaz kıldığını
    hadi bu zor geldi diyelim
    herhangi bir vakit namazını kaç rekat kıldığını
    ayetlerle yaz

    mesela öğle namazına şöyle başlarım sebebi şu ayettir
    sonra şunu yaparım sebebi şu ayettir
    diye tek tek yaz bakalım


  22. 17.Ağustos.2012, 01:38
    11
    âb ü kil
    o halde bana günde kaç defa ve kaç rekat namaz kıldığını
    hadi bu zor geldi diyelim
    herhangi bir vakit namazını kaç rekat kıldığını
    ayetlerle yaz

    mesela öğle namazına şöyle başlarım sebebi şu ayettir
    sonra şunu yaparım sebebi şu ayettir
    diye tek tek yaz bakalım

  23. 17.Ağustos.2012, 01:40
    12
    Kuranıanla
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Nisan.2012
    Üye No: 95665
    Mesaj Sayısı: 445
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis İnkarcılarının Amacı Kur'an'ı Tahrib Etmektir

    Daha önce yazdım sana yazdıgım yazıyı bile kopyaladım namaz vakitleriyle ilgili sende ciddi beyin hasarı var sevgılı kardesım


  24. 17.Ağustos.2012, 01:40
    12
    Kuranıanla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Daha önce yazdım sana yazdıgım yazıyı bile kopyaladım namaz vakitleriyle ilgili sende ciddi beyin hasarı var sevgılı kardesım




+ Yorum Gönder
Git 12 Son