Konusunu Oylayın.: Takvâ ve İlmin Fazileti

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Takvâ ve İlmin Fazileti
  1. 27.Haziran.2008, 20:14
    1
    mohicans
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Haziran.2008
    Üye No: 23746
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 41

    Takvâ ve İlmin Fazileti






    Takvâ ve İlmin Fazileti Mumsema TAKVÂ ve İLMİN FAZİLETİ
    Allâh-u Teâlâ “El-Hucurat” Sûresinin 13. âyetinde şöyle buyuruyor:


    Anlamı:”Muhakkak ki Allâh-u nezdinde en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır"

    Bu âyeti kerime Allâh-u indindeki faziletin takvâ ile olacağını beyan ediyor. Takvâ ise Allâh’ın taatiyle meşgul olmaktır.Yani farzları eda etmek ve haramlardan kaçınmaktır.


    Allâh-u Teâlâ “Âli İmran” Sûresinin 102. âyetinde şöyle buyuruyor:

    Allâh-u Teâlâ bu âyette, O’ndan hakkıyla korkmamızı ve Müslüman olarak ölmemizi emrediyor. Takî kul; Allâh-u indinde kullarından en değerli kuldur.

    Peygamber Efendimiz, Allâh’ın kullarından en değerli kuldur. Çünkü Allâh-u’tan en fazla korkan ve huşu sahibi olan O’dur.
    İmam Buhari’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz –aleyhisselâm- şöyle buyurmuştur:
    Anlamı:”Allâh’ı sizden daha fazla tanır ve O’na en fazla huşu ederim”.

    Takvânın kaynağı kalptir.Sonra o (takvâyı) eseri organlara taşır. Kalbin vücuttakî görevi, kralın halka karşı görevi gibidir. Çok fazla değiştiğinden dolayı kalbe kalp adı verilmiştir. Bütün organlar eller, gözler, ayaklar, dil ve başkaları olsun hepsi kalbin emri altındadır. Kalp salih olursa organlarda salih olurlar.Kalp dürüst olursa organlar da dürüst olurlar. Peygamber Efendimiz, Allâh’ın yarattığı mahlûkatların en efdalıdır. Çünkü içlerinde Allâh-u’tan en çok korkandır. Allâh-u Teâlâ, Peygamber Efendimizin kalbine, hiçbir Peygamberin ve meleğin kalbine koymadığı marifet, O’ndan korku ve sevgi ile doldurmuştur. Peygamber Efendimiz Muhammed, Peygamberlerin en efdalı ve Allâh’ın yarattığı mahlûkatların en mükerremidir. Aynı şekilde bütün Peygamberler ve Melekler, Allâh’a iman eder, O’ndan korkar ve O’na karşı takvâ sahibidirler.

    Takîlerin En Takîsi

    İmam Tirmizi’nin Enes’ten rivâyet ettiğine göre Peygamber Efendimiz aleyhisselâm İsra gecesinde Cennetten getirilen Burak denilen hayvan hazır bir şekildeydi. Ancak Peygamber Efendimiz aleyhisselâm Burak’a binmek isterken zorlandı.Cibril aleyhisselâm Burak’a dedi ki:” Muhammed’e mi böyle yapıyorsun? O’ndan daha mükerrem hiç kimse senin üzerine binmedi”. Bunun üzerine Burak terler dökmeye başladı.

    Cibril aleyhisselâm, Âdem aleyhisselâm’den uzun bir zaman önce yaratıldı ve diğer Melekler gibi kıyamete kadar yaşayacağına rağmen kendini değil de Peygamber Efendimizi, Allâh’ın yarattığı en efdal kimse olarak görmüştür.

    Takvânın Faziletı

    İmam İbnu Hibben “Sahihinde”de Cabir b. Abdullah El-Ensari radiyellah-u anh’tan rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle diyor:”

    Anlamı:”Kim olurlarsa olsunlar ve nerede olurlarsa olsunlar bana en yakın kimseler müttakîlerdir”. Peygamber Efendimiz bu hadiste bizlere kendisine en yakın ve en sevgili olan kimselerin müttakîler, yani Allâh-u’tan korkan mü’minler olduğunu bildiriyor. Onlar ki, farzları eda eder haramlardan kaçınırlar. Peygamber Efendimiz onlar hakkında bana en yakın kimseler” Kim olurlarsa olsunlar” yani hangi renk insanlardan olurlarsa olsunlar ve “Nerede olurlarsa olsunlar” yani müttakîler velevki mesafe bakımdan Peygamber Efendimizden uzak olsalar bile ancak manevi bakımdan O’na yakındırlar. Velevki yurdu, Peygamber Efendimizin yurdundan uzak olsun Peygamber Efendimize, yakın olan günahkârdan daha yakındır.

    Takvâya Mültezim Olmanın Farziyeti

    İmam Tirmizi’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz –aleyhisselâm- şöyle buyurmuştur:

    Anlamı:” Nerede olursan ol, Allâh’tan kork”. İnsan üzerine nerede olursa olsun Allâh-u’tan korkması, yani Allâh’ın üzerine farz kıldığını eda edip ve Allâh’ın kendisine haram kıldığı şeylerden sakınmalıdır. Kim bu hal üzerindeyse hayırlı bir şekildedir.Önemli olan diyar veya nesep bakımından Allâh-u Resulüne yakın olmanız değildir.Önemli olan insanın kendisinin mü’min ve farzları eda eden, haramlardan sakınan bir müttakî olmasıdır.[/font]

    Nefsi Ateşten (Cehennem) Kurtaracak Yol


    Allâh-u Teâlâ “Et-Tehrim” Sûresinin 6. âyetinde şöyle buyuruyor:

    Allâh-u Teâlâ bu âyette, mü’minlere, kendilerini ve ehlini, yakıtı insanlar ve taşlar olan Cehennemden kurtarmalarını emrediyor. Farzlardan biri de şer’i ilmi öğrenmek, yani hiçbir mükellefin cahil kalmasının caiz olmadığı din ilminden farz olan zaruri kadarını öğrenmesi farzdır. Kul, Allâh’ın kullarına farz kıldığı din ilmini öğrenip onunla amel etmedikçe müttakî bir kul olamaz.

    Ey Müslüman Kardeşim!

    Allâh-u Teâlâ’nin “Et-Tehrim”Sûresinin 6. âyetinde şöyle buyuruyor:

    Bu âyet, nefisleri ve aileleri Cehennemden koruma emridir. Bu da dini emirleri öğrenip ailelerimize öğretmekle olur. Bir Müslüman din ilminde zaruri kadarını öğrenirse, bu da her mükellef, yani Müslüman,akıllı ve baliğin üzerine farz olan kısımdır. Daha sonra öğrenmiş olduğu şeylerle amel ederse, Allâh’ın bu âyetiyle amel etmiş olur ve bununla nefsini ve ailesini Cehennemden kurtarmış olur. Ancak öğrenmeyi ihmal ederse, iyiyi veya kötüyü yaptığını bilmez. Bilmediğinden dolayı da helaka düşer.Yapmış olduğu bazı amellerin kendisini kurtaracağını zanneder, halbuki bu amellerin, Allâh-u indinde hiç sevabı yoktur. Kim, namazın erkanları, şartları ve namazı bozan şeyleri öğrenmeden namaz kılmaya kalkışırsa ve namaz esnasında cahilliğinden dolayı namazı bozan hallerden bir şey hasıl olursa bu kişi, kendini namaz kılıp zannetse bile Allâh-u indinde bu ameli fasittir, yani kabul olmayıp boynunda kalır. İmam Buhari’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz aleyhisselem şöyle buyurmuştur:

    Anlamı:” Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi namaz kılınız”.


    Ey Müslüman Kardeşim!

    Bu, cahili taasublardan ve kötü kinlerden uzak bir şekilde Allâh’ın şeraitine sahih bir şekilde iltizam olmaya bir davettir. Bu öyle bir davettir ki, Allâh’ın bizlere razı olduğu âzim dine tutunmamız, ona bağlı olmaya bir davettir. Bununla dünya ve Ahirette bize hayır ve fayda verir. Bu öyle bir davettir ki, şer’i ahkâmları öğrenmeye ve onlarda fakîh olmaya bir davettir. Bununla kendimize, toplumumuza ve ümmetimize fayda veririz.

    Arap Şairlerden biri diyor ki;

    Ölmeden önce kişinin hazırladığı yerden başka,
    Öldükten sonra kalacağı yer yoktur.

    Eğer onu hayırla hazırlamışsa yeri güzel olur,
    Ancak şerle hazırlamışsa yeri kötü olur.

    Sika(güvenilir) ve nasihatçi bir âlimden ilim öğrenmek deliliğe götürmez. Eğer böyle bir şey olsaydı ilk önce sahabeler deli olurlardı. Çünkü Peygamber Efendimiz ümmetinden en fakîh olanlar onlardı. Şer’i ilim öğrenmek düşünceleri güçlendirir ve kalpleri nurlandırır. Anne ve babaların, çocuklarını bu yola teşvik etmeleri gerekir, ta ki Allâh’ın taatine girene kadar ve gençlerin de kendilerine Ahirette fayda verecek amelleri öğrenip onları tatbik etmeleri gerekir yoksa medeniyetin süslü ve çekici dünyasına kapılıp kendilerine iyi bir şey yapıyor zannederken, kendilerini hata çamurunda boğuluyor olarak bulurlar.[/font]

    Ey Müslüman Kardeşim!

    İzzetimiz ve kerametimiz, dinimize ve Peygamber Efendimizin getirdiği hidâyet ilmiye tutunmamızdadır.

    Allâh’ım bizleri takvâ, ilim ehlinden ve âzim Peygamberine yakın olanlardan eyle.
    kaynak. [FONT='Times New Roman','serif']ALLAME MÜHADDİS EŞ-ŞEYH ABDULLAH ELHARARİ ELHABEŞİ[/FONT]


  2. 27.Haziran.2008, 20:14
    1
    mohicans - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    TAKVÂ ve İLMİN FAZİLETİ
    Allâh-u Teâlâ “El-Hucurat” Sûresinin 13. âyetinde şöyle buyuruyor:


    Anlamı:”Muhakkak ki Allâh-u nezdinde en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır"

    Bu âyeti kerime Allâh-u indindeki faziletin takvâ ile olacağını beyan ediyor. Takvâ ise Allâh’ın taatiyle meşgul olmaktır.Yani farzları eda etmek ve haramlardan kaçınmaktır.


    Allâh-u Teâlâ “Âli İmran” Sûresinin 102. âyetinde şöyle buyuruyor:

    Allâh-u Teâlâ bu âyette, O’ndan hakkıyla korkmamızı ve Müslüman olarak ölmemizi emrediyor. Takî kul; Allâh-u indinde kullarından en değerli kuldur.

    Peygamber Efendimiz, Allâh’ın kullarından en değerli kuldur. Çünkü Allâh-u’tan en fazla korkan ve huşu sahibi olan O’dur.
    İmam Buhari’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz –aleyhisselâm- şöyle buyurmuştur:
    Anlamı:”Allâh’ı sizden daha fazla tanır ve O’na en fazla huşu ederim”.

    Takvânın kaynağı kalptir.Sonra o (takvâyı) eseri organlara taşır. Kalbin vücuttakî görevi, kralın halka karşı görevi gibidir. Çok fazla değiştiğinden dolayı kalbe kalp adı verilmiştir. Bütün organlar eller, gözler, ayaklar, dil ve başkaları olsun hepsi kalbin emri altındadır. Kalp salih olursa organlarda salih olurlar.Kalp dürüst olursa organlar da dürüst olurlar. Peygamber Efendimiz, Allâh’ın yarattığı mahlûkatların en efdalıdır. Çünkü içlerinde Allâh-u’tan en çok korkandır. Allâh-u Teâlâ, Peygamber Efendimizin kalbine, hiçbir Peygamberin ve meleğin kalbine koymadığı marifet, O’ndan korku ve sevgi ile doldurmuştur. Peygamber Efendimiz Muhammed, Peygamberlerin en efdalı ve Allâh’ın yarattığı mahlûkatların en mükerremidir. Aynı şekilde bütün Peygamberler ve Melekler, Allâh’a iman eder, O’ndan korkar ve O’na karşı takvâ sahibidirler.

    Takîlerin En Takîsi

    İmam Tirmizi’nin Enes’ten rivâyet ettiğine göre Peygamber Efendimiz aleyhisselâm İsra gecesinde Cennetten getirilen Burak denilen hayvan hazır bir şekildeydi. Ancak Peygamber Efendimiz aleyhisselâm Burak’a binmek isterken zorlandı.Cibril aleyhisselâm Burak’a dedi ki:” Muhammed’e mi böyle yapıyorsun? O’ndan daha mükerrem hiç kimse senin üzerine binmedi”. Bunun üzerine Burak terler dökmeye başladı.

    Cibril aleyhisselâm, Âdem aleyhisselâm’den uzun bir zaman önce yaratıldı ve diğer Melekler gibi kıyamete kadar yaşayacağına rağmen kendini değil de Peygamber Efendimizi, Allâh’ın yarattığı en efdal kimse olarak görmüştür.

    Takvânın Faziletı

    İmam İbnu Hibben “Sahihinde”de Cabir b. Abdullah El-Ensari radiyellah-u anh’tan rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle diyor:”

    Anlamı:”Kim olurlarsa olsunlar ve nerede olurlarsa olsunlar bana en yakın kimseler müttakîlerdir”. Peygamber Efendimiz bu hadiste bizlere kendisine en yakın ve en sevgili olan kimselerin müttakîler, yani Allâh-u’tan korkan mü’minler olduğunu bildiriyor. Onlar ki, farzları eda eder haramlardan kaçınırlar. Peygamber Efendimiz onlar hakkında bana en yakın kimseler” Kim olurlarsa olsunlar” yani hangi renk insanlardan olurlarsa olsunlar ve “Nerede olurlarsa olsunlar” yani müttakîler velevki mesafe bakımdan Peygamber Efendimizden uzak olsalar bile ancak manevi bakımdan O’na yakındırlar. Velevki yurdu, Peygamber Efendimizin yurdundan uzak olsun Peygamber Efendimize, yakın olan günahkârdan daha yakındır.

    Takvâya Mültezim Olmanın Farziyeti

    İmam Tirmizi’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz –aleyhisselâm- şöyle buyurmuştur:

    Anlamı:” Nerede olursan ol, Allâh’tan kork”. İnsan üzerine nerede olursa olsun Allâh-u’tan korkması, yani Allâh’ın üzerine farz kıldığını eda edip ve Allâh’ın kendisine haram kıldığı şeylerden sakınmalıdır. Kim bu hal üzerindeyse hayırlı bir şekildedir.Önemli olan diyar veya nesep bakımından Allâh-u Resulüne yakın olmanız değildir.Önemli olan insanın kendisinin mü’min ve farzları eda eden, haramlardan sakınan bir müttakî olmasıdır.[/font]

    Nefsi Ateşten (Cehennem) Kurtaracak Yol


    Allâh-u Teâlâ “Et-Tehrim” Sûresinin 6. âyetinde şöyle buyuruyor:

    Allâh-u Teâlâ bu âyette, mü’minlere, kendilerini ve ehlini, yakıtı insanlar ve taşlar olan Cehennemden kurtarmalarını emrediyor. Farzlardan biri de şer’i ilmi öğrenmek, yani hiçbir mükellefin cahil kalmasının caiz olmadığı din ilminden farz olan zaruri kadarını öğrenmesi farzdır. Kul, Allâh’ın kullarına farz kıldığı din ilmini öğrenip onunla amel etmedikçe müttakî bir kul olamaz.

    Ey Müslüman Kardeşim!

    Allâh-u Teâlâ’nin “Et-Tehrim”Sûresinin 6. âyetinde şöyle buyuruyor:

    Bu âyet, nefisleri ve aileleri Cehennemden koruma emridir. Bu da dini emirleri öğrenip ailelerimize öğretmekle olur. Bir Müslüman din ilminde zaruri kadarını öğrenirse, bu da her mükellef, yani Müslüman,akıllı ve baliğin üzerine farz olan kısımdır. Daha sonra öğrenmiş olduğu şeylerle amel ederse, Allâh’ın bu âyetiyle amel etmiş olur ve bununla nefsini ve ailesini Cehennemden kurtarmış olur. Ancak öğrenmeyi ihmal ederse, iyiyi veya kötüyü yaptığını bilmez. Bilmediğinden dolayı da helaka düşer.Yapmış olduğu bazı amellerin kendisini kurtaracağını zanneder, halbuki bu amellerin, Allâh-u indinde hiç sevabı yoktur. Kim, namazın erkanları, şartları ve namazı bozan şeyleri öğrenmeden namaz kılmaya kalkışırsa ve namaz esnasında cahilliğinden dolayı namazı bozan hallerden bir şey hasıl olursa bu kişi, kendini namaz kılıp zannetse bile Allâh-u indinde bu ameli fasittir, yani kabul olmayıp boynunda kalır. İmam Buhari’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz aleyhisselem şöyle buyurmuştur:

    Anlamı:” Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi namaz kılınız”.


    Ey Müslüman Kardeşim!

    Bu, cahili taasublardan ve kötü kinlerden uzak bir şekilde Allâh’ın şeraitine sahih bir şekilde iltizam olmaya bir davettir. Bu öyle bir davettir ki, Allâh’ın bizlere razı olduğu âzim dine tutunmamız, ona bağlı olmaya bir davettir. Bununla dünya ve Ahirette bize hayır ve fayda verir. Bu öyle bir davettir ki, şer’i ahkâmları öğrenmeye ve onlarda fakîh olmaya bir davettir. Bununla kendimize, toplumumuza ve ümmetimize fayda veririz.

    Arap Şairlerden biri diyor ki;

    Ölmeden önce kişinin hazırladığı yerden başka,
    Öldükten sonra kalacağı yer yoktur.

    Eğer onu hayırla hazırlamışsa yeri güzel olur,
    Ancak şerle hazırlamışsa yeri kötü olur.

    Sika(güvenilir) ve nasihatçi bir âlimden ilim öğrenmek deliliğe götürmez. Eğer böyle bir şey olsaydı ilk önce sahabeler deli olurlardı. Çünkü Peygamber Efendimiz ümmetinden en fakîh olanlar onlardı. Şer’i ilim öğrenmek düşünceleri güçlendirir ve kalpleri nurlandırır. Anne ve babaların, çocuklarını bu yola teşvik etmeleri gerekir, ta ki Allâh’ın taatine girene kadar ve gençlerin de kendilerine Ahirette fayda verecek amelleri öğrenip onları tatbik etmeleri gerekir yoksa medeniyetin süslü ve çekici dünyasına kapılıp kendilerine iyi bir şey yapıyor zannederken, kendilerini hata çamurunda boğuluyor olarak bulurlar.[/font]

    Ey Müslüman Kardeşim!

    İzzetimiz ve kerametimiz, dinimize ve Peygamber Efendimizin getirdiği hidâyet ilmiye tutunmamızdadır.

    Allâh’ım bizleri takvâ, ilim ehlinden ve âzim Peygamberine yakın olanlardan eyle.
    kaynak. [FONT='Times New Roman','serif']ALLAME MÜHADDİS EŞ-ŞEYH ABDULLAH ELHARARİ ELHABEŞİ[/FONT]

  3. 01.Temmuz.2008, 18:38
    2
    Fatıma-Tuana
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Haziran.2008
    Üye No: 22731
    Mesaj Sayısı: 191
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: Suya Hasret MisaLi...

    --->: Takvâ ve İlmin Fazileti




    Allâh’ım bizleri takvâ, ilim ehlinden ve âzim Peygamberine yakın olanlardan eyle...Amin..Allah(C.C)Razı olsun Kradeşim...


  4. 01.Temmuz.2008, 18:38
    2
    Fatıma-Tuana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Allâh’ım bizleri takvâ, ilim ehlinden ve âzim Peygamberine yakın olanlardan eyle...Amin..Allah(C.C)Razı olsun Kradeşim...

  5. 01.Haziran.2011, 12:59
    3
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,389
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 140
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Takvâ ve İlmin Fazileti

    Alıntı
    Nerede olursan ol, Allâh’tan kork”. İnsan üzerine nerede olursa olsun Allâh-u’tan korkması, yani Allâh’ın üzerine farz kıldığını eda edip ve Allâh’ın kendisine haram kıldığı şeylerden sakınmalıdır. Kim bu hal üzerindeyse hayırlı bir şekildedir.Önemli olan diyar veya nesep bakımından Allâh-u Resulüne yakın olmanız değildir.Önemli olan insanın kendisinin mü’min ve farzları eda eden, haramlardan sakınan bir müttakî olmasıdır
    Allâh’ım bizleri takvâ, ilim ehlinden ve âzim Peygamberine yakın olanlardan eyle
    amin..
    Allah c.c. razı olsun..



  6. 01.Haziran.2011, 12:59
    3
    Hüvel Baki..
    Alıntı
    Nerede olursan ol, Allâh’tan kork”. İnsan üzerine nerede olursa olsun Allâh-u’tan korkması, yani Allâh’ın üzerine farz kıldığını eda edip ve Allâh’ın kendisine haram kıldığı şeylerden sakınmalıdır. Kim bu hal üzerindeyse hayırlı bir şekildedir.Önemli olan diyar veya nesep bakımından Allâh-u Resulüne yakın olmanız değildir.Önemli olan insanın kendisinin mü’min ve farzları eda eden, haramlardan sakınan bir müttakî olmasıdır
    Allâh’ım bizleri takvâ, ilim ehlinden ve âzim Peygamberine yakın olanlardan eyle
    amin..
    Allah c.c. razı olsun..





+ Yorum Gönder