Konusunu Oylayın.: Çocuk Terbiyesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Çocuk Terbiyesi
  1. 27.Haziran.2008, 10:01
    1
    mohicans
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Haziran.2008
    Üye No: 23746
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 41

    Çocuk Terbiyesi






    Çocuk Terbiyesi Mumsema Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamt, resullerin en şereflisi Muhammed’e ,âline ve ashâbına salât ve selâm olsun.

    Allâhu Teâlâ şöyle buyurmuştur:


    نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ وَأَهْلِيكُمْ ا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ


    (Et-Tahrîm suresi, 6. âyet)
    Manası: Muminler, kendilerini ve yakınlarını yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemden korusunlar.
    Ebu Hurayra radıyallâhu anhu kanalıyla gelip üzerinde ittifak edilmiş bir hadis-i şerîfte ise şöyle geçmektedir:
    Her doğan fıtrat üzere doğar, ebeveyni de onu yahudileştirir, hıristiyanlaştırır veya mecusileştirir.
    Her doğan fitrat üzere doğar sözünün manası ise Allâh’ın Âdem’in sırtından zürriyetinin ruhlarını çıkardığı gündeki, üzerinde alınan sözün muktezasına göre herkezin doğmasıdır. O günde Allâh onları konuşturdu, onlara şöyle buyurdu: “Ben sizin Rabbiniz değilmiyim“ Onlar da: “Elbette Senden başka ilâhimiz yoktur“ dediler.

    Çocuklar terbiyesi en önemli ve en sağlama alınacak işlerden biridir. Çünkü çocuk, ebeveyninin yanında bir emanettir, kalbi de değerli mücevherdir her türlü nakıştan hâlisdir. Bir de nakış edilecek her türlü şeye kâbildir ve meyl ettirilen her şeye meyl edicidir. Eğer hayırlara alıştırılıp bunlar kendisine öğretilirse o zaman buna göre yetişir ve hem dünyada hem de ahirette mutlu olur. Sevâp kazanmasında da ebeveyni ve eğitici ve uslandırıcı olan herkes ortak olur. Fakat şerre alıştırılıp hayvanlara davranıldığı gibi davranılırsa, o zaman bedbaht olup mahv olur. İhmâl edilişinin günahı da velisinin boynunadır.
    Çocuklara sahip çıkmak; uslandırma, bakım, ahlâkın güzelliklerini öğretmek ve kötü arkadaştan uzak tutmakla olur, ve bügünlerde kötü arkadaşlar ne de çoktur.
    Ayrıca onlar bolluğa alıştırılmaz ve onlara süslenme ve refahlık vesileleri sevdirilmez ki büyüdüğünde ömrünü bu şeyleri aramakta ziyan etmesin. İlk baştan beri gözetilmelidirler. O hâlde çocuğun bakımında ve süt emzirilmesinde, helâl yiyen dindâr sâlih bir kadından başkası ayarlanmaz. Muhakkak ki haramdan gelen sütte bereket olmaz. Dolayısıyla çoçuğun yetişmesi haramdan olan sütle gerçekleşirse, çamuru kötü olanla yoğurulmuş olur ve bu yüzden tabiatı kötülüğe uygun gelmeye meyl eder.
    Sonra tabiatına bakar, eğer ihtişam edip bazı şeyler hariç bazı şeylerden utanıyorsa ve bazı fiilleri terk ediyorsa, o zaman bu onun ahlâkının normalliğine ve kalbin safâ^ına işaret eden bir müjdedir. Ayrıca buluğ çağına erdiğinde aklının mükemmel olacağının müjdesi de vardır. O hâlde uslandırılmasında hayâsı yardımcı olarak kullanılır. Çocuğun, iki veya üç sene sonra çoğunlukla karşılaştığı ilk şey yemeye karşı olan düşkünlüktür. O halde onu bu hususta uslandırmalıdır.

    Uslandırmadaki misaller:

    · Yemeği sadece sağ eliyle almak
    · Yemek istediğinde bismillâh demek
    · Kendi önünden yemek
    · Başkasından önce yemeye çabuk davranmamak
    · Yiyeceye göz dikmemek
    · Yemek yiyene göz dikmemek
    · Çabuk yememek
    · İyice çiğnemek
    · Lokmalar arasında bir aralık bırakmak
    · Üç parmak ile yemek
    · Eli ve elbiseyi bulaştırmamak
    · Aradabir ekmek ile suya alıştırılmalıdır ki ikidebir et beklemesinler
    · Çok yemek yiyen herkesin hayvanlara benzetilmesiyle yanında çok yemek yemeyi çirkinsemek
    · Az yemek yiyen edepli çoçuğu meth etmek
    · Yemeye fazla önem vermemeyi sevdirmek
    · Az yemek ile kanaat etmeyi (yetinmeyi) sevdirmek
    · Beyaz elbiseyi sevdirmek ve beyaz elbiseyi, Rasûlullâh’a (sallallâhu âleyh ive sellem) uymak için giymenin sünnet olduğunu bildirmek
    · Bolluğa, refahlığa, pahalı elbiseler giymeye alışmış çocuklardan ve bunlara heveslendirecek şeyleri duyuracak herkesten, içlerine karışmasından uzak tutmak
    Bilinmelidir ki çocuk yetişmesinin başlangıcında ihmal edilirse, çoğunlukta kötü ahlaklı, yalancı, hasetci, israrcı, çok gülen yaramaz birisi olarak çıkar. İşte bütün bunlardan uslandırmanın güzelliliği ile uzak tutulur. Sonra mümeyyiz olacağı yaşa erdiğinde, Din ilmiyle meşgul edilir. Kendisine öğretilecek ilk şey Allâh’ın yaratılmışlara benzemekten münezzeh olması ve buna bağlı olan inanışlardır. Sonra taharet ve namaz hükümleri öğretilir ve namaz kılmasıyla ve oruç tutmasıyla emredilir. Sonra karna, dile, ele, ayağa, göze, kalbe, ve bedene haram kılınan şeyler öğretilip bunlardan korkutulur. İnsanlardan cahil olanların bazılarının dedikleri: “Bu çocuk daha küçüktür ona verdiğinizi anlamaz” sözü de denilmez. Bu gibilerine ise imam Gazalî’nin “İhya-i ulûmeddîn” adlı kitabında itikadî meseleleri zikrettikten sonra dediği şu sözü denilir:
    “Bil ki zikrettiklerimiz çoçuğa yetişmesinin ilk sıralarında takdim edilir ki bunları ezberlesin, sonra zamanla bunların manaları büyüdüğünde kendisine yavaş yavaş ortaya çıkar.”
    Sonra Kur’ân’ı kerîm, hayırlı kulların sözleri ve nefsinde salihlere karşı sevginin yerleşmesi için salihlerin hikayeleri ve hâlleri öğretilir. Sonra onda güzel ahlâk ve övülecek işler görünürse, bu şeyden dolayı iyilikte bulunarak kendisini sevindirecek bir şeyle mükâfatlandırmalıdır.
    İlk sefer söz dinlemediğinde görmemezlikten gelinmeli ve örtbazlık ettiği şeyi açığa vurmamalı. Özellikle de çocuk onu örtbaz edip onu gizlemekte gayret ederse. Muhakkak ki bunu onun yanında açığa vurmak, cesaretini bunu açıkta yapmay“ı umursamıyacak şekilde arttırabilir.
    İşte bu arada aynısını bir daha yaparsa o zaman azarlanıp kendisine şöyle denmeli: Sakın bunun aynısı bir daha yapma. Çocuk her zaman çok azarlanmamalıdır, çünkü çok azarlanırsa o zaman kınamayı duymak ona kolay gelir ve sözün kalbine işlemesi sağlanmamış olur. Baba onunla olan konuşmasındaki sözünün heybetine sahip çıkmalı ve anne onu babasıyla korkutmalıdır. Ayrıca gündüzleyin uyumaktan men edilmelidir][2], çünkü gündüzleyin uyumak tenbelliğe yol açar. Bir de kasları sertleşsin diye yumuşak yataktan men edilir ve yatılan yer, giyilen şey ve yenilen şey hususunda sertliğe alıştırılır. Muhakkak ki Rasûlullâh’a (sallallâhu âleyhi ve sellem) insanların hangisi en faziletlisidir denildiğinde: “Yedikleri ve gülmesi az olan kimsedir” buyurmuştur. Çocuğun günün bir kısmında hareketi ve sporu olmalıdır ki tenbellik çökmesin. Ayrıca çabuk yürümemeğe ve aynı yaşta olan arkadaşlarına babasının sahip olduğu şeylerden hiç biriyle iftihar etmemeğe alıştırılır. Ayrıca öğretilir ki üstünlük, almakta değil vermektedir. Çocuğa altın ve gümüş sevgisinin çirkin olduğu bildirilir.


    Ayrıca ayağını diğer ayağının üstüne koymamasıyla oturuşun nasıl olduğu, başkasına sırtını çevirmemesi, başkasının huzurunda (ağzını sol eliyle kapatmadan) esnememesi öğretilir. Çocuk çok konuşmaktan men edilir ve bunun utanmazlığa işaret ettiği açıklanır. Ayrıca hem doğru söylerken hem de yalan söylerken yemin etmekten tamamen men edilir ki küçükken buna alışmasın. Ayrıca sözü başlatmaktan ve soru kadar cevap vermek hariç konuşmaktan men edilir. Kendisinden daha büyük olup konuşanı güzelce dinlemesi, daha büyük olana karşı kalkması ve ona yer vermesi öğretilir. Ayrıca boş ve aşırıya kaçan sözleri konuşmaktan sövmekten ve dilinde bunlardan bir şeyin geçtiği kimseyle alaka kurmasından men edilir. Muhakkak ki böylesi kesinlikle kötü arkadaşlardan başkasına geçer. Uslandırmaktaki esas kötü arkadaşlardan korumaktır. Çocuk dövülünce de çok bağırmamalıdır, çünkü bu kadınların âdetidir. Dersten sonra da oynamakta yorulmayacak şekilde güzelce bir oyun oynamasına müsaade edilir.

    Ayrıca ebeveynine, hocasına ve kendisini uslandırmakla uğraşana karşı itaatkâr olması, ölümün dünya nimetlerini kestiğini, burasının devamlı kalınan yurd değil de geçilen bir yurd olduğunu, ahiretin ise devamlı kalınan yurd olduğunu, ölümün heran gelebilmesi beklenildiğini ve akıllı zeki olanın dünyadan, Ahireti için azığını hazırlayan olduğunu da öğretir. Çocuğun yetişmesi böylece sağlam olursa, bu sözler buluğ çağında yerleşmiş ve etkilemiş olup nakışın taşta sabit kaldığı gibi kalbinde de sabit kalır. Fakat yetişme, çocuğun oyuna, terbiyesizliğe, küstahlığa ve yemek, elbise, süslenme ve böbürlenme düşkünlüğüne alışıncaya kadar bunlara ters gelecek şekilde olursa o zaman duvarın, üzerine atılmış kuru toprağı kabul etmediği (üzerine atıldığında kalmayıp geri sıçradığı) gibi kalbi de gerçeği kabul etmeye yönelmez. O hâlde çocuk, ilk sıralarda riayet edilmelidir. Muhakkak ki o öyle bir varlıktır ki hayra da şerre de kabildir. Bu iki taraftan birine yönlendiren ise ebeveynidir.

    Veli Arif billâh Sehl Ettusturî radiyallâhu anhu şöyle der: “Ben üç yaşındayken geceleyin kalkıp Muhammed bin Sivar dayımın namaz kılmasına bakardım. O da bana bir gün dedi ki: “Seni yaratan Allâh’ı zikretmez misin!?...” Ben de dedim ki: “Onu nasıl zikredebilirim?…”
    Bunun üzerine bana: “Elbisenin tekallubunde, kalbinle dilini kımıldatmadan üç defa: “Allâh beni bilmekte, bana bakmakta ve şahit olmaktadır” de.” dedi.
    Bu sözleri de geceler boyu söyledim ve kendisine bildirdim.
    O da bu sefer: “Bunları her gece yedi defa söyle.” dedi.
    Yine bunları söyledim ve kendisine bildirdim. O zaman da: “Bunları onbir defa söyle” dedi. Bunları söylediğimde de bu sefer kalbime bunun tatlılığı girdi. Aradan bir sene geçince dayım bana: “Sana öğrettiğime sahip çık ve buna kabre girinceye kadar devam et, muhakkak ki bu sana dünyda ve Ahirette fayda verecektir.” Böylece buna hâlâ devam etmekte, senelerce kalıp kalbimde bunun tatlılığını buluyordum. Sonra dayım bana bir gün şöyle dedi:
    Ey Sehl Allâh’ın, hâlini bildiği ve kendisine baktığı kimse O’nun emirlerinden çıkar mı ki!?… Sakın günah işleme. Daha sonra beni katiplere gönderdiler ve böylece altı veya yedi yaşındayken Kur’ân’ı ögrendim ve ezberledim. Ayrıca sene boyu oruç tutardım (tutulması câiz olmayan günler hariç) ve gıdam da tuzsuz olarak ve ekmeğin batırıldığı bir şey olmadan arpa ekmeyi idi. Sonra çıkıp arzda senelerce seyahat ettim. Daha sonra Tustur’a geri döndüm. Ayrıca Allâhu Teâla’nın dilediği bütün gece boyu gece kıyamıyla meşgul olurdum. Ahmed ibnu Hambel de onun hakkında şöyle demiştir: “Onu ölüme kadar tuz yediğini hiç görmedim.”

    Allâh katında üstünlüğe ve dereceye sahip olan bu insanın hâline bakınız. İşte sâlih yetişme ile yetişen ve doğru olan şer’î terbiye ile terbiyeleşen kişinin hâli böyle olur. O hâlde evladınıza terbiyenin, Allâhu Teberake ve Teâlâ’nın razı olduğu şekilde verilmesine gayret gösteriniz ve Peygamber Efendimiz’in (sallâllâhu âleyhi ve selem) şu sözünü: “Adem oğlu olürse ameli üç şey hariç kesilmiş olur; Sadaka-i cariye, kendisiyle faydalanılan ilim ve kendisine dua edecek salih evlat.” Hatırlayınız! Şu sonuncu olanı ise çoğunlukla ebeveynin çalışması ve gayreti olmadan olmaz. O hâlde hiç birimiz oyalanmakla ve dertlerin, belâ ve musibetlerin çoğalmasıyla bahane etmesin. Çünkü çocuklara terbiyenin verilmesi, ebeveynin kendilerini ve gereken vakti, buna vermeleri daha layıktır.

    Allâh bizlere ve sizlere salih bir zürriyet nasıp etsin.



    Bazı cahil insanlar çocuklara, Dinimizce haram olan bir seyi yaptıkları zaman doğru ve uygun olmayan şu gibi sözler kullanırlar: “Bunu yapma yoksa Allâh seni yakar “ veya “Bunu yapma yoksa günaha girersin“. İşte bu tür sözler söylenilemez, çünkü sahih bir Hadis-i şeriften anlaşıldığına göre, çocuk buluğ çağına erinceye kadar ona günah yazılmaz.

    [ Kaylule uykusu olarak bilinen ögle vaktindeki uzun sürmeyen uyku müstesnadır. Ancak ikindiden sonra gerek duymadan uyumak büyük alimlerden bazılarının dediklerine göre anlayış zayıflığına yol açmaktadır


  2. 27.Haziran.2008, 10:01
    1
    mohicans - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamt, resullerin en şereflisi Muhammed’e ,âline ve ashâbına salât ve selâm olsun.

    Allâhu Teâlâ şöyle buyurmuştur:


    نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ وَأَهْلِيكُمْ ا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ


    (Et-Tahrîm suresi, 6. âyet)
    Manası: Muminler, kendilerini ve yakınlarını yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemden korusunlar.
    Ebu Hurayra radıyallâhu anhu kanalıyla gelip üzerinde ittifak edilmiş bir hadis-i şerîfte ise şöyle geçmektedir:
    Her doğan fıtrat üzere doğar, ebeveyni de onu yahudileştirir, hıristiyanlaştırır veya mecusileştirir.
    Her doğan fitrat üzere doğar sözünün manası ise Allâh’ın Âdem’in sırtından zürriyetinin ruhlarını çıkardığı gündeki, üzerinde alınan sözün muktezasına göre herkezin doğmasıdır. O günde Allâh onları konuşturdu, onlara şöyle buyurdu: “Ben sizin Rabbiniz değilmiyim“ Onlar da: “Elbette Senden başka ilâhimiz yoktur“ dediler.

    Çocuklar terbiyesi en önemli ve en sağlama alınacak işlerden biridir. Çünkü çocuk, ebeveyninin yanında bir emanettir, kalbi de değerli mücevherdir her türlü nakıştan hâlisdir. Bir de nakış edilecek her türlü şeye kâbildir ve meyl ettirilen her şeye meyl edicidir. Eğer hayırlara alıştırılıp bunlar kendisine öğretilirse o zaman buna göre yetişir ve hem dünyada hem de ahirette mutlu olur. Sevâp kazanmasında da ebeveyni ve eğitici ve uslandırıcı olan herkes ortak olur. Fakat şerre alıştırılıp hayvanlara davranıldığı gibi davranılırsa, o zaman bedbaht olup mahv olur. İhmâl edilişinin günahı da velisinin boynunadır.
    Çocuklara sahip çıkmak; uslandırma, bakım, ahlâkın güzelliklerini öğretmek ve kötü arkadaştan uzak tutmakla olur, ve bügünlerde kötü arkadaşlar ne de çoktur.
    Ayrıca onlar bolluğa alıştırılmaz ve onlara süslenme ve refahlık vesileleri sevdirilmez ki büyüdüğünde ömrünü bu şeyleri aramakta ziyan etmesin. İlk baştan beri gözetilmelidirler. O hâlde çocuğun bakımında ve süt emzirilmesinde, helâl yiyen dindâr sâlih bir kadından başkası ayarlanmaz. Muhakkak ki haramdan gelen sütte bereket olmaz. Dolayısıyla çoçuğun yetişmesi haramdan olan sütle gerçekleşirse, çamuru kötü olanla yoğurulmuş olur ve bu yüzden tabiatı kötülüğe uygun gelmeye meyl eder.
    Sonra tabiatına bakar, eğer ihtişam edip bazı şeyler hariç bazı şeylerden utanıyorsa ve bazı fiilleri terk ediyorsa, o zaman bu onun ahlâkının normalliğine ve kalbin safâ^ına işaret eden bir müjdedir. Ayrıca buluğ çağına erdiğinde aklının mükemmel olacağının müjdesi de vardır. O hâlde uslandırılmasında hayâsı yardımcı olarak kullanılır. Çocuğun, iki veya üç sene sonra çoğunlukla karşılaştığı ilk şey yemeye karşı olan düşkünlüktür. O halde onu bu hususta uslandırmalıdır.

    Uslandırmadaki misaller:

    · Yemeği sadece sağ eliyle almak
    · Yemek istediğinde bismillâh demek
    · Kendi önünden yemek
    · Başkasından önce yemeye çabuk davranmamak
    · Yiyeceye göz dikmemek
    · Yemek yiyene göz dikmemek
    · Çabuk yememek
    · İyice çiğnemek
    · Lokmalar arasında bir aralık bırakmak
    · Üç parmak ile yemek
    · Eli ve elbiseyi bulaştırmamak
    · Aradabir ekmek ile suya alıştırılmalıdır ki ikidebir et beklemesinler
    · Çok yemek yiyen herkesin hayvanlara benzetilmesiyle yanında çok yemek yemeyi çirkinsemek
    · Az yemek yiyen edepli çoçuğu meth etmek
    · Yemeye fazla önem vermemeyi sevdirmek
    · Az yemek ile kanaat etmeyi (yetinmeyi) sevdirmek
    · Beyaz elbiseyi sevdirmek ve beyaz elbiseyi, Rasûlullâh’a (sallallâhu âleyh ive sellem) uymak için giymenin sünnet olduğunu bildirmek
    · Bolluğa, refahlığa, pahalı elbiseler giymeye alışmış çocuklardan ve bunlara heveslendirecek şeyleri duyuracak herkesten, içlerine karışmasından uzak tutmak
    Bilinmelidir ki çocuk yetişmesinin başlangıcında ihmal edilirse, çoğunlukta kötü ahlaklı, yalancı, hasetci, israrcı, çok gülen yaramaz birisi olarak çıkar. İşte bütün bunlardan uslandırmanın güzelliliği ile uzak tutulur. Sonra mümeyyiz olacağı yaşa erdiğinde, Din ilmiyle meşgul edilir. Kendisine öğretilecek ilk şey Allâh’ın yaratılmışlara benzemekten münezzeh olması ve buna bağlı olan inanışlardır. Sonra taharet ve namaz hükümleri öğretilir ve namaz kılmasıyla ve oruç tutmasıyla emredilir. Sonra karna, dile, ele, ayağa, göze, kalbe, ve bedene haram kılınan şeyler öğretilip bunlardan korkutulur. İnsanlardan cahil olanların bazılarının dedikleri: “Bu çocuk daha küçüktür ona verdiğinizi anlamaz” sözü de denilmez. Bu gibilerine ise imam Gazalî’nin “İhya-i ulûmeddîn” adlı kitabında itikadî meseleleri zikrettikten sonra dediği şu sözü denilir:
    “Bil ki zikrettiklerimiz çoçuğa yetişmesinin ilk sıralarında takdim edilir ki bunları ezberlesin, sonra zamanla bunların manaları büyüdüğünde kendisine yavaş yavaş ortaya çıkar.”
    Sonra Kur’ân’ı kerîm, hayırlı kulların sözleri ve nefsinde salihlere karşı sevginin yerleşmesi için salihlerin hikayeleri ve hâlleri öğretilir. Sonra onda güzel ahlâk ve övülecek işler görünürse, bu şeyden dolayı iyilikte bulunarak kendisini sevindirecek bir şeyle mükâfatlandırmalıdır.
    İlk sefer söz dinlemediğinde görmemezlikten gelinmeli ve örtbazlık ettiği şeyi açığa vurmamalı. Özellikle de çocuk onu örtbaz edip onu gizlemekte gayret ederse. Muhakkak ki bunu onun yanında açığa vurmak, cesaretini bunu açıkta yapmay“ı umursamıyacak şekilde arttırabilir.
    İşte bu arada aynısını bir daha yaparsa o zaman azarlanıp kendisine şöyle denmeli: Sakın bunun aynısı bir daha yapma. Çocuk her zaman çok azarlanmamalıdır, çünkü çok azarlanırsa o zaman kınamayı duymak ona kolay gelir ve sözün kalbine işlemesi sağlanmamış olur. Baba onunla olan konuşmasındaki sözünün heybetine sahip çıkmalı ve anne onu babasıyla korkutmalıdır. Ayrıca gündüzleyin uyumaktan men edilmelidir][2], çünkü gündüzleyin uyumak tenbelliğe yol açar. Bir de kasları sertleşsin diye yumuşak yataktan men edilir ve yatılan yer, giyilen şey ve yenilen şey hususunda sertliğe alıştırılır. Muhakkak ki Rasûlullâh’a (sallallâhu âleyhi ve sellem) insanların hangisi en faziletlisidir denildiğinde: “Yedikleri ve gülmesi az olan kimsedir” buyurmuştur. Çocuğun günün bir kısmında hareketi ve sporu olmalıdır ki tenbellik çökmesin. Ayrıca çabuk yürümemeğe ve aynı yaşta olan arkadaşlarına babasının sahip olduğu şeylerden hiç biriyle iftihar etmemeğe alıştırılır. Ayrıca öğretilir ki üstünlük, almakta değil vermektedir. Çocuğa altın ve gümüş sevgisinin çirkin olduğu bildirilir.


    Ayrıca ayağını diğer ayağının üstüne koymamasıyla oturuşun nasıl olduğu, başkasına sırtını çevirmemesi, başkasının huzurunda (ağzını sol eliyle kapatmadan) esnememesi öğretilir. Çocuk çok konuşmaktan men edilir ve bunun utanmazlığa işaret ettiği açıklanır. Ayrıca hem doğru söylerken hem de yalan söylerken yemin etmekten tamamen men edilir ki küçükken buna alışmasın. Ayrıca sözü başlatmaktan ve soru kadar cevap vermek hariç konuşmaktan men edilir. Kendisinden daha büyük olup konuşanı güzelce dinlemesi, daha büyük olana karşı kalkması ve ona yer vermesi öğretilir. Ayrıca boş ve aşırıya kaçan sözleri konuşmaktan sövmekten ve dilinde bunlardan bir şeyin geçtiği kimseyle alaka kurmasından men edilir. Muhakkak ki böylesi kesinlikle kötü arkadaşlardan başkasına geçer. Uslandırmaktaki esas kötü arkadaşlardan korumaktır. Çocuk dövülünce de çok bağırmamalıdır, çünkü bu kadınların âdetidir. Dersten sonra da oynamakta yorulmayacak şekilde güzelce bir oyun oynamasına müsaade edilir.

    Ayrıca ebeveynine, hocasına ve kendisini uslandırmakla uğraşana karşı itaatkâr olması, ölümün dünya nimetlerini kestiğini, burasının devamlı kalınan yurd değil de geçilen bir yurd olduğunu, ahiretin ise devamlı kalınan yurd olduğunu, ölümün heran gelebilmesi beklenildiğini ve akıllı zeki olanın dünyadan, Ahireti için azığını hazırlayan olduğunu da öğretir. Çocuğun yetişmesi böylece sağlam olursa, bu sözler buluğ çağında yerleşmiş ve etkilemiş olup nakışın taşta sabit kaldığı gibi kalbinde de sabit kalır. Fakat yetişme, çocuğun oyuna, terbiyesizliğe, küstahlığa ve yemek, elbise, süslenme ve böbürlenme düşkünlüğüne alışıncaya kadar bunlara ters gelecek şekilde olursa o zaman duvarın, üzerine atılmış kuru toprağı kabul etmediği (üzerine atıldığında kalmayıp geri sıçradığı) gibi kalbi de gerçeği kabul etmeye yönelmez. O hâlde çocuk, ilk sıralarda riayet edilmelidir. Muhakkak ki o öyle bir varlıktır ki hayra da şerre de kabildir. Bu iki taraftan birine yönlendiren ise ebeveynidir.

    Veli Arif billâh Sehl Ettusturî radiyallâhu anhu şöyle der: “Ben üç yaşındayken geceleyin kalkıp Muhammed bin Sivar dayımın namaz kılmasına bakardım. O da bana bir gün dedi ki: “Seni yaratan Allâh’ı zikretmez misin!?...” Ben de dedim ki: “Onu nasıl zikredebilirim?…”
    Bunun üzerine bana: “Elbisenin tekallubunde, kalbinle dilini kımıldatmadan üç defa: “Allâh beni bilmekte, bana bakmakta ve şahit olmaktadır” de.” dedi.
    Bu sözleri de geceler boyu söyledim ve kendisine bildirdim.
    O da bu sefer: “Bunları her gece yedi defa söyle.” dedi.
    Yine bunları söyledim ve kendisine bildirdim. O zaman da: “Bunları onbir defa söyle” dedi. Bunları söylediğimde de bu sefer kalbime bunun tatlılığı girdi. Aradan bir sene geçince dayım bana: “Sana öğrettiğime sahip çık ve buna kabre girinceye kadar devam et, muhakkak ki bu sana dünyda ve Ahirette fayda verecektir.” Böylece buna hâlâ devam etmekte, senelerce kalıp kalbimde bunun tatlılığını buluyordum. Sonra dayım bana bir gün şöyle dedi:
    Ey Sehl Allâh’ın, hâlini bildiği ve kendisine baktığı kimse O’nun emirlerinden çıkar mı ki!?… Sakın günah işleme. Daha sonra beni katiplere gönderdiler ve böylece altı veya yedi yaşındayken Kur’ân’ı ögrendim ve ezberledim. Ayrıca sene boyu oruç tutardım (tutulması câiz olmayan günler hariç) ve gıdam da tuzsuz olarak ve ekmeğin batırıldığı bir şey olmadan arpa ekmeyi idi. Sonra çıkıp arzda senelerce seyahat ettim. Daha sonra Tustur’a geri döndüm. Ayrıca Allâhu Teâla’nın dilediği bütün gece boyu gece kıyamıyla meşgul olurdum. Ahmed ibnu Hambel de onun hakkında şöyle demiştir: “Onu ölüme kadar tuz yediğini hiç görmedim.”

    Allâh katında üstünlüğe ve dereceye sahip olan bu insanın hâline bakınız. İşte sâlih yetişme ile yetişen ve doğru olan şer’î terbiye ile terbiyeleşen kişinin hâli böyle olur. O hâlde evladınıza terbiyenin, Allâhu Teberake ve Teâlâ’nın razı olduğu şekilde verilmesine gayret gösteriniz ve Peygamber Efendimiz’in (sallâllâhu âleyhi ve selem) şu sözünü: “Adem oğlu olürse ameli üç şey hariç kesilmiş olur; Sadaka-i cariye, kendisiyle faydalanılan ilim ve kendisine dua edecek salih evlat.” Hatırlayınız! Şu sonuncu olanı ise çoğunlukla ebeveynin çalışması ve gayreti olmadan olmaz. O hâlde hiç birimiz oyalanmakla ve dertlerin, belâ ve musibetlerin çoğalmasıyla bahane etmesin. Çünkü çocuklara terbiyenin verilmesi, ebeveynin kendilerini ve gereken vakti, buna vermeleri daha layıktır.

    Allâh bizlere ve sizlere salih bir zürriyet nasıp etsin.



    Bazı cahil insanlar çocuklara, Dinimizce haram olan bir seyi yaptıkları zaman doğru ve uygun olmayan şu gibi sözler kullanırlar: “Bunu yapma yoksa Allâh seni yakar “ veya “Bunu yapma yoksa günaha girersin“. İşte bu tür sözler söylenilemez, çünkü sahih bir Hadis-i şeriften anlaşıldığına göre, çocuk buluğ çağına erinceye kadar ona günah yazılmaz.

    [ Kaylule uykusu olarak bilinen ögle vaktindeki uzun sürmeyen uyku müstesnadır. Ancak ikindiden sonra gerek duymadan uyumak büyük alimlerden bazılarının dediklerine göre anlayış zayıflığına yol açmaktadır

  3. 15.Kasım.2014, 19:43
    2
    EHLİMAN
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ekim.2014
    Üye No: 104895
    Mesaj Sayısı: 2,070
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21

    Cevap: Çocuk Terbiyesi




    Çocuk terbiyesi çok önemlidir. Çocuğa terbiye küçük yaşlardan itibaren verilmelidir. İyi bir terbiye için sabırlı olmak gerekmektedir. Çocuğumuza doğru şeyleri sabırlı bir şekilde anlatarak öğretmeliyiz.


  4. 15.Kasım.2014, 19:43
    2
    Kıdemli Üye



    Çocuk terbiyesi çok önemlidir. Çocuğa terbiye küçük yaşlardan itibaren verilmelidir. İyi bir terbiye için sabırlı olmak gerekmektedir. Çocuğumuza doğru şeyleri sabırlı bir şekilde anlatarak öğretmeliyiz.




+ Yorum Gönder